31 Mart 2020 Salı

CORONA HALİ FİL VE ALTI KÖR ADAM'A BENZEDİ

Fil ve altı kör adam anlatısını bilirsiniz.

Altı kör adam hayvanat bahçesine gider ve bir file dokunup onun ne olduğunu anlamaya çalışır.
Filin yan tarafına dokunanı; fili bir duvara benzetir.
Filin hortumuna dokunanı; fili bir yılana benzetir.
Filin bacağına dokunanı; fili bir ağaca benzetir..
Filin dişine dokunanı; fili mızrağa benzetir.
Filin kulağını tutan; fili yelpazeye benzetir.
Filin kuyruğuna dokunan da fili bir halata benzetir.

Corona salgınına karşı hal de buna benzedi.

Astrolog çıkıyor; 'Coronaya karşı astrolojiye inanın' diyor.

Medyum çıkıyor; 'Coronaya karşı medyumluğa inanın' diyor.

Yogacı çıkıyor; 'Coronaya karşı yoga yapıp şükür edin' diyor.

Fitnesçi çıkıp; 'Coronaya karşı sıpor(spor) yapın' diyor.

Sekssever çıkıp; 'Karantinada bol bol seks yapın' diyor.

Dini inanççı çıkıp; 'Coronaya karşı dua edin' diyor.

Sanatçı çıkıp; Sosyal medyada konser veriyor.

Herkes konuyu kendine yontmaya çalışıyor.

Sanki evde oturmak, evde yaşamak, evi sevmek, dışarı çıkmamak, evde mutlu olmak bir hastalık, kötülük.

Yani sanki insanlar ilk kez evlerinde kalacaklar. Yani evde kalmak sanki anormal birşey.

Yani bir hastalığa karşı yapılan, önerilen bilimdışı şeyler.

Ya, evinizde kalın; dinlenin, iyi ve doğru beslenin, kendinizi yormayın, ve ne yaparsanız yapın.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.4.20/04.37

EVDE YAŞAMAYI SEV

Mose(Musa) kavimine dedi ki 'Evlerinizde kalın
Çünkü dışarısını yani doğruya sırtdönmüş olanları ölümcül bir salgın hastalık kaplayacak'
Ve evlerin dışı 21. yüzyılda bile akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, insanlıkdışı bir salgın hastalıkta
Oysa evi, evde oturmayı, evde yaşamayı, evde kalmayı düşman belletiyor
Özel sektör, siyaset, moda, turizım, cehalet, barbarlık, bilimdışılık, ahlakdışılık ve nefs
Ne tuhaf şeydir insanların hem ev satın almak için kıvranmaları
Hem de evi hapishane saymaları
İşte salgın hastalıkların da, dünyanın kötülüğünün de nedeni mantıksızlıktır,
Ev ne hayvan mağarasıdır, ne hayvan kafesi
Evim evim, güzel evim, diye boşuna söylenmemiş
Ev felsefe, bilim ve ahlak ile dolu ise en güzel dünyadır
Sokaklar, evin dışı cehalet, barbarlık ve nefs içinde düşmandır
Sokaklar, evin dışı özgürlüğün değil özel sektörün, sömürünün
Yozluğun avuçlarıdır,
Ev insanı ol, sokak insanı değil
Evini felsefe, bilim, ahlak, kitaplar ile güzel bir dünyaya çevir
Salgın hastalık var diye eve kapanma, evini sevdiğin için evinde kal
Corona geçince sevinip sokağa koşma
Salgın hastalıkların biri gider, biri gelir
Ev salgın hastalıklara karşı da, dünyanın kokuşmuşluğuna karşı da en güvenilir yerdir
Salgın hastalıklar evlerini sevenlerle değil sokakları sevenlerle yayılır
Evde oturmayı sevenlerle değil evde oturmayı sevmeyenler yayılır,
Dünya felsefeye, bilime ve ahlaka sırtdönmüş güçlerin yarattığı
Akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı bir bataklık oldu
Evde yaşamayı sev, evinde yaşamayı sev, evinde yaşamayı seç
İnsanlığın iki zirvesi vardır, biri üniversitedir, biri ev
Bu ikisini sevmeyen ancak cehaletin ve nefsin kardeşidir
Doğru hayat sokaklarda değil üniversitede
Ve felsefe, bilim, ahlak, kitaplar ile donanmış evde
Evde zorla, isteksiz, gönülsüz kalma
Felsefe, bilim, ahlak ve kitaplarla
Evde yaşamayı sev,
Evin dışı bedene benzer, ev beyine
Evin dışı bedenin, sanının, yanılsamanın, kokuşmuşluğun, yozluğun dünyasıdır
Ev ise ruhun dünyası
Evde zorla kalma
Evde yaşamayı sev
Bedenle yaşamayı değil, beyinle yaşamayı sev.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 31.1.20/14.10

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ'NDEN CORONA KONUSUNDA BİR SAÇMA AÇIKLAMA DAHA SAVIM

Uzmanlık doğru ve iyi birşeydir ancak kişiyi yalnızca uzmanlık alanı içine soktuğundan; genelden, tümden kopardığından da içine kapanıp kalınmaması gereken birşeydir. Örnek ki göz doktoruna gidersiniz, kalpten anlamaz; akciğer doktoruna gidersiniz, karaciğerden birşey anlamaz; bilimde böyle şey olmaz, hele ki bilimin dar bir alanı olan tıpta böyle şey hiç olmamalı.

Bir Avm’de görülen ki kasiyer kasaya gelen müşterilerin ellerine dezenfektan sıkıyormuş ancak ben bunun kasada değil Avm’lerin giriş kapısılarında yapılması gerektiğini, ve kasiyerlerin aldıkları her parayı dezenfekte edip kasaya koymalarını gerektiğini söylemişdim. Yani müşteriler pis ellerle Avm içinde herşeye dokunduktan sonra dezenfekte etmenin ne yararı var. Anlaşılmakta ki toplumda henüz yalnızca temizlik değil mantık da egemen durumda değil ancak tıp akademisyenlerinde ve Dünya sağlık örgütü’nde de görüldüğü gibi bu mantıksızlık yalnızca aşağıda değil yukarıda da. Kuşkusuz ki eğitimi, okulları, üniversiteleri felsefeden, mantıktan, bilimsellikten, ahlaktan soyutlayıp yalnızca bilgiye eşitleyen; eğitime, okullara, üniversitelere akıldışı-ahlakdışı moda serbestliğini koyan bir mantık hiçbir ülkede doğru eğitim veremez, eğitimi de doğru veremez; akıldışı-ahlakdışı modanın kendisi zaten bilimdışılık ve ahlakdışılıktır, ve ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, insan olmanın, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, medeniyetin en üst nitel aşamasıdır yani ahlakı dışlamışlığın zaten kendisi ruhsal hastalık, ve mantıksızlık halidir.

Hep derim; tıp fakültesilerinin yüksek puanla öğrenci almalarına bakmayın; tıp fakültesini kazanmak için de, tıp fakültesi okumak için de yüksek zekalı olmak gerektiğini sanmayın; tıp fakültesi yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) ister.

İşte bu nedenle ki tıp akademisyenleri de, Dünya sağlık örgütü de ‘Corona havadan bulaşmaz’, ‘Maskeyi sağlıklı kişiler takmasın, yalnızca hastalar taksın’ diye saçmalamaktalar.

Corona salgını hem siyasetçilerin cehaletini hem toplumların temizlikten uzak olduğunu hem tıp akademisyenlerinin mantıksızlıklarını hem ünlü denilen kimselerin rezilliklerini hem de Dünya sağlık örgütü’nün güvenilirliğinin sorgulanmasını ortaya koydu. Yani açık ki corona cehaletin ve nefsin hükümdarlık tahtını sarsmakta. Hiçbirşey artık eskisi gibi olmayacaksa önce ülkelerdeki ve dünyadaki Cehalet ve nefs hükümdarlığının egemenliği yok olmalı yoksa herşey yine eskisi gibi olur; ülkeler ve dünya siyasetin, özel sektörün, modanın, ünlülerin egemenliğinden çıkarılmalı ve Muhammed’in de, Atatürk’ün de dediği gibi Bilim ve ahlak üzerine kurulmalı; bu yapılmazsa herşey yine eskisi gibi olur çünkü cehalet ve nefs sonsuz kalmakta ısrarlıdır.

Dünya sağlık örgütü yani ülkelerin tıp akademisyenlerinden kurulu örgüt ‘Corona havadan yayılmaz, bulaşmaz çünkü öksürme, hapşırma ile ağızdan çıkan zerrecikler havadan ağırdır, hemen yere düşerler’ demişdi oysa Japon bilimciler corona virüslerini taşıyan zerreciklerin havada en az 20 dakika kalabildiğini açıkladılar ki bu da coronanın hava ile taşınması, havadan bulaşması demektir.

Dünya sağlık örgütü ve tıp akademisyenleri bu kez de ısrarla ‘Coronaya yakalanmamış sağlıklı kişilerin maske takmalarının yanlış olduğunu’ söylemekteler; açık ki onlar coronanın havada en az 20 dakika kaldığını henüz öğrenememişler.

Kimin corona olduğu, kimin olmadığı alınlarında yazmıyor. Yani bu durumda herkes corona kuşkulusudur(şüphelisidir); bu durumda herkesin maske takması gerekir ki Çin’de de coronaya karşı savaşta herkese maske takmak zorunluluğu getirilmiştir. Maske hem coronalı olduklarının farkında olmayan coronalı kişilerin havaya öksürdüklerinde, hapşırdıklarında(hapşurduklarında) çevreye corona yaymalarını önler hem de sağlıklı kişilerin havadan ve coronalı kişilerden corona kapmalarını önler.

Nedir yani bu maske düşmanlığı? Yoksa maske sıkıntısını ve bu konuda yapılmış siyasi yanlışlıkları örtmek, gizlemek için mi?

Ne yani insanlar sağlıklı iken maske takmasınlar da corona olduktan sonra mı taksınlar?

Maskelerin kullanım süreleri varmış; 8 saat ve 12 saat gibi. Yani bu nasıl bilim eğitim görmüş kafa ki kendi eğitim alanı dışında bir sorun varsa o sorunu aşmayı denemiyor; diyemiyor ki ‘Maskelerinizi tuzlu su ya da çamaşır suyu damlatılmış su ile sık sık dezenfekte edin, ve maskenizi şöyle çıkarın, çıkardıktan sonra ellerinizi ve yüzünüzü sabunlar 30 saniye iyice yıkayın.’. Bilimde ‘Olmaz’ diye birşey olmaz; bilim her engeli aşmak ile görevlidir. Ne yapılabilir; sıpreyli küçük şişelere tuzlu su koyulur ve maske ağızdan, yüzden çıkarılmadan, dışından o sıprey sıkılarak dezenfekte edilir, eve gidinceye kadar; eve gidince de çamaşır suyu damlatılmış suda bekletilip dezenfekte edilir, kuruduktan sonra tuzlu su sıkılır ve tuzlu suyu sıkmadan kurutulur ve yine kullanılır, ve gün içinde de hiç çıkarmadan dışından düzenli olarak tuzlu su püskürtülüp dezenfekte edilir yani bilim ‘Burada sorun var’ deyip geri dönmez, sorunu çözmeye çalışır yani sorun bilimde değil tıp bilimini meslek edinmiş kişilerde çünkü açık ki maskenin sürekli dezenfektesi konusunda bilgili değiller, ve hem mantıksızlıktan hem de genel kültürsüzlükten kendi eğitim alanları dışına çıkamıyorlar da.

Evet; ‘Dünya sağlık örgütü corona havadan bulaşmaz’ demekle yanılıyor demişdim; şimdi de ‘Sağlıklı kişilerin maske takması gereksiz, yanlış’ demekle yanılıyor. Acaba bunu o örgütteki uzmanlara ülkelerinin siyasi iktidarları mı söyletiyor, ekonomiyi yönetmekteki beceriksizliklerini ve bilimdışılıklarını örtmek, gizlemek için? Yani yoksa o örgütteki uzmanların ülkelerindeki siyasi iktidarlar herkese maske verecek bir başarı içinde yönetmiyorlar mı ülkelerini?

Eldiven konusu ise farklıdır çünkü eldiven takmak heryere, herşeye dokunmak; ağıza, yüze, buruna, kulağa dokunmak hakkı değildir yani teknik açıdan eldiven ile çıplak el arasında fark yoktur yani eller sabunla iyi yıkanırsa sorun kalmaz. Eldiven de dokunulan heryere mikrop bulaştırır çünkü eldivenler bakteri, virüs öldürme özelliğine sahip değiller yani heryere ya da herşeye dokunulacaksa eldiven takmanın anlamı yoktur.

Bence sokağa çıkan herkes maske takmalı ancak maskenin ipinin bile mikropla dolacağını da unutmamalı.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 31.3.20/14.16

30 Mart 2020 Pazartesi

DSÖ BİLİM KURULU SAĞLIK BAKANI VE AKADEMİSYENLER YANILDI BEN HAKLI ÇIKTIM

Eğitim bilgi verebilir ancak cehaleti yani mantıksızlığı yok edemeyebilir ki eğitim felsefe ve mantık öğretmekten yoksun ise bu durum daha da çok olasılık ve olanak kazanır. Bu nedenle ki ilkokuldan, üniversite sona kadar, eğitimin her aşamasında sürekli öğretilmesi gereken üç şey vardır: Felsefe, ahlak ve Türkçe. Ne yazık ki ülkemizde bunların hiçbiri de öğretilmiyor; çünkü felsefe diye felsefe tarihi, ahlak diye dini inanç, Türkçe diye de Türkçe olduğu varsayılan bir dil öğretiliyor; oysa felsefe diye felsefe tarihi değil felsefe bilimi, ahlak diye dini inanç değil zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, insanlığın, medeniliğin, medeniyetin ve akıl-ruh sağlığının en üst aşaması olan bilimsel, felsefel, mantıksal ahlak öğretilmelidir.

Bakın, ülkemizde; 'gavur' denilenlerin Facebook, Twitter, Instagram gibi şeyleri olmasa sosyal(toplumsal) olarak iletişemeyeceğiz bile. Bu mu yani Büyük Türkiye? Ne yapıyor bu ülkedeki siyaset, bilgisayar mühendisileri, üniversiteler ve medya? Oysa ülkemizde en az 200 üniversite var; neye yarıyorlarsa; belli ki işsizlik oranını düşük göstermeye ve bir işe girmeye yarıyorlar yalnızca. Bir ülkede 200 tane üniversite varsa ve o ülkede demokrasi, laiklik, özgürlük, insan hakları, işçi hakları, bilimsellik, düşünür, alim, alime, bilge mumla aranıyorsa, o ülkeyi felsefe-bilim değil siyaset yönetiyorsa o ülkede üniversite yok demektir, yüksek lise var demektir çünkü üniversite demek felsefe, bilim, düşünürlük, alimlik, alimelik, evrensellik demektir; toplumlara ve insanlığa karanlık değil güneş demektir.

Corona konusunda tıp akademisyenleri bile o kadar çok saçmaladılar ki tıp fakültesine gitmedim diye bile sevindim; öyle ki televizyona çıkıp 'Corona havadan bulaşmaz' diyen tıp akademisyeni mi ararsınız, 'Corona hastası değilseniz maske takmayın, yalnızca corona hastasıları maske takmalı' diyen tıp akademisyenini mi ararsınız. Yani düşünün; 'Corona havadan bulaşmıyormuş, sağlıklı insanların maske takmaları gereksizmiş, tıp akademisyenleri televizyonda öyle söylediler, sen onlardan iyi mi bileceksin?' deyip maske takmayan, sokaklarda rahat rahat dolaşan ne kadar insan coronoya yakalanmıştır.

Savım ki gerçek zeka Zeka katsayısı denilen nicel zeka ile değil; bilimsellik ve ahlak üzerine kurulu nitel zeka ile ölçülür. Yani ölçülmekte olan zeka hayvanlarda da olan nicel zekanın bir türüdür; insanda olması gereken zeka değil; bu nedenle ki bilimsellikle ve ahlakla ilgisi olmayan kişiler bile nicel zeka testleri ile yüksek zekalı, üstün zekalı çıkmaktalar oysa nicel zeka olarak 200 olan bir zeka nitel zeka açısından sıfır olabilir. Bu nedenle önerim ki zekanızı hiç ölçtürmeyin çünkü var olan zeka testileri ancak nicel zekayı ölçerler ki o zeka pısikopatlarda(psikopatlarda) ve sosyopatlarda bile yüksek çıkabilir.

Bilim, zeka laboratuvarda, felsefe ve dahilik ise masabaşında çalışır. Bu nedenle ki felsefe bilimden önce gelir ve üstündür. Bu nedenle ki felsefenin gelişmediği ülkeler insancalık açısından bile geri kalırlar; felsefenin egemen olduğu ülkeler dünyayı yönetirler; bir ülkenin çökmesi felsefede çökmesi ile başlar. Bu nedenle ki diktatörlükler gerçekte bilimi değil felsefeyi yok etmeye çalışırlar; bu nedenle ki dünyada mucit sayısı çoktur ancak dahi sayısı azdır.

Dahilik ezberle değil mantıkla olur ancak ne yazık ki ülkemizde genelde üniversite eğitimi ve felsefe eğitimi ezbere verilmektedir; bu nedenle ki ülkemizde ve dünyada düşünür, alim, alime, bilge üretimi çok geridir; öyle ki ülkeleri ve dünyayı felsefe, bilim, düşünürlük, alimlik, alimelik, bilgelik değil, siyaset ve moda yönetmektedir; ve bu nedenle ki dünya, insanlık 21. yüzyılda bile Ortaçağ kafasındadır, demokrasi ve laiklik yarımyamalaktır, ve hiçbir ülkede gerçek din yoktur. Dünyada; felsefe diye felsefe bilimi değil felsefe tarihi, din değil dini inanç, özgürlük değil serbestlik, demokrasi ve laiklik değil nefs öğretilmektedir.

Galile dünyanın yuvarlak olduğunu masabaşında çözdü; Einstein Görelik(Görelilik, Görecelik, İzafiyet) kuramı'nı(teorisini) masabaşında üretti. Gerçek bilimi ve doğru insanlığı, doğru dünyayı, doğru ülkeyi; yapanlar değil düşünenler üretir.

Ülkemizde bir de, Orta Asya'dan gelen 'Yabancı hayranlığı' vardır; yani birşeyi özellikle Abd söylüyorsa hemen inanılır ancak bir Türkiyeli söylüyorsa burunkıvırılır(burun kıvırılır). Bu nedenle ki ille de akıldışı-ahlakdışı Avrupa birliği'ne girmek istenilmekte; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'İlim(Bilim) ve ahlak' ile dünyaya ve insanlığa yön vermek yerine. Bu nedenle ki ülkemizde 'Türkten birşey olmaz; Türk ne anlar bu işlerden; Türk söylemiş, önemli değil' anlayışı yerleştirilmektedir; bu nedenle ki ülkemizde gözler ve eller genelde Batıya, özelde ise Abd'ye açılmış durumdadır; bu nedenle ki, gerçek kurtarıcı, Muhammed'in de, Atatürk'ün dediği gibi bilim ve ahlak iken kurtarıcı olarak Batı, Abd, Ab, Osmanlıcılık, siyaset, özel sektör, moda ve Arabçılık olarak gösterilmektedir.

Ülkemiz siyasi iktidarca hernekadar ekonomide övülse de açık ki felsefede, bilimde ve dahilikte geridir. Bu nedenle ki ülkemizde üniversiteler düşünür, alim, alime, bilge, mucit değil özel sektöre eleman yetiştirir, ve felsefe ve bilim konusunda dünyanın önderi değil Batının sözcüsü durumundadır; örnek ki tıp konusunda genelde Abd, özelde ise Dsö yani Dünya sağlık örgütü ne derse o olur; ve ülkemizdeki tıp akademisyenleri de genelde Abd'nin, özelde Dsö'nün sözcüsü durumundadırlar yani kendi başlarına kuram üretmezler, kendi başlarına çalışma, araştırma yapmazlar.

Hep diyorum; tıp fakültesi okumak yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) gerektirir; bu nedenle ki ülkemizde pekçok tıp fakültesi, tıp akademisyeni ve doktor olmasına karşın aşı, ilaç ve tıp teknolojisi üretimi bakımından tıppa, insanlığa, dünyaya katkı pek olmuyor yani Batıya bağlı bir hazırcılık var. Öyle ki tıp akademisyenleri bile sözlerini 'Ben böyle diyorum' değil 'Abd'nin tıp dergisileri böyle diyor, Abd'li tıpçılar öyle diyor, Dünya sağlık örgütü şöyle diyor' diyorlar.

Evet ülkemizde genelde eğitim, özelde ise üniversite eğitimi, daha özelde ise tıp eğitimi kurukuruya ezbercilik içindedir.

Abd'li bilimcilerin laboratuvarda buldukları ve Maoa geni dedikleri geni ben yalnızca düşünmekle, onlarla hemen hemen aynı tarihte ve onlardan habersiz olarak buldum; 3 boyutlu yazıcı dünyaya tanıtılmadan üç ay önce ben böyle bir yazıcının kuramsal çalışması içindeydim. Dünya sağlık örgütü, Tc sağlık bakanı, televizyonda tıp akademisyenleri 'Corona havada asılı kalmaz, havadan yayılmaz' derlerken ben bunun tersini söyledim, yazdım internette hep; bu konuda yazdığım son yazım, 30.3.2020 tarihinde ve saat 00.39'da internette yayınladığım 'Dünya sağlık örgütü'nden corona konusunda tuhaf açıklama savım' başlıklı yazımdır; bu yazımda da Corona virüslerinin havada kalabileceğini ve hava yolu ile bulaşabileceğini yazdımdı; ve bundan kısa bir süre sonra da Japon bilimciler corona virüsünün havadan bulaşabileceğini, hava ile taşınabileceğini, corona virüsünün havada 20 dakikadan bile çok kalabileceğini ve coronanın bu kadar hızlı yayılmasının nedeninin de bu olduğunu söylediler ki ben de 'Dünya sağlık örgütü'nden corona konusunda tuhaf açıklama savım' adlı yazımdan önceki bazı yazılarımda corona virüslerinin havada 20 dakika kadar kalabileceğini yazmışdım; ve ben üniversitede tıp değil ekonomi okudum, ancak 'Felsefesiz hayat da, felsefesiz bilim de yanlış olur' deyip kendimi ekonomiye değil felsefeye verdim, ve yıllardır da okullarda, üniversitelerde gerçek, doğru felsefenin yani felsefe biliminin değil felsefe tarihinin, felsefe mazisinin, felsefel geyik öğretildiğini ileri sürmekteyim, tıpkı gerçek, doğru din yerine dini inanç öğretildiğini, dünyada henüz gerçek/doğru din olmadığını, özgürlük diye serbestlik öğretildiğini, dünyada henüz gerçek/doğru Türkçenin olmadığını ileri sürdüğüm gibi.

Corona virüsünün havada 20 dakika kalabileceği savı kuşkusuz ki bana ait değil, bu bilgiyi 20 yıl kadar önce, sanırım Pırof(Prof) Sadi Irmak'ın, tıp eğitimi için değil de toplum için yazdığı, sağlık bilgisi türü bir kitapda okumuşdum yani 'Havaya öksürmekle olağan gırip virüsleri havada 20 dakika kalabiliyorlarsa corona virüsleri de neden kalamasın?' diye düşündüm; ancak bunu 21. yüzyılda, 2020 yılında ne yazık ki benden başka söyleyen olmadı; öyle ki televizyonda Bilim kurulu üyesileri, Sağlık bakanı bile coronanın havadan yayılmayacağını söyledi; ve Dünya sağlık örgütü de 'Corona havadan bulaşmaz, yayılmaz' dedi. Benim savım hem o kitaptan öğrendiğim bilgi idi, hem de 'Oda sıpreyi zerrecikleri odaya yayılabiliyorsa ve odanın havasında kalabiliyorlarsa, corona virüsü zerrecikleri de neden yayılmasın?' idi yani mantık yani felsefenin özü idi yani bilgi ile mantığı birleştirdim çünkü bu konuda deney yapma olanağım olanaklı değil yani felsefe ve mantık olmadan gerçeklere ve doğrulara tam ulaşılamaz; bu nedenle ki ekonomist Keynes de 'Her büyük ekonomistin arkasında bir büyük düşünür vardır' demiştir ancak ne yazık ki siyaset ve siyasetçilere felsefeye ve mantık öğretisine sırtdönmüş durumdalar.

Eğitim üniversite okumak üzerine değil düşünür, alim, alime, bilge olmak üzerine kurulu olmalıdır; üniversite özel sektöre eleman yetiştirmek, meslek sahibi-sahibesi, para kazanmak, köşedönmek(köşe dönmek), bir işe girmek üzerine değil düşünür, alim, alime, bilge olmak üzerine kurulu olmalıdır ancak o zaman Türkiye doğru ülke olur, ve dünyanın, insanlığın doğru önderi olur.

Evet; Türkiye'nin de, dünyanın da, insanlığın da 'Yapan insanlar'a da, 'Düşünen insanlar'a da gereksinimi var ancak siyasete, özel sektöre, modaya, akıldışı-ahlakdışı hayata, akıldışı-ahlakdışı mekanlara ve akıldışı-ahlakdışı ünlülere gereksinimi yok.

Evet; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi tek pusula 'Bilim ve ahlak' olmalı. Gerçek, doğru demokrasi de bu nedenle 'Bilim ve ahlak' üzerine kurulu demokrasidir.

Tıp fakültesileri doktor yetiştirmek yani ezbercilik yani meslek öğretmek üzerine değil alim, alime yetiştirmek yani yaratıcılık, dahilik üzerine kurulu olmalıdır. Zaten ülkemizde tıp eğitimi doğru verilse idi doktorların, tıp akademisyenlerinin evlerinde mikroskop olurdu, ve tıp akademisyenlerinin tıp konusunda özel araştırma laboraruvarları olurdu ancak görülmekte ki doktorların yaptıkları tek iş hasta muayene edip reçete yazmak, ameliyat etmek; tıp akademisyenlerinin yaptığı tek şey de Amerikan tıp dergisilerini okumak ve televizyonda anlatmak. Yani hem tıp ile ilgili olan hem de bir mikroskopları bile olmayan bu insanlar nasıl rahat edebiliyorlar anlamıyorum; ben bile doktor ya da tıpçı değilken mikroskop sahibi olmak isterken yani nedir hem bilimle ilgili olmak hem de meraksız olmak?

Ah bir de bu doktorlarda, tıpçılarda, mühendislerde, avukatlarda, hukukçularda, üniversite mezunularında bir kibir var, sormayın; sanki alim, alime olmuşlar. Bakın ben ekonomi okudum ancak felsefeden, tıppa; teknolojiden, edebiyata; hukuktan, dine kadar her konuda ülkeye, topluma, insanlığa, dünyaya yararlı olmak, yardımcı olmak için gecegündüz didiniyorum, üstelik de hiç ücret almadan, hiç çıkar sağlamadan; üniversite demek, üniversite okumak, işte budur.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 31.3.20/06.13

CORONAYA YORGUN ŞEKERLİ VE İÇKİLİ YAKALANMAK DOĞRU OLMAZ

Tüm dünyada genel ve yoğun bir corona hastalığı salgını var, ve bu hastalığın henüz aşısı da, ilaçı(ilacı) da yok.

Bulaşıcı hastalıklara yorgun yakalanmak hiç doğru olmaz çünkü yorgunluk bulaşıcı hastalıklara karşı bedenin bağışıklık sağlamasını ya geciktirir ya önler.

Bu nedenle ki salgın hastalık zamanılarında sıpor(spor), ağır bedensel çalışma gibi şeylerin de yapılmaması doğru ve iyi olur.

Bu nedenle; işçilerin işe gitmeleri de yanlış ve kötü olabilir. Bu nedenle özellikle işçilerin işe gitmeleri yasaklanmalıdır.

Şeker hem beden(vücut) dirençini(direncini) düşürür ve özellikle gırip(grip) türü hastalıklara yakalanmayı kolaylaştırabilir, hem de bedende yanma sonuçu(sonucu) önce enerji, sonra da yorgunluk verir. Bu nedenle; corona salgınında şekerli çayı, şekerli kahveyi çok içmek; şekerli şeyleri çok yemek bedeni yorabileceği için yanlış olabilir. Yani şekerle beden dirençini düşürmemek ve yormamak yararlı olabilir.

Alkollü içki içenler de gribe(gribe) daha kolay yakalanırlar. Alkol de önce enerji verir ancak bedende yandıktan sonra büyük bir yorgunluk, bitkinlik, çökkünlük verir.

Bu nedenle; bulaşıcı hastalıklara dinlenik güçlü bedenle, şekersiz ve alkolsüz olarak yakalanmak bu hastalıklara karşı tedavide başarı olasılığını ve olanağını oldukça arttırabilir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.3.20/14.29

HADİSE AHLAK ÖZGÜRLÜK DİN VE TÜRKLÜK NE DEMEK ÖĞRENMELİ

Ahlak yoz insanların sandığı gibi tabu ya da dini inanç ya da akıldışılık değildir; bu nedenle ki Arabların dahi önderi Muhammed de, Türkiyelilerin dahi önderi Atatürk de ‘Önce ilim(bilim) ve ahlak’ dedi.

Türklük de ‘Ne mutlu Türküm diyene’ demeden önce; Atatürk’ün de dediği gibi ‘ahlak’tır.

Özgürlük de serseriliğin bir türü olan serbestlik hali, keyfilik hali, cehalet hakkı, nefs hakkı, mantıksızlık ve tutarsızlık hakkı, bencillik ve sorumsuzluk hali, ahlaksızlık-utanmazlık-çıplaklık-ahlaka aykırı giyim hakkı değildir.

Çağımızda dünyaya, insanlığa karşı da, Türkiye’ye karşı da, İslam dünyasına karşı da, Türklüğe karşı da, demokrasiye karşı da, laikliğe karşı da, ekonomiye karşı da, medyaya karşı da, sanata karşı da en büyük ve en tehlikeli ajanlık ‘Ahlaka aykırılık yani utanmazlık yani çıplaklık yayımı’dır yani genelde giyimde ahlaka aykırılık, özelde ise çıplaklık ve eşcinselliktir yani bu iki şey ne rastlantıdır ne artniyetsizdir ne özgürlüktür ne demokrasidir; bu durumdaki insanlar farkında olmasalar da.

Arabların dahi önderi Muhammed demek ‘Din ilim(bilim) ve ahlaktır; bilim ve ahlak olmadan din de olmaz’ hadisinin(sözünün) tanımladığı, dediği gibi ‘Bilim ve ahlak’tır; Türkiye Türklerinin dahi önderi Atatürk demek de ‘Hayatta en doğru yol gösterici bilimdir’ ve ‘Ben insanın(sıporcunun/sporcunun) ahlaklısını isterim(severim)’ sözlerinin dediği gibi ‘Bilim ve ahlak’tır. Bunu bilmeyen insanlar ne Muhammedçidir ne Atatürkçüdür; ne Muhammed’i anlamıştır, ne Atatürk’ü anlamıştır.

Bu nedenle; Atatürk ‘Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir’ dediğinde anlattığı sanat ve sanatçı türü ‘Bilimsellik ve ahlak’ içindeki sanat ve sanatçı türüdür yani her sanat türü ve her sanatçı değil. Doğru söz üretmek için önce sözcüklerin, kavramların, terimlerin anlamlarını bilmek gerekir. Sanatçı olmak insanları alim ya da alime yapmaz; alimliğe ve alimeliğe giden yol Muhammed’in de, Atatürk’ün de dediği gibi ‘Bilim’den ve ‘ahlak’tan geçer ancak; barlardan, pavyonlardan, ahlaka aykırı modadan, ahlaka aykırı hayattan değil.

Ülkemiz ne yazık ki ‘Önce ilim(bilim) ve ahlak’ diyen Muhammed’in de, Atatürk’ün de bu sözüne sırtdönmüş yani bilimdışılığı ve ahlakdışılığı yasaklamayıp zinadan eşcinsel evliliğe kadar ahlaka aykırı, dine aykırı herşeyi serbest bırakan siyasetçiler yüzünden ahlakdışı, ahlaka aykırı, dine aykırı, Türklüğe aykırı sözde ünlüler bataklığına dönmekte; etini butunu gösteren, kendini ünlü sanmakta, ve yoz medyaca ‘ünlü’ olarak gösterilmekte. Ve sonra da bu ülkede okullarda bilim, ahlak, din dersi veriliyor bir de yani bu ne perhiz, ne lahana turşusu durumu.

Hem bilime aykırılık, hem de ahlaka, dine aykırılık, hem Türklüğe aykırılık içinde bulunan cehalet, ahlaka aykırı moda ile giyimsel utanmazlık ve nefs içindeki sözde ünlüler yoz siyasetçilerin sağladıkları bu yozluk içinde hem toplum ahlakına olumsuz etki yapmaktalar hem de kendilerini alim, alime, toplumun akıl hocası, insanlığın önderi sanıp toplumu yanlış yönlendirmekteler yani hem cehalet ve ahlaka aykırılık içindeler hem de toplumlara cehalet ve ahlaka aykırılık yaymaktalar ancak buna karşın da ceplerinidoldurabilmekteler(ceplerini doldurabilmekteler), ve ‘ünlü’ diye tanımlanabilmekteler.

Ülkemizdeki; Muhammed’in ve Atatürk’ün ‘Önce bilim ve ahlak’ sözüne aykırı sözde ünlülerden biri olan Hadise adlı biri de kendini Muhammed’in ve Atatürk’ün ‘Önce bilim ve ahlak’ sözü ile eleştirmek, düzeltmek ve onurlandırmak yerine hem ahlaka, dine, Türklüğe aykırı giyimleri ile Muhammed’in ve Atatürk’ün ‘Önce bilim ve ahlak’ öğretisine ve uyarısına aykırı, zıt haline devam etmekte hem de bir de kendini akıl hocası sanıp, gerçeğe aykırı, doğruya aykırı saçmasapan açıklamalar yapmaktadır; ve yozluk içindeki sözde medya da onu ve sözlerini baştaçı etmektedir.

Bu nedenle ki siyasetçilerde de, sanatçılarda da, eğitimde de, ailede de, medyada da, moda da, turizımda da, özel sektörde de, herkeste de önce ‘Bilim ve ahlak’ aranılmalıdır, önce ‘Bilim ve ahlak’ olmalıdır.

Bu sözde sanatçı, sözde ünlü; cehaletin, nefsin, mantıksızlığın, yozluğun sözde ünlüsü ve sözde sanatçısı kişi bir müzik kılibini(klibini) erotik bulanlara demiş ki ‘Erkektir yapar, kadındır susar zihniyetine karşıyım. Bir kadın olarak buna boyun eğmiyorum. Ahlaksızlık sizin kafanızda. Ben klibime verilen ‘erotik’ damgasına katılmam ve izin vermem! Bir kadın bir aşkı anlatan ve yansıtan sahneler çekince ‘erotik’ oluyor ama erkek sanatçılarımız istedikleri gibi kadın mankenler/oyuncularla çektikleri sahneler nedense hiç ama hiç ‘erotik’ kategorisine girmiyor. Ben bir kadın olarak buna boyun eğmek zorunda mıyım? HAYIR. Erkektir yapar, kadındır susar, zihniyetine sonuna kadar karşı çıkıyorum! Maalesef ülkemizde kadın erkek ayrımı 2018 yılında bu kadar yoğun bir şekilde var ise, işimiz zor. Ama ben bir kadın olarak bunun için savaşmaya ve özgürce sanatımı yapmaya ve yaşamaya devam edeceğim.’ demiş.

Açık ki bu yozluk kişisine önce ahlakı ve özgürlüğü öğretmeli çünkü açık ki bunların ne demek olduğunu bilmiyor ya da bilmek istemiyor olmalı.

Ahlak savım ki zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, insan olmanın, insanlığın ve dünyanın en üst nitel aşamasıdır. Yani insanı ‘Konuşan hayvan’ olarak tanımlayan söz insanı nicel olarak tanımlar oysa insanı nitel olarak tanımlamak ancak şöyledir: İnsan ahlaklı hayvandır. Yani, Muhammed’in de, Atatürk’ün de dediği gibi insan ‘bilim/ilim’ ile nicel insan olur ancak ahlak ile ‘nitel insan’ olur. Ve bilim de, ahlak da hem özeleştiridir hem de eleştirilere açıklıktır yani özeleştiri ve eleştirilere açıklık olmadan bilim, ahlak, din, doğru toplum, doğru ülke, doğru devlet, doğru vatan, doğru demokrasi, doğru laiklik, doğru özel hayat, doğru ekonomi, doğru hukuk ve doğru insan olmak olmaz.

Şimdi, bu kadındaki cehalete bakalım:
1- Bu yetişkin insan dişisi diyor ki ‘Erkektir yapar, kadındır susar zihniyetine karşıyım. Bir kadın olarak buna boyun eğmiyorum.’. Öncelikle şu ki ahlakdışı şeyler yapan yetişkin insan erkekleri doğru erkek türünü temsil etmez yani bilimsel ve ahlakçı yani Muhammed’in ve Atatürk’ün tanımladığı yetişkin insan erkeği türü ahlaka aykırı şeyler yapmaz, kafasına göre davranmaz. Yani Hadise’nin tanıdığı yetişkin erkek türü açık ki Muhammed’in ve Atatürk’ün tanımladığı doğru yetişkin erkek türüne aykırı olan, bu yetişkin erkek türü ile ilgisiz bir yetişkin erkek türüdür.
‘Bir kadın bir aşkı anlatan ve yansıtan sahneler çekince ‘erotik’ oluyor ama erkek sanatçılarımız istedikleri gibi kadın mankenler/oyuncularla çektikleri sahneler nedense hiç ama hiç ‘erotik’ kategorisine girmiyor. Ben bir kadın olarak buna boyun eğmek zorunda mıyım? HAYIR.’ demesi de zaten bunu doğruluyor ancak unuttuğu ya da öğrenmediği ya da anlamadığı birşey var: Ahlaksızlık kim yaparsa yapsın ahlaksızlıktır yani ahlak demiyor ki ‘Ahlaksızlığı yetişkin insan erkeği türü yaparsa ahlaksızlık olmaz.’.
2- ‘Bir kadın olarak buna boyun eğmiyorum.’ diyor. Yani buna boyuneğmeyen(boyun eğmeyen) insan bu duruma karşı çıkar, bu duruma uymaz yani ‘Yetişkin insan erkeği türü yapıyor, öyle ise aynısını ben de yaparım’ demez yani örnek ki sigara, içki içen yetişkin insna erkeklerini gösterip sigara ve içki içmez; ortalıkta yarıçıplak yoz yetişkin insan erkeklerini gösterip ortalıkta sütyen-külot gezmez; zina yapan yetişkin insan erkeklerini gösterip zina yapmaz; meyhaneye, bara, pavyona, gece kulübüne giden yetişkin insan erkeklerini gösterip meyhaneye, bara, pavyona, gece kulübüne gitmez yani akıldışılık içindeki yetişkin insan erkeklerini gösterip akıldışılık, ahlakdışılık içindeki yetişkin insan erkeklerini gösterip ahlakdışılık, boks yapan yetişkin insan erkeklerini gösterip boks yapmaz. Yani boyuneğmiyorsa yapmamalı; yapıyorsa boyuneğiyor demektir yani erkek egemenliğine karşı çıkarken erkek egemenliğine koşa koşa giriyor demektir.
3-‘Ahlaksızlık sizin kafanızda.’ demiş. Kuşkusuz ki ahlak bacak arasındadır da, beyindedir de ancak önce ahlaka uygun giyimle, ahlaka aykırı giyim giymemekle başlar. Bu durumda; ahlakı ahlak olarak tanımlamak da, ahlaka aykırılığı ahlaka aykırılık olarak tanımlamak da beyinde olur. Yani ahlaka aykırılığa ahlaka aykırılık demek kuşkusuz ki beyinin işidir. Tuhaflığa bakar mısınız; işlerine gelince ‘Ahlak bacak arasında değil beyinde olur’ diyor, işlerine gelmeyince de ‘Ahlaksızlık sizin kafanızda’ diyorlar! Öteyandan; ‘Ahlaksızlık sizin kafanızda’ demek ahlaksızlık ancak bedenle, vücutla olur demek ki bu da zaten ‘Ahlak bacak arasında olmaz’ savını yanlışlar, ‘Ahlak bacak arasında da olur’ savını doğrular.
4- ‘Ben klibime verilen ‘erotik’ damgasına katılmam ve izin vermem.’ demiş. İnsanlar erotikten anlamayacak kadar aptallar değiller. Zaten internet Hadise’nin cinsel sunumlu fotoğrafları ve kıliplerini içermekte değil mi? Yani internette Hadise ile ne haber görsem yanında yarıçıplak bir fotoğrafı var.
5- ‘Erkektir yapar, kadındır susar, zihniyetine sonuna kadar karşı çıkıyorum.’ diyor yani ahlak, sanatçılık ve özel hayat konusunda ‘Önce bilim ve ahlak’ diyen Muhammed’i ve Atatürk’ü değil ahlakdışılık, utanmazlık, yozluk içindeki yetişkin insan erkeği türünü örnek almış. Ahlakta, dinde ‘Erkektir yapar, kadın susar’ diye birşey yok. Bilime aykırılık da, ahlaka aykırılık da herkes için yanlıştır; ahlak ayrımcılık yapmaz; 5×5 nasıl ki herkes için 25 ise ahlak da bilim ve doğruluk olduğu için herkes için aynıdır.
6- ‘Maalesef ülkemizde kadın erkek ayrımı 2018 yılında bu kadar yoğun bir şekilde var ise, işimiz zor. Ama ben bir kadın olarak bunun için savaşmaya ve Maalesef ülkemizde kadın erkek ayrımı 2018 yılında bu kadar yoğun bir şekilde var ise, işimiz zor. Ama ben bir kadın olarak bunun için savaşmaya ve özgürce sanatımı yapmaya ve yaşamaya devam edeceğim.’ demiş. Ülkemizdeki kadın-erkek ayırımını kaldırmaya açık ki akıldışı-ahlakdışı yetişkin insan erkeğinin yaptığı şeyleri yapmak olarak anlamış ve seçmiş.
7- ‘Maalesef ülkemizde kadın erkek ayrımı 2018 yılında bu kadar yoğun bir şekilde var ise, işimiz zor. Ama ben bir kadın olarak bunun için savaşmaya ve özgürce sanatımı yapmaya ve yaşamaya devam edeceğim.’ demiş. Belli ki ahlakın tanımını bilmediği gibi özgürlüğün de tanımını bilmiyor çünkü insan açısından, insanlar için ‘özgürlük’ demek ‘Bilime ve ahlaka uygun şeyler yapmak ve özü bilime ve ahlaka uygun var etmek, üretmek’ demektir yani insan ve insanlar için özgürlük hayvanlar için olan özgürlükten nitel farklı ve nitel olarak üstün birşeydir örnek ki aslanı kafese koymak özgürlüğünü yok etmektir çünkü onun özgürlüğüne yani özüne doğa dahildir, kafes değil ancak insanı insan yapan şey doğa değildir, Muhammed’in ve Atatürk’ün de dediği gibi ‘Bilim ve ahlak’tır yani örnek ki aslanı bilim ve ahlak sınavından geçiremeyiz ancak insan bu sınavdan geçmek zorundadır ki okullar, eğitim ve sınavlar bu nedenle var. Yani Hadise ve benzerileri anlamalı ki bilimsellik ve ahlakçılık olmadan özgürlük de olmaz, doğru insan olmak da olmaz, doğru sanat da olmaz, doğru demokrasi de olmaz, doğru laiklik de olmaz, özgür hayat da olmaz, özgür sanat da olmaz.

Yani tepedentırnağa(tepeden tırnağa) mantıksızlık, tutarsızlık, saçmalık, akıldışılık, bilimdışılık, ahlaka aykırılık içeren sözler; ve bu sözlerin sığınağı içinde kendine sanatçı, ünlü diyen ve denilen biri.

Bilimdışılık ve ahlakdışılık içine atılmış zavallı ülke; siyasetçileri, kapitalistleri, ahlaka aykırı medyayı, ahlaka aykırı ünlüleri değil, Muhammed’i ve Atatürk’ü dinle de öze ve özgürlüğe dön artık.

Ey Hadise; sana ‘ünlü’, ‘sanatçı’ diyen Muhammed’i de, Atatürk’ü de, felsefeyi de, bilimi de, ahlakı da, dini de, özgürlüğü de bilmiyor demektir. Sana ben asla sanatçı demem; sanatçı demek, Atatürk’ün de dediği gibi bilim ve ahlak içinde olmakla insanlara, topluma, insanlığa, doğru örnek olan insandır. Aşık Veysel sanatçı ancak sen sanatçı değilsin; bilime ve ahlaka göre; ve Muhammed’e ve Atatürk’e göre durum böyle; cehalet, nefs, utanmazlık, ahlakdışılık, bilimdışılık, yozluk ne derse desin.

Seni çıkaran Tv kanalıları da, seni övenler de, baştaçı edenler de farkında değiller ki insanlığa, İslam dünyasına ve Türkiye’ye saldırı içinde olan, küresel ve derin, bilimdışı ve ahlakdışı bir merkezin ajanlığını yapmaktalar.

Yani ‘Doğru sanat’ ve ‘Doğru sanatçılık’ seni ve benzerlerini sevmemekten geçiyor; Muhammed’in ve Atatürk’ün de dediği gibi ‘Bilim’ ve ahlak’tan geçiyor.

Evet; Hadise ve benzerleri önce ahlak, özgürlük, din ve Türklük ne demek öğrenmeli; sonra sanata başlamalı.

Gün gelecek tüm ülkeler, tüm dünya bilim ve ahlak üzerine kurulacak. Bu dünya cehalete ve ahlakdışılığa kalmaz.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.3.20/14.26

29 Mart 2020 Pazar

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ'NDEN CORONA KONUSUNDA TUHAF AÇIKLAMA SAVIM

Hep derim; tıp fakültesini de, mühendislik fakültesini de kazanmak ve bitirmek yüksek zeka işi değil yüksek bellek(hafıza) işidir. Bu nedenle ki ülkemizde bunca tıp fakültesi ve bunca tıp mezunu olmasına karşın ülkemizde ilaç ve aşı icadı geridir; ülkemizde bunca mühendislik fakültesi ve mühendis olmasına karşın ülkemizde mucit, icat sayısı oldukça azdır çünkü tıp mezunularının temel amaçı bir hastahaneye girip maaş almak; mühendislik mezunularının temel amaçı da bir şirkete ya da kamu kurumuna, kuruluşuna girip maaş almaktır. Örnek ki televizyona çıkıp çıkıp boygösteren(boy gösteren) tıp akademisyenilerinin kaçının evinde mikroskop var?

Corona salgını yalnızca toplumlardaki açık cehaleti göstermedi, akademisyenlerdeki felsefe ve mantık eğitimi eksikliğine dayalı gizli cehaleti de ortaya çıkardı. Örnek ki tıp akademisyenleri, sağlık uzmanıları televizyonda 'Maskeleri tüm gün kullanmak yanlıştır, değiştirin' falan diyorlar ancak hiçbiri demiyor ki 'Maskeleri dört saat kullanımda bir çamaşır suyu ya da tuzlu ile ya da sirke ile dezenfekte edin'. Millet parayı sokaktan topluyor ya; bir maske 10-20 Tl ise aylık gideri düşünün. Gerçek ki tıp bilimi değil de bilimciler hayattan oldukça uzaktalar. Nasılsa maskeler bedava ya da asgari ücret 5.000 Tl ve ülkede hiç yoksul, işsiz yok ya; at hemen.

Türkçesi ile 'Dünya sağlık örgütü' demiş ki 'Corona hava yolu ile taşınamaz çünkü öksürük, hapşırık damlacıkları havada kalamayacak kadar ağırlar, bu nedenle hemen yere düşerler'miş.

Oysa medya 'Laboratuvar ortamında öksürme ile havaya saçılan damlacıklardaki corona virüsleri havada bir süre kalabilirler' diyen akademisyenler, uzmanlar ile dolu.

Geçenlerde de bir akademisyen kolera virüsü gibi virüslerin havada kalabildiğini söylüyordu. Demek ki virüsler havada kalabiliyorlar.

Damlacıklar havada kalamayacak kadar ağırmış.

Demek ki işimiz öksürük damlacıklarının ağırlıklarına kalmış!

Yani, Dünya sağlık örgütü deneyler yapmış da mı böyle diyor yoksa mantık yürütüp de mi?

Peki, her insanın öksürüğü aynı güçle, aynı hızla, aynı alanla mı çevreye yayılmakta?

Peki ya her damlacık aynı ağırlıkta mı?

Corona virüsü havada kalamıyor ise neden sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ya da karantina ilan ediliyor?

Oda sıpreyi(spreyi) havada kalmıyor mu?

Özellikle; havaların ısınmaya başladığı mevsimde ve havanın sıcak olduğu mevsimde topraktan, yerden havaya doğru bir hava hareketi olur.

Dünya sağlık örgütü 'Corona virüsü hava yolu ile taşınamaz' demiş. Yani ne demek bu? Bizim dediğimiz şey 'taşınmak' değil 'havada kalmak'. Yani örnek ki 100 kiloluk bir insan tüm gücüyle havaya öksürse ağızından çıkan sıvı zerreciklere ne kadarlık bir alana yayılırlar ve ne kadar süre sonra yere düşerler? Yani 'Hemen yere düşerler' demek fiziğe aykırı zaten çünkü en azından birkaç saniye geçmesi gerekir.

Peki, bir odaya sıkılan oda sıpreyinin(spreyinin) zerrecikleri hemen yere düşüyorlar mı yoksa odanın heryerine dağılıyorlar, yayılıyorlar mı ki onların içlerinde su da var? Dünya sağlık örgütü'nün savına göre; bir odaya sıkılan oda sıpreyinin damlacıklarının odaya yayılmak yerine hemen yere düşmeleri gerekir.

Peki bir insanın sırtına öksüren bir corona hastasının ağızından çıkan zerrecikler o insanın giysisinin sırtında kilometrelerce bile uzaklara gidemezler mi?

Dünya sağlık örgütü'nün 'Corona virüsüleri havada kalmaz, hemen yere düşer' diyebilmesi için fizik bilimcisilerine sorması gerekir yani bu yalnızca tıp kafası ile olmaz; üstelik de tıp fakültesileri felsefe ve mantık eğitiminden yoksun iseler.

Yani nedir bu Dünya sağlık örgütü'ndeki ve bazı akademisyenlerdeki ferahlık?

Salgın hastalıklarda toplumlara ferahlık, rahatlık vermek yanlıştır çünkü hastalıkların bilinmeyen özellikleri olabilir ya da açığa çıkabilir yani salgın hastalıklarda bilim ve insanlık adına herşeyin en kötüsü düşünülmelidir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.3.20/00.39

CORONA VE SPOR

Bedensel toplumlar ve bedensel insanlar özgüveni, mutluluğu, huzuru, güçlü olmayı genelde bedende, özelde ise kasta aramak takıntısı, saplantısı içindedirler çünkü bedenin köleliliği altındadırlar.

Corona salgını hem toplumların cehalet içinde olduklarını, hem temiz olmadıklarını da, hem de ülkelerin ekonomide-bilimde-teknolojide-insanlıkta gerçekte ne kadar geri olduklarını da gösterdi ancak akademisyenlerin televizyonda birbirlerine düşmeleri de özelde akademisyenlerdeki, genelde ise üniversite eğitimindeki felsefe ve mantık eksikliğini de gösterdi.

Öyle ki coronayı olağan gıriple(griple) bir tutan, coronadan korkulmaması gerektiğini söyleyen akademisyenler de, coronaya karşı bilmem ne çorbası öneren akademisyenler de gördük.

Bir de coronaya karşı bedenin bağışıklığını geliştirmek için sıpor(spor), cimnastik, egzersiz, yoga yapılmasını öneren akademisyenler ve uzmanlar da gördük.

Felsefeyi ve mantığı küçümsemek; yalnızca uzmanlığın arkasına saklanmak yanlış ve zararlı birşey durumuna gelebilir.

Şöyle ki olağan zamanlarda sıpor, cimnastik, egzersiz, yoga gibi şeyler bedensel bağışıklığın güçlenmesini sağlayabilirler ancak bulaşıcı hastalık salgınında bedeni yormak oldukça tehlikeli olabilir çünkü eğer hastalık kapılmışsa yani bedene virüsler ya da bakteriler girmişse bedeni yormak bunlara karşı bedenin bağışıklığın geç gelişmesine ya da hiç gelişmemesine neden olabilir ki bir de insanlar hastalık kaptıklarını bilmiyorlarsa durum daha da kötüleşebilir. Yani bulaşıcı hastalık salgınlarında olsun, aşı olduktan sonra olsun, antibiyotik kullanırken olsun, olağan bir gıripte de olsun; bedeni yormamak, dinlenmek, sakinlik ve huzur içinde olmak hastalığa karşı bağışıklığın hem gerçekleşmesini hem de daha hızlı gerçekleşmesini sağlayabilir.

Yani bulaşıcı hastalık salgınında; insanlar hasta olup olmadıklarını bilmedikleri için, insanlara bedensel etkinlikler önermek yanlıştır; tedavi altında iseler de zaten yanlıştır.

Bu durum da zaten coronanın sıporcularda da yaygınlaşması ile açıktır.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.1.20/00.36

GÜMÜŞLÜ SU YAPIMI VE GÜMÜŞLÜ SUYUN FARKI

1 gram gümüşten kilometre tel çekilebilirmiş. Bence insanlar kulak çekmek ya da kafa çekme yerine gümüş çekseler demekki(demek ki) daha kazançlı olacaklar çünkü ne kadar çekersen çek hiçbir kulak ya da kafa 2 kilometre uzamaz.

Gümüş arı peteklerinin olağan üstü ya da olağan dışı bir iradenin, becerinin, başarının, zekanın ürünü ya da sonucu ya da belirtisi olmadığının, evrendeki herşeyin rastlantı olduğunun da, evrenin doğruluğunun da nesnel, evrensel ve kalıcı kanıtıdır ve anıtıdır çünkü elektirik(elektrik) yediğinde arı petek gibi altıgen olarak biçimlenir ve yaşlılığın gerçekliklerinden biridir de ve yağmur yağdırmakta da kullanılır yani evrenin anahtarlarından biridir.

Fiyatını yüksek tutup rant sağlamak için takı yapımı gibi ıvırzıvır şeylerde kullanıldığını tümümüz biliyoruz.

Ayrıca mikrop öldürücüdür, iltihap kurutucudur; bu neden ile yara ve yanık merhemlerinde de kullanılır. Diş sağlığında dolgu olarak ve diş kaplamasında hava atmak ya da zenginlik gösterme aracı olarak da kullanılır. Bu nedenle faşizim(faşizim) dönemlerinde ortalıkda(ortalıkta) görünmemeleri gerekenlerden birileri de ağızlarında gümüş, altın dolgular ve dişler olanlardır.

Röntgen, fotoğraf filimlerinde(filmlerinde) de kullanılır. Bu nedenle bunların kullanılmışlarını toplayanlar vardır. Eletronik araçlarda da kullanılır; cep telefonu, bilgisayar falan. Bazı aynalarda kullanılır.

Yiyeceklerde renklendirici olarak da kullanılıyor.

Kurbanlarına özel saygı duyan bazı seri katiller de; hayalleri ve korkuları gümüş kaplı kişiler de görülen vampirlere, zombilere inananlar da kurşun yapımında ya da kaplamasında da kullanır.

Ve daha birçok yerde kullanılır.

Bir kullanım yeri daha var: Deniz suyundan içme suyu yapımında.

Migrene ve mide bulantılarına karşı da etkisi varmış.

Evde gümüşlü su yapımı için bugüne kadar önerilen yöntemler pahalı idi çünkü gümüş kap kullanmayı öneriyorlardı. Ben size; evde ucuz yoldan gümüşlü su yapımını ve gümüşlü suyun farkını öğreteceğim.

Evet; bu yöntem ile artık herkes gümüşlü su yapabilir ve içebilir. Nasıl mı? Su sürahimize, iyice yıkayıp bir tane gümüş bilezik koyacağız.

Gümüşün etkisini görmek için şu deneyi yapdım(yaptım), herkes de yapabilir: İçi kaynamış su dolu bir sürahi ile içi kaynamış su dolu ve içine bir tane gümüş bilezik konulmuş sürahiyi yan yana koydum. Bir ay sonra gördüm ki içinde gümüş bilezik olmayan sürahinin dibinde yeşil yeşil yosunlar oluşmuş ancak içinde gümüş bilezik olan sürahide böyle birşey hiç mi hiç oluşmamış.

Ancak; gelelim şimdi kazın ayağına. İnternetde her ne kadar, gümüşün hiçbir zararı olmadığı söyleniyor ise Missouri University'den doçent Zhiqang Hu, 2008 yılında; nano gümüş parçacıkları ya da gümüşün nano parçacıklarının zararlı bakterilerin yanında yararlı bakterileri de öldürdüğünü ve bu nedenle insan sağlığına yararının yanında çok zararı da olduğunu öne sürdü ve bu savını araştırması için WERF'den 150 bin Dolar(dolar) yardım aldı idi. Bu deneyim; onun bu savını da bir açıdan doğrulamış oluyor çünkü sudaki yosunlara hayat hakkı tanımayan gümüş acaba bağırsaklardaki yararlı bakterilere ve kandaki, organlardaki yararlı hücrelere neler yapmaz? Örneğin; Çölyak Hastalığı'na yol açabilir.

Bu açıdan bu deneyim ayrıca; gümüşün zararlarını ortaya çıkaran bir deneydir de ve ders kitaplarında, biyolojide, tıbda(tıpta), kimyada yerini almalıdır, diye düşünüyorum.

Yani artık hiçimse ?Gümüşün sağlığa zararı yoktur'demesin ve böyle bilgiler internetde yer almasın. Gümüşün sağlığa zararlı olmadığı savı artık yalnızca bir feodal efsanedir.

Burada ana sorun; sürahideki gümüş bileziğin suya nano parçacıklar salıp salmadığıdır. Bunu da gümüş bileziği uzun bir süre saf suya koyup sonra da ohmmetre ile elektriği iletip iletmediğini ölçmektir. Çünkü gerçek saf su ki bunu ohmmetre ile anlayabiliriz; iletken değildir, elektiriği geçirmez, iletmez. Sürahideki su; elektriği iletmeye başlamış ise bu ohmmetrede görülür ve gümüşün suya nano parçacıklar saldığı yönünde kesinli değilse de araştırılması yönünde kuşku verir.

Sanılır ki felsefe lafazanlıktır, bir tür geyik muhabbetidir, boşmuhabbettir, kafa şişirmektir, insanları kandırmaktır, gevezeliktir ve felsefeciler, filozoflar boşboş oturup kuru laklak yaparlar.

Bence doğru olanı; içinde gümüş bilezik olan sudan hergün değil örneğin haftada bir bardak falan içmektir; konu aydınlığa kavuşuncaya kadar.

Yani cevizi de çok yememekde yarar görüyorum.

Yani en azından akılınızda(aklınızda) olsun; gümüş sağlığa zararlı değildir, diye birşey yok.

Evet; yararları da var, zararları da. Yararlarını kullanıp zararlarından uzak durmak gerekli.

Şu paranın birazını bize verseler de biz de araştırmalar yapsak! Elin elektronik mikroskopu var, bizim sıradan mikroskopumuz bile yok! Herşeyi mantığımız ve basit araçlar ile çözmeye çalışıyoruz.

Fotoğraf: İçinde yosun oluşmamış gümüş bilezikli su.


Necdet Gürçiftçi
Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir Türk-Türkiye bilgesi
İnternetde yayın zamanı: 9 nisan 2013/09.32




28 Mart 2020 Cumartesi

CORONANIN BAYANLARDA DAHA AZ GÖRÜLMESİNİN NEDENİ ÇAMAŞIR SUYU MU?

Felsefe gerçeğe, doğruya, amaça(amaca) ulaşmak için sözcükleri yani sözcüklerin yazılış biçimlerini ve anlamlarını da kullanır çünkü gerçeklere ya da doğrulara doğrudan ulaşmak herzaman da, herkes için de olanaklı olmayabilir.

Coronanın bayanlarda yani yetişkin insan dişisinde baylarda yani yetişkin insan dişisine göre daha az görüldüğü ileri sürülüyor.

Bunun nedeni olarak da sigara içme oranının yetişkin insan dişisi kitlesinde yetişkin insan erkeği kitlesine göre düşük olması gösterilmekte ki sigarayı tutan parmakların dudaklara değmesi ile corona virüsünün ağızdan içeri girdiği düşünülmekte.

Ancak bunun nedeni yetişkin insan dişisi kitlesinin çamaşır suyu ile daha çok birlikte olması olabilir.

Buna kanıt olarak da corona hastalığına karşı etkin bir ilaç olduğu ileri sürülen chlorokin(klorokin) adlı ilaç.

Chlorokin yani chlor+kinin.

Chlorokin maddesinin yapısında chlor yani kılor(klor) var. Çamaşır suyunda da kılor var.

Kılor çok iyi dezenfektandır yani bedene(vücuda) verilebilse bedendeki tüm bakterileri ve virüsleri öldürebilir ancak kuşkusuz ki bedendeki yararlı bakterileri de öldürür ki bu da bağışıklığı azaltabilir ya da yok edebilir, öyle ki kansere de neden olabilir.

Kinin de sıtma ateşi dahil çok iyi bir ateş düşürücüdür, öyle ki eskiden Gripin'de de vardı ancak Türkiye'de sıtma yok olunca içinden kaldırıldı.

Yani Klorokin=Chlorokin=Chlor+Kinin olmalı.

Çamaşır suyunu İzmirliler 'Klorak' olarak öğrendi ilk önce.

Anlaşılan ki birileri kloru bedene zarar vermeyecek biçime getirmiş ve kinin ile birleştirmiş olmalı.

Bu açıdan düşünüce; yetişkin insan dişisinde yetişkin insan erkeğine göre coronanın daha az görülmesinin nedeni sigara değil de yetişkin insan dişisinin temizlik işilerinde çamaşır suyusuz yapamaması olabilir.

Belki de yetişkin insan dişisinde coronanın daha az görülmesinin nedeni yetişkin insan dişisinin temizlik sırasında çamaşır suyu buharını solumak zorunda kalması olabilir; bunun araştırılmasını öneririm.

Bu arada; yanlışlıkla çamaşır suyu içilmesi durumunda hemen süt içilmeli ve ambulans çağırılmalıdır.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.3.20/00.42

TELEVİZYONA ÇIKAN HERKES MASKE TAKMALI ÖNERİM

Coronaya karşı ille de sokağa çıkma yasağı gerektiğini düşünmüyorum ki bu konuda dün internette 'Coronaya karşı sokağa çıkma yasaksız savaş önerim' adlı yazımı yayınladım.

Bunun için de öncelikle maske takılması zorunludur.

Bu nedenle; televizyonlardaki sunucuların televizyona maske ile çıkmalarını öneriyorum ki bu konuda toplumda bilinçlenme, örneklik ve eğilim oluşabilsin.

Bunun yanında; bir de televizyona çıkarılan konuklara da maske taktırılırsa daha iyi olur.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.3.20/00.50

27 Mart 2020 Cuma

AKP'Cİ YENİ AKİT KAFASI VE MERAL AKŞENER'DE YENİ AKİT KAFASI SAVIM

Akp’ci, merdivenaltı medyadan Yeni akit gazetesi corona salgınında ölenleri şehid ilan etmiş. Gerekçesi ya da dayanağı da ‘Allah yolunda canını feda eden bir Müslümana şehid denir’, ve ‘Vebadan ölenler şehidtir’ hadisi.

Dini tanımlayan, ‘Din ilimdir(bilimdir), ahlaktır, utanmaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, adilliktir, tarafsızlıktır, güvenilirliktir, medeniliktir, nefssizliktir, inzivadır’ diyen Din hadisileri’ne aykırı Yeni akit gazetesi de kendini dinli sanıp yani Allah yolunda sanıp şehidlik fetvası vermeye başlamış görünmekte.

‘Allah yolunda olmak’ nedir? Muhammed bunu, dini tanımlayan Din hadisileri olarak tanımladığın hadislerle açıkça belirtmiştir. Dahi Muhammed diyor ki ‘Din ilimdir(bilimdir) ve ahlaktır; ilim ve ahlak yoksa din de olmaz’. Yani Muhammed diyor ki ‘Müslüman ya da dinli olmak ancak ilim ve ahlak içinde olmak ile olur’. Yeni akit’e bakıyoruz; ne ilim ile ilgisi var ne ahlak ile çünkü Akp yandaşı yani tarafsız değil yani güvenilir değil çünkü ilime ahlaka tarafsızlık, dürüstlük, güvenilirlik de dahildir. Yani; Yeni akit Din hadisileri’ne uygun değil ki Allah yolunda, din yolunda, İslam yolunda, Müslüman, dinli olsun. Dine giden yol Akp’den ya da siyasetten ya da yandaşlıktan değil Din hadisileri’nden geçer.

Yani; Dini tanımlayan Din hadisileri’nin ‘D’sinden bile uzak; Din hadisileri’nden yani İslamiyet’in özünden ve amaçından(amacından) Yeni akit gazetesi coronadan ölen Müslümanları şehid ilan etmiş. Peki, coronadan ölenler Din hadisileri’ne uygun kişiler mi? Yani; Din hadisileri’ne aykırı olanlar Din hadisileri’ne aykırı olanları nasıl, şehid ilan edebilir; bu durum Din hadisileri’ne yani dine yani İslamiyet’e aykırıdır.

İyi parti başkanı Meral Akşener de durmuşdurmuş(durmuş durmuş), coronaya karşı bilimsel birşey üretememiş olmalı ki ‘Corona virüsten ölen sağlık çalışanları şehid ilan edilsin’ demiş.

Sanıyor olmalı ki İslamiyet dini inançında(inancında) şehidlik ‘ilan edilen’ birşey, ve bir siyasi partice yani siyasetçe ilan edilebilen birşey.

Meral Akşener önce şunu bilmeli ki din siyasete karşıdır çünkü siyasetin amaçı dini tanımlayan Din hadisileri’nin amaçlarını gerçekleştirmek değildir, Din hadisileri’nin yani dinin savunduğu ‘tarafsızlık’ erdemine zıt birşeydir çünkü siyaset demek siyasi parti yandaşı olmaktır, ve siyasi parti demek bilim demek değildir oysa Din hadisileri ‘Din ilimdir(bilimdir), ilim yoksa din de yoktur’ diyor.

Siyaset bilime yakın birşey değil hükümdarlığa yakın birşeydir, ve Din hadisileri de ‘Sultanlarla düşüpkalkan(düşüp kalkan) alimler de hırsızdır’ hadisi ve ‘Kim insanların kalbini kazanmak için güzel konuşmayı öğrenirse Allah kıyamette onun hiçbirşeyini kabul etmez’ hadisi ile kötülüyor ve dışlıyor ki siyaset hem ‘Toplumu etkilemek için’ doğru konuşmak değil ‘güzel konuşmak’tır hem de hükümdarlığın bir uzantısıdır ki öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanlarını Akp de, Mhp de, İyi parti de, benzerleri de baştaçı etmektedir zaten.

Öteyandan; hadisler bundan 1400 yıl önce söylenilmiş sözlerdir. O zamanlar Muhammed’in Arabistan’ında ne akıldışı-ahlakdışı moda serbestti, ne bikinili/mayolu pılajlar(plajlar) serbestti, ne barlar-pavyonlar-gece kulübüleri-sıtriptiz kulübüleri-diskotekler-genelevler-bay-bayan karışık masaj salonuları serbestti; ne zina, eşcinsel evlilik, eşcinsellik serbestti; ne ahlakdışı, medyaya çıplak, ahlakdışı pozlar veren ahlakdışı ünlüler vardı, ne siyaset vardı; Muhammed’in yanındaki insanlar dini tanımlayan Din hadisileri’ne uygun kişilerdi yani Muhammed’in şehid dediği kişiler Din hadisileri’ne aykırı olmayan kişilerdi, ve Muhammed’in ülkesi Din hadisileri’ne aykırı olmayan biryerdi. Yani Muhammed’in söylediği sözler Türkiye için geçerli değildir.

Yani; Din hadisileri’ne aykırı Akp mi şehid ilan edecek yoksa akıldışı-ahlakdışı modaya, ahlakdışı turizıma, zinaya, eşcinsel evliliğe, eşcinselliğe, barlara, pavyonlara, sıtriptiz kulübülerine, gece kulübülerine izin vermiş devlet mi ya da Din hadisileri’ne aykırılık içindeki; siyasi iktidarın yani siyasetin yani adı Din hadisileri’ne aykırılık içindeki bir siyasi partinin kankası durumundaki, Din hadisileri’ne aykırılık içindeki siyasetçilerle, üstelik de Osmanlı hanedanlığı’nı baştaçı etmiş siyasetçilerle cami açan Diyanet mi şehid ilan edecek?

Yani; hani Jesus(İsa) demiş ya, ‘İçinizde en günahsız kim ise ilk taşı o atsın’ diye; içinizde kim dini tanımlayan Din hadisileri’ne uygun ise şehidliği de o ilan etsin.

Muhammed örnek ki ‘Şu insanlar şehidtir’ dediğinde; o insanlar ve Arabistan din hadisileri’ne aykırı olmayan, Din hadisileri’ne uygun idi. Yani örnek ki Muhammed ‘Sıtma gibi ateşli hastalıktan ölenler şehidtir’ dediğinde tanımladığı kişiler Din hadisileri’ne aykırı olmayan, Din hadisileri’ne uygun kişiler idi yani herkes değil.

İslamiyet dini inançına göre; şehid olmanın ilk koşulu ‘Müslüman’ olmaktır; yani insanların da, içinde yaşanılmakta olan yani savunulmakta olan devletin de Müslümanlığıdır. Dini tanımlayan Din hadisileri de diyor ki ‘Din ilim(bilim) ve ahlaktır; ilim ve ahlak yoksa din de olmaz’, yani ‘İlimden ve ahlaktan uzak insan da, devlet de, ülke de dinli olmaz’. Ve ülkenin haline bakın; ve buna bir de devlet, siyasi iktidarlar, siyasetçiler izin vermekte.

İslamiyet dini inançına göre kimin şehid olup olmadığına ancak Allah karar verir, kimin şehid olup olmadığını ancak Allah bilir; Muhammed de kimin şehid olup olmadığı konusunda karar verebilirdi çünkü Muhammed Din hadisileri’ne uygun bir kişi idi, ve yanındaki kişiler de öyle idi, ülkesi de öyle idi ancak bir de Türkiye’nin haline bakın; biryanda pılajlar yani çıplaklık yani utanmazlık yani ahlaka yani dine aykırılık, biryanda genelevler, biryanda barlar, biryanda zina ve eşcinsellik serbestliği.

Demek ki Din hadisileri’ne göre; Din hadisileri’ne aykırı insan şehid olmaz çünkü dinli olmaz; ve Din hadisileri’ne aykırı devletler de, Din hadisileri’ne aykırı hükümdarlar da, siyasetçiler de şehidlik ilan edemez; Din hadisileri’ne aykırı bir devleti, ülkeyi savunan insanlar da şehid olmaz yani ne ahlakdışı modaya, ahlakdışı pılajlara, ahlakdışı mekanlara, ahlakdışı hayata izin veren devlet ya da siyasetçiler şehidlik ilan edebilirler ne de bunlara izin veren bir devleti ya da siyasi partiyi savunan insanlar şehid olabilir.

Yani hanginiz Muhammed seviyesinde insan ki şehidliğe karar vereceksiniz? Ey siyasetçiler; siz Din hadisileri’ne uygun kişiler misiniz ki şehidliğe karar vereceksiniz?

Şehidlik siyasetçilerin değil Allah’ın bildiği bir konudur.

Din hadisileri’ne göre kuşkusuz ki ya da açık ki Din hadisileri’ne aykırı iseniz sizin şehid saydıklarınızı Allah, İslamiyet şehid saymayacaktır.

Din hadisileri diyor ki ‘Peygamberlerin varisleri alimlerdir’; siyaset de, siyasetçiler de alimlik değildir, ve Din hadisileri’ne aykırılıktır.

Yani ne diyor; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanlarını baştaçı etmiş İyi parti; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanlarını baştaçı etmiş Akp’ye ‘şehidlik ilan etsene’ diyor. Sanki Din hadisileri’ne uyup Allah’ın sevgili, değerli, önemli kulları olmuşlar.

Müslümanların amaçı şehid olmak değil önce Din hadisileri’ne uymak olmak olmalıdır; kimin şehid olup olmadığına da sonra ancak Allah karar verir ancak Din hadisileri’ne göre bilinmeli ki Din hadisileri’ne aykırı insanlar da, Din hadisileri’ne aykırı devletleri savunanlar da asla şehid olmazlar.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.3.20/07.42

65 YAŞ VE ÜSTÜ KİŞİLERE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI CORONADAN ÖLÜM SAYISINI GİZLEMEK İÇİN Mİ?

Japonya'da yaşlılara 'Ölmekte acele edin artık' diyen maliye bakanı gördük. Bilgi ve deneyim(tecrübe) eğitimli yaşlılarda daha çok olmasına, insanca bir dünya eğitimli yaşlılar ile sağlanabilecek olmasına karşın akıldışı, bilimdışı, insanlıkdışı, vicdandışı ya da mantıkdışı ya da dünyaya paracı, maddiyatçı gözle bakan birileri yaşlılara takmış durumda belliki(belli ki).

Dünyada, güvenilemeyecek iki ülke vardır: 1- Siyasetçiler ile yönetilen ülkeler, 2- Diktatörlükle yönetilen ülkeler.

Türkiye'de, corona salgınına karşı savaş kapsamından olarak yalnızca 65 yaş ve üstü kişilere sokağa çıkma yasağı uygulanmakta oysa onlar bu salgının yayıcıları değil en önemli mağdurları ve mağdureleri.

İlk bakışta, onların sağlıklarını koruyup hem hastahanelerin erken dolmasını hem de sağlık giderlerini düşük tutmak gibi amaçlar düşünülebilir ancak olasılık olarak da şu durum var: Acaba 65 yaş ve üstü kişilerin, hasta iseler evlerinde ölmelerini sağlayıp, 'Coronadan öldüler' kayıdının oluşmasını önlemek, ve ülkede coronaya karşı başarılı olunduğunu sandırmak için mi yani evlerinde ölürlerse ölüm nedeni olarak 'Kalp kırizi(krizi), yaşlılık, zatürre, gırip(grip) gibi nedenler yazmak için mi?

Örnek ki İtalya'da 70 yaş ve üstü corona hastasıları hastahanelere alınmamaya başlamış; duyumlarıma göre Almanya'da da 60 yaş ve üstü korona hastasıları evlerine gönderiliyorlarmış.

Bu nedenle ki Çin'de de coronaya karşı başarı sağlandığı savına inanılmaması mantıklı olmaktadır çünkü coronalı yaşlılar rahatlatıcı birer iğne vurulup 'İyileştiniz' diye evlerine gönderilmekte, ve evlerinde ölmekte olabilirler, ve ölüm kayıtlarına da corona dışında bir neden yazılmakta olabilir.

Doğrusu ki hapishanelere her suçluyu alan ülkeler hastahanelere de her hastayı almak zorundadırlar ki felsefe, bilim, din, ahlak, insanlık da bunu gerektirir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.3.20/01.24


ÖĞRETMENSİZ EĞİTİME GEÇİLMELİ SAVIM

Artık iyice bilimsel ve teknolojik bir çağ başladı. Sanayide makineleşme yerini artık robotlaşmaya, robotlara bırakıyor. Bilgisayarın ve internetin doruk gelişimi; çağı öz olarak değil ama biçim olarak çok değiştirdi ve değiştirecek de. Sanayide makineleşme, işçilerin işsiz kalmasına yol açıp işsizliğe neden oluyor. Buna çözüm ise robotları yapan sanayide işçiye gerek olmasıyla açıklanmaya çalışıldı ama düşünülmedi ki robotları da robotlar yaparsa ne olacak?

Sanayideki bu robotsal gelişim, eğitime de uygulanmak zorunda. Bunun iki nedeni var:
1- Ekonomik neden
2- Toplumsal neden.

Şimdi bunları sırasıyla açıklayayım:
1-EKONOMİK NEDEN: 1.000 öğrenci için, 50’şer öğrencilik sınıftan 20 sınıfa gerek var. 20 sınıfa ise tüm eğitim yılı boyunca yalnızca bir ders okutulduğunu varsayarsak örnekleme için, 20 öğretmene gerek var. Bir öğretmenin aylık ücretini, sigorta gideri ve öteki giderleri dışlayıp 1.500 Tl. varsayarsak bu, ayda 30.000 Tl. gider demektir, devlet için. Yılda 5 ayrı öğretmenle 5 ayrı ders okutulduğunu varsayarsak, aylık ücret toplamı: 150.000 Tl. yapar. Eğer sınıf başına öğrenci sayısını 50’den 30’a indirirsek daha çok öğretmen ve daha çok sınıf gerekecektir ki bu da daha çok masraf demektir. Oysa 1.000 öğrenci, tek bir büyük sınıfta, her öğrencinin önünden bir bilgisayar olarak, hiç öğretmensiz öğrenim ve eğitim görebilir. Bir bilgisayar saatde 100 wat elektrik yaksa ki yakmaz, ve her bilgisayar günde 10 saat açık kalsa ki kalmaz, günde 1 Kw elektrik yakar. Bu da 1.000 bilgisayar için 1.000 Kw. yapar. Elektriğin Kw’ı: 300 Krş olsa; günde 300 Tl elektrik gideri yapar. Bu da ayda 9.000 Tl. yapar. Oysa yılda tek bir ders için, 50’şer öğrencilik sınıflardaki 1.000 öğrenci için gerekli 20 öğretmen için, aylık 1.500 Tl. maaştan; aylık, toplam: 30.000 Tl maaş ödenmesi gerekir ki buna sigorta ve öteki giderler katılı değil. Bir de her ders için ayrı öğretmenli yılda 5 ders için bunu hesaplarsak, ayda 150.000 Tl. maaş ödemesi gerekir. Bunu bir de ülke çapında düşünün. Ayrıca sınıf sayısı arttıkça, okul yapma maliyeti de artar. Oysa 1.000 öğrencilik sınıflar düş değildir, böylesine bilimsel ve teknolojik bir çağda. Bir de yeni enerji yatırımlarıyla elektriğin Kw'ının azalacağını hesaplarsak, aylık elektrik gideri daha da azalacaktır ki zaten bilgisayarların günde 8 saat değil 10 saat ve haftada 5 gün değil 7 gün açık kaldıklarını varsaydım. Yani gerçekte aylık elektrik gideri, 9.000 Tl’nin de altında. Yani bir derslikten, ayda en az 141.000 Tl. tasarruf sağlayacaktır devlet. Bunu ülke çapında hesaplarsanız, trilyonu bulur. Bir de sigorta ve öteki ödemeleri de hesaplayın.
Bu eğitim düzeninin teknik temeli ve yapısı, işin uzmanlarınca kolayca çözümlenir. Aynı anda, tüm bilgisayar ekranlarında aynı ders verilir, öğrenciler birbirleriyle yardımlaşır… Sorular anında görevli, sınırlı sayıdaki öğretmene; uzaktan ve internetle sorulur ve tüm öğrenciler de ekranlarında görür. Bunlar kolay iş…
Dünyada ordular bile robot askerlere geçmeye çalışırken, eğitimde de bunun uygulanması zorunludur er ya da geç.
2.TOPLUMSAL NEDEN: Tüm dünyadan gelen haberlerle artık; 'Öğrencisiyle sevişen öğretmen; öğretmeniyle sevişen öğrenci; öğrencisine tecavüz eden öğretmen; öğrencisini taciz eden öğretmen; bir yılda 5.000 erkekle yatan, evli ya da bekar kadın öğretmen; eşini aldatan öğretmen; eşcinsel öğretmen; fuhuşta yakalanan öğretmen' gibi haberlere alıştık ne yazık ki. Bugün bunlar, milyonda bir de olan şeyler olabilir ama bu önemli değil. Bundan 100 yıl önce de bu ülkede fahişe ve eşcinsel, toplam 100 taneyse, şimdi milyonları buldu. Yani sayının azlığı önemli değil olayın gelişim yönü ve eğilimi önemli. Anlaşılan o ki genelde Batılılaşma, özelde ise Ab’lileşme süreci ile bu tür olaylar ender değil gittikçe hızlanacak ve yaygınlaşacak şeylerdir. Düşünün ki birer ruh hastalığı olan eşcinselliğe ve fahişeliğe bile insan hakları, emekçi nitelikleri verilmektedir; psikologlar 'Bunlar birer ruh hastalığıdır yani zararlı ve kötüdür; önlenmelidir.' diye basbas bağırırlarken. Görülen o ki siyasiler; bilimcileri dinlemiyorlar ve dinlemeyecekler de. Korkulan olacak ve tüm dünya bu tür olaylarca kuşatılacaktır; önlenilmek yerine. Bu durumda,eğitim; özelde öğrencilere, genelde insanlara eğitim verirken onların ruhlarını, akıl ve ruh sağlıklarını yok edecektir. Buna izin verilemez. Abd’de, Ab’de bunlar yaygın ve yasal olsa da bunlara izin verilmemelidir, verilemez. Dünyayı paranın ve oyun değil bilimin ve ahlakın yönetmesini sağlamak zorundayız. Bu tür öğretmenlerin olduğu ya da olabileceği okullara kimse çocuklarını göndermek istemez ki bu da insanca, bilimsel bir hak ve davranıştır.

On yıldır öğretmenler üzerine araştırma yapıyorum. İnternetteki öğretmen bloglarına bakarsanız; ahlak, onur, mantık ve genel kültür yoksunu yazılar görürsünüz. Dünyada, öğretmenler arasında; cinsel yozluk, kültürel yozluk, ahlaksal yozluk, bilimsel yozluk, mantıksal yozluk gittikçe yayılmaktadır ve buna yasalar karşı çıkmamaktadır. Yani yasalar önlem almazsa, bunun sonu yoktur ki birgün gelir de okullarda öğretmen ve öğrencilerin çırılçıplak ders yaptıklarını duyduğumuzda şaşmamamız gerekecektir. Abd ve Ab emperyalizmlerinin eğitimini örnek alan eğitim düzeni; eğitimi yozlaştırmış ve yozlaştıracaktır. Abd ve Ab ahlaksızları, psikopatları ve sosyopatları sever; bilgeleri, evliyaları, bilimselleri sevmez. Çünkü emperyalizm bilge, evliya, ahlaklı, onurlu, insanca olsa zaten var olamazdı. Var olsaydı, ona emperyalizm(Sömürgecilik) değil insancalık derdik.

Atatürk’ün kastettiği öğretmenliğin, öğrenciliğin ve eğitimin yerini; Abd ve Ab emperyalizmlerinin ve özel sektörün (Kapitalistlerin) kastettiği öğretmenlik, öğrencilik ve eğitim almaktadır. Gidiş iyi değil kötü ve korkunçtur; insanlıkdışıdır. Eğitimi, öğretmenliği, öğrenciliği, ülkeyi ve insanlığı kurtarmak için; öğretmensiz, bilgisayarlı ve ayrık eğitime geçmek zorunludur. Ayrık eğitim; erkeklerin ayrı okulda, kızların ayrı okulda eğitim görmesidir. Özenle yineliyorum; toplum artık ne yazık ki Atatürk’ün zamanındaki gibi değil. Atatürk zamanında, esnaf; dükkanını kapamadan camiye namaza gider gelirdi rahatça. Günümüzde ise üç kuruş para için insanlar hunharca öldürülmektedir. Her yer mafya, ahlaksızlık, yozluk kaynamaktadır. İnsanları, toplumu, ulusu, ülkeyi bunlardan korumak zorundayız. Darılmaca, gücenmece yok; gerçek bu, ne yazık ki. Bu ülkeyi de bu duruma ben getirmedim. Hak ve özgürlüklerin yanlış kullanılmasından doğan sonuçlardan; onları hiç kullanmayanlar ya da doğru kullananlar değil yanlış, kötü, zararlı kullananlar sorumludur. Bireysel özgürlük ile toplumsal özgürlük hep çatışır ama burada nitel,üstün, gelişkin olan toplumsal özgürlüktür. Örneğin: Tasarruf, insanlar için iyi birşeydir ama herkes parasını biriktirir, kimse harcamazsa önce ekonomi, sonra ülke batar. Bu gerçeği ve farkı artık insanlar anlamalı. İnternetde; kendini eleştirene, en adi küfürleri ; 'Ruhumu şeytana sattım.' gibi yazıları yazabilen eğitimciler varsa artık öteki ahlaksal yozluklar olmasa da olur; öğretmensiz eğitime geçmek için gerekçe olarak; bu kadarı bile yeterli. Sayı konusuna takmayın; aritmetik değil geometrik olarak çoğalıyor bu tür insanlar. Yani bir gidip, bin geliyorlar, ezilip un oluyorlar… Öğrencilerin durumları içler acısı. Söylemek bile utanç verici. Okuldan çıkan kız öğrencilere bakıyorum da içlerinden bazıları, okuldan değil sanki pavyondan çıkar gibiler… Zamanla onların da sayıları çoğalacak doğal ki bu gidişle…

Ayrıca üniversite öncesi, tüm öğrencilerin saçları üç numara traş olmalı. Okuyan okur, okumayan gider; zorla değil. Kendilerini manken, artis, playboy, kazanova, bodyguard değil öğrenci, bilimci sanmalılar.

İnsanca eğitim görmek istiyoruz, yozluklardan kurulu bir kabus değil…

Nerede Atatürk zamanındaki toplum ve eğitim; nerede şimdi toplum ve eğitim.


Necdet Gürçiftçi
İnternetde yayınlandığı zaman: 2009-ekim

CORONAYA KARŞI SAVAŞTA SOKAĞA ÇIKMA YASAKSIZ SAVAŞ ÖNERİM

Corona salgınına karşı zafer için ille de sokağa çıkma yasağı gerekmez.

Hem sokağa çıkıp hem de birkaç basit uygulama ile coronaya karşı zafer kazanılabilir.

Bunun için örnek ki şunlar yapılabilir:
1- Bebekler dahil maskesiz sokağa çıkmak yasaklanmalı, ve cezalandırılmalı.
2- Avm'ler, kitapçılar, hastahaneler ve lokantalar dahil müşteri alınan mekanlarda müşteriler maskesiz olarak asla içeri alınmamalı, ve gelen müşterilerin ellerine daha giriş kapısında sıprey(sprey) dezenfektan sıkılmalı ve alınlarından termal termometre ile ısıları ölçülmeli. Yenilen içilen yerlerde maskeler burunu kapatacak biçimde durmalı.
3- Ücretli taşım araçlarında taşıta binenlerin ellerine görevliler sıprey dezenfektan sıkmalı;  termal termometre ile alınlarından ısıları ölçülmeli, ve taşıt içerisinde iken maskeler asla çıkarılmamalı; bunu sağlamak için ücretli taşım araçlarına polisler de görevli olarak bindirilmeli. Sorun çıkaran yolcular kurallara uymazsa hemen polis çağırılmalı.
4- Alışveriş merkezlerinde alınan bozuk para dahil her para anında sıprey dezenfektan ile dezenfekte edilmeli, dezenfekte edilmemiş paralar para üstü olarak müşterilere asla verilmemeli.
5- Sokaklarda, caddelerde, meydanlarda ellerinde sıprey dezenfektan olan görevliler insanların ellerine sıprey sıkmalı, ve kullanım süresi geçmiş maskelerin kullanılmaları olasılığına karşı maskelerin dış yüzeylerine sıprey tuzlu su ya da dezenfektan püskürtmeli.
7- Alışveriş yapılan yerlerde müşteriler kapıdan içeri girerlerken bir düzenek müşterilerin tepelerinden sıprey dezenfektan püskürtmeli.
8- Toplumsal alanlarda coronayı saptamak için termal kameralar olmalı.
9- Herkese açık işyerileri düzenli olarak dezenfekte edilmeli.
10- Dudaklara ve yüze sürülen dezenfektanlar satılmalı.
11- Kullanılan maskeler her gün önce çamaşır suyulu suda iyice yıkanmalı, sonra da koyu tuzlu su ile yıkanıp, sıkılmadan, tuzlu suyu ile birlikte kurutulmalı.
12- Gereksiz yere evden dışarı çıkılmamalı.
13- Herkes taşıdığı, bozuk para dahil paraları çamaşır suyu katılmış su ile sıpreyleyip dezenfekte etmeli.
14- Ayakkabılar her gün dezenfekte edilmeli.
15- Kısa boylu kişiler uzun boylu kişiler ile konuşurlarken kısa boylu kişilerle konuşmaya göre daha uzakta durmalı çünkü uzun boylu kimselerin ağızlarından kısa boyluların yüzlerine damlacıklar düşmesi olasılığı yüksektir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.3.20/01.18



25 Mart 2020 Çarşamba

TRUMP YA DA ABD'NİN SAÇMASAPAN BİR BAŞKANI DAHA SAVIM

Açık ki dünyada siyaset mantıksız, tutarsız, bilimdışı, ahlaka aykırı, insanlığa aykırı, medeniliğe aykırı, demokrasiye aykırı, barbarlığa hevesli kimselerin egemenliğine geçmiş bir durumda. Zaten cehalet ve nefs içindeki toplumların düşünürleri, alimleri, alimeleri, bilgeleri kendilerine yönetici, baş, önder, lider olarak seçmeleri düşünülemez.

Abd başkanı Trump ‘Tırafik(Trafik) kazalarında ölen sayısı coronadan ölen sayısından daha çok ‘ demiş.

Abd dünyayı yönetiyor; Alman kökenli bu insan da Abd’yi yönetiyor. Üstelik de Abd’de, seçkin zenginlerin gittikleri bir yüksek okulda okumuş ancak üniversitede felsefe, bilim bölümü değil işletme bölümü okumuş.

Adam yüksek okul okumuş, Abd’yi yönetiyor ancak açık ki felsefe, mantık, bilim, bilimsellik, doğru düşünmek ile ilgisi yok.

Neden?

Çünkü corona ile tırafik kazasılarını eşitliyor yani kıyaslamak da değil.

Tırafik kazasıları insanların kendileri ile önlenebilen şeylerdir yani tırafik kuralılarına uyulursa çözüm de oluşur; kolera, sıtma, veba, tetanoz, kuduz gibi hastalıkların da aşıları, ilaçları, tedavileri var yani onların da sorunları çözümsüz, seçeneksiz, olanaksız değil ancak coronaya karşı henüz ne ilaç ve aşı icad edilmiş.

Durum elma ile balığı kıyaslamak gibi bir durum değil çünkü elma ile balık kıyaslanabilir; durum elma ile balığı eşit, aynı saymak durumu.

Ve Abd dünyayı, bu adam da Abd’yi yönetiyor.

Demek ki güçlü görünen Abd; felsefe, mantık, bilim ve ahlak üflese yıkılacak bir durumda.

Abd’nin ne durumda olduğu zaten akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı, seks nesnesi, utanmazlık nesnesi, cinsel organ durumuna gelmiş yoz ünlülerinden de belli.

Hiçkimse sokağa çıkmasa tırafik kazasıları sona erer ancak hiçkimse sokağa çıkmasa corona sona ermez.

Demek ki Amerikan kafası benzerlikleri fark eden ancak farkları fark edemeyen bir kafa ki bu durum yani yalnızca benzerlikleri ya da yalnızca farkları fark etmek zaten insanların da, insanlığın da en büyük yanlışlarından biridir, ve yanlış genelleme yapmaya da neden olur. Yani nitel zeka hem benzerlikleri hem farkları fark eder oysa nicel zeka yalnızca ya farkları ya benzerlikleri fark eder yani o ahımşahım görünen Abd gerçekte nitel değil, nicel bir ülke, nicel bir devlet yani tarihin, felsefenin, bilimin, insanlığın gerisinde kalmış bir ülke, devlet.

Bizde de çok böyle kafa. Bizde de corona konusunda böyle eşitlemeler yapan çok.

Zaten siyaset felsefeye de, bilime de, dine de, insanlığa da, düşünürlüğe de, alimliğe de, alimeliğe de, bilgeliğe de, bilimciliğe de aykırıdır çünkü cehalet, nefs, mantıksızlık, tutarsızlık, ilkellik, barbarlık işidir; hükümdarlığın takım elbiseli, kıravatlı(kravatlı) ve sinekkaydı tıraşlı(traşlı), cehaletin ise makam arabasılı(arabalı) halidir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.3.20/09.20

BİLİM KURULU ÜYESİ AKADEMİSYENDEN CORONA KONUSUNDA SAÇMASAPAN SÖZLER SAVIM

Hep diyorum: 'Tıp fakültesi okumak yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) ister' diye çünkü yaratıcılığa değil ezbere dayalı bir alandır tıp.

Felsefe, mantık ve ahlak eğitimi de içermeyen üniversite eğitimi ancak meslek öğretir, ve meslek dışındaki konularda da cehalet, mantıksızlık, tutarsızlık, yozluk, bilimdışılık üretir. Yani cehalet içinde olmamaya felsefeyi, mantığı ve ahlakı da katarsak üniversite eğitimi cehaleti de açık ki almamaktadır, ve bu durum tüm dünya için geçerlidir yani örnek ki Abd'de ve Ab'de de üniversite eğitimine felsefe, mantık ve ahlak dahil değildir; ancak felsefe dediğim şey felsefe tarihi değil felsefe bilimidir yani felsefe tarihi öğretmek felsefe öğretmek, felsefe tarihini bilmek felsefe bilmek değildir; ahlakı da zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, çağdaşlığın, insanlığın, eğitimin en üst nitel aşaması olarak tanımlıyorum yani tabu ya da dini inanç olarak değil; mantığı da nicel mantık ile nitel mantığın birleşimi olarak tanımlıyorum yani elektırik(elektrik) devresileri olarak değil.

Bilim kurulu corona salgınına karşı sokağa çıkma yasağı ilan etmek ya da ettirmek yerine çözüm olarak örnek ki dişe kanal tedavisi uygulanması yerine diş fırçalamayı önermek gibi yüzeysel önerilerde bulunmakta.

Öyle ki Bilim kurulu üyesi bir Pırof(Prof) diyor ki 'Corona virüsün havayla pek ilgisi yok. Çünkü bu damlacık yoluyla kişiden kişiye bulaşabilen bir enfeksiyon. Virüs toz parçacıklarına tutunmuyor, yani asılı kalmıyor. Tüberküloz gibi mikroplar havada asılı kalırlar, bu öyle bir mikrop değil. Bu damlacık enfeksiyonu dediğimiz damlacığın içinde olup ve hasta bir bireyin öksürük, hapşırık ya da konuşmasıyla saçılan ama havada da kalmayıp bir süre sonra yere düşen covid-19 denilen bir damlacık enfeksiyonudur.'. Yani 'Corona virüsü havada asılı kalmıyor, bir süre sonra yere düşüyor'. İyi de 'Corona virüsü havada asılı kalıyor' sözü sonsuza kadar asılı kalmak anlamında değil 'En çok 20 dakika havada kalmak' anlamında. Yani 'Corona virüsü havada asılı kalmıyor ancak bir süre havada asılı kalıyor' sözü ne demek ki bunu Bilim kurulu üyesi bir Pırof söylüyor üstelik. Yani görülmekte ki ortada dürüstlük değil sözcük oyunu var ki bu da bilime ve bilimselliğe aykırıdır. Yani corona virüsün havada 5 Dk bile kalması, özellikle dakikada onlarca kişinin geçtiği yollarda, ve dakikada onlarca kişinin bulunduğu ortamlarda büyük bir tehlike yaratır. Yani 'Bir süre' nedir?

Bu tıp akademisyeni vatandaş bir de demiş ki 'Dışarıya çıkmamız gerekiyorsa 1-1,5 metrelik sosyal mesafeyi de mutlaka muhafaza etmemiz gerekiyor.'. İyi de ağızdan öksürme, hapşırma ile fışkıran corona virüsü bulutçuğu ya da damlacık zerrecikleri havada 1 Dk bile kalsa 60 Sn eder; böyle bir yolda saniyede 1 kişi bile geçse saniyede 1-1,5 Mt yol alındığında o corona virüsü bulutçuğu ya da damlacık zerrecikleri solunmuş olunur. Yani corona virüsü havada 60 Sn bile kalıyor olsa iki insanın arasında 60 saniyede alınan yoldan fazla aralık olması gerekir ki corona virüsü havada 5 Dk ya da 20 Dk kalıyor ise? Bir de bu bulutsunun hava hareketi ya da rüzgar ile hareket ettiğini düşünün; 60 saniyede o da çok yol alır, çevreye daha hızlı ve daha çok yayılır. Bir de Avm gibi, toplu taşım araçı gibi yerleri düşünün; insanların arasılarında 1-1,5 Mt aralık, boşluk olması da işe yaramaz.

Bu tıp akademisyeni bir de demiş ki 'Hayvandan insana corona bulaşmaz'. Diyelim ki bulaşmaz ya da bulaştığı 'henüz' kanıtlanamamış; peki coronalı bir insan diyelim ki bir köpeği ya da kediyi elleri ile okşarken, severken üzerine öksürdü, ve o köpeği ya da kediyi başkaları da elleri ile okşadı, sevdi, ve sonra da ellerini dalgınlıkla dudaklarına değdirdiler ya da o ellerle başkaları ile tokalaştılar; bu durumda o hayvandan insanlara corona geçmez mi? Peki; Çin'de corona salgını insanlara bir hayvandan geçmedi mi?

Bu akademisyen hayvandan insana corona bulaşmadığı savına kanıt olarak dört makak maymunu üzerinde yapılan deneyi göstermekte. Peki makak maymununun kanında 'Rh' yani 'Rhesus' maddesi var mı; belki de corona bulaşması için bir de 'Rh' gerekmekte? Ve her maymun türünde 'Rh' yok, 'Rh' Afrika'daki bir maymun türünde var yalnızca yani 'Rh' yalnızca insanda ve o maymun türünde var.

Anlaşılan ki Bilim kurulu üyesi bu akademisyenin savı ve önerisi ancak laboratuvar koşullarında geçerli olabilir, günlük hayatta değil.

Demek ki tıp fakültesilerine felsefe ve mantık dersi de koyulmalı, yani yalnızca bilgi ile olmuyor eğitim.

Yani bu akademisyene  sormak gerekir: Bir corona hastasının havaya öksürdüğü yerden 50 saniye sonra geçmek ya da bir corona hastasının havaya öksürmekte olduğu bir kapalı alanda, ondan 2 Mt uzakta bulunmak ister mi?


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.3.20/08.44



SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINI UZAYLILAR MI İSTEMİYOR?

Görülmekte ki Akp döneminde Türkiye 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi bilim ve ahlakla değil siyasi hazla yönetilmekte çünkü örnek ki hem zina, eşcinsel evlilik, sütyen-külot çıplaklık gibi ahlaka aykırılıklar serbest hem de corona salgınına karşı sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi yerine Diyanet'în coronaya karşı dua etmesi ve dua önermesi gibi bilime aykırılıklar var.

Cumhurbaşkanı 'Sokağa çıkmayın' diyor.

Sağlık bakanı 'Sokağa çıkmayın' diyor.

Milli eğitim bakanı okulları tatil ediyor.

Adalet bakanlığı duruşmaları erteliyor.

Bilim sokağa çıkma yasağı istiyor.

Toplum sokağa çıkma yasağı istiyor.

65 yaş ve üstü kişilere sokağa çıkmak yasaklanıyor.

Ancak ilaçı, aşısı henüz yapılmamış, yeni bir hastalık salgınında ilk yapılması gereken şey olan sokağa çıkma yasağı ilan edilmiyor.

Bilim, akıl, mantık sokağa çıkma yasağı isterken sokağa çıkma yasağını uzaylılar mı istemiyor, engelliyor acaba?

Ya da bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.3.20/07.51

SAÇMASAPAN MARKET YASAĞI SAVIM

İç işleri bakanlığı'nın birt genelgesine göre, corona salgını nedeniyle marketler metrekarelerinin %10'u kadar müşteriyi aynı anda içeriye alabilecekler.

Yani 200 Mt2 olan bir market aynı anda ancak 20 kişiyi aynı anda içeriye alabilecekler.

Herşey algıların egemenliği nedeniyle ilk bakışta mantıklı ya da mantıksız gelebilir; gerçeği ya da doğruyu bulmak ya da anlamak için düşünmek gerekir. Bu nedenle ki siyasi iktidarlar ya da devletler birşeye 'beyaz' deseler de alkışlanırlar, 'siyah' deseler de; birşeye izin verseler de alkışlanırlar, izin verilmiş birşeyi yasaklasalar da.

İç işleri bakanlığı'nın bu genelgesi de ilk bakışta doğru, iyi, güzel, mantıklı gelmektedir ancak gerçekte öyle değil çünkü örnek ki alanı 200 Mt2 olan bir markete 100 kişi gelmişse, ilk girişte dışarıda 80 kişi kalır; bir marketin önünde 80 kişinin birikmesi demek, 80 kişinin sıkışık biçimde bulunması demektir. İçeri giren 20 kişi acaba ne zaman dışarı çıkar; bu da büyük bir sorundur; içeri giren her 20 kişi en azından son tüketim tarihi olan malları ellerler, son tüketim tarihilerine, ve hangi ülkeden geldiklerine bakmak için; aldıkları şeyleri geriye koyabilirler; yani sona kalan 20 kişi kendilerinden önceki 80 kişinin ellediği şeyleri satın almakla karşıkarşıya(karşı karşıya) kalabilirler. Öteyandan(Öte yandan); sebzelerin, meyvaların(meyvelerin), malların ambalajlı olmaları da çözüm değildir çünkü insanlar onları da incelemek için ellerine alıp geriye koyabilirler çünkü örnek ki Avm'lerde naylon fileler içinde satılan, özellikle de 'sıkmalık portakal' denilen portakalların içlerinde dışları küflü portakallar da bulunabilmektedir, kaldı ki ben Türkiye'de 9 yıldır pazarda da, manavda da, Avm'lerde de taze portakal görmedim.

Öteyandan; içeriye sayı ile insan alınsa da coronaya yakalanmış kişiler ellerine akıp geriye bıraktıkları şeylerle de, öksürmeleri ile de bu gibi yerlerde corona saçabilirler, yayabilirler. Yani sayı ile içeri almak çözüm değildir.

Bence yapılması gereken şey bu değil şudur: Avm'lere, marketlere, mağazalara, alışveriş yerlerine maskesiz kişilerin girmeleri yasaklanmalı; bu gibi yerlerin kapısılarında görevliler içeri girmek isteyen maskesiz kişilere maske satmalı, içeride maskesiz dolaşmak yasaklanmalı, ve içeri girmek isteyen herkesin eline dezenfektan sıkmalı, ayrıca da kasiyerler aldıkları tüm paraları dezenfekte edip para kasasına koymalı. İşte, bence yapılması gereken bilimsel, akılcı çözüm budur.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.3.20/00.46

24 Mart 2020 Salı

CORONA SALGINI VE AHLAKSIZLIK SAVIM

Ülkemiz ve insanlık son yıllarda ahlakdışı moda, ahlakdışı turizım(turizm), ahlakdışı ünlüler, ahlakdışı medya gibi şeylerle büyük bir ahlakdışılık saldırısı altında.

Corona salgını ile ahlaksızlık arasında ne ilişki var, diyebilir, cehalet ve nefs içindeki zeka, akıl, mantık.

Bu mantık türü gerçekte ahlakın doğru tanımını, ve dolayısı ile bu tanımın sonuçlarını ve işlevlerini bilmemekten kaynaklanır. Yani 'Ahlak bacak arasında olmaz' diyen cehalet mantığı da; ahlakı dini inanç, tabu, gelenek, görenek, töre, baskı olarak gören anlayış da kuşkusuz ki bu ilişkiyi, bağı anlayamaz.

Savım ki corona salgını ile ahlaksızlık arasında ilişki, bağ var.

Şöyle ki; önce ahlakın doğru tanımını yapmak gerekir; savım ki ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, insanlığın en yüksek nitel aşamasıdır yani bilimsel ahlak demek tabu, dini inanç, gelenek, görenek, töre demek değildir, ahlaksızlık demek de yalnızca ahlaka aykırı giyim ya da yalnızca ahlaka aykırı hayat demek değildir. Bu durumda, ahlaksızlık demek bunların olmaması, bunlardan uzaklık demektir; bunlardan uzak olmak da yalnızca ahlaka değil sağlığa da ilgisizlik, duyarsızlık demektir. Yani ahlaklı olmak mantıklı, bilimsel olmak demektir; ahlaksız olmak da mantıksız, bilimsellikle ilgisiz olmak demektir; bu durumda corona dahil olmak üzere birçok hastalığın salgın haline gelmesi olanaklı olmaya başlayabilir.

Yani akılsızlık, mantıksızlık yalnızca ahlakdışılıkları değil genelde bilime aykırılıkları, özelde ise hastalıkları da yayar. Ve 21. yüzyılda insanlık gerek ahlakdışı moda ile, gerek ahlakdışı turizım ile, gerek ahlakdışı medya ile, gerek ahlakdışı reklamlar ile, gerek ahlakdışı ünlüler ile iyice ahlaktan yani beyinin, ruhun, insanlığın en üst nitel aşamasından koptu, uzaklaştı ki bunun sonuçunda da akılsızlıkların, mantıksızlıkların, sorumsuzlukların, duyarsızlıkların oluşması zorunludur.

Bu nedenle ki Arabların dahisi Muhammed de, Türklerin dahisi Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi, ve bilim ile ahlakı birleştirdi; yani bilim varsa ahlak da olmalı, ahlak varsa bilim de olmalı.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.3.20/09.10

65 YAŞ VÜSTÜ KİŞİLERE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI SAÇMALIĞI SAVIM

Sanki corona hastalığını onlar çıkarıyorlarmış izlenimi, algısı oluşturabiliyor, yaratabiliyor.

Coronayı herkes yayabiliyor, coronaya herkes yakalanabiliyor; sokağa çıkma yasağı neden yalnızca 65 yaş ve üstüne? Coronadan ölüm oranı en yüksek onlarda diye mi?

Amaç coronanın yayılmasını önlemekse de, insanların coronaya yakalanmalarını önlemekse de sokağa çıkma yasağı herkes için olmalı. Amaç 65 yaş ve üstü kimselerin coronadan ölmelerini önlemekse hayat onların, ve coronadan ölmek önlemesi neden herkese uygulanmıyor? Yaşlılarınki can da ötekilerinki can değil mi?

Bu durumda mantık 65 yaş ve üstünün sokağa çıkmasının yasaklanmasının asıl nedeni onları korumak değil de, sağlık harcamalarının artmasını önlemek yani ekonomi mi yani siyasi iktidarın kendisini kurtarmak mı, diye düşünüyor çünkü 65 yaş ve üstü kimselerin coronaya yakalanmaları hastahane sorununun artması demektir.

Öteyandan; yalnızca 65 yaş ve üstü kimselerin sokağa çıkmalarının yasaklanması sanki coronayı onlar çıkarıyormuş ve onlar yayıyormuş izlenimi ve algısı yaratabiliyor ki bu da onlara tepki gösterilmesine neden olabiliyor; örnek ki bir bankta oturmakta olan yaşlıların üzerilerine bir apartman balkonundan su dökülmesi de bunu göstermekte.

65 yaş ve üstü yaşlılara corona salgını nedeni ile kaba davranışlar içine giren kişilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır çünkü buna siyasi iktidarın kendisi neden olmaktadır çünkü hem yalnızca 65 yaş ve üstü kişilere sokağa çıkma yasağı uygulamakta hem de bu yasağa uymayan 65 yaş ve üstü kişilere 400 Tl civarı para cezası kesmektedir yani siyasi iktidar 65 yaş ve üstü kişiler kitlesinin hem sokağa çıkmamakla hem de para cezası ile ‘cezalandırılması gereken’ bir kitle olduğu izlenimine ve algısına neden olmaktadır; kuşkusuz ki bu durum da toplumda ya da bazı kimselerde yanlış sonuçlara neden olabilir.

Bu nedenle; sokağa çıkma yasağı, bazı konular dışında ya herkes için uygulanmalıdır ya hiçkimse için uygulanmamalıdır yoksa 65 yaş ve üstü kişilerin tehdit, ve cezalandırılmaları gereken kişiler olarak algılanmalarına neden olunabilir ki medyaya bu konuda yansıyan olaylardan, örneklerden de anlaşılmakta ki olunmaktadır da zaten.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.3.20/09.06

MASKELER ATILMAMALI ÖNERİM

Sağlıkta kullanılan maskeleri atıyorlarmış

Neden?

Çünkü maskelerdeki koruyucu kimyasallar 8 saat kullanım içinmiş.

Yani her 8 saatlik kullanımdan sonra yeni bir maske kullanmak gerekiyormuş.

Maske pahalı. 8 saatte bir çöpe atılacak birşey değil. Sanırım tanesi 10 ya da 20 Tl. Günde 1 taneden ayda 300 ya da 600 Tl yapar.

Maskeleri atmak yerine önce çamaşır suyu katılmış suda yıkayıp, sıkıp, kurutmalı; sonra da yoğun tuzlu suya batırıp, kurutup, yeniden kullanmalı bence. Aradasırada(Arada sırada) da maskenin dış yüzüne, içine tuzlu su doldurulmuş bir sıpreyli(spreyli) şişeden de tuzlu su püskürtülebilir bence.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 24.3.20/16.01

DR MEHMET ÖZ'DEN CORONA SALGINI KARANTİNASINDA TIPPA AYKIRI ÖNERİ SAVIM

Savım ki bilimin her dediğini dinle ancak her dediğini yapma çünkü bilimin içine bilimcilerin yanlışları, önyargıları, inançları, tutkuları, amaçları, özel hayatları, özel sorunları da karışabilir.

Ben mi yanılıyorum yoksa tıp mı yanılıyor acaba; çünkü Abd’de yaşamakta olan Dr Mehmet Öz corona salgısı tüm dünyayı kasıpkavururken(kasıp kavururken) ‘Eğer öteki yarınızla birlikte karantinaya girdiyseniz en iyi çözüm cinsel ilişkiye girmek. Gerilimi azaltacak ve daha uzun yaşayacaksınız. Belki bebek yapacaksınız. Bu birbirinizin yüzüne bakıp sinirine dokunmaktan daha iyi.’ demiş.

‘Öteki yarınız’la diyor yani eşi, sevgiliyi ya da metresi anlatıyor. Demek ki karantina; yoksa hastahanede kimseyi çiftleştirmezler, üstelik de karantina odasında yani kendini kendi evinde, kendi isteğiyle, dışarıya çıkmaktan alıkoymak durumu.

Bir mantıksızlık da şu, bu sözlerde: Hem ‘Bu birbirinizin yüzüne bakıp sinirine dokunmaktan daha iyi’ diyor hem de ‘Gerilimi azaltacak ve daha uzun yaşayacaksınız’ diyor; yani insan yüzüne bile bakmak istemediği biri ile sevişip nasıl gerilimsiz olabilir, ve uzun yaşayabilir? Yüzüne örtü örtmesi mi gerekiyor acaba bir de? Yani düşünün ki ‘Öteki yarı’nız ve yüzüne bakmak bile sizi sinirlendiriyor! Belki de Amerikalılar seksi aşktan, sevgiden üstün görür duruma gelmişlerdir artık? Yani bu nasıl bir ev ki içinde kitaplar yok, Tv yok, bilgisayar yok, mutfak yok, satranç yok, dama yok, müzik aleti yok? Yani düşünün ki adama bir de ‘Amerika’daki Türk doktor’ deniliyor oysa Türk demek önce ahlak yani beyin yani ruh demektir, bacak arası, cinsellik, cinsiyet değil; ve ‘Türk’ denilen kişinin topluma önerdiği şeye bakın; Nevzat Tarhan olsa en azından ‘Dua edin’ falan derdi.

Bu Dr Mehmet Öz benim açımdan tuhaf bir kişi; örnek ki yıllar önce bir Tv kanalındaki sıtüdyoda(stüdyoda), ne kadar sağlıklı olduğunu göstermek için ellerini sıtüdyonun pis zeminine koyup şınav çekmişdi, ve kendisine görevliler ellerini temizlemesi için birşeyler de vermemişdi. Yani sıporla sağlıklı olunsaydı, şu an sayısız sıporcu(sporcu) corona tedavisi görmekte olmazdı. Atatürk’ün ‘Sağlam kafa sağlam bedende bulunur’ sözü; sıporun insanı bilge yaptığını değil huzurlu kafanın sağlam bedende olduğunu anlatır kanımca. Ve, yıllar önce yaptığım bir araştırmada da; yaşam süresi açısından; sıporcularla, sıpor yapmayanlar arasında pek bir fark görmemişdim. Anlaşılan ki Mehmet Öz bedensel etkinliklere, bedensel gösterişe ve bedensel mutluluğa hevesli biri olmalı; ben olsam, ne öyle bir yere ellerimi koyar şınav çekerim, ne de gösteriş için sıpor gösterisi yaparım; bedene komşu olmak zorunlu ancak bedene köle olmak yanlış; beyinin, ruhun içinde olmalı, bedene de zoraki komşu olmalı. Gerçek ki akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı eğitim insanları bedene, bedenselliğe, bedene köleliğe yönlendirmekte.

Yani, bakın; adam ‘Kitap okuyun, satranç oynayın, dama oynayın, okey oynayın, Tv izleyin, bilgisayar oyunu oynayın, uyuyun’ falan demiyor, ‘Seks yapın’ diyor. Amerikalıların hayatında en önemli şey seks olduğu için mi acaba? Gerçekten de, haberlere göre, Abd’de her 1 saatte 1 porno filım(filım) çekilmekte imiş, saat başına düşen ortalama hesabı açısından yani belki aynı anda 10 porno filım çekilmekte. Görülen ki Batı da sekse doymuş değil yani Freud’un terimi ile Batı da henüz anal-oral döneminde.

Benim bildiğim; bedenin gerek kendiliğinden, gerek ilaçlarla, gerekse aşılarla hastalıklara karşı bağışıklık kazanması yani yeterli antikor üretmesi için bedenin yorulmaması, dinlenmesi gerekir yoksa ya bağışıklık hiç oluşamaz ya da geç oluşur.

Corona hastasılarına sıpor yapmak zaten önerilmez çünkü hastahanelerde karantina ve bakım altındadırlar ancak corona hastası olduğunu bilmeyen sayısız insan da var.

Seks yapmak bedeni yormak demektir, bedenin yorulması demektir; bu da henüz sağlıklı kişilerde coronaya karşı bağışıklığın gelişmesini önleyebilir bile; corona kapmış kişilerde de bağışıklığın oluşmasını önleyebilir ya da geç oluşmasına neden olabilir yani henüz corona olunmamışsa bedeni yormayıp sakince dinlenmek coronaya karşı bağışıklık kazandırmaya yardımcı olabilir, corona olunmuşsa ancak farkında değilinse de coronanın daha ya da hızlı ilerlemesini önlemeye, ve bağışıklık kazanılmasına yardımcı olabilir.

Yani çok Freudçu bir yaklaşım. Bu durumda açık ki bekar, yalnız olanlara da masturbasyon düşer.

Nedir, bu, insanlarda mutluluğu beyinde, ruhta, felsefede, bilimde, dinde, kitaplarda değil de bacak arasında, cinsellikte, cinsiyette aramak saplantısı ya da takıntısı ya da nefsi ya da cehaleti ya da ilkelliği ya da barbarlığı?

Yani eşlerden birine corona bulaşmış, ötekine bulaşmamamışsa ona da bulaşacak; ya evde bir de çocuklar, büyük anne, büyük baba varsa?


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 24.3.20/15.46

SOSYAL MEDYADA BİR YAŞLI ADAM İLE DALGA GEÇİLMESİ OLAYI

Birileri de, siyasi iktidar da açık ki sosyal medya denilen şey üzerinden rant sağlamak için uğraşmakta. Görülmekte ki siyasi iktidar hoşuna gitmeyen ya da işine gelmeyen her konuda hemen sosyal medyayı suçlamak, kötülemek, sınırlamak ya da önlemek için didinme içine girmekte. Coronaya karşı savaşta; sokağa çıkma yasağı uygulamak yerine siyasi iktidarın sosyal medya denilen şeydeki eftenpüften şeylerle uğraşması tuhaf kaçmaktadır.

Neymiş? Sosyal medya denilen şeyde bir genç 65 yaş üstü bir kişi ile corona açısından dalgageçmiş; püft, hemen İç işleri bakanı kişi olaya elkoymuş(el koymuş), o gençi(genci yakalatmış, kaymakam da telefonla o yaşlı kişi ile İç işleri bakanı ile görüştürmüş falan.

Dalgageçmek(Dalga geçmek) mi, mizah mı?

Güldürülerde(Komedilerde), güldürü(komedi) filımlarında(filmlerinde), güldürü(komedi) dizisilerinde; Kemal Sunal’ın güldürü(mizah) filımlarında ‘dalgageçilen’ler insan değil mi?

Yani dalgageçmek ile mizah arasındaki fark çok önemli.

Sosyal medyada yayılan bir videoda; kendini polis olarak tanıtan bir genç 65 yaşından büyük bir kişiye, pek hoşa gitmeyen bir tavır içinde de ‘Normalde sana ceza yazmam gerekiyor ama bu seferlik affediyorum.’ demiş. Ben videoyu görmedim ancak o genç demiş ki ‘Bu sabah paylaştığım video nedeniyle küfredilmiş, linç yemişiz. Video öncesi amca ile konuştuk. Öncelikli sohbet ettik. Herhangi bir amacımız yoktu. Amca ile dalga geçmiyoruz, küfretmiyoruz. Amca otobüse binemediği için taksi parasını da verdim.’. Haberi sonra televizyonda gördüm, genç 'Amcacığım' diyerek ve nazikçe, efendice, medenice konuşuyordu yaşlı adamla, yani ortada asla bir dalgageçmek durumu görmedim, Tv haberinde gördüğüm kadarı ile; ve genç kişi yaşlı adamın evinden çıkmamasını yani sağlığını savunuyordu yani iyiliğini istiyordu yani durum banktaki yaşlıların üzerilerine su dökenlerinki gibi bir durum değildi. Demek ki sorun hem birileri ile dalgageçmek üzerine kurulu güldürüleri sevip hem de böyle şeyleri dalgageçmek olarak kötüleyen mantıkta. Gençin(Gencin) kendini polis olarak tanıtması ile hukuk terimi ile ‘latife’; ve öteyandan insanları ya da toplumu korumak ya da bir suçu önlemek için insanların kendilerini polis olarak tanıtmak zorunda kalmaları; suç önlemek ya da meşru(yasal) müdafa(savunma) olarak, hukukta suç olmasa gerek.

Bir de ‘pembe yalan’, ‘beyaz yalan’ gibi yalan türleri yaratanlar açısından sağlılığı, canı, malı, parayı, insanları, toplumu, vatanı korumak için söylenilen yalanlar da bu iki tür yalan sınıfından birine girmeli.

Açık ki toplumda yanlış anlamaya neden olan şey ‘Coronayı yaşlıların yaydığı’ algısı, düşüncesi yaratan açıklamalar, ve bu açıklamaları yapanlar oysa coronayı yalnızca yaşlılar yaymıyor, gençler de yayıyor ancak coronadan en çok ölenler yaşlılar yani yaşlılar coronadan en çok mağdurlar. Yani açık ki asıl suçlu; 65 yaş ve üstünü coronanın asıl mağdurları olarak değil de suçluları, yayıcıları, sorumluları gibi gösterip konuyu bir linç kültürü haline getirenlerdir.

Duruma bakalım. Ülkede ve tüm dünyada corona salgını var. Hastalığın henüz ilaçı da, aşısı da yok; ve ölümcül bir hastalık. İnsanların; kendilerini, çocuklarını, ailelerini korumak istemeleri olağan. Biryandan(Bir yandan) da hükümet ’65 yaş üstü kişilerin sokağa çıkması yasak’ diyor ancak medyadan görülmekte ki buna uymayan yaşlı dolu ortalık. Tehlike büyük, tehdit büyük. İnsanların bu salgını yayacak şeylere yapan insanlara da, bu salgına karşı savaşa uymayan insanlara da tepki göstermeleri olağandır; yani asıl dalgageçmek bu hastalığı önemsememektir, bu hastalığın toplumda yayılmasına bile neden olmaktır.

Hukukta meşrumüdafa ve haklı gasp denilen şeyler vardır ki suç değildirler; meşrumüdafayı herkes bilir de, haklı gasp örnek ki bir yaralıyı hastahaneye götürmek için, o yerdeki tek taşıt olan taşıtı sahibi vermezse, yaralıyı hastahaneye yetiştirmek için o taşıt zorla alınabilir. Yani hukuka göre; toplum sağlığını hiçe sayanlara karşı, bırakın dalgageçmeyi, hukuksal orantılı olarak zor bile kullanılabilir.

Bu durum olayın birinci yönü.

Olayın vahim yönü, bu değil.

Haberde, yaşlı adam diyor ki ‘Hastaneye geldim, otobüs almadı beni. Polise söyledim.’. Ancak yaşlı adamda maske yok; yani onu gören polisler ona maske vermemiş yani ülkede polisler maske dağıtmıyor; asıl vahim olan durum bu. Bakın, normalde olsa, o yaşlı adamı otobüse almayan sürücü de suçlanırdı, kınanırdı, demek ki olağandışı bir durum var ülkede.

Bir de bir haber var; iki polis o gençi yakalamışlar, götürmekteler ancak o iki poliste de, o gençte de maske yok. Yani asıl sorun görülmüyor, gösterilmiyor; eftenpüften bir sosyal medya olayı ile gündem yaratılıyor, önce öfke, sonra mutluluk yaratılıyor, övünç yaratılıyor.

Yaşlılar toplumun en akıllı, en bilgili, en deneyimli, topluma en örnek olmaları olağan olan, beklenilen kimseler. Bu durum açısından da; toplum sağlığını ya da varlığını tehlikeye attıklarında ya da topluma doğru, iyi, güzel örnek olmadıklarında tepki görme durumları oluşabiliyor; öyle ki vahşi ülkelerde vahşice tepkiler de oluşabiliyor.

Kimsenin toplum sağlığını tehlikeye atmaya da, kuralları ve önlemleri çiğnemeye de hakkı yoktur.

O yaşlı adama şunu sormak gerekir: Corona yasağına uymadığın için seninle dalgageçilmesini mi yoksa 400 Tl’ye yakın ceza kesilmesine mi razı olursun?

Açık ki birileri mizah ile dalgageçmeyi birbirlerine karıştırmaktadır. Kemal Sunal filımlarında kahkahalarla gülünen, kahkahalarla dalgageçilen kişi ile mutlu olanlar eğer yasalara uymayanlarla, toplum sağlığını tehlikeye atanlarla dalgageçilmesine karşı iseler güldürü filımları, dizileri, yayınları izlememeliler; kaldı ki polis olmak dalgageçilecek birşey değildir.

Evet asıl sorun şu: Polislerde neden maske yok, polisler maskesiz kişilere neden maske vermiyor, ve İç işleri bakanlığı neden polislere maske vermiyor?

Açık ki mizah ile dalgageçmek arasındaki farkı bile bilmeyen medyanın bu konuyu hem dalgageçmek olarak tanıtması hem de abartması ancak kendi cehaletinden ve kendi zavallılığındandır; üstelik de çıplak fotoğrafları ile, ahlaka aykırı ünlüleri, utanmak yerine baştaçı ederken.

Vicdandan mı söz ediyorsunuz; peki ne için olursa olsun, öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı’nı baştaçı etmek vicdan mı? Ahlaktan mı söz ediyorsunuz; peki ahlaka aykırı sözde ünlüleri, üstelik de ahlaka aykırı fotoğraflarını yayınlayıp öven medya; ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot, mini şort diye külotla dolaşmak ahlak mı? Medenilikten mi söz diyorsunuz; peki siyasi iktidarın muhalefete hakaret edipdurması medenilik mi?

Evet; kendini zeki, akıllı, üstün, büyük sanan medya; yaşlı adamın, polislerin ve o gençin maskesizliklerini neden görmüyorsun? Asıl sorun, asıl tehlike bu değil mi?


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 24.3.20/15.04