29 Nisan 2021 Perşembe

SİYASETÇİLERDE TÜRKİYE OLMAK CESARETİ DE TÜRK OLMAK CESARETİ DE DİNLİ OLMAK CESARETİ DE YOK DURUMU

 İnsanlığın temel sorunu nefse köleliğe de neden olan mantıksızlık durumudur; Türkiye'nin temel sorunu da mantıksızlıktır çünkü mantık hem bilime ve ahlaka giden yoldur, hem de iyiniyet belirtisidir. Mantıksızlık hem ülkelerin bir başka mantıksızlık türü olan siyaset ile yönetilmesine neden olmakta hem de mantıksızlığı daha da arttıran şey olan nefse köleliği daha da egemenleştirmekte; bu kısır döngü ülkeleri de, insanlığı da, dünyayı da, hayatı da içinden çıkılmaz bir duruma daha da götürmekte.


Demokrasi halk yönetimi değildir, 'Bilim ve ahlak' yönetimidir yani demokrasiyi halka ya da topluma bağlamak daha en başta demokrasiye aykırılık ve ihanet durumudur çünkü dünyada henüz bilim ve ahlak içinde, bilimi ve ahlakı birlikte baştaçı etmiş bir halk ya da toplum yok.


Demokrasiyi halk yönetimi sanmak örnek ki Abd yargısındaki 'Jüri'yi hukuk, yargı, adalet sanmaktır; halkı hukuk, adalet, yargı, bilim, gerçeğin ölçüsü, doğrunun ölçütü yerine koymaktır ki bilime aykırı bir durumdur.


'Türkiye' olmak Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' demektir. 'Türk olmak' da 'Önce ahlak' demektir. Din ise dini tanımlayan Din hadisileri'nin de dediği gibi 'Mantık, bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, sakinlik, medenilik, tarafsızlık, güvenilirlik, israfsızlık, nefssizlik, ve bunlarla inziva'dır. Peki, Türkiye'de kaç siyasi parti 'Önce bilim ve ahlak' demekte; Türkiye'de kaç siyasi parti zinanın, genelevlerin, ahlakdışı pılajların(plajların), ahlakdışı mekanların, eşcinselliğin, akıldışı-ahlakdışı moda serbestliğinin, akıldışı-ahlakdışı ünlülerin karşısında? Türkiye'de kaç siyasi parti; öz bebek kardeşlerini, ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmeyip dinin 'Vicdan, merhamet, medenilik' ilkesilerine(ilkelerine) uymamış Osmanlı sultanılarını baştaçı etmemekte, üstelik de hadis 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler bile hırsızdır' yani 'Dine aykırıdır' derken? Siyasi iktidarlar neden hep yolsuzluk, usülsüzlük, adaletsizlik, yandaşlık, israf, hukuksuzluk gibi 'Bilim ve ahlak'a da, dini tanımlayan Din hadisileri'ne de aykırı şeylerle anılmakta?


Peki halk ya da toplum akıldışı-ahlakdışı modanın egemenliğinde ise? Bu durumda hukuk da, yargı da bu duruma uygun oluşur yani oluşan durum 'Önce bilim ve ahlak'a aykırılık gösterir. Yani toplum ya da halk 'Bilim ve ahlak'a aykırılık içinde ise açık ki savcılar, yargıçlar, yasaları yapanlar da 'Önce bilim ve ahlak' amaçı(amacı) içinde olmayacaklardır, bu durumda sırf 'Halk jürisi' diye Abd'deki mahkeme jürisilerine(jürilerine) güvenilir mi? Yani demek ki halkın ya da toplumun doğru yönetim olması ya da danışman olması için önce 'Bilim ve ahlak' içinde olması gerekir; bu durumda açık ki akıldışı-ahlakdışı bir dünya içinde olan Batıda demokrasi yoktur, serbestlik vardır çünkü serbestlikte akıldışı, ahlakdışı herşeye de yer olur.


Gerçek ki toplumsal alanlarda mini şort diye külotla, bikini/mayo diye sütyen-külotla gezen yani ahlaka aykırı savcıların, yargıçların, hukukçuların, siyasetçilerin yapacakları hukuk da, sağlayacakları yargı ve adalet de 'Önce bilim ve ahlak' ilkesine aykırılık oluşturur çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, ve demokrasinin nitel soyut zirvesidir. Yine açık ki bilimdışı şeylere inanan savcıların, yargıçların, hukukçuların, siyasetçilerin yapacakları hukuk da, hukuku uygulama açıları da 'Önce bilim ve ahlak' ilkesine aykırı bir durum yaratır. Yani düşünün ki bir toplum ahlakdışı bir durum ya da bilimdışı bir durum içinde ya da iki durum içinde de; ve bu toplum ülkeyi yönetmekte, hukuku ve yasaları yapmakta, hukuku ve yasaları uygulamakta; bu durum 'Önce bilim ve ahlak'a aykırı bir durum olduğu için demokrasiye de, doğru hukuka da, gerçek adalete de aykırılık oluşturur; öyle ki yargıdan, suçlu olanlar suçsuz, suçsuz olanlar da suçlu olarak hüküm yiyip çıkabilirler ki Fetö'cü savcıların ve yargıçların Ergenekon kumpası ile yaptıkları bunun somut örneklerinden biridir.


Akıldışı-ahlakdışı moda toplumları ve ülkeleri avuçuna(avucuna) almak için didinmekte, bunda da başarılı olmakta, bu nedenle ki ülkelerdeki 'ünlü'ler demek akıldışı-ahlakdışı moda, ve akıldışı-ahlakdışı hayat içindeki kişiler demek anlamı olmakta; medya da 'magazin' adı altında hem akıldışı-ahlakdışı modaya, hem de akıldışı-ahlakdışı ünlülere dalkavukluk, yalakalık gibi şeyler sunmakta. Düşünün ki akıldışı-ahlakdışı moda etkisindeki hukuk dünyası da, akıldışı-ahlakdışı serbestliklere izin vermiş hukuk dünyası da adaletin, yargının doğru gerçekleşmesi konusunda ne kadar bir başarıya, değere, ve anlama sahip olabilir; bu nedenle ki geleceğin dünyasında hukuk, yargı, adalet parmak izi, Dna, kamera kayıdı yanında bir de Yalan makinası(makinesi) üzerine kurulu olacaktır, olmak zorundadır da. Yani; örnek ki zina, fuhuş, eşcinsel evlilik, ahlaka aykırı moda, astroloji-medyumluk-falcılık gibi bilimdışı şeylere, pılaj gibi ahlaka aykırı mekanlara izin veren bir hukuk 'doğru'nun yanında yer aldığını söyleyemez, bu nedenle de 'adalet'i sağladığını da söyleyemez, söylememelidir de; düşünün ki matematik sınavı kötü olan öğrenciye örnek ki kimya dersi iyi diye iyi not da, diploma da verilmez yani bir konuda 'Bilim ve ahlak'a, özellikle de 'ahlak'a aykırılık içindeki topluma da, hukuka da güven tıp bilimine, fizik bilimine, kimya bilimine güven düzeyinde gerçekleşmez, bu nedenle de toplumlar adalet diye adaletsizlik, hukuk da hukuk diye bilimdışılık içinde kalır .


Öteyandan; siyaset demek siyasi partiler demektir; yani toplumu siyasi parti siyasi parti bölmektir yani bölücülüktür; sonra da, bölünenleri birbirlerine düşman etmektir yani düşmanlıktır da; ve yandaşlıktır da yani dinin 'tarafsızlık' ilkesine aykırılıktır da. Siyasetin bu durumu ancak siyasi partilerin 'Önce bilim ve ahlak' içinde birleşmeleri ile yok olur yani aynı doğru içinde ve doğru biçimde yer almak ile çünkü doğruları farklı kişilerin de, farklı örgütlerin de, farklı kurumların da savunmaları mantıksızlık olmaz.


Açık ki siyaset demokrasi ile de, laiklik ile de, Türkiye olmak ile de, Türk olmak ile de, din olmak ile de asla bağdaşmaz. Bu nedenle açık ki bazı siyasetçiler 'Atatürk' kavramını çıkarları için kullanmakta; bazıları 'Türklük' kavramını çıkarları için kullanmakta; bazıları 'Din' kavramını çıkarları için kullanmakta yani gerçekte Atatürk ile, Türkiye ile; Türklük ile; din ile ilgileri görünmemekte. Demek ki bu konuda ilk başlangıç tüm siyasi partilerin 'Önce bilim ve ahlak' demesi, 'Önce bilim ve ahlak'a aykırı siyasi partiye izin verilmemesi; 'Bilim ve ahlak' ortak-temel-öz-amaç noktasında birleşmek olacaktır yoksa siyasi parti demek bölücülük, düşmanlık, yandaşlık, ve 'Önce bilim ve ahlak'a aykırılık dünyası demek olarak kalacaktır ki, bu noktada siyasi partilere şunu sormak zorunluluğu doğmakta: 'Darbeye; size karşı olduğu için mi karşısınız yoksa demokrasiye karşı olduğu için mi; çünkü siz de demokrasiye aykırısınız da?'. Yani, önce mantı değil mantık. Çiftçiler bile örnek ki tarlalarına domates ektilerse tarlalarından domates isterler, biber ektilerse biber isterler, karpuz ektilerse karpuz isterler yani siyasi partiler de önce 'Bilim ve ahlak' tarlasına uygun olmalılar yani 'Bilim ve ahlak' üretmeliler, sunmalılar, vermeliler topluma, ülkeye, ve insanlığa.


Yani; Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak'.


Siyasetçilerde cesaret varsa ya 'Türkiye' kavramının içeriği olan 'Bilim ve ahlak' olmalı, ya 'Türk' kavramının içeriği gibi 'ahlak' olmalı ya da 'Din' kavramının içeriği gibi bilim, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, israfsızlık, medenilik, nefssizlik, ve inziva' olmalıdır.


Bilime ve ahlaka aykırı dünyada hayr yoktur.


Korona salgını konusunda ülkelerdeki siyasetin gösterdiği rezillikler, kepazelikler, bilimdışılıklar, akıldışılıklar, barbarlıklar, insanlıkdışılıklar ortada yani bir virüse karşı bile başarı, zafer sağlayamıyorlar, bilim de olmasa insanlık hapıyutmuş(hapı yutmuş) durumda ki insanlık zaten 'Önce bilim ve ahlak'a uysa, ülkeler 'Önce bilim ve ahlak' ile yönetilse korona salgını da, işsizlik de, ekonomik çöküşler de, yoksulluklar da, ahlaksızlıklar da, barbarlıklar da, suçlar da, çevre sorunuları(sorunları) da, iklim sorunuları da, savaşlar da, terör de, bilimdışılıklar da olmazdı.


Radyo kanalıları(kanalları) biryandan akıldışı-ahlakdışı sözde sanatçıların müziklerini çalıp biryandan da 'Hayrlı Ramazanlar' dilemekte. Öteki medya biryandan akıldışı-ahlakdışı magazin yayınıları, akıldışı-ahlakdışı reklamlar yayınlamakta, biryandan da Ramazan ayı yayınıları yayınlamakta.


Kaos bu değilse nedir?


Siyaset değil cesaret gerekli; 'Bilim ve ahlak için cesaret!'.


Evet, Türkiye'nin de, dünyanın da temel sorunu Atatürk gibi, Muhammed gibi 'Önce bilim ve ahlak demek cesareti' gösteren, siyasetçilerin olmaması durumu da.


Siyaset cesur değildir; siyaset 'Önce bilim ve ahlak' diyemeyecek kadar korkaktır. Korkaklarla da doğru vatan, doğru ülke, doğru devlet, doğru toplum, doğru hukuk, doğru dünya, doğru gelecek olmaz. Evet; İnönü'nün de dediği gibi, 'Namuslu insanlar da en az namussuz insanlar kadar cesur olmalı' ancak 'Bilim ve ahlak' ile.


Bu nedenle ki Türkiye demek 'Önce bilim ve ahlak' demektir. Yani 'Önce bilim ve ahlak' değilse, yoksa Türkiye de yok demektir. Oysa bakın sokaklar bile akıldışı-ahlakdışı moda ile geneleve benzer durumlar yaşamakta, pılajlar zaten almışlar başlarını gitmişler; zina, genelev, eşcinsel evlilik, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı pılaj gibi şeylere serbestlik veren hukuk da açık ki 'Önce bilim ve ahlak'a aykırılık durumu içinde yani Atatürk'e de, Muhammed'e de, demokrasiye de, dine de.


Tüm bu akıldışılıklara ve ahlakdışılıklar kim izin veriyor? Siyaset veriyor.


Türkiye akıldışı-ahlakdışı Batıya uymak da, akıldışı-ahlakdışı modaya uymak da, akıldışı-ahlakdışı siyasete uymak da değildir; 'Bilim ve ahlak'a uymaktır.


Bu nedenle ki geleceğin Dünya önderi, İnsanlık önderi ülke; hangi ülke 'Önce bilim ve ahlak' içinde o olacaktır; ötekiler de ya Sodom, Gomora, Pompei gibi yok olacaktır ya da Hitler gibi dünyayı savaşa, kana boğacaktır.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.4.21/12.57

SOYKIRIM TANIMI KURAMIM

 'Soykırım'ı da Türk dil kurumu genel durumu olduğu gibi tuhaf tanımlamış, 'soykırım' tanımı için 'Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etme, jenosit, genosit, pogrom' demiş. Yani bu tanıma göre bir insan topluluğunu zevk için yok etmek soykırım olmuyor durumu oluyor. Kaldı ki 'soykırım' adı üstünde bir 'soy'a karşı eylemdir, 'Bir insan topluluğuna' karşı değil çünkü soykırım bir soya, ırka karşıdır, bir topluluğa karşı olan kırıma ise katliam denir ki soykırım başka şeydir, katliam başka şey.


Türk dil kurumu sözlüğü 'kırım' için de 'Savunmasız insanların veya tutsakların toplu olarak öldürülmesi, katliam' demiş.


Anlaşılmakta ki 'soykırım' sözcüğünde sorun var çünkü örnek ki soykırım bir soyu ya da ırkı kısırlaştırmak yolu ile de yani hiçkimseyi öldürmeden de yapılabilir, toplu olarak değil tek tek öldürerek de yapılabilir, öldürmeden ancak ölümlerine neden olarak da yapılabilir.


Benim 'soykırım' tanımım şudur:

Aynı soydan ya da aynı ırktan bir ya da birçok kitleye:

1- Yaşama(hayat) hakkı vermemek.

2- Yaşama alanı vermemek.

3- Kitlenin tümüne(bütününe) yönelik olmak.

4- Devletin onayı.

5- Kasıt.


Açık ki yok edilmek istenilen bir kitle doğrudan öldürülmeden de yok edilebilir; örnek ki o kitleyi hiç yaşama olanağı olmayan bir yere göndermek örnek ki çöle ya da örnek ki patlaması olanaklı ya da patlama olasılığı yüksek bir nükleer santrali yok edilmek istenilen kitlenin yaşamakta olduğu bölgeye kurmak.


Örnek ki Nazi Almanyasında tüm Yahudiler yok edilmek istenmişdi, yani örnek ki 'Şu Yahudiler iyi insanlar, onlara dokunulmasın' ya da 'Bunlar daha bebek ve çocuk, bebeklere ve çocuklara dokunulmasın' gibi bir ayırım bile yapılmamıştı. Yani açık ki soykırım parçaya değil tüme yöneliktir. Nazilerin Yahudileri, oldukları yerde değil de tırenlere(trenlere) bindirip toplama kampılarına(kamplarına) götürüp öldürmeleri soykırımın 'bulunulan yerde yapılması' gibi bir zorunluluğu da, koşulu da olmadığını göstermekte yani açık ki soykırım bir kitleyi bulunduğu yerden başka yere götürüp orada da yapılabilir.


Soykırımda 'toplu mezar' durumu da zorunlu bir durum değildir çünkü yok edilmek istenilen bir kitle hayat(yaşam) olanağı bulunmayan bir yol üzerinde yürütüldükçe o kitledeki insanların birerbirer(birer birer), üçerbeşer(üçer beşer), ölecekleri açıktır ki bu durumda, öldükleri yere gömüleceklerinden toplu mezarlar oluşmaz.


'Kasıt' önemli çünkü durum kaza ile de olmuş olabilir, örnek ki bir nükleer santral kaza ile patlamış da ya da kitleyi götüren tıren(tren) kaza ile uçuruma düşmüş olabilir ya da kitlenin olduğu yere savaş sırasında bomba kaza ile düşmüş de olabilir ya da gerçekleşen eylem devletin izini, bilgisi dışında olmuş olabilir.


Bu nedenle ki Mose'nin(Musa'nın), kendi kavimini(kavmini) alıp çöle götürmesi sırasında kavimi ölmüş olsa idi bu durum bir soykırım olmayacaktı ancak aynı şey Firavun yüzünden olmuş olsa idi soykırım olurdu.


Bir de soykırım 'eşyalı' da, 'eşyasız' da olabilir yani kırım yapılacak kitleye 'Eşyalarınızı toplayın gidiyorsunuz' da denilebilir, 'Hiçbirşey almadan evlerinizden dışarı çıkın' da denilebilir.


Açık ki 'soykırım'ın temeli 'Cinsel üreme üzerine kurulu bir soydan ya da ırktan ya da bir kitleden, kütlesel ve tümsel olarak, öyle ya da böyle, sonsuza kadar kurtulmak kasıtı/niyeti/amaçı' üzerine kuruludur, ve yukarıda saydığım 5 koşulun birlikteliğini içerir.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.4.21/09.07

MODANIN TOPLUMLARI ŞİZOFRENLEŞTİRİCİ ETKİSİ SAVIM

 Akıldışı, ahlakdışı, barbar, vahşi, insanlıkdışı, küresel ve derin bir merkez dünyayı elegeçirmek için ülkelere akıldışılık ve ahlakdışılık yaymak için didinmekte görünmekte; bunun için de öncelikle akıldışı-ahlakdışı moda türünü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türünü, astroloji-medyumluk-fal gibi bilimdışılıkları, akıldışı-ahlakdışı reklam türünü, akıldışı-ahlakdışı eğlence türünü, pılaj(plaj) gibi akıldışı-ahlakdışı mekan türünü, akıldışı-ahlakdışı müzik türünü, akıldışı-ahlakdışı sıpor(spor) türünü, ve akıldışı-ahlakdışı eğlence türülerini(türlerini) kullanmakta.


Toplumlarda 'Depresyon ilaçları kullanımı artmakta' denilen şey düşüncem ki gerçekte depresyon değil şizofrenidir çünkü depresyon da şizofreni ile birlikte görülebilir, oluşabilir, olabilir. Bu durumda açık ki şizofreni ilaçıları(ilaçları) yerine depresyon ilaçları verilmesi durumu var demektir, üstelik depresyon şizofreniye dönüşebilir de.


Akıldışı-ahlakdışı modanın toplumları şizofreniye yönlendirmesi durumunun da, toplumlarda yükselmekte olan durumun depresyon değil de şizofreni olduğu durumunun da göstergesi bence şu üçlüdür:

1- Moda 'Kendini başkalarına beğendirmek, başkalarının dikkatini çekmek' üzerine kuruludur.

2- 'Başkalarını umursamamak, sana ne, bana ne, kime ne, seni ilgilendirmez, toplumdan bana ne, başkalarından bana ne' üzerine de kuruludur.

3- Hem akıldışı hem de ahlakdışı olup kendini dinli, ve akıl-ruh sağlığı yerinde sanmak üzerine de kuruludur; bu nedenle ki hem ortalıkta mini şort diye külotla, bikini diye sütyen-külotla, tayt pantolon diye dar ve uzun külotla yani ahlaka aykırı giysilerle dolaşıp hem de kendilerine 'dinli' diyenler bulunmakta oysa din de, akıl-ruh sağlığı da ahlakı içerir çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, insanlığın, evrenin nitel zirvesidir.


Yani akıldışı-ahlakdışı moda hem insanların ilgisini çekmek için soyunmak, hem de bakanlara 'Ne bakıyorsunuz lan, ayı mı oynuyor?' demek, durumudur. Açık ki sütyen-külot pılajlar(plajlar) parasız sıtriptiz(striptiz) kulübü gibi ahlaka da, dine de, Türklüğe de, akıl-ruh sağlığına da, insanlığa da aykırı yerlerdir.


Yani moda hem dışarı çıkmak ister hem de toplumu dışlamak ister. Yani kendini göstermek ve diktatör olmak ister.


Açık ki akıldışı-ahlakdışı moda böyle şizofrenik bir durum yaratmaktadır.


Bu durumun toplumlarda şiddete de neden olacağı açıktır çünkü mantık yok olursa mantıksızlık egemen olur.


Bu nedenle ki devletin, Sağlık bakanlığı'nın, Milli eğitim bakanlığı'nın, Gençlik bakanlığı'nın, Adalet bakanlığı'nın, Aile bakanlığı'nın, pısikiyatrların(psikiyatırların), pısikologların(psikologların) akıldışı-ahlakdışı modaya, akıldışı-ahlakdışı ünlülere, akıldışı-ahlakdışı mekanlara, ve akıldışı-ahlakdışı serbestliklere karşı olması gerekir.


Gerçek ki akıldışı-ahlakdışı moda sigaradan, içkiden, uyuşturucudan daha zararlıdır çünkü bunlar kullananları öldürür ancak akıldışı-ahlakdışı moda tüm toplumu, devleti, ülkeyi, sistemi öldürür.


Açık ki akıldışı-ahlakdışı moda kanser gibidir.


Gerçek ki akıldışı-ahlakdışı moda serbestliği ile de, akıldışılık-ahlakdışılık serbestliği ile de doğru devlet, doğru ülke, doğru vatan, doğru toplum, doğru eğitim, doğru hukuk, doğru ekonomi olmaz. Bu nedenle ki Atatürk de, Muhammed de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.4.21/09.05

AMASYA'NIN VE AMASRA'NIN ADI DEĞİŞTİRİLMELİ DURUMU

 Türkçe yani Türkiye'deki Türkçe dünyanın en zeki dilidir; bu nedenle ki 'özgürlük' durumunun tek doğru anlamı yalnızca Türkçedeki 'özgürlük' sözcüğüdür çünkü hürriyet, serbestlik, bağımsızlık, freedom gibi sözcükler görünümsel durumu anlatırlarken 'özgürlük' sözcüğü 'Özün gür yani doğru varlığı' anlamı olarak beyini, ruhu tanımlar ki hürriyet, serbestlik, bağımsızlık, freedom gibi şeyler 'Zincir açılması' gibi bir durumu içerirlerken 'özgürlük' sözcüğü doğruya giden tek yol olan 'Bilim ve ahlak'ı içerir ki bu nedenle ki Atatürk de, Muhammed de 'Önce bilim ve ahlak' dedi; ancak okullarda, Türkçe diye dil mantığı, dil felsefesi, dil bilimi, ve dil geometrisi yerine özne, yüklem, nesne, tümleç, zarf, sıfat gibi şeylerin öğretilmesinin saçmalığı yüzünden Türkçenin güçü(gücü) öğrenilememektedir, sonra da aşağıda okuyacağınız türden durumlar oluşmaktadır.


Bu yazımın konusu konusunda öncelikle savım durum şu ki günlük kullanılan, olağan Türkçede 'Am/am, Sik/sik, ve Yarak/yarak' sözcükleri ile başlayan sözcük de, biten sözcük de, bu sözcükleri içeren sözcük de olmaz çünkü bu sözcükler Türkçedeki cinsel organ adlarını çağrıştırmaktadır yani bu durumdaki sözcükler açık ki Türkçe değildir; çünkü Türk demek 'Önce ahlak' demektir. Bu nedenle savım ki 'Amade, amaç, yama, yamaç, eksik, okuyarak, toplayarak, suluyarak, akşam, susam, paşam, şambali, çam, dam, gam, adam, madam, kuruyarak, ayıklıyarak, sayıklayarak, bulamaç, dolambaç, saklambaç, yaşam, zam, buram, ama(fakat), şamar, damar, zaman, saman, amca, kaymakam, sıram, masam, kasam, yasam, yaşam, ambulans, amuş, America, amiş, amir, zamir, pamir, tamir, amel, amur, kamış' gibi sözcükler ve yaklaşımlar ya Türkçe değildir ya da Türkçeye aykırı sözcüklerdir çünkü Türkçede, cinsellik içeren sözcükler yalnızca cinsellik konusunda kullanılırlar(kullanılır).


Doğru dil; konuşulan ya da sanılan dil değil dil bilimine, dil mantığına, dil felsefesine, dil geometrisine, ve ahlaka uygun dildir.


Yine savım ki Türkiye'nin temel sorunu ekonomi değil mantıktır; bu bağlamdan olarak da genelde dil mantığına, özelde ise Türkçeye aykırılıktır. Bu nedenle ki Türkiye'nin yükselişi ancak Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' ile, ve buna ek olarak da Türkçe ile başlar ki bu durumun oluşmasını önleyen şey bilime ve ahlaka aykırı bir dünya olan siyasettir.


Zeka da, insanların zekaları da, toplumların zekaları da Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi önce 'Bilim ve ahlak' ile ölçülür; buna ek olarak bir de dil, ve dilleri ile ölçülür; yani bilimsel ve ahlaklı olunursa zeka da yükselir, dil mantıklı ise zekanın zirvesi olan mantık yükselir ancak insanlıkta görünmekte ki nefs denilen en büyük cehalet, ve kötülüklerin nedeni olan şey bilimin de, ahlakın da, mantığın da üstüne çıkarılmış durumda görünmekte. Açık ki mantığı dışlamış insan da, toplum da, ülke de, dünya da laylaylom bir dünyadır.


Amasya'nın adı da, Amasra'nın adı da hem ahlaka aykırı, hem Türkçeye, hem bilimci-demokrasici-laik Türkiye'ye ve dünyaya aykırı bir durum göstermekte.


Öncelikle; demokrasiye, laikliğe, ve bilimselliğe aykırı durum: Vikipedi'deki sava göre; Amasya adı, 'Burada yaşamış olan bir Amazon kraliçesi olan Amasis'den gelmektedir. Bulunan Yunan ve Roma sikkelerinde görüldüğü üzere isim zamanla Amaseia, Amassia ve Amasia olarak değişmiş ve sonunda Türkler Amasya olarak adlandırmışlardır. Amasya'da bugüne kadar 19 farklı devletin yaşadığı söylenmektedir.'. Yani bilimdışı, putatapıcı, ve mitolojik bir durum yani bilime de, demokrasiye de, laikliğe de, dine ade aykırı bir durum. Yani, üstelik de 200 üniversitesi olan, ve 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ün ülkesi Türkiye, ve 'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed'in insanları Amazonları neden onurlandırsın, gururlandırsın, baştaçı(baştacı) etsin?


İkinci yani Türkçe açısından durum: Dil mantık, tutarlılık, ve ahlaka uygunluk ister, üstelik de doğru, bilimsel ve evrensel olmak istiyorsa. 'Amasya' sözcüğü Türkçe bir sözcük olmadığı için ki İngilizcedeki 'vagina'nın Türkçesi yani dişilik organının Türkçe sözcüğü ile başlamakta ki bunu hiç düşünmemiş Amasyalı bulmak da, bunu hiç düşünmemiş olan başka insan bulmak da oldukça zor olan bir durum olur. Yani, düşünün ki il girişinde ve çıkışında, resmi kurumlarında, okullarında, liselerinde, üniversitelerinde hem 'Amasya' yazmakta; çocuk, yaşlı herkesin dilinde 'Amasya'; böyle bir durum karşısında ahlakın zarar görmeyeceğini düşünmek ya da sanmak açık ki gerçeğe aykırı bir durum oluşturur. Sanılmakta ki sözcüğün sonunda 'asya' var diye bu sözcük Asya ile ilgili; ancak açık ki Asya ile değil, üstelik de 'asya' sözcüğünün başındaki sözcük Asya'ya hakaret durumu da oluşturmakta.


Amasra için de Türkçe yani dil açısından durum benzeri bir durum. Anlam açısından ise durum sava göre şöyle: 'İlk adı Sesamos olan Amasra antik çağda Paflagonya denilen bölgenin liman kentlerinden biridir. Anadolu'da Pers işgalini bitirmek isteyen Büyük İskender, generali Craterus ile Pers imparatoru 3'üncü Dara'nın yeğeni Pers prensesi Amastris'i evlendirir. Ancak kısa süre sonra bu evlilik biter. Amastris sonradan ikinci evliliğini yapar. Amastris Mö. 332'de Heraklei derebeyi Dionysisos ile evlenir ve böylece Karadeniz bölgesine gelir ama kocası bir tür 'tembellik' hastasıdır, bu nedenle yönetimin başına geçmek zorunda kalır. Amasra'yı imar eder ve buraya kendi ismini verir. Zamanla Batı Karadeniz bölgesinde ki dört birliği birleştirerek 'Sesamos 'adını verir. Amasra'nın bilinen ilk ismi de 'Sesamos' dur. Yani bu isim susam diyarı anlamına gelir. Ancak Amastris' in oğulları, annelerinin bu kadar güçlenmesini kabul etmezler ve annelerini boğarak öldürürler. Amastris' in eski eşlerinden biri bunu öğrendikten sonra politik karışıklıklar çıkararak oğullarını öldürür ve eski karısının intikamını alır.'. İşte, 'Amasra' sözcüğü böyle bir sözcük durumudur; bilimselliğe, demokrasiye, laikliğe, dine aykırı; akıldışı ve insanlıkdışı bir durum.


Bunlar mı yani bu ülkede yerleşim yerilerine koyulacak adlar, sözcükler, isimler? Gören de Türkiye'yi Romalılar falan kurdu sanır. Bu ülke Türkiye mi yoksa Romalılar mı?



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.4.21/02.48

RAMAZAN TİCARET DEĞİL HİCRET AYIDIR

 Felsefe olmadan ne din olur ne bilim ne mantık ne dil ne Türkçe ne halk ne uygarlık ne eğitim ne demokrasi ne hukuk ne ekonomi ne aşk ne evlilik ne dostluk ne savaş yani bunların en nitelleri, en insancılları olmaz.


Ramazan'ın sözcük anlamı konusunda dilsel bir yazımda daha önce yazmışdım(yazmıştım) ancak İslamiyet ve Ramazan ayı konusularında(konularında) hiçbirşey bilmeseydim bile Ramazan konusunda dil felsefesi ile şöyle bir yorum yapardım: 'Ramazan=Ram'ın aza indirilmesi'.


Sonra ne yapardım? Tdk sözlüğü'ne bakardım, 'Ram' ne demek diye. Ve karşıma şu çıkardı: 'Ram: Farsça bir sözcük olup; boyuneğen(boyun eğen), kendisini başkasının buyuruğuna(buyruğuna) bırakan'.


Şimdi(İmdi, Hindi) mantıkı(mantığı) kullanmak gerekecek yani işin felsefe yanını aştık, geçdik(geçtik), bitirdik. Mantık ne der bu konuda? Şunu der: 'Ram boyuneğmek, kendisini başkasının buyuruğuna bırakmak ise bu, ilah yani Allah yani din yani İslamiyet olamaz çünkü 'Ram'dan sonra 'az' yani 'aza' geliyor, var yani bu ram kendisinden uzaklaşılması, ötelenilmesi, arınılması gereken birşeydir özelde Ramazan ayı'nda, genelde ise her zaman, sürekli. İslam'a ya da dine göre bu ne olur; Ramazan ayı'nın anlamı, oruçun anlamı ile birleştirirsek? Nefsten, yemekten içmekten, dünya zevkinden, dünyadan, bedenden, cisimden arınmak, uzaklaşmak, ötelenmek olur. Demek ki Ramazan'ın uzaklaşılması yani aza indirilmesi gereken 'ram'ı ilah yani Allah yani din yani İslamiyet değil bunların kötü, yanlış, çirkin, zararlı, olumsuz saydığı birşeydir; nedir o? O nefstir. Nefs nedir? Ruhla bağdaşmayan herşey yani yalnızca yemek içmek değil.


Bir de şöyle yaklaşabiliriz konuya: Ramazan=Ram'ı az an, Ram'a az yönel, yöneldiğin ram'ı en aza indir.


Yani çünkü tüm yıl Ramazan yani oruç olmadığına göre; bunlar yalnızca Ramazan ayı'nda olduğuna göre; Ramazan'daki, aza indirilmesi gereken şey tüm yıl 'bağlanılmış, esir olunmuş, bağımlı olunmuş, uşak olunmuş, köle olunmuş' ve 'bırakılması yani aza indirilmesi gereken' şeydir.


Yani hem 'Din ayrı felsefe ayrı' diyen çok bilmişlere hem de 'Türkçe ile felsefe ve bilim yapılmaz' diyen çokbilmişlere duyururum. Onlar önce şunu öğrenmeliler ki felsefe yoksa zaten yanlış yoldadırlar çünkü felsefe dünyadaki tek doğru yöntem, yol, yordamdır.


Öte yandan; Ramazan ayı'nda özellikle yoz televizyon tanıtımılarında(tanıtımlarında, reklamılarında) sıkça rastlıyoruz ki mallarını satmak için sürekli 'Ramazan bereketi'nden söz ediyorlar yani 'işler bereketli', 'sofralar bereketli', mideye indirilecek şeyler bereketli' falan filan. Yani gören, duyan da sanır ki Ramazan ayı oruç, nefsten arınma, nefssizlik, nefse dersini verme ayı değil de ticaret ayı, kazanç ayı, cep ayı, mide ayı, banka hesapı kabarma ayı.


Ramazan ayı kazanç ayı ise bu cepler ve mideler için değil ruh, beyin, kişilik, nefssizlik içindir. Yani ben esnafın ya da tüccarın 'bu Ramazan işler çok iyi gitti' ya da 'Bu Ramazan işler hiç iyi değildi' sözünü hem İslamiyet'ten anlamamak hem Ramazan'dan anlamamak hem oruçtan anlamamak hem dinden anlamamak olarak yorumlarım, değerlendiririm, tanımlarım. Sen işlere, cebine, midene, banka hesapına(hesabına), servetine, malına mülküne değil ruhuna, nefsine bak; Ramazan ayı'nda ruhun ne kazanmış ona bak. Düşünün ki bir zamanlar bu ülkede Ramazan ayı'nda dükkanlar kapatılırdı; şimdi ise Ramazan ayı geldi diye fırsatçılık yapılıyor, fırsatlar kollanıyor. Ben buna ancak 'Yazık' derim, 'ayıp' derim, 'utanç' derim.


İnandığın 'öte dünya'da, var olan bilgilere göre; dünya tarlasılarına(tarlalarına) ne ektiğine değil ruhuna ne ektiğine; dünya cebine ne doldurduğuna değil beyin cebine ne doldurduğuna bakılacak.


Yani özetle, kısaca, özden; Ramazan ayı ticaret değil nefsten, dünyadan, bedenden, cisimden hicret(göç) ayıdır.


Bir de şunu unutmamak gerekir: 'Dinsiz bile olsalar alimlerin yeri Cennet'tir'-Hadis'.



Necdet Gürçiftçi

İnternette yayınlandığı zaman. 18.6.15/14.18

RAMAZAN'I BARİ RAHAT BIRAKIN

 Ben dini ve İslamiyet'i anlıyorum da Müslümanları anlayamıyorum; hele Müslümanların ekonomisini ve medyasını hiç.


Ramazan ayı başlamış, televizyon ekranları 'Benim ürünümü ye, benim ürünümü iç' diyen reklamlarla(tanıtımlarla) doldu.


Yahu kardeşim; haydi dini anlamadınız, haydi İslamiyet'i anlamadınız, 'Tutuyorum' dediğiniz oruçu da mı anlamadınız?


Oruç nedir? Nefsten arınmak emeği, çalışması, didinmesi yani bazılarının dediği ya da sandığı gibi 'Allah için oruç tutmak, sevap için oruç tutmak, açların halini anlamak için oruç tutmak' değil; yani önce kendi nefsini yenmek, yok etmek, silmek yani dünyayı değiştirmeye önce kendinden başlamak yani dünyayı temizlemeye önce kendi kapının önünden başlamak.


Ancak bazıları cehaletten yapıyor, bazıları da kurnazlıktan ve Ramazan ayı'nı, oruçu nefsi yenmek, nefsi aşmak ayı değil de sanki 'Allah için aç ve susuz kalmak, cennete gitmek için aç ve susuz kalmak, açların halinden anlamak için aç ve susuz kalmak' savına götürüp sıkıştırıyorlar.


Durum böyle olunca da 'Tüm gün aç ve suzu kaldın, artık akşam oldu, iftar saati geldi, kendine şöyle bir ziyafet çek' durumu oluşuyor, Ramazan ayı diye, oruç diye, iftar diye, sahur diye.


Daha Ramazan ayı'nın ilk gününde televizyonda bir içecek tanıtımı ve 'Hayatı çay tadında yaşa' diyor yani bakın hem insanları üstelik de Ramazan yani oruç ayında nefse yönlendiriyor hem de insanlara 'Din ilimdir, ilim yoksa din de olmaz' hadisine olsun uyup 'Hayatı ilimle yaşa', 'Hayatı oruçla yaşa', 'Hayatı nefssizlikle yaşa', 'Hayatı ahlakla yaşa' bile demiyor, 'Hayatı çayla yaşa' yani 'Hayatı nefsle yaşa' diyor.


Ramazan'ı bari rahat bırakın, Ramazan'ı bari kar(kazanç, para, servet, dünya malı) hırsınıza alet etmeyin, Ramazan'ı bari nefse araç etmeyin.


İnsaf desem çok hafif kalır.


Hep diyorum: Diyanet Ramazan ayı'nda yiyecek içecek reklamlarında Ramazan sözcüğünün kullanımını yasaklansın ki ne Ramazan ne İslamiyet ticari bir sömürü araçı olarak kullanılamasın.


Ramazan'ı bari rahat bırakın.


Ramazan ayı'nda Ramazan sözcüğünü kullanan yiyeceklerin içeceklerin ve tüm ürünlerin boykot edilmesini öneriyorum.


Bir de 'Hayrlı Ramazanlar' diyor. Yahu hayrlı olmasa zaten Ramazan, Ramazan olmazdı. Yani bir de şu var: Lipton ice tea içilmese Ramazan hayrlı olmayacak mı? Ne alakası var yani Lipton ice tea ile Ramazan'ın ve hayrlılığın, reklamlarında hayr ve Ramazan'ın ve dinin anlamı teması mı işleniyor?



Necdet Gürçiftçi

İnternette yayınlandığı zaman: 7.6.16/03.45

İŞÇİ MARŞI (ŞİİR)

 Simgemiz bilim ve ahlaktır

Yolumuz bilim ve ahlak

Atatürk de, Muhammed de diyor 'Önce bilim ve ahlak'

Budur insanca yaşamak,

En güzel dünyayı yaratacağız bilim ve ahlak dolu emeğimizle

Bilim ve ahlak içinde dönecek dünya

İş bilimsellik ve ahlak içindir

Değil kapitalistlere ve hayata köle olmak

Devlete, millete, vatana, insanlığa hizmet olur da kapitaliste kulluk olmaz,

Bilimsel ve ahlakçı olmalı

Devlet de, ekonomi de, hukuk da, sanat da, eğitim de, hayat da

Bilimsel ve ahlakçı olmalı

Demokrasi de, laiklik de, özgürlük de

Bilime ve ahlaka aykırı bir dünya doğru bir dünya değil,

Üniversiteye gidebilmeli işçiler, ev sahibi olabilmeli

Geçim derdi düşünmemeli işçiler, kolayca evlenebilmeli

Ülkelerini de, dünyayı da gezebilmeli,

İşçilik ahlak, onur, gurur, insanlık demektir

Ahlaka, bilime, vicdana, doğaya ve insanlığa aykırı işler işçilik olmaz,

Simgemiz bilim ve ahlaktır

Yolumuz bilim ve ahlak

Atatürk de, Muhammed de diyor 'Önce bilim ve ahlak'

Budur insanca yaşamak.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.4.21/02.39

TRABZON'UN ADI DEĞİŞTİRİLMELİ DURUMU

 Bir ülke farklı kitlelerden, farklı milletlerden, farklı kavimlerden, farklı kültürlerden, farklı dillerden, farklı insanlardan, farklı halklardan oluşabilir, bir ailede bile insanlar farklı olabilir, insan bedeni bile farklı organların doğru birliğinden oluşur; önemli olan şey Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' çevresinde birleşmektir, 'Bilim ve ahlak' ile birliği, beraberliği sağlamaktır çünkü bilime ve ahlaka aykırılık zaten insanlığa da, akıl-ruh sağlığına da aykırılık demektir. Yani tüm insanlık 'Bilim ve ahlak' çevresinde birleşmek zorundadır, insanca ve dostça yaşamak için. İnsanlığı ayaktatutacak(ayakta tutacak) şey farklılıklar değil 'Bilim ve ahlak'ta birleşmektir. Açık ki zaten kendisi toplumları siyasi parti siyasi parti bölmek, ve insanları birbirlerine düşman etmek üzerine kurulu bir dünya türü olan siyaset buna karşı çıkacaktır, ve toplumları bölen ve birbirlerine düşman eden şeyleri savunacaktır.


Doğru dil de, doğru devlet de mantık ve tutarlılık gerektirir. Doğru devlet de, doğru dil de Kafana göre takıl' durumu da değildir, 'Nefs çalar, mantıksızlık oynar' durumu da değildir. Bu nedenle ki Atatürk de, Muhammed de 'Önce bilim ve ahlak' dedi ki bilim mantığın nicel zirvesidir, ahlak da mantığın nitel zirvesidir.


Trabzon'un adı değişmeli; eğer Trabzon'da 'Trablar' ya da 'Trab' diye diye bir kitle yaşamıyorsa. Böyle bir kitle yaşamakta olsa da durumda yine mantıksızlık var çünkü Trabzon'daki 'zone' Fıransızca(Fransızca) bir sözcük ve 'alan/meydan/bölge' demek, ve aynı sözcük İngilizcede de var ki Trab diye bir kitle olsa da Fıransız ya da İngiliz olmadığı açık, öyle ise 'Trabzon' adında neden 'zon/zone' var, açık ki bu mantık sözcüğün yani dilin kendi içinde de mantıksızlık ya da tutarsızlık olduğunu gösteren bir durum.


'Trabzon' adının kökeninde ise Vikipedi'ye göre durum şu:

1- 'Yunan mitolojisinde Lycaon'un oğlu Trapezeus'un Arkadya'daki adaşına ismini verdiği bilindiğinden, Karadenizdeki Trabzon'un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı ve kent adının Yunan toponomi geleneğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

2- Evliya Çelebi'nin, 2500 yıllık geçmişi olan bu ismi 17. yüzyılda Türkçe Halk etimolojisi kaynaklı 'Tuğra-bozan' yakıştırması ile açıklamaya çalışmış olması da kimi çevrelerce ciddiye alınmıştır.

3- Hamilton, şehrin güney doğusunda dik yamaçlarla yükselen, fakat üstü düz olan Boztepe'nin görünüşüne bağlamış, antik Trabzon sikkelerindeki 'masa' çiziminden de aldığı destekle, kente görümünden dolayı Yunanca Trapezus "masa" adının verildiğini iddia etmiştir.

4- Özhan Öztürk, Lazların ataları olan Kolhis ve Kafkasya'dan getirilen kölelerin Yunanistan anakarasına taşındığı liman kenti olan Trabzon'un adının Trapezus'un eski Yunanca metinlerde geçen mecaz kullanımı 'köle satılan düz platform' (Aristo. Fr. 874)ile ilişkili olabileceğini iddia ederken kentin Bijışkyan tarafından anılan diğer adı Ozinis'in. Lazca 'Düzlük' anlamına geldiğini kaydetmiştir. Yani bu adı Lazların da koymadığı açık; kölelik de övünülecek birşey değildir


Köken olarak görülmekte ki 'Trabzon' adı 'zone' eki nedeni ile ve Yunanca olması nedeni ile ne Lazcaya uygundur, ne kölelik tarihi içermesi nedeni ile çağdaşlığa uygundur, ne de mitoloji gibi bilimdışı, putlu bir dünyaya ait olması ile de Türkiye'nin demokratik, laiklik, ve bilimsel durumuna uygundur. Görünmekte ki Trabzon sözcüğü mitolojik olması ile, hem Yunan mitolojisine ait olması durumu hem dilsel görünüm, hem köleliksel içerik olarak, hem köle ticareti yapılan yer anlamında olarak Lazlar için de, Türkiye için de, insanlık için de, dil için de yanlış bir durumu içermektedir.


Bu nedenle ki Trabzon'un adının değiştirilmesi mantıklı olur.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.4.21/01.53

GÜNÜN SÖZÜM- 777

 Koronaya karşı önlemler Nuh'un gemisi, koronaya karşı önlemlere uymazsan alır götürür seni tufanın denizi; ya binersin koronaya karşı önlemlerin gemisine ya binersin tahtalıköyün(tahtalı köyün) gemisine.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.4.21/01.13

SEYFİ SÖZCÜĞÜ ARABÇA DEĞİL ÇİNCE KÖKENLİ DURUMU

 Dili yalnızca iletişim araçı(aracı) sanmak ya da basit birşey sanmak yanıltıcıdır çünkü doğru dil mantık, felsefe, bilim, ve geometri üzerine kuruludur. Bu nedenle ki örnek ki özgürlük sözcüğünün karşılığı serbestlik, hürriyet, bağımsızlık, freedom gibi sözcükler değildir çünkü bu sözcükler bedensel iken özgürlük sözcüğü 'Önce bilim ve ahlak' yani 'Önce mantık' diyen beyinsel bir sözcüktür.


İngilizce, Fıransızca(Fransızca), Almanca, Arabça, Farsça sanılan ancak gerçekte Türkçe kökenli olan pekçok sözcük var ancak 'Türkçe sözcüktür' denilip başka dilden olan sözcük yok ki bu durum da Türkçenin temel özelliklerinden, ve öteki dillere merkezliklerinden biridir.


'Seyfi sözcüğü Arabça' denilmekte ancak durum ki 'Seyfi' sözcüğü Çince kökenli olabilir.


Neden?


Çünkü 'seyfi' sözcüğü hem yazım olarak hem de anlam olarak, Çincedeki 'sifu' sözcüğü ile eş durum göstermekte.


'Seyfi'nin Arabça anlamı 'Erkek, kılıçla ilgili, askerliğe ait, kılıç biçiminde, asker zümresi, kılıçlı , daima kılıç taşıyanlardan, kılıcın, kılıca ait' gibi anlamlara sahip.


'Sifu' sözcüğü de kungfulu filımlardan da tanık olduğumuz gibi 'usta, öğretmen' anlamında ancak 'Savaş, döğüş, ve kılıç gibi feodal savunma/feodal savaş silahları ustası' anlamında ki Arabça 'seyfi'nin anlamı ile de eş bir durum.


Ne dil kolay, basit birşeydir, ne de Türkçe. Dili, ve Türkçeyi günlük konuşma biçimi ya da konuşulduğu gibi birşey sanmak büyük bir yanılgı durumudur. Bu nedenle ki Türkiye'nin ilk yapması gereken şeylerden biri de Atatürk'ün de yapmaya çalıştığı gibi 'Türkçeyi kurtarmak'tır oysa siyasetçilere bakın ki Türkçe, bilim, mantık, ahlak hariç şeylerle uğraşmaktalar.


'Önce vatan' deniliyorsa 'Önce mantık, bilim, ahlak, ve Türkçe' de denilmeli. Yani Türkiye'nin siyasi partilere değil bilgelere, bilgeliğe gereksinimi var.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.4.21/01.27

ZONGULDAK'IN ADI DEĞİŞMELİ DURUMU

 Abd'nin il(şehir) adılarına(adlarına) bakıldığında da, Avrupa ülkesilerinin(ülkelerinin) il adılarına bakıldığında da varlıklarına aykırı bir durum pek görülmez. Bu ülkelerin şehir adılarına baktığınızda dersiniz ki 'Burası Abd'dir', 'Burası Almanya'dır', 'Burası İtalya'dır, 'Burası İspanya'dır' ya da 'Burası Avrupa'dır' ancak Türkiye'ye bakıldığında 'İl merkezi' yerine bile 'Centrum', 'İl' yerine 'Kent' ya da 'Şehir' yazılı iller görürsünüz ki 'Centrum' da, 'Kent' de, 'Şehir' de Türkçe sözcükler değil, yabancı sözcükler; öyle ki artık devlet kurumu internet sitesilerinde(sitelerinde), üniversitelerin, ve okulların intertet sitesilerinde bile, Türkçeleri varken 'Misyon, vizyon, etik' gibi Batıca sözcükler bulunmakta; çocuklara bile Latince, Arabça, Farsça yabancı adlar koyulmakta.


Anlaşılmakta ki Türkiye'de henüz 'Kültür devrimi' başarılamamış durum göstermektedir ki kültür de 'mantık' demektir yani kültürde mantıksızlık mantıkta mantıksızlık da demektir; varlığı mantık üzerine kurulu olmayan ülkeler ne dünya önderi, insanlık önderi olabilirler, ne de Büyük devletlerle başedebilirler ki Atatürk de, Muhammed de 'Önce bilim ve ahlak' dedi ki bilim de, ahlak da mantık demektir çünkü savım ki bilim mantığın nicel zirvesidir, ahlak da mantığın nitel zirvesidir, bu nedenle ki akıldışı-ahlakdışı Batının dünya egemenliği insanlıkdışı, yarımyamalak, geçici, çürük, sallanan bir egemenliktir.


Türkiye'de öyle yerleşim yeri adıları var ki sanırsınız oralar Türkiye'ye ya da Türklere ait değil. Örnek ki ErzuRUM, ERMENek.


Bu tür il adılarından biri de Zonguldak. Hiç okula gitmemiş biri bile bu adda bir tuhaflık olduğunu sezebilir; yabancı biri de ZONGuldak'ı Çinlilere ya da Japonlara ait sanabilir. İngilizce bilen biri de ZONguldak'ın İngilizce 'Zone' ile yani Türkçe karşılığı olan 'Alan' ile ilgili düşünebilir. Ya da en masum yaklaşım; 'Zongul'un 'Zangır zungur' deyimindeki bir durum gibi olduğunu düşünebilir yani 'Sürekli sallanan biryer' sanabilir Zonguldak'ı.


Zonguldak'ın adı İngilizceden olmasa da Fıransızcadan(Fransızcadan) gelmiş, İngilizcede de olan 'Zone' sözcüğünden ki 'Zon' diye söylenir. Vikipedi de şöyle yazıyor: 'Zonguldak ismi Fransızca 'zone' ve Türkçe 'Göldağı' sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuştur.'.


Yani, Fıransız malıları(malları) boykot edilirken Türkiye'de adı Fıransızcadan gelen bir il adı bulunmakta imiş. Yarınbirgün yine aynı şey yapıldığında aynı durum yine varolacak.


Bunun için ki Doğru ülke 'Önce mantık', sonra da 'Bilim ve ahlak' üzerinde yükselir. Bu nedenle ki dünyada henüz Doğru ülke yok.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.4.21/01.25

SAMSUN'UN İZMİR'İN ANKARA'NIN İSTANBUL'UN ADLARI DEĞİŞMELİ

 Ülkemizde; değiştirilmesi gereken çok yerleşim yeri adı var. Daha önce bunların birkaçını yazmışdım(yazmıştım). Şimdi de Samsun'un, İzmir'in, Ankara'nın, ve İstanbul'un adlarının değiştirilmesi gerektiğini ve neden değiştirilmesi gerektiğini yazacağım.


Önce Samsun olsun.


Her ne kadar, Atatürk döneminde, Atatürkçe yaptırılan bir araştırma savına göre Hititler(Etiler) bir Türk kavimi(kavmi) olarak tanımlansa da bence büyük olasılıkla Avrupa kökenli bir kavimdir. Yine her ne kadar Samsun adının Palaca'dan geldiği yani Hititlerin Palalar dediği bir kavimin dilinden geldiği ileri sürülse de onların asıl adının Palalar değil Palaumnililer olduğu ileri sürülmektedir ki '-umni'li, Türkçe bir ad olmaz. Öte yandan Samsun'a tarihte verilen adlardan biri de Aminsos'tur. Aminsos'un yanına Türklerce yeni bir il kurulmuş ve adına da 'Aminos'un yanındaki il anlamına gelen 'İsamisos' demişlerse de bu ad da bağımsız, özgün, özgül, Türkçe bir ad değildir, Aminsos'tan türetilmiş bir adtır.


Samson'un Jesus'tan(İsa'dan) 1200-1000 yıl önce yaşamış olduğu ileri sürülmekte. Samson İbranicede 'Şamşon' diyedir; Arabça'da ise 'Samsun' diyedir ve İbranidir.


Herkül dediğimiz; Yunan mitolojisinde Herakles, Roma mitolojisinde Herkül dediğimiz bir sanal ilahtır ve baş sanal ilah Zeus'un oğuludur(oğludur). Yahudilerin Samson'u bence Yunanlıların Herakles'i ve Romalıların Herkül'üdür.


Ben bu veriler ışığında; Samsun adının öyle ya da böyle, Yunanların Herakles, Romalıların Herkül, İbranilerin Samson dediği ilaha dayandığını düşünüyorum yani bu ad en azından Türkiye tarihine, Türkiye uygarlığına, Türkiye diline ait bir ad değil ki bu da Türkiye cumhuriyeti devleti'nin bağımsızlığına, özgürlüğüne, özgüllüğüne bu açıdan da bir büyük, önemli engel oluşturmaktadır yani Samsun'un, eğer Mustafa Kemal olmasaydı, Kurtuluş savaşı olmasaydı, Türkiye özgünlüğü ile ne ilgisi olabilirdi? Neden bir ilahın adı olan ya da bir ilahın adını anımsatan(hatırlatan); neden Yunanlıları, Romalıları, Yahudileri anımsatan bir sözcük bizim ülkemizdeki adlardan biri de adı olsun? Samsun'un sözcük(kelime) anlamı olarak Türkiye toplumu, Türkiye tarihi, Türkiye kültürü açılarından anlamı nedir, anlamı var mıdır?


İzmir... İzmir adı da Yunanca Smirne'den, Latince Smyrna'dan geliyor. Yani bizle ilgisi olmayan adlar yani Yunanları ve Latinleri onurlandıran adlar. Oysa bu vatan, bu ülke, bu devlet bizim ise A'dan Z'ye her yerleşim yerinin adının da bize ait olması gerekir. Bunlar teknoloji değil ki adlarını ilk koyanlar koysun. Bir ülkede yerleşim yerilerinin(yerlerinin) ve insan adlarının yabancı olması o ülkenin, o halkın yabancı hayranlığını, kültürel sömürgeliliğini, ekonomisel geri kalmışlığını, bilimsel geri kalmışlığını, felsefe geri kalmışlığını da gösterir. Yani düşünün daha kendi illerine, ilçelerine, köylerine kendi dilinden kendisi ad koyamayan bir ülke, halk, devlet ne kadar özgür, özgün, özgül olabilir? Daha henüz kendi dilini yaratamamış bir ülke, halk, devlet ne kadar bağımsız, özgür, özgül, özgün, yaratıcı, ileri, önder olabilir?


Ankara nedir? 'Kara kara an' demek mi yoksa karalı, isli bir yer demek mi? Ankara adı da Türkiye halkına ait bir sözcük değil; o da putapan, yabancı kavimlerin koyduğu bir ad. Sava göre Fırigler koymuş.


İstanbul ne? Kostantinopolis'ten mi geliyor? Öyle olmasa da 'istan' sözcüğü Türkçe değil. İstanbul'a 'İstanpul' diyenler de var ki İstanpulos'u yani Kostantinpulos'u anımsatıyor, düşündürtüyor..


Bu bağlamdan olarak; Türkiye'deki tüm yerleşim birimilerinin(birimlerinin) adlarının Türkçe adlar yapılmasını ancak yalnızca Türkçe yani Türkçe diye Arabça, Farsça, Osmanlıca değil yalnızca Türkçe yapılmasının çok zorunlu olduğunu ve bu başarının Ak saray denilen tuhaf binadan daha önemli, daha üstün olarak Türkiye'ye onur(itibar) kazandıracağını savunuyorum.


Bu ülkeye bir dil gerekli; dünyada olmayan yeni bir dil ancak tüm dilleri de içeren, evrensel, bilimsel bir dil yoksa ne hatırlamak Türkçe ne anımsamak, ne hayat Türkçe ne yaşam. Bu işi ancak dil bilimi, dil felsefesi, dil mantığı, dil matematiği, düşünürler, alimler, bilgeler ve iktidar yandaşı da Osmanlı yandaşı da, Batı yandaşı da, Arab yandaşı da, Orta Asya yandaşı da olmayanlar çözer. Hep diyorum; bu ülkeye bir Türkçe üniversitesi ve bir de Türkçe bakanılığı(bakanlığı) kurulmalı diye. Yoksa dilimiz bilime ve dolayısıyla dile değil siyasete döner. Yani kendi ülkemize kendi dilimizde adlar bulamıyorsak yazıklar olsun bize ki bir ülkeyi siyasete, demokrasiye indirgemenin ne çok yanlış, zararlı olduğunun da bir başka kanıtıdır bu çünkü bir ülke felsefe, bilim, özgün dil olmalı öncelikle. Ne birilerine kul olmalıyız ne kule. Bir insan kendini kendi kendisiyle var edemezse nasıl ki değerli olmaz, bir ülke de kendini kendisiyle var edemezse değerli olmaz. Bugün; tarihten çekilip gitmiş kavimlere verilen önemi, değeri kendi ülkemize, kendi halkımıza vermezsek birgün bu ülke de, bu halk da o kavimler gibi yok olur gider ya da en azından özgürlüğü, özgünlüğü, özgüllüğü içinde asla var olamaz; ağaç değil sarmaşık olur ancak. Biri gelir İngilizce sözcük getirir, biri gelir Latince sözcük getirir, biri gelir Farsça sözcük getirir, biri gelir Osmanlıca sözcük getirir, biri gelir Arabça sözcük getirir; böyle olmaz bu işler. Türkçe'yi yaratamıyorsanız Türkiye olamazsınız; isterseniz aya değil Mars'a gidin, isterseniz kişi başına yıllık ulusal geliriniz milyon değil milyar Dolar(dolar) olsun. Dil önemli bir iştir. Milyon Tl'ler kazanmak kolaydır da bir dili yaratmak Mars'a gitmekten de çok zordur ki bu da siyasetçilerin, Osmanlı yandaşılarının(yandaşlarının), Batı yandaşılarının, Arab yandaşılarının, Orta Asya yandaşılarının, Atatürk düşmanılarının ve iktidar yandaşlarının yapabileceği bir iş değil. 'İlim kendini bilmek'se devlet de, ülke de kendini bilmeli; kendini kendisiyle bilmeli, başkalarıyla değil. Bir devlet, bir ülke, bir halk parayla, ekonomiyle, ticaretle, siyasetle, teknolojiyle, altınla elmasla, demokrasiyle, saraylarla değil; önce felsefeyle, bilimle, düşünürleriyle, alimleriyle, bilgeleriyle devlet, ülke, halk olur.


Necdet Gürçiftçi

İnternetde yayınlandığı zaman: 5.1.15/09.38

İSKENDERUN'UN İSKENDER KEBABI'NIN VE AĞUSTOS AYININ ADI DEĞİŞTİRİLMELİ DURUMU

 İnsanın ve insanlığın temel sorunu mantığa aykırılıktır. Bu nedenle ki insanlık mantıklı olmadıkça ne insanlık ne dünya kurtulur. Küresel korona salgınının temel nedeni de küresel mantıksızlıktır çünkü dünya siyaset denilen mantıksızlık ile yönetilmekte.


Açık ki Türkiye'de demokrasi, laiklik, Türklük, din, Türkiye, mantık, bilimsellik, medenilik ile bağdaşmayan pekçok yerleşim yeri adı, ve yiyecek adı var.


Bu durum yerleşim yeri adılarının(adlarının) mantıklı duruma getirilmeleri zorunluluğu oluşturmaktadır.


İskenderun ilçesinin adı da, ve İskenderun körfezi'nin adı da, İskender kebabı'nın adı da açık ki bunlardan biri. 'Sigara böreği'nin adı da değiştirildi haklı olarak; daha 'Kadın göbeği tatlısı', 'Dilber dudağı', 'Kadın budu köfte' gibi saçmalıklar var yani sanki kadın değil lokanta. Bir de 'Ağustos' gibi ay adıları(adları) var. 'Sigara böreğinin adı değiştirilsin' konulu; biri 2013 yılında, biri 2015 yılında, iki yazı yayınlamıştım internette.


Mantıksızlığın temel nedeni de nefstir çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır(amacıdır); hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı, vicdanı, akıl-ruh sağlığını, insancalığı bile yok edebilir. Yani doğru yol için, doğru dünya için, doğru ülke için, doğru vatan için, doğru devlet için, doğru ekonomi için, doğru sanat için 'Önce mantık'.


Açık ki 'İskenderun' adı da, 'İskender kebabı' da 'Büyük İskender' denilen 3. Aleksandros'un adından gelmekte. Ne yazık ki; Türklerde Orta Asya'dan gelmekte bir Yabancı hayranlığı bulunmakta; Atatürk 'Ne mutlu Türküm diyene' ve 'Bir Türk dünyaya bedeldir' gibi sözlerle bu hayranlığı yok etmeye çalışmış olsa da bu hayranlık siyaset denilen mantıksızlık ile gittikçe artmakla sürmekte, öyle ki Türkçeleri varken devlet kurumularında bile 'Hijyen, etik, misyon, vizyon, aktivite, performans, kıyafet, devasa, bariz, milli, meclis, adalet' gibi yabancı sözcükler kullanılmakta. Açık ki Türkiye aya, Mars'a gitmeden önce Türkçeye gitmeyi başarmalı; açık ki ay da, Mars da güneş de gökde ancak Türkçe mumilearanmak/mum ile aranmak durumu içinde; bu nedenle de pekçok yerleşim yeri adı hem Türkçe değil, hem mantığa aykırı, hem dine aykırı durumda.


Yani, 3. Aleksandros'a 'Büyük İskender' denilmesi Yabancı hayranlığının yansıması olsa gerek.


3. Aleksandros kim? Vikipedi'de şöyle yazıyor: 'İskender (20 Temmuz 356 BCE (Julian) - 10 Haziran 323 BCE (Julian) Babil), asıl adıyla Makedonyalı III. Aleksandros ya da yaygın adıyla Büyük İskender antik Yunan Makedonya krallığının kralı ve Argead hanedanlığının bir üyesiydi. Milattan önce 356'da Pella'da doğdu ve 20 yaşında babası II. Filip yerine tahta geçti. İktidarının uzun yıllarını Güneybatı Asya ve Kuzeydoğu Afrika'da eşi benzeri görülmemiş bir seferle geçirdi ve 30 yaşına geldiğinde Yunanistan'dan Kuzeybatı Hindistan'a kadar uzanan antik dünyanın en büyük imparatorluklarından birini yarattı. Girdiği hiçbir muharebede yenilmeyen Büyük İskender, pek çok kişi tarafından tarihin en başarılı askeri komutanlarından birisi olarak kabul edilir.


Türkiye Diyanet vakfı ansiklopedisi internet sitesinde Büyük İskender için şöyle yazılmış: 'İskender büyük bir kumandan olmasına rağmen ahlâkî zaafı, içki düşkünlüğü ve değişken karakteri yüzünden kan döken bir zalim olarak da bilinir. Kazandığı zaferlerin sarhoşluğuyla tanrılığını ilâna kalkınca kendisine karşı çıkan hocası Aristo'nun yeğeni ve talebesi olan Callisthenes'i astırmış, bir hiç yüzünden en başarılı generali olan Parmenios ile oğlu Flotas'ı öldürtmüştü.'. Yani böyle birinin adının Türkiye'de ne işi var, üstelik de devletin kurumunda resmilik, resmiyet olarak, ve 'TC ilçesi' başlığı ile; düşünün ki İskenderun'da okullar, öğrenciler var, böyle biri mi onlara sevdirilecek. Bu durum; öz bebek kardeşlerini, ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanılarını baştaçı edenler için sorun olmayabilir ancak Türkiye cumhuriyeti, demokrasi, laiklik, bilim, eğitim, din, akıl-ruh sağlığı, ve insanlık için büyük bir sorun durumudur. Ancak açık ki 'Büyük komutan'değil 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Bilim ve ahlak insanı' olmak önemli yoksa açık ki tarihte Neron, Hitler gibi de 'büyük komutan'lar bulunmakta.


Görülmekte ki Büyük İskender denilen kişi hem Türk olmayan biri, hem putatapıcı biri, hem işgalci biri ki bu durumlar demokrasiye de, laikliğe de, Türkiye'ye de, dine de, bilime de aykırıdır.


'Ağustos' ayının adı da 'Augustus'tan gelmekte. 'Augustus' kim? Roma İmparatoru Caesar Augustus'tur. Yani Augustus'un durumu da İskender'in durumundan farksız bir durumda; 'Ağustos' adının durumu da 'İskender' adından farksız bir durum. Vikipedi diyor ki 'Augustus, Cleopatra'nın öldüğü zamana denk geldiği için, bu ayın, takvimde bulunduğu yere yerleştirilmesini istemiştir. Augustus bu aya adını vermeden önce ağustos ayı, Mart ayı ile başlayan Roma takviminde altıncı ay olduğu için, Latince 'Sextilis' olarak adlandırılmaktaydı.'. İşe bakın; 'İskender', ve 'Ağustos' ayı diye kimlere hizmet edilmekte Türkiye'de.


Açık ki 'Önce ekonomi değil önce mantık'. 'Önce mantık' olmadığı için ki Atatürk de, Muhammed de 'Önce bilim ve ahlak' yani 'Önce mantık' demiş olmasına karşın ki bilim mantığın, beyinin nicel zirvesidir, ahlak da mantığın-beyinin nitel zirvesidir, Türkiye 'Bilim ve ahlak' ile değil bilime ve ahlaka aykırı siyaset türü ile yönetilmekte, ve dolandırıcılık üstüne dolandırıcılık olayı yaşanmakta, 21. yüzyılda.


Önce mantık. Bu nedenle ki mantığa aykırı yerleşim yeri adıları da, yiyecek adıları da, zaman adıları da bilime ve ahlaka uygun olarak değiştirilmelidir yoksa 'Fakirin şaşkını, beyaz giyer kış günü' sözü nasıl gülünç bir durumu içermekte ise mantığa yani bilime ve ahlaka aykırı bir durum da Türkiye'yi o sözdeki gibi bir duruma düşürür, yani 'Türkiye diyorlar, Türküz diyorlar ancak herşeyleri Türkçeye aykırı; dinliyiz diyorlar ancak durumları dine aykırı' durumu oluşur.


Önce mantık. Sonra demokrasi, özgürlük, hayat. Mantıksızlığın olduğu yerde her mantıksızlık olur.


Önce mantık.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.4.21/08.21

ESKİŞEHİR'DE ATATÜRK HEYKELİ NEDEN YOK?

 Bundan 5 yıl kadar önce Eskişehir'de idim. Sabahdan akşama kadar, çok alçakdan eğitim uçuşları yapan savaş uçaklarının, camları zangırdatan gürültüleri dışında çok güzel bir il. Askeri havaalanı neden uzağa taşınmıyor, diye sorduğumda aldığım yanıt, daha doğrusu asker yetkililerce, uçak gürültüsünden rahatsız olan halka verilen yanıt yani 'Buradan Eskişehir gider, bu askeri üs gitmez.' yanıtı oldu. Dönercilerde, et ile ısıtıcı arasında metal levhalar var; sokaklarda taksi beklemek yok, elektirik direklerinde, otobüs duraklarında taksi çağırma düğmeleri var; hava kirliliği yok, kışın bile hava yaz havası gibi temiz, saydam; tertemiz; boydan boya bisiklet ile gezilebilecek dümdüz; iç içe, sımsıkı, hoş, küçük, dinlendirici bir yer. Ama Eskişehir'de ilgimi çeken birşey oldu idi o zamanlar; herbiri ayrı güzel heykellerden geçilmeyen alanlarda hiç Atatürk Heykeli yok idi. Yalnızca okul bahçelerinde Atatürk Büstleri gördüm. Ha bugün ha yarın yazayım der iken bu konuyu hiç yazamadım. Demin bir tv kanalında Eskişehir Belgeseli görünce belleğime geldi. Belgeselde de, demin girdiğim Eskişehir internet sitelerinde de Atatürk Heykeli görmedim hiç. O zamanlar Eskişehir alanlarında neden Atatürk Heykeli yok diye sorduğumda, aldığım yanıt 'Burada dinciler egemen, onlar istemiyordur .', idi. 'Ee, dedim; ama belediye başkanı Dsp'li?'. Ona oy verenler öğrenciler, üniversiteliler, buranın yerel-kalıcı halkı ona pek oy vermez, dediler idi.


Evet, 5 yıl önce sormam gereken soruyu şimdi soruyorum: Adım başı heykellere rastlanan Eskişehir'deki alanlarda, yol göbeklerinde neden hiç Atatürk heykeli yok? Var da ben mi göremedim?


Necdet Gürçiftçi

İnternette yayınlandığı tarih: 4-Şubat-2012

BODRUMLULAR VE TRT BU TÜRKÜYE NEDEN TEPKİSİZ?

 5-6 yıldır Trt radyolarının tüm gün türkü çalan bir radyosunda sıkça duyduğum ve ahlaka pek uygun bulmadığım ve öfkelendiğim bir türkü var: Çekirgemin taburu.


Bu türkünün sözleri şöyle:

'Çekirgemin taburu

Arpada buğday batırı

Ben buralara gelmezdim imanım(Ya da 'Benim de buralara gelişim)

Nazlıda yarin hatırı(Ya da bir güzelin hatırı),

Çekirgem uçmaz oldu

Kanadını açmaz oldu

Şu Bodrum'un kızları aman

Erkeklerden kaçmaz oldu,

Dam üstünde siniler

Fiskede vursan iniler

Şu Bodrum'un kızları aman

Haftada koca yeniler'.


'Şu Bodrum'un kızları erkeklerden kaçmaz oldu'yu geçtim; 'Şu Bodrum'un kızları aman/Haftada koca yeniler' sözüne bakar mısınız? 'Aşık ya da yavuklu ya da sözlü ya da nişanlı' yeniler' demiyor, 'Koca yeniler' diyor. Koca nedir? Karıkoca'daki karının evli olduğu, seviştiği, cinsel ilişki kurduğu baydır, kocadır, erkektir. O söze bu açıdan baktığımızda ne anlaşılıyor? Bodrum'un kızları her hafta evlenip evlenip boşanıyor, anlaşılır. Bu olanaklı mı? Hayır. Çünkü boşanma davaları en azından aylarca sürer. Peki öyleyse o sözdeki 'Koca' kimdir, nedir bu durumda? Evlilikdışı ilişki yalanılan baydır, erkektir çünkü Ege bölgesi'nde 'Her hafta' ya da 'her gün koca yeniliyor' sözündeki koca, evli olunan bay ya da evli olunan erkek anlamında değil sevgili, aşık olunan bay, erkek anlamındadır çünkü zaten başka türlü her hafta ya da her gün koca değiştirilemez, bu yasal olarak olanaklı değildir. Dolayısıyla; o söz en masum anlamı ile 'Bodrum'un kızları her hafta başka birine aşık olurlar' anlamı taşır; koca sözcüğünü bilinen anlamı içinde elealır(ele alır) daha da ileri gidersek 'Bodrum'un kızları her hafta bir başka bayla yatıyor, sevişiyor' anlamı çıkabilir. Peki Bodrum kızlarına, bayanlarına böyle bir iftira, karalama yapmaya kimin hakkı vardır? Yani o söz bir övme, övünç, onur, gurur olamaz, değil mi? Peki bu durumda; gerici birilerinin, bir turizim(turizm) yeri de olması dolayısıyla bazı Bodrumlu bayanların bikini, mayo, açıksaçık giymeleri yüzünden onları, daha da genelde demokrasiyi, laikliği ve Türkiye Cumhuriyeti'ni bu yolla karalamak isteyenlerin bir çabası olabilir mi? Kimler acaba Bodrum'un bekar bayanlarını ahlakdışı, edebdışı olmakla suçlamak, karalamak isteyebilir? Bu türkünün sözlerini yazan kişi acaba haftada bir koca yenileyen kaç Bodrumlu kız, bayan görmüştür? Bu türkünün sözlerini yazan kişi acaba tüm Bodrum kızlarının, bekar bayanlarının haftada bir koca değiştirdiğini neye dayanıp ileri sürüyor? Öyle ya da böyle; yanlış anlaşılabilecek bir sözcük neden kullanılıyor?


Peki Bodrum halkı ve Trt yanlış anlaşılabilecek bu türküye neden tepki göstermiyor? Trt radyosunda bu türkü çalarken, bu türkü bazan sunucularca, bazan konuklarca 'Çok hoş, çok hoş bir türkü' diye de övülüyor. Yav nesi hoş, nesi güzel bu türkünün? Ey Bodrum halkı, ey Trt söyler misiniz; nesi hoş, nesi güzel bu türkünün? Hangi Bodrumlu ya da kaç Bodrumlu bu türkünün o sözüne katılır? Kimin tüm Bodrum kızlarını, bekar bayanlarını ve sonuçta dolaylı olarak tüm Bodrum bayanlarını böyle aşağılama, küçük düşürme, karalama hakkı vardır? O sözü duyan zamparalar Bodrum'a koşmazlar mı? Bayların gözünde, Bodrum'un ve Bodrumluların hali nice olur?


Sanat yalnızca sanat yapmak değildir; mantıklı ve ahlaklı sanat yapmaktır da.


Bu türkünün o sözlerini Bodrum adına, sanat adına, ahlak adına, vicdan adına, mantık adına, insanlık adına, Türkiye adına kınıyorum.


Necdet Gürçiftçi

İnternetde yayınlandığı zaman: 26.10.14/03.35

SİYASET YASAKLANSIN (ŞİİR)

 Yasaklansın artık siyaset denilen bölücülük, düşmanlık, barbarlık, hile, ve sömürü

Kimi öz bebek kardeşlerini, ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş

İşi başkalarının vatanlarını işgal etmek olan sultanlığı, barbarlığı, diktatörlüğü

Kimi zinayı, çıplaklığı, eşcinselliği, ahlaka aykırılığı, utanmazlığı savunur

Yasaklansın artık akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, insanlıkdışı dünya olan siyaset,

'Önce bilim ve ahlak' dedi Atatürk

'Hiçbir millet yoktur ki ahlak esaslarına dayanmadan ilerlesin' dedi Atatürk

'Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür' dedi Atatürk

'Yurtta barış, dünyada barış' dedi Atatürk

'Ben insanın bilimselini ve ahlaklısını isterim' dedi Atatürk

'Benim yaptıklarımla bilimin dedikleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' dedi Atatürk

'Benim yaptıklarımla ahlakın dedikleri çelişirse beni değil ahlakı dinleyin' dedi Atatürk

'Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür; Cumhuriyet erdemdir' dedi Atatürk

Akılın yolu birdir

Atatürk'ün de dediği gibi bilim ve ahlak ile yönetilmeli Türkiye de, tüm dünya da,

'Din bilim demektir, bilim olmazsa din de olmaz' dedi Muhammed

'Din ahlak demektir, ahlak olmazsa din de olmaz' dedi Muhammed

'Bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' dedi Muhammed

'Alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür' dedi Muhammed

'Bilim öğrenmenin sevabı kırk yıl ibadetin sevabıdır' dedi Muhammed

'Gerçek insan ya alimdir ya öğrenci

Bunların dışında olan insanda hayr yoktur' dedi Muhammed

'Kılıç çekmeden, mızrak vurmadan, ok atmadan

Allah yolunda bir saat durmak

Göz ucu kadar isyansız altmış senelik ibadetten üstündür' dedi Muhammed

'Sultanlarla düşüpkalkan alimler bile hırsızdır' dedi Muhammed

Akılın yolu birdir

Muhammed'in de dediği gibi bilim ve ahlak ile yönetilmeli Türkiye de, tüm dünya da,

Atatürk böyle dedi, Muhammed böyle dedi oysa akıldışılık, bilimdışılık, ahlakdışılık

Bölücülük, barbarlık ve düşmanlık yayıyor siyaset

Yasaklanmalı siyaset

Siyaset yasaklansın

Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmeli

Türkiye, ve tüm dünya

İnsanlığın başına bela siyaset

Yasaklansın siyaset.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.4.21/04.42

ÇİFTÇİ DEĞİL ÜRETMEN SAVIM

 Felsefeyi felsefe tarihini ezberlemek, felsefe tarihi konusunda laklak yapmak olarak yorumlayanlar, düşünenler, uygulayanlar var oysa felsefe konular konusunda tüm olasılıkları dürüstçe, tarafsızca ortaya koymak çalışmasıdır; ve sözcükler üzerinde çalışmayı da zorunlu yapar. Yani mantık da, felsefe de, bilim de sözcükler ile başlar, sözcüklerin doğru tanımlanması ile başlar.


Gerçek ki bir toplumun zekası yalnızca bilim ve teknoloji ile değil kendi dilindeki başarısı, bilimselliği, mantıklılığı ile de ölçülür çünkü para kazandıracak şeylere sarılmak kolaydır oysa dilde doğruluk para kazandırmaz.


Doğru yani en ileri, en gelişmiş, en üstün, en evrensel dil iletişimde kullanılan dil değil 'Dil felsefesine, dil mantığına, dil bilime, ve dil geometrisine uygun dil'dir. Bu nedenle genelde dil, özelde ise Türkçe çok önemlidir; bu nedenle ki Atatürk Türkçenin geliştirilmesine, Türkçeye büyük önem vermiştir.


Yani, Türkiye için, Türkiye'de 'Yerli ve milli' olmak 'Türkçe'den başlar ancak açık ki Türkiye'de de, dünyada da dil felsefesine, dil mantığına, dil bilimine, ve dil geometrisine uygun bir Türkçe dil bulunmamakta, 'Türkçe sanılan, Türkçe varsayılan' bir dil bulunmakta; bu nedenle ki 'Türkçe sanılan, varsayılan dil' İngilizce, Fıransızca(Fransızca), Arabça, Farsça sözcükler ile dolu durumda.


Türkçede 'çiftçi' sözcüğü var. Büyük olasılıkla 'çiftçi' sözcüğü Çinceden gelmiş olabilir çünkü sözcüğün dil bilimi, dil mantığı, dil felsefesi, ve dil geometrisi açısından hiçbir anlamı yok; şöyle ki 'çi' nedir, 'çif' nedir; 'çift' de ikili şeylere, ve eşlere denilmekte.


Bu nedenle 'çiftçi' sözcüğü yerine 'üretmen' sözcüğünü öneriyorum yani 'üreten insan'. Bu durumda; 'işçi' de üretiyor denilebilir ancak işçi üretmez, iş yapar çünkü örnek ki çiftçinin ektiği buğday durduk yerde, olduğu yerde, kendikendine ürerken, kendikendine çoğalırken işçinin örnek ki yaptığı bina, araba fabrikasında yaptığı araba kendikendine, durduk yerde, kendi başına üremez, kendikendine çoğalmaz yani 'çiftçi'üretir ancak işçi 'iş yapar'.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.4.21/04.37

ÖĞRETMEN DEĞİL ÖVRETMEN ÖĞRETİM DEĞİL ÖVRETİM SAVIM

 Dili küçümsemek de, sözcükleri küçümsemek de; Türkçeyi küçümsemek de; sözcüklerde harf eksiltmek de, sözcüklerde harf değiştirmek de mantıksızlığa neden olur çünkü 'Doğruya giden yol' olan mantık sözcükler ne kadar doğru olurlarsa o kadar doğru olur ancak görülmekte ki bir bilimdışılık, akıldışılık, ve ahlakdışılık dünyası olan siyaset felsefeyi de, mantığı da, bilimselliği de, ahlakı da, Türkçeyi de, dili de, sözcükleri de küçümsemekte; öyle ki ortalık Türkçeleri varken 'Hijyen, etik, aktivite, misyon, vizyon, aksiyon, plasman, kıyafet, bariz, devasa' gibi yabancı sözcükler ile dolmakta, doldurulmakta, siyaset açık ki mantıksızlıktan, ekonomiden, akıldışı-ahlakdışı şeylere serbestlik vermekten, bölücülükten, düşmanlıktan, ve dalaşmaktan başka şey bilmemek durumu göstermekte.


Bu nedenle ki okullarda 'Türkçe' diye öğretilen şey gerçekte doğru Türkçe değil çünkü doğru Türkçe de, doğru dil de 'Özne, nesne, yüklem, sıfat' öğretimi değil dil mantığı, dil felsefesi, dil bilimi, ve dil geometrisi öğretmek ile başlar; düşünün ki 'Türkçe dersi' diye Türkçe dersinde yabancı sözcükler de öğretilmekte.


Savım ki doğrusu 'öğretmen' değil 'övretmen'dir çünkü 'öğretmen' sözcüğü 'öğ', 'öğğ' gibi mide bulandırıcılık, iğrençlik tanımlayan bir sözcükten gelmektedir oysa 'övretmen' sözcüğü 'Doğru ve iyi şeyleri övmek' anlamı içerir.


'Övretmen' sözcüğünün 'Doğru ve iyi şeyleri övmek' olması açık ki yanlış ve kötü şeyleri öğretenler için hoş birşey değildir yani açık ki 'öğretmen' sözcüğünün arkasına sığınılıp, saklanılıp yanlış, kötü, akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, insanlıkdışı şeyleri de öğretmek olanağı bulunmaktadır oysa 'övretmen' sözcüğü 'yalnızca doğru ve iyi şeyleri övmek' sınırlaması içindedir ki bu durumda açık ki 'övretmen' sözcüğü sömürü üzerine kurulu bir düzenin işinegelmez(işine gelmez).


Bu nedenle ki 'öğretim' değil 'övretim'dir de doğrusu.


Açık ki akıldışı, bilimdışı, mantıkdışı bir dünya olan siyaset insanı da, ülkeleri de, insanlığı da, dünyayı da doğru yöne götürmez. Bu nedenle ki Türkiye de, tüm dünya da Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmelidir, siyaset ile değil.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.4.21/04.34

MİLLİ PİYANGO'DA 23 NİSAN ÖZEL ÇEKİLİŞ SÖMÜRÜSÜ DURUMU

 İnsanlığın tarihsel sorunlarından ikisi de biri 'Sözcüklerin doğru anlamlarını bilmemek', ve 'Mantıksızlık'tır. Yani, önce mantık ki mantıksızlık da zaten akıl-ruh sağlıksızlığının da, ahlaka aykırılığın da, bilime aykırılığın da, barbarlığın da, sözcüklerin doğru anlamlarını bilmemenin de temel nedenidir.


Müzik sanatçısı Esat Kabaklı 'Vatanına göz dikeni ez oğlum' diye bir müzik yapıtı(eseri) üretmiş.


İstiklal marşı'nda da 'Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı' denilmekte.


Dağlarda 'Önce vatan' yazmakta.


'Vatan kutsaldır' denilmekte.


Açık ki vatan da, vatanı korumak da, vatanagözdikmek de çok önemli konular durumunda.


Peki 'Vatan' nedir? 'Vatan' şöyle tanımlanmış: 'Vatan; bir ulusun bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı yeryüzü parçası ve onun hava sahası ile karasularına denir. '. Dikkat edin, 'Ulus'un diyor; siyasetçilerin, siyasi partilerin, kapitalistlerin, özel sektörün, şirketlerin değil.


'Ulus' nedir? 'Ulus' da şöyle tanımlanmış: Siyasal olarak örgütlenmiş biçimde ve belli bir toprak üzerinde bir arada yaşayan, ekonomik yaşam, dil, tarih, ruhsal yapı ve kültürel özellikler yönünden ortaklık gösteren en geniş insan topluluğu.'. Yani 'Siyasetçi, siyasi parti, kapitalist, özel sektör, şirket topluluğu'değil 'İnsan' topluluğu.


Peki 'İnsan' nedir? İnsan şöyle tanımlanmış: 'Toplum halinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.'. Dikkat edin 'Siyaset, siyasetçi, siyasi parti, kapitalist, özel sektör, şirketler çevresinde' demiyor, 'Bir kültür çevresinde' diyor; ve 'insan' tanımı da 'Toplum' diyor, yani 'Siyasetçi, siyasi parti, kapitalist, özel sektör, şirket' demiyor.


Peki 'Kültür' nedir? 'Kültür' de şöyle tanımlanmış: 'Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.'. Özetle 'Tüm/Bütün' ve 'Nesiller' diyor yani bu da 'Siyasetçi, siyasi parti, kapitalist, özel sektör, şirket' demiyor.


Peki 'Türk' nedir? 'Önce ahlak' demektir.


Peki Türkiye nedir? Atatürk tanımlamış: 'Bilim ve ahlak'.


Peki 'Din' ve 'Müslümanlık' nedir? Bunu da Muhammed tanımlamış, dini tanımlayan Din hadisileri ile: 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, medenilik, toplumculuk, israfsızlık, nefssizlik, ve inziva demektir'.


Türkiye'nin durumuna Görülmekte ki Türkiye'ye ne Atatürk'ün dediği gibi 'Bilim ve ahlak' egemen, ne de Din hadisileri'nin dediği gibi 'Bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, medenilik, toplumculuk, israfsızlık, nefssizlik, ve inziva' egemen; Türkiye'ye egemen olan şey bir bilimdışılık, mantıksızlık, nefs, düşmanlık, bölücülük ve yandaşlık türü olan siyaset; ve bir vatan ve millet sömürü türü, bilimdışılık, ahlakdışılık, barbarlık, vatan işgal etmek, vicdansızlık, merhametsizlik, nefs köleliği, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, pılaj(plaj) gibi ahlakdışı mekanlar, ve akıldışı-ahlakdışı moda türü demek olan özel sektör.


Siyaset ne yapıyor? Ülkeye; Atatürk'ün dediği gibi 'Bilimcilik ve ahlakçılık' vermek yerine de, Din hadisileri'nin istediği şeyleri vermek yerine de bölücülük, düşmanlık, yandaşlık, mantıksızlık, bilimdışılık, nefs köleliği, ahlakdışılık veriyor; hukuk, kanun, demokrasi, Avrupa birliği'ne üyelik adı altında zina, eşcinsel evlilik, ortalıkta sütyen-külot dolaşmak gibi şeylere bile izin veriyor; ve bir de 'özelleştirme' adı altında vatanın, milletin, kamunun, devletin fabrikasılarını(fabrikalarını), madenlerini, arazilerini, gelir kaynaklarını yani servetini özel sektör denilen kapitalistlere satıyor ki bu duruma Yabancı kapitalistler de dahil, bu nedenle ki 'Yerli' bilinen pekçok şirket, fabrika, maden Yabancı kapitalistlerin egemenliğinde. Ya, böyle vatan mı yönetilir; 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ün, ve 'Önce vatan ve ahlak' diyen Türk milletinin vatanı böyle mi olur?


Açık ki bir vatana sahip çıkmak Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi önce 'Bilim ve ahlak'a sahip çıkmakla başlar ki vatanın, milletin, kamunun, devletin fabrikasılarılarının, madenlerinin, arazilerinin yani gelir kaynaklarının üstelik de vatanı ve milleti sömürmek üzerine kurulu kapitalistlere satmak ahlaka da, dine de aykırılık durumu oluşturmakta.


Yani, 'Vatan, vatan' deniliyor da hani vatan; hani nerede bilim ve ahlak üzerine kurulu vatan durumu? Üzerinde zina serbestliğinin, eşcinsellik serbestliğinin, çıplaklık serbestliğinin, genelevlerin, sütyen-külot pılajların, sıtriptiz(striptiz) kulübülerinin, gecekulübülerinin, barların, pavyonların, sexshopların, ahlaka aykırı modanın serbest olduğu; ve toplumu bölmek ve insanları birbirlerine düşman etmek üzerine kurulu siyasetin yönettiği bir toprak parçasına açık ki felsefe de, bilim de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, akıl-ruh sağlığı da, ahlak da, vicdan da, medenilik de, Atatürkçülük de, Din hadisileri de 'vatan' demez.


Açık ki var olan durum 'vatan'ı 'Siyasetçilerin, kapitalistlerin, bilimdışılığın, akıldışılığın, ahlakdışılığın, ve Din hadisileri'ne aykırılığın serbest olduğu bir toprak parçası' olarak tanımlamak görünümü içermekte.


Önce mantık: Bilimsiz ve ahlaksız bir vatan neye benzer? Açık ki Sodom'a, Gomora'ya, Pompei'ye. Bilimsiz ve ahlaksız bir vatan neye yarar? Açık ki üzerinde geziptozmaya, yiyipiçmeye yani parka, kafeteryaya, Luna park'a; paran varsa tatil yapmaya, yoksulsan kapitalistlere kölemsilik yapmaya.


Yani demek ki 'Doğru vatan' için 'Önce mantık' gerekli.


Siyaset 'Milli piyango'yu özelleştirdi yani bir kapitaliste sattı. Adında 'Milli/Ulusal/Milletin malı' yazıyor ancak bir kapitalistin oldu. Ve vicdansızlık bu piyangonun adındaki 'Milli' sözcüğünü de silmemekte. Yani hem vatanın, milletin, kamunun, devletin malını kapitaliste sat, hem de adında 'Milli' adı devam etsin; yani utanmaya ya da ahlaka ya da Din hadisileri'ne yani dine de, Atatürkçülüğe de, Türkiye'ye çifte aykırılık durumu oluşmakta. Bu durumda açık ki ekonomi de, hukuk da, devlet de 'Siyasete ve kapitaliste boyuneğmek' durumu göstermiş olmakta.


Milli piyango'da makinaya ait yani makinadan satın alınan çeyrek bilet daha 1 ay öncesi 10 Tl idi; makinadan değil de biletin kendisi satın alınırsa 12,5 Tl idi.


Milli piyango 23 nisan 2021 tarihli çekilişine '23 nisan özel çekilişi' deyip makina bileti fiyatını 20 Tl yapmış.


Bakın, dikkat edin: Hem '23 nisan Ulusal egemenlik ve çocuk bayramı' yani 'Milli/Ulusal' bir bayram; vatan ve millet düşman ordusularının(ordularının) işgallerinden ve zalimliklerinden kurtarılmış, Türkiye adlı yeni bir devlet kurulmuş yani Türkiye için de, Türkiyeliler için de büyük bir onur, gurur, kahramanlık günü. Açık ki böyle bir güne, böyle bir günde 'Özel' diye bir çekiliş yapılıyorsa ya bilet fiyatının sabit kalıp ikramiye miktarının ve sayısının arttırılması gibi birşey beklenir ya da bilet fiyatının düşürülmesi gibi birşey yani 'kıyak' yapılmalı ancak görülmekte ki Mili piyango 10 Tl olan çeyrek biletin fiyatını 20 Tl'ye çıkarmış olduğuna göre demek ki yarım biletin fiyatını da, tam biletin fiyatını da 2 katına çıkarmış. Açık ki bu durum; özelde '23 nisan'ı, genelde ise 'Özel gün'ü sömürmek durumu oluşturmaktadır. Yani, bilet fiyatını 2 katına çıkardıktan sonra ikramiye tutarını 2 katına çıkarsan ne olur? 'Özel'lik, bu güne saygı 'Bilet fiyatını azaltıp ya da arttırmadan ikramiye tutarını 2 katına çıkarmak'tır.


Bu durumda açık ki mantık da şöyle düşünmek zorunda kalıyor: 'Acaba Milli piyango'yu satın alan kapitalist şirket satın aldığı Azerbaycan Milli piyango'sunun parasını Türkiye'deki biletlerden çıkarmak mı istiyor?'.


Yani, akıl var, mantık var; 'Aa, bugün senin doğum günün, gel sana bu 10 Tl'lik vazoyu 20 Tl'ye vereyim' demek gibi birşey, bir durum durumu.


Ülkeler 'Bilim ve ahlak' yerine bilime ve ahlaka aykırı bir dünya olan siyaset ve özel sektör ile yönetilirse durum böyle oluyor işte. Bu nedenle ki dini inançların Öteki dünya'larında siyaset de, siyasetçilik de, kapitalistlik de, özel sektör de yok; bu nedenle ki Din hadisileri 'Çarşı Şeytan'ın mescididir' ve 'Sultanlarla düşüpkalkmak alimleri bile hırsız' yani 'dinsiz' yapar diyor.


Bir de Büyük ikramiye satılmayan bilete ya da ikramiyelerin çoğu satılmayan biletlere çıkarsa işe bak.


10 Tl'lik kağıda 20 Tl yaz; sonra da milletin parasını millete ver, senin cebinden hiçbirşey çıkmasın; buna da 'Milli' piyango de, '23 nisan ÖZEL çekilişi' de.


Kuşkusuz ki devlet, ülke, vatan; Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine kurulu olsaydı böyle durumlar olmazdı.


Gerçek ki Şeytan diye birşey varsaolsaydı en sevdiği iş siyaset, ve kapitalizım olurdu.


Anlaşılmakta ki siyaset ve kapitalistlik yalnızca mantık azlığı değil vicdan azlığı da gerektirmekte.


Gerçek ki 'Yerli ve milli olmak' kavramı 'Siyaset+Kapitalist' demek değildir; 'Yerli ve milli olmak' kavramına kapitalistlerin fabrikaları-madenleri-şirketleri de, siyaset de; vatanı ve milleti sömürmek de; işçilerin düşük ücretle, güvencesiz, sendikasız, ölünceye kadar, ve kölemsi çalıştırılmaları dahil değildir.


Tbmm duvarına da, adliye duvarlarına da, okullara da, ekonomiye de, üniversitelere de, dağlara da, göklere de yazın: 'ÖNCE BİLİM VE AHLAK'.


Ve 'Milli piyango'dan 'Milli' sözcüğünü kaldırın.


Önce mantık.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.4.21/12.18

HOCA DEĞİL HUCA SAVIM VE HOCA YERİNE BİLBAŞ ÖNERİM

 Dil de, Türkçe de kolay, basit birşey değildir. Öyle ki Türkçe dünyanın en zor, en mantıklı, ve en evrensel dilidir. Bu nedenle ki Atatürk düşmanlığı Türkçe düşmanlığı ile birlikte görünmektedir.


Türkiye'de; öğretmene, ve akademisyene de 'hoca' diyenler var.


Türkçede de, dil de de her harf de, tek bir harf de, tek bir nokta da çok önemlidir. Bu nedenle ki sözcüklerden bir sözcüğü ya da bir noktayı eksiltmek, çıkarmak çok yanlıştır, çünkü zamanla sözcüğün gerçek, doğru anlamı yok olur, unutulur, ve ortaya anlamı bilinmeyen ya da anlamsız sözcükler de çıkabilir.


Savım ki doğrusu 'Hoca' değil 'Huca'.


Neden?


Çünkü 'hoca' sözcüğünün kökeni olan 'ho' sözcüğü Türkiye'de de, öteki ülkelerde de büyükbaş hayvanlara, ve büyükbaş hayvan sürüsülerine(sürülerine) söylenilen bir uyarı, yönlendirme sözcüğü durumu göstermekte.


İnsan hayvan değildir, insana 'hoca' demek bu sözcüğün kökenine, dolayısı ile dil mantığına aykırıdır, ve dilde yanlışlığın kanıtıdır.


Savım ki sözcüğün doğrusu, asılı(aslı), kökeni 'hoca' değil 'huca' olmalı; 'huca' sözcüğü zamanla ya da bazılarında 'hoca'ya dönüşmüş olmalı ki 'hoca' yerine 'huca' diyen pekçok insan var; öyle ki 'huca' yerine, 'h'yi söyleyemedikleri için 'uca' diyenler de bulunmakta. 'Hu' sözcüğü evliyalık, dervişlik dünyası ile ilgili bir sözcük, 'seslenme' sözcüğü olmak dışında; ve 'hoca' sözcüğü 'seslenmek ünlemi, sözcüğü' olarak değil de bilgi, öğretmek, öğretmenlik anlamı içerdiğinden açık ki durum 'hoca' değil 'huca' olmalı yani 'hu'ca yani 'Evliya, derviş dünyası açısı'ndan anlamında, yani örnek ki 'Türkçe, Almanca, İngilizce, İtalyanca' açıklaması durumunda.


Hoca sözcüğü yerine önerim ki 'Bilbaş' sözcüğü kullanılabilir yani 'Bilen baş/kafa, bilgili baş/kafa, bilgili insan' anlamında ki bu durumda bu sözcüğün 'hoca' ya da 'huca' yerine bilimsel bir dünya olan bilime, bilimsel eğitime, ve üniversiteye uygun bir durum olduğu açık.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.4.21/05.48

AYGAZ OTOGAZ'IN RADYO REKLAMININ ŞİDDETE ÖVGÜ İÇEREN DURUMU

 Doğru insan olmanın da, doğru toplum olmanın da, doğru ülke olmanın da, doğru devlet olmanın da, doğru ekonomi olmanın da, doğru sanat olmanın da, doğru mutluluk olmanın da, doğru sevginin de, bilimin de, ahlakın da, felsefenin de temeli mantıktır çünkü mantık bilimine aykırı herşey yanlış demektir, yani 'mantık' dedi isem kişilerdeki mantık değil bilim olarak mantık çünkü insan mantığına aykırı şeyler de doğru olabilirler, insan mantığına göre doğru olan şeyler de yanlış olabilirler.


Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demiş olmasına; dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, nefssizlik, ve bunlarla inzivadır' demiş olmasına karşın açık ki toplum, devlet, ekonomi, özel sektör, ve dini inançlılar ile bu tanımlar arasında büyük bir zıtlık, çelişki, aykırılık durumu bulunmakta. Örnek ki bilime aykırı olmasına karşın sigara içen, astroloji-medyumluk-fal gibi şeylere inanan Atatürkçüler, dini inançlılar; ahlaka aykırı olmasına karşın mini şort diye ortalıkta külotla, bikini diye ortalıkta sütyen-külot gezen Atatürkçüler, ve dini inançlılar; vicdana, merhamete, bilime ve ahlaka aykırı olmasına, üstelik de 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' hadisine karşın öz bebek kardeşlerini, ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş, başkalarının vatanlarını fetih adı altında zapta girişmiş Osmanlı sultanılarını(sultanlarını) baştaçı eden Atatürkçüler, ve dini inançlılar. Türkçe de 'Hijyen, aktivite, misyon, vizyon, etik' gibi Batıca yabancı sözcükler ile doldurulmakta.


Açık ki görünen durum hayali bir Atatürkçülük durumu, ve hayali bir dinlilik durumu durumu içermekte yani gerçekleri ve doğruları dışlayıp kafayagöre/kafaya göre yaşamak, nefse göre yaşamak durumu görünmekte.


Yani bu kafayapısı(kafa yapısı) ile ne felsefeye, ne bilimselliğe, ne demokrasiye, ne laikliğe, ne özgürlüğe, ne doğru hukuka, ne dine, ne de insanlığın önderliğine gidilir.


Aygaz otogaz'ın radyoda bir tanıtımı(reklamı) var. Bu tanıtım 'Canavar gibi kampanya' diyor; üstelik de Ramazan ayı'nda yani nefse karşı savaşım olması gereken bir ayda, ve üstelik de dini tanımlayan Din hadisileri 'Din mantık, vicdan, ve medenilik demektir' de diyorken; üstelik de pısikopat(psikopat), sosyopat tür yani tırafik(trafik) kuralılarını umursamayan taşıt sürücülüğü durumunu tırafik kazasılarını önlemek isteyenler 'Trafik canavarı' olarak tanımlarken ki bu durumda bu durumu yani 'canavarlık' durumunu Aygaz üstelik de tırafik dünyası olan bir dünyada 'canavar' sözcüğünü onurlandırmak, gururlandırmak, ödüllendirmek için kullanmış olmakta. Görülmekte ki Aygaz ile hem tırafik kuralıları, hem doğru sürücülük, hem de bunları amaçlayan devlet ve hukuk arasında bir çelişki bulunmakta ki bu durumda genelde kapitalizımın(kapitalizmin) yani özel sektör denilen şeyin genelde 'Önce bilim ve ahlak'a, özelde ise dini tanımlayan Din hadisileri'ne de, insanlığa da, mantığa da, demokrasiye de, akıl-ruh sağlığına da aykırı dünyasını göstermekte.


Açık ki bu durum 'Bilim ve ahlak' ya da 'Mantık egemenliği' yerine 'Mantıksızlık çalmakta; özel sektör ve siyaset oynamakta' ve 'Özel sektör çalmakta; siyaset ve toplum oynamakta' durumu olarak da görünmektedir.


Sonra da 'Toplumda şiddet neden yükseliyor?', 'Kadına şiddet neden yükseliyor?' sorusuları(soruları); 'Canavarlık baştaçı edilirken'.



'Önce özel sektör, ve siyaset' değil 'Önce mantık, bilim ve ahlak'.


Aygaz 'Canavar gibi kampanya' değil 'Medeni, insani kampanya' yapmalı. Ülkenin de, insanlığın da 'canavar'lara değil düşünürlere, alimlere, alimelere, bilgelere, bilimcilere gereksinimi var.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.4.21/04.57

BÖYLE OLMA TÜRKİYE (ŞİİR)

 Akıldışı-ahlakdışı moda, ünlüler, mekanlar dolmakta heryere

Böyle yapma Türkiye

Din diye, akıldışı, mantıkdışı, bilimdışı, vicdandışı tarikatlar, cemaatler sarmakta heryeri

Böyle yapma Türkiye

Siyaset diye, öz bebek kardeşlerini ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş

Osmanlı sultanılarını

Ve toplumu bölücülüğü, ve insanları birbirlerine düşman etmeyi

Barbarlığı, bölücülüğü ve düşmanlığı baştaçı etmekler

Böyle yapma Türkiye

Demokrasi, özgürlük, sanat, medya diye cinsel utanmazlıklar sarmakta hayatı, varoluşu

Barbarlık, vahşilik, şiddet, ahlakdışılık, akıldışılık sarmakta sokakları

Bilimdışı insanlar ve ahlakdışı insanlar dolmakta üniversite dünyası

Eğitimin bireylerini ya akıldışı-ahlakdışı Batı kapmakta

Ya akıldışı-ahlakdışı moda ya bilimdışı-akıldışı dünya

Böyle yapma Türkiye,

Demokrasi, laiklik, özgürlük, sanat, ve akıl-ruh sağlığı önce 'Bilim ve ahlak' demek

Din dini tanımlayan, 'Din bilim, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, adillik

Dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, israfsızlık, nefssizlik ve inziva demek

'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ün yolundan da

Dini tanımlayan Din hadisileri'nden de ayrılma Türkiye,

Bilim zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının

İnsanlığın ve evrenin nicel zirvesidir

Ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının

İnsanlığın ve evrenin nitel zirvesidir

Bilimsiz ahlak da, ahlaksız bilim de yanlış yoldur

Bilimden ve ahlaktan ayrılma Türkiye,

Nefs hem en büyük cehalet, hem kötülüklerin nedeni ve amaçı

Hem de önce akılı ve mantığı yok eder

Sonra da ahlakı, vicdanı, akıl-ruh sağlığını, insanca olmayı

Nefse köleliği değil bilime ve ahlaka sarılışı seç Türkiye

Batıya da, Doğuya da, Kuzeye de, Güneye de uyma

Bilimdışılığa da, ahlakdışılığa da, barbarlığa da, nefse de uyma

Doğru eğitim de, doğru hukuk da, doğru ülke de bilim ve ahlak ile başlar

Bilimi ve ahlakı seç Türkiye

Atatürk'ü de, Muhammed'i de, bilimi de, akıl-ruh sağlığını da, insanlığı da utandırma

Doğru bir ülkenin iki temeli de, doğru gelecek de 'bilim ve ahlak'tır

Topluma, insana, vatana, insanlığa, dünyaya sahip çıkmak

Bilime ve ahlaka sahip çıkmakla başlar

Bilimi ve ahlakı seç, bilime ve ahlaka sahip çık

Dünyanın da, insanlığın da doğru önderi ol Türkiye.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.4.21/10.10

BÖYLE Mİ OLMALI TÜRKİYE (ŞİİR)

 Güzel güzel evler

İçlerinde barbar barbar, vahşi vahşi insanlar

Güzel güzel yazlıklar

İçlerinde ahlaka aykırı, barbar barbar, vahşi vahşi insanlar

Güzel güzel arabalar

İçlerinde barbar barbar, vahşi vahşi insanlar

Barbar barbar, vahşi vahşi, bilime aykırı, ahlaka aykırı insanlar

Ellerinde üniversite diplomasıları

Güzel güzel bilgisayarlar, ceptelefonularını tutan barbar barbar, vahşi vahşi eller

Güzel güzel dükkanlar

İçlerinde kendilerinden başkasını düşünmeyen insanlar

Dışları güzel güzel gazeteler, televizyonlar

İçleri bilimsellik, ahlakçılık ve tarafsızlık yerine bilimdışılık, ahlakdışılık, ve yandaşlık yayan

Güzel güzel müzik sanatını işgal etmiş akıldışı, ahlakdışı, yoz müzikçiler

Güzel güzel kumaşları akıldışı, ahlakdışı giysilere dönüştüren modacılar

Güzel güzel görünmelerine karşın zeka ve ahlak düzeyi düşük reklamlar

Güzel güzel derileri dövmelerle, pirsinglerle yamyamların bedenlerine döndürenler

Güzel güzel pılajlar, güzel güzel denizler

İçlerinde sütyen-külot ahlaka aykırı, ilkellik, barbarlık, vahşilik, utanmazlık içindeki insanlar

Güzel güzel fabrikalar

İçlerinde düşük ücretlerle, düşük haklarla, düşük güvenliklerle, hayat boyu

Özel sektörün kölesi gibi çalıştırılan işçiler

Güzel güzel vatan

Üzerinde, öz bebek kardeşlerini

Ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş sultanları baştaçı eden dini inançlılar

Böyle mi olmalı dinli

Güzel güzel gökyüzü

Altında demokrasi ve özgürlük diye toplumu siyasi parti siyasi parti bölen

Ve insanları birbirlerine düşman eden

Bölücü, düşmanlıkçı, barbar, vahşi, akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı bir siyaset

Bilim ve ahlak olmak yerine bilimdışılığa ve ahlakdışılığa serbestlikler, haklar veren hukuk,

Böyle mi olmalı eğitim

Böyle mi olmalı ekonomi

Böyle mi olmalı sanat

Böyle mi olmalı medya

Böyle mi olmalı moda

Böyle mi olmalı turizım

Böyle mi olmalı reklamlar

Böyle mi olmalı hukuk

Böyle mi olmalı ülke

Böyle mi olmalı devlet

Böyle mi olmalı vatan

Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demişken

Dini tanımlayan Din hadisileri

''Din bilim, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık

Güvenilirlik, sakinlik, medenilik, israfsızlık, nefssizlik ve bunlarla inzivadır' demişken

Demokrasi, laiklik, ve özgürlük 'Önce bilim ve ahlak' demek iken,

Böyle mi olmalı Türkiye

Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demişken

Dini tanımlayan Din hadisileri

'Din bilim, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık

Güvenilirlik, sakinlik, medenilik, israfsızlık, nefssizlik ve bunlarla inzivadır' demişken,

Bilim ve ahlak yerine

Böyle mi olmalı Türkiye.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.4.21/08.05

TÜRKİYE BANA YALAN SÖYLEDİ (ŞİİR)

 Türkiye

            bana

                   yalan

                           söyledi

Hani üniversite mezunu olmak alim, alime olmak idi

Mantıklı, bilimsel, aydın, evrensel, doğru, iyi, güvenilir, dürüst insan olmak idi

Öyle ise bu akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, bencil, sorumsuz

Kültürsüz, cahil, sigara içen, uyuşturucu kullanan, ayyaş

Dövmeli, pirsingli, mini şort diye ortalıkta külotla dolaşan

Bikini diye ortalıkta sütyen-külot dolaşan

Dansözlük, akıldışı-ahlakdışı mankenlik, zina, fuhuş yapan

Cinsel ahlaksızlık, cinsel utanmazlık içindeki

Korona yasaklarına bile uymayan üniversite mezunuları

Ve akıldışılık, bilimdışılık, ahlakdışılık, yandaşlık içindeki medyacılar ne,

Türkiye 

            bana 

                    yalan 

                            söyledi

Hani Türkiye Atatürk idi

Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' dedi

Öyle ise bu astroloji, medyumluk, falcılık

Bu genelevler, pılajlar, barlar, pavyonlar, sıtriptiz kulübüleri, diskotekler, gece kulübüleri

Sexshoplar, akıldışı-ahlakdışı yerler ne,

Türkiye bana yalan söyledi

Atatürk 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' dedi

Öyle ise bu akıldışı, ahlakdışı, utanmaz, yoz sanatçılar

Akıldışı, ahlakdışı sanatçıların baştaçı edilmeleri ne,

Türkiye bana yalan söyledi

Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' dedi

Öyle ise Türkiye'nin bilim ve ahlak yerine

Bilime ve ahlaka aykırı siyaset ve bilime ve ahlaka aykırı özel sektör ile yönetilmesi

Zinayı, eşcinselliği, akıldışı-ahlakdışı modayı, akıldışı-ahlakdışı mekanları

Serbest bırakan yasalar ne,

Türkiye bana yalan söyledi

Hani moda medenilik demek idi

Öyle ise modanın bu akıldışı, ahlakdışı, barbar, vahşi, insanlıkdışı durumu ne

Türkiye bana yalan söyledi

Hani turizım dostluk, konukseverlik, kültür demek idi

Öyle ise bu akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı pılajların durumu ne

Türkiye bana yalan söyledi

Hani sıpor demek dostluk, kardeşlik, barış demek idi

Öyle ise sıporun bu akıldışı, ahlakdışı, barbar, vahşi, insanlıkdışı durumu ne,

Türkiye

             bana

                     yalan

                              söyledi

Hani din doğru, iyi, güzel birşey idi

Muhammed 'Din bilim, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık

Güvenilirlik, sakinlik, medenilik, israfsızlık, nefssizlik ve bunlarla inzivadır' dedi

Öyle ise Türkiye'deki Din hadisileri'ne aykırı bu durumlar ne

Dinli denilen siyasetçilerin toplumu bölmeleri

İnsanları birbirlerine düşman etmeleri

Topluma bilim ve ahlak yerine bölücülük, yandaşlık, barbarlık, ve düşmanlık aşılamaları

Öz bebek kardeşlerini, ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş

Osmanlı sultanılarını baştaçı etmeleri, ettirmeleri

Dini tanımlayan, 'Din bilim, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık

Güvenilirlik, sakinlik, medenilik, israfsızlık, nefssizlik ve bunlarla inzivadır' diyen

Din hadisileri'ne aykırı durumları ne

Din eğitimi diye, dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı şeyler öğretmeler ne

Hani vatan, millet, devlet onur, gurur idi

Öyle ise bu özelleştirmeler ne,

Türkiye bana yalan söyledi

Türkiye

             bana

                      yalan

                               söyledi

Atatürk'ün dediği Türkiye de

Muhammed'in dediği dünya da bu değil

Türkiye

            bana

                    yalan

                            söyledi,

Türkiye Atatürkçü ise de, dinli ise de

'Önce vatan' değil 'Önce bilim ve ahlak' demeli idi

'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' değil

'Egemenlik kayıtsız şartsız bilimin ve ahlakındır' demeli idi

'Adalet mülkün temelidir' değil 'Bilim ve ahlak mülkün temelidir' demeli idi

Neye yarar bilime ve ahlaka aykırı vatan, egemenlik, adalet ve devlet

Türkiye

            bana

                    yalan

                            söyledi.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.4.21/06.27