31 Ocak 2021 Pazar

ALTIN VE YAĞMUR

 Türklerin yöneticilerinde; Orta Asya'dan bu yana iki sürekli özellik görülmekte: 1- Yabancı hayranlığı, 2- Doğayı önemsemezlik. Bunu nereden anlıyoruz; 1- Bir Orta Asya anlatısındaki, Yağmur dağı adlı, ülkeye yağmur sağlayan bir dağı hükümdarın, sırf bir Çinli kızla evlenebilmek için Çin'e vermesinden; çünkü bu anlatı hem yabancı hayranlığını göstermekte, hem de doğayı önemsemezliği. Türkiye'deki; 21. yüzyılda bile Avrupa birliği gibi yabancı birliklere sokmak çabası, ve doğayı, ormanları yok eden uygulamalar Türk yöneticilerindeki Orta Asya ruhunun ısrarla ve azimle devam ettiğini, sürdüğünü göstermektedir.


Siyaset dünyası felsefe, bilim ve mantık dünyası değildir çünkü siyasetin pusulası; Muhammed'in de, Atatürk'ün de istediği gibi 'Bilim ve ahlak' değil, oy ve paradır yani nefstir; bu nedenle ki siyaset felsefeye, bilime, ahlaka, dine, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe ve insanlığa aykırıdır; yani siyaset hükümdarlığın takım elbiseli, kıravatlı(kravatlı), cüzdanlı, ve motorlu arabalı durumudur yani hükümdarlığın en kurnaz ve nitel olarak en gelişmiş durumudur.


Türkiye de, dünya da her yıl kuraklığa yani yağmursuzluğa yani susuzluğa doğru daha çok gitme durumu göstermekte.


Türkiye'de; altın aramak, çıkarmak için izinler(ruhsatlar) verilmekte.


2019'daki bir habere göre Türkiye'de 15 şirket altın aramakta; 9'u yabancı şirket, 1'i yabancı hisse ağırlıklı şirket; 5'i de yerli şirket.


Yine 2019'daki bir habere göre Türkiye'de altın çıkarımı için her yıl 4500 ton siyanür kullanılıyormuş.


2021'deki bir habere göre Türkiye'de yaklaşık 200 bölgede altın aranmakta.


Yalnızca Kapadokya'da 1306 hektarda altın aramak için Kanadalı bir şirkete izin verilmiş.


Altın aramak için ormanlar kesiliyor, yok ediliyor; siyanür kullanılıyor ki siyanür de doğayı yok eder.


Ormanlar yağmur getirir; yağmur verimlilik ve gıda getirir; ormanlar olmazsa kuraklık olur, açlık olur, gıda fiyatları, gıdada enflasyon yükselir.


Yani durum şu: Altın çıkarıp gıdayı dövizle öteki ülkelerden almak mı, yoksa ormanları koruyup, öteki ülkelerden gıda almamak mı? Yani durum 'Elde altın olsun ancak gıda olmasın' mı?


Yani, çıkarılan altın sonuçta gıda alımı için dışarıya gidecek; altın çıkarılmazsa da ülkede gıda üretimi artacak.


Yani, altın olursa gıda olmayacak; gıda olursa altın olmayacak durumu. Ancak altın olursa bir de kuraklık, içme suyu, serin hava yani bulut yani yağmur yani su da olmayacak durumu görülmekte.


Kuşkusuz ki gıda satılıp altın alınabilir, altın satılıp gıda alınabilir ancak altın olursa iklim de bozulacak durumu var yani bu durumda soru şöyle de olmakta: 'Altın mı, iklim mi?'.


Yani, özelde Türkiye, genelde ise dünya şunu seçmek zorunda: 'Altın mı, yağmur mu?'.


'Tanrı Türkü korusun' da, belli ki 'Önce siyasetten ve kapitalistlerden korusun' durumu oluşmuş durumda; zina, genelev, eşcinsel evlilik, sıtriptiz(striptiz) kulübü, ahlakdışı pılaj(plaj), ahlakdışı moda gibi ahlakdışı şeylere serbestlik veren de siyaset, bu serbestliğe uyup, destek olup para kazanan da özel sektör zaten.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.2.21/06.19

İSLAM DÜNYASI 2050'DE KARIŞMAYA BAŞLAYABİLİR DURUMU

 İslam dünyası 2050 yılından başlayıp karışabilir durumu var; belki de daha önce, belki de 2100'den.


Neden?


Çünkü örnek ki General motors 2035 yılına kadar; benzinli araba, ve dizel araba üretimini sonlandıracakmış, ve elektırikli(elektrikli) araba üretimine geçmek istiyormuş.


Açık ki bu durum Abd'de ve Ab'de yaygın bir duruma gelmekte yani Batı petrole dayalı araba üretimini sonlandırmak istemekte ki bunun temel nedeni çevreyi, doğayı, iklimi ve atmosferi korumak yani insani ve evrensel nedenler; Batı hernekadar ahlakdışı olsa da demek ki insani, mantıklı ve bilimsel bir dünya da ki insanlığı korumak da, dünyayı korumak da ahlakın en yükseklerindendir.


Anlaşılan ki İslam konusunda değil de İslam'ı uygulama konusunda yenilikler(reformalar) içine girip İslam dünyasının lideri, önderi olmak isteme durumu olası, ve dünyanın en büyük petrol sağlayıcısı Suudi Arabistan da 'Yenilenebilir enerji konusunda başka bir Almanya olacağız. Hedefimiz bu konuda ve hidrojen üretiminde öncü olmak. ' demiş yani Suudi Arabistan geleceği görmüş olmalı yani geleceğin dünyasında petrole yer olmadığını anlamış olmalı ki petrolden uzaklaşmak dönemine girmekte.


Ekonomileri petrole dayalı İslamcı ülkelerin bu nedenle ekonomileri sarsılırsa ya da çökerse açık ki önce ekonomisi petrole dayalı İslamcı ülkelerde, sonra da tüm İslam dünyasında büyük toplumsal karışıklıklar, ve sorunlar başlayabilir.


Bu nedenle ki Muhammed 'Din bilimdir, bilim yoksa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' dedi ancak şimdiye kadar durum ki İslamcı dünya bu hadislere zıt bir yönde; belki petrolün çöküşünden sonra bu hadislere uyarlar, böylece de İslam dünyası dünyanın bilim ve teknoloji merkezi olur.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.2.21/06.21

MİLLET BAHÇESİ AÇMAK VE YAYLALARIN İMARA AÇILMASI ÇELİŞKİSİ

 Hükümet biryandan Millet bahçesi adını verdiği bahçeler açıyor;  biryandan da yaylaları imara açıyor; örnek ki Amasya, Bolu ve Trabzon'da toplam 15 yayla imara açılmış ki bu durum kamu malını 'özelleştirme' demektir de yani 'Halka, millete açık biryeri halka, millete kapalı durum'a getirmektir.


Yaylalar imara açılınca yaylalara yaylalarda konutları olanlar gidebilirler oysa yaylalara herkes gitmekte, ve yaylalarda çevre halkı hayvanlarını beslemekte, kışlık yiyeceklerini sağlamakta, ve isteyenler de yaylalarda keyif yapabilmekte yani yaylalar toplumsal ve kamusal alan durumunda ancak imara açıldığında açık ki özel mülk olacaklar.


Bu durumda açık ki 'Millet bahçesi' ve 'Yaylaların imara açılması' birbirleri ile çelişkili olmakta.


Biryandan millete 'Millet bahçesi'leri açmak;  biryandan da milletin elindeki yaylaları elinden almak; tuhaf bir durum.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.2.21/06.17



AYNI AĞIRLIK KUZEY KUTBUNDA DA GÜNEY KUTBUNDA DA AYNI MIDIR?

 Önce mantık, çünkü mantık 'Gerçeği ve doğruyu aramak, istemek niyeti'dir; yani mantık öğrenilmeden de, mantıksız olarak da pekçok bilimsel bilgi ezberlenebilir, öğrenilebilir; on üniversite bile bitirilebilir ancak açık ki durum 'Balık deniz içindedir de denizi bilmez' durumu oluşturabilir.


Yani, insanlığın birincil eksiği 'mantık'sızlıktır. Yani felsefeden, bilimden, teknolojiden, ahlaktan, dinden, demokrasiden, laiklikten, özgürlükten, eğitimden, hukuktan önce bile mantık gelir, gelmelidir de.


'Aynı nesne kuzey kutubunda(kutbunda, kutpunda) da, güney kutbunda da aynı ağırlıkta mı olur?' sorusuna açık ki bilindik yanıt 'Evet' olacaktır.


Ancak benim, yazılarımda temel amaçım(amacım) 'Bilgi vermek' değil 'Mantık' öğretmektir. Mantık bilginin de incelenmesini, tartışılmasını gerektirir yani ezberciliğe karşıdır; örnek ki 'Bir üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir' savı 3000 yıla yakın bir zaman mutlak doğru sayıldı ancak daha sonra bir Rus matematikçi bir üçgenin iç açıları toplamının 180 dereceye eşitliğin mutlak değil göreli(izafi) olduğunu gösterdi; bir üçgeni küresel bir yüzeyin içine ve dışına çizip; yani bir üçgenin iç açıları toplamı ancak 'düzlem'de 180 derecedir yani mutlak bir durum değildir.


Çağımızda da benzeri durumlar yaşanmakta olabilir. Bu nedenle; mutlak doğru bilinen şeyleri bile sınamak, incelemek, araştırmak yararlıdır.


Bu nedenle şu soruyu soruyorum: '100 Kg'lık bir insan kuzey kutbunda da, güney kutbunda da 100 Kg mıdır?


Gerçek ki aynı insan ekvator çizgisi üzerinde 100 Kg ise kutuplarda daha ağır olmakta imiş. Ekvator üzerinde de aynı insan ya da aynı ağırlık ekvatordan 5000 Mt yüksekte daha hafif oluyor imiş, yine ekvator üzerindeki deniz kıyısına göre.


Peki benzeri bir durum iki kutup arasında da olamaz mı? Yani aynı ağırlığın her iki kutupta da aynı kaldığı kanıtlanmış mı? Kanıtlanmışsa kuşkusuz ki sorun yok ancak diyelim ki henüz böyle bir deneme yapılmadı; bu durumda başvuracağımız şey pısırık pısırık oturmak yerine mantık kullanmaktır. Yani henüz deneylenmemiş ya da henüz kanıtlanmamış şeyleri de, kanıtlanmış şeyleri de mantık ile aradabir düşünmek gereklidir.


Diyelim ki kutuplarda böyle bir deneme henüz yapılmamış. Mantık ile şöyle düşünebiliriz: Dünyanın üstü kuzey kutbu, altı ise güney kutbu ise; aynı ağırlık kuzey kutbuna göre güney kutbunda daha ağır gelebilir. Neden? Çünkü yukarıda olan birşeyi aşağıya doğru çekmek, aşağıda olan birşeyi yukarıya çekmeye göre daha zordur yani dünyanın üstü kuzey kutbu ise yerçekimi kuzey kutbundaki bir insanı aşağı doğru çeker; güney kutbunda ise aşağıdaki bir insanı yukarı doğru çeker; şöyle düşünelim: Barfixte sallanmakta olan birini ayaklarından tutup aşağı doğru çekmek mi yoksa balkondan sarkmış, balkona elleri ile tutunmakta olan bir insanı yukarı çekmek mi daha zordur ya da şöyle düşünelim: Ayakta durmak için mi daha çok kuvvet harcanır yoksa amud durumunda mı?


Diyelim ki güney kutbunda aynı şeyin ağırlığı kuzey kutbuna göre daha çok olsun. Bunun ne önemi olur? Şöyle önemi olur: Güney kutbundaki buzullar erirlerse, oluşan su dünyaya kuzey kutbunda eriyen buzulların oluşturduğu suya göre daha yavaş yayılabilir ki bu da küresel bir kuraklık durumunda da, küresel bir kuraklık durumuna karşı da kuzey kutbunu daha önemli duruma getirebilir, bu da kuzey kutbu çevresindeki ülkeler arasında da, öteki ülkelerle kuzey kutbu çevresindeki ülkeler arasında gerilim, çatışma, öyle ki savaş yaratabilir; öteyandan hangi kutup daha önce eriyecekse o yöndeki ülkeler daha önce sellere, taşkınlara ya da su altında kalmalar yaşayabilir.


Bir de şunu düşünmek gerekir: Dünyanın hızı sıfıra doğru yavaşlarsa dünya aşağı doğru mu, yukarı doğru mu, sağa doğru mu, sola doğru mu gider?


Dediğim gibi; bu yazının amaçı mantık öğretmektir, insanları ve toplumları 'Önce mantık'a yöneltmektir, mantığın önemini ve zorunluluğunu göstermektir.


Yani 'Batı öyle dedi', 'Abd böyle dedi', 'Avrupa şöyle dedi', 'Öyle ise doğrudur' deyip yangelipyatmamak(yan gelip yatmamak); Batıyı da sorgulamak gerekir; bu nedenle ki Muhammed 'Bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' dedi.


Evet, önce mantık; bilgi, sonra.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.1.21/15.21


30 Ocak 2021 Cumartesi

MAHKEMELER KARARLARINI 'TÜRK MİLLETİ ADINA' VEREMEMELİ DURUMU

 Mahkeme kararılarında(kararlarında) 'Türk milleti adına' yazıyor.


Yani 'Bu karar Türk milleti adına verildi' demek.


Peki hukuk ve adalet bir milletin ya da milletin isteğinin yerine getirilmesi demek mi? Yani hukukun, adaletin, gerçeğin ve doğrunun pusulası, yönü, amaçı(amacı) millet mi olmalı?


Muhammed diyor ki 'Önce bilim(ilim) ve ahlak'. Öyle ki bir de 'Din bilim ve ahlak demektir, bunlar yoksa din de olmaz' diyor; yani pusula, amaç, gösterge olarak Müslümanı değil 'Bilim ve ahlak'ı gösteriyor.


Atatürk de diyor ki 'Önce bilim(ilim) ve ahlak'; yani Atatürk de pusula, yön, gösterge, amaç olarak 'Bilim ve ahlak'ı gösteriyor; öyle ki 'Hayatta en doğru yol bilimdir. Benim sözümle bilimin sözleri çelişirse benim sözümü değil bilimin sözünü dinleyin' ve 'Ben insanın ve toplumun ahlaklısını isterim' diyor, 'Ben sıporcunun(sporcunun) ahlaklısını severim' sözü ile.


'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözü bu durumda açık ki 'Bilim ve ahlak'a sarılmış bir millet türü, yapısı, içeriği için söylenmiş bir sözdür; bilime sırtdönmüş, ortalıkta bikini, mayo, mini şort, tayt pantolon ile gezen; zina ve eşcinsellik serbestliği ve evliliği isteyen bir toplum türü için değil.


Yani gerçek ki, açık ki Muhammed'i anlamak da yani dini anlamak da; Atatürk'ü yani demokrasiyi ve laikliği anlamak da önce 'Bilim ve ahlak' savunucusu olmaktır.


Yani açık ki Atatürk 'Türk milleti'ne bile 'Bilim ve ahlak'ı amaç, pusula, ölçüt, üst yapı olarak göstermektedir yani Atatürk 'Millet olmanız, Türk olmanız yeter' demiyor, 'Önce bilim ve ahlak' diyor, 'Önce bilim ve ahlak', ve 'Bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin; bilim yoksa din de olmaz; alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür; alimler peygamberlerin varisleridir' diyen Muhammed gibi.


Bu durumda açık ki hukukun, adaletin ve yargının genelde 'Millet' kavramını, özelde ise 'Türk milleti'ni değil 'Bilim' ve 'Ahlak'ı kendine pusula, yön, ölçü, ölçüt, üst, egemen olarak alması gerekir yoksa Muhammed yani din ile de, Atatürk yani demokrasi ve laiklik ile de çelişkiye, tutarsızlığa düşer.


Yani, yargı; kararlarını 'Türk milleti' adına değil 'Bilim ve ahlak' adına vermelidir.


Peki hukuk bunu neden yapamıyor? Çünkü hukuku bilim ve ahlak değil; siyaset, siyasetçiler, siyasi partiler, siyasi iktidarlar yapıyor; yani zinayı, genelevi, eşcinselliği, eşcinsel evliliği; toplumsal alanda bikini, mayo diye sütyen-külot dolaşmayı; toplumsal alanda mini şort diye külotla dolaşmayı; barı, pavyonu, sıtriptiz(striptiz) kulübünü, bay-bayan karışık masaj salonu gibi ahlaka aykırılıkları; astroloji, medyumluk, falcılık gibi bilime aykırılıkları serbest bırakan hukuk nasıl 'Bilim ve ahlak' adına karar verecek; bu durumda açık ki 'Türk milleti'adına deyipgeçecek ancak 'Türk milleti adına' denilen durum da açık ki 'Siyaset adına' durumu olmuş olacak çünkü Türk demek de, Müslüman demek de 'Önce ahlak' demektir, öyle ki ahlaksız bilim bilime, ahlaksız eğitim eğitime, ahlaksız demokrasi demokrasiye, ahlaksız sanat sanata, ahlaksız ekonomi ekonomiye ihanettir.


Yalancı tanıklarla, yalanlarla, iftiralarla, uydurma kanıtlarla dava kazanan insanlar görülmekte çünkü hukuk, adalet, yargı tam, tüm bilimsel değil çünkü hem yalan makinası kullanmıyor hem de amaç olarak 'mantık'ı yani soyutu değil 'somut'u yani ifadeleri ve mahkemeye sunulan kanıtları almış ancak açık ki ifadeler yalan, iftira; hastahane/darp/sağlık raporu bile güvenilmez olabilir yani örnek ki yalnızca dokunduğunuz bir kişi dokunduğunuz yerini tırnağı ile çizip darp raporu alıp sizi dava edebilir, siz de 'Ben ona elimi bile sürmedim, ona dokunmadım bile' demek yerine 'Ben yalnızca dokundum, tırnaklamadım' derseniz ceza alabilirsiniz çünkü algıcılık, somutluk, nesnecilik üzerine, 'Ben yalnızca; gözümle gördüğüme, kulağımla duyduğuma, elimle dokunduğuma inanırım' üzerine kurulu mantık yapısı aldanmaya açık bir durumdur oysa Galile'yi de, Einstein'ı da dahi eden şey soyutluk idi çünkü onlar gözleri ile görmedikleri, kulakları ile duymadıkları, elleri ile dokunmadıkları şeyleri söylediler ve haklı çıktılar yani hukuk, adalet, yargı da algı, somutluk aşamasını aşmalı ve soyutluğa gitmeli artık tıpkı istinaf mahkemesinin ve Yargıtay'ın yaptığı gibi, yani bu durum genelde yerel mahkemelerde oluşmakta, ortaya çıkmakta yani adaletin sigortası polis yani adli tıp, ve üst mahkemeler çünkü arası genelde yeni mezun, acemi, deneyimsiz(tecrübesiz) hukukçulardan oluşmakta, örnek ki gerçekte A, B'nin evine zorla girip B'yi dövmeye çalışmasına karşın, 'B beni boğazımdan tutup evine zorla sokup dövmek istedi' diyen A'nin yalan ve iftira ifadesine, ve B'nin 'A evime zorla girip bana saldırmak istedi, ben de oku itekleye itekleye evimden çıkardım' ifadesindeki 'itekledim' sözcüğünü cımbızla gibi seçip, 'B'nin, A'yı iteklediği yani A'ya cebir ve şiddet uyguladığı B'nin 'A'yı itekledim' ifadesi ile sabit olup A'nin da B'nin evine zorla girmeye çalışması konusunda tanık ve kanıt olmadığı için' deyip B'ye ceza veren yargıç bile var; A'ya 'Eğer B seni boğazından tutup zorla kendi evine sokmaya çalıştı ise boğazında neden bir tek tırnak izi, darp izi, çizik, sıyrık bile yok?' diye sormayan; oysa yalan makinası olsa olay şıp diye çözülürdü. Biri 'İttim' diyor, biri 'Çekti' diyor, yargıç 'İttin' diyor, çelişki değil mi?


Gerçek ki hukuk ne zaman 'Bilim ve ahlak' adına ve 'Bilim ve ahlak' için karar vermeye başlar, işte o zaman gerçek, doğru hukuk olur.


Bu durum göstermekte ki gerçekte 'Türk milleti adına' denilen 'Siyaset adına' demek olmaktadır çünkü hukuku, yasaları siyaset yapmaktadır. Zina, genelev, sütyen-külot dolaşmak, eşcinsellik, sıtriptiz kulübü, bar, pavyon, bay-bayan karışık masaj salonu serbestliğini Türk milleti mi verdi yoksa siyaset mi?


Evet; hukuk, adalet, yargı 'Türk milleti adına' değil, 'Bilim ve ahlak adına' karar vermelidir. Bunu yapabilecek, başarabilecek durumda mı acaba? Öyle ise ülkede önce; 'Bilim ve ahlak'a aykırı siyasi partileri, ve 'Bilim ve ahlak'a aykırı serbestlikleri yasaklamalıdır; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi.


Açık ki özellikle ceza yargısında ve boşanma yargısında yalan makinası(makinesi) hakkı olmadan hukuk da, adalet de, yargı da tam, tüm bilimsel olamaz.


Yani bu durumda açık ki yargının ne 'Türk milleti' adına, ne de 'Bilim ve ahlak' adına karar verme özelliği bulunmakta çünkü 'ahlak' desen, ahlaka ve Türklüğe aykırı pekçok şey serbest öyle ki 'Türk' demek de 'Önce ahlak' demektir yani bu durumda, ahlaka yani Türklüğe aykırı pekçok serbestlikler veren hukuk, adalet,, yargı nasıl 'Türk milleti' adına karar verebilir; 'bilim' desen astroloji gibi bilimdışı çok şey serbest ki bu serbestlikleri veren de hukukun kendisi.


Yani sormak gerekiyor; zinayı, genelevi, çıplaklığı, eşcinsel evliliği, sıtriptiz kulübünü, bay-bayan karışık masaj salonunu bile serbest bırakan bir hukuk, adalet, yargı nasıl olup da 'Önce ahlak' diyen Türklük adına, 'Türk milleti adına' deyip karar verebiliyor?



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.1.21/08.44

AŞAĞILAŞTIRMA KENDİNİ AŞK DİYE (ŞİİR)

 O insansa sen de insansın

Küçük düşürme kendini aşk diye

O insansa sen de insansın

Köle etme kendini aşk diye,

Hayatta önce bilim ve ahlak gelir

Akıl ve ruh sağlığında önce mantık gelir

Ahlak mantığın zirvesidir

Rezil etme kendini aşk diye,

İnsan tek başına da insandır

Doğru insan bilimsel ve ahlaklı olandır

Gerçek insan aşktan önce doğruyu bulandır

Kepaze etme kendini aşk diye,

Önce bilim ve ahlak diyor Muhammed de, Atatürk de

Demokrasi de, laiklik de, özgürlük de

Herşeyden üstün değil aşk diye

Akıldışı, ahlakdışı sözde sanatçıların

Ciyak ciyak, vırak vırak bağıran, yalvaran 

Aşk diye barbarlık, ilkellik, vahşilik, şiddet, tehdit, bunalım, intihar, cinayet, ölüm

Aşağılanma, utanmazlık, ahlaksızlık, onursuzluk, gurursuzluk, çöküş

İnsanlıkdışılık, akıldışılık, mantıksızlık

Kölelik, akıl-ruh hastalığı saçan saçmasapan aşk müziklerine aldanıp

Aşağılaştırma kendini aşk diye.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.10.21/05.55


29 Ocak 2021 Cuma

BİLGE ÖĞRETİYOR-10: ATATÜRK ATATÜRKLÜLÜK ATATÜRKSÜZLÜK NEDİR?

 Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez; akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu türü, astroloji, medyumluk, falcılık başta olmak üzere pekçok araçla akıldışı-ahlakdışı bir dünya türü, ve akıldışı-ahlakdışı bir insanlık türü yaratmaya yani bilime ve ahlaka aykırı bir dünya türü ve, bilime ve ahlaka aykırı bir insanlık türü yaratmaya çalışmakta. Neden bunu yapmaya çalışmakta? Bunun nedenini de burada okuyacaksınız yani ahlakın doğru tanımında bulacaksınız.


Atatürk nedir, Atatürkçü olmak nedir, Atatürk karşıtı olmak nedir, Atatürk düşmanı olmak nedir?


Sözcükleri anlamak için genelde önce sözcüklerin anlamlarını, özelde ise önce sözcüklerin doğru anlamlarını doğru bilmek ve iyi anlamak gerekir.


Bu nedenle de önce 'Atatürk kimdir, Atatürk nedir?'e bakmak, bunu anlamak gerekir.


Atatürk kendini şöyle tanımlamış durumda: 'Hayatta en doğru yol bilimdir(ilimdir), benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin'; 'Ben sıporcunun(sporcunun) ahlaklısını severim'.


Atatürk'ün bilim üzerine bu iki sözünü anlamak zor olmasa gerek.


Atatürk'ün 'ahlakçılık' yönüne ait sözlerini anlamak biraz karmaşık olabilir. Şöyle ki Atatürk 'Ben sıporcunun(sporcunun) ahlaklısını severim' demekle mantık açısından 'Ben insanın, halkın, toplumun, milletin, insanlığın, dünyanın, hayatın, vatanın, ülkenin, ekonominin, devletin ahlaklısını severim ve isterim' de demiş olmakta. Ve; Atatürk'ün 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' sözü mantık açısından, aynı zamanda 'Benim sözlerimle ahlakın sözleri çelişirse beni değil ahlakı dinleyin' de demektir çünkü Atatürk'ün temel amaçı(amacı), özelliği, niyeti(isteği) 'Gerçekler ve doğrular'dır, bu nedenle ki 'Hayatta en doğru yol bilimdir' yani bilim için 'Hayattaki en doğru' demiştir.


Açık ki o küresel merkez insanlığı beyinden ve ruhtan uzaklaştırıp genelde beden kölesi, özelde ise cinsellik kölesi yapmaya çalışmakta, bunu da insanlığı açık ki önce ahlaktan uzaklaştırmakla yapabilir ki Atatürk düşmanlığının temel nedeni budur yani toplumu, ülkeyi, vatanı ve hukuku yani devleti bilimden ve ahlaktan uzaklaştırmak; bu nedenle ki Türkiye'de, 1950 yılından bu yana, demokrasi-laiklik-özgürlük-Batılılaşma kılıfı altında, akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı işyeri türü, akıldışı-ahlakdışı eğlence-yarışma-festival türü, zina, eşcinsellik, eşcinsel evlilik, çocukla evlilik türü gibi hertürlü akıldışılığın, bilimdışlılığın ve ahlakdışılığın serbest bırakılması yapılmakta ki düşünün ki Batıda zina, fuhuş, porno, eşcinsel evlilik, ensestlik, uyuşturucu, çıplaklık, toplumsal alanlarda sevişmek gibi akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı herşey serbest.


Bu durumda açık ki Atatürk karşıtlığı da, Atatürk düşmanlığı da gerçekte 'Bilime ve ahlak'a, 'Bilimsel ve ahlakçı' bir ülke, dünya, vatan, millet, halk, toplum, insan, insanlık, hayat, ekonomi, devlet anlayışına da karşıtlıktır, düşmanlıktır. Bu nedenle ki Atatürk karşıtılığı da, Atatürk düşmanlığı da hem insanlık suçu, hem tedavisi zorunlu akıl-ruh sağlıksızlığı, hem de Türkiye'ye karşı yıkıcı ajanlık kapsamında değerlendirilmelidir.


Önce 'Bilim ve ahlak'ta birleş.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.1.21/09.14

BİLGE ÖĞRETİYOR-9: AHLAK AHLAKLILIK AHLAKSIZLIK NEDİR?

 Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez; akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu türü, astroloji, medyumluk, falcılık başta olmak üzere pekçok araçla bilime ve ahlaka aykırı bir dünya türü ve, bilime ve ahlaka aykırı bir insanlık türü yaratmaya çalışmakta. Neden bunu yapmaya çalışmakta? Bunun nedenini de burada okuyacaksınız yani ahlakın doğru tanımında bulacaksınız.


Savım ki çünkü durum ki doğruları anlamak önce doğru tanımları bilmek ile olur. Örnek ki fizik biliminin doğru tanımı olmadan fizik bilimi, kimya biliminin doğru tanımı bilinmeden kimya bilimi, tıp biliminin doğru tanımı bilinmeden tıp bilimi doğru ya da iyi öğretilemez.


'Ahlak'ın tanımı başlangıç ve genel olarak doğru yolda olmasına karşın 'ahlak'ın en ayrıntılı tanımını ben yaptım, ve internette de yıllar önce yayınladım.


Savım ki çünkü durum ki ahlak 'Zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun soyut nitel tek, en zirvesidir'.


Bu nedenle de 'ahlaklılık' bu tanıma uygunluktur; 'ahlaksızlık', 'ahlakdışılık', 'ahlaka aykırılık' da bu tanıma aykırılıktır.


Bu nedenle ki örnek ki toplumsal alanlarda yani eşten başkasının yanında ya da yalnız değilken bikini, mayo, mini etek, mini şort, açıksaçık, daracık şeyler giyimli olmak' da, zina da, fuhuş da, pornoda oynamak da, eşcinsellik de ahlaka aykırılıktır, bunda ısrar da ahlaksızlıktır. Neden? Çünkü bunlar 'Cinsiyeti, cinselliği, cinsel organı yani bedeni beyinden ve ruhtan üstün, önce, öncel, genel, egemen, temel, amaç, zirve yapmak'tır yani bedeni beyinin ve ruhun üzerine, üstüne çıkarmaktır, koymaktır. Bu nedenle ki siyaset de, özel sektör denilen kapitalistlik de, ahlaka aykırı turizım(turizm) türü de, pirsing de, dövme de, sigara-içki-uyuşturucu gibi şeyler kullanmak da, yemek-içmek bağımlılığı da, korona yasaklarına uymamak da, tırafik(trafik) kurallarına uymamak da, barbar olmak da, gürültücü olmak da ahlaka aykırılıktır, bunda ısrar da ahlaksızlıktır çünkü bu tür şeyler de bedeni, zevki, hazzı, heyecanı, çıkarları, mantıksızlığı, bilime aykırılığı beyinin ve ruhun üzerinde, üstünde tutmaktır.


Açık ki o küresel merkez insanlığı beyinden ve ruhtan uzaklaştırıp genelde beden kölesi, özelde ise cinsellik kölesi yapmaya çalışmakta, bunu da insanlığı açık ki önce ahlaktan uzaklaştırmakla yapabilir.


Bu nedenle ki ahlak karşıtlığı da, ahlak düşmanlığı da hem insanlık suçu, hem de tedavisi zorunlu akıl-ruh sağlıksızlığı kapsamında değerlendirilmelidir.


Önce 'Bilim ve ahlak'ta birleş.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.1.21/09.05

BİLGE ÖĞRETİYOR-8: DİN DİNLİLİK DİNSİZLİK NEDİR?

 Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez; akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu türü, astroloji, medyumluk, falcılık başta olmak üzere pekçok araçla dine aykırı bir dünya türü, ve dine aykırı bir insanlık türü yaratmaya yani dine aykırı bir dünya türü ve dine aykırı bir insanlık türü yaratmaya çalışmakta. Neden bunu yapmaya çalışmakta? Bunun nedenini de burada okuyacaksınız yani 'Dinin dini tanımlayan Din hadisileri'li(hadisleri'li) doğru tanımı'nda bulacaksınız.


Dinsizler, dine karşıtlar, din düşmanıları(düşmanıları) 'Din halkın afyonudur' gibi sözlerle dini küçümseseler, dışlasalar, yanlış-kötü-zararlı bulsalar da gerçekte din böyle birşey değil yani din düşmanlığı dine karşıt olanların cehaletlerinden, mantıksızlıklarından ve nefse köleliklerinden başka şey değil.


Savım ki çünkü durum ki somut put ilahlı ilk dini inançtan, günümüzde soyut ilahlı dini inançlara kadar dini inanç tarihi gerçeği ve ahlakı yani gerçeği ve doğruyu aramak çabasıdır. Bu nedenle ki somut put ilahlı ilk dini inançtan, günümüzde soyut ilahlı dini inançlara kadar dini inanç din yapısına da, gerçekler ve doğrular yapısına da en az 1 tuğla koymuştur; bu nedenle ki felsefe tarihine de, bilim tarihine de, teknoloji tarihine de ilk katkısı olan insanlar dini inançlı insanlardır.


Dini inanç tarihi yalnızca gerçeği ve doğruyu değil; dini aramak, bulmak çabasıdır da ancak dini arama çabasına Abraham(İbrahim) zeka, Mose(Musa) coğrafi bilgi, Jesus(İsa) mantık katmasına karşın dini en genel biçimde yani en doğru olarak tarihte ilk kez, dine 'Bilim'i katan Muhammed tanımladı.


Muhammed; 20 yıla yakın bir yılda, binlerce hadisi okumam sonuçu(sonucu), dini tanımladığını anladığım, ve Din hadisileri adı ile ilk kez ve internette 2015 yılında yayınladığım hadislerle dini dini inanç tarihinde ilk kez en doğru, en gerçekçi içerikle tanımlamış.


Din hadisileri diyor ki 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, nefssizlik, ve bunlarla inziva bir hayat demektir'. Bu nedenle de 'Din bilimdir(ilimdir), bilim yoksa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, bilim öğrenmenin sevabı kırk yıl ibadetin sevabıdır, gerçek insan ikidir: Alim ve öğrenci, bunların arasında(dışında) olan insanda hayır yoktur, kılıç çekmeden, mızrak vurmadan, ok atmadan Allah yolunda bir saat durmak göz ucu kadar isyansız altmış senelik ibadetten eftaldir(üstündür), kim bir falcıya veya kahine gelip söylediklerini tasdik ederse Muhammed'e indirilene küfür etmiş olur; kim kahine gelip de birşey sorarsa kırk gece tevbesi kabul olmaz, söylediklerinde onur doğrularsa kafir olur' ve 'Din ahlak, edeb, utanmak demektir; bunlar olmazsa din de olmaz' demekte, bu açıdan da örnek ki 'Müminin evi kamıştandır, yemeği bir parça ekmektir, başı tozlanmıştır' demekte.


Buraya kadar, dini anladınız.


Şimdi de 'Dinlilik' nedir?'e bakalım. Dinlilik de Din hadisileri'nin dediği özelliklere uymaktır.


Şimdi de 'Dinsizlik nedir?'e bakalım. Dinsizlik de Din hadisileri'nin dediği şeylere aykırı olmaktır. Örnek ki siyaset dinsizliktir çünkü toplumları siyasi parti siyasi parti bölmekte ve insanları birbirlerine düşman etmekte yani hem bölücülük hem de düşmanlık, barbarlık, saldırganlık yani Din hadisileri'nin 'Vicdan, merhamet ve medenilik' ilkelerine aykırılık öğretmekte ve yaymakta, hem de toplumlara ve insanlara yandaşlık öğretmekte yani Din hadisileri'nin 'Tarafsızlık' ilkesine aykırılık öğretmektedir. Özel sektör denilen kapitalistlik de, özelleştirme denilen şey de dinsizliktir çünkü kapitalistlik milletlerin, toplumların, halkların, insanların hem vatanlarını hem de emeklerini sömürmektir yani dinin temellerinden olan vicdana, merhamete, medeniliğe ve nefssizliğe aykırıdır. Toplumsal alanlarda, toplum içinde, eşten başkasının yanında bikini, mayo, mini etek, mini şort, açıksaçık, daracık şeyler giymek de, korona yasaklarına uymamak da, tırafik(trafik) kurallarına uymamak da, gürültücü olmak da dine aykırıdır, bunda ısrar da dinsizliktir çünkü bu tür şeyler dinin 'Ahlak, edeb, utanmak, medenilik ve nefssizlik' ilkelerine aykırılıktır. Sigara, içki, uyuşturucu, dövme, pirsing, astroloji, medyumluk, falcılık gibi şeyler de dinsizliktir çünkü bu tür şeyler dinin temellerinden olan 'Bilim'e aykırılıktır.


Gürültücü olmak, gürültü ile başkalarını rahatsız etmek de dine aykırıdır çünkü Din hadisileri 'Gürültü yapan bizden değildir' de diyor.


Görüldüğü gibi din 'Arabça öğretmek, Arabça öğrenmek, Arab hayranlığı, Osmanlıcılık, siyasi parti yandaşlığı, aşure dağıtmak, lokma dağıtmak, helva dağıtmak, nazar boncuğu takmak' gibi şeyler değil.


Açık ki o küresel merkez insanlığı beyinden ve ruhtan uzaklaştırıp genelde beden kölesi, özelde ise cinsellik kölesi yapmaya çalışmakta, bunu da insanlığı açık ki önce dinin doğru tanımından uzaklaştırmakla yapabilir.


Bu nedenle ki din karşıtlığı da, din düşmanlığı da hem insanlık suçu, hem de tedavisi zorunlu akıl-ruh sağlıksızlığı kapsamında değerlendirilmelidir.


Önce 'Bilim ve ahlak'ta birleş.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.1.21/08.58

28 Ocak 2021 Perşembe

İNSANLIK ARTIK DAS PARFUM(KOKU) GİBİ ROMANLARI SEVMEMELİ

 Yaz yaz nereye kadar.


Bu yazı; özelde Das parfum( Koku) romanı ve yazarı ile ilgili bir eleştiri gibi görünse de gerçekte tüm yazarlara, şairlere, sanatçılara, romanlara, öykülere, filimlere, uygarlığa ve insanlığa yönelik felsefe, eleştiri, başkaldırı ve öğreti içeren genelde bir felsefe, özelde ise edebiyat/sanat felsefesi yazısıdır.


İnsanlığa bilimsel, ahlaklı, vicdanlı birşey vermeyecek kişilerin yazar, şair, sanatçı olmasına ve insanlığa bilimsel, ahlaklı, vicdanlı bir kişilik vermeyecek, katmayacak romanların, öykülerin (hikayelerin), piyeslerin, şiirlerin yazılmasına filimlerin(filmlerin), televizyon dizilerinin yapılmasına da karşı biriyim. İnsanlar ruhsal masturbasyonlarını, ruhsal orgazmlarını evlerinde, kendi ruhlarında yapmalılar bence; toplumsal, kamusal, kültürel, evrensel alanda değil.


Kuzuların sessizliği adlı cinayet filimi yani katil filimi gişe rekoru kırar, Koku adlı cinayet romanı yani katil romanı satış rekorları kırar, porno/erotik/fahişe filimleri gişe rekorları kırar, gıladyatör(gladyatör) yani cinayet filimleri yani katil filimleri gişe rekorları kırar. Oysa insanlık, insanlık kanı, şiddeti, savaşı, silahı, korkuyu, gerilimi, adrenalini değil felsefeyi, bilimi, ahlakı, vicdanı aramalı. Bunları da önce yazarlar, şairler, sanatçılar bulacak ki öteki insanlar ve halklar da bulabilsinler.


Demokrasi, uygarlık ve aydınlar; fahişelerden, sapıklardan ve katillerden oluşan bir dünya mı istiyor yoksa? Ben istemiyorum öyle ise ne mutlu ki bana, demokrat, uygar ve aydın değilim.


Koku(Das parfum) adlı bir roman var. Üstelik bir seri cinayet yani seri katil romanı. 1985 yılında yayınlanmış. Üstelik kendini çağdaş, uygar, insancıl, demokratik sanan ve sayan Avrupa Birliği'nde, Almanya'da. Ve, Best seller roman olmuş. 2006'da da sinemaya uyarlanmış. Anlaşılan o ki insanlığın; 20. de olsa, 21. de; felsefeye, bilime, ahlaka, merhamete, vicdana, erdeme, onura, barışa, dostluğa, kardeşliğe değil de cinayete, vahşete, sapıklığa, korkuya, tehdite, savaşa, katliama, suça gereksinimi ve hayranlığı var.


Konusuna kısaca değineyim: 18.yüzyılda ve Fıransa'da(Fransa'da) geçiyor romanın seri cinayet ortamı konusu. Seri katilin isimi(ismi) Baptiste Grenouille ve bu romanın tanıtımlarında bu seri katile 'Kahraman' deniliyor garipki. Yani bu yazarı ve bu romanı sevenlere göre bu seri katil bir ?Kahraman'(!). Devreler yanmış olmalı. Doğuşdan kokusu olmayan ancak çok iyi koku algılama ve değerlendirme özelliği olan ve dünyanın en güzel kokusunu yaratmayı kendisine amaç edinmiş bir genç adam birgün bir parfümcüde çalışmaya başlar ve olağan üstü kokular yani parfümler üretir. Bu arada bir kediyi ve bir kadını da koku çıkartma tekniği(yöntemi) elde etmeyi öğrenmek için kazanlarda kaynatıp imbiklemeyi de gözardı(göz ardı) etmez. Sonra imbiklemeyi beğenmez ve cesetlerin üstlerini özel bir yağ ile kaplayıp kokularını alma yolunu bulur ve kokularını güzel bulduğu güzel kızları öldürmeye başlar. Sonunda yakalanır ve ölüm cezası verilir.


Bu romana ve filimine 'Harika, çok güzel, gayet güzel, çok başarılı, kaliteli, muhteşem' demişler. Sanırım kötüleyen tek kişi ben olacağım.


Şöyle bir geçmişe bakalım; 'Kibritçi kız', 'Polyanna', 'Heidi', 'Pamuk Pirenses(Prenses), Pinokyo, Keloğlan, Dede Korkut öyküleri gibi masal kitaplarından sonra gelinen durum; katillere, sapıklara, fahişelere, gıladyatörlere övgü, beğeni, mutluluk sunmak durumu biçiminde utanç verici, aşağılayıcı bir durum. Acaba insanlar ve eğitim; büyüdükçe canavarlaşıyor mu? Yani 21. yüzyıla gelmişiz, hemen hemen herkesin elinde ceptelefonu, bilgisayar ancak sanki İlk Çağ'da falan yaşıyoruz gibi. İnsanların, toplumların, halkların, insanlığın, uygarlığın, çağdaşlığın aldığı zevklere ve emanet edildiği yazarlara yani aydınlara bakar mısınız? Bu kitap konusunda 'İnsanlara, insanlığa çok güzel dersler vermiş, çok güzel şeyler öğretmiş' gibi övgüler yok. İşte bu kitabın gereksizliği yani zaafı budur.


Koku romanının kapağına bakar mısınız; yarıçıplak kadın hep. Sanki cinayet değil de seks romanı imiş gibi. Gerçekten de servete sanat, kültür, kitap, sinema, televizyon üstünden giden yol da seks ve cinayet ile döşeli değil mi? Bu bir rastlantı mı? Bence hayır.


Şöyle bir bakalım; 50 yıl öncesine göre cinayetler, zinalar ve fahişeler çoğaldı mı azaldı mı? Yani demek ki bu duruma göre; yazarlar, şairler, sanatçılar, romanlar, öyküler, şiirler bunların azalmasına değil çoğalmasına ve beslenmesine yol açıyor? Öyle ise neden yazıyorsun kardeşim? İnsanlığa, insanlığa, toplumlara, halklara vereceğin bilimsel, ahlakçı, vicdancı, insanca şeyler yok ise neden yazıyorsun kardeşim? Neden insanlığın, dünyanın başına düşünür, alim, bilge, evliya, hikmet, erdem değil de yozluk, çürüme, kokuşma, bela olmaya çalışıyorsun kardeşim? Para, ün, mevki, nefs, zevk, eğlence için neden bunu yapıyorsun? Nasıl aydınsın sen, nasıl üniversite okumuş kişisin sen? Neden eli kalemli katillerden, eli kalemli sapıklardan, eli kalemli faşçılardan(faşistlerden) olmaya çalışıyorsun; eli silahlı faşçılar gibi? Silah ile, kan ile öldürenlere özenip sen de mürekkep ile öldürmeye mi çalışıyorsun? Bu nasıl, üniversite okumak? Bu nasıl, aydın olmak?


Yazar her akılına(aklına) geleni, tırilyonlar(trilyonlar)kazandıracak olsa da yazmaz; insanlığa doğru, iyi, güzel, yararlı şeyleri verebilecek şeyleri yazar. Roman, öykü, şiir kalem ve mürekkep ile yazılır; silah ve kan ile değil.


Böyle bir roman ya da filim; mazoşist(kendisine fiziksel acı verilmesinden zevk alan) ya da sadist (başkalarına fiziksel acı vermekten zevk alan) insanlar ve toplumlar yaratabilir. Yani; cinayetlerden yani ölen insanlardan ve öldüren insanlardan yani başkalarındaki acılardan, zulümlerden, işkencelerden, korkulardan, tehditlerden zevk almak nedir? İnsanca olan kültür; zor durumdaki insanlara yardım etme kültürüdür, onları seyredip zevk almak kültürü değil.


Cinayet romanı yazabilirsin, cinayet filimi çekebilirsin, buna birşey demem ancak bunları öyle bir yaparsın ki ne katile hayranlık yaratırsın ne cinayet anını ayrıntıları ile zevk aldıracak gibi gösterirsin ve katile, cinayete, sapıklığa tepki, düşmanlık yaratırsın. Bunu anlarım. Ancak bunları; insanlara insanların işkence görmesinden, öldürülmesinden zevk aldırtacak; insanları kurban ile ya da sapık katil ile özdeşleşmeye götürtecek ve sapık katile hayranlık, sevgi, bağımlılık, destek uyandıracak biçimde yapar isen bunu anlamam. Yazar, şair, sanatçı, edebiyat ve sanat; insanların ve halkların akıl ve ruh sağlığını korumak ve onlara bilimselliği, ahlakı, vicdanı, merhameti, insancalığı öğretmek, zorlamak, koşullamak zorundadır, yükümlüğündedir. Yazarlık ve sanatçılık; bu yöndeki yeteneklerin, özelliklerin, başarılılığın pisikopatsal, sosyopatsal, ahlakdışı, akıldışı, insanlıkdışı teşhir yeri değildir.


Bence yazar; kitap yazan demek değildir; insanlığa bilimsel, felsefel, ahlaksal, merhametsel, vicdansal, sevgisel şeyleri öğretmek için kitap yazan kişi demektir.


Yani; 21 yüzyıl, demokrasi, uygarlık, çağdaşlık, özgürlük diye öyle bir çağa getirildik ki dünyaca en ünlü ve dünyaca en sevilen ilk on kişi nerede ise seri katillerden, fahişelerden ve sapıklardan oluşacak gibi sanki.


Eskiden; kötü insanlar yuhalanırdı, şimdi ise alkışlanıyor.


Kitap yazmak hüner değil, insanca kitap yazmak hüner; bir açıdan, Hammurabi de kitap yazdı, Hitler de.


Das parfum romanı yazılmasa, bu romanın yazarı doğmamış olsa insanlık ne yitirirdi(kaybederdi)? Bence hiçbirşey. İnsanlığa saygı yok ise hiç değilse kitapların yazımlarında kullanılan ağaçların emeklerine ve kitabın 'koku'suna saygı olsun.


Bakın, 'Okumasın' demiyorum; sevmemeli, sevmesin, övmesin' diyorum.


Yaz yaz nereye kadar.



Necdet Gürçiftçi

İnternetde yayınlandığı zaman: 25 mart 2013/06.47


KURBAĞALAR: BU NASIL KÖY FİLMİ BÖYLE?

 Türkiye'deki demokrasidışı yönelimi anlamak için zorunlu şeylerden biri de genelde Türk sineması denilen sinemayı, özelde ise bu sinemadaki yozlaşmayı, yozluğu anlamak zorunludur bence.


Yani Türkiye'de; felsefel, bilimsel, toplumsal ve ahlakçı bir sinema kurulmadan ne Türkiye sineması doğru, iyi olarak var olur ne de Türkiye'de gerçek, doğru bir demokrasi ve ülke yapısı var olur bence.


Kurbağalar. Hülya Koçyiğit'in ve Talat Bulut'un başrollerde oynadığı, 1985 yapımı bir köy filımı(filmi).


Amanın da aman, nasıl bir köy filımı. Sanki Emanuelle filımlarının(filmlerinin) kapalısı, köylü giysilisi.


Amanın da aman; Balkanlı Ali'den(Talat Bulut) taze, yeni, yedi yaşlarında çocuklu dul Elmas'ın(Hülya Koçyiğit'in) kapısına güpegündüz de dayanmalar, yatağına girmeler; Elmas'tan, başkalarının da olduğu kumsalda kumlara uzanıp kumlarla sevişmeler; herkesin içinde bir baydan Elmas'ın memelerini(göğüslerini) tutmalar; herkesin içinde bir baydan bir köylü kızın memelerini tutmalar; Elmas'ın incecik entarisinin içinden çevredeki bayları(erkekleri) tahrikçi görüntüler. 


Yani gören de sanır ki köyler azgın bayanlarla dolu.


Nasıl bir köy, nasıl köylü bunlar anlayamadım.


Gerçek ki birilerince bilerek ya da bilmeyerek sinema cinselliğe ya da utanmazlığa yönlendirilip hem Türkiye sinemasının doğru düzgün gelişmesi engellenmiş hem de demokrasinin, laikliğin içine düşmanlık yaratacak tohumlar atılmış.


Yani benden artis olmazdı çünkü ben böyle filımlarda oynayamazdım, bu tür şeyleri yapamazdım. Yani sinemaya bu tür yaklaşımlar hem sinemaya hem demokrasiye zarar veriyor hem de doğru düzgün, ahlak edeb ilkeleri olan sanatçıların ortaya çıkmasını engelliyor. Böyle bir ülke ya ahlakdışı bir Ab dünyasına gider ya da İslamcı, Osmanlıcı bir diktatörlüğe çünkü bu tür şeylerle doğru, iyi, insancıl yerlere gidilmesi olanaksız.


Yani sinema kendisine gelmeli, sinemaya felsefel, bilimsel, toplumsal, ahlaksal bir yapı verilmeli.


Yazık.


Gerçekte bu ülkede hiç Türk, Türkiye sineması olmamış.


Sanat; sanat için herşeyi yapmak değil; ahlakdışı, utanma taşımayan şeyleri yapmamaktır. 


Sonra da işte böyle; sinemanın içine 'Sanat için herşeyi yaparım' diyen, soyunabildiği kadar soyunanlar doldu.


Sanat için herşeyi yapacaksan ahlaka aykırı şeyleri yapmama cesaretini, sanatını göster ki bu da sanat için herşeyi yapmanın gerçek, doğru anlamıdır yoksa sanat için herşeyi yapmak pornoya kadar gider. Yani sanat için herşey yapılmaz; yapılırsa da gün gelir demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü mumla aramak zorunda kalırsın.


Evet; sinemayı da moda, turizım(turizm), çıplak medyası, yandaş medya ve siyaset gibi düşmanlarımdan, bu ülkenin düşmanlarından ve insanlığın düşmanlarından biri ilan ettim.



Necdet Gürçiftçi

İnternette yayınlandığı zaman: 5.3.17/08.03


SIMONE DE BEAUVOIRE VE VEN NEVROZU

 Ven nevrozu adlı kuram yazımda Voltaire, Eflatun(Platon) ve Nietzsche kişiliğinde, Türkiye'deki özelde düşünsel Batı hayranlığını, genelde ise düşünsel yabancı hayranlığını eleştirmişdim(eleştirmiştim).


Bu hayranlık ya da nevroz özelde Batı kültüründen, genelde ise yabancı kültürden beslenir ve hem onlardan alıntı yapmadan duramaz hem de onları asla eleştirmez ki bu yönü ile inança(inanca) benzer yani bilimsel, gerçekçi, doğru bir durum değildir.


Vay bir sözü bir Batılı ya da yabancı mı söylemiş, hemen sorgulamadan, eleştirmeden al ve baştaçı yapıp, oraya buraya yazıp, orada burada söyleyip yay, topluma, ülkeye egemenleştir. Sonra da 'Neden kalkınamıyoruz, neden sömürgeyiz?' de.


Düşünce üretemiyorsan bilimi ve teknolojiyi ve tarihi yani geleceği nasıl üreteceksin?


Bu nedenle hep savım ki bu ülke bu yabancı hayranlığından kurtulmadan kalkınamaz, ilerleyemez.


Simone de Beauvoire bir söz söylemiş: 'Kurtulmak için başkasına bel bağlamak yıkılmanın en güvenli yoludur'. Hem yabancı hem Batılı hem bayan(kadın); hemen sarıl bu söze. Ancak bir dilenci bile para istediğinde ya da vergiler arttığında ya da ekmek fiyatı arttığında ya da soğan fiyatı arttığında ya da kuru fasülye fiyatı arttığında kırk sorgularsın. Sözleri neden sorgulamıyorsun; onlar da eğer yanlış iseler senden, bu toplumdan, bu ülkeden vergi almış gibi olacaklar; ve yiyecekler mideye giderlerken sözler de ruha gider. Ruhun cebinden ve midenden daha önemsiz?


Bu bayanın ve bu söze hayranlık yapanların felsefe bilmediği açık. Zaten yazar ve gazeteci kimliği ağır basmakta hayatında.


Bu söz felsefel yani bilimsel olarak yanlıştır; ancak edebi bir anlamı ve değeri olabilir. Neden?


Çünkü:

1- Sorun 'Kurtulmak için bir başkasına bel bağlamak' değil; yanlış kişiye yani doğru olmayan kişiye bel bağlamaktır yani bir başkasına bel bağlanmasa da durum yanlış olabilir örneğin Kurtuluş savaşı'nda Mustafa Kemal'e belbağlamak(bel bağlamak) doğru bir durumdu ve yıkılmayı değil var olmayı sağladı bu yüzden. Felsefel, bilimsel, düşünsel, mantıksal, ahlaksal açılardan doğru kişilere belbağlamak asla yanlış değildir ve yıkılmaya değil yükselmeye yarar bu durum. Örneğin kuduz konusunda Pasteur'a belbağlanmasaydı insanlık daha çok uzun bir süre kuduz karşısında çaresiz kalacaktı.

2- Bir başkasına belbağlamadıktan sonra felsefeye, bilime, bilimselliğe, doğru şeylere sarılmamışsın neye yarar?


Yanlış olan şey yanlış kişilere belbağlamaktır ve doğru kişilere belbağlamamaktır. Unutmamalı ki felsefeye, bilime kişiler de dahildir ve onlara düşünür(filozof), alim, bilge denilir.


Bu tür sözler alim değil bencil, sorumsuz, cehalete esir, nefse esir, tam da sömürü düzenlerinin istediği insan ve toplum türünü yaratır.


Anlaşılıyor ki bu bayan ve yandaşları felsefe yani bilimsellik bilmeyen; hayata bencil, bireysel, yalnızca kendi alanları için bakan kişiler.


Batının ülkemizi tüketim çöplüğü yaptığı yetmemiş gibi bir de böyle sözler getirip ülkemizi yabancı çöplüğü, kültür çöplüğü, düşünsel yanlış çöplüğü yapın ve sonra da kendinizi aydın, akıllı, çağdaş, uygar, ileri, üstün gösterin.


Hep şunu derim: Bu ülkede biri konuşurken sözlerine yabancıların sözlerini katıyorsa felsefe, bilimsellik bilmiyor demektir. Bu bir lise ve lise altı kafasıdır; yani hani öğrenci okula gitmenin kendisine sağladığı yararı kanıtlamak için sözlerine kanıt olarak annesine, babasına oradan buradan alıntılar getirip gösterir örneğin 'Bak Einstein' da böyle söylemiş', 'Bak filan gazete de böyle yazmış' diye ya kanıt olarak ve annesi, babası da 'Onları insanlar yazıyor, onların doğru olduğu ne malum?' der ya ve sonra da çocuk yıllar sonra o sözlerin gerçekten yanlış olduğunu anlar ya, bu da işte öyle birşey.


Bir insan başkalarından buğday alıyorsa buğday üretmiyor demektir; bunun gibi, bir insan da yabancılardan sözler alıyorsa düşünmüyor, düşünce üretmiyor, bilmiyor demektir. Bakın ben yazılarımda, eleştiri amaçlı olmadıktan sonra asla yabancı sözler kullanmam, herşeyi kendim üretmeye çalışırım çünkü hem kendim için hem bu ülke için hem insanlık için hem insanca bir dünya için hem felsefe için hem bilim için bu zorunlu. İşte asıl bunu yapmamak başkalarına belbağlamaktır ve yanlış belbağlamaktır çünkü hem kişinin kendisini hem bu toplumu hem bu ülkeyi beceriksiz, niteliksiz, eğitimsiz, cahil gösterir. 'Bakın falan yabancı da böyle söylemiş' deyip savına kanıt sunmak felsefel, bilimsel açıdan en büyük cehaletlerdendir.


Bir elinde sigara, bir elinde içki, altında mayo bikini; felsefe diye, bilimsellik diye, kültür diye, medenilik diye, çağdaşlık diye, okumuşluk diye yabancılardan ahkam kes, oh ne güzel.


Sanılıyor ki bizim tavuk değersiz yumurta, Batı tavuğu altın yumurta yumurtlar.


Ya yarat ya sus; yaratamıyorsan hiç değilse zararın, kötülüğün olmasın.


Bu ülke Mustafa Kemal Atatürk'ü başkalarından almadı, kendisi yarattı.


Din yabancıdan, hukuk yabancıdan, felsefe yabancıdan, bilim yabancıdan, demokrasi yabancıdan, ekonomi yabancıdan, dil yabancıdan, sanat yabancıdan, kültür yabancıdan, sözler yabancıdan, oh ne güzel, sen yan gelip yat; nasıl olsa Batı, yabancılar üretir verir sana.


Bu ülkede, bu toplumda; yabancılık, Batı hayranlığı, Batı dalkavukluğu, yabancı hayranlığı, yabancı dalkavukluğu yok edilmeli yoksa 22. yüzyılda da demokrasiyi, laikliği, bilimselliği ararız.


Doğruya bağlan; sorun bağlanmak değil yanlışa bağlanmaktır ve bu dünyanın en doğrusu da felsefedir, bilimdir.


Başkalarına belbağlamanın yanlışlığından söz ediyor ancak kendisi genelde Batı kültürüne, özelde Simone de Beauvorie'a belbağlamış, farkında bile değil.


Kınıyorum ve tepkiliyim. Bu ülke, bu vatan, bu toplum böyle şeyleri hak etmiyor çünkü en başta, nitel büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve evrensel dili Türkçesi var.


Simone de Beauvoire şöyle demeliydi 'Felsefeye, bilime, bilimselliğe belbağlamayan baştan yıkılmış olmak demektir' ki Atatürk de zaten 'Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir' demiştir. Yani bir Atatürk'ün toplumsallığına, evrenselliğine, bilimselliğine, nitelliğine bakın bir de Beauvoire'un bireyselliğine, bencillliğine, felsefedışılığına, bilimdışılığına, nicelliğine, tikelliğine.


Batıda doğru felsefe öğretilmiyor ki Beauvoire da öğrensin.


Ayrıca feminist olan Beauvoire'dan da anlaşılıyor ki feminizım(feminizm) felsefel, bilimsel açıdan yanlış birşey. Bence feminist değil eminist olun çünkü bu halle durum hiç de emin ve eminlik değil.


Bilin ki oraya buraya yabancı sözler yazanlar, sözlerine yabancı sözler alıntı yapanlar felsefeden anlamıyorlar, kopya çekiyorlar demektir ve üstelik de yanlış kopya.


Batıdan ve öteki yabancılardan bizim alacağımız kültürel birşey yok, onların bizden alacakları birşey var: Varlıkları.



Necdet Gürçiftçi

İnternette yayınlandığı zaman: 29.9.16/05.07

27 Ocak 2021 Çarşamba

KORONA AŞISINDA 75-80 YAŞA AŞI YAPILMASINDAKİ TUHAFLIK DURUMU

 Bugün 75-80 yaşlıların korona aşısı yapılmaları başlayacakmış.


Açık ki tuhaf bir durum.


Çünkü zaten 65 yaş ve üstüne sokağa çıkma yasağı varken yani 75-80 yaşlılar zaten sokağa çıkamıyorlarken neden aşılanıyorlar yani zaten sokağa çıkmayan insanlara neden aşı yapılıyor?


Denilebilir ki sokağa çıkan torunları, çocukları, gelinleri, damatları onlara korona bulaştırabilir. İyi ya, demek ki önce iş gereği 'Her gün sokağa çıkanlara' örnek ki işçilere, memurlara, memurelere ve esnafa korona aşısı yapılmalı değil mi, sokağa çıkmayanlara yapılması yerine?


Gerçekten tuhaf bir durum.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.1.21/08.57




MİA GENİ KURAMIM

 Abd'nin bulduğu ve 'Pısikopatlık(psikopatlık) geni' de dediği ve medyaca 'Mafya geni' de denilen gen gördüm ki benim bundan en az on yıl önce felsefe ve gözlem ile kuramsal olarak bulduğum ve kuramsal bir gen olan ve 2013 yılında bıloglarda(bloglarda) yayınladığım ve Mia geni dediğim genin işlevlerinden birine sahip ancak Mia genine ulaşamamış, Mia geni altı bir gen.


Mia geni kuramsal bir gendir yani laboratuvarlarda saptanamaz, dünyanın en gelişkin mikroskopuyla bile görülemez ve yok edilemez. Abd'nin bulduğu Maoa geni'ni yaratan benim bulduğum Mia geni'dir yani bu durumda Türkiye Abd'nin gerisinde değil ilerisindedir. Abd incir içindeki çekirdekleri bulmaktadır, inciri yaratanı değil yani bugüne kadar bulunan genler incirin içindeki çekirdeklerdir.


Mia geni tıb ile, laboratuvar ile, ilaçlar ile, genetik bilimi ile, genetik bilimi araçları ile yok edilemez ancak yok edilmek zorundadır insanca bir dünya, insanca bir insanlık için. Mia geni insandaki tüm insanlıkdışı şeylerin; beyinsel, ruhsal ve bedensel tüm hastalıkların asıl nedenidir. Bu geni bulabilmek, anlayabilmek için eytişimsel(diyalektik) özdekçilik(materyalizım, materyalizm) felsefe bilmek gerekir ki zaten bu geni bundan en az on yıl önce bulmama karşın yayınlamakta acele etmememin bir nedeni de bu genin kolay kolay bulunamayacağını, anlaşılamayacağını bilmemdir çünkü insanlar ya felsefeyi dışlayıklar ya da felsefe diye saçmalıklara sarılıklar.


Yani Abd'nin bulduğu Maoa geni'ni benim bulduğum Mia genine benzetmekle oldukça çok yanlış yapmışım; benim bulduğum Mia geni Maoa genini içeriyor ancak ondan çok daha büyük; dediğim gibi Maoa geni bir incirin içindeki çekirdek gibi gerçekte. Zaten Mia geni'ne 'Genlerin geni', 'Baş gen' demem de bu nedenle. Ancak şu da var ki Mia geni de Maoa geni gibi siyasi amaçlar için de kullanılabilir ve daha da ötesi ticari amaçlardan, en kötü amaçlara kadar herşey için de kullanılabilir. Mia geni en aza indirilmedikçe dünyaya barış, huzur, bilimsellik, akıl(us) egemenliği; ahlak, vicdan, merhamet egemenliği; insanca bir dünya asla gelmez, gelemez. Mia geni oldukça dünyada ahlaksızlık, barbarlık, ilkellik, terör, savaş, vahşet, insanlıkdışılık asla eksik olmaz ve acı olan şu ki bu gen azalmak yerine gittikçe çoğalmakta ve dünyaya gittikçe daha çok egemen olmaktadır çünkü bu geni taşımakta olanlar, bu geni en azda olanlardan daha çok üremektedirler.


Maoa genini yok etmek pısikopatlığı yok etmektir ancak Mia genini yok etmek genelde insanı, özelde ise yanlış, kötü, zararlı, insanlıkdışı insanı yok etmektir. Maoa geni Mia geni'nin alt genlerinden biridir yalnızca ve tüm genler de Mia geni'nin alt genleridir gerçekte yani tüm iyi genleri de, kötü genleri de yaratan, Mia genidir. Mia geni elmaya elmalığını, domatese domatesliğini, sincapa sincaplığını, aslana aslanlığını, çiçeğe çiçekliğini veren gen gibidir yani böyle bir geni yok etmek bu geni taşıyan şeyi yok etmektir. Her gen nicel iken bu gen hem nicel hem niteldir ve tıpkı Maoa geni gibi bilimsel ve ahlaksal eğitimle özellikle ruhsal, beyinsel alanda etkisizleştirilebilir ancak yok edilemez. Bu genin dünyadaki ve ülkelerdeki egemenliği etkisizleştiği gün meyhaneler, genelevler, pavyonlar, kumarhaneler ve benzerleri kendiliklerinden kapanırlar ve savaş, terör, cinayetler, tecavüzler başta olmak üzere tüm evrensel suçlar kendiliklerinden yok olurlar.


Ayrıca belirtmek isterim ki bu gen geleneksel ırkçılık anlayışına ve geleneksel din anlayışına da son verecek; insanlığa, tarihe, dünyaya, demokrasiye, insan haklarına, uygarlığa, toplum kavramına, insan kavramına, sanat kavramına, bilim kavramına, teknoloji kavramına, eğitim kavramına, siyaset kavramına, devlet kavramına yeni bir çığır, çağ açacak Nobel'lik bir gendir.



Necdet Gürçiftçi

İnternetde yayınlandığı zaman: 20.2.15/08.00


YARGI İSTİYORUM (ŞİİR)

 Hayatta en doğru yol gösterici bilim ve ahlaktır

Çünkü bilim kanıt

Ahlak da zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ve ruhun

En soyut nitel zirvesidir

Gerçek adalet Bağdat'ı insanlara sora sora değil

Bilime ve ahlaka sora sora bulur,

'Önce bilim ve ahlak' demiş Muhammed

'Önce bilim ve ahlak' demiş Atatürk

Ne uygulanılan demokraside ve laiklikte bilimsellik ve ahlakçılık var, ne ekonomide

Ne siyasette, ne eğitimde, ne medyada, ne modada

Ve ne hukukta

Çünkü sarmakta heryanı

Akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı Batının akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı modası

Ve akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı ünlü türü örneği

Böylece olmakta amaç alim, alime olmak değil

Akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı Batı gibi olmak,

Yargı istiyorum

Şikayetçilerin, şikayet edilenlerin, sanıkların, davacıların, davalıların

Yalanlarına, iftiralarına kanan değil

Felsefeye, mantığa, bilime, ahlaka, beyine, ruha ve özel hayata bakmaya dayanan

Yargı istiyorum

Yalancı tanıklara, uyduruk kanıtlara aldanan değil

Felsefeye, mantığa, bilime, ahlaka, beyine, ruha ve özel hayata bakan,

Yargı istiyorum

Siyasetçilerin yaptıkları, yaptırdıkları yasaları uygulayan değil

Felsefenin, mantığın, bilimin ve ahlakın yaptığı yasaları uygulayan

Yargı istiyorum

Yargıçların, savcıların ve avukatların değil

Felsefenin, mantığın, bilimin, ahlakın ve bilimcilerin karar verdiği,

Yargı istiyorum

Mikrofonu olan değil yalan makinası olan

Yargı istiyorum

Adalet simgesi bir elinde manav terazisi, bir elinde kılıç

Gözleri bağlı ve cinsel sunumlu mitolojik bir bayan değil

Ellerinde Dna simgesi, yalan makinası, ve gözleri açık bir bilge olan,

Siyaset, siyasi partiler, siyasetçiler, seçim sandıkları ve özel sektör değil

Bilim ve ahlak yönetmeli Türkiye'yi de, tüm dünyayı da

Mantıksızlık, çıkarlar, ve nefse kölelik değil

Bilim ve ahlak olmalı Türkiyelinin de, insanlığın dünyası da,

Adalet yasalarla yargılama değil bilim ve ahlak ile yargılama olmalı

Adalet önce bilime ve ahlaka aykırılıktan utanmalı

Mahkeme salon değil laboratuvar olmalı

Mahkeme salonları izleyici değil düşünür, alim, alime, bilge, bilimci dolmalı

Bilime ve ahlaka aykırı karar verirse adaletin kestiği parmak da

Adaletin kendi parmağı da, ruhu da acımalı,

Yargı istiyorum

'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' değil

'Egemenlik kayıtsız şartsız bilimin ve ahlakındır' diyen

Yargı istiyorum

Duvarında 'Adalet mülkün temelidir' değil

'Bilim ve ahlak adaletin temelidir' yazan.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.1.21/07.25

AŞK ŞARKILARI AŞK ŞİİRLERİ (ŞİİR)

 Vırak vırak, ciyak ciyak, böğürme böğürme, uluma uluma aşk şarkıları dolu heryan

Aşk güzel de insan olmak önemli

Kaltak kaltak, yüzsüz yüzsüz, vahşi vahşi, yalaka yalaka aşk şarkıları dolu heryan

Aşık olmak güzel şey de bilimsel olmak ve ahlak olmak önemli

Vırak vırak, ciyak ciyak, böğürme böğürme, uluma uluma aşk şiirleri dolu heryan

Aşk şiirleri güzel de insan olmak önemli

Kaltak kaltak, yüzsüz yüzsüz, vahşi vahşi, yalaka yalaka aşk şiirleri dolu heryan

Aşk şiirleri güzel de bilimsel olmak ve ahlak önemli,

Bak 'Önce bilim ve ahlak' diyor Muhammed

Bak 'Önce bilim ve ahlak' diyor Atatürk

Bak 'Önce bilim ve ahlak' diyor akıl-ruh sağlığı

Aşk güzel, aşık olmak güzel de

Bilimsel ve ahlaklı insan olmak önemli

Nerede bilimsellik, nerede aşk, işte orada insanca sevmek

Ve insanca yaşamak,

Çiyan çiyan, yılan yılan, akrep akrep, solucan solucan aşk şarkıları

Çiyan çiyan, yılan yılan, akrep akrep, solucan solucan aşk şiirleri dolu heryan

İnsan olmak güzel de

Doğrusu bilimsel ve ahlakçı insan olmak

Ey üç yanı yanı denizle çevrili ve

Zina, genelev, eşcinsel evlilik, akıldışı-ahlakdışı moda, çıplaklık, astroloji serbest vatan

Bir yanını da çevirsin artık

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi bilimsellik ve ahlak.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.1.21/ 15.36




NE MUHAMMEDÇİLİK NE ATATÜRKÇÜLÜK NE DEMOKRASİ NE LAİKLİK NE ÖZGÜRLÜK NE DİNLİLİK (ŞİİR)

 Demokrasi, laiklik, özgürlük ve hukuk diye

Akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı Batı yapılmış yön

Akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı Batı yapılmış pusula

Din diye bilime, vicdana aykırı bir dünya yapılmış yön

Bilimdışı, ahlakdışı, insanlıkdışı bir dünya yapılmış pusula

Oysa demokrasi de, laiklik de, özgürlük de 'Önce bilim ve ahlak' ile başlar,

Ne zinanın, fuhuşun, eşcinsel evliliğin, pornonun, ensestliğin

Çıplaklığın, uyuşturucunun serbest olduğu, ahlaka aykırı Batı demokrasi

Laiklik, özgürlük, doğru hukuk, insanca dünya, ve Atatürkçülük

Ne öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını

Bile öldürtmekten çekinmemiş

Ve fetih adı altında başkalarının vatanlarında, emeklerinde

Mallarında gözü olan Osmanlı hükümdarlığı

Ne dini tanımlayan Din hadisileri yerine hükümdarlık ve siyaset ile yönetilen

Dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırılık içindeki, sözde İslam dünyası

Ne bilime, ahlaka, vicdana, medeniliğe, dürüstlüğe aykırı bir dünya olan

Düşmanlık ve barbarlık saçan siyaset din, ve Muhammedçilik,

Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' dedi

Bir de astroloji denilen bilimdışılıktan

Bikini diye sütyen-külot, mini şort diye külotla ortalıkta dolaşma

Eşcinsel evlilik, genelev, sıtriptiz(striptiz) kulübü, bay-bayan karışık masaj salonu

Sex shop gibi ahlaka aykırı pekçok şeyin serbest, hukuk güvencesinde olduğu

Bilimdışılığın çalıp ahlakdışılığın oynadığı şu ülkeye bakın

Muhammed 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, güvenilirlik, tarafsızlık

Medenilik, israfsızlık, nefssizlik, ve bunlarla inzivadır' dedi

Bir de Muhammed'in din tanımına aykırılık içindeki sözde İslamcı ülke durumuna bakın,

Açık ki demokrasi, laiklik, özgürlük ve hukuk diye de 

Ya yanlış şeyler öğretilmekte ya Atatürk'ün demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü, hukuku

Doğru dünyayı, doğru var oluşu, doğru hayatı, ve Türkiye'yi tanımı öğretilmemekte

Din diye de

Ya yanlış şeyler öğretilmekte, ya Muhammed'in dini tanımı öğretilmemekte

Bakın ortalığa, ne bilimsellik baştaçı ne ahlak

Bilimdışı siyaset çalıyor, ahlakdışı ünlülük oynuyor

Bilimdışı astroloji çalıyor, akıldışı-ahlakdışı moda oynuyor

Oysa Muhammed de, Atatürk de haklı ve doğru olarak 'Önce bilim ve ahlak' diyor,

Türkiye'nin merkezi de, yönü de, pusulası da, haritası da,

Ne Batı, ne Doğu; ne geçmiş, ne gelecek olmalı

Türkiye'nin merkezi de, yönü de, pusulası da, haritası da 'Önce bilim ve ahlak' olmalı

Yalnızca Türkiye değil, tüm dünya 'Önce bilim ve ahlak' ile yönetilmeli.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.1.21/11.05




26 Ocak 2021 Salı

HAKKI BULUT'UN SANAT VE AŞK YANLIŞI DURUMU

 Bir toplumu doğru eğitmek siyasetçilerini ve ünlülerini Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile eğitmekten de geçer çünkü toplumlar bu tür insanların arkalarından gider(giderler).


Sanat masum ve doğru birşey olsa da tıpkı bilimi savaş için kullanan bilimciler de olduğu gibi sanatı da sanata ve insanlığa aykırı durumla kullanan sanatçılar da var dünyada; örnek ki Madonna, Lady Gaga, ve öteki akıldışı-ahlakdışı Abd'li sanatçılar gibi.


Türkiye'de de görülmekte ki Atatürk'ün de, Muhammed'in de 'Önce bilim ve ahlak' dünyasına aykırı bir sanatçı türü oluşmuş, ve yayılmakta, üstelik de topluma egemen olmakta.


Öyle ki Türkiye hem sanat, ünlü diye ortalık ahlaka aykırı giyimli sanatçılar ve ünlüler ile dolmakta; hem de aşk diye aşkı da, insanlığı da, müziği de, sanatı da küçükduruma(küçük duruma) düşüren sözde müzik türü ile dolmakta; aşk diye topluma, kölelik, uşaklık, şiddet, barbarlık, tehdit, şantaj, zalimlik, ciyakciyak(ciyak ciyak) yalvarmak yani akıldışılık, ahlakdışılık, hukukdışılık, ve insanlıkdışılık gibi şeyler öğretilmekte, örnek ki 'Şurayı yakarım, burayı yıkarım, senin için ölürüm, canım sana feda, yoluna ölürüm, ayağının tozu olayım, seninle sevişmek istiyorum' gibi yani açık ki sanat da ayıp kalmayan yerlerden olmuş. Açık ki bunun temel nedeni 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, sakinlik, medenilik, nefssizlik ve inziva demektir' diyen Muhammed'e; 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'e aykırı;  cehalet, eğitimsizlik, mantıksızlık ya da ahlaka aykırılık içindeki insanların sanatçı olmaya koşmalarıdır, sanatçı yapılmalarıdır, sanatçı olmalarıdır. Atatürk 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' dedi ancak Atatürk hem 'Önce bilim ve ahlak' dedi, hem de sıporcunun(sporcunun) bile ahlaklısını sevdiğini, istediğini, doğru bulduğunu söyledi. Yani sanatçılar akıldışı-ahlakdışı-insanlık dışı Batıyı da, barbarlık içindeki Doğuyu da değil Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'ı kendilerine örnek ve amaç almalılar; müzik yayını yapan medya da, magazin yayını yapan medya da buna uymalı.


Açık ki yalnızca siyaset değil sanat da topluma yanlış şeyler öğretir durumda olmakta.


Bu duruma tepki olarak; siyasetçileri ve ünlüleri eleştirmek zorunluluğu oluşmuş durumda.


Hakkı Bulut isimli bir müzikçi var. Görünüm, dış olarak medeni, içten(samimi), dürüst görünmekte ancak açık ki sanat, ve aşk ile ilgili mantıksızlık durumu var. Örnek ki 'Kul hatasız olmak' adlı müziğinin sözleri hem aşkı, hem sanatı, hem sanatçıyı, hem müziği, hem Türkiyeyi, hem toplumu, hem insanı, hem insanlığı, hem Türklüğü küçük düşürmek özelliği taşımaktadır yani insana ve topluma aşk diye yanlış, kötü, zararlı ve olumsuz özellikte şeyler yani mantıksızlık öğretmektedir. Bu müziğin sözleri şöyle:

'Allah'ım sevdiğime çile dert verme

İsterse her gün bana bin azap versin

Ne olur ümitsiz günler gösterme

İsterse derdime bin dert eklesin,

Kul hatasız olmaz, o da öyledir

Belki de suç bende, günah bendedir

Bence yaşamak onu öyle sevmektir

Yeter ki sağ olsun yetişir bana,

Ayakları taşa gelmesin yeter

Yerine ölürüm, yaşasın yeter

Ayda yılda yüzünü göreyim yeter

İsterse yıllarca sormasın beni,

Bin türlü isyan da olsa dilimde

Yaşama sevincini alsa elimden

Bilsem ki huzur vermez bana kabrimde

Yine de severim kalpsiz olsa da'.


Böyle aşk, sevgi, akıl-mantık, sanat, sanatçılık, demokrasi, laiklik, özgürlük olmaz; hele ki din hiç olmaz. Bu müzikte açık ki durum sevgiliye köleliktir yani bu sözler aşkı kölelik olarak tanımlamakta oysa sevgili nedir, içi lav-kor-ateş dolu bir dünyada içi bağırsak-bok-pis-iğrenç-tiksinç-mide bulandırıcı şeylerle dolu bir varlıktır yani sevgiliyi ve aşkı çok abartmamak gerekir; hem felsefe, mantık, bilim, ahlak, din, demokrasi, laiklik ve özgürlük açısından hem de akıl-ruh sağlığı, insanca var oluş açısında.


Müziğin sözleri baştan sona mantıksızlık dolu. Örnek ki başta 'Allah' denilmiş ancak sonda 'Bilsem ki huzur vermez bana kabrimde, yine de severim kalpsiz olsa da' denilmiş yani sevgili, Allah'tan, İslamdan, Müslümanlıktan, inançtan üstün tutulmuş olmakta.  Müzikte 'İsterse her gün bana bin azap versin, isterse derdime bin dert eklesin, yaşama sevincini alsa elimden, bilsem ki huzur vermez bana kabrimde, yine de severim kalpsiz olsa da' denilmiş; gerçek ki insan zalimi, zalimleri, kalpsizleri, topluma zararlı insanları, insanlığa zararlı insanları, ahlaka aykırı insanları, vicdana aykırı insanları sevmemeli yoksa bencillik, sorumsuzluk ve mantıksızlık olur ki durum yani sevgiyi, aşkı, sevgiliyi böylesine, insani değerleri-ahlakı-mantığı-akıl/ruh sağlığını bile hiçesayacak(hiçe sayacak) kadar aşırı abartmak akıl-ruh sağlığı sorununa kadar da, intihara ya da sevgiliye karşı suç işlemeye kadar da gidebilir, götürebilir. Müzikte 'Ayda yılda yüzünü göreyim yeter, isterse yıllarca sormasın beni' diyor, yahu 21. yüzyılda böyle aşk mı olur; insan sevdiği ile sürekli birlikte olmak, birlikte yaşamak ister; hem 'Sevgiliyi ayda yılda bir kez bile görmeye razı olmak' sevgilinin de buna razı olduğunu ya da razı olacağı demek değildir yani bu söz sevgilinin düşüncesini hiçesayar, gerçekte ona değer vermezlik özelliktedir. Müzikte 'Yerine ölürüm, yaşasın yeter' sözü de, 'Yaşama sevincini alsa elimden' sözü de hem müziğin başında 'Allah'a inanmak yani İslamiyet ile ters, hem akıl-ruh sağlığı dünyasına aykırı, hem de fetişçi, sevgiliye adeta tapıcı, sevgiliye bağımlılık, sevgiliye kölelik bir durum içermekte yani sevilen değerli de seven değersiz mi, bakalım sevilen seven için bırakın ölmeyi, tırnağının uçunu(ucunu) bile verecek mi? Müzikte 'Kul hatasız olmaz, o da öyledir, belki de suç bende, günah bendedir, bence yaşamak onu öyle sevmektir' diyor; yani özeleştiri az da olsa var da sevgiliyi eleştiri hiç yok; ne yani sevgili sigara-içki-uyuşturucu bağımlısı olsa, ahlaka, vicdana, dine aykırı olsa; aşık olan kişi Müslüman ise, aşık olunan kimse de ortalıkta sütyen-külot dolaşan biri olsa; yalancı, iftiracı, fırıldak, zalim, dolandırıcı, pısikopat(psikopat), sosyopat, serikatil(seri katil) olsa, onu öyle sevmek midir aşk; gerçek ki böyle aşk olmaz.


Açık ki bu sözler sanki hayatında hiç sevilmemiş, hayatında hiç sevgilisi olmamış, hayatında hiç kendisine aşık olan bir bayan olmamış, hayatında hiç aşk olmamış, hayatında hiç aşk yaşamamış birinin sözleri durumunda; insanlara, topluma aşk diye de, sanat diye de, müzik diye de yanlış, kötü, zararlı, tehlikeli şeyler öğretir özellik taşımakta.


Anlaşılan ki Hakkı Bulut doğru sanatın, doğru sanatçılığın, ve doğru aşkın doğru tanımını bilmiyor bir durum göstermekte oysa bunların doğrularını Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' yani mantık; Muhammed de 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, sakinlik, medenilik, nefssizlik ve inziva demektir' ile çoktan tanımlamış durumda.


Sevgili denilen şey; içi lav, kor, ateş dünya üzerinde; herkes gibi içi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeylerle dolu birşeydir; aşk da böyle bir dünya üzerinde, böyle birine dalkavukluktur, yalakalıktır; insanlar bu gerçeği öğrenmeli, anlamalı, ve aşkı da, aşık olunanı da fazla abartmamalı.


Müzikte 'Belki de suç bende, günah bendedir' diyor, kuşkusuz ki sende; böyle zalim, vicdansız birine aşık olmakla, ve topluma akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı böyle bir saçmalığı sanat, müzik ve aşk diye tanıtmakla, sunmakla, değil mi?


Müzikte 'Yerine ölürüm, yaşasın yeter' diyor; ne yani kendini bilime, vatana, insanlığa, millete, ahlaka, dine adamış biri falan mı?


Bu müziğin durumuna en uygun sevgili ancak hapisteki birine olur çünkü ancak o her gün değil de ayda yılda bir kez görülme durumuna sahip olabilir.


Ey sanatçılar ve ünlüler; hem toplumun parasını alıyorsunuz, varlık-bolluk-gösteriş-servet-keyif içinde yaşıyorsunuz hem de topluma mantıksızlık, ahlaka aykırılık, vicdana aykırılık, insanlığa aykırılık, akıl-ruh sağlığına aykırılık, demokrasiye aykırılık, hukuka aykırılık gibi şeyler öğretiyorsunuz, yazıktır, ayıptır; Muhammed, ve Atatürk gibi 'Önce bilim ve ahlak' demeyi öğrenin artık. Nefse, cehalete, mantıksızlığa, ahlaka aykırılığa, insanlığa aykırılığa nedim değil, dini tanımlayan Din hadisileri ile nadim olun.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.1.21/06.55






ENGİZİSYON MANTIKLI YARGILAMA YA DA ENGİZİSYON MANTIKLI SAVCILIK VE YARGIÇLIK TÜRÜ

 Açık ki Türkiye'de yalnızca ekonomi, siyaset, ahlak, demokrasi, laiklik, özgürlük, eğitim, din öğretimi değil hukuk, yargılama yöntemi ve adalet de büyük sorunlar içinde görülmekte.


Umberto Eco'nun 'Gülün adı' adlı romanını, ve bu filımdan(filmden) çekilmiş 'Gülün adı' filımın bilenler bilirler; başrolünde Sean Connery'nin oynadığı; ve Engizisyon çağı'nın, ve Engizisyon yarglama yöntemi'nin anlatıldığı.


'Gülün adı'nda; suçsuz, masum bir rahip, katil olduğu savı ile ölüme mahkum ediliyor. Neden? Çünkü ya işlemediği suçu güzellikle üstlenecek, ya da işkence ile itiraf edip üstlenecek; yani idamdan kurtuluşu yok; o da işkence görmemek için, işlemediği cinayetleri üstleniyor. Ve buna da Engizisyon 'Yargılamanın ve adaletin gerçekleşmesi' diyor. Bu yöntem Engizisyon'un temel, genel, egemen yargılama yöntemidir; yani ya 'Güzellikle itiraf et, ve ateşte yakıl', ya 'İşkence görüp itiraf et, ateşte yakıl'. Biçim açısından bakıldığında; yargılamanın yapıldığı, ve adaletin gerçekleştiği görülmekte çünkü 'Sanığın itirafı var'; ancak çok önemli bir sorun var: 'İtirafın gerçekle, doğru ile ilgisi yok'; işte, bu yazımın konusu bazı ceza yargılamalarında, ve bazı boşanma davasılarında(davalarnda) görülmüş, yaşanmış; ve açık ki yaşanmakta olan, ve açık ki yaşanacak olan bu 'Biçimci yargılama türü'.


Konuyu daha da açayım: Diyelim ki biri size tanıksız ve kamerasız bir ortamda saldırmak istedi ya da saldırdı, siz de kendinizi korumak için onu bileklerinden tutup önlediniz, bu sırada tırnaklarınız saldırganın bileklerinde tırnak izileri(izleri) bıraktı ya da kendinizi korumak için onu ittiniz, düşme sonuçunda(sonucunda) saldırganın kolu falan çizildi. Size saldıran kişi karakola gidip sizden şikayetçi oldu, ve sizin ona saldırdığınızı, ve hastahaneden kolundaki ya da bileklerindeki tırnak izileriniz(izleriniz) ya da kollarındaki çizikler için darp raporu almak istedi, polis onu hastahaneye götürdü, o da darp raporunu aldı, ve sizden şikayetçi oldu; polis de sizi karakola götürüp olay ile ilgili ifadenizi aldı, ve siz de 'Ben ona saldırmadım, o bana saldırdı, ben kendimi korumak için onu ittim, o da düştü.' dediniz. Yargıtay'ın internet sitesindeki bazı yerel mahkeme kararlarından görülmekte ki yargıç şöyle bir karar verebilir: 'Sanık(yani siz) mağdurun bileklerini tutup sıktığını(ya da mağduru ittiğini ve yere düşürdüğünü) itiraf etmiştir; mağdurun da bu durumu doğrulayan hastahane/doktor raporu vardır. Bu nedenle sanığın basit yaralama suçundan cezalandırılmasına ...'; çünkü kanuna göre 'Mağdurun tutarlı ve sürekli savı(iddiası), ve bu savı doğrulayan hastahane raporu, ve sanığın itirafı' gerekçesi ile verilen karar yasaya göre de, kendi içinde de doğru bir karardır ancak herşey karara uygun ancak sav da, kanıt da kendi aralarında ve kendi içlerinde tutarlı olsalar da gerçekte gerçek olayı, olayın doğrusunu, gerçeği, doğruyu anlatmıyor, içermiyor yani siz haksız yere ceza alıyorsunuz, saldırgan da haksız yere serbest kalıyor yani tıpkı Engizisyon yargılamasında olduğu gibi.


Yani; saldıranda çizik, yara, bere olamaz mı; bunlar ille de saldırılanda mı olmak zorunda; ve haksız, suçlu insanlar da uydurdukları yalanlara yargılamanın başından sonuna kadar papağan gibi yinelemezler(tekrarlayamaz) mi; haksız, saldırgan kişiler de oralarına buralarına gizlice tırnak çizikleri yapıp hastahane raporu alamazlar mı; bir insan kendini kendisi yere atamaz m; tırnakladığı ileri sürülen kişinin tırnaklarında tırnaklanılan kişinin Dna'sı bulunmuş mu; bu ne özgüven, bu ne 'kendindenrazılı(kendinden razılık)', 'benyaptımoldu/ben yaptım oldu', kahinlik durumudur böyle, Dna'ya bile gerek görmeyen? Yani 'İddia var, rapor var, tanık var' denilip, suçsuzun olayın gerçeğini, doğrusunu anlatmasını da 'İtiraf' sayıp, gerçekte masum, suçsuz insanların mahkum edilmeleri ne doğru hukuktur, ne doğru yargıdır, ne adalettir yani açık ki durum Engizisyon benzeri bir duruma benzemektedir; tek farkı işkence yok, ateşte yakılma yok.


Yargıtay kararları arasında öyle yerel mahkeme kararları var ki görseniz şaşarsınız; örnek ki yerel mahkeme hastahane raporu ile mağdur olduğunu ileri sürenin yarası, beresi arasındaki tutarsızlığa bile bakmamış, dikkat etmemiş; yine örnek ki kendini mağdur gösteren şikayetçi 'Falan boğazımı sıktı' demiş ancak hastahane raporunda, kendini mağdur gösterenin boğazında tek bir tırnak izi olduğu bile yok. Yine bir olayda davacı 'Beni yere itti ve düştüm ve kolumda çizik oluştu' demiş olmasına karşın hastahane raporunda 'Bileklerinde tırnak izine benzeyen izler var' denilmiş yani 'Kolunda çizik mizik yok'; yani bilek nere, kol nere, ve düşme ile iki bilekte de tırnak izi mi oluşur; yani davacının darp raporu olsa da yalan söylediği ve iftira attığı açık ancak yerel mahkeme masum insana ceza vermiş, yalan-iftira söyleyene değil, elinde darp raporu var ve savında hem tutarlı olduğu için; yani ifade başka, rapor başka.


Yargı, hukuk, adalet ve hukuk eğitimi şunu anlamalı artık: Bir insanın bileklerinde tırnak izi varsa saldırıya uğrayan değil, saldıran demektir çünkü hiçkimse havaya kalkmamış bilekleri tutup sıkamaz da; birini dövmek isteyen kimse de vurmak yerine bilek tutmaz, yani bu 'bilekte tırnak izi' olayı böyle kapatılmalıdır artık.


Yani açık ki savcılık aşamasında da, yargıçlık aşamasında da Engizisyon yargılama yöntemine benzer durumlar olabilmekte; bir de düşünün ki 'Hem haksız hem güçlü olan' kişi iki de yalancı tanık bulmuş; yani insan merak ediyor, 'Acaba hukuk fakültesinde mantık ve bilimsellik öğretilmiyor mu?' diye. Yani açık ki yargılamada adeta 'Sav, rapor, tanık' şablonu uygulanması durumları da olmakta yani 'Sav(İddia/Şikayetçi) var, hastahane raporu var, iki de tanığı var; daha neden masum olduğunu ileri sürüyorsun?' şablonu; yani 'Masum olup olmadığın önemli değil; herşey seni suçlu yapmaya yeterli' mantığı gibi bir durum yani açık ki 'Olayın geneline, savların mantığına' bakmak gibi soyut, mantıksal durumlar en azından yerel mahkeme alanında genel, egemen bir durum değil çünkü Yargıtay'ın yerel mahkemelerin bozduğu kararların bazıları insana 'Bu yanlışı, bu mantıksızlığı lise mezunu bile yapmaz' dedirtecek durum göstermekte yani adaletin varlığı karakol aşamasında, ve temyiz aşamasında zirve içinde olmakta ancak çünkü aradaki süreç açık ki mantığa, bilimselliğe pek egemenlik sağlayabilen bir dünya olmamak durumu göstermekte, bu nedenle de yerel mahkeme kararlarının üst mahkemelerde bozulma olasılıkları da, olanakları da yüksek olmaya doğru gitmekte gibi görünmekte.


Bu durumun önlenmesi yani doğru hukuk, doğru yargılama için; ceza mahkemesinde, ve aile mahkemesinde, yalan makinası(makinesi) zorunlu olmalıdır yoksa adalet diye verilen kararlar hep kuşku altında kalma durumu ile karşıkarşıya kalırlar çünkü yalanın mutlak olarak dışlanamadığı bir hukuk, yargılama hep kuşku altında yaşar; doğruları, gerçekleri söyleyenler hep korku, kaygı altında olurlar.


Yani açık ki istinaf mahkemesi da, Yargıtay da olmasa idi; bu mahkemelerce yerel mahkemelerin bozulan yanlış kararları adalet olarak kalacaktı.


Yargıç ne diyor, karar verirken; 'Kanaatime göre' diyor; peki hastahanede doktorlar, gerekli tüm tahlilleri ve çekimleri yaptırmadan 'Kanaatimce sizde şu hastalık var' deyip ya da 'Sende olduğunu iddia ettiğin hastalığı doğrulayan iki tank getir, sana öyle teşhis koyayım ve öyle ilaç yazayım' diyorlar mı yani teşhisi ve ilaçları sizin ifadenize ve tanıklarınızın ifadelerine göre mi yazıyorlar, hayır çünkü tıp bilimdir oysa görünmekte ki hukuk 21. yüzyılda bile bilim olamamış durumda, öyle ise adaletin doğru sağlanması için hukuk önce bilim olmak zorunda, bunun için de yalnızca adli tıp, ve olay yeri araştırma yetmez, bir de yalan makinası gerekir çünkü tümden bilimsel olmayan şeylere tümden güvenilemez.


Bu nedenle ki asıl yargılama yerel mahkeme kararından sonra başlamaktadır.


Gerçek ki mahkemelerde yalan makinası olmadıkça yargılama 'Engizisyon mantığı'nda kalmak tehlikesi içinde olacak durum göstermektedir yani bir düşünün bundan 1000 yıl öncesini, bul iki yalancı tanık, iş tamam idi; hukuk, yargılama, adalet böyle birşey olmamalı, bilim olmalı, bilimsel olmalı, bunun için de yalan, adalet sürecine girememeli.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.1.21/11.34

25 Ocak 2021 Pazartesi

BİLGE ÖĞRETİYOR-7: KOLAJEN ÜRÜNLERİ KARACİĞER SİROZU YAPABİLİR

 Felsefe yalnızca felsefe ile, edebiyat da yalnızca edebiyat ile ilgili olmak da, ilgilenmek de değildir; toplum, vatan, insanlık ve dünya konularının tümü ile ilgilenmektir çünkü felsefe de, edebiyat da 'düşünmek' demektir; yoksa felsefe 'Felsefe tarihi papağanlığı'na, edebiyat da abuksubuk aşklar yazmaya dönüşür.


Tüketim açısından dünyanın en çok para kazandıran insan cinsi açık ki yetişkin insan dişisi; öyle ki ayak tırnağı boyasından yani ayak tırnağından tutun, kirpik boyasına yani başına, tepesine; dudak botoksundan tutun, ağdasına; eşek sütünden tutun, kömür tozlu güzellik maskesine kadar herşeyi para kazandırıyor kapitalistlere, kapitalizıma(kapitalizme) yani açık ki yetişkin insan dişisi türü kapitalizıma, özel sektöre parabasıyor(para basıyor), yani yetişkin insan dişisi kazandığı paranın önemli bir bölümünü özel, kişisel tüketimine harcıyor; yani demek ki yetişkin insan dişisi mantıklı olduğunda kapitalizım batar.


Kolajen diye birşey var. Gençlik, dinçlik, güzellik veriyormuş oysa görünüm olarak iğrenç birşey, balgam gibi.


Kolajenin içileni, deriye sürüleni, tozu, hapı, sıvısı, şırıngası gibi türleri üretilmiş; sanırım yalnızca koklananı yok.


Ancak, tıp yazılarından öğrendiğim, ve gözden kaçırılan birşey var: 'Karaciğer sirozunun temel nedeni kolajen imiş yani karaciğerin kolajenleşmesi imiş.


Deriye sürülse de, içilse de herşey karaciğere ve böbreklere gider. Bu nedenle ki tıpsal deri merhemileri(merhemleri) bile sürekli ve kafayagöre(kafaya göre) kullanılamazlar.


Açık ki yetişkin insan dişisini de, insanlığı da organik güzellikten daha çok; dini tanımlayan Din hadisileri'nin de dediği gibi 'Bilime, ahlaka, vicdana, merhamete, adilliğe, dürüstlüğe, tarafsızlığa, sakinliğe, medeniliğe, nefssizliğe ve bunlarla inziva bir hayata yönlendirmek, yöneltmek gerekiyor' yoksa açık ki özelde yetişkin insan dişisi, genelde ise insan türü akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı modanın, ve akldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı kapitalizımın(kapitalizmin) oyuncağı olacak.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.1.21/06.48

SEDA SAYAN SANAT DİN VE TÜRKLÜK

 Açık ki Abd-İngiltere-İsrail üçgenli, akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı, küresel ve derin bir merkez dünyaya ve insanlığa akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu türü, akıldışı-ahlakdışı reklam türü, astroloji, medyumluk, akıldışı-ahlakdışı filım(film), akıldışı-ahlakdışı dizi, akıldışı-ahlakdışı Tv yarışması, akıldışı-ahlakdışı sivil toplum örgütü, akıldışı-ahlakdışı oyuncak türü, akıldışı-ahlakdışı tablo türü, akıldışı-ahlakdışı heykel türü, akıldışı-ahlakdışı siyasetçi türü, akıldışı-ahlakdışı kapitalist türü, ve akıldışı-ahladışı festival-eğlence-konser-gösteri gibi şeylerle akıldışılık ve ahlakdışılık yaymaya çalışmakta; zevki, hazzı, mutluluğu, nefsi kendilerine pusula, amaç edinmiş kimseler de farkında bile olmadan bu tuzağa düşebilmekteler.


Bir toplumun genelde ünlülerini; özelde ise siyasetçilerini ve sanatçılarını 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen Muhammed'in de, 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim(ilim) ve ahlak' ile eğitmek o toplumun en az yarısını doğru eğitmiş olmaktır çünkü bu kişilerin arkalarından milyonlarca insan gider, öyle ki toplumun hemen hemen tümü gider. Bu nedenle bu tür kişilerin Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile eğitimine, bilgilendirilmesi çok önemlidir. Ben de onlara yönelik yazılarımla bu duruma katkıda bulunmaya çalışıyorum.


Türkiye'de; Ramazan ayı gelince İslami kişileri ekrana çıkaran; Ramazan ayı geçince de dine aykırı kimseleri ekranına baştaçı yapan ikiyüzlü Tv kanalıları var.


Din nedir? Dinin tanımını 1400 yıl önce kadar, Muhammed dini tanımlayan, ve Din hadisileri adı altında, en az 5 yıl önce internette yayınladığım Din hadisileri ile yapmıştır. Din hadisileri diyor ki 'Din bilim(ilim), ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, güvenilirlik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik ve bunlarla inzivadır'. Ancak kendilerine 'dinli' diyenlerin bazıları dinin bu koşullarından 'bilim'i, bazıları 'ahlak'ı, bazıları 'vicdan'ı, bazıları 'dürüstlük'ü, bazıları 'adillik'i, bazıları 'güvenilirlik'i, bazıları 'tarafsızlık'ı, bazıları 'medenilik'i, bazıları 'nefssizlik'i, bazıları inzivayı dışlayıp kendilerine 'dinli' demekte; bu yanlışa da 'dur' demek gerekmekte.


Ahlakın doğru tanımı da tanımım ki 'Ahlak; zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, insanlığın, toplumun doğru temelinin, ailenin doğru temelinin, insanın doğru temelinin, sanatın doğru temelinin, evrimin ve evrenin en soyut nitel zirvesidir'.


Yani; dinde de, ahlakta da, özgürlükte de 'Sana göre, bana göre, kime göre, sana ne, bana ne, kime ne, seni ilgilendirmez, beni ilgilendirmez' gibi şeyler yoktur; bu tür şeyler ancak ahlaka, dine, özgürlüğe, akıl-ruh sağlığına, insanlığa, demokrasiye, laikliğe aykırı kişilerde olur.


Akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı Abd'nin akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı ünlülerinin, ve Ab'nin; ve akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı moda türünün etkisi ile ülkemizde de bazıları sanatı 'Sanat için akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı-dine aykırı herşeyi yapabilmek' sanmakta, bu yozluğa iç destek olarak da Atatürk'ün 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' sözünü kullanmakta, ancak anlamadıkları birşey var: Atatürk 'Önce bilim ve ahlak; sonra sanat' dedi yani Atatürk 'Bilime ve ahlaka uygun sanat sanattır' dedi.


Yani 'Ayıpsız sanat doğru sanat değildir, ayıbı dışlamış sanat doğru sanat değildir, ahlakı dışlamış sanat doğru sanat değildir'.


Batıdaki bu yozluk yüzünden; müzik diye sözlerinde 'Çıplak, çırılçıplak, sevişmek, seviş, sevişmek istiyorum, yatağıma gel, koyunuma(koynuma) gel' gibi cinsellik, şehvet içeren sözcükler kullanmayı bir halt sanan müzikçiler var. Açık ki bu durum bilimi yani mantığı, ahlakı, dini, Atatürk'ü, Muhammed'i, demokrasiyi, laikliği de dışlamak durumudur ancak ne yazık ki bu tür yoz sanatçılar kendilerini bir de 'Müslüman', 'Türk', 'dinli', 'Atatürk'çü' olarak tanımlayabilmekteler, bu durum da Atatürk, Muhammed, din, dinlilik, Türklük, demokrasi, laiklik ve özgürlük açısından acı vermektedir.


Seda Sayan 'Çok özledim' adlı müziğinde sevgilinle sevişmek istiyorsan git seviş; bunu neden topluma söylüyorsun, yayıyorsun, bağırıyorsun? Sanat mı bu; bu mu sanat? 'Düşünür(Filozof), alime, bilge olmak istiyorum' diye bağırsan neyse. Senin sevişmenin topluma ve insanlığa ne katkısı var çünkü sanat toplumsal ve evrensel birşeydir tıpkı bilim, ve din gibi.


Bu bayan hem 2010 yılında umreye gitmiş, 2010 yılı sonrasına ait hem de açıksaçık, ahlaka aykırı, dine aykırı giysilerle toplum karşısına çıkmakta; bikini, mayo diye sütyen-külot, herkesin içinde denize girmekte, güneşlenmekte, internetteki haberlerin fotoğraflarından da görüleceği gibi; Show Tv'de, 2021 yılbaşı yayınında, İbo Show'da, önden ve arkadan ahlaka, dine ve Türklüğe aykırı giysisini de gördük. Yani bu nasıl bir kafadır, neyin kafasıdır böyle? Din ile, ahlaka aykırılık ya da çıplaklık ne zamandır yanyana, birlikte, dost, arkadaş, uyumlu, aynı dünya?


Sorulsa, büyük olasılıkla 'Müslümanım, Türküm' der. Böyle Müslümanlık da, Türklük de olmaz. Hem dine, ahlaka aykırı olunup hem de 'Dinliyim, Müslümanım, Allah'a inanıyorum' denilmesine de; hem ahlaka aykırı olunup hem de 'Türküm' denilmesine karşı olunması gerekir yoksa Türkiye akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı Batının bataklığında, üstelik de güleoynaya yok olur gider oysa Türkiye Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile hem dünya hem de insanlık önderi, lideri, merkezi, kurtarıcısı olmak zorundadır yani Türkiye 'Önce bilim ve ahlak' demeyen öteki ülkelere benzemez; bunu Türkiyeliler de, tüm dünya da anlamak zorunda artık; laylaylomla, bilime aykırılık çalsın-ahlaka aykırılık oynasın ile Türkiye olmaz.


İşin daha da acı yanı; 'kendisine Müslüman, dinli, Türk' diyen bir toplumun böyle insanları baştaçı etmesi çünkü din de, Türklük de 'Önce ahlak' demektir.


Ünlüler yanlış yöne gidiyor da kendine 'Dinli ve Türk' diyen toplum, ülke nereye gidiyor?


Bu nedenle ki amaçlarının başında 'Bilim ve ahlak' olmayan hiçbir siyasi partiye oy verilmemesi ahlaka da, dine de, demokrasiye de, laikliğe de, özgürlüğe de, Türklüğe de, 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk Türkiyesi'ne de en doğru, en uygun yoldur.


Türkiye de, Türkiye toplumu da bilime ve ahlaka aykırı değil Atatürk'ün dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a uygun yola yönelmek, sarılmalı; akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı Batının akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı dünyasına; değil.


Özgürlük, demokrasi, laiklik demek 'serbestlik' demek değildir; serbestlik başka şeydir, bunlar başka şeydir çünkü serbestlik 'Bilim ve ahlak'a aykırı olabilir ancak özgürlük, demokrasi ve laiklik 'Önce bilim ve ahlak' demektir; bu nedenle ki örnek ki sigara içmek serbestliği olabilir ancak sigara içme özgürlüğü olmaz; bu nedenle ki örnek ki boks serbestliktir ancak özgürlük değildir.


İnsanlık müzik diye, sanat diye yalnızca ses güzelliğine değil; ruh doğruluğuna ve özel hayat doğruluğuna; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a uygunluğa da bakmalıdır.


İnsanın hak ettiği en değerli şey değerli taşlar değil; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.1.21/06.43

KURAN'I KERİM NASIL OKUNMALI?

 


 Herşeyin merkezi, biçimi, yolu vardır. Bu amaç demek değildir çünkü maddenin de amaçı(amacı) yok ancak maddenin biçimi, özü var; örnek ki güneşin 'Dünyayı aydınlatmak ve mevsimleri oluşturmak' gibi, dünyanın da 'Dönmek' gibi bir amaçı yoktur, bunlar maddelerin kendi özellikleri nedeni ile, sonuçu ile kendiliklerinden olan şeylerdir. Matematik, Dört işlem ile başlar yani koskoca, sonsuz, sınırsız matematiğin temeli Dört işlemdir, Dört işleme uygunluktur, Dört işleme uymaktır. Her bilimin kendi özü vardır; yöntemleri de bu öz üzerine kuruludur yani kimya biliminin de, fizik biliminin de, tıp biliminin de, biyoloji biliminin de 'Dünyayı kurtarmak' gibi bir amaçı yoktur, onlara bu amaçları insanlar verirler yani bu bilimler bile dünyaya ve insanlığa kötülük, zarar için kullanılabilme durumuna sahiptirler ki Hitler de bunu yaptı yani bilim ekmek bıçağı gibidir, ekmek kesmek için de kullanılabilir, kötü şeyler için de. Birşeyin nasıl uygulanması gerektiğini anlamak için önce ne olduğuna bakmak gerekir. Dinin ne olduğu dini inançlılarca ya da dini inançlarca, kendilerine göre yorumlanır oysa dinin ilk insanlardan bu yana, nesnelere tapmaktan başlayan gizli, örtük, saklı bir tarihi vardır: 'Gerçeğe ve doğruya yönelmek' yani binlerce yıl önce ateşe, taşa, tahtaya tapanların da amaçları bu idi, günümüzdeki dini inançların da gerçekte amaçları budur çünkü insan beyin denilen bir organ taşımakta, bu organ da düşünmek özelliğine sahiptir; düşünmek nedir, gerçeği ve doğruyu aramak, istemek. Dinin gerçekten ne olduğu yani gerçekte gerçeği ve doğruyu yani bilimi ve ahlakı aramak olduğu gerçeği tarihte ilk kez İslamiyet'in dahi önderi Muhammed'in binlerce hadisini okuyup dini tanımlayan-açıklayan-anlatan-öğreten-sevdiren-evrenselleştiren-bilimselleştiren hadislerini saptadım ve bazılarını, dini tanımlayan hadisler olarak 'Din hadisileri' adı ile 2015 yılında internette bir bılog(blog) sitesinde yayınladım. Din hadisileri dediğim, dini tanımlayan Din hadisileri özetle 'Din bilim(ilim), ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, sadelik(yalınlık), nefssizlik ve inzivadır' diyor, ve bunlarla bağlantılı olarak da 'Din bilimdir, bilim yoksa din de olmaz; bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin; alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür; sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır; dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir' diyor yani Din hadisileri'ne uygunluk din, ve dinli olmaktır, Din hadisileri'ne aykırılık ise din, ve dinli olmamaktır, yalnızca dini inanç yani inanç, ve dini inançlı, inançlı olmaktır. Görülmekte ki dünyada 'Din' diye öğretilen inançlar, 'Din' ile farklı ve zıt durumda. Açık ki dini tanımlayan Din hadisileri'ni bilmeden din bilinmez; Din hadisileri'ne uyulmadan da dinli olunmaz. Bu bilinmediği için ki bilimdışı şeylere inanan kimseler gerçekte dinli değil dini inançlıdır; ancak bikini, mayo, mini etek, mini şort, tayt pantolon gibi ahlakdışı giysilerle, ve pirsing, dövme, takı, makyaj, gösteriş, moda, nefs gibi şeylerle ortalıkta dolaşanlar da gerçekte dinli de değildir, dini inançlı da değildir çünkü hiçbir dini inanç ahlakı dışlamaz yani onlar kafalarına göre takılanlardır, onların dinde de, dini inançta da yeri yoktur. 'Kuran'ı kerim nasıl okunmalı?' konusu önemli bir konudur. Kuran'ı kerim'in nasıl okunması gerektiği dini tanımlayan Din hadisileri'nde de tanımlanmıştır ancak ancak dini inançı yalnızca ibadete yani biçime, görünüme, dışa eşitleyen mantık bunu fark edememektedir; buna neden olan nedenlerin başında hükümdar, siyasetçi, tarikat, cemaat gibi nedenler gelmektedir çünkü bunlar genelde dinin, özelde ise dini inançın(inancın) 'Düşünmeyi dışlayan ezber ve biat dünyası' olduğunu öğretmekte. Kuran'ı kerim'in nasıl okunması gerektiği şu üç hadiste bulunmakta: 1- 'Ezanı makamlı okumayın'. 2- 'İnsanları etkilemek için güzel konuşma öğrenenlerin Kıyamet günü Allah yüzlerine bakmaz'. 3- 'Din bilimdir'. Bilim gazel, şarkı, ilahi gibi öğretilmez, öğrenilmez, anlatılmaz, okunmaz; düz, olağan, konuşma dilinde öğretilir, öğrenilir, anlatılır, okunur; örnek ki okullarda kimya, fizik, matematik, tıp, mühendislik bilimileri(bilimleri) gazel, şarkı, ilahi yani müzik ile mi öğretilmekte? Din de bilim olduğuna göre Kuran da bilim gibi okunmalıdır ki 'Ezanı makamlı okumayın' hadisi de, 'İnsanlar etkilemek için güzel konuşma öğrenenlerin' yani 'İnsanları etkilemek için güzel konuşanların', 'yüzlerine Kıyamet günü Allah bakmaz' hadisi de bunu doğrulamaktadır yani burada sorun 'etkilemek için' olmaktır; bu durumda açık ki insanları etkilemek için ezanı da, Kuran'ı kerim'i de makamlı okumak da, 'İnsanları etkilemek için güzel okumak' da, 'İnsanları etkilemek için güzel konuşmak' da yani dikkati konunun özü yerine konunun dışına, biçime, görünüme, zevke, hazza, dışsal güzelliğe nefsel(nefssel) güzelliğe çekmek İslam'a aykırıdır. Bu nedenle ki örnek ki bir Trt televizyonunda yayınlanan 'Kuran'ı kerim'i güzel okuma yarışması' yarışması da, benzeri yarışmalar da İslam'a aykırıdır, aykırılıktır. Zaten bu tür dünyanın İslam'a, dine aykırılık içinde olduğu; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz babalarını, öz annelerini bile öldürtmekten çekinmemiş, ve başkalarının vatanlarında yani başkalarının mallarında gözleri olan Osmanlı sultanılarını(sultanlarını) baştaçı(baştacı) etmesi ile de açıktır. Bu nedenle ki 'İmam-hatip'lerin 'hatip' yanı da İslam'a aykırıdır çünkü 'hatip' insanları etkilemek için güzel konuşan kimsedir. Açık ki büyük olasılıkla; Muhammed de, Dört halife de ayetleri ve sureleri makamsız, kitap okur gibi, düz ve sakin okudular; gazel gibi ilahi gibi de, şiir gibi de, edebiyat gibi de, sanat gibi de, müzik gibi de değil. Gerçek ki dini tanımlayan Din hadisileri İslam'ın din yani genel, temel, evrensel yönüdür; İslam'ın şartları, ve İmanın şartları da inanç, özel yönüdür; ve önce temel gelir yani temele yani Din hadisileri'ne aykırı olunup Müslüman olunmaz ki İslamofobi denilen şey de, İslami terör örgütü denilen şey de, siyasi İslam denilen şey de bu durumdan kaynaklanmaktadır yani dini tanımlayan Din hadisileri'ni yani İslamiyet'in genel, temel, evrensel yönünü dışlamaktan, umursamamaktan; yani, İslam dünyası dini tanımlayan Din hadisileri'ne uysa dünyanın bilim, teknoloji, medeniyet, ilerilik, gelişmişlik, güven ve huzur merkezi, önderi ve lideri olur. Bilim önce öze bakar; din de bilimdir, din de önce öze bakar, ve dinin özü, 'Din bilimdir, bilim yoksa din de olmaz' diyecek kadar dini tanımlayan Din hadisileri'dir. Peki, İslam dünyasının 100 yıldır bilime, ve insanlığın bilimsel ilerlemesine ne katkısı oldu? Necdet Gürçiftçi Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge İnternette yayınlandığı zaman: 25.1.21/14.03

24 Ocak 2021 Pazar

ALZHEIMER'A ANKSİYETEYE DEPRESYONA ŞİZOFRENİYE VE ÖFKELİLİĞE YOUTUBE TEKNOLOJİ VİDEOLARI ÖNERİM

 Alzheimer'a karşı; kitap okumak, bulmaca çözmek gibi yöntemler önerilmekte.


Ben de Alzheimer'a karşı da, anksiyeteye karşı da, depresyona karşı da, şizofreniye karşı da, öfkeliliğe karşı da Youtube'taki teknoloji videolarını izlemeyi öneriyorum.


Neden?


Çünkü kitap okumak, bulmaca çözmek gibi şeyler genelde yalnızca gözle, ve gözlerin kaslarının da nerede ise ya hiç ya da çok az hareket etmesi ya da çok az göz kasının hareket etmesi ile yapılan şeyler; bu sırada el de çok az hareket etmekte; kulaklar ise hiç etkinlik içinde olmamakta.


Youtube'taki teknolojik videoları izlemek; örnek ki ceptelefonunun(cep telefonunun) kırık ya da çatlak camını diş macunu ile onarmak, dokunmatik ekranı donmuş ceptelefonunu çakmak ile onarmak, Tv onarmak, ilginç icatlar gibi ilginç videolar hem ya daha çok göz kasının ya da tüm göz kasılarının(kaslarının) çalışmasını, hem daha çok yüz kasının çalışmasını, hem daha çok boyun kasının çalışmasını, hem akciğerlerin daha çok çalışmasını, hem ağız kaslarının daha çok çalışmasını, hem daha çok oturma kasının çalışmasını, hem kulakların yani işitme merkezinin daha çok çalışmasını, hem de dikkati, ilgiyi, heyecanı, şaşkınlığı, şaşırmayı, hayret etmeyi, mutlululuğu, sevinçi(sevinci) daha çok arttırmaktadır, üstelik de insanı benzeri şeyleri yapmaya yönlendirmektedir yani beden kasılarını(kaslarını) da etkinliğe, çalışmaya, ve hayata, birşeyler üretmeye, birşeyler yapmaya daha çok bağlanma, ve çevreye daha çok ilgi göstermeye yönlendirmektedir yani kişiyi hayatın, hareketin, etkinliğin, heyecanın, dikkatin ve duyguların içine daha çok sokmaktadır; monitöre bakarken beden öne arkaya hareket etmekte, fare(maus) tıklamak da eli ve parmakları hareket ettirmektedir; yani Youtube'taki teknoloji videolarını izlemek kitap okumaya göre de, bulmaca çözmeye göre de beyini, ruhu ve bedeni daha çok etkinlik içine sokmaktadır.


Bir kitap, aynı kitaptır; bir bulmacadan sonra başka bulmaca bulmak da sorundur, ve sorular da aynı sorular olabilir yani bunlar sürekli aynı filımı(filmi) izlemek gibidir oysa Youtube'ta birbirinden farklı, teknolojik, heyecanlı, ilginç, şaşırtıcı binlerce video var; ve bu videolar kişileri onarım işi yapmaya da, ve beyinsel-teknolojik birşeyler üretmeye de, birşeyler yapmaya da yöneltir oysa kitap okumak, bulmaca çözmek gibi şeyler bir koltukta pısırık pısırık, hımbıl hımbıl oturup ve dünyaya, hayata, çevreye sırtdönülüp, beyin/ruh olarak içe kapanılıp yapılan şeylerdir.


Bence, Youtube'un teknolojik videoları beyinin ve ruhun daha çok alanını çalıştırmaktadır. Alzheimer'a karşı Youtube'un teknolojik videolarını öneririm.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.1.21/08.18

DİYOT: MADDENİN ZEKASININ RUHUNUN AHLAKININ EVRİMİNİN EN İLKEL SİMGESİ

 Diyot elektıronikte, uçunda(ucunda) küçük, yatay bir çizgi olan siyah bir üçgen ile simgelenir. Elektıronikte(Elektronikte) direnç(rezistans), kondansatör, diyot, tıransistör(transistör), bobin, tırafo(trafo), diyak, tıriyak(tiriyak), tıristör(tristör) entegre, çip gibi parçalar vardır ancak bunlardan diyot zekaya, akıla, mantığa, evrime, isyana(başkaldırıya(baş kaldırıya), direnişe, kararlılığa en uygun benzer olandır; ona maddenin ruhunun simgesi diyebiliriz. Direnç olsun, kondansatör olsun, bobin olsun, tırafo olsun, tıransistörün diyotun taşıdığı sorumluluğu, bilinçi, mantığı taşımazlar. Diyot; ahlakın, onurun, gururun, sorumluluğun, direnişin, kararlılığın en basit, en ilkel, en öncül maddesidir yani maddenin en ilk ahlakı, onuru, gururu, sorumluluğu, zekası, akılı, mantığı, özgüvenidir. Diyot olmasa idi bugün elektıronik, radyo, televizyon, bilgisayar, elektıronik hiçbirşey olmazdı. Diyota elektıroniğin başlangıçı(başlangıcı) da diyebiliriz, elektıroniğin ilk bekçisi de.

  Diyot akımı yalnızca tek yönde geçirir, her iki yönde de geçirmez, kesseler de geçirmez; geçirtilmeye kalkışılırsa ölür, kendini öldürür yani görevini, işini namusu, onuru, gururu bilir. Tıransistör de zaten diyotlardan oluşur ancak biraz köçeklik ve döneklik taşır yani diyotların kararlılığı, seçiciliği, dürüstlüğü, bekçiliği onda yoktur; diyot dürüstlüğe, kararlılığa, onurluluğa, gurura, sorumluluğa, bağlılığa, zekaya, akıla, mantığa, bilinçliliğe, nefssizliğe, ahlaka, vicdana simge ise tıransistör hilebazlığa, ikiyüzlülüğe(iki yüzlülüğe), güvenilmezliğe, bana neciliğe, dönekliğe, onursuzluğa, gurursuzluğa, kişiliksizliğe, rüşvete, yolsuzluğa, usülsüzlüğe, yozluğa, nefse örnekliğe daha yakındır çünkü her yöne izin verebilir, geçirebilir, gözyumamabilir(göz yumabilir). Diyot pirinç tanesi büyüklüğünden 1 Tl büyüklüğüne kadar türlü büyüklüklerde olsa da, 1 Tl'den daha büyük büyüklükte olsa da, nerdeyse orta boy pil büyüklüğünde cam tüp diyotlar olsa da, daha büyük diyotlar olsa da gerçekte büyük olan, diyotun kendisi değildir, kılıfıdır, kabıdır, soğutucusudur çünkü diyot toz şeker taneciklerinden bile küçük, biri pozitif, biri negatif iki kıristalden(kristalden) oluşur yani dünyaya meydan okuyan iki küçük kıristaldir. Bu, iki zerrecikten oluşan bu cüce, tüm evrene egemen bir dev gibidir aslında. Öyle ki iki tane diyot, şehir cereyanı denilen alternatif akıma bile boyuneğdirtip(boyun eğdirtip), onun bir berber gibi kırpıp, onu düz akıma çevirir ve alternatif akımın elektıroniği yaratmasına ve elektıronikte kullanılmasına ve böylece elektıroniğe dayalı bir teknoloji, uygarlık, dünya, tarih kurulmasına olanak tanır. Diyot; toz şeker, toz tuz taneciklerinden bile küçük harika birşeydir. O elektıroniğin onurudur, bekçisidir, erdemidir, ahlakıdır, ilk zekasıdır, ilk akılıdır, ilk mantığıdır. Diyot evrimin, zekanın, akılın, mantığın, ahlakın, edebin, felsefenin, bilimin, evrendeki ilk 'Dur'un, evrendeki ilk 'Geçemezsin'in, evrendeki ilk 'Çüş'ün, evrendeki ilk 'Nereye gidiyon lan?'ın, evrendeki ilk 'al arabanı çek git'in, evrendeki ilk 'Sen ne yaptığını sanıyon lan?'ın, evrendeki ilk 'Burayı ahır mı sandın?'ın, evrendeki ilk 'Burayı babanın oteli mi sandın?'ın, evrendeki ilk 'Hop kendine gel'in, evrendeki ilk denetimin, maddenin ruhunun, maddenin dirilişinin, maddenin cana-hayata geçişinin, maddenin inançının(inancının), maddedeki inançın(inançın) en somut, en nesnel, en tipik simgesidir bence. Diyot insanın ruh atasıdır bence. Diyot cansız maddenin nasıl canlı maddeye geçtiğinin, maddenin evriminin en basit, en evrensel simgesidir bence. Yani kendisini yaratanlara, atalarının madde olduğunu anlatan kanıtlayan, gösteren ilk teknolojik şey ya da insan öncesi ile insanı birleştiren tek ya da ilk cihaz. O 'Ben insanım' demenin ilk kanıtıdır. Belki de insana insan olmayı anlatabilecek tek madde; insana zekayı, akılı, mantığı, bilinçliliği, sorumluluğu, onuru, gururu, vatanseverliği, doğru ahlakı, doğru dini, bilimselliği, evrenselliği, insanca bir dünyayı, insanca bir hayatı, insanca bir tarihi, doğru demokrasiyi, doğru sanatı, doğru uygarlığı anlatabilecek tek ve en yalın, en basit, en ilkel madde. Diyot maddenin en ilkel ruhunun, cansız maddenin mantığının, zekanın-akılın-mantığın cansız maddeden geldiğinin ve tek kişilik ordunun en ilkel, en cansız simgesidir bence. Necdet Gürçiftçi İnternetde yayınlandığı zaman: 19.12.14/15.21