31 Temmuz 2020 Cuma

BÖYLE SÖYLEDİ TÜRK BİLGESİ- 8 (ŞİİR)

Bir gülle bahar gelmez derler, inanma
Hiç gülsüz de bahar gelir, sevdiğin yanında olursa
Yoksa gül bahçesinde kış da yaşarsın
Sevda ne demekmiş gülsüz de anlarsın
Ayrıca der ki bu solgun bilge
Baharı getiren gül değil gülü getiren bahardır
Aşkı, onuru ve insancalığı bilmeyenler yenilen güreşçiye benzerler
Aşka doymazlar
Dünya yalansa ki yalandır
Getirdiği gül de bahar da yalandır,
Gerçek aşk insanı bulamaz her zaman, didinse de
İşlek bir beton yolda bir gül ağacı vardı
Üstü kırmızı, iri noktalar gibi
İri noktalar gibi kırmızı güller gibi hoş hoş
Sevimli, çocuklar gibi oynaşan yüzlerce uğur böceği dolardı yazları
Uçuşup uçuşup, oynaşıp oynaşıp
Beton yola konuyorlardı aptalca bir mutlulukla ve oyunla
Ve üstlerinden yüzlerce araç geçiyordu çıtır çıtır
Tümünü kurtarmak isterdim avuçlarımla ama yapamazdım
Kan kırmızıdan koca bir gölü avuçlayamazdım
Gözlerimden dökülürdü binlerce damla damla uğur böceği
Ruhumda acı içinde, şaşkın öfke
Sırtımı dönüp yürürdüm, yerdeki bu kırmızıdan göle
Her araba geçtiğinde, ben uzaklaşırken oradan
Kulaklarıma dolardı çıtır ,çıtır, çıtır, çıtır
Bir hayvan için insanın sağır ve kör olmak istediği gündür
Gülleri de güzeldi gül ağacının, uğur böcekleri de
Ama arabaların altlarında çıtır, çıtır ezilenler uğur böcekleriydi
Oysa salınıyordu güller fildişi saraylarında, sırça köşklerinde
Soylu ve alımlı
Ve bir gece baltam yıkıverdi gizlice
Yüzlerce uğur böceği ölmesin diye
O soylu şatosunu
Gül ağacı bir kez ölecekti
Ve hergün ölmeyecekti yüzlerce uğur böceği
Ve ben
Çok ölüm, bir ölümden çok değil midir
Ve çok yaşam, bir yaşamdan çok?
Ben kestim o gül ağacını ben
Ey gözü güzel, ruhu acımasız dingil
Bilmiyordun evine dolan hergün gül kokuları değil
Yüzlerce uğur böceğinin kan kokularıydı
Ve bülbüllerin güzel sesleri sanıyordun
Uğur böceklerini ezilirlerken çıkardıkları
Çıtır, çıtır, çıtır, çıtır, çıtır
Gülüm seni seviyorsam uğur böceklerin olmadığı içindir,
Her aşk uğur böceğine benzer
Öldürülmeye gelir acımasızca, dünyaya
Ya ayaklar altında ya da bir mezar taşında
Ey kendilerine bile uğur getiremeyen uğur böcekleri
Yalan dünyaya tutsak insanların yalanlarına tutsaksınız
Yalan baharlara tutsak insanların yalan gülleri gibi
Ey, aşksızlığına ve yalan aşıkların yalan aşklarına aşık ay
Yalancılar daha mı üstün aşıklardır ki
Solgun ellerin solgun ve yalancı dilencilerin
Solgun ve yalancı elleri gibi
Uzanmakta hep aşıklara zorba gecelerde
Çocukluğumda getireceğin ayakkabılarım da yalandı, bilemedim,
Erler orduları yaratır, komutanlar yengi
Başarı mı, nitelik mi anılır, övülür bilginin evreninde nicelik mi?
Korkak, beceriksiz kitleleri yenilmez, güçlü, başarılı
Üstün ordulara çevirenler başarılı, üstün komutanlar değil midir?
Güzel bir yemek yersen tencereyi mi översin aşçıyı mı?
Kaleleri saran, erlerdir, alan ise komutanlar
Hangi kale bir orduya teslim edilmiş ki komutansız, bu güne kadar?
Bizler değil miyiz sevdiğimizi, başkalarının sevdiklerinden
Bizler değil miyiz kendi aşkımızı, başkalarının aşklarından üstün tutan?
Ama ne mutlu, aşık olunmaz, aşk sunulur demeye
Yoksa aşk yaşam vermez, yaşam alır
Yoksa aşk bir değil bin gül olsa da baharda değil hep kıştadır
Yemek yedirdiği kişiyi, yemeğini yediği için öldürmeye kalkanın ruhu
Nasıl bir ruhtur?
Aşkını yemiş gitmiş, salla, boşver
Giden aşk olsun
Aşkolsun,
İsa diye bir peygamber yaşamış diyorlar
Benim kırk tırilyonum(trilyonum) ne kadar gerçekse
İsa da o kadar gerçektir
Düşü var da kendisi yok
Yalan söylese insan ayaklarından mı anlaşılır yaptıklarından mı?
Bir tutsak vardı dünyanın herhangi bir yerinde
Çevresi dikenli tellerle ve acımasız görevlilerle dolu
Kaçacağım, dedi birgün
Buradan kaçılmaz, dediler arkadaşları, yapma, kaçamazsın, vurulursun anında
Dinlemedi arkadaşlarını, başladı koşmaya bir bahar gündüzü
Havada kelebekler vardı, yerde uğur böcekleri
Ayakları, ayaklarım gibi yalansızdı
Koştu koştu, mermiler vızıldadı sağında, solunda
Çünkü havada ölüm ve herşey var, yalnızca arılar yoktu
Elli metre sonra düşerken yüz üstü, alnından çıkan mermiyle
Kaçtım işte, kaçtım, dedi, kanlarına benzeyen uğur böceklerine
Ve uğur böceklerine benzeyen kanlarına
Kaçmak, kaçmaktır başarmak değil kurtuluşu
Ama kurtulmak için önce kaçmayı göze almak gerekir
Özgürlük gelmez ayaklar tutuldu mu
Çünkü tutsaklık ayakları yozların beyinlerinin yönetmesi demektir
Kaçmak, kaçabilmekle başlar, kim kurtulabilir ki ölümden
Ama kaçılabilir tutsak ölmekten ölmeye
Elli metre ötede de olsa özgürce
Gerçek aşk elli metre de olsa kaçabilmektir
Yalan, yoz, ilkel, barbar, aşağılık dünyadan
O yüzden aşk korkusuzluk ister
Bilge, düşünürce, onurlu, bilimsel, ölümsüz aşk ise
En büyük korkusuzluğu,
Ba ba ba, oy oy oy; megaloman ve sıradan birisin demiş bana
İslami yerine İslamsal dedim diye
İslamsal yerine İslami demeliymişim, peh
Gökteki, olmayan, yalan bir ilaha ve öteki dünyaya tapan biri
Mutlu bir çember sakalı var ve bir de lise öğretmenlik geliri
Başka ne istesin adam, kanatlılara
Ve görünmezlerine buyuran ilahından belasını mı?
Türkiye'yi Batı ve Arab yoz kültürlerinden kurtarmak için
Gerekirse megaloman gerekirse Teoman da olurum ben
Gerekirse göğü tutarım, tutar gibi
Arab yağlı ensenden
Yüzü üstü yere çalarım, kurtulsun diye Türkiye
Üstündeki bitten, keneden
Türkiye'ye hesap sordurmam ben
Usu dokunana yabancı kılından, keçesinden,
Yazgıdır bu ülkede
Batı kültürüne, Arab kültürüne, Platon’a, Voltaire’e, Bacon’a
Nietzsche’ye, kurulu düzene, Türkiye’nin
Ve Türk emekçisinin sömürülmesine karşı çıkan herkese
Tarih savaşlara alışıktır, önder insanlar bu tür sözlere
Ama yürür insanlığın bilge kervanları yine de
Musa’ya da, İsa’ya da, Muhammed’e de , Mustafa’ya da söylediler ağır sözler
Bilge olmak, önde olmak zordur bu dünyada
Fahişelere sırça köşkler sunulur da
Dillerden akrepler sunulur onlara
Dünya dönüyor diyeni yakmaya kalkarlar
Matematiğe sayıların yerine harfleri sokanın derinizi yüzüp öldürürler
Bilir tarih bilgeler, düşünürler, önderler bilinçsizlerden neler çekerler
Oysa yaz gündüzü göğündeki güneş gibi açıktır gerçek
Bilim, insanlık, felsefe, mantık, insanca bir dünya için çırpınanlara
Megolaman diyenlerin kendilerinin megaloman oldukları
O insanlara dil uzatacak, çamur atacak kadar
Demek ki doğru yoldayız, ayaklarımdan önce beynime buyuran ruhum
Ben de senin gibileri bekliyordum dört gözle, nerede kaldın
Çok bilmiş dostum
Hoş geldin, otur bakalım şöyle baş köşeye
Ağzında, dilinde, ruhunda kaynayan zehirinle,
Ey uğur böcekleri, ayaklar altında bile çıtır çıtır ölürlerken
Işıl ışıl, al al , dostça gülümseyebilen
Ne de çok benziyorsunuz bilgelere, düşünürlere, önderlere
Tarihi insanca değiştirmek isteyen
Ama gideceksiniz yavrum gideceksiniz bu tarihten ve ülkeden
Uçuşan uğur böcekleri gibi değil
Uçuşan tozlar gibi gideceksiniz
Tarih yürümüyor sövmelerle, öfkelerle, gökteki ilahlardan umut beklemelerle
Türkiye, Türklük, Türk, bilim, bilgelik ne demek
Musa’dan, İsa’dan, Muhammed’den, Platon’dan, Voltaire’den
Bacon’dan, Nietzsche’den değil
Bu bilgeden öğreneceksiniz, sözüm söz
Bahar körse bir gülü de görmez, bin gülü de,
Ne yapalım herkes Musa, İsa, Muhammed gibi gökten ve soylu doğamıyor
Bazıları da yerden ve sıradan doğuyor ben gibi
Ve sonra da fildişi saraylarını, sırça köşklerini soyluların
Yerle bir ediveriyor
Neredeler şimdi Muhammed’e, senden başka peygamberlik gelecek
Varlıklı, paralı, övülesi biri yok muydu, diyenler?
Ama ilginç bir gerçektir bu ülke
Soyluların değil sıradan insanların, sıradan emekçilerin
Göklerde uçuşanların değil yerde yürüyenlerin ülkesidir
Öyle ki dayalı döşeli, yağlı ballı, sorunsuz cennet bile
Bize eziyet gelir
Kendini daha bu dünyada; cehenneme değil de üstelik cennete
Layık görmekten büyük megalomanlık mı olur
Ben az biliyorum, çok bilen, sen söyle?
Bana kuru ekmek, soğan yeter
Ve kendi kapımı kendim açar, kendi yemeğimi kendim yapar
Kendi kirimi kendim yıkarım, uşaksız, hurisiz, gılmansız
İstemem ne yan gelip yatılan
Ne de cehennemde yakılan insanların çığlıklarının
Yanık kokularının, acılarının mutlulukla izleyen
Acımasız, duygusuz, barbar, mantıksız, insanlık dışı insanların
Doldurduğu cennet
Ben hergün yirmi dört saat her yozluğa, barbalığa başkaldıranım
Yaşlı annen cehennemde yanarken sen cennette yan gelip yatacaksın öyle mi
Bir yanında huriler, bir yanında gılmanlar bir yanında enfes yemekler?
Ben öyle cennete de cehenneme de
Batıya başkaldırdığım gibi başkaldırırım
Yahu senin cansa benim de canım yanar, üstelik bu dünyada
Beden ağırlaştıkça, ruh hafifleştikçe mi göğe yükseliyor yoksa?
Atatürk’çü, bilge , düşünür, önder Türk demek, Türkiye’li demek
İnsan, insanlar, insanlık, insan kadar demek
Ne işim var işkenceyle, insan yakmakla
Cennetine git, benden öte git,
Gerçek şu ki Müslüman’dan Türkçe öğretmeni, edebiyat öğretmeni
Pisikolog(psikolog), tarih, toplum bilim, tıb öğretmeni olmaz Türkiye’de
Bunları olmak için önce boş inançlara, gökteki ilahlar karşıtlık gerekir
Olursa da ancak lise öğrencisi mantık düzeyinde ve kişiliğinde olur ki
Cehenneme direk, bu ülkeden, insanlıktan ve benden ırak olsun
Nasıl da yineleniyor hep ayni biçimde
Aptallığın kutsal ve tabu tarihi
Ey megalomanın tanımını bilmekten bile yoksun zavallı
Dilin kadar usun uzun olsaydı keşke
Yabancı uşağı gelini dilinde
Dolaşmakta yılanlar, akrepler, çiyanlar gibi
İngilizce, Arabça sözcükler
Sen git başkasını ısır
Öldürür seni benim ulusal kanım
Dokunma bana, izim kalır
Yalnızca çamur iz bırakmaz
Çamurda da iz kalır
Yalan aşklar ölümsüzleri değil ölümlüleri öldürür
Bilgelik kervanı it ürümeden ne kurulur ne yürür.

Necdet Gürçiftçi
2010-Ekim tarihinde internette yayınlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.