31 Ağustos 2020 Pazartesi

UMURUNDA MI MUHAMMED UMURUNDA MI ATATÜRK TÜRKİYE (ŞİİR)

 Biryanda şiddet, biryanda akıldışı-ahlakdışı moda

Biryanda akıldışı-ahlakdışı siyaset, biryanda akıldışı-ahlakdışı ünlüler

Biryanda akıldışı-ahlakdışı özel sektör, biryanda bilimdışı astroloji

Biryanda okullar, üniversiteler, biryanda akıldışı-ahlakdışı pılajlar(plajlar)

Ey Türkiye umurunda mı

'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed

Önce bilim ve ahlak diyen Atatürk,

Siyaset bölmüş ve düşman etmiş toplumu parti parti

Özel sektör değil sanki özel kölelik sözleşmesi

Sanat sanat değil sanki ülkenin batakhanesi

Aile bakanlığı olan ülke hem zina serbestli hem eşcinsel evlenmeli

Gençlik bakanlığı olan ülkede gençlik akıldışı-ahlakdışı moda 

Ve akıldışı-ahlakdışı ünlü esiri

Adalet bakanlığı olan ülkeye adalet değil siyaset temeli

Eğitim bakanlığı olan ülkede eğitimi sarmış bilim değil 

Bilimdışılığın tarikati ve  cemaati

Diyanet, mabed, dini inanç değil sanki düşmanlık ve siyaset

Milli savunma bakanlığı bile rap müzikle tanıtıyor kendini

Ve 30 ağustos Zafer bayramı'nı

Demokrasi ise olmuş özgürlük değil serseriliğin kardeşi,

Yerli yiyecekler yerine Amerikan yiyecekleri

Yerli içecekler yerine Amerikan içecekleri

Ekonomi değil sanki vahşet

İşçi değil sanki köle

Üniversite değil sanki modaevi

Öğrenci, öğretmen, akademisyen değil sanki manken

Pılaj değil sanki kerhane

Toplumsal alan değil sanki şerhane

Ünlülük değil sanki sosyal fuhuş

Magazin değil sanki sosyal pezoluk

Medya değil sanki terör

Ruhlar olmuş akıldışı-ahlakdışı Amerikan yoz kültürü ile sanki meyhane

Umurunda mı Muhammed, umurunda mı Atatürk Türkiye.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.9.20/05.29



ANITKABİR'E ANIRANLAR

 Atatürk heykeli, büstü, fotoğrafı gördükçe; Atatürk adını duydukça; Atatürk düşmanlığı, Atatürk'e hakaret anıranlar var. Kuşkusuz ki onlar ya akıl-ruh sağlığı sorunlu kişilerdir ya da Türkiye düşmanı ajanlar ve çömezleridir; ve Atatürk'ün 'Bilim ve ahlak' demek olmadığını bilmeyen Atatürkçüler gibi, onlar da hem dini tanımlayan, 'Din bilim ve ahlaktır' diyen Din hadisileri'ni bilmeyen, hem de kendilerini dinli sanan sözde dinlilerdir. Kuşkusuz ki bu ülkedeki akıl-ruh hastası kişi sayısı toplamının en azı, en dip toplamı; Atatürk'e düşman olanların toplamı ile, Muhammed'e düşman olanların toplamının toplamına eşittir.


Türkiye'ye asıl düşmanlık gerçekte ekonomi ve siyaset ile değil Atatürk düşmanlığı ile yapılmakta çünkü Atatürk demek 'Bilimcilik ve ahlakçılık' demektir, bu nedenle ki Atatürk 'Ben sıporcunun(sporcunun) ahlaklısını severim' ve 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' dedi yani Atatürk'e düşmanlık gerçekte 'Bilimcilik'e ve 'Ahlakçılık'a düşmanlıktır ki son günlerde Türkiye'ye dayatılmaya çalışılan İstanbul sözleşmesi de bunun kanıtlarındandır ki Türkiye'ye karşı temel saldırı da astroloji gibi bilimdışı şeyler, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı medya gibi ahlakdışı şeyler Türkiye'ye pompalanmaya çalışılmakta. Bu nedenle ki Atatürk düşmanlığı cehalet değil akıl-ruh hastalığı, ve Türkiye'ye karşı yabancı devlet ajanlığıdır. Atatürk de her insan gibi eleştirilebilir ancak Atatürk'e düşmanlık ya akıl-ruh hastalığıdır ya da ajanlıktır. Bu nedenle ki birzamanlar Atatürk heykellerine 'Beton Kemal', 'Beton Mustafa' diyen Betonkafalar(Beton kafalar) vardı, şimdi de Anıtkabir'e 'Ahırkabir' diyen eşekkafalar(eşek kafalar) çıktı ortaya.


Bu nedenle ki toplum sağlığı için, Atatürk düşmanlığı tedavisi zorunlu akıl-ruh hastalığı, ülke varlığı açısından da 'Türkiye'ye karşı ajanlık' sayılmalıdır ki Atatürk düşmanlarının arkalarına kadar gidildiğinde Türkiye düşmanı yabancı devletler görülecektir büyük olasılıkla.


Açık ki Atatürk düşmanlığı yalnızca mantıksızlık değildir; akıl-ruh hastalığının bir türüdür de, bu nedenle ki Atatürk düşmanlığı'nın tedavisi zorunlu akıl-ruh hastalığı kapsamına alınması zorunludur. Atatürk düşmanlığı akıl-ruh hastalığından öte, delilik ve ajanlıktır da çünkü Muhammed gibi 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demiş Atatürk'e, ve bu vatanı ve milleti faşist Avrupa ordularının vahşetinden ve işgalinden, ve öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını, öz çocuk torunlarını bile öldürtmeyi gelenek, töre yapmış bir sultan diktatörlüğünden, sultan sultasından kurtarmış bir insana saygı yerine düşmanlık göstermek ya açıkça bir deliliktir ya da Türkiye düşmanı ajanlıktır.


Anıtkabir'e 'Anırkabir' diyen akıl-ruh hastalığı türü gerçekte kendini tanımlamıştır yani Anıtkabir'e, Atatürk'e, demokrasiye ve laikliğe karşı 'anırmakta' olduğunu tanımlamıştır yani demek ki bu mantık Anıtkabir'e saygıya değil anırmaya gitmektedir, Anıtkabir'i her gördüğü yerden, Anıtkabir'e doğru anırmaktadır.


Yanınızda samanla gezin, yanınızda saman taşıyın; Atatürk'e, Atatürk heykelilerine(heykellerine), Atatürk büstülerine(büstlerine) ve Anıtkabir'e Atatürk düşmanlığı, hakaret, küfür gibi şeyler anıranları görürseniz verirsiniz, sevinirler.


Atatürk düşmanlarının akıl-ruh tedavisine ve eğitimine alınmasını öneriyorum.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.8.20/23.55


GÜVENÇ (ŞİİR)

İnsan olduk ezelden

Geçemedik güzelden

Kimi aşkın köpeği

Kimi diyor, geçti bizden,

Dünyanın dışı güzel

İçi ateş, kor

Kimi hep cebine

Kimi insanlığına kor,

İnsanın dışı güzel

İçi iğrençmi iğrenç

Siyaset ve özel sektör değil

Bilim ve ahlak içinde bir devlet

İnsanlığa tek güvenç.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.8.20/13.02


30 Ağustos 2020 Pazar

ATATÜRK'E AYKIRI ATATÜRKÇÜLÜK 'İNADINA ATATÜRK' DİYOR

 Atatürk 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demiş olmasına karşın hem astroloji yani bilime aykırılık, hem de ahlaka aykırı ünlülerin ahlaka aykırı fotoğraflarını yayınlayıp bir de onlara övgüler düzen, Sözcü adlı sözde Atatürkçü gazete, internet sitesinde dün yani 30 ağustosta, 30 ağustos Zafer bayramı ile ilgili olarak 'İnadına vatan, inadına bayrak, inadına cumhuriyet, inadına Atatürk!' demiş.


Atatürkçüler henüz anlayamamışlar ki Atatürk ya da Atatürkçülük inat işi değil 'Bilim ve ahlak' işidir çünkü Atatürk 'Önce ilim ve ahlak' dedi. Düz mantık ve nefs Atatürk'ü ancak bu kadar işte, yani gerçekte hiç anlayamıyor.


Sözcü gazetesinin internet sitesi biryandan bilime aykırı astroloji yazıları yayınlarken, biryandan akıldışı-ahlakdışı sözde ünlüleri akıldışı-ahlakdışı fotoğraflarını yayınlayıp öven haberler yaparken biryandan da Atatürk'ten ya da Atatürkçülükten nasıl söz edebiliyor? Bu durum olsa olsa Atatürkçülüğe sarılmış şizofreni türü olur tıpkı dini inança sarılmış şizofreni türü gibi. Yani, Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demişken, hem bilime ve ahlaka aykırı olup, hem de kendini Atatürkçü sanmak, saymak, bilmek şizofrenik bir durum değil de nedir?


'İnadına' değil; 'Bilim ve ahlak' ile Atatürk, Atatürkçü, vatan, millet, bayrak, cumhuriyet, Türkiye, demokrasi, laiklik, özgürlük, medya olunmalı. İnat eşekde de vardır ancak bilim ve ahlak eşekde yoktur; hayvanlarda olamayacak şeylerle insan olmak gerekir.


Hem bilime ve ahlaka aykırı olunup hem de Atatürkçü olunmaz; Atatürkçüler de bunu anlamalı artık. Atatürk mavi göz, sarı saç, Bandırma vapuru, sigara, rakı, deniz, silah değil 'Bilim ve ahlak'tır; Atatürk bu nedenle ki 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; 'Ben sıporcunun/sporcunun ahlaklısını severim' dedi, 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' dedi yani Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demekle yalnızca 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' değil, 'Benim yaptıklarımla ahlakın dedikleri çelişirse benim yaptıklarımı değil, ahlakın dediklerini yapın' da demiş olmakta yani 'Atatürk sigara, içki içiyordu; denize giriyordu' diye sigara, içki içmek, herkesin içinde yarıçıplak ya da herkesin içinde sütyen-külot denize girmek de; medya, magazin, ünlü diye ahlaka aykırı ünlülerin ahlaka aykırı fotoğraflarını üstelik de onları övüp yayınlamak da; bilimdışılık, bilime aykırılık olan astrolojiyi topluma pompalamak da Atatürk'e, Atatürkçülüğe aykırıdır.


Yani, açık ki 'Atatürk gider Mersin'e, Atatürkçüler gider tersine' gibi bir durum.


Atatürkçülere öneri: Bilime ve ahlaka sarılmadıkça asla iktidar da olamazsınız, insanlığa uygun da olmazsınız, ilerici de olmazsınız, Atatürkçü de olmazsınız, topluma ve insanlığa örnek de, doğru önder de olmazsınız. Ahlakı gericilik, yobazlık, akıldışılık, barbarlık da sanmayın çünkü hem öyle olsa idi Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demezdi, hem de ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, akıl-ruh sağlığının, demokrasinin, laikliğin, medeniyetin, insanlığın, evrimin, evrenin en üst nitel ve soyut aşamasıdır.


Atatürkçülük 'inadına', 'inat'la değil bilim ve ahlak ile olur.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.8.20/06.17


ATHENA GÖKHAN'DAN VE YENİÇAĞ GAZETESİNDEN NİHAT HATİPOĞLU'NA MANTIKSIZ ELEŞTİRİ SAVIM

 Savım ki bir ülkenin siyasetçileri ve ünlüleri dini tanımlayan Din hadisileri ile eğitilirse o toplumun yarısı eğitilmiş, o ülkenin sorunlarının yarısı da çözülmüş olur çünkü bir ülkenin tepesindekiler dini tanımlayan, 'Din bilimdir, ahlaktır, vicdandır, merhamettir, medeniliktir, nefssizliktir, tarafsızlıktır' diyen Din hadisileri'ne aykırı durumda ise açık ki toplumun geri kalanı da onlardan farksız bir durumdadır çünkü siyasetçileri başagetiren(başa getiren) de, ünlüleri ünlü yapan da toplumun gerikalanıdır(geri kalanıdır).


Athena Gökhan diye, Akp karşıtı olan, ve Atatürkçü olduğunu sanan bir ünlü var. O da pekçok Atatürkçü ve ünlü gibi, Atatürk'ün 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demek olduğunu bilmiyor olmalı ki bedeni de akıldışılık, bilimdışılık kültürü olan dövme ile dolu durumda; karısı ile kendisinin de ahlaka aykırı giyimli olarak yani bikini, mayo denilen sütyen-külot pılaj(plaj) fotoğrafları var internette, herkesin içinde. Yani, Athena Gökhan acaba neyini Atatürk'e uygun bulmaktadır, sigara ve içki içiyorsa, bunları mı?


Nihat Hatipoğlu isimli ilahiyatçı, koronaya yakalanmasına sevinenlere 'Din düşmanları', ve 'Din düşmanlığı, İslam'dan nefret sizi bu kadar mı kör, zavallı, sefih ve müptezel etti?' demiş. Athena Gökhan denilen bu kişi de Nihat Hatipoğlu'na demiş ki 'Ülkenin yüzde 75'i seni sevmiyor diye neden din düşmanı olsun?'; bu konuda Athena Gökhan haklı çünkü dinin de, dinliliğin de, dinsizliğin de ölçütü dini tanımlayan Din hadisileri'dir, ne ilahiyatçılardır, ne Diyanet'tir, ne imamhatiplerdir, ne Akp'dir, ne de başkalarıdır.


'Siyasetçiler ve ünlüler mantıksızlık içindeler' sözüm Athena Gökhan denilen bu kişide de doğrulanmakta çünkü bir insanı değil toplumun %75'i, %100'ü sevmese bile o insan yanlış, kötü yolda ya da yanlış, kötü insan demek değildir ki örnek ki Galile, Sokrates, Muhiddini Arabi, Hypatia; yine örnek ki insanların %90 Zeki Müren'i seviyor ancak %1'i bile beni sevmiyor diye Zeki Müren doğru yolda, ben yanlış yolda demek değil yani açık ki Atatürkçülerde de nitel mantık eksiği var yani 10 ton teneke, 5 ton altından daha çok değerli değildir yani nicelikle değil nitelikle kıyaslama ve genelleme yapmak gerekir ki lise mezunu Athena Gökhan'ın bunu, eğer kendikendini felsefe ve mantık konusunda yetiştirmedi ise başarması zor.


Nihat Hatipoğlu'nun, koronaya yakalanmasına sevinenleri 'Dinsizlik, din düşmanlığı' ile suçlamasına ya da eleştirmesine ya da tanımlamasına gelince. Athena Gökhan'ın ve eşinin, pılaj da olsa, herkesin giyim olarak ahlaka ya da dine aykırı bulunmaları açık ki gerçekten de dine aykırılıktır, dinsizliktir, din düşmanlığıdır yani açık ki Nihat Hatipoğlu'nun, hastalığına sevinenlere 'Din düşmanları' demesi bunu diyenlerin ahlaka ya da dine aykırı halleri ise haklıdır yoksa haklı değildir ki zaten Nihat Hatipoğlu'nu sevmeyen Müslümanlar da, Akp karşıtıları(karşıtları) da var.


Yani ülkemizde ve dünyada siyasetçilerin ve ünlülerin acı durumu bu.


Bu nedenle ki Türkiye'yi de, tüm dünyayı da siyaset değil, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' yönetmelidir.


Yeniçağ adlı gazete de Athena Gökhan'ın bu saçmasapan, mantıksız yanıtına çok sevinmiş ki bu konu ile ilgili haberinde 'Milleti dinsizlikle suçlayan Nihat Hatipoğlu'nu Athena Gökhan Özoğuz adeta yerin dibine soktu. Herkes bu mesajı çok konuşacak' yazmış yani Athena Gökhan'ın yorumuna, savına katılmış durumda. Yani; hem mantıksız, saçmasapan, gerçeğe aykırı, doğruya aykırı bir söz ile bir insan neden yerindibinegirsin(yerin dibine girsin), hem Nihat Hatipoğlu 'millet'i değil, koronaya yakalanmasına sevinenlere 'Din düşmanı, dinsiz' diyor, hem de Yeniçağ gazetesi internetten Athena Gökhan'ın ve karısının pılaj fotoğraflarına baksın ve durumun dine uygun olup olmadığını düşünsün.


Yani hep 'Albirinivurötekine/Al birini, vur ötekine' ve 'Tenceredibinkarabenimkisendenkara/Tencere dibin kara, benimki senden kara' durumları.


Gerçek ki bir insana ahlaka aykırı giyiniyorsa ya da astroloji gibi bilimdışı şeylere inanıyorsa Atatürkçü değildir; siyasi yandaşlık içinde ise ya da ahlaka aykırı giyiniyorsa dinli de dinli değildir.


Haydi, önce siyasetçileri ve ünlüleri, Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile eğitmeye.


Atatürkçülük bilimdışılıktan da, ahlakdışılıktan da medet ummamalı.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.8.20/05.15

NİHAT HATİPOĞLU'NUN DİN DÜŞMANLIĞINA DİNE AYKIRI YAKLAŞIMI SAVIM

 Savım ki bir ülkenin siyasetçileri ve ünlüleri mantık ile eğitilirlerse toplumun yarısı eğitilmiş ve ülkenin sorunlarının yarısı çözülmüş olur çünkü hem siyasetçiler ve ünlüler toplumlarının geri kalanları gibi mantıksızlık içindeler hem de siyasi partilerin ve ünlülerin arkalarından milyonlarca insan gider. Bu nedenle siyasetçilerin ve ünlülerin mantık ile eğitimlerine büyük önem veriyorum; bu nedenle de onlarla ilgili yazılar yazıyorum internette.


Nihat Hatipoğlu isimli ilahiyat Pırof'u(Prof'u) koronaya yakalanmış, ve açık ki birileri de buna çok sevinmiş, belli ki sevinenler Akp karşıtı kimseler çünkü hep Akp yandaşı Atv adlı televizyon kanalına çıkan Nihat Hatipoğlu'nun bu durumundan bu anlaşılıyor çünkü Akp yandaşı bir televizyon kanalı Akp karşıtı birine asla, üstelik de yıllarca, kadrolu olarak yayın yaptırmaz yani anlaşılan ki Nihat Hatipoğlu siyasetle dini inançı(inancı) arasında yeterli bir engel kuramamış olmalı.


Nihat Hatipoğlu koronaya yakalanmasına sevinenler için demiş ki 'Korona virüse yakalanmama sevinenler din düşmanı'. Haydaaa.


Anlaşılan ki Nihat Hatipoğlu hem dini tanımlayan Din hadisileri'ni bilmiyor olmalı hem de Din hadisileri'ne aykırı bir kişi olduğunu bilmiyor olmalı. Öğreteyim: Din hadisileri diyor ki 'Din bilimdir, ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, güvenilirliktir, adilliktir, tarafsızlıktır, medeniliktir, nefssizliktir, inzivadır.'.


Nihat Hatipoğlu'nun durumuna bakalım: Nihat Hatipoğlu bilimsel mi, hayır çünkü bilimdışı, bilime aykırı şeyler söylüyor, din diye bilime aykırı şeyler de öğretiyor. Ahlaklı mı; ahlaka ve dine aykırı reklamlar(tanıtımlar) da yayınlayan Atv'de yer aldığından kendisi olmasa da bu durumu ahlaka aykırılıktır ki Atv'nin bu durumu konusunda bazı yazılarımı yayınladım internette. Vicdanlı, merhametli ve medeni mi; eğer öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmüş Osmanlı sultanlarını baştaçı ediyorsa ya da onları baştaçı eden Akp'nin yanında yer alıyorsa açık ki bu durumu vicdan, merhamet ve medenilik olmaz; bu durum hem vicdana ve merhamete hem de 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler bile hırsızdır' hadisine aykırılık olur. Adil, dürüst, güvenilir ve tarafsız mı; eğer bir siyasi partinin yanında yer alıyorsa bu durum da adillik, dürüstlük, güvenilirlik ve tarafsızlık olmaz. Açık ki Nihat Hatipoğlu dini tanımlayan Din hadisileri'ne yani dine aykırılık içindedir, belli ki dini 'Allah'a inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, kurban kesmek, kandil kutlamak, sünnet olmak, dua etmek, hacca gitmek, zekat vermek, fitre vermek sanmaktadır ki açık ki dini öğrenmek için, dini tanımlayan Din hadisileri'ni öğrenmelidir.


Yani; dinin ölçütü de, din düşmanlığının ölçütü de ne Akp'dir, ne Nihat Hatipoğlu'dur; dinin ölçütü, dini tanımlayan Din hadisileri'dir, din düşmanlığının ya da dinsizliğin ölçütü de yine dini tanımlayan Din hadisileri'dir yani 'Benmerkezcilik' değildir ki Nihat Hatipoğlu dini tanımlayan Din hadisileri'ne uygun biri olsa yine neyse ancak değil.


Nihat Hatipoğlu yine demiş ki 'Hastalığımıza sevinen ve sevinç narası atacak kadar vicdansızlaşan gruba gelince. Ne sandınız, biz öleceğiz siz yaşayacak mısınız? Düşmanının hastalığına, üzüntüsüne sevinmeyi bilmeyen bir kültürümüz vardı. Savaş sahnesinde yaralıları tedavi ettik. Benim rahatsızlığıma sevinenler; ben Rabbe gitmekten hiç endişe etmedim. Günün birinde icabet edeceğim. Din düşmanlığı, İslam'dan nefret sizi bu kadar mı kör, zavallı, sefih ve müptezel etti. Yazık. Kaldığımız yerden inşallah daha gayretle devam edeceğiz. Rabbin istediği yere kadar.'. Nihat Hatipoğlu dini tanımlayan Din hadisileri'ne uygun biri mi ki onun hastalanmasına ya da başına kötü birşey gelmesine sevinme vicdansızlık olsun; nedir bu cehalet, mantıksızlık ve benmerkezcilik; örnek ki dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı biri olan Hitler'in ölmesine sevinen insanlar yanlış, ayıp, vicdansızlık mı yaptılar; peki bu vatanı ve milleti hem Avrupa sömürgeci faşist devletlerin ordularından hem de demokrasiye, laikliğe, insanlığa, bilime, akıla, mantığa aykırı Osmanlı hanedalığı'ndan kurtaran, Muhammed gibi 'Önce bilim ve ahlak' diyen Mustafa Kemal Atatürk'e düşmanlık vicdansızlık değil mi; peki öyle ise Nihat Hatipoğlu öyle bir çevrede neden yer alıyor? Düşmanın hastalığına, üzüntüsüne sevinmemeye Nihat Hatipoğlu Hitler'i ve Pkk'yi de dahil eder mi acaba, kuşkusuz ki etmez; düşman 'bireysel' ise durum farklıdır, Türkiye'ye, demokrasiye, laikliğe, ahlaka, vicdana ise durum farklıdır; Kurtuluş savaşı'nda Türk askeri düşmana sigarasını vermiş ancak vatanını vermemiştir yani düşmana yapılacak şeyler var, yapılmayacak şeyler var ki Nihat Hatipoğlu hem 'Düşmanının hastalığına, üzüntüsüne sevinmeyi bilmeyen bir kültürümüz vardı' diyor hem de düşmanlarına birsürü(bir sürü) hakaret etmiş; düşmanın yarasını tedavi etmek başka şey, ona 'Seni seviyorum, sen benim efendimsin, ben senin kölenim, ne istersen yap, ağamsın, paşamsın' demek başka şey, açık ki imamhatiplere ve ilahiyatlara da felsefe ve mantık dersileri(dersleri) konulmalı yani açık ki Nihat Hatipoğlu kendi dediğine kendi uymuyor yani 'Ele verir talkını, kendi yutar salkımı' durumu gibi bir durum. Ve açık ki Nihat Hatipoğlu'nun 'Din düşmanlığı, İslam'dan nefret sizi bu kadar mı kör, zavallı, sefih ve müptezel etti?' sözü haksızlıktır, iftiradır, saptırmadır, mantıksızlıktır çünkü Akp'ye ve Akp'cilere karşı olmak dine düşman ya da dine aykırı olmak demek değildir; dine düşman olmak ya da dine aykırı olmak ancak dini tanımlayan Din hadisileri'ne uymamakla olur.


Açık ki Nihat Hatipoğlu'nun oğulu(oğlu) da Nihat Hatipoğlu gibi, dini tanımlayan Din hadisileri'ni bilmez durumda çünkü oğulu da demiş ki 'Nihat Hatipoğlu benim babam! Ama siz kötü yorumlar yapanları gördükçe daha çok dua ediyorum ki çıkıp daha çok anlatsın Allah'ı ve Peygamber'i. Çünkü Nihat Hatipoğlu'na düşmanlık değil bu. Bu düşmanlığınız Allah'a ve peygamberinedir. Ne güzel diyor Allah; De ki: Kininizle geberin.'. Nihat Hatipoğlu'nun oğulu da bilmeli ki din demek dini tanımlayan Din hadisileri'ni öğrenmek ve öğretmektir; ve Nihat Hatipoğlu'na düşmanlık Allah'a ve Muhammed'e düşmanlık değildir çünkü hem Nihat Hatipoğlu'nu ve Akp'yi sevmeyen milyonlarca Müslüman var, hem de Nihat Hatipoğlu'na düşmanlık İslam'a değil Akp'ye, Atatürk düşmanlığına, demokrasi düşmanlığına, laiklik dşmanlığına yani dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırılığa ya da düşmanlığa düşmanlıktır.


Gerçek ki Nihat Hatipoğlu da, oğulu da önce dini tanımlayan Din hadisileri'n öğrenmeli, sonra topluma din, iman anlatmaya, öğretmeye kalkmalı. Dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı olunup dinli de olunmaz, din de öğretilemez.


Üstelik, Nihat Hatipoğlu'nu da, Akp'yi de sevmeyen milyonlarca Müslüman var. Yani önce mantık. Ancak anlayışla karşılamak gerekir ki Nihat Hatipoğlu korona olduğu için böyle saçmalamış olabilir. Ancak, Nihat Hatipoğlu dini tanımlayan Din hadisileri'nden pek anlamasa da İslamiyet'in ruhundan biraz anlasaydı, hastalığına sevinenlere hakaret etmek yerine 'İslamiyet'te, hastalık günahları siler' gibi hem zekice, hem hoşgörülü hem de medenilik öğretici birşeyler demesi gerekirdi.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.8.20/05.09

İÇİNİZDE MEDENİLİK VAR MI (ŞİİR)

 Ey aşk diye el tutan el

Sahibinin beyininde akıl, mantık, ahlak, vicdan, insanlık var mı

Ey demokrasi, laiklik, özgürlük diye bağıran dil

Sahibinin beyininde akıl, mantık, ahlak, vicdan, insanlık var mı

Gökyüzü bir damla

Toprak bir damla

Gökyüzü ve toprak herkese gerekli

Aşk yalnızca sahibine

Gökyüzü ve toprak insanın dışında gerekli

Akıl, mantık, vicdan, insanlık, aşk insanın içinde,

Ey 'Ben insanım' diye kalkan el

Sahibinin beyininde akıl, mantık, ahlak, vicdan, insanlık var mı

Ey dinli olduğunu söyleyen söyleyen dil

Sahibinin beyininde akıl, mantık, ahlak, vicdan, insanlık var mı,

Güneş bir damla

Doğa bir damla

Güneş ve doğa herkese gerekli

Aşk yalnızca sahibine

Güneş ve doğa insanın dışında gerekli

Akıl, mantık, vicdan, insanlık, aşk insanın içinde,

Gökyüzü ve toprak Hitler'in de dışında vardı

Güneş Hitler'in de üzerine doğuyordu, doğa kendini Hitler'e de sunuyordu

Nazilerde medeniyet vardı ancak medenilik yoktu

Bazı şeyler insanın dışında gereklidir

Bazı şeyler içinde

Medeniyet insanın dışında gereklidir, medenilik içinde

İnsanın dışında medeniyet var da

İnsanın içinde medenilik var mı

Elinizde televizyon, ceptelefonu, bilgisayar, beyazeşya, araba, sevgili

Aşk şiirleri, aşk şarkıları, diplomalar var da

Muhammed'in de, Atatürk'ün de 'Önce bilim ve ahlak' diye tanımladığı

Medenilik içinizde var mı.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.8.20/10.50

29 Ağustos 2020 Cumartesi

EKREM İMAMOĞLU'NDA BELEDİYE BAŞKANLIĞI VE İSLAMİYYET KONUSUNDA MANTIKSIZLIK SAVIM

 Ne İslamiyet'i ya da dini doğru anlayan Müslüman, ne Hıristiyanlığı(Hristiyanlığı) ya da dini doğru anlayan Hıristiyan, ne Atatürk'ü anlayan Atatatürkçü, ne Türk olmayı doğru anlayan Türk, ne demokrasiyi doğru anlayan demokrasici, ne laikliği doğru anlayan laiklikçi, ne özgürlüğü doğru anlayan özgürlükçü, ne eğitimi doğru anlayan öğretmen, ne üniversiteyi yani bilimi doğru anlayan akademisyen, ne felsefeyi doğru anlayan felsefeci, ne hukuku doğru anlayan hukukçu, ne pısikolojiyi(psikolojiyi) doğru anlayan pısikolog(psikolog), ne sanatı doğru anlayan sanatçı, ne komünistliği doğru anlayan komünist, ne milliyetçiliği doğru anlayan milliyetçi, ne devlet olmayı doğru anlayan devlet, ne aşkı doğru anlayan aşık gördüm yani dünyada herşeyin yanlışı var yani en kolayı var çünkü nefs denilen en büyük cehalet, cehaletin de en yasal hali olan siyaset bunu gerektirir. Yani, dünya yuvarlanıp gidiyor işte, kendi halinde.


Belediye başkanı ya da milletvekili olmak kolaydır; alırsın, belki hiç kitap bile okumayan insanlardan oyu, olursun ancak önemli olan şey alim, alime olmaktır ki bu da halktan oy almak ile olmaz yani gerçeğin de, doğrunun da ölçüsü, ölçütü halk değildir. Gerçeğin ve doğrunun tek bir ölçütü vardır, o da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır yani özetle 'mantık'.


Hiç sevmediğim şeylerden biri de belediyedir çünkü belediye devlet yuvası değil siyaset yuvası olmuş durumda ki devlet de Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' yuvası olmalı yani bir devlet bilim ve ahlak demek değilse yanlış ve kötü bir devlettir; bu nedenle ki sonunda 'Devlet bilim ve ahlak ile yönetilmeli' yerine 'Devlet şirket gibi yönetilmeli' yani devleti 'Bilim, ahlak, alimler, alimeler, bilgeler yönetmeli' yerine 'Kapitalistler' yani sömürgenlik, asalaklık yönetmeli yanlışına gelindi ki zaten siyasetin de kendisi böyle bir durumda yani tencere-kapak durumu gerçekleşti sonunda açıkça, önceleri bu gizlikapaklı idi. Kaç bakan, kaç milletvekili, kaç belediye başkanı düşünür(filozof), alim, alime, bilge, ve tarafsız? Nanik mi?


Savım ki bir ülkenin siyasetçilerini ve ünlülerini mantık ve ahlak ile eğitirseniz o ülkenin yarısını eğitmiş yani kurtarmış olursunuz çünkü mantığa aykırılık da yanlıştır, ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, akıl-ruh sağlığının, dinin, ahlakın, insanlığın, evrenin en üst nitel soyut aşaması olduğu için ahlaka aykırılık da yanlıştır yani mantık ahlaka da giden yoldur, ahlak da mantığın nitel üst halidir(durumudur).


Şimdi ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.


İstanbul büyükşehir belediyesi başkanlığı başkanı Ekrem İmamoğlu demiş ki 'Bütün inançların belediye başkanıyım'.


Mantığı dışlayıp bu söze bakarsak bir sorun görülmez. Mantık konulara en genel açıdan bakmayı da sağlar.


Ekrem İmamoğlu Sultan Fatih'in İngiltere'de açıkarttırma(açık arttırma) ile satışa çıkarılan, ve İtalyan ressam Gentile Bellini'nin yaptığı yağlı boya(yağlıboya) tabloyu 770 bin Sterlin'e satın aldırtdı(aldırttı). 1 Sterlin yaklaşık 10 Tl yani tablo 8 milyon Tl civarı.


Ekrem İmamoğlu tablo için bir de 'Hayrlı olsun İstanbul halkına. İstanbul halkına ait bir eserdir o artık. İnşallah nice yüz yıllar İstanbul'da yaşamaya devam edecek' demiş.


Şimdi gelelim, İmamoğlu'nun sözlerinin mantık incelemesine:

1- 'Bütün inançların belediye başkanıyım' demiş; Sultan Fatih tarih kayıtlarına göre:

A: 'Hurufilik taraftarlarının elçisi olarak tanıtan bir İranlı halktan epey yandaş toplamıştı. Mehmed de İranlının öğretisine ilgi duymuş ve koruması altına almıştı. Ancak Müfti Fahreddin ve Sadrazam Halil Paşa'nın bu duruma tepki göstermesi üzerine Mehmed çok geçmeden desteğini çekmek zorunda kalmış ve sonunda başkentte bir Hurufi katliamı yaşanmıştı. Fahreddin-i Acemi tarafından 'kâfir oldukları' gerekçesiyle Hurufiler'in canlarının alınması gerektiği yolunda bir fetva çıkartılması üzerine Hurufiler diri diri yakılarak öldürülür. Bu sırada şehirde çıkan yangında bedesten ile birlikte 7.000 ev kül olmuştu. KAYNAK: VİKİPEDİ/II. Mehmed'.

B: 'Hakimiyetin bölünmezliğini temin, devleti tehlikelerden korumak ve iktidarını güçlendirmek düşüncesiyle, kardeş katline sıcak bakan Fatih henüz kundaktaki 6 aylık kardeşi Şehzade Ahmed'i 1451'de Edirne'deki sarayının hamamında boğdurtarak öldürtmüştür. KAYNAK: MYNET/Osmanlı Devleti'nde Kardeşlerini Katleden Padişahlar'.

Ekrem İmamoğlu'na sormak gerekir:

A1- Türklükde ya da İslamiyet'te insanları diri diri yakıp öldürmek, ve çocukları öldürmek var mı ya da hangi dini inançta bunlar var?

A-2: Satanistlik ve puta tapıcılık da inanç olduğuna göre Ekrem İmamoğlu onların da belediye başkanı yani temsilcisi olacak mı?


2- 'Hayrlı olsun İstanbul halkına. İstanbul halkına ait bir eserdir o artık. İnşallah nice yüz yıllar İstanbul'da yaşamaya devam edecek'.

Ekrem İmamoğlu'na sormak gerekir:

1- İnsanları diri diri yaktırıp öldürttüğünü ve öz bebek kardeşini bile öldürttüğünü, ve gelecekte de sultanların, öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını öldürtmelerinin önünü açtığını tarih yazan bir insan nasıl 'hayrlı' olacak, İstanbul halkı da mı yoksa öyle bir toplum? Böyle bir insanın portresi İstanbul halkına nasıl ait olabilir? Yetişkin değil bunlar; bebek ve çocuk.

2- 'İnşallah' demiş yani 'Allah' demiş yani İslamiyet demiş yani Müslüman demiş; Ekrem İmamoğlu'na yine sormak gerekir: 'Allah, İslamiyet, Müslümanlık insanları diri diri yakıp öldürün, bebekleri ve çocukları öldürün' mü diyor?


Ve herkese sormak gerekir: Atatürk'ün sigarasına, içkisine laf edenler acaba Osmanlı sultanlarının bu işlerine neden laf etmiyorlar? 'Devlet bekası' mı; öyle ise Atatürk de sigarayı, içkiyi devlet bekası için içmiştir; demokrasiyi ve laikliği devlet bekası için getirmiştir. Ancak bakın ki 'devlet bekası' diye öz hükümdarları öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini öldürmeyen Avrupa ülkeleri bugün de varlar; demek ki Sodom, Gomora ve Pompei gibi ahlaka ve bilime aykırı olmak dışında bir de vicdana aykırı olmak devletlerin yıkılma nedeni; bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.


Dedim ya; felsefeden, bilimden, demokrasiden, laiklikten, özgürlükten, hukuktan, eğitimden, ahlaktan, dinden, devletten, akıl-ruh sağlığından, sevgiden, aşktan, evlilikten, arkadaşlıktan, dostluktan, mutluluktan yani herşeyden önce mantık.


Ve, Ekrem İmamoğlu'na demek gerekiyor; o tabloya o parayı vereceğine, o para ile bir fabrika açsaydın da işsize, yoksula iş verseydin; İstanbul halkı için de, ülke için de, din için de, Türklük için de, insanlık için de, mantık için de en doğrusu olurdu; ve hem, hem dünyayı almak isteyen bir insanın tablosunun İngiltere'de durmasının ne zararı, sakıncası var yani hem dünyayı almak isteyip hem de Fatih'in tablosunun İngiltere'de durmasına tepki neden ancak açık ki Atatürk'ün tablosu olsaydı İngiltere'de durması yanlış olurdu çünkü Atatürk 'Vatanda barış, dünyada barış' diyen, ve dünyayı elegeçirmek istemeyen bir insan idi.


Ekrem İmamoğlu üniversitede işletme bölümünde okumuş ki işletme fakültesinde felsefe, mantık bilimi, din öğretilmez yani açık ki İmamoğlu ezbere konuşmakta. Bu nedenle ki İmamoğlu mantık bilimini de, 'Din vicdandır, merhamettir, medeniliktir, nefssizliktir, sultanlarla düşüpkalkan alimler bile hırsızdır, ve İstanbul'un fetihi kıyamet alametidir' diyen Din hadisileri'ni ya bilmiyor ya anlayamıyor olmalı çünkü siyaset de nefstir, ve nefs en büyük cehalettir, öyle ki nefs alimi, alimeyi bile rezil eder, bu nedenle ki Muhammed 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' yani 'dine aykırıdır, dinsizdir yani Müslüman değildir' dedi.


Yani, şimdi o tabloya bakan insanlar; 'devlet bekası' saçmalığı adı altında öldürülen bebeklerin, çocukların, kardeşlerinin, annelerinin ve babalarının çığlıklarını duymayacaklar mı; boşver ya, İstanbul'u aldık ya' deyip? Bu mu Türklük, din, Müslümanlık, insanlık, hukuk, demokrasi, laiklik, Atatürkçülük, üniversite mezunu olmak, sanat, Türkiye?


Siyasetin pusuları felsefe, mantık, bilim, ahlak ve din değil çıkarlar, sezgiler, haz yani nefstir; bu nedenle ki bilim ve ahlak yerine siyasetle yönetilen ülkeler iflah olmazlar.


Maide suresi 32 'Kim bir canı, başka bir cana ya da yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur' diyor; peki bebekleri, çocukları öldürmek ya da öldürtmek ne gibi olur? 'Devlet bekası' diye bebeklerin, çocukların öldürülmelerini haklı görmek Mısır Firavununun 'Devlet bekası' diye yeni doğmuş bebekleri öldürtmesini de; güçlü ya da sağlıklı değiller yani 'Devlet bekası' diye Spartalılar'ın güçsüz ya da hasta bebekleri öldürmelerini; Arabistan'da, 'İlahımıza kurban' yani 'Devlet bekası' diye, put tapıcılarının kız bebeklerini diri diri toprağa gömüp öldürmelerini de haklı, doğru saymak değil mi? Yani önce mantık ya da biraz mantık. Gerçek ki devletin tek bir doğru, insanca bekası vardır, o da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine kurulmaktır, gerisi nefstir, fasafisodur, diktatörlüktür, zulümdür.


Müslümansan Müslüman gibi davranacaksın, Türksen Türk gibi davranacaksın. Hem 'oyum, buyum, şuyum' deyip hem de denilen şeylere aykırı davranmak olmaz.


Ey İmamoğlu; Müslümansan ya da Türksen ya da Atatürkçü isen ya da demokrat isen ya da laik isen ya da üniversite mezunu isen bunu nasıl yaparsın?


İnsanların hayatları ve ruhları laylaylom olabilir ancak gerçek hayat, felsefe, mantık, bilim, demokrasi, laiklik, Atatürkçülük, akıl-ruh sağlığı, medenilik, özgürlük, ahlak ve din laylaylom şeyler değildir.


Tanrı bu ülkeyi de, dünyayı da siyasetçilerden ve akıldışı-ahlakdışı ünlülerden kurtarsın yoksa Türkiye'nin de, dünyanın da işi çok zor. Yani hiçdeğilse %50'yi kurtarsaydık.


Puta tapıcılara 'Neye taptığınızı biliyor musunuz?' deniliyordu; peki kimleri baştaçı(baştacı) ettiğinizi biliyor musunuz? Örnek ki eşcinsel ya da tıravesti(travesti) yani ahlaka ve dine ve Türklüğe ve Müslümanlığa aykırı birinin; 'Türküm' ya da 'Müslümanım' ya da 'Dinliyim' diyen ya da 'Atatürkçüyüm' diyen bir toplumun, ülkenin başına 'Sanat güneşi' yapılması; benzerlerinin de toplumun, ülkenin başına taç yapılması mantıklı mı? Yani 'Önemli olan, İstanbul'u alması', 'Önemli olan, sesinin güzel olması' mı diyorsunuz; peki öyleyse, belki de pis işlerle uğraşan bir bakkalda da belki dünyanın en güzel peyniri, çıplak öğretmenlerin ders verdiği bir okulda da dünyanın en teknolojik eğitimi vardır, haydi çocuklarınızı peynir almaya o bakkala, eğitim görmeye de o okula gönderin! Dedim ya, önce mantık. Mantık yoksa felsefe de, bilim de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, medenilik de, akıl-ruh sağlığı da, ahlak da, din de, doğru eğitim de, doğru ekonomi de, doğru devlet de, doğru ülke de, doğru toplum da, doğru hayat da yoktur.


Örnek ki pılaj(plaj) diye bayların ve bayanların iç çamaşırı ile çıplak oldukları pılajlar Türklüğe, dine, Müslümanlığa, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe, insanlığa, akıl-ruh sağlığına aykırı yerlerdir; ve üstelik öyle yerlerde çocukların ne işi var? Bu mu sizin Türklüğünüz, Müslümanlığınız, dinliliğiniz, Atatürkçülüğünüz, medeniliğiniz, özgürlüğünüz, demokrasiniz, laikliğiniz, insanlığınız? Kuşkusuz ki böyle bir var oluş içeriğe değil niceliğe yani zevke, hazza, nefse bakar.


'Nerede çokluk, orada bokluk' değil; nerede mantıksızlık, orada bokluk.


Hem Sodom'a, Gomora'ya, Pompei'ye benzeyip hem de Türk, Müslüman, dinli, Atatürkçü olunmaz.


Türkiye de, öteki ülkeler de biran(bir an) önce; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine kurulmalıdır; ahlaksız, dine aykırı, insanlığa aykırı, akıl-ruh sağlığına aykırı, ilkel Batı üzerine değil.


'Bilim ve ahlak'ta birleş; bunlara aykırı şeylerde değil.


Doğru insan mı olmak istiyorsunuz; önce mantık.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.8.20/06.37

MUSA DİNÇ'İN GÜL VE DÜŞÜN KİTABI SAPIKLIK DA BATI VE BATICILIK SAPIKLIK DEĞİL Mİ?

 İnsanın ilk öğrenmesi gereken şeylerden biri ahlak, biri nefssizlik, biri de mantıktır.


Türk dil kurumu sözlüğü 'sapıklık' sözcüğünü 'Tavır ve davranışları normal olmayan veya geleneklerden, törelerden ayrılan, anormal (kimse), gayritabii, anormal' diye tanımlamış. Ben konuya felsefeyi de dahil edeyim: Sapık sözcüğü 'yön olarak sapmak' anlamı taşısa da 'sap' kökünden gelir ki 'demet' içindeki 'saplar' anlamındadır yani 'düzene uymuşluk' ve 'düzene bağlanmışlık' anlamında yani sapık sözcüğünün felsefel anlamı 'demet'ten çıkmışlıktır yani dağılmışlıktır, örnek ki bir yol 'demet' durumundadır, o yoldan yan bir yola dönmek, yan bir yola gitmek de demetten çıkmak, demetten ayrılmak yani 'demet' değil 'sap' olmaktır yani sap olarak kalmayıp demet olmak olmak gerekir ki bunun bir biçimi de 'Birlikten kuvvet doğar', 'Sürüden ayrılanı kurt kapar' ve 'Damlaya damlaya göl olur' durumudur; bu nedenle ki 'sapık' sözcüğü yalnızca cinsel alanda değil dini inanç alanında da kullanılmakta yani her dini inanç kendine aykırı insanları 'sapık' olarak tanımlanmakta; bu açıdan bu sözcüğü doğru kullanmak için felsefeye ve bilime bakmak zorunludur yoksa herkes birbirini sapıklıkla suçlayabilir; yani 'demet' olarak felsefe ve bilim düşünülmelidir yani önce felsefenin ve bilimin demetinden çıkmamak, sapmamak gerekir, hem sapık olmamak için, hem de sapık sözcüğünü doğru kullanmak için. Yani 'demet'lik önemli, değerli, anlamlı ve doğru için zorunlu bir durumdur ancak önce felsefenin ve bilimin demetine girmek gerekir.


İbrahim(Abraham) mantıklı olmayı öğretti, Musa(Mose) Yahudi olmayı, İsa(Jesus) mantıklı olmayı, Muhammed bilimin önemini ve değerini. Tümü zaten ahlakçı idi de.


Atatürk de bilimsel ve ahlakçı olmayı öğretti; öyle ki 'Ben toplumun(sıporcunun/sporcunun) ahlaklısını isterim(severim)' ve 'Benim sözlerimle bilimin(ilimin/ilmin) sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' dedi. Muhammed de 'Din ilimdir(bilimdir), bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, bilim olmazsa din de olmaz' demişdi(demişti).


Bilim de ahlak da önce mantık demektir. Felsefe de, bilim de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de 'Önce bilim ve ahlak' demektir. Bu bağlamdan olarak Muhammed de 'Dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir' dedi.


Mantık felsefenin de, bilimin de, dinin de, demokrasinin de, laikliğin de, özgürlüğün de, akıl-ruh sağlığının da, insanca insan olmanın da temel koşullarından birisidir; koşullardan biri de ahlaktır. Mantık hem elek gibidir, hem pusula, hem yöntem; yanlışları, kötüleri ve zararlıyı elemeyi; doğru yola gitmeyi; ve düşünmeyi de, işleri de doğru yapmayı sağlar. Akıl-ruh sağlığının bozulması da mantığın bozulması ile başlar.


Batıda olan demokrasi ve laiklik nicel demokrasi ve nicel laikliktir yani demokrasinin ve laikliğin varlıkları vardır ancak doğru işlevleri yani mantıkları yoktur yani 'İnsan var ancak mantıklı değil, gıda var ancak sağlıklı değil' durumu gibidir. Bu nedenle Batıda var olan şey özgürlük değil, serseriliğin kardeşi olan 'serbestlik'tir; bu nedenle Batı mantıklı değildir; bu nedenle ki Batıda ahlaka aykırı herşey de serbesttir, zina, fuhuş, porno, eşcinsel evlilik, eşcinsellik, çıplaklık, ensestlik, eroin, 14 yaşına kadar çocuklarla cinsel ilişki serbestliği gibi oysa bilim gibi ahlak da zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, insan olmanın, insanlığın, evrimin, evrenin en yüksek nitel soyut aşamasıdır, bilim se bunların nicel en üst aşamasıdır yani ahlak bilimden üstündür, bu nedenle de Muhammed 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler bile hırsızdır' dedi; ahlak bilimden o denli üstündür ki insanlar vatanları, onurları ve aileleri için ölümü bile gözealabilirler(göze alabilirler) yani bilimden büyük 'ahlak' var, mantık ise bilimin de, ahlakın da temel koşuludur yani mantıksız bilim de, mantıksız ahlak da yanlışa gider, öyle ki insanlıkdışılığa gider.


Yani önce mantıklı olmak gerekiyor.


Musa Dinç isimli; bilime de, ahlaka da, 'Din bilim, ahlak ve vicdandır' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı dine de uzak olduğu anlaşılan bir sözde yazar 'Gül ve düşün' adlı bir masal kitabı yazmış, çocuklar için. Kitapta müstehcen yani ahlaka aykırı tümceler(cümleler) de varmış. Ve bu kitaba haklı olarak tepki gösterilmiş; kitap toplatılmış, yazarı da hapiseatılmış(hapise atılmış).


'Önce mantık' demiştim, herşeyin başı mantık demiştim; demokrasinin de, laikliğin de, felsefenin de, dinin de, ahlakın da, akıl-ruh sağlığının da, özgürlüğün de, insanca insanlığın da başı mantık demiştim(demişdim). Mantık bir de dürüst ve güvenilir olmayı sağlar yani mantık dürüst ve güvenilir olmanın da zorunlu koşullarındandır; felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, akıl-ruh sağlığının, insan olmanın, dinin, ahlakın zorunlu koşullarından biri de olmak dışında.


Bu açıdan mantıkla düşünelim: Musa Dinç'in 'Gül ve düşün' adlı masal kitabı ya da o kitapda(kitapta) geçen ahlaka aykırı tümceler sapıklık da; zinanın, fuhuşun, pornonun, ensestliğin, toplumsal alanlarda çıplaklığın, eşcinsel evlililiğin, eşcinselliğin, 14 yaşındaki çocuklarla cinsel ilişkinin serbest olduğu Batı, ve Batı yandaşlığı sapıklık değil mi?


Amaç(Erek) gerçeklere ve doğrulara ulaşmaksa, gerçekler ve doğrular ise önce mantıklı olmak gerekir. Mantık nalıncı keseri değildir; pusuladır.


İşte bunu anlayamadığı için Türkiye, ve İslam dünyası dünyanın önderi, lideri olamıyor; işte bunu anlayamadığı için insanlık 21. yüzyılda bile ruh, kişilik olarak henüz Mağara çağı'nda, dünya 21. yüzyılda bile barış, huzur, güven ve insancalık içinde değil.


Yani, 'Gül ve düşün' kitabı sapıklıksa zaten Batı 'Gül ve düşün' kitabı gibi. Peki, 'Gül ve düşün' kitabına ve yazarına tepki var da Batıya, Batıcılığa, Batıcılara, akıldışı-ahlakdışı modaya, akıldışı-ahlakdışı turizıma(turizme), akıldışı-ahlakdışı medyaya, akıldışı-ahlakdışı sanatçılığa, akıldışı-ahlakdışı ünlülere, akıldışı-ahlakdışı ekonomiye, akıldışı-ahlakdışı siyasete, akıldışı-ahlakdışı haklar-serbestlikler veren hukuk yozluğuna neden tepki yok? Evet; mantık hem doğruyu hem de dürüstlüğü sağlar yani mantıklı olmayan insan da, mantıklı olmayan toplum da ne doğru yoldadır, ne de dürüsttür; genelde suçların, özelde ise kadına şiddetin nedeni aramak istiyorsanız ve bu sorunları çözmek istiyorsanız bir de bu konuya yani mantık ya da dürüstlük konusuna bakın.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.8.20/04.21




28 Ağustos 2020 Cuma

AKP'NİN TÜRKİYE'Yİ DÜŞÜRDÜĞÜ DURUM

 Kuşkusuz ki yoksul ya da ekonomide geri kalmış ülkeler sahip oldukları olanaklara sarılmalıdırlar, ekonomide güçlenmek için; bu nedenle de en uygun alanlardan biri de inşaattır çünkü inşaat demek çimento, demir, elektırik(elektrik), boya, beyaz eşya, mobilya, cam gibi pekçok şey demektir yani ekonomiyi hemen hemen her alanında canlandırır ancak yöntem demokrasiyi, bilimi ve ahlakı yani insancalığı dışlarsa yani diktatörlüğe yönelirse 'Kötülüğün elinde zenginlik' olarak ekonomi türü oluşur tıpkı Nazi Almanyası'nda olduğu gibi yani amaç kadar araç da önemlidir, yöntem de önemlidir, örnek ki evlenmek için zorla kız kaçıranlar da var, insan gibi evlenme teklifi(önerisi) yapanlar da.


Gerçek ki siyaset üniversite mezunuluğu(mezunluğu) gerektirse de cehalettir çünkü bilimi ve ahlakı dışlar; varlığını toplumu parçalara bölmek, parçaları birbirlerine düşman etmek ve yandaşlık üzerine kurar oysa toplumlar ve dünya Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine kurulmalıdır; bu nedenle ki siyaset asla çözüm olmaz, hep sorun olur yani Türkiye de, öteki ülkeler de siyaset ile yönetilmeye son vermeli, ve Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmek sistemine geçmelidir artık yoksa ülkelerin tarihleri de, insanlık tarihi de yüzkızartıcı tarihin tarihi olmaktan kurtulamaz.


Açık ki ülkeler demokrasi ile de, diktatörlük ile de ekonomik olarak büyüyebilirler, güçlenebilirler; diktatörlük türüne örnek Nazi Almanyası'dır. Yani 'Neticeye değil haticeye de bakmak' gerekiyor yani çocuk her gün eve büyük miktarda para getiriyorsa kaynağını sormak gerekir. Yani önemli olan şey 'Güçlü ekonomi' değil, bunu bilime ve ahlaka yani insanlığa uygun olarak yapmak; bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi, Napolyon ya da Hitler gibi 'Önce para' değil. Yani, kafada Atatürkçülük ya da Muhammedçilik savı varsa, bu farkı göstermek gerekir.


'Onlar konuşur, biz yaparız' sözü felsefel, bilimsel, mantıklı olmayışın bir durumudur çünkü bunlar 'yapmak' üzerine değil 'düşünmek' üzeerine kuruludur. 'Bilim(İlim) Çin'de de olsa gidip öğrenin' hadisi; 'yapmayı' değil, 'düşünmeyi' ve 'konuşmayı' baştaçı eder çünkü müteahitler 'yapar'lar ancak felsefe, bilim, mantık ve din 'düşünür' ve 'konuşur'. Yani 'doğru, iyi insan olmak' yapmak ile değil düşünmek ile başlar. Bu nedenle ki 'Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa' denilmiş. Yani 'konuşmayı' yani 'düşünmeyi' dışlamak zaten bilimi de, ahlakı da, dini de dışlamaktır. Bu nedenle ki Türkiye dünyada 'Alimler, alimeler, billgeler ülkesi' olarak değil 'Müteahitler/Müteaahitler ülkesi' olarak tanınmak acısına, üzüntüsüne, utançına(utancına) düşmüş durumda; bir de demokrasi düşmanlığı var.


'Çocuktan al haberi' diye bir söz var.


Bir de 'Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana, senin kim olduğunu' sözü var.


Bir de 'Dost acı söyler' sözü var.


Bir de 'Doğru söyleyen düşman, dalkavukluk yapan dosttan yeğdir' diye bir söz var.


Açık ki bu sözlerin bileşkesi 'Düşmanın mantıklı konuşuyorsa, doğru söylüyor olabilir'dir. Yani düşmanın hakaret ya da küfür etmiyorsa, söylediklerine ilgi göster yoksa yanlış(hata) edebilirsin. 'Macron da hernekadar kötü bir insan olsa da doğru birşey söylüyor olabilir' diye de düşünmek gerekir, bilimsel ya da mantıklı ya da gerçekçi ya da doğrucu olmak için. Açık ki Macron'un bu sözü, tanımlama amaçlı olsa da kasıtlı ya da kasıtsız hakaret de içermektedir ancak açık ki bu söz Akp'nin 'Onlar konuşur, biz yaparız' sözü ile uyumludur, tutarlılık içindedir yani Akp'nin bu sözü, Macron'un o sözünü doğrulamaktadır zaten yani Akp ava giderken avlanmak durumuna düşmüştür, bilime sırtdöndüğü için ki zaten bilime sırtdönmese cemaatlerle, tarikatlarla değil felsefe ve bilim ile çalışırdı, siyasi düşünce ayırımcılığı(ayrımcılığı), muhalefet düşmanlığı, Atatürk düşmanlığı, demokrasi düşmanlığı, laiklik düşmanlığı, ve yandaşçılık yapmazdı.


Yani sonuçta Macron da insan, bir devlet başkanı; o da gördüğünü söylüyor.


Akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı Fıransa'nın(Fransa'nın) cumhurbaşkanı Macron demiş ki 'Türkler sadece eyleme dönüşen sözlere saygı duyar'. Akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı bir ülkenin; akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı devlet başkanının bizi böyle tanımlamasına çok sinir oldum ve çok üzüldüm. Yani, Akp akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı bir insana karşı bile bizi küçük düşürdü.


Ancak; bizim böyle tanımlanmamıza neden olan Akp'ye daha çok sinir oldum.


'Sultancılık oynayan', ve 'Onlar konuşur biz yaparız' diyen Akp böyle bir izlenim, algı oluşturmaktadır, farkında olmasa da çünkü açık ki Akp Muhammed'in de, Atatürk'ün de 'Önce bilim ve ahlak' sözüne aykırıdır. Bilime aykırı ki bunu tartışmaya bile zinayı suç olmaktan çıkaran, ve eşcinsel evliliği de serbest bırakan, Akp. Vicdan da bilim ve ahlak kapsamındadır; bu nedenle ki Akp'nin öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı diktatörlüğünün sultanlarını baştaçı etmesi hem bilime, hem ahlaka, hem dine, hem Türklüğe, hem insanlığa, hem akıl-ruh sağlığına aykırı bir durumdur. Yani bunca şeyden sonra dünyanın bizi olumlu olarak değerlendirmesi kuşkusuz ki zordur.


Bir gazete 'Macron haddini aştı' diye başlık atmış, Macron'un bu sözüne.


Hayır, haddini aşan Macron değil bu durumda; haddini aşan 'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed'e de, 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'e de aykırılık içinde olan; bilime ve ahlaka sırtdönmüş bir durum gösteren Akp çünkü eğer Akp Muhammed'in ya da Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a uysaydı, Macron en azından o söz yerine başka bir söz söylemek zorunda kalırdı.


Yani 'Sözden(Laftan) değil' de 'şiddet'ten anlamak, nedir Türkiye'nin içine düşürüldüğü durum? Türkiye düşmanlarınca da olsa böyle mi tanınmalı, tanımlanmalı idi? Neden Türkiye Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim, ahlak, alimler, alimeler ülkesi' olarak tanınmıyor, tanımlanmıyor?


Yani 20 yıla yakın iktidarda olmak; dinden, imandan söz etmek; ve Türkiye'yi 'Bilim ve ahlak ülkesi' olmak yerine 'Laftan değil sopadan anlayan' bir ülke olarak tanımlatmak; bu mu başarı, bu mu 'Yola devam', bu mu 'Onlar konuşur, biz yaparız'?


Türkiye'yi 'Türkiye'yi tanıtmak' diye akıldışı-ahlakdışı, bikinilerle, mayolularla yani çıplak, seksi ve davetkar yetişkin insan dişisi fotoğrafları ile tanıttılardı; şimdi de 'Laf anlamaz, sopadan anlar' olarak tanıtmak. Yazıktır, ayıptır; üstelik de 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ün ülkesinde.


Açık ki siyaset yalnızca mantığın değil, utanmanın da olmadığı bir dünyadır; bu nedenle ki akıldışı-ahlakdışı kapitalistler, ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler siyasetçilerin çevrelerinden ayrılmamakta.


Muhammed'e ya da Atatürk'e düşman olanın, doğru dostu olmaz zaten çünkü Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' diyen insanlardır ki ahlak da bilime dahildir, ahlaksız bilim de bilim değildir.


İnme demokrasi tıreninden(treninden), çünkü gerçek demokrasi 'Bilim ve ahlak' demektir, yoksa indirirler insanlık tıreninden. Bu nedenle ki 'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed de, 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk de gerçekte 'Önce demokrasi' de demiş oldular, anlayana yani.


Yani Macron keşke(keşki) öyle demek yerine 'Türkler tembeldir' gibi birşey dese idi çünkü tembellik dahilikle birleşebilen birşeydir ancak 'Laftan anlamaz, kötekten anlar' durumu ağır bir durumdur.


Evet, bir söz daha var: 'Para(Ekonomi) ile saadet(insanlık) olmaz'. Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' gerekir çünkü alim, alime olmak için de 'Önce bilim ve ahlak' gerekir yani en önemlisi 'Bilim ve ahlak'tır Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi; peki Türkiye'de hani nerede bilimsellik ve ahlakçılık? Heryer akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlü, akıldışı-ahlakdışı medya dolmakta.


Yani, Akp bilim ve ahlak partisi olsa idi Türkiye öyle anılmak yerine 'Bilim, ahlak, alimler, alimeler ülkesi' olarak tanımlanacaktı ancak bu açıdan açık ki bilimi ve ahlakı önder edinmemiş her siyasi parti de aynı yoz, kötü, yanlış durumda.


Müslümanlar kendilerine 'Bugün Allah için ne yaptın?' diye sormak yerine, 'Bugün bilim ve ahlak için ne yaptın?' diye sormalılar ki benim Muhammed'den anladığım kadarı ile de Allah da Öteki dünya'da 'Bilim ve ahlak, yani doğru insanlık için ne yaptın?' diye soracak. Bu nedenle olmalı ki 'Dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir' hadisi var çünkü insanlığa hizmet etmiş ve hiçkimseye kötülük etmemiş insanlara, doğruluk ya da iyilik adına kim kötülük edebilir?


Asla unutmayın; en güzel demokrasiye de, en güzel ekonomiye de, en güzel hukuka da, en güzel eğitime de, en güzel turizıma(turizme) de, en güzel sanata da, en güzel medyaya da; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi ancak bilim ve ahlak ile gidilir.


Padişah, Osmanlı, diktalık kafası bırakılıp Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a sarılmalı. Bu nedenle ki Muhammed'e de, Atatürk'e de düşmanlık hem mantıksızlıktır, cehalettir hem de akıl-ruh sağlığına aykırılıktır. Gerçek ki dini 'Din bilimdir, ahlaktır, merhamettir, vicdandır, dürüstlüktür, medeniliktir, adilliktir, tarafsızlıktır, nefssizliktir' diye tanımlayan Muhammed insanlığın güneşi ise; 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen Atatürk de o güneşin aydınlattığı, o güneşle aydınlanmayı başarabilmiş bir yıldızdır. Ne güneşsiz, ne yıldızsız, gökyüzü aydınlanmaz. Muhammed'e ve Atatürk'e yani bilime ve ahlaka değil; bilimdışılığa ve ahlakdışılığa sırtını dön. Hem yanlış şeyler yapıp hem de doğru olarak tanımlanmak istemek mantıksızlıktır ki mantık bilimin de, ahlakın da, dinin de, akıl-ruh sağlığının da, insanca insanlığın da, insanca dünyanın da temelidir.


Ekonomi beden gibidir; beyin ise bilim ve ahlaktır; beyini bedenin kölesi değil, bedeni beyinin kölesi yap; ülkeyi ekonominin değil, ekonomiyi ülkenin kölesi yap; ülkeyi ekonomi ile, para ile değil bilim ve ahlak ile onurlandır, gururlandır, övündür. Mutluluğu ya da özgürlüğü ekonomide ya da ticarette ya da parada ya da kapitalistte ya da maddiyatta arayan ülke; mutluluğu ya da özgürlüğü midesinde ya da bacak arasında ya da akıldışı-ahlakdışı modada ya da çıplaklıkta arayan ilkel, nicel, mantıksız, kişiliksiz, hasta, ruhsuz insan gibidir.


Bilime ve ahlaka aykırı kafa ile ne Türkiye olur, ne de Türkiye temsil edilir.


Türkiye'nin de, dünyanın da en gereksinim duyduğu devrim gerçekte 'Bilim ve ahlak' devrimidir. Önce bilim ve ahlak. Yaşasın bilim ve ahlak.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.8.20/07.52

KADIN (ŞİİR)

 'Kadının adı yok' diyorlar

Oysa doğru kadının adı doğru insanın adıdır

O da 'Bilim ve ahlak'tır

Bu nedenle ki Muhammed de, Ali de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi

Yani doğru yetişkin insan dişisinin örneği akıldışı-ahlakdışı moda

Ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler değil, bilim ve ahlaktır

Yani yetişkin insan dişisi kendine adın doğrusunu istiyorsa

Kendine doğru ad isteyen insan gibi, bilime ve ahlaka sarılmalıdır

Akıldışı-ahlakdışı modaya ve akıldışı-ahlakdışı ünlülere ve akıldışı-ahlakdışı hayata değil

Kendine, doğru ad istersen bilime ve ahlaka sarıl

Yoksa olmaz hem bilime ve ahlaka aykırı ol hem de doğruya darıl

Nefs en büyük cehalettir

Ve ahlaksızlık nefsin bir türüdür

Utanmazlık beyinde olursa medeni cesarettir

Bedende ya da hayatta olursa cesaret değil kepazeliktir

Sözleşmeni akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı Avrupa birliği'nin İstanbul sözleşmesi ile değil

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi bilim ve ahlak ile yap,

Bilimi ve ahlakı seçmeyecek olanlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi

Demokrasi, laiklik ve özgürlük değildir

Çünkü demokrasi, laiklik ve özgürlük demek 'Önce bilim ve ahlak' demektir

Demokrasi, laiklik ve özgürlük seçmeye seçme hakkı verilmesi değil

Bilime ve ahlaka seçme görevi verilmesidir

Akıl ne yaştadır, ne cinsiyettedir

Akıl ancak bilimde ve ahlaktadır çünkü bilim zekanın

Ahlak mantığın en üst aşamasıdır

Bu nedenle ki ahlaksız bilimciler var da, bilimde ahlaksızlık yok,

Ey hep 'Tecavüze, cinsel tacize, cinsel şiddete hayır' diye gösteri yapan kadın

Biraz da 'Ahlaksızlığa, akıldışı-ahlakdışı modaya, akıldışı-ahlakdışı ünlülere

Akıldışı-ahlakdışı turizıma(turizme), akıldışı-ahlakdışı medyaya, çıplaklığa

Zinaya, fuhuşa, dansözlüğe, eşcinselliğe, eşcinsel evliliğe, pornoya

Akıldışı-ahlakdışı sanata, akıldışı-ahlakdışı ekonomiye, akıldışı-ahlakdışı ticarethanelere 

Toplumsal alanlarda akıldışı-ahlakdışı giyime, toplumsal alanlarda ahlakdışı davranışlara

Akıldışı-ahlakdışı reklamlara, akıldışı-ahlakdışı pılajlara(plajlara)

Çocukların ve gençlerin akıldışılığa ve ahlakdışılığa yönlendirilmesine

İnsan dişisinin ahlaksızlık, utanmazlık, cinsel nesne, cinsel mal 

'Aç bacak, aç meme, aç beden(vücud/vücut)' yapılmasına

Yetişkin insan dişisinin özgürlük, kadın hakları diye

Kadıncılık(Feministlik) diye, demokrasi diye, laiklik diye

Moda diye, turizm diye yetişkin insan erkeğine

Ve cinsel sömürüye daha çok köle yapılmasına

İnsan dişisinin cinsel sömürü kütlesi yapılmasına 

İnsan dişisinin ahlakdışılığa yönlendirilmesine

Sigaraya, içkiye, uyuşturucuya, pirsinge, dövmeye, takıya, makyaja

Astrolojiye, medyumluğa, fala

Nefse köleliğe ve mantıksızlığa hayır' diye gösteri yapsana,

Ey kadın

Biraz da 'Ahlaksız Batıya hayır' desene

Neden cinsellikle, seksle kafayıbozdun(kafayı bozdun)

Biraz da ya Muhammed gibi, ya da Atatürk gibi 'Önce bilim ve ahlak' desene

Biraz da bilimdışılığa ve ahlakdışılığa karşı olsana

Bedeninin, cinsiyetinin, cinselliğinin, kütlenin kölesi olmasana

Kadın olmaya değil, bilime, ahlaka, mantığa, nefssizliğe ve insan olmaya sarılsana.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.8.20/05.55


ARAMAK BOŞA (ŞİİR)

Sana veda etmek

En güzel sevda artık

Sana hoşçakal demek

En doğru kalmak artık

Bu dünyanın içine bir de 

Sevgiyle, aşkla etmeye gerek yok,

İnsanın dışı güzel

İçi bağırsak, bok, tiksinç

İçi çirkin birşeyde güzellik aramak boşa

Kafada bilim, ahlak, vicdan 

Ve nefssizlik yani mantık yani akıl-ruh sağlığı yoksa,

Sana veda etmek

En güzel sevda artık

Sana hoşçakal demek

En doğru kalmak artık

İnsanlığın içine bir de

Etmeye gerek yok sevgiyle, aşkla,

Dünyanın dışı güzel

İçi lav, kor, ateş

İçi kötü bir varlıkda güzellik aramak boşa

İçi çirkin şeylere haz, zevk, mutluluk diye sarılanda 

Sevgiyi, aşkı bırak

Akıl, mantık, akıl-ruh sağlığı aramak boşa.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.8.20/12.45





27 Ağustos 2020 Perşembe

KORONA ÖNLEMLERİNE ISRARLI UYMAMAK HAKLI BOŞANMA NEDENİ SAYILMALI SAVIM

 Demokrasi, laiklik, özgürlük ve hukuk herşeyden önce şu iki şeyi korumak ve güvence altına almak zorundadır: Bilim ve ahlak.


Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi yani bilimsiz ve ahlaksız din de, Atatürkçülük de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, medenilik de, medeniyet de, akıl-ruh sağlığı da, sanat da, turizım(turizm) de, ekonomi de, devlet de, devlet yönetimi de olmaz.


Gerçek ki korona salgının genel temel nedeni nefse köle insanlardır yani nefs köleliğidir çünkü nefs hem en büyük cehalettir hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır hem de önce akılı, mantığı yok eder, sonra da ahlakı, vicdanı, akıl-ruh sağlığını yani eğitim nefse karşı eğitimle başlamalıdır ki ahlaksızlık da nefstir çünkü ahlaksızlık sırf kendini ya da kendi zevkini düşünmektir yani bencilliktir ve sorumsuzluktur yani insanlıkdışılıktır.


Hukukça haklı görülen pekçok boşanma nedeni var, mantıksız olanları olsa da.


Ancak açık ki eşlerden birinin korona önlemlerine ısrarla uymaması, ısrarla hiçe sayması öteki eş için haklı boşanma nedeni sayılmalıdır çünkü hukuk canı korumak, ve canı koruyan şeylerin yanında olmak zorunda.


Bu nedenle ki korona önlemlerine ısrarla uymayıp eşinin ya da eşinin ve çocuklarının sağlıklarını ya da hayatlarını tehlikeye atan eşe karşı eş boşanma davası açabilmeli, ve böyle bir durumda da haklı sayılmalıdır; açık ki bu durumun kanıtlarla ve tanıklarla kanıtlanması zorunludur.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.8.20/08.49

FATİH ALTAYLI'DA KORONA VAKALARI KONUSUNDA MANTIKSIZLIK SAVIM

 Fatih Altaylı isimli medya yazarlık emekçisi kişi Sağlık teröristleri adlı köşeyazısında(köşe yazısında) 'Sağlık sistemi çökmek üzere. Kimse devleti, bakanlığı falan da suçlamasın. Bunca uyarıya rağmen üzerimize düşeni yapmamakta ısrar edersek, devlet ne yapsın! Yeniden sokağa çıkma yasakları mı ilan etsin, yine herkesi yokluğa mı mahkum etsin! Devletin yapması gereken tek şey, maske takmayanlara yönelik çok sert yaptırımlar olabilir belki! Ama ortada öyle bir devlet de yok.', demiş.


Türkiye'nin temel sorunlarından biri de medyadır; medyanın temel sorunlarından biri düşünür, alim, alime, bilge, bilimci olmayan insanları yazar; ve akıldışı-ahlakdışı ünlüleri baştaçı(baştacı) etmesi, ve siyasi yandaşlık yapmasıdır; yani Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' amaçına aykırı davranmasıdır.


Fatih Altaylı bilimsel bir insan mıdır? Hayır, çünkü HaberTürk Tv'deki yayınına 'astrolog' denilen kişileri çıkardı, ve onlara bilimsel eleştiri yapmak, bilimsel karşıtlık yapmak yerine onlarla birlikte astrolojicilik oynadı. Yani yayına bilimcileri çıkarmak bilimsel olmak demek değil çünkü bilimsel insan yayınına bilime aykırı kimseleri çıkarmaz, çıkarsa da baştaçı etmez; ahlakçı yayıncılar yayınlarına ahlaka aykırı kimseleri çıkarıp onları baştaçı ediyorlar mı? Yani bilimsel olmak için de, ahlak için de, demokrasi için de, laiklik için de, özgürlük için de, Türkiye için de önce mantık.


Bence; medya düşünürleri, alimleri, alimeleri, bilgeleri, bilimcileri işe almalıdır, gazetecilik okulu, basın-yayın okulu mezunularını(mezunlarını) yani felsefe, bilim, düşünürlük, alimlik, alimelik, bilgelik, bilimcilik ile ilgisi olmayan kişileri değil. Yani gerçek medya özgürlüğü de, gerçek demokrasi de, gerçek laiklik de, gerçek özgürlük de, gerçek medeniyet de, gerçek Atatürkçülük de, gerçek din de, gerçek Türkiye de, insanca dünya da, insanca hayat da bilim ve ahlak ile başlar. Yani bir ülke siyasetçilere de, kapitalistlere de, gazetecilere de, televizyonculara da, sanatçılara da, öğretmenlere de, gençliğe de değil 'Bilim ve ahlak'a teslim, emanet edilmelidir.


Fatih Altaylı açık ki bilimsel biri olmadığı için, düz mantık açısından doğru ve haklı sanılabilecek bir açıklama yapmış ancak Fatih Altaylı'nın anlamadığı ya da anlayamadığı konu şu: Devlet; Muhammed'in de, Atatürk'ün de, felsefenin de, bilimin de, özgürlüğün de, demokrasinin de, laikliğin de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine kurulu olsaydı; en büyük cehalet olan, ve kötülüklerin hem nedeni hem amaçı olan, ve önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı, vicdanı yok eden nefs içinde yüzdüğü, akıldışı-ahlakdışı ünlülerin arkasından koşan, akıldışı-ahlakdışı moda kölesi olan, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm)-tatil-eğlence kölesi olan, 'yan baktı diye, tosladı diye' cinayet işleyen bir kitlesinin varlığından da cehalet içinde yüzen bir kitlesinin var olduğu belli, açık olan bir ülkede korona gibi aşısı, ilaçı(ilacı) olmayan küresel bir hastalık salgınında çözümü topluma, toplumun keyifine, toplumun hazzına, rastlantıya, olasılığa bırakmazdı ve bilimsel önlemleri kendisi alır ve kendisi uygulatırdı, örnek ki daha salgının başında 15 günlük sokağa çıkma yasağı ilan ederdi, ülkeye turist girişini de koronaya karşı aşı ya da ilaç bulununcaya kadar yasaklardı yani ekonomiyi yani kapitalistleri bilimden değil, bilimi ekonomiden yani kapitalistlerden üstün tutardı yani örnek ki kuzuları bahçeye salıp, sonra da kuzuları 'Bahçeyi yediler' diye suçlamak, beş yaşındaki çocuğun eline çakmak verip, sonra da 'Evi yaktı' diye çocuğu suçlamak mantıksızlıktır yani önce devlet yani hükümet ülkesinde mantıksız bir kitlenin olduğunu, ve bu kitlenin koronayı yayabileceğini düşünecek kadar mantıklı olmalı idi.


Yani televizyona Fatih Altaylı'yı, Ahmet Hakan'ı, Fatih Portakal'ı gazetelerde akıldışı-ahlakdışı ünlülere yazı yazdırmakla, akıldışı-ahlakdışı ünlüleri öven, baştaçı eden magazin yayınıları yayınlamakla medya da, topluma akılhocasılığı(akıl hocalığı) da olmuyor. Yani; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak'; ancak açık ki bunlar genelde üniversitelerde, özelde ise medya ile ilgili okullarda öğretilmemekte.


Sanılır ki vatandaşı yani insanları suçlamak yerine devleti ya da hükümeti suçlamak daha kolaydır, bu nedenle de mantıksızlıktır oysa asıl, en büyük suçlama hep devletlere ve hükümetlere yapılmalıdır çünkü hem ülkelerini yönetenler onlar, hem de herşeyin en doğrusunu ve en iyisini düşünmek ve yapmak olanağına sahip olanlar da yalnızca onlar yani örnek ki 200 üniversitesi ve binlerce öğretmeni, akademisyeni olan devlet mi daha doğru, daha iyi düşünür yoksa üniversite bile okumamış insanlar mı? Bir ülkede en büyük güç kimde ise, en büyük sorumlu da, en büyük suçlu da önce odur. Yani önce felsefe ve mantık; sonra gazetecilik, televizyonculuk, medyacılık, yazarlık, şairlik, sanatçılık, siyasetçilik, falanfilanlık.


Yani; Fatih Altaylı dağın ön yüzünü görüyor ancak arka yüzünü görmüyor bir durumda.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.8.20/08.52


NE ARABİSTAN'A BENZE NE GENELEVE YA DA ARABİSTAN'A BENZEMEDEN AHLAKLI OLMAK

 Fıransa'da(Fransa'da), Saint Marie la mer sahillerindeki bir pılajda(plajda) üstsüz yani memeleri yani üst cinsel organları açıkta güneşlenen bir kadını pılajdakiler jandarmaya şikayet etmişler, jandarma da gelip o kadını uyarmış yani yalnızca uyarmış, kırbaçlamamış, taşlamamış, hapise atmamış, idam etmemiş ancak bazı Fıransızlar(Fransızlar) ya da bazı Fıransalılar(Fransalılar) 'Bu faşizm, bizi Suudi Arabistan'a mı çevirmeye çalışıyorsunuz!' diye tepki göstermişler, öfkelenmişler, ateşpüskürmüşler(ateş püskürmüşler). Yani, yerin adı da 'Saint Marie' yani 'Azize Marie' yani Hıristiyanlık(Hristiyanlık) dini inançı(inancı) açısından onurlu, gururlu, değerli, kutsal, anlamlı, saygın biryer ki öyle biryerde bikinili, mayolu yani sütyen-külot çıplak, bay-bayan karışık pilaja izin verilmesi de zaten bu duruma daha en baştan aykırı yani devlet Hıristiyanlığa saygı göstermemiş ki vatandaşı neden göstersin. Yani sütyen-külot ortalıkta dolaşmak yetmemiş, bir de onu da çıkarmak, çırılçıplak olmak istiyorlar toplum içinde, sonra da 'Kadına saygı'dan söz ediyorlar, saygıyı hak etmek gerekir, ahlaka aykırı olmakla, utanmaz olmakla, mantıksızlıkla, hayvanları ya da doğayı örnek almakla ya da bedeni beyinin, ruhun diktatörü yapmakla yani nitel olmak yerine nicel olmakla yani bir kütle olmayı seçmekle saygı hak edilmez.


Aynı kafa, Türkiye'deki bazı kişilerde de var; türbanlı gördüler mi 'Arabistan'a gidin' diyen. Peki onlar da bikinililere, mayolulara, mini şortlulara, tayt pantolonlulara, mini eteklilere, göğüs dekoltelilere yani toplumsal alanlarda ahlakdışı giyimlilere 'Siz de geneleve gidin' derlerse ne olacak; gerçek ki ne doğru demek devletlerin ya da siyasi iktidarların ya da kanunların yani siyasetin izin verdiği şeyler demektir, ne de bunların izin verdikleri şeyler doğru demektir ki örnek ki Batıda porno, ensestlik ve eroin de serbest yani doğrular için siyasete ya da hukuka ya da devletlere ya da siyasi iktidarlara değil felsefeye, bilime, ahlaka ve dine bakmak gerekir. Açık ki akıl gibi akıldışılık da küreseldir ve evrenseldir.


Ancak ilginç ki zinanın, fuhuşun, pornonun, çıplaklığın, ahlaksızlığın, utanmazlığın karşısında 'Geneleve mi dönüyoruz?' demiyorlar.


Yani, geneleve benzemeye razı olmak ancak ahlaka karşı olmak.


Bu durumun temel sorumlusu siyasetçilerdir gerçekte; özellikle de felsefeyi, bilimi, dini, ve Evrim kuramı'nı yanlış anlayıp nicel ve vahşi ırkçılıkçı olup Evrim kuramı'nı da, insanlığı da zor duruma düşüren Hitler örneğinde olduğu gibi kuramları(teorileri) ya hiç anlamayan ya da yanlış anlayan siyasetçiler çünkü ülkeleri onlar yönetiyorlar yani bir ülke akıldışı ya da ahlakdışı ise bundan önce o ülkeyi yöneten siyasetçiler sorumludur çünkü akıldışı, ahlakdışı yasaları çıkaranlar onlardır; bu nedenle ki bilimsel bir ülke ve dünya isteyenler akıldışı, ahlakdışı siyasetçileri seçmemeliler.


Utanmamak yalnızca beyin için geçerli ise doğrudur ki buna bilimsel cesaret, medeni cesaret, bilimsel düşünmek, mantıklı düşünmek gibi adlar verilir yani utanmamak yalnızca beyinde kalmalıdır, utanmamaya beden dahil değildir çünkü utanmamaya bedenin dahil olması hayvanlara ya da doğaya özgü bir durumdur.


Açık ki ahlaka aykırılık mantıksızlık demektir; örnek ki hem Hıristiyan ya da dini inançlı olup ya da dinli olduğu ilerisürüp(ileri sürüp) hem de ahlaklı olmayı 'Arabistan'a benzemeye' eşitlemek mantıksızlıktır çünkü Hıristiyanlık da ahlak üzerine kuruludur yani Hıristiyanlıkta da toplumsal alanlarda yani evin dışında sütyen-külot ya da çıplak dolaşmak ya da ahlaka aykırı giysi ile bulunmak hakkı ve özelliği yoktur, dini inançta da, dinde de.


Hitler'in Evrim kuramı'nı anlamayıp ya da yanlış anlayıp nicel, faşist, gerici, insanlıkdışı, bilimdışı, ahlakdışı ırkçılığı yaratması gibi açık ki birileri de ahlakı Arabistan'a benzemek gibi yanlış anlamaktadır ya da anlatmaktadır.


Arabistan ahlaklı mıdır? Bunu anlamak için önce 'ahlak'ın tanımını bilmek ya da 'ahlak'ın tanımına bakmak gerekir. Felsefede 'ahlak'; 'Doğru olanı yapmak'tır. Türk dil kurumu sözlüğü ise ahlakı 'Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre' diye yazmış ki 'sağtöre' savı eskiden yoktu bu sözlükte yani bu sözcüğü, bu tanımı yeni eklemiş, belli ki Tdk Cumhur ittifakı yani siyaset etkisinde kalıp 'sağtöre'yi eklemiş yani toplumu 'sağa yöneltmek, sağcı yapmak' istemekte olabilir ki Türk dil kurumu'nun da 'ahlak'ın tanımını, anlamını bilmediği açık çünkü 'ahlak' toplumların seçimlerine, zevklerine, beğenilerine, alışkanlıklarına, inançlarına bağlı birşey değildir felsefe açısından, bilim açısından yani felsefe ve bilim açısından 'ahlak' etnik, toplumsal bir tanım değildir yani felsefe ve bilim açısından 'ahlak' 'doğru olanı yapmak yani doğruya giden yöntem, doğruyu araştıran yöntem, doğruyu isteyen yöntem anlamındadır yani felsefe ve bilim 'ahlak' derken inançtan söz etmez, yöntemden söz eder yani Tdk'nin dediği gibi 'ahlak'ın sağla, solla, sağcılıkla, solculukla; beyazlıkla, siyahlıkla yani renkle ilgisi yoktur yani Tdk'nin ahlak tanımı felsefeye, bilime uzak bir tanımdır. Bu nedenle ki 'ahlak'ın yeniden ya da daha iyi tanımlanması gerekir ki bir bilge olarak bunu ben yapmış bulunmaktayım ki ahlak tanımım şudur: 'Zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, akıl-ruh sağlığının, insan olmanın, insanlığın, medeniliğin, medeniyetin, hukukun, adaletin, vicdanın, merhametin, evrimin, evrenin en üst nitel soyut aşaması'. Bu açıdan bakarsak Arabistan'ın gerçekte ahlaka çok uzak olduğu anlaşılır çünkü Arabistan hem bilimsel değildir, hem de vahşi idamları nedeni ile vicdanlı, merhametli, medeni değildir; bilimsel olmadığı için özgür de, demokrasi de değildir, laiklik de değildir.


Ahlakı bu tanımımı anlamak için yalnızca felsefenin 'Ahlak doğru olandır' tanımına bakmak yetmez; bir de dini tanımlayan Din hadisileri'ne de bakmak gerekir. Din hadisileri dini şöyle tanımlıyor: 'Din bilim(ilim), ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, dostluk, nefssizlik, ve inzivadır'; Din hadisileri açısından bakıldığında da Arabistan'ın dinden uzak olduğu görülür ki zaten dini inanç demek din demek değildir, din demek dini inanç demek değildir; din başkadır, dini inanç başkadır, örnek ki puttapıcılık, Zeus, Ra, Budha dini inançtır ancak din değildir yani Din hadisileri'ne aykırılık din değildir. Yani, Hitler'in Evrim kuramı'nı yanlış anlayıp yanlış uygulaması Evrim kuramı'nı nasıl bağlamazsa, Arabistan'ın ya da İslamcı ülkelerin 'ahlak'ı yanlış anlamaları ya da yanlış uygulamaları ahlakı, 'din'i yanlış anlamaları ya da yanlış uygulamaları da dini bağlamaz örnek ki Müslüman denilen Türkiye'de zina yasak değildir, genelevler var, toplumsal alanlarda ahlakdışı moda serbest, ahlakdışı pılajlar(plajlar) serbest, ahlakdışı ünlüler serbest, ahlakdışı medya serbest, eşcinsellik serbest, eşcinsel evlilik serbest yani bunda Müslümanlığın, İslamın, dini inançın ne suçu var? Yani; Ahlak=Din=Arabistan=İslam dünyası' demek değil, tıpkı 'Abd=Bilim=Özgürlük=Demokrasi=Laiklik=İnsanlık' demek olmaması gibi çünkü bilim de önce ahlak der; özgürlük de, demokrasi de, laiklik de, insanca insanlık da. Yani önce sözcüklerin anlamlarını doğru ve iyi bilmek gerekir yani Türkiye=Osmanlı da olmaz çünkü Osmanlı hanedanlığı'nda sultanlar kendi öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını öldürtebiliyorlardı, öteki ülkelerin vatanlarını işgal edip sömürebiliyorlardı; şimdiki Türkiye=Atatürk de değil çünkü Atatürk 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi oysa şimdiki Türkiye hem bilim ve ahlakla yönetilmiyor hem de tarikat, cemaat, astroloji, medyumluk gibi bilime aykırı; zina, genelev, toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giyimlilik, sıtriptiz(striptiz) kulübü, pavyon, sex shop, bay-bayan karışık masaj salono, eşcinsellik, eşcinsel evlilik gibi ahlaka aykırı pekçok şey serbest.


Arabistan da, İslam dünyası da Muhammed'in zamanındaki gibi değil.


Yani Arabistan'a ya da başka bir ülkeye benzemeden de ahlaklı ve dinli olunabilir yani ahlakı ya da dini Arabistan'a ya da başka bir ülkeye eşitlemek mantıksızlıktır ki mantıksızlık olan yerde özgürlük de, bilimsellik de, demokrasi de, laiklik de, ahlak da, din de zaten olmaz.


Yani, Arabistan'a benzemeden ahlaklı ve dinli; geneleve benzemeden de demokrasi, laik, özgürlük, varoluş olabilir.


Ne Batı felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, akılın, zekanın, akıl-ruh sağlığının, insanlığın egemeni; ne de Arabistan ahlakın ya da dinin egemeni; ahlakın egemeni ahlakın tanımıdır, dinin egemeni de dinin tanımıdır.


Yani ne Arabistan'a benze, ne geneleve; yalnızca dine ya da ahlaka benze. Arabistan'a benzemek rahatsız ediyor da, geneleve benzemek neden rahatsız etmiyor? Dinin tanımına ahlakın, ahlakın tanımına da 'akıl-ruh sağlığı'nın dahil olmasından olsa gerek.


Muhammed ne dedi, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; Atatürk ne dedi, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; felsefe ne diyor, 'Önce bilim ve ahlak' diyor; bilim ne diyor, 'Önce felsefe ve ahlak' diyor; bunun Arabistan'a benzemekle ne ilgisi var; bunun ilgisi açık ki insanca insana, akıl-ruh sağlıklı, mantıklı, bilimsel insana benzemekle. Ne ahlak ve din Arabistan'a benzemekte, ne de demokrasi, laiklik, özgürlük, medenilik, medeniyet geneleve benzemekte; bunlar ancak dine ve ahlaka uymakta; dinin ve ahlakın tanımını yanlış biliyorsunuz ya da bunları size siyasetçiler ya da sistem yanlış öğretiyor diye din ve ahlak yanlış, kötü, zararlı, bilimdışı, akıldışı, mantıksız şeyler değil. Akıllı, mantıklı, bilimsel olun, ve gerçekleri, doğruları öğrenin, ezbere düşünmeyin, ezbere yaşamayın; eğitimde ezberciliği karşı olup düşünmekte ve özel hayatta ezbercilik kölesi olmayın.


Ahlak doğrunun cesaretidir, ahlaksızlık ise yanlışın cesareti; ahlak demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe ve medeniliğe dahildir, ahlaksızlık ise bunlara karşıtlıktır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.8.20/07.16

25 Ağustos 2020 Salı

MALAZGİRT ZAFERİ'Nİ HANGİ YÜZ İLE KUTLAMAK

Vatan bir toplumu dünya küresine bağlayan; devlet ise vatanı insanlığa bağlayan, toplumun insanlık ve bilimsellik durumunu, düzeyini, içeriğini, özünü, amaçını(amacını), geleceğini gösteren şeydir yani vatan ev, devlet iş, geçim biçimi gibidir; ve insanca gelecek, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği yalnızca 'Bilim ve ahlak' ile olur, olanaklıdır.


Devlet demek sistem demektir; sistemlerin de birkaç temel noktası olur; Türkiye'nin temel noktaları da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim, ahlak, vicdan ve medenilik'tir yani bunlara karşı gelmek sisteme yani bilime, ahlaka, vicdana ve medeniliğe yani Muhammed'e de, Atatürk'e de yani devlete yani Türkiye'ye karşı gelmektir yani sisteme yani devlete yani Türkiye'ye ihanettir ancak açık ki vatana karşı gelmek ya da vatana ihanet değildir. Yani 'Bilim, ahlak, vicdan, ve medenilik' karşıtlığı ya da düşmanlığı insanca ya da doğru neyin yanında olabilir acaba?


Vatana ihanet etmek her ülkede ağır suçtur ancak bir de devlete ihanet suçu var, farkında olunsa da olunmasa da.


Bu nedenle ki Mustafa Kemal 'Vatana ihanet suçu'ndan dolayı değil, 'Devlete yani devleti yöneten hükümdarlığa ihanet' suçundan dolayı idama mahkum edildi ancak Mustafa Kemal'in kurmak istediği devlet, 'Önce bilim, ahlak, ve vicdan' diyen, dini tanımlayan Din hadisileri'ne de uygun bir devlet idi oysa Osmanlı hanedanlığı devleti dini tanımlayan Din hadisileri'ne de tümden aykırı bir devlet idi, yalnızca bilime, ahlaka ve vicdana aykırı değil; Mustafa Kemal'in 'Vatana ihanet suçu' işlemesi olanaksız idi çünkü vatan diye birşey kalmamıştı zaten yani bu durumda açık ki son Osmanlı hanedanlığı 'Vatana ihanet suçu'nu, Mustafa Kemal de 'Devlete ihanet suçu'nu işlemiş oluyordu ancak Mustafa Kemal'in getirmek istediği devlet Muhammed'in de dediği gibi 'Bilim, ahlak, medenilik, insanilik ve vicdan' üzerine kurulu bir devlet türü idi yani Mustafa Kemal 'Bilim ve ahlak' getirmek istiyordu oysa Osmanlı hanedanlığı bunlara da, Din hadisileri'ne de, bilime de, akıla da, mantığa da, akıl-ruh sağlığına da, insanlığa da aykırı idi ki bunu anlamak için, öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını, öz çocuk torunlarını, eşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş sultanlarını, ve çok vahşi olan idamlarını düşünmek bile yeterlidir.


Yani, Mustafa Kemal gerçekte 'vatana ihanet' suçundan değil, 'devlete yani hükümdarlığa ihanet' suçundan idam cezasına çarptırılmıştı yani demek ki yalnızca 'vatana ihanet' suçu değil, 'devlete ihanet' suçu da idamlık bir suç idi, ve Mustafa Kemal de bunu gözealmıştı(göze almıştı) yani günümüz hukukunda da yalnızca 'vatana ihanet suçu' değil 'devlete ihanet suçu' da yer almalı ki büyük olasılıkla Abd hukukunda yer alıyordur. Ancak açık ki 'Vatanı, ülkeyi, toplumu, devleti, dünyayı ve insanlığı bilime ve ahlaka ya da bilimsel ve ahlaksal olarak daha iyi, daha doğruya, daha güzele götürmek için devlete ihanet suç olmamalıdır, hak ve görev olmalıdır ki yanlış ve kötü biçiminde de olsalar darbeler böyle bir yetki, amaç ve görev içinde oldulardı zaten; gerçek ki çağımızda siyasi iktidarlar işlerlerse de vatana ihanet suçu değil 'devlete ihanet suçu' işlemekteler genelde ki zaten Afrika'dan ayrılmış olan her toplum 'vatana ihanet suçu'nu zaten çoktan işlemiş durumda bulunmakta yani sorun temelde 'vatana ihanet suçu' değil, 'devlete ihanet suçu' durumuna dönüşmüş olmakta.


Peki, Türkiye hukukunda 'Devlete ihanet suçu' var mı acaba? Yoksa, hemen olmalıdır çünkü kötü ya da yanlış bir devlet vatanı cehenneme çevirebilir, örnek ki Hitler'in Nazi devleti gibi, yani Hitler'e karşı gelmek vatana ihanet suçu değil Hitler'e yani devlete ihanet suçu olur oysa vatana ihanet için, vatan toprağından bir parçanın vatandan çıkarılması, ayırılması, kopartılması, düşman bir ülkeye ya da düşman ülkelere verilmesi gerekir yani vatana ihanet suçu işlenilmeden devlete ihanet suçu işlenebilir ve devlete ihanet de vatana ihanet kadar önemlidir, devletler ve toplumlar açısından ancak insanlığın merkezinin Afrika olduğu düşünülürse Afrika dışındaki her devlet, her toplum vatana ihanet suçunu işlemiş demektir gerçekte yani bu durumda 'vatana ihanet suçu' göreli, dar, küçük, yüzeyse bir kapsam içinde olur, kalır çünkü asıl vatana yani Afrika'ya ihanet edilmiştir zaten oysa Afrika'dan, dışarıya doğru gitmek, Batı örneğinde olduğu gibi, insanlığın bilimsel, teknolojik, medeniyet, sağlık, insanca yaşamak gibi açılardan yararına olmuştur yani eğer doğruya, iyiye, insancaya yol açacaksa vatana ihanet pek de suç olmaz ancak var olan devlet bilim ve ahlak yani insancalık üzerine kurulu ise devlete ihanet gerçekte insanlığa da ihanet olur.


Açık ki Türkiye bir devletçe işgal edilmeye çalışılmakta gibi bir görünüm göstermekte çünkü demokrasici, laik ve Atatürkçü sistemine yani Türkiye devleti'ne karşı maddi ve manevi, açık ve gizli, doğrudan ve dolaylı büyük bir saldırı var.


Cumhur ittifakı yalnızca demokrasiye, laikliğe, bilimselliğe, ahlaka, Din hadisileri'ne yani dine değil, Atatürk'e ve Türkiye'ye özgü şeyleri de yok etmek görünümü içinde görünmekte; örnek ki İzmir'de, Atatürk'ün özel tıren(tren) vagonu ortalıktan kaldırıldı, bazı sokaklara-caddelere-okullara-üniversitelere-parklara Atatürk, demokrasi ve laiklik düşmanılarının(düşmanlarının) isimleri verildi, ulusal bayramlarının kutlanmaları değişik nedenlerle engellendi ya da engellenmeye çalışıldı ve çalışılmakta, şimdi de 30 ağustoz zafer bayramı 'korona salgını var' gerekçesiyle yasaklanmış ancak Malazgirt zaferi'ni kutlamak yasaklanmamış, Ayasofya cami yapıldıktan sonra da binlerce kişinin Ayasofya'da namaz kılmasına izin verilmişti, bu nedenle de pekçok kişi koronaya yakalanmıştı, Türkçeye düşmanlık yapılmakta, Lozan anlaşması'na düşmanlık yapılmakta, Kurtuluş savaşı'na düşmanlık yapılmakta ancak Atatürk, Türkiye, demokrasi ve laiklik öncesi dönem göklereçıkarılmakta(göklere çıkarılmakta), baştaçı. edilmekte.


Malazgirt zaferi'ni kutlamak ya da Malazgirt zaferi'ni hangi yüz ile kutlamak? Çünkü Malazgirt savaşı'nda Türkler Müslüman idiler, ve Türk demek de, Müslüman demek de, İslamiyet demek de, din demek de 'Önce ahlak' demektir oysa ülkede zina suç değil, genelev serbest, eşcinsellik serbest, eşcinsel evlilik serbest, toplum içinde ahlakdışı moda serbest, mini şort diye toplum içinde külotla dolaşmak serbest, bikini/mayo diye toplum içinde sütyen-külot dolaşmak serbest, bay-bayan karma masaj salonuları(salonları) serbest, sıtriiptiz(striptiz) kulübü serbest, bar-pavyon-gecekulübü serbest, sex shop serbest yani ahlaka yani Türklüğe de, Müslümanlığa da, İslamiyet'e de, dine de aykırı herşey serbest; ve zina, fuhuş, porno, çıplaklık, eşciinsel evlilik, esrar, çıplaklık kampı dahil hertürlü ahlakdışılığın serbest olduğu ahlakdışı, dine aykırı, Türklüğe aykırı Avrupa birliği'ne girmek için didiniliyor.


Yani; tarih de, insanlık da, akıl-ruh sağlığı da, bilim de, felsefe de, mantık da, din de, Müslümanlık da, Türklük de, Muhammed de, Atatürk de, Osmanlı da, Malazgirt zaferi de sorar ya da soracaktır: Malazgirt zaferi'ni hangi yüz ile kutlamak?


Ve; Malazgirt zaferi'ni kazananlar Türk ve Müslüman da, 30 ağustos zaferi'ni, Kurtuluş savaşı'nı kazananlar Türk ve Müslüman değil mi?


Siyaset dine de, bilime de, insanlığa da aykırıdır çünkü siyaset cehalet, nefs, sömürü, aldatmak, ve hükümdarlık demektir; bu nedenle ki hep mantıksızlık ve tutarsızlık içinde olmak zorundadır oysa felsefe de, bilim de, ahlak da, vicdan da, medenilik de, din de, Türkiye de, insanlık da önce mantık demektir.


Açık ki Türkiye'de 'vatana ihanet' yoktur ancak bilime ve ahlaka yani sisteme yani devlete yani Türkiye'ye ihanet vardır, üstelik de bilime, akıl-ruh sağlığına ve insanlığa da ihanet; üstelik de 'Bilim ve ahlak' sistemi dünyanın en doğru insanlık, devlet, ülke, toplum, vatan sistemidir. Yani devletler, ülkeler, dünya siyasetle de, şirket gibi de değil 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmelidir.


Gerçek ki Muhammed'e de, Atatürk'e de, ahlaka da, dine de saldırı öncelikle 'Bilim ve ahlak'a saldırıdır. Gerçekte demokrasinin, laikliğin ve özgürlüğün temeli de, koşulu da 'Bilim ve ahlak'tır yani 'demokrasi ve laiklik' eğer bilime ve ahlaka aykırı ise gerçek demokrasi ve gerçek laiklik değildir, çakma/sahte/uydurma demokrasi ve laikliktir yani bir ülkede bilimdışılık ve ahlakdışılık varsa bu demokrasinin ve laikliğin suçu değil, ülkeyi yönetenlerin suçudur.


Yani yalnızca vatana ihanet etmemek çözüm değildir; bilime ve ahlaka yani insanlığa da ihanet etmemek gerekir ki Muhammed'in de, Atatürk'ün de ihanet etmek istemediği şeylerin başında 'Bilim ve ahlak' geliyor idi. Peki siyasetin ve özel sektörün yani kapitalistlerin, medyanın ve ünlülerin ihanet etmek istemedikleri şeylerin başında 'Bilim ve ahlak' geliyor mu?


Hani, Malazgirt zaferi Türke de, Müslümana da yakışır biçimde; ahlakçılık içindeki bir ülkece ya da ahlakçılık içindeki kişilerce kutlanır da anlaşılır birşey olabilir; yani hem ahlaka aykırıcılık hem de Malazgirt zaferi kutlamak; nasıl bi mantıksızlık ve tutarsızlık; hangi yüz ile?



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.8.20/09.03


KADIN ETİ SUYUNA DEMOKRASİ (ŞİİR)

 Moda diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Turizım(Turizm) diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Siyaset diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Ticaret diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Sinema diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Müzik diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Sanat diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Dans diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Özel hayat diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Eğlence yeri diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Sıtriptiz(Sitriptiz) diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Porno diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Fuar diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Kadın dergisi diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Erkek dergisi diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Bilgisayar oyunu diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Sıpor(Spor) diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Festival diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Yarışma diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Ünlü diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Reklam diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Kadın hakları diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Özgürlük diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Laiklik diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Demokrasi diye yetişkin insan dişisini soyuyorlar

Yetişkin insan dişisine özgürlük değil

Yetişkin insan dişisine en sınırsız ilkellik dayatması bu

Demokrasi değil bu

Yetişkin insan dişisi eti suyuna insanlıkdışılık bu

Oysa Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi

Doğu geldi bilimi, Batı geldi ahlakı yedi

Oysa tek doğru Türkiye, tek doğru dünya, tek doğru laiklik, tek doğru demokrasi

Tek doğru özgürlük, tek doğru medeniyet

Bilim ve ahlak içinde olmak idi.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.8.20/05.34


İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NİN UYGULANMASI İÇİN KADINA SAHTE ŞİDDET UYGULAMALARI MI YAPILIYOR?

 Savım ki 21. yüzyıl akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin ki bu merkez büyük olasılıkla Abd'de ancak yine büyük olasılıkla Abd kanadı, ve Avrupa kanadı olmak üzere iki kanada, odağa sahip, ülkelere akıldışılık ve ahlakdışılık pompalamak ve bunun için de ülkelere ve ülkelerde tuzaklar, kurnazlıklar ve hileler kurmak çağıdır ki bunu da en başta akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunuları, akıldışı-ahlakdışı festivaller, akıldışı-ahlakdışı amaçlı sivil toplum örgütüleri, akıldışı-ahlakdışı sinema, akıldışı-ahlakdışı müzik, akıldışı-ahlakdışı çocuk oyuncakları, akıldışı-ahlakdışı reklamlar, sıpor(spor), porno, eşcinsellik ile; cinsellik üzerinden, ve genelde yetişkin insan dişisi üzerinden yapmakta.


Avrupa kanadı Türkiye'ye eşcinsellik serbestliği, eşcinsel evlilik serbestliği, porno serbestliği, kenevir üretim serbestliği, akıldışı-ahlakdışı moda, ve İstanbul sözleşmesi gibi şeyler dayatmakta.


Açık ki böyle bir merkezden tuzaklar, kurnazlıklar ve hileler beklenilmelidir. Örnek ki darbe yapmak ya da yaptırmak istedikleri bir ülkede önce terör, anarşi yaratıyor; sonra da ülkedeki terör, anarşi bahane edilip darbe yaptırılıyordu; şimdi ise darbe gerekçesinde bahane olarak terör, anarşi yerine ekonomi sorunları getirilmiş durumda. Açık ki ülkemizde de; akıldışı ve ahlakdışı bir tuzak, aldatmaca, kandırmaca, tuzak, hile olduğu, yandaşlarının sözlerinden, savlarından, giyimlerinden ve özel hayat hallerinden de belli olan İstanbul sözleşmesi'nin uygulanması için tuzaklar, kurnazlıklar, hileler yapılması olağandır ki ben bunun uzun süredir uygulanmakta olduğundan kuşku duymaktayım da; örnek ki bazı yetişkin insan dişisilerine akıldışı-ahlakdışı moda şeyler giydirip toplumsal alanlara gönderip, bazı baylarla bayanları toplu taşım araçlarında ve toplumsal alanlarda dudak dudağa öpüştürüp, toplu taşım araçlarına akıldışı-ahlakdışı moda giyimli bayanları bindirip, bazı bayanları üstelik de cinsel sunumlu giydirip geceyarısı sokağa çıkarıp toplumu ya da bazı kimseleri tahrik edip olay çıkarttırmak gibi. Bu uygulamalara şimdi de, İstanbul sözleşmesi'nin temel dayanağı, savı 'Kadına şiddet' olduğu için, bu ahlaka aykırılık tahriki ve tacizi yani tuzağı yanında şimdi de 'Kadına şiddet senaryosuları(senaryoları)', yetişkin insan dişisine şiddet düzmece olayları taktiği uygulanmakta olabilir.


Bu konuda, yeni, medyadan iki örneği sunmak isterim:

1- Parkın ortasında kadına şiddet: O anlar, yurttaşın kamerasına böyle yansıdı. Olayı gören vatandaşların durumu polise bildirdiği öğrenildi. Bir süre sonra şahsın yerdeki kadının elinden tutarak kaldırıp olay yerinden ayrıldığı belirtildi. (Yani bu durum büyük olasılıkla senaryo olabilir, hem şiddet uygula, hem şiddet gör, sonra da kol kola git, tuhaf. Açık ki olay, birilerinin olayı çekip sosyal medyada yayınlayacağı düşünülmüş olabilir ya da olayı çekip sosyal medya da yayınlayacak bir kişi de ayarlanmış olabilir.).

2- Otobüste kadına tokat: Kimsenin müdahale etmediği o anlar kamerada. Arnavutköy'de otobüste yolculuk eden bir kişi, bilinmeyen nedenle bir anda yanındaki kadına tokat atarak hakaret etti. Otobüsteki kimsenin müdahale etmediği o anlar bir yolcunun cep telefonu kamerasına saniye saniye yansıdı. Kimlikleri tespit edilen kişiler polise, birbirleri ile nişanlı olduklarını, şakalaşmak amacıyla böyle bir şey yaptıklarını söylediler ve birbirlerinden şikayetçi olmadılar. (Bu nasıl bir şaka acaba? Toplumun içinde hakaret et, şiddet uygula, sonra da 'Şaka' de. Açık ki olay; toplumu pırovoke(provoke) etmek amaçlı olabilir yani kimlikleri saptanmasaydı konu topluma 'Kadına şiddet' olarak yansıtılacaktı ki yansımıştı da zaten ki bu durumda işin içinde, olayı kameraya çekip sosyal medyaya koyan kişi de olabilir.


Bu nedenle ki bu tür olaylarda olay kişilerin de, olayları sosyal medyaya yükleyenlerin de bir sivil toplum örgütü olup olmadıkları da araştırılmalıdır.


Uyanık ol Türkiye. Tek çözümün, tek kurtuluşun, tek sığınağın; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlaka' sarılmak, ve bilime ve ahlaka karşı olan, aykırı olan herşeye karşı olmak. Düşmanın silahında mermi yerine moda markaları, moda akımıları(akımları), haz, zevk, nefs var artık çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır, hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eder, ve bir toplum hem de ağaçlar gibi ayakta ölür, yıkılır gider.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.8.20/05.33

24 Ağustos 2020 Pazartesi

GÜLDÜRCEM(FIKRAM): DÜNYANIN DURUMU

 İki deli bir akıl hastahanesinde konuşuyormuş.


Biri demiş ki 'Dünya neden bok gibi biliyor musun?'


Öteki:

- 'Hayır, bilmiyorum, neden?' demiş.


Soruyu soran deli açıklamış:

- 'Herkes kendini bi' bok sanıyor da ondan.'.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.8.20/04.51


AHLAKSIZLIK (ŞİİR)

 Acırım ahlaksız insanların yazdıkları aşk şiirlerine ve söyledikleri aşk şarkılarına

Acırım ahlaksız insanlara yazılan aşk şiirlerine ve söylenilen aşk şarkılarına

Acırım ahlaksız sanata ve ahlaksız sanatçılığa

Acırım ahlaksız ünlüleri baştaçı eden medyaya

Acırım ahlaksızlığın yuvası olan turizıma(turizme)

Acırım ahlaksız insanların sahiplendiği ekonomiye

Acırım ahlaksız insanlar yetiştiren eğitime

Acırım ahlakı ve ahlaksızlığı eşit sayan hukuka

Acırım ahlaksız insanların yönetici oldukları ülkelere

Acırım ahlaksız modanın kölesi olmuş toplumlara ve ülkelere

Çünkü ahlak akıl ve ruh sağlığının en üst, en ileri aşaması,

Önce bilim ve ahlak dedi Muhammed

Önce bilim ve ahlak dedi Atatürk

Çünkü ahlak insanca insan olmanın ve insanca insanlığın en ileri aşaması

Ancak nedir bu ahlakı savunmak yerine 'Ye kürküm ye'

Nedir bu ahlaksız Avrupa'ya çömezliğe yöneltilen Türkiye

Seveceğin insan da, seveceğin vatan da, seveceğin ülke de, seveceğin devlet de

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi önce ahlaklı olmalı

Çünkü ahlak medeniliğin en üst aşaması.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.8.20/04.44



TÜRKİYE'NİN VE DÜNYANIN RABİA İŞARETİ YERİNE HAMSE İŞARETİNE GEREKSİNİMİ VAR SAVIM

 Siyaset asla din peşinde koşmaz çünkü zaten siyaset dine aykırıdır çünkü siyaset cehalet, nefs, barbarlık ve yandaşlıktır. Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demiş olmasına karşın dünyada 'Bilimsel ve ahlakçı bir ülke ve dünya için çalışan' tek bir siyasi parti bile bulamazsınız ancak Hitler'i bile aratmayacak, ve fuhuşu sevindirmeyecek çok sayıda siyasi parti bulabilirsiniz, örnek ki Avrupa birliği'nde Hitler'ci olmayan, ve porno-zina-fuhuş-çıplaklık yanlısı olmayan kaç siyasi parti bulabilirsiniz?


Ülkemizde de durum aynı. Ülkemizde de siyasi partileri 'Barbarlık yanlısı siyasi partiler', ve 'Ahlaksızlık yanlısı siyasi partiler' diye ikiye ayırmak ne yazık ki olanaklı. Yani ülkemizde de ne Muhammed'in, ne Atatürk'ün dediği gibi 'Bilim/İlim ve ahlak' ülkesi isteyen siyasi partiler var.


Çünkü barbarlık ve haz insanlığın en ilkel zevkidir. Yani siyaset ileriye değil geriye götürmek ister çünkü siyaset gerçekte takım elbiseli hükümdarlık halidir. Hükümdarlık da bilimsellik ve ahlakçılık değil savaş ve sınırsız hazcılıktır. Bu nedenle ki siyasi partiler 'Savaş yanlısı siyasi partiler' ve 'Haz yanlısı siyasi partiler' diye de ikiye ayırılabilirler.


Yani siyaset üniversitenin yani bilimin anlamını anlamadan üniversite okumuş olmak ile, kapitalist olmak, kapitalist gibi yani hükümdar gibi yaşamak isteğinin bileşkesidir felsefel açıdan. Bu nedenle siyaset mantık açısından da mantıksızlık ve tutarsızlık demektir.


Yani siyaset olan yerde siyaset vardır, başka birşey değil.


Akp de 'Rabia işareti' diye birşey icat etmiş. Anlamı da 'Tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak' demek imiş. Peki, Muhammed yani dini tanımlayan Din hadisileri ne diyor; 'Din bilim(ilim), ahlak, vicdan, merhamet, medenilik, dostluk, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık, nefssizlik ve inziva demektir' diyor. Siyaset, siyasi parti ne demektir; taraflılık, yandaşlık demektir yani tarafsızlık demek değil yani dine aykırılık. Akp neci; Osmanlıcı hanedanlığıcısı; Osmanlı hanedanlığı ne; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş sultanların devleti yani vicdana, merhamete, medenliğe yani dine aykırı. Peki, Osmanlı hanedanlığı'nın ekonomisi ne; öteki ülkeleri işgal edip haraça(haraca) bağlamak, peki böyle bir durumla öteki ülkelerle, öteki toplumlarla dost olunabilir mi, kuşkusuz ki olunamaz yani dine aykırılık oluşur.


Rabia işareti ne diyor; 'Tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak' diyor yani din değil siyaset yapıyor yani dine aykırı birşeyi. Yani Rabia işareti diyor ki 'Çözüm tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayraktır' oysa Atatürk de, Muhammed de 'Çözüm bilim ve ahlak ile başlar' diyor oysa Rabia işareti'nde bilim de yok, ahlak da. Osmanlı'nın da tek milleti, tek devleti, tek vatanı ve tek bayrağı vardı, ne oldu, yıkıldı gitti çünkü hem İslamcılık, Müslümanlık savı içinde idi hem de dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı içerikte idi yani demek ki dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı tek bir devlet, ülke kalmayacak dünyada birgün çünkü Din hadisileri, doğru insanın, doğru ülkenin, doğru toplumun, doğru devletin, doğru ekonominin, doğru eğitimin, doğru hukukun, doğru demokrasinin, doğru laikliğin, doğru sanatın, doğru edebiyatın, doğru sevginin, doğru aşkın, doğru ailenin, doğru dünyanın, doğru insanlığın özetidir.


Bu nedenle ki Türkiye'nin de, dünyanın da işareti Rabia işareti değil; Din hadisileri'ndeki 'Bilimi, ahlakı, medeniliği, nefssizliği ve inzivayı' simgeleyen 5 işareti yani el işareti olabilir ancak ki vicdan ve merhamet de medeniliğe dahil zaten yani medeni olmak vicdanlı ve merhametli olmak demek de ahlak ise zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, insan olmanın zirvesi olması nedeni ile ayrı olarak belirtilmelidir.


Yani, Arabça ile söylersek 'Rabia' yerine 'Hamse'.


Evet, bu nedenle ya siyaset yasaklanmalı ve ülkeler bilim ve ahlak ile yönetilmelidir ya da 'Bilimsellik ve ahlakçılık' içermeyen tüm siyasi partiler kapatılmalıdır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.8.20/04.48

23 Ağustos 2020 Pazar

KORONA MARKETLER VE PARA

 Görülmekte ki korona salgınına karşı gerçekte 'Önlemler içinde önlemsizlikler' alınmakta. Yani korona salgınına karşı bir doğru şey yapılırken on yanlış şey yapılmakta yani koronaya karşı savaşılmakta görünülmekte ancak gerçekte savaşılmamakta, bu nedenle de korona vakaları(olayları) azalmak yerine artmakta.


Korona salgınına karşı öteki ülkelerde de, Türkiye'de de pekçok bilimsel önlem alınmakta yani koronaya karşı bilim çalışmakta ancak insan hayatı ve toplum hayatı laylaylom içinde, tüm ülkelerde çünkü devletler yani sistemler Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine değil siyaset, özel sektör, ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler üzerine kurulu olduğundan insanlar da doğruyu anlayamamakta, öğrenememekte, görememekte.


Görülmekte ki marketlerde kasiyer denilen işçiler alıcıların(müşterilerin) satın aldıkları herşeyi barkod cihazından geçirmek için tutmaktalar, ellerine almaktalar, tutmaktalar, ellerindeki mikropları elledikleri nesnelere bulaştırmaktalar oysa aynı ellerle alıcılardan mikroplu paraları almaktalar, ve alıcılara da paraüstü(para üstü) diye mikroplu paraları vermekteler oysa o işçiler aldıkları paraları dezenfekte etmeden kasaya koymamalılar. Marketlerin durumu Avm'lerin, pideci ve lokanta gibi yerlerin durumlarından farklı durumdadır çünkü marketlerde herbir insanca genelde çok sayıda nesne satın alınmaktadır oysa öteki yerlerde satın alınan şey ancak bir ya da iki tanedir genelde ve özellikle de pideci, lokanta gibi yerlerde dezenfekte işine uyulmakta ancak pekçok hastahanede ve markette el dezenfektan cihazları bile ya bozuk ya boş, hele ki pekçok hastahanede helalar girilecek gibi bile değil.


Bu nedenle; marketlerde kasiyerler aldıkları her parayı dezenfekte etmeli; her işyeri aldığı parayı dezenfekte etmeli, her minibüs sürücüsü aldığı parayı dezenfekte etmeli, bankalar aldıkları her parayı dezenfekte etmeli yani dezenfekteye para da dahil edilmeli; ve Korona denetim polisi kurulmalı ancak 'polisi' yani bekçisi ya da görevlisi değil çünkü polisler herzaman daha ciddiye alınırlar; ve maske takmadan sokağa çıkanlar da, maskelerini takmaları gibi takmayanlar da önce para cezası ile uyarılmalı, ikincide ise akıl-ruh hastahanesine tedaviye ya da eğitime gönderilmeli.


İnsanlar dezenfekte ancak paralar değilse bu iş olmaz. Düşünün ki paralar ceplere, çantalara koyulmakta; ve onların içlerine başka şeyler de koyulmakta, böylece korona mikropları birçok şeyle yayılma olanağı bulmakta.


Koronaya karşı savaş; teröre karşı savaş gibi yürütülmelidir çünkü hem korona terördür, hem de koronaya karşı önlemlere uymayanlar.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.8.20/06.28