31 Temmuz 2020 Cuma

BÖYLE SÖYLEDİ TÜRK BİLGESİ- 6 (ŞİİR)

Bir dostun varsa iki çuval yalanın vardır
On dostun varsa on bir çuval yalanın vardır
Hiç dostun yoksa yalnızca bir çuval yalanın vardır
Huzurumuz, mutluluğumuz başkalarının huzurunu bozabilir
Üstü açık yemeğe çok sinek konar
Dinde huzur ve mutluluk bulur kimisi ki benden uzak olsunlar
Oysa din huzur ve mutluluk değil, olmak değil
Huzursuzca ve mutsuzca düşünmektir, eğlence sarayı değildir
Huzur ve mutluluk ki birer övünmedir, kendini büyük görmedir
Hiçkimse övünmediğini ve kendini büyük görmediğini söylemesin
Huzurlu ve mutluysa
Öyle ki onlar acı çekene bile kendini büyük gördüğünü söylerler
Yalnızlık paylaşılmaz deyip herkesi
Kitlesel ve kütlesel yozluklarında boğarlar
Aşka, sevdaya, sevgiye sarılır kimi
Kaba bir ağaç gövdesine sarılmadan ayakta duramayan
Cılız , gösterişli ve kendini beğenmiş sarmaşıklar gibi
Öyle ki ya kendileri boğulur bu sımsıkı sarılmaktan
Ya ölümüne sevdikleri
Koyver yakasını sevdiğinin
Donunu tutsun, onurunu korusun yeter
Ve sanırlar ki aştan, sevdadan sevgiden büyüğü yoktur dünyada
Doğrudur; anne, baba, kardeş sevgisinden büyük şeyler varsa
Kolların, ruhun sarıldığında
Yoksa sarmaşıkların yalnızca boyları ve dönerleri uzundur
İhanetleri ve döneklikleri değil
Her aşk, sevda ya yalan olmak zorunda
Ya onurlu ve övgülü olmak
Yoksa bir taze ete, seni seviyorum canım, demeye benzer ki
Onur bunun neresinde
Kitap okurken, ders çalışırken huzur ve mutluluk gerekir
Ama özel dershanelere gerek duyan bir eğitim düzeni
Gürültüsüz, huzurlu ve mutlu çökmüş demektir
Okullara öğrenci almak yerine
Önce bu tür eğitimi düzenini
Tarihin çöplüğüne almak gerekir,
Dine afyon demiş afyonun biri
Oysa yapmasını bilirsen herşey afyonlaştırılabilir
Ve yapılabilir afyondan ilaç da
Acı duymayasın diye doktorlar o yağlı yüreğini deşerken
Dini yok etmek istiyorsan önce her dini iyi öğreneceksin
Öyle ki artık kendinden bile dinli olduğun yolunda kuşku duyacaksın
Hangi tohum havada yeşerir, kuşlar gibi uçarak
Ve verir ürünlerini
Dinliler derler ki Yaratıcı kendini gösterirse herkes anında dine geçer
Ve olmaz dünya ahmaklarla kurnazları ayıran bir sınav yeri
Derim ki onlara
Adem ile Havva’ya kendini gösteren, üstelik onlar çıplakken
Cennet'i sınav yeri yapmadı mı onlara?
Öyleyse derim ki
Yaratıcı o denli çok kurnazsa
Peygamberleri neden hep yakışıklılardan ve soylulardan gönderdi de
Çirkinlerden, kamburlardan, özürlülerden
Soysuzlardan ve yoksullardan göndermedi?
Onlara inanmak daha zorlaşırdı çünkü
Ve al sana dört dörtlük bir sınav yeri
Ama onca yakışıklı peygambere karşın yine
Dünya dinsiz güzel bayan dolu
Örneğin beni gönderseydi kimse bana inanmazdı
Ve dünya gerçekten de ne güzel bir sınav yeri olurdu
Cennet bomboş, cehennem ağzına kadar tıka basa dolu olurdu
Onlara derim ki din zorlaştırmak değil kolaylaştırmaktır diyen
Neden kendini doğrudan göstererek kanıtlamayıp
Ve insanları zora, yokuşa koşsun?
Oysa en üstün sevgili
Aşkın acısını ve sevgilinin yokluğunu bile sevecek kadar
Aşka inanmayan değil midir?
Ah aşk, sen de hiçbir şey yapmadan insanları ağır yalayanlardansın
Evini yıkmadan dünyasını yıkanlardansın
Ey aşk sen sevgilisiz ne güzelsin
Sevgiliye takılmak için koparılan boynu bükük çiçeksin
Adem, Havva’ya hiç gül koparıp verdi mi acaba
Yoksa o zamanlar aşkın simgesi kırmızı, taze , iri bir elma mıydı
Aşk yakaya değil mideye mi takılırdı yani
Ölümüne aşk, insanı cennetten bile kovduracak kadar ölümüne bir aşk
Şimdilerde ise gülün değer kaldı ne emeğin ne yemeğin
Aşk cennette değil cehennemde artık,
Sormayın ben ne iş yaparım diye, bilgeyim işte
Bilgeler ne iş yapar diye de sormayın
Bilgeye sormuşlar, ne iş yaparsın diye
Demiş ki sokak bilimcisiyim
Sokak dilencisi anlayıp çekip gitmişler
Kısaca söyleyeyim; sokak bilimcisiyim
Okulum sokaklar, öğretmen odam odamdır
Tebeşirim yalnızlık, tahtam bilim, dostum göz yaşlarımdır
İki notum vardır yalnızca: Övgü ve aşağılamak
Sınıfta kalan, okulda da kalır
Yine de sokağa çıkmayı sevmez bilgeler
Çünkü tüm sokaklar çıkmazdır
Göğe çıkar yalnızca yapayalnız, kitap, kağıt, kalem dolu odalar,
İyi bir devlet, memurlarına koltuklar, masalar değil
Evsizlerine ev verendir
Yoksa her insan, kesinlikle kazanacağı birer ölü adayı,
Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, derler ama
Ne yazık ki Türk’e bir yemek bile ısmarlamazlar
Yolda yatan bir Türk’e yardım edeyim mi, diye de sormazlar
Yağmurlu havada su dağıtanlardan bunlar
Aman yağmursuz havada su da isteme sakın
Ve birbirlerinin ellerini sıkıp bayramlaşırlar
Bayramdan sonra birbirlerini boğazlayacak olanlar
Aman dost da istemem, bayramlaşmak da
Ne de güzel Atatürk’çü sanmaktalar
Bazı, birgün Platon’dan, birgün Voltaire’den, birgün Nietzsche’den sözler
Öteki gün de, ‘Fatmagül’ün suçu ne?’ deki Fatmagül’ün
Pilastiği olsa da akşamları tecavüz etsek yazanlar
Neden yalnızlığı sevmesin ki bilgeler
Ne yalan var ne dolan ne düşman ne çıkmaz sokaklar,
Ben sizden
Atatürk’ün içkisi, sigarası, denizi, gölgesi, izi olun demedim ki
Atatürk’ün kendisi olun dedim
Bu nasıl Atatürk’çülüktür
Atatürk’ün ruhundan, kişiliğinden gidin
Kumdaki ayak izlerinden değil
Osman’ım aç kulaklarını sen de beni iyi dinle
Bu ülke ancak bilgelerle, bilgelikle yükselir değil çizmelerle
Osman’ım; aç oynamayan ayılardır
Onurlu insan aç da kalsa onurludur, işsiz de kalsa
Hele bir Türk’ü yoklukla, yoksullukla, işsizlikle, açlıkla hiç sınama
Osman’ım hele çevrene bir bak hiç bilge var mı
En son kovduğun bilgelik ve Türklük üzerinde değil de
Bir silah üzerinde çalışmaktaydı sanırım
Ama hakkını yememek gerek yine de yetenekli çocuk
Osman’ım general mi olmak istiyorsun önder mi
Önce buna karar ver
Baksana adamların, bize önder değil lider gerekli diyor!
Bilgelikse sana güneşten de uzak,
Demiş ki gündüz geceye, seni getiren nedir?
Demiş ki gece, seni getirendir. 

 Necdet Gürçiftçi
Bir Türk bilgesi
2010-Ekim tarihinde internette yayınlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.