Necdet Gürçiftçi Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge
30 Haziran 2020 Salı
İNGİLİZCEDEKİ ON VE OFF SÖZCÜKLERİ TÜRKÇE SAVIM
Türkçe ile felsefe ve bilim olmaz dedi şah
Türkçe, ilim ve insanlık dedi eyvah
Çünkü dediler ki Türkçe olmazsa biz de olmayız
Türkçe giderse hepimize eyvah.
Hep 'Türkçe, Türkçe' diyorum.
Neden hep 'Türkçe, Türkçe' diyorum? Çünkü felsefel, bilimsel açıdan gerçek, doğru böyle yani şoven kokular içinde değilim.
'Neden Türkçe?' sorusuna kanıtlar yazıyorum sürekli.
Bugün de bunlardan birini, İngilizce'de 'On' sözcüğünü yazacağım.
Üzerinde 'On/Off' yazan elektırik(elektrik) düğmelerinden, cihaz düğmelerinden tanıdığımız, bildiğimiz 'on' bu. Bir de İngilizcede on 'üstünde' demek yani örneğin 'On the table=Masanın üstündeki/üzerindeki)' gibi.
Ancak bu konuda bizim işimize asıl yarayacak olan şey mekan bildiren 'on' değil de cihaz düğmelerindeki 'On/Off'un 'On'u.
Biliyoruz ki cihazlardaki 'On/Off' düğmesindeki 'on' cihaza yol vermek yani cihazı çalıştırmak yani elektıriğe geçiş, geçit yani 'onay' vermek için. Yani gerçekte cihazlardaki 'On/Off' düğmesindeki 'on' 'onay' demek yani 'Onay veriyorum' demek anlamında. Ve onay sözcüğü de Türk dil kurumu sözlüğüne göre Türkçe sözcük.
Gelelim 'Off' sözcüğüne, cihazlardaki 'On/Off' düğmesindeki. 'Off' ne demek? 'On'un tersi yani 'Onay vermiyorum, artık yeter' yani Türkçedeki 'Of, yeter artık, bitsin artık, bit artık, son' anlamında. Gerçekten de cihazlardaki on cihazın çalışmasına onay vermek iken 'off' da onayın bitmesi yani 'Yeter, son' anlamında ki Türkçedeki 'Of' sözcüğü de can acısı yanında bir de, genelde 'Bıkmak, sıkılmak ve bu yüzden son vermek, bitirmek' yani 'Öf/Öff' anlamında.
Yani 'On' sözcüğü başlatır yani onaylar; 'Off' sözcüğü ise bitirir, sonlar.
Türkçe ile felsefe de yapılır bilim de
Halı da yapılır kilim de
Suç olmasa Türkiye'de
Söyleyecek çok söz var dilde.
Necdet Gürçiftçi
İnternette yayınlandığı zaman: 24.4.16/05.35
DİN HADİSİLERİ GEREK (ŞİİR)
İslam'a Osmanlıcılık aşılamak istiyor
Maddiyat kölesi, dünya kölesi, nefs kölesi, siyasi İslamcılık denilen dine aykırılık ve yozluk
Olmaz, olmaz, olmaz
Çünkü öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını
Öz evladlarını kasıtlı öldürten ve nefse dalmış sultanların da dinde yeri yoktur
Bu nedenle ki hadis 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır'
Yani 'Sultanlarla yoldaşlık, kankalık, birliktelik bile dinsizliktir' dedi,
Bir yanağına tokat atana öteki yanağını da çevir sözü
Tokat atandan merhamet, vicdan, akıl, medenilik, cesaret olarak
Üstün ol demektir
Özgüven için saçmasapan sıporlar(sporlar) ya da sıporları saçmasapan yapıyorlar
Doğru özgüven için
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri'ne
Uymak gerekir önce,
Baba olmak istiyorlar
Anne olmak istiyorlar
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri ile
Doğru insan olmak gerekir önce,
Adam olmak istiyorlar
Kadın olmak istiyorlar
Özgür olmak istiyorlar
Okumak istiyorlar
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri ile
Doğru insan olmak gerekir önce,
Demokrasi istiyorlar, laiklik istiyorlar
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri'ni
İstemek gerekir önce,
Muhammed de, Atatürk de
'Bilim ve ahlak' dedi önce
Barış, huzur, güven içinde bir dünya için
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri'ni
İstemek gerekir önce,
Akıldışı-ahlakdışı modayı, akıldışı-ahlakdışı turizımı(turizmi), çıplaklığı, utanmazlığı
Akıldışı-ahlakdışı hayatı, akıldışı-ahlakdışı dünyayı doğru seçim sanıyorlar
Doğru seçim için
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen
Din hadisileri'ni bilmek gerekir önce,
Birleşin Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi
Bilimde ve ahlakta önce
Doğru yol olmaz
Doğru şeyler döşenmeyince,
Bilimdışı, akıldışı, doğaüstü şeylere inanmayı din sanıyorlar
Barbarlığı, vahşeti, savaşı, terörü, zulümü, yandaşlığı, siyaseti, ticareti din sanıyorlar
Yiyip içmeyi, yedirmeyi içirmeyi, para vermeyi, zevki, hazzı, nefsi din sanıyorlar
Din dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen
Din hadisileri'dir önce,
'Din bilimdir, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin
Alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür
Peygamberlerin varisleri alimlerdir
Dinsiz de olsalar (ahlaklı, vicdanlı ve nefssiz iseler) alimlerin yeri Cennet'tir' hadisleri
Dinin inanç, ibadet değil bilim olduğunu gösterir
Dini bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik olarak bilmek gerekir önce.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.2.20/08.51
Maddiyat kölesi, dünya kölesi, nefs kölesi, siyasi İslamcılık denilen dine aykırılık ve yozluk
Olmaz, olmaz, olmaz
Çünkü öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını
Öz evladlarını kasıtlı öldürten ve nefse dalmış sultanların da dinde yeri yoktur
Bu nedenle ki hadis 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır'
Yani 'Sultanlarla yoldaşlık, kankalık, birliktelik bile dinsizliktir' dedi,
Bir yanağına tokat atana öteki yanağını da çevir sözü
Tokat atandan merhamet, vicdan, akıl, medenilik, cesaret olarak
Üstün ol demektir
Özgüven için saçmasapan sıporlar(sporlar) ya da sıporları saçmasapan yapıyorlar
Doğru özgüven için
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri'ne
Uymak gerekir önce,
Baba olmak istiyorlar
Anne olmak istiyorlar
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri ile
Doğru insan olmak gerekir önce,
Adam olmak istiyorlar
Kadın olmak istiyorlar
Özgür olmak istiyorlar
Okumak istiyorlar
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri ile
Doğru insan olmak gerekir önce,
Demokrasi istiyorlar, laiklik istiyorlar
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri'ni
İstemek gerekir önce,
Muhammed de, Atatürk de
'Bilim ve ahlak' dedi önce
Barış, huzur, güven içinde bir dünya için
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen Din hadisileri'ni
İstemek gerekir önce,
Akıldışı-ahlakdışı modayı, akıldışı-ahlakdışı turizımı(turizmi), çıplaklığı, utanmazlığı
Akıldışı-ahlakdışı hayatı, akıldışı-ahlakdışı dünyayı doğru seçim sanıyorlar
Doğru seçim için
Dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen
Din hadisileri'ni bilmek gerekir önce,
Birleşin Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi
Bilimde ve ahlakta önce
Doğru yol olmaz
Doğru şeyler döşenmeyince,
Bilimdışı, akıldışı, doğaüstü şeylere inanmayı din sanıyorlar
Barbarlığı, vahşeti, savaşı, terörü, zulümü, yandaşlığı, siyaseti, ticareti din sanıyorlar
Yiyip içmeyi, yedirmeyi içirmeyi, para vermeyi, zevki, hazzı, nefsi din sanıyorlar
Din dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik' diyen
Din hadisileri'dir önce,
'Din bilimdir, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin
Alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür
Peygamberlerin varisleri alimlerdir
Dinsiz de olsalar (ahlaklı, vicdanlı ve nefssiz iseler) alimlerin yeri Cennet'tir' hadisleri
Dinin inanç, ibadet değil bilim olduğunu gösterir
Dini bilim, ahlak, vicdan ve nefssizlik olarak bilmek gerekir önce.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.2.20/08.51
ALLAH İNSANLARIN RAHATSIZ EDİLMESİNDEN RAHATSIZ OLMAZ MI?
Açık ki insanlar dini kendi kafalarına göre yorumlamak etkinliği içindeler; buna en açık örnek Abd'deki, boyunlarında haç kolye olan, ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot dolaşan bayanlar, ve Abd'nin zina, fuhuş, eşcinsellik, ensestlik, porno, esrar uyuşturucusu dahil hemen hemen her dine aykırılığın serbest olduğu ancak Dolar'ın(doların) üzerine 'IN GOD WE TRUST/İnandığımız tanrıda' yazmasıdır, hertürlü ahlakdışılığa, hertürlü dine aykırılığa izin veren nasıl bir tanrı ise; anlaşılıyor ki Abd'de ilah henüz Zeus gibi, din de Zeus'lu ilahların hayatları gibi birşey sanılmaktadır.
Açık ki aynı durum Müslümanlarda da yayılmakta; örnek ki Türkiye'de de pılajlar(plajlar) Müslüman olduklarını söyleyecek bikinilerle, mayolularla doludur; ve Müslüman olduğunu söyleyen Türkiye'de zina, genelevli fuhuş, eşcinsellik, eşcinsel evlilik, toplumsal alanlarda sütyen-külot dolaşmak, ahlaka aykırı mekanlar, cinsel sunumlu medya serbest. 'Toplum böyle istiyor' demek de yanlış çünkü %99'u Müslüman denilen bir toplum bunu nasıl isteyebilir, eğer gerçekten Müslümansa ya da bu oran doğru ise; toplum öyle istiyorsa da yanlış çünkü din demek tıpkı bilimde de olduğu gibi, toplumun istekleri değil bilimin istedikleridir ki din de dini tanımlayan, 'Din ilimdir(bilimdir), ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, adilliktir, tarafsızlıktır, medeniliktir, nefssizliktir, inzivadır.' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı kültürdür, savdır, içeriktir, durumdur.
Türkiye için açık ki bu durum yalnızca ahlak ile sınırlı değil; Türkiye'de durum öylesine dine yani dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı, zıt, karşıt bir durum durumuna gelmiş ki örnek ki öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmeyen yani dine de, Türklüğe de aykırı, zıt, karşı, düşman şeyler yapmış olan Osmanlı hanedanlığı ve sultanları bile baştaçı edilmektedir, övülmektedir, onurlandırılmaktadır; ve Türk ceza kanunu'na göre suç olan bu şeyleri yapan siyasi partiler bile var, bu siyasi partilere bile izin verilmektedir yani Türk ceza kanunu'na aykırı şeyleri savunan, yapan siyasi partilere, siyasetçilere izin vermek anayasaya nasıl uygun olur; toplumun yapmasının yasak, suç olduğu birşeyi yapmak siyasi partilere, siyasetçilere nasıl serbest olur; o zaman Türk ceza kanunu'ndan cinayeti suç olmaktan çıkarmak gerekir çünkü Türkiye'de idam cezası var iken bile devletin bekası için bile olsa bebekler ve çocuklar idam edilmiyorlardı; zaten sözümona 'devlet bekası' için bebekleri, çocukları öldüren Osmanlı imparatorluğu dünyadan silindi ancak 'devlet bekası' için bile olsa bebekleri, çocukları öldürmeyen Hıristiyan(Hristiyan) devletler 21. yüzyılda bile ayaktalar, demek ki bu iş akıl işi değil nefs işi imiş yani şahsi iktidar tutkusu işi. Yani durum siyasi olarak dinden o kadar çok uzaklaşmış ki siyasetin etkisine kaptırılmış Diyanet bile 'Babanın öz kızına bakması haram değildir', 'Dokuz yaşındaki kız çocukları evlenebilirler' gibi hem bilime, hem dine, hem insanlığa aykırı sözler etmeye, ve siyasetçilerle cami açmaya başladı. Din; 'Diyanet makamına otur, sonra da ne istersen yap' değildir; dinin tek bir makamı vardır, o da dini tanımlayan Din hadisileri'dir yani ya Din hadisileri'ne uyulur, dinli olunur ya da uyulmaz, dinsiz olunur yani hem Din hadisileri'ne aykırı davranıp hem de dinli olunmaz. Yani düşünün; Muhammed bebeklerin, çocukların öldürülmelerini önlemeye çalışırken; bebekleri, çocukları öldüren Osmanlı hanedanlığı ve sultanları baştaçı edilmekteler, bu nasıl bir dindir, Müslümanlıktır, İslamiyet'tir, Türklüktür, insanlıktır? Gerçek ki siyaset yasaklanmadan; ülkeler Din hadisileri ile yönetilmeden hiçbir ülkede din olmaz.
Diyanet ve Trt yani siyasi iktidar İslamiyet'e o kadar aykırılık içinde ki Trt televizyonunda 'Kuran'ı güzel okuma yarışması' yapılmakta ve Diyanet de, siyasi iktidar da buna tepki göstermemektedir çünkü hem Kuran'ın amaçı(amacı) güzel okumak değil anlamaktır hem de o yarışmadaki 'Güzel okumak' Kuran'ı anlamak değil 'dinletmek'tir oysa Kuran dinletmek için değil anlamak içindir, bu nedenle ki Muhammed 'Kuran'ı okurken ağlamıyorsanız, Kuran'ı okumuş olmazsınız.' dedi oysa o yarışmada hem Kuran Türkçe değil Arabça okunmaktadır yani bu milletin dilinden okunmamaktadır hem de amaç anlamak değil 'dinletmek' olmaktadır, hem de 'yarışma' nefsi Müslümanlara aşı ve egemen yapılmış olmaktadır ki nefs dinin en büyük düşmanıdır. Kuran'ın amaçı güzel okunmak değil anlamaktır, dinletmek değil okumaktır yani izleyiciler hem anlamıyorlar hem okumuyorlar hem ağlamıyorlar, yalnızca dinliyorlar, ve 'en güzel okuyan'ı seçmeye çalışıyorlar oysa Kuran da, İslamiyet de 'Kuran'ı güzel okuyanı seçmek işi' değildir, 'anlamak'tır. Din yarışma değildir, hele ki nefs yarışması din değildir; din anlamaktır; üstelik de bu yarışma zinaya, geneleve yani fuhuşa, eşcinselliğe, eşcinsel evliliğe, bikini/mayo diye ortalıkta sütyen külot dolaşmaya, mini şort diye ortalıkta külotla dolaşmaya izin verilen; barları, pavyonları, sıtriptiz(striptiz) kulübüleri, sex shopları, dine aykırı pılajları olan, bay-bayan karışık Masaj salonuları ve sıpor(spor) salonuları olan, ahlaka aykırı ünlülerin baştaçı edildiği bir ülkede yapılmaktadır; bu durumda da dinsizler 'Din halkın afyonudur' diyebilmekteler yani 'Bu ne perhiz, bu ne turşu' durumundan dolayı; o Trt ki televizyon sunumcusu bayanları daracık tayt pantolonla bile ekrana çıkmaktalar.
Açık ki bu durumun nedeni ülkeleri yöneten siyaset ve hükümdarlık gibi şeylerdir çünkü din açık ki bilime aykırılık da, ahlaka aykırılık da istemiyor; ve bir ülkede siyasi iktidar ya da hükümdar istemeden bilime aykırılık da, ahlaka aykırılık da serbest olamaz. Yani açık ki din başka şey istiyor, siyaset ve hükümdarlık başka şey istiyor, ve birbirlerine 180 derece zıt şey istiyorlar.
Açık ki din başka yöne gitmekte, dini inançlılar o yöne zıt bir yöne götürülmeye çalışmaktalar; siyaset denilen cehalet, nefs, bölücülük, barbarlık, ilkellik, feodallik ve düşmanlıkça.
Dini tanımak, anlamak, öğrenmek ancak Din hadisileri ile olur ki bu durum şuna benzer: Bir ülke dünyada gerçekten var olsa da o ülkenin yabancısı iseniz haritasız, pusulasız, rehbersiz o ülkeyi gezemezsiniz; kuşkusuz ki insanlık felsefeye ve bilime olduğu gibi dine de yabancı durumda henüz; zaten bu yabancılık olmasa dini inançlar yalnızca kutsal kitapları ya da ilahları ile yetinirler ve peygamberleri olmazdı.
Demek ki ülkeleri, dünyayı ve insanlığı yanlış ve kötü yöne götüren şey din değil ülkeleri yönetenler.
Dini anlamak örnek ki doktorluk gibidir, hastahane gibidir; yani gerekli tahliller(analizler, testler, incelemeler) yapılmadan hastaya teşhis konulmaz ve ilaç verilmez. Şimdi dinin bu özelliğini daha iyi anlayacaksınız: Ülkemizde ezanlar amplifikatörlü hoparlörlerle, ve olabildiğince yüksek ses gücü ile söylenilmektedir, okunmaktadır. Müslümanlar herşeyden önce şunu anlamalılar: Ayetler ve hadisler Muhammed'in zamanına özgüdürler yani onları hertürlü(her türlü) bilime ve ahlaka aykırılığın serbest olduğu bir ülkeye uygulamazsınız yani böyle bir ülkede geçerli saymazsınız, örnek ki Muhammed'in ülkesinde ne bikini, mayo, mini şort, mini etek; ne pılaj(plaj), meyhane, bar, pavyon, gazino, kumarhaneli otel, sıtriptiz(striptiz) kulübü, gece kulübü, diskotek, genelev vardı; ne zina, eşcinsellik, eşcinsel evlilik serbestliği, ahlaka aykırı moda, astroloji, medyumluk vardı yani dinden söz edebilmek için önce ülkenin dine uygun olması gerekir yani hem dine aykırı şeylere serbestlik hem de din birlikte olmaz yani tıpkı kimya bilimi ile simyanın birlikte olmaması gibi. Ezan okunuyor, hoparlörle, yüksek sesle; bu durum Din hadisileri'ni bilmeyen Müslümanlara olağan ya da doğru gelebilir ancak Din hadisileri'ne aykırıdır, bunu anlamak için 'Gürültü yapan, bizden değildir', 'Ezanı makamlı okumayın', ve 'Allah zalimlerin bile beddualarını kabul eder' hadislerini bilmek gerekir yani hoparlörle gümbür gümbür, üstelik de müzik gibi makamlı ezan okunması Müslümanların ya da çoğu Müslümanın hoşuna, zevkine, hazzına, mutluluğuna uygun olabilir ancak bu durum herkes için geçerli değildir çünkü ülkede dinsiz de var, başka dini inançlı da var, ve bu üç hadis ezanı hoparlörle ve müzik gibi makamlı söylemenin Dine aykırı olduğunu göstermektedir; bir de minarelere yakın 500 Mt karelik alan içindeki konutları düşünün, üstelik de Sabah ezanı diye gecenin 3'ünde, 4'ünde, hoparlörün gücü nedeni ile camları zangır zangır titreyen; ve orada tek bir zalim bile olsa, onun bedduasını Allah dikkate alacaktır ki zaten Muhammed zamanında da ezan hoparlörsüz söylenilmekte idi ki zaten ampflikatör de, mikrofon da, hoparlör de 'gavur icadı' yani durum 'gavur icadı' ile Müslümanlık yapmak gibi birşeydir. Bir türkü ya da şarkı gürültü değildir ancak bangır bangır dinlerseniz gürültü durumuna gelir; ve size gürültü gelemeyen birşey başkalarına gürültü gelebilir; bu nedenle ki Muhammed 'Gürültü yapan kimse bizden değildir' yani 'Müslüman değildir, dinli değildir' dedi yani zalimdir dedi.
Kuşkusuz ki düğündeki kişiler düğündeki bangır bangır müzikten rahatsız olmazlar ancak bu durum başkalarının ne rahatsız olmadıklarını gösterir ne de başkalarına, rahatsız olmamak görevi verir. Peki, toplumsal alanlardaki ahlaka aykırı modadan, serbest olmasına karşın kaç Müslüman rahatsız olmamaktadır?
Açık ki İslamiyet yavaş yavaş İslamiyet'e aykırı bir yöne ve içeriğe götürülmeye çalışılmaktadır ülkeleri yönetenlerce çünkü onlar izin vermeseler bilime aykırılık da, dine aykırılık da olmaz.
Evet, kutsal kitapları istediğiniz kadar ezberleyin; Din hadisileri'ni bilmiyorsanız dini anlamazsınız, ve inandığınız, yaptığınız şeyleri din sanırsınız. Unutmayın ki zalim, vahşi, cani Naziler, ve Anadolu'yu işgal eden zalim, vahşi, cani Avrupa devletleri ve subayları bile göğüslerinde gamalı 'haç' taşıyorlardı oysa Jesus(İsa) nerede, onlar neredeler idi yani Jesus ile küçücük bir ilgileri bile yoktu ancak kendilerini Hıristiyan(Hristiyan), Jesus'çu(İsa'cı) sanıyorlardı. Açık ki insanlığa din diye gerçekte din değil 'din sanısı' pompalanmaktadır, bu durumda da Marx ve yandaşları 'Din halkın afyonudur' demekteler; yani hem Din hadisileri'ne aykırı olunup hem de dinli olunmaz zaten, örnek ki hem matematik bilmeyip hem de matematikçi olunmaz da yani dinde de, bilimde de 'Ben rahatsız olmuyorum, rahatsız olanlar da olmayıversin' demek olmaz tıpkı ortalıkta sütyen-külot gezenlerin 'Ben rahatsız olmuyorum, rahatsız olanlar da bakmayıversinler' demeleri gibi bir durum bilime de, dine de, demokrasiye de, laikliğe de, özgürlüğe de aykırıdır çünkü bilime, dine, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe yalnızca bilim değil, ahlak da dahildir ki başkalarını rahatsız etmemek, başkalarını rahatsız edecek şeylerden kaçınmak da ahlaka dahildir, ve vicdan da ahlaka dahildir.
Soru şu: Muhammed de 'Gürültü yapan kişi Müslüman, dinli değildir' ve 'Allah zalimlerin bile bedduasını kabul eder' derken; Allah üstelik de kendisinin öne sürülüp, üstelik de 'gavur icadı' şeylerle, insanların rahatsız edilmelerinden rahatsız olmaz mı, bu duruma izin verir mi? Ancak durum dine, İslamiyet'e o kadar çok yabancılaşmış ki Ramazan ayı'nda bile geceleri gümbür gümbür davul çalınmakta sokaklarda, Ramazan davulu diye; var mı İslamiyet'te 'Ramazan davulu' diye birşey, yok; Ramazan ayı oruç yani nefsi terk ayıdır yani bayram, eğlence değil ki davul çalasın, üstelik de gece vakiti, üstelik de çalar saat de, ceptelefonu saati de var iken?
Üstelik önemli olan şey kimsenin rahatsız olmaması değil; bu durumların dine yani Din hadisileri'ne aykırı olmasıdır. 'Peygamberimiz saçını şöyle keserdi, sakalını böyle keserdi' deyip Muhammed'e uymaya çalışmaya çalışan mantık acaba Muhammed'in hiç hoparlörle ezan okutmadığını, ve Ramazan ayı gecelerinde sahura kalkılsın diye davul çaldırmadığını neden bilmek istemez? Açık ki hem en büyük cehalet hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçı(amacı), hem de önce akıla, sonra da ahlaka kötülük ettiği için felsefede de, bilimde de, dinde de yasak olan nefs; nefsin açılımlarından olan siyaset ve özel sektörce herşeye olduğu gibi inançlara da egemen yapılmaya çalışılmaktadır çünkü açık ki siyaset için 'Ne kadar nefs; o kadar oy', ve özel sektör için de 'Ne kadar nefs, o kadar para' demek.
Yani, bin kişiden biri de çıksa, Allah'a dese ki 'Müslümanlar gece vakiti(vakiti), üstelik de hoparlörle gümbür gümbür ezan söyleyip beni rahatsız ediyorlar'; açık ki Allah bu şikayeti haklı görecektir yani kendi için bile olsa insanların rahatsız edilmelerini istemeyecektir ki 'Gürültü yapan, bizden değildir' hadisi ve 'Allah zalimlerin bile bedduasını kabul eder hadisi de bunu doğrulamaktadır. Yani, din; Din hadisileri'ne uyuldukça dindir; dinlilik Din hadisileri'ne uyuldukça dinliliktir; başka şeylere değil.
İnsanlar da, toplum da rahatsız olmayabilir ancak önemli olan dinin, Din hadisileri'nin rahatsız olmasıdır.
Yani; ezan okunsun da hoparlörsüz okunsun.
Din mi arıyorsunuz; doğruca Din hadisileri'ne gidin; başka hiçbiryere değil.
Önce Din hadisileri'ni öğrenin, sonra hayata başlayın.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.7.20/06.45
Açık ki aynı durum Müslümanlarda da yayılmakta; örnek ki Türkiye'de de pılajlar(plajlar) Müslüman olduklarını söyleyecek bikinilerle, mayolularla doludur; ve Müslüman olduğunu söyleyen Türkiye'de zina, genelevli fuhuş, eşcinsellik, eşcinsel evlilik, toplumsal alanlarda sütyen-külot dolaşmak, ahlaka aykırı mekanlar, cinsel sunumlu medya serbest. 'Toplum böyle istiyor' demek de yanlış çünkü %99'u Müslüman denilen bir toplum bunu nasıl isteyebilir, eğer gerçekten Müslümansa ya da bu oran doğru ise; toplum öyle istiyorsa da yanlış çünkü din demek tıpkı bilimde de olduğu gibi, toplumun istekleri değil bilimin istedikleridir ki din de dini tanımlayan, 'Din ilimdir(bilimdir), ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, adilliktir, tarafsızlıktır, medeniliktir, nefssizliktir, inzivadır.' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı kültürdür, savdır, içeriktir, durumdur.
Türkiye için açık ki bu durum yalnızca ahlak ile sınırlı değil; Türkiye'de durum öylesine dine yani dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı, zıt, karşıt bir durum durumuna gelmiş ki örnek ki öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmeyen yani dine de, Türklüğe de aykırı, zıt, karşı, düşman şeyler yapmış olan Osmanlı hanedanlığı ve sultanları bile baştaçı edilmektedir, övülmektedir, onurlandırılmaktadır; ve Türk ceza kanunu'na göre suç olan bu şeyleri yapan siyasi partiler bile var, bu siyasi partilere bile izin verilmektedir yani Türk ceza kanunu'na aykırı şeyleri savunan, yapan siyasi partilere, siyasetçilere izin vermek anayasaya nasıl uygun olur; toplumun yapmasının yasak, suç olduğu birşeyi yapmak siyasi partilere, siyasetçilere nasıl serbest olur; o zaman Türk ceza kanunu'ndan cinayeti suç olmaktan çıkarmak gerekir çünkü Türkiye'de idam cezası var iken bile devletin bekası için bile olsa bebekler ve çocuklar idam edilmiyorlardı; zaten sözümona 'devlet bekası' için bebekleri, çocukları öldüren Osmanlı imparatorluğu dünyadan silindi ancak 'devlet bekası' için bile olsa bebekleri, çocukları öldürmeyen Hıristiyan(Hristiyan) devletler 21. yüzyılda bile ayaktalar, demek ki bu iş akıl işi değil nefs işi imiş yani şahsi iktidar tutkusu işi. Yani durum siyasi olarak dinden o kadar çok uzaklaşmış ki siyasetin etkisine kaptırılmış Diyanet bile 'Babanın öz kızına bakması haram değildir', 'Dokuz yaşındaki kız çocukları evlenebilirler' gibi hem bilime, hem dine, hem insanlığa aykırı sözler etmeye, ve siyasetçilerle cami açmaya başladı. Din; 'Diyanet makamına otur, sonra da ne istersen yap' değildir; dinin tek bir makamı vardır, o da dini tanımlayan Din hadisileri'dir yani ya Din hadisileri'ne uyulur, dinli olunur ya da uyulmaz, dinsiz olunur yani hem Din hadisileri'ne aykırı davranıp hem de dinli olunmaz. Yani düşünün; Muhammed bebeklerin, çocukların öldürülmelerini önlemeye çalışırken; bebekleri, çocukları öldüren Osmanlı hanedanlığı ve sultanları baştaçı edilmekteler, bu nasıl bir dindir, Müslümanlıktır, İslamiyet'tir, Türklüktür, insanlıktır? Gerçek ki siyaset yasaklanmadan; ülkeler Din hadisileri ile yönetilmeden hiçbir ülkede din olmaz.
Diyanet ve Trt yani siyasi iktidar İslamiyet'e o kadar aykırılık içinde ki Trt televizyonunda 'Kuran'ı güzel okuma yarışması' yapılmakta ve Diyanet de, siyasi iktidar da buna tepki göstermemektedir çünkü hem Kuran'ın amaçı(amacı) güzel okumak değil anlamaktır hem de o yarışmadaki 'Güzel okumak' Kuran'ı anlamak değil 'dinletmek'tir oysa Kuran dinletmek için değil anlamak içindir, bu nedenle ki Muhammed 'Kuran'ı okurken ağlamıyorsanız, Kuran'ı okumuş olmazsınız.' dedi oysa o yarışmada hem Kuran Türkçe değil Arabça okunmaktadır yani bu milletin dilinden okunmamaktadır hem de amaç anlamak değil 'dinletmek' olmaktadır, hem de 'yarışma' nefsi Müslümanlara aşı ve egemen yapılmış olmaktadır ki nefs dinin en büyük düşmanıdır. Kuran'ın amaçı güzel okunmak değil anlamaktır, dinletmek değil okumaktır yani izleyiciler hem anlamıyorlar hem okumuyorlar hem ağlamıyorlar, yalnızca dinliyorlar, ve 'en güzel okuyan'ı seçmeye çalışıyorlar oysa Kuran da, İslamiyet de 'Kuran'ı güzel okuyanı seçmek işi' değildir, 'anlamak'tır. Din yarışma değildir, hele ki nefs yarışması din değildir; din anlamaktır; üstelik de bu yarışma zinaya, geneleve yani fuhuşa, eşcinselliğe, eşcinsel evliliğe, bikini/mayo diye ortalıkta sütyen külot dolaşmaya, mini şort diye ortalıkta külotla dolaşmaya izin verilen; barları, pavyonları, sıtriptiz(striptiz) kulübüleri, sex shopları, dine aykırı pılajları olan, bay-bayan karışık Masaj salonuları ve sıpor(spor) salonuları olan, ahlaka aykırı ünlülerin baştaçı edildiği bir ülkede yapılmaktadır; bu durumda da dinsizler 'Din halkın afyonudur' diyebilmekteler yani 'Bu ne perhiz, bu ne turşu' durumundan dolayı; o Trt ki televizyon sunumcusu bayanları daracık tayt pantolonla bile ekrana çıkmaktalar.
Açık ki bu durumun nedeni ülkeleri yöneten siyaset ve hükümdarlık gibi şeylerdir çünkü din açık ki bilime aykırılık da, ahlaka aykırılık da istemiyor; ve bir ülkede siyasi iktidar ya da hükümdar istemeden bilime aykırılık da, ahlaka aykırılık da serbest olamaz. Yani açık ki din başka şey istiyor, siyaset ve hükümdarlık başka şey istiyor, ve birbirlerine 180 derece zıt şey istiyorlar.
Açık ki din başka yöne gitmekte, dini inançlılar o yöne zıt bir yöne götürülmeye çalışmaktalar; siyaset denilen cehalet, nefs, bölücülük, barbarlık, ilkellik, feodallik ve düşmanlıkça.
Dini tanımak, anlamak, öğrenmek ancak Din hadisileri ile olur ki bu durum şuna benzer: Bir ülke dünyada gerçekten var olsa da o ülkenin yabancısı iseniz haritasız, pusulasız, rehbersiz o ülkeyi gezemezsiniz; kuşkusuz ki insanlık felsefeye ve bilime olduğu gibi dine de yabancı durumda henüz; zaten bu yabancılık olmasa dini inançlar yalnızca kutsal kitapları ya da ilahları ile yetinirler ve peygamberleri olmazdı.
Demek ki ülkeleri, dünyayı ve insanlığı yanlış ve kötü yöne götüren şey din değil ülkeleri yönetenler.
Dini anlamak örnek ki doktorluk gibidir, hastahane gibidir; yani gerekli tahliller(analizler, testler, incelemeler) yapılmadan hastaya teşhis konulmaz ve ilaç verilmez. Şimdi dinin bu özelliğini daha iyi anlayacaksınız: Ülkemizde ezanlar amplifikatörlü hoparlörlerle, ve olabildiğince yüksek ses gücü ile söylenilmektedir, okunmaktadır. Müslümanlar herşeyden önce şunu anlamalılar: Ayetler ve hadisler Muhammed'in zamanına özgüdürler yani onları hertürlü(her türlü) bilime ve ahlaka aykırılığın serbest olduğu bir ülkeye uygulamazsınız yani böyle bir ülkede geçerli saymazsınız, örnek ki Muhammed'in ülkesinde ne bikini, mayo, mini şort, mini etek; ne pılaj(plaj), meyhane, bar, pavyon, gazino, kumarhaneli otel, sıtriptiz(striptiz) kulübü, gece kulübü, diskotek, genelev vardı; ne zina, eşcinsellik, eşcinsel evlilik serbestliği, ahlaka aykırı moda, astroloji, medyumluk vardı yani dinden söz edebilmek için önce ülkenin dine uygun olması gerekir yani hem dine aykırı şeylere serbestlik hem de din birlikte olmaz yani tıpkı kimya bilimi ile simyanın birlikte olmaması gibi. Ezan okunuyor, hoparlörle, yüksek sesle; bu durum Din hadisileri'ni bilmeyen Müslümanlara olağan ya da doğru gelebilir ancak Din hadisileri'ne aykırıdır, bunu anlamak için 'Gürültü yapan, bizden değildir', 'Ezanı makamlı okumayın', ve 'Allah zalimlerin bile beddualarını kabul eder' hadislerini bilmek gerekir yani hoparlörle gümbür gümbür, üstelik de müzik gibi makamlı ezan okunması Müslümanların ya da çoğu Müslümanın hoşuna, zevkine, hazzına, mutluluğuna uygun olabilir ancak bu durum herkes için geçerli değildir çünkü ülkede dinsiz de var, başka dini inançlı da var, ve bu üç hadis ezanı hoparlörle ve müzik gibi makamlı söylemenin Dine aykırı olduğunu göstermektedir; bir de minarelere yakın 500 Mt karelik alan içindeki konutları düşünün, üstelik de Sabah ezanı diye gecenin 3'ünde, 4'ünde, hoparlörün gücü nedeni ile camları zangır zangır titreyen; ve orada tek bir zalim bile olsa, onun bedduasını Allah dikkate alacaktır ki zaten Muhammed zamanında da ezan hoparlörsüz söylenilmekte idi ki zaten ampflikatör de, mikrofon da, hoparlör de 'gavur icadı' yani durum 'gavur icadı' ile Müslümanlık yapmak gibi birşeydir. Bir türkü ya da şarkı gürültü değildir ancak bangır bangır dinlerseniz gürültü durumuna gelir; ve size gürültü gelemeyen birşey başkalarına gürültü gelebilir; bu nedenle ki Muhammed 'Gürültü yapan kimse bizden değildir' yani 'Müslüman değildir, dinli değildir' dedi yani zalimdir dedi.
Kuşkusuz ki düğündeki kişiler düğündeki bangır bangır müzikten rahatsız olmazlar ancak bu durum başkalarının ne rahatsız olmadıklarını gösterir ne de başkalarına, rahatsız olmamak görevi verir. Peki, toplumsal alanlardaki ahlaka aykırı modadan, serbest olmasına karşın kaç Müslüman rahatsız olmamaktadır?
Açık ki İslamiyet yavaş yavaş İslamiyet'e aykırı bir yöne ve içeriğe götürülmeye çalışılmaktadır ülkeleri yönetenlerce çünkü onlar izin vermeseler bilime aykırılık da, dine aykırılık da olmaz.
Evet, kutsal kitapları istediğiniz kadar ezberleyin; Din hadisileri'ni bilmiyorsanız dini anlamazsınız, ve inandığınız, yaptığınız şeyleri din sanırsınız. Unutmayın ki zalim, vahşi, cani Naziler, ve Anadolu'yu işgal eden zalim, vahşi, cani Avrupa devletleri ve subayları bile göğüslerinde gamalı 'haç' taşıyorlardı oysa Jesus(İsa) nerede, onlar neredeler idi yani Jesus ile küçücük bir ilgileri bile yoktu ancak kendilerini Hıristiyan(Hristiyan), Jesus'çu(İsa'cı) sanıyorlardı. Açık ki insanlığa din diye gerçekte din değil 'din sanısı' pompalanmaktadır, bu durumda da Marx ve yandaşları 'Din halkın afyonudur' demekteler; yani hem Din hadisileri'ne aykırı olunup hem de dinli olunmaz zaten, örnek ki hem matematik bilmeyip hem de matematikçi olunmaz da yani dinde de, bilimde de 'Ben rahatsız olmuyorum, rahatsız olanlar da olmayıversin' demek olmaz tıpkı ortalıkta sütyen-külot gezenlerin 'Ben rahatsız olmuyorum, rahatsız olanlar da bakmayıversinler' demeleri gibi bir durum bilime de, dine de, demokrasiye de, laikliğe de, özgürlüğe de aykırıdır çünkü bilime, dine, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe yalnızca bilim değil, ahlak da dahildir ki başkalarını rahatsız etmemek, başkalarını rahatsız edecek şeylerden kaçınmak da ahlaka dahildir, ve vicdan da ahlaka dahildir.
Soru şu: Muhammed de 'Gürültü yapan kişi Müslüman, dinli değildir' ve 'Allah zalimlerin bile bedduasını kabul eder' derken; Allah üstelik de kendisinin öne sürülüp, üstelik de 'gavur icadı' şeylerle, insanların rahatsız edilmelerinden rahatsız olmaz mı, bu duruma izin verir mi? Ancak durum dine, İslamiyet'e o kadar çok yabancılaşmış ki Ramazan ayı'nda bile geceleri gümbür gümbür davul çalınmakta sokaklarda, Ramazan davulu diye; var mı İslamiyet'te 'Ramazan davulu' diye birşey, yok; Ramazan ayı oruç yani nefsi terk ayıdır yani bayram, eğlence değil ki davul çalasın, üstelik de gece vakiti, üstelik de çalar saat de, ceptelefonu saati de var iken?
Üstelik önemli olan şey kimsenin rahatsız olmaması değil; bu durumların dine yani Din hadisileri'ne aykırı olmasıdır. 'Peygamberimiz saçını şöyle keserdi, sakalını böyle keserdi' deyip Muhammed'e uymaya çalışmaya çalışan mantık acaba Muhammed'in hiç hoparlörle ezan okutmadığını, ve Ramazan ayı gecelerinde sahura kalkılsın diye davul çaldırmadığını neden bilmek istemez? Açık ki hem en büyük cehalet hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçı(amacı), hem de önce akıla, sonra da ahlaka kötülük ettiği için felsefede de, bilimde de, dinde de yasak olan nefs; nefsin açılımlarından olan siyaset ve özel sektörce herşeye olduğu gibi inançlara da egemen yapılmaya çalışılmaktadır çünkü açık ki siyaset için 'Ne kadar nefs; o kadar oy', ve özel sektör için de 'Ne kadar nefs, o kadar para' demek.
Yani, bin kişiden biri de çıksa, Allah'a dese ki 'Müslümanlar gece vakiti(vakiti), üstelik de hoparlörle gümbür gümbür ezan söyleyip beni rahatsız ediyorlar'; açık ki Allah bu şikayeti haklı görecektir yani kendi için bile olsa insanların rahatsız edilmelerini istemeyecektir ki 'Gürültü yapan, bizden değildir' hadisi ve 'Allah zalimlerin bile bedduasını kabul eder hadisi de bunu doğrulamaktadır. Yani, din; Din hadisileri'ne uyuldukça dindir; dinlilik Din hadisileri'ne uyuldukça dinliliktir; başka şeylere değil.
İnsanlar da, toplum da rahatsız olmayabilir ancak önemli olan dinin, Din hadisileri'nin rahatsız olmasıdır.
Yani; ezan okunsun da hoparlörsüz okunsun.
Din mi arıyorsunuz; doğruca Din hadisileri'ne gidin; başka hiçbiryere değil.
Önce Din hadisileri'ni öğrenin, sonra hayata başlayın.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.7.20/06.45
28 Haziran 2020 Pazar
ADALET İSTİYORSANIZ AHLAKI DA İSTEYECEKSİNİZ
Açık ki ortalıkta çırılçıplak dolaşanlar da hukuk, adalet isteyebilirler; böyle bir ülkede de hukuk, adalet olabilir ancak mantıksızlık da mantık kadar, ahlakdışılık da ahlak kadar, cehalet de bilim kadar, utanmazlık da utanmak kadar, aptallık da akıl kadar sınırsız ve sonsuzdur, zeka açısından. Unutmayın ki tarihte kendilerini ilah ilan eden hükümdarlar, ilahlarına insan kurban eden kitleler bile oldu; düşünün ki Avrupa'da halkın her evliliğinin gerdek hakkına sahip hükümdarlar oldu ve buna hukuk, adalet, kanun denildi; düşünün ki bir hükümdar eşeğini bir direğe bağlayıp eşeğine selam vermeyenleri idam ettirebilirdi ve bu hukuk, adalet, kanun olurdu; yani çözümleri insanlara bırakmamak gerekir; çözüm için tek kaynak bilim ve ahlaktır, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi. Yukarıdan aşağıya her gelen su dere ya da ırmak değildir, sel de olabilir; her ateş mum alevi değildir, yangın da olabilir. Düşünün ki siyaset de özel sektör gibi hükümdarlığın kardeşleridir; bu nedenle ki akıllarında hep 'Hükümdarlar gibi yaşamak' vardır, bu nedenle ki Muhammed de hükümdarlığın dine aykırı olduğunu şu sözü ile belirtmiştir: 'Sultanlarla düşüpkalkan(düşüp kalkan) alimler bile hırsızdır', yani düşünün ki 'alimler bile' yani ahlak herşeyden üstündür, bilimden ve alimlikten bile çünkü Hitler'in de ahlaksız, vicdansız bilimcileri vardı yani bilim ahlak olmadan insanca olmaz yani ahlak olmadan doğru mantık da, doğru insanlık da olmaz. Bu nedenle ki Muhammed 'Din utanmaktır, utanmak yoksa din de olmaz' dedi; düşünün ki hem bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot, mini şort diye külotla dolaşanlar hem de kendilerine dinli diyenler, kendilerini dinli sananlar var çünkü nefs hem en büyük cehalettir hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır hem de önce akılı, sonra da ahlakı yok eder yani ahlakdışılık gerçekte nefse yani en büyük cehalete ve kötülüklerin hem nedenine hem amaçına köleliktir.
Asıl adalet ahlak ile başlar; ahlakın olmadığı, ahlaka aykırılığın serbest olduğu yerde ahlak da güneş kadar değil ancak mum ışığı kadardır. Gerçek ki ahlakdışılık da akıldışılığın kardeşlerindendir.
Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' dedi ancak ahlakdışılıktan çıkarları olan kimseler ve çevreler moda, turizım, medya, ünlülük, bilgisayar oyunu, demokrasi, laiklik gibi adlar altında ahlakdışılık yaymak çalışması içindeler ancak ne yazık ki ekonomiden ve teröre karşı savaştan başka bir dünyayı kendine yabancı bulan siyaset bu konuyu algılamamakta bile, bu nedenle ki ahlakdışılığa karşı savaşmak yerine ahlakdışılığa daha da serbestlikler, ödünler, tavizler, olanaklar, haklar vermekte.
Yanlış bilgilendirme sonuçu(sonucu) sanılmakta ki ahlak gelenek, görenek, töre, tabu, dini inanç, akıldışılık, bilimdışılık, ilkellik, barbarlık gibi şeylerdir.
Ancak önce din konusunda aydınlatmak gerekir çünkü dini dini inançlılar gelenek, görenek, töre, tabu, ibadet gibi şeyler; dinsizler ise 'Halkın afyonu' gibi birşey sanmaktalar.
Oysa dini tanımlayan, ve Din hadisileri adını verdiğim hadisler dini tarihte, dünyada ilk kez bilimsel, insani ve özüne uygun biçimde yani gerçekçi tanımlamıştır. Din hadisileri dini 'Din bilimdir, ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, tarafsızlıktır, güvenilirliktir, medeniliktir, nefssizliktir, dünyayı ve bedeni aşmaktır' olarak tanımlamıştır; gerçekte bu durum dini inanç tarihinin içinde gizlidir, ve ilk kez de putlara ve putçuluğa meydanokuyan(meydan okuyan) Abraham(İbrahim) tarafından anlaşılmış ve uygulanmıştır, daha sonra Mose(Musa) denizi geçmek için coğrafya bilimini kullanmış, Jesus(İsa) ise mantık dersleri verip kullanmıştır; en son olarak da Muhammed Din bilimdir, bilim yoksa din de yoktur, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, alimler peygamberlerin varisleridir, dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir' deyip konuya somut ilk noktayı koymuştur; yani din bilimdışılık yani afyon değildir.
Böylece dinin insanlık için karanlık değil güneş, aydınlık olduğu ortayaçıkmış(ortaya çıkmış olmakta.
Şimdi, ahlak. Türk dil kurumu 'Ahlak'ı 'Aktöre' olarak tanımlamış yani sözcüğü töreye getirmiş; açık ki o da ahlak sözcüğünün anlamını daha pekçok sözcükte olduğu gibi bilmemekte çünkü edebiyatçılarca ve felsefe tarihini felsefe sanan felsefecilerce yönetilmekte.
Dinin doğru tanımını Muhammed yapmış.
Ahlakın doğru tanımını da ben yapayım: Ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, insan olmanın, insanlığın, hukukun, eğitimin, medeniyetin, dünyanın en üst nitel aşamasıdır. Bu nedenle ki ahlaka karşı olmak bunlara karşı da olmaktır, ahlakdışılamak bunları da dışlamaktır, ahlaka uymamak bunlara da uymamaktır. Bu nedenle ki ahlaka aykırı moda, ahlaka aykırı turizım(turizm), ahlaka aykırı medya, toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giysilerle bulunmak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, insan olmanın, akıl-ruh sağlığının, insanlığın, hukukun, eğitimin, medeniyetin, dünyanın en üst nitel aşamasına da aykırı olmaktır ki ahlak giyimle başlar önce, yani 'Namus(Ahlak) bacak arasında olmaz' diyen mantık astroloji kadar bilimdışı, akıldışı, mantıkdışıdır, namus bacak arasında olmazsa rüşvet de cep ile ilgili birşey olmaz ya da cep ile ilgili olduğu için önemsiz olur.
Yani; ahlak sanılmakta olduğu gibi töre, gelenek, görenek, tabu, dini inanç, bilimdışılık, akıldışılık, insanlıkdışılık birşey değil.
Yani, açık ki adalet isteniliyorsa ahlak da istenilmelidir çünkü adalet doğru birşey ise doğrunun en zirvesi ahlaktır yani ahlakı dışlamak genelde doğrunun en zirvesini, özelde ise adaleti dışlamaktır yani ahlakı yanlış tanımlamak da, ahlakı dışlamak da herşeyde olduğu gibi hukukta da, adalette de yanlış sonuçlara neden olur.
Düşünün; ekonomide adaletsizlik, haksızlık varsa yoksul, işsiz insanlar da olur; bunlar varsa bunların para, geçim için suç işlemeleri de olur; bunların suç işlemeleri olursa bunlara karşı yasal(meşru) savunma(müdafa) da olur; yasal savunma olursa yasal savunma sınırı aşıp suç işlemek de olur yani bir yanlışlık başka alanlarda da yanlışa neden olup bir 'Yanlış kısır döngüsü' yaratır, yani herşey birbirinden etkilenebilir.
Düşünün; cinsel açlık, cinsel tatminsizlik, cinsel tatminsizlik olanağı olan bir toplumda ortalıkta cinsel sunumlu, cinsel tahrikli giysilerle bulunmak da, cinsel ahlaka aykırı medya da cinsel suçların işlenmesine de, şiddete de, cinayete de neden olabilirler; düşünün ki porno, zina, fuhuş, eşcinsellik, ensestlik dahil hertürlü ahlaka aykırılığın serbest olduğu Abd'de bile cinsel suçlar da, cinsel amaçlı şiddet de, cinsel amaçlı cinayetler de inanılamayacak sayılardadır. Yani ortalıkta ahlaka aykırı, cinsel tahrikli, cinsel tacizli giysilerle bulunmak; hem akıl-ruh sağlığına aykırıdır hem de suça teşviktir ki bu durum yoksul, işsiz, aç insanların içinde kendine özel ziyafet çekmeye, ve aç insanların da o ziyafete saldırmasına benzer.
Yani; adalet isteyenlerin ekonomide de, giyimde de, hayatta da ahlakı savunmaları zorunludur; yani toplumsal alanlarda ahlaka aykırı, cinsel sunumlu, cinsel tahrikli giyimle bulunmaya da, zinaya da karşı olmadan adalet istemek adaletin ancak küçük bir bölümünü istemektir ki bu da adaletsizliktir, ve adaletsizliğin de en büyüğüdür.
Yani 'Tavşan kaç, tilki tut' olmaz.
Yani, akıl olmadan adalet olmaz ki ahlak akılın da, adaletin de en üst nitel zirvesidir.
Akıl olmadan ahlak olmaz; ahlak da akılın en zirvesidir. Bu nedenle ki Muhammed de 'Edeb akılın suretidir' demiştir, Atatürk de 'Ben insanın(sıporcunun/sporcunun) ahlaklısını isterim(severim)' demiştir.
Bu nedenle ki simgelerinde ya da amaçlarında bilimsellik ve ahlakçılık olmayan siyasi partilerin Muhammed'ten de, Atatürk'ten de ne kadar uzak olduklarını anlayın.
Yani, ahlak istemeden adalet istemek ya mafya mantığıdır yani barbarlıktır ya da gülünçlüktür.
Ahlaksızlık zaten ahlaklılara karşı adaletsizliktir, ve doğru olan da, insanlığa gerekli olan da ahlaksızlık değil ahlaktır yani demokrasi, laiklik, özgürlük, eğitim, medya, ekonomi, sanat, hukuk ve adalet de ahlakın yanında yeralmalıdır(yer almalıdır).
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.6.20/07.34
Asıl adalet ahlak ile başlar; ahlakın olmadığı, ahlaka aykırılığın serbest olduğu yerde ahlak da güneş kadar değil ancak mum ışığı kadardır. Gerçek ki ahlakdışılık da akıldışılığın kardeşlerindendir.
Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' dedi ancak ahlakdışılıktan çıkarları olan kimseler ve çevreler moda, turizım, medya, ünlülük, bilgisayar oyunu, demokrasi, laiklik gibi adlar altında ahlakdışılık yaymak çalışması içindeler ancak ne yazık ki ekonomiden ve teröre karşı savaştan başka bir dünyayı kendine yabancı bulan siyaset bu konuyu algılamamakta bile, bu nedenle ki ahlakdışılığa karşı savaşmak yerine ahlakdışılığa daha da serbestlikler, ödünler, tavizler, olanaklar, haklar vermekte.
Yanlış bilgilendirme sonuçu(sonucu) sanılmakta ki ahlak gelenek, görenek, töre, tabu, dini inanç, akıldışılık, bilimdışılık, ilkellik, barbarlık gibi şeylerdir.
Ancak önce din konusunda aydınlatmak gerekir çünkü dini dini inançlılar gelenek, görenek, töre, tabu, ibadet gibi şeyler; dinsizler ise 'Halkın afyonu' gibi birşey sanmaktalar.
Oysa dini tanımlayan, ve Din hadisileri adını verdiğim hadisler dini tarihte, dünyada ilk kez bilimsel, insani ve özüne uygun biçimde yani gerçekçi tanımlamıştır. Din hadisileri dini 'Din bilimdir, ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, tarafsızlıktır, güvenilirliktir, medeniliktir, nefssizliktir, dünyayı ve bedeni aşmaktır' olarak tanımlamıştır; gerçekte bu durum dini inanç tarihinin içinde gizlidir, ve ilk kez de putlara ve putçuluğa meydanokuyan(meydan okuyan) Abraham(İbrahim) tarafından anlaşılmış ve uygulanmıştır, daha sonra Mose(Musa) denizi geçmek için coğrafya bilimini kullanmış, Jesus(İsa) ise mantık dersleri verip kullanmıştır; en son olarak da Muhammed Din bilimdir, bilim yoksa din de yoktur, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, alimler peygamberlerin varisleridir, dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir' deyip konuya somut ilk noktayı koymuştur; yani din bilimdışılık yani afyon değildir.
Böylece dinin insanlık için karanlık değil güneş, aydınlık olduğu ortayaçıkmış(ortaya çıkmış olmakta.
Şimdi, ahlak. Türk dil kurumu 'Ahlak'ı 'Aktöre' olarak tanımlamış yani sözcüğü töreye getirmiş; açık ki o da ahlak sözcüğünün anlamını daha pekçok sözcükte olduğu gibi bilmemekte çünkü edebiyatçılarca ve felsefe tarihini felsefe sanan felsefecilerce yönetilmekte.
Dinin doğru tanımını Muhammed yapmış.
Ahlakın doğru tanımını da ben yapayım: Ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, insan olmanın, insanlığın, hukukun, eğitimin, medeniyetin, dünyanın en üst nitel aşamasıdır. Bu nedenle ki ahlaka karşı olmak bunlara karşı da olmaktır, ahlakdışılamak bunları da dışlamaktır, ahlaka uymamak bunlara da uymamaktır. Bu nedenle ki ahlaka aykırı moda, ahlaka aykırı turizım(turizm), ahlaka aykırı medya, toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giysilerle bulunmak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, insan olmanın, akıl-ruh sağlığının, insanlığın, hukukun, eğitimin, medeniyetin, dünyanın en üst nitel aşamasına da aykırı olmaktır ki ahlak giyimle başlar önce, yani 'Namus(Ahlak) bacak arasında olmaz' diyen mantık astroloji kadar bilimdışı, akıldışı, mantıkdışıdır, namus bacak arasında olmazsa rüşvet de cep ile ilgili birşey olmaz ya da cep ile ilgili olduğu için önemsiz olur.
Yani; ahlak sanılmakta olduğu gibi töre, gelenek, görenek, tabu, dini inanç, bilimdışılık, akıldışılık, insanlıkdışılık birşey değil.
Yani, açık ki adalet isteniliyorsa ahlak da istenilmelidir çünkü adalet doğru birşey ise doğrunun en zirvesi ahlaktır yani ahlakı dışlamak genelde doğrunun en zirvesini, özelde ise adaleti dışlamaktır yani ahlakı yanlış tanımlamak da, ahlakı dışlamak da herşeyde olduğu gibi hukukta da, adalette de yanlış sonuçlara neden olur.
Düşünün; ekonomide adaletsizlik, haksızlık varsa yoksul, işsiz insanlar da olur; bunlar varsa bunların para, geçim için suç işlemeleri de olur; bunların suç işlemeleri olursa bunlara karşı yasal(meşru) savunma(müdafa) da olur; yasal savunma olursa yasal savunma sınırı aşıp suç işlemek de olur yani bir yanlışlık başka alanlarda da yanlışa neden olup bir 'Yanlış kısır döngüsü' yaratır, yani herşey birbirinden etkilenebilir.
Düşünün; cinsel açlık, cinsel tatminsizlik, cinsel tatminsizlik olanağı olan bir toplumda ortalıkta cinsel sunumlu, cinsel tahrikli giysilerle bulunmak da, cinsel ahlaka aykırı medya da cinsel suçların işlenmesine de, şiddete de, cinayete de neden olabilirler; düşünün ki porno, zina, fuhuş, eşcinsellik, ensestlik dahil hertürlü ahlaka aykırılığın serbest olduğu Abd'de bile cinsel suçlar da, cinsel amaçlı şiddet de, cinsel amaçlı cinayetler de inanılamayacak sayılardadır. Yani ortalıkta ahlaka aykırı, cinsel tahrikli, cinsel tacizli giysilerle bulunmak; hem akıl-ruh sağlığına aykırıdır hem de suça teşviktir ki bu durum yoksul, işsiz, aç insanların içinde kendine özel ziyafet çekmeye, ve aç insanların da o ziyafete saldırmasına benzer.
Yani; adalet isteyenlerin ekonomide de, giyimde de, hayatta da ahlakı savunmaları zorunludur; yani toplumsal alanlarda ahlaka aykırı, cinsel sunumlu, cinsel tahrikli giyimle bulunmaya da, zinaya da karşı olmadan adalet istemek adaletin ancak küçük bir bölümünü istemektir ki bu da adaletsizliktir, ve adaletsizliğin de en büyüğüdür.
Yani 'Tavşan kaç, tilki tut' olmaz.
Yani, akıl olmadan adalet olmaz ki ahlak akılın da, adaletin de en üst nitel zirvesidir.
Akıl olmadan ahlak olmaz; ahlak da akılın en zirvesidir. Bu nedenle ki Muhammed de 'Edeb akılın suretidir' demiştir, Atatürk de 'Ben insanın(sıporcunun/sporcunun) ahlaklısını isterim(severim)' demiştir.
Bu nedenle ki simgelerinde ya da amaçlarında bilimsellik ve ahlakçılık olmayan siyasi partilerin Muhammed'ten de, Atatürk'ten de ne kadar uzak olduklarını anlayın.
Yani, ahlak istemeden adalet istemek ya mafya mantığıdır yani barbarlıktır ya da gülünçlüktür.
Ahlaksızlık zaten ahlaklılara karşı adaletsizliktir, ve doğru olan da, insanlığa gerekli olan da ahlaksızlık değil ahlaktır yani demokrasi, laiklik, özgürlük, eğitim, medya, ekonomi, sanat, hukuk ve adalet de ahlakın yanında yeralmalıdır(yer almalıdır).
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.6.20/07.34
HANGİ TÜRK MİLLETİ HANGİ TÜRK HALKI HANGİ TÜRKİYE (ŞİİR)
Türklükle, Türkiye ile ilgili yasalar(kanunlar) var
Türk ceza kanunu'nda
Ve mahkemeler kararlarında 'Türk milleti' adına diyorlar
Tbmm'de 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' yazıyor
'Millet iradesi', 'Halk iradesi' diyor siyasetçiler
Ancak önce Türk milleti, Türk halkı, Türkiye ne demek
Bilmek, tanımlamak gerek
Demokraside tanımsız da, mantıksız da suç olmaz çünkü,
'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demiş Atatürk
'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demiş Muhammed
Demek ki Türk milleti demek, Türk halkı demek, Türkiye demek
Bilim ve ahlak demek,
Hangi Türk milleti, Türk halkı, Türkiye
Anayasanın, hukukun, kanunların söz ettiği
Ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot
Mini şort diye külotla dolaşanlar
Ahlakı, edebi hiçe sayanlar mı
Yoksa ahlaklı, edebli biçimde giyinenlerle mi,
Hangi Türk milleti, Türk halkı, Türkiye
Anayasanın, hukukun, kanunların söz ettiği
Astrolojiye, medyumlara, fala, büyüye, bilimdışılılıklara inananlar
Akılı, mantığı, bilimi hiçe sayanlar mı
Yoksa bunlara inanmayanlar mı
Atatürkçüler mi yoksa Atatürk düşmanları mı
Demokrasi ve laiklik yanlıları mı yoksa demokrasi ve laiklik düşmanları mı
Türkiyeciler mi yoksa Batıcılar ya da Osmanlıcılar ya da Arabçılar mı,
'Önce bilim ve ahlak' diyor Muhammed de, Atatürk de
Hangi insanlar Türk milleti, Türk halkı, Türkiye
Atatürk'e, Muhammed'e uyanlar mı yoksa uymayanlar mı
Bilime ve ahlaka uyanlar mı yoksa uymayanlar mı.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 5.2.20/09.54
Türk ceza kanunu'nda
Ve mahkemeler kararlarında 'Türk milleti' adına diyorlar
Tbmm'de 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' yazıyor
'Millet iradesi', 'Halk iradesi' diyor siyasetçiler
Ancak önce Türk milleti, Türk halkı, Türkiye ne demek
Bilmek, tanımlamak gerek
Demokraside tanımsız da, mantıksız da suç olmaz çünkü,
'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demiş Atatürk
'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demiş Muhammed
Demek ki Türk milleti demek, Türk halkı demek, Türkiye demek
Bilim ve ahlak demek,
Hangi Türk milleti, Türk halkı, Türkiye
Anayasanın, hukukun, kanunların söz ettiği
Ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot
Mini şort diye külotla dolaşanlar
Ahlakı, edebi hiçe sayanlar mı
Yoksa ahlaklı, edebli biçimde giyinenlerle mi,
Hangi Türk milleti, Türk halkı, Türkiye
Anayasanın, hukukun, kanunların söz ettiği
Astrolojiye, medyumlara, fala, büyüye, bilimdışılılıklara inananlar
Akılı, mantığı, bilimi hiçe sayanlar mı
Yoksa bunlara inanmayanlar mı
Atatürkçüler mi yoksa Atatürk düşmanları mı
Demokrasi ve laiklik yanlıları mı yoksa demokrasi ve laiklik düşmanları mı
Türkiyeciler mi yoksa Batıcılar ya da Osmanlıcılar ya da Arabçılar mı,
'Önce bilim ve ahlak' diyor Muhammed de, Atatürk de
Hangi insanlar Türk milleti, Türk halkı, Türkiye
Atatürk'e, Muhammed'e uyanlar mı yoksa uymayanlar mı
Bilime ve ahlaka uyanlar mı yoksa uymayanlar mı.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 5.2.20/09.54
KÜRTAJ SÖZCÜĞÜ TÜRKÇE KÖKENLİ SAVIM
Hem üniversite diplomaları şaibeli olan hem de kitap okumadığını da söyleyenler sanki felsefe, Türkçe, dil ve ilimde alimlermiş gibi 'Türkçe ile felsefe ve bilim olmaz, Türkçeyi bırakalım' diyedursunlar(diye dursunlar) gerçekte ise Türkçe olmadan ne felsefe olur ne bilim ne dünya ne uygarlık ne demokrasi ne insan hakları.
Türk dil kurumu adlı felsefeden, dil biliminden ve Türkçeden bihaber şey 'Kürtaj Fıransızca(Fransızca) sözcük ve asılı(aslı) 'curetage'dir' diyedursun; ben de diyorum ki kürtaj sözcüğü Fıransızca değil Türkçedir.
Neden mi?
Çümkü kürtaj sözcüğü hem köken hem de içerik olarak 'küremek'tir.
Yani kürtaj sözcüğünün kökeni Türkçe sözcük olan 'kürek, küremek'ten gelir ve kürtajla yapılan şey de zaten budur.
Lavaşa, köfteye, kebapa sahip çıkmadan önce dilimize, Türkçeye, demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e, insan haklarına, uygarlığa, felsefeye ve bilime sahip çıksak hem bizim hem de insanlık için en büyük adım olur.
Ya işte böyle Tdk hazretleri.
Dil kim sen kim, Türkçe kim sen kim. Önce şunu öğrenin: Felsefenin olmadığı yerde dil de, Türkçe de doğru olmaz. Herkesin karşına 'Türkçe biliyorum' diye çık da benim karşıma hiç çıkma.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 10.7.16/10.39
Türk dil kurumu adlı felsefeden, dil biliminden ve Türkçeden bihaber şey 'Kürtaj Fıransızca(Fransızca) sözcük ve asılı(aslı) 'curetage'dir' diyedursun; ben de diyorum ki kürtaj sözcüğü Fıransızca değil Türkçedir.
Neden mi?
Çümkü kürtaj sözcüğü hem köken hem de içerik olarak 'küremek'tir.
Yani kürtaj sözcüğünün kökeni Türkçe sözcük olan 'kürek, küremek'ten gelir ve kürtajla yapılan şey de zaten budur.
Lavaşa, köfteye, kebapa sahip çıkmadan önce dilimize, Türkçeye, demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e, insan haklarına, uygarlığa, felsefeye ve bilime sahip çıksak hem bizim hem de insanlık için en büyük adım olur.
Ya işte böyle Tdk hazretleri.
Dil kim sen kim, Türkçe kim sen kim. Önce şunu öğrenin: Felsefenin olmadığı yerde dil de, Türkçe de doğru olmaz. Herkesin karşına 'Türkçe biliyorum' diye çık da benim karşıma hiç çıkma.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 10.7.16/10.39
27 Haziran 2020 Cumartesi
HALT ARABÇA DEĞİL TÜRKÇE SAVIM
Baş nereye giderse kuyruk da oraya gider.
Bu ülkede sözcüklerin başı da Türk dil kurumu, Tdk.
Ancak Tdk felsefel, bilimsel olmak yerine var olanı, halkta olanı toplamakla uğraşıyor.
Tdk sözcükleri felsefeyle, bilimle incelemiyor; halk sözcüklere ne diyor diye bakıyor.
Yani baş kuyruğa bakıyor, kuyruk başa ve kısır döngü oluşuyor; Türkçe diye herşey yerinde sayıyor, ilerlemek, gelişmek yerine.
Halt sözcüğü Tdk'ye göre Arabça. Görülen ki Tdk helt ile haltı birbirine karıştırıyor. Helt Arabça olabilir de helt başka halt başka bence.
Tdk halt sözcüğünü açıklayabilmek, halt sözcüğüne anlam verebilmek için felsefeye, dil felsefesine, dilbilime, dil mantığına, dil matematiğine değil hep yaptığı gibi halka başvurmuş; halk alim ya.
Bence halt sözcüğü Tdk'nin dediği gibi Arabça değil Türkçe; ve Türkçe 'alt' sözcüğünden türetilmiş ve 'alt' sözcüğünün karşıtı(zıttı).
Tdk halt sözcüğüne örnekleme olarak yazar Reşat Nuri Güntekin'den 'Zehri şurupla, daha bilmem ne haltla karıştırıp yudum yudum içmek, pis şey, iğrenç şey' sözünü vermiş. Kuşkusuz ki o da halktan almış.
Tdk halt sözcüğüne açıklama olarak 'Birşeyi başka şeyle karıştırma/Uygunsuz söz söyleme, uygunsuz iş yapma/Uygun olmayan, beğenilmeyen şey' demiş.
Kuşkusuz ki halt sözcüğü biri iyi anlamlı, biri de kötü anlamlı yani iki zıt anlamlı sözcük. Ve Tdk yalnızca kötü anlamını bulmuş oysa haltın iyi anlamını içeren sözler de var örneğin 'Başından büyük halt yemek' yani gücünün üstünde işlere kalkışmak.
Tdk'ye yani başa uyanlar halta 'bok yemek' bile demiş. Peki 'Gücünün üstünde işlere kalkışma'nın, başından büyük işlere kalkışmanın 'bok yemek'le ne ilgisi var; uygunsuzlukla, beğenilmezlikle ne ilgisi var? Halt bok yemekse baştan büyük olsa ne olur, baştan küçük olsa ne olur.
Halt sözcüğünün bence genel anlamı iyi, doğru, güzel birşeydir; kötü anlamı ise özel birşeydir. Bunu anlamak için Almanca 'halt' sözcüğüne bakalım; Almanca halt Türkçe durdurmak demek. Bugüne kadar hep anlatmaya çalıştığım gibi bir sözcüğün yabancı dillerde olması o sözcüğün Türkçe olmadığını ya da Türkçe kökenli olmadığını göstermez ve bir sözcüğün Türkçede olması da o sözcüğün Türkçe olduğunu göstermez ve sözcükler yerel, özel, özgün bir dil olmaktan öte bir de evrensellik de taşırlar. Durdurmak iyi birşeyi de, kötü birşeyi de; doğru birşeyi de, yanlış birşeyi de durdurmak olabilir yani duruma bağlı anlamı.
Bence halt sözcüğü Türkçe alt sözcüğünden türetilmiş Türkçe bir sözcüktür ve Arabçadaki kötü, yanlış anlamlı 'helt' sözcüğü değildir ve alt sözcüğünün tersidir yani yukarı, üst anlamına sahiptir ki bu durum 'Başından büyük haltlar yemek' deyimi ya da sözü ile de birleşir. Yani eğer Tdk halt sözcüğüne kötü bir anlam vermişse isteğe, azime(azme), doğru-iyi birşeyi başarma amaçına(amacına) yönelik 'Başından büyük haltlar yemek' sözünü ya da deyimini açıklamalıdır çünkü kötü anlamlı halt elde olmayan şeyleri içerir, mantıksal olarak yani insan bir halt etmişse ve halt kötü ya da yanlış ya da çirkin birşeyse demek ki istemeden ya da elinde olmadan yapmıştır.
Türk dil kurumu dil bir edebiyat değil felsefe ve mantık olduğu için edebiyatçılarla değil felsefecilerle doldurulması gerekirken edebiyatçılarla doldurulduğu için üretim için felsefeye ve bilime başvuramakatadır ve edebiyatçılara ve halka başvurmaktadır ve bunun sonuçu(sonucu) olarak da yanlış yerlere gitmektedir oysa doğru, gerçek, bilimsel dil için halka ve edebiyatçılara değil felsefeye ve bilime gidilmelidir.
Yani bence en azından 'halt' sözcüğünün bir kötü, yanlış, çirkin anlama değil bir de iyi, doğru, güzel olan iki zıt anlama sahip olduğu bilinmelidir ve en azından da 'iş' anlamında olduğu bilinmelidir. Yani halt sözcüğü alt sözcüğünden geldiği için kötü bir anlama da sahiptir, alt sözcüğünün karşıtı olduğu için iyi bir anlama da.
Dil sözcüklerden ve halktan değil harflerden başlar.
Bence Tdk istifa etmeli ve Tdk'nin başına edebiyatçılar değil felsefeciler getirilmelidir. Felsefeci değil edebiyatçı Tdk ile Türkçe doğru, iyi yere gitmez.
Dilinin efendisi olmayanlar cehaletin kölesi olurlar.
Necdet Gürçiftçi
İnternette yayınlandığı zaman: 8.12.15/00.55
Bu ülkede sözcüklerin başı da Türk dil kurumu, Tdk.
Ancak Tdk felsefel, bilimsel olmak yerine var olanı, halkta olanı toplamakla uğraşıyor.
Tdk sözcükleri felsefeyle, bilimle incelemiyor; halk sözcüklere ne diyor diye bakıyor.
Yani baş kuyruğa bakıyor, kuyruk başa ve kısır döngü oluşuyor; Türkçe diye herşey yerinde sayıyor, ilerlemek, gelişmek yerine.
Halt sözcüğü Tdk'ye göre Arabça. Görülen ki Tdk helt ile haltı birbirine karıştırıyor. Helt Arabça olabilir de helt başka halt başka bence.
Tdk halt sözcüğünü açıklayabilmek, halt sözcüğüne anlam verebilmek için felsefeye, dil felsefesine, dilbilime, dil mantığına, dil matematiğine değil hep yaptığı gibi halka başvurmuş; halk alim ya.
Bence halt sözcüğü Tdk'nin dediği gibi Arabça değil Türkçe; ve Türkçe 'alt' sözcüğünden türetilmiş ve 'alt' sözcüğünün karşıtı(zıttı).
Tdk halt sözcüğüne örnekleme olarak yazar Reşat Nuri Güntekin'den 'Zehri şurupla, daha bilmem ne haltla karıştırıp yudum yudum içmek, pis şey, iğrenç şey' sözünü vermiş. Kuşkusuz ki o da halktan almış.
Tdk halt sözcüğüne açıklama olarak 'Birşeyi başka şeyle karıştırma/Uygunsuz söz söyleme, uygunsuz iş yapma/Uygun olmayan, beğenilmeyen şey' demiş.
Kuşkusuz ki halt sözcüğü biri iyi anlamlı, biri de kötü anlamlı yani iki zıt anlamlı sözcük. Ve Tdk yalnızca kötü anlamını bulmuş oysa haltın iyi anlamını içeren sözler de var örneğin 'Başından büyük halt yemek' yani gücünün üstünde işlere kalkışmak.
Tdk'ye yani başa uyanlar halta 'bok yemek' bile demiş. Peki 'Gücünün üstünde işlere kalkışma'nın, başından büyük işlere kalkışmanın 'bok yemek'le ne ilgisi var; uygunsuzlukla, beğenilmezlikle ne ilgisi var? Halt bok yemekse baştan büyük olsa ne olur, baştan küçük olsa ne olur.
Halt sözcüğünün bence genel anlamı iyi, doğru, güzel birşeydir; kötü anlamı ise özel birşeydir. Bunu anlamak için Almanca 'halt' sözcüğüne bakalım; Almanca halt Türkçe durdurmak demek. Bugüne kadar hep anlatmaya çalıştığım gibi bir sözcüğün yabancı dillerde olması o sözcüğün Türkçe olmadığını ya da Türkçe kökenli olmadığını göstermez ve bir sözcüğün Türkçede olması da o sözcüğün Türkçe olduğunu göstermez ve sözcükler yerel, özel, özgün bir dil olmaktan öte bir de evrensellik de taşırlar. Durdurmak iyi birşeyi de, kötü birşeyi de; doğru birşeyi de, yanlış birşeyi de durdurmak olabilir yani duruma bağlı anlamı.
Bence halt sözcüğü Türkçe alt sözcüğünden türetilmiş Türkçe bir sözcüktür ve Arabçadaki kötü, yanlış anlamlı 'helt' sözcüğü değildir ve alt sözcüğünün tersidir yani yukarı, üst anlamına sahiptir ki bu durum 'Başından büyük haltlar yemek' deyimi ya da sözü ile de birleşir. Yani eğer Tdk halt sözcüğüne kötü bir anlam vermişse isteğe, azime(azme), doğru-iyi birşeyi başarma amaçına(amacına) yönelik 'Başından büyük haltlar yemek' sözünü ya da deyimini açıklamalıdır çünkü kötü anlamlı halt elde olmayan şeyleri içerir, mantıksal olarak yani insan bir halt etmişse ve halt kötü ya da yanlış ya da çirkin birşeyse demek ki istemeden ya da elinde olmadan yapmıştır.
Türk dil kurumu dil bir edebiyat değil felsefe ve mantık olduğu için edebiyatçılarla değil felsefecilerle doldurulması gerekirken edebiyatçılarla doldurulduğu için üretim için felsefeye ve bilime başvuramakatadır ve edebiyatçılara ve halka başvurmaktadır ve bunun sonuçu(sonucu) olarak da yanlış yerlere gitmektedir oysa doğru, gerçek, bilimsel dil için halka ve edebiyatçılara değil felsefeye ve bilime gidilmelidir.
Yani bence en azından 'halt' sözcüğünün bir kötü, yanlış, çirkin anlama değil bir de iyi, doğru, güzel olan iki zıt anlama sahip olduğu bilinmelidir ve en azından da 'iş' anlamında olduğu bilinmelidir. Yani halt sözcüğü alt sözcüğünden geldiği için kötü bir anlama da sahiptir, alt sözcüğünün karşıtı olduğu için iyi bir anlama da.
Dil sözcüklerden ve halktan değil harflerden başlar.
Bence Tdk istifa etmeli ve Tdk'nin başına edebiyatçılar değil felsefeciler getirilmelidir. Felsefeci değil edebiyatçı Tdk ile Türkçe doğru, iyi yere gitmez.
Dilinin efendisi olmayanlar cehaletin kölesi olurlar.
Necdet Gürçiftçi
İnternette yayınlandığı zaman: 8.12.15/00.55
CUMHURBAŞKANINA HAKARETTE HAKSIZ FİİL VE HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMLERİ UYGULANMALI SAVIM
Kişiyi ya da halkı tahrik suçu ancak yanlış, kötü şeyler için geçerlidir; örnek ki Galile 'Dünya dönüyor' dediğin de halk tahrik oldu, ayaklandı, isyan etti ancak Galile haksız değildi, haklı idi yani haksız olan özne Galile değil, bilime karşı ayaklananlarda idi. Ne yani; halk tahrik olacak, ayaklanacak diye doğrular, gerçekler söylenemiyecekler mi; o zaman felsefenin, bilimin, teknolojinin, insan olmanın, demokrasinin ve laikliğin ne anlamı kalır? Yani ahlaklı giyimli birinden olumsuz tahrik olmak akıldışı birşeydir, ve hukuka aykırıdır; ahlaka aykırı giyimli birinden olumsuz tahrik olmak doğru, anlamlı, mantıklı birşeydir; yani hiçkimse, çocuğunu dövmüyor diye, 'Çocuğunu hiç dövmemesi beni tahrik ediyor' diye kimseyi dövemez. Yani haksız fill, ve haksız tahrik denilen şeyler yanlış şeylerdir öncelikle yani doğru şeyler yanlış değildir, doğru şeyleri yapmak yanlış değildir; tepki doğruya karşı değil yanlışa karşı olursa doğrudur ancak toplumda 'Bana yan baktı' diye tahrik olup yan bakanı öldürenler bile var.
Hiçbir suç suçsuz olmamalıdır. Cezasız bırakılabilir ancak suçsuz olmamalıdır yani suçlu bağışlanabilir ancak suç yine de suçtur yani suç bağışlanabilir ancak suç bağışlanamaz, suçlu görmezden gelinebilir ancak suç görmezden gelinemez yani örnek ki matematik sınavında örnek ki sonuçu '5' yerine '7' yazmak doğru sayılamaz. Felsefe de, bilim de, hukuk da en küçük bir ayrıntıyı bile görmek ve incelemek zorundadır yoksa kendilerini inkar etmiş olurlar. Bu nedenle ki devlet başkanları, devlet yöneten kişiler sanki henüz mümeyyiz değillermiş ya da hükümdarmışlar gibi suçlardan ve suçlarda yargılanmaktan muaf, istisna, ayrık, uzak, korunmalı olamazlar ki bilirsiniz hükümdarlıklarda beş yaşındaki çocuklar bile tahta yani hükümdarlığa yani başa geçebilir yani ülkeyi yönetse de bir çocuk nasıl yargılanabilir ki hükümdarlık sisteminin tarihe karışmasının, ve demokrasinin bir nedeni de bu olsa gerek yani demokrasi nicel demokrasi türü de olsa nicel hükümdarlığa göre doğru, iyi ve zorunlu birşey ancak savım ki bilim, ahlak ve nefssizlik içindeki bilge bir hükümdar cehalet, ahlakdışılık ve nefs içindeki bir demokrasiden nitelik olarak üstündür hem de çok üstün; ben bilge bir hükümdarlığı cehalet, ahlakdışılık ve nefs içindeki bir demokrasiye yeğlerim yani önemli, değerli, anlamlı, zorunlu olan şey demokrasi değil bilim ve ahlak üzerine kurulu 'Nitel, bilimsel, felsefel demokrasi'dir ki bunun da ne tarihte, ne henüz çağımızda bir örneği yok; yani bin cahil bir alimin yerini tutamaz, tutuyorsa üniversiteleri kapatın. Bence; üniversiteye girişte herşeyden önce ahlak sınavı yapılmalı; milletvekili olmak isteyenlere de Kpss gibi, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' sınavı yapılmalı; halk oyu ile alim, alime olunamayacağı gibi doğru ülke yönetimi de, doğru ülke de, doğru demokrasi de olamaz.
Akp ile mi yoksa internet ilgili mi araştırılmalı ancak internetteki durumdan anlaşılmalı ki toplumda hakarete, küfüre açlık gibi birşey var olmalı çünkü internet ortamında hakaret ve küfür göklereçıkmış(göklere çıkmış) durumda; oysa ülkemizde hem artık en az 200 üniversite var; 21. yüzyıl ise bilimde, teknolojide, tüketimde ve medeniyette tarihin zirvesinde; açık ki bu durum mantıksızlıktan kaynaklanmakta yani beyin insanı olmak yerine beden insanı olmaktan yani moda, sıpor(spor), medya, ünlüler, turizım(turizm), ekonomi, sinema, müzik, siyaset başta olmak üzere toplumun beyine değil bedene yönlendirilmesinden; ve buna ek olarak topluma bir de Muhammed'in de, Atatürk'ün de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dediğinin öğretilmemesinden yani eğitimde de büyük bir sorun var yani yanlış eğitim, yanlış genler, ve yanlış hayat biraraya(bir araya) gelince açık ki medeniliğe, insanlığa, akıla aykırı durumlar oluşur ancak sanılmasın ki eskiden hakaret, küfür yoktu ya da bugüne göre çok azdı, hayır, eskiden sokaklarda bile dini inançtan, anaya, avrada kadar en adi küfürler bile rahatça edilebiliyordu; günümüzde bu durum hiç değilse internet ile sınırlı durumda.
İnternette gördüğüm kadarı ile; Akp'li ve Akp'ci cumhurbaşkanı kişiye hakaret suçları zirvede; bir de Cumhur ittifakı yandaşlarının Cumhur ittifakı karşıtı kişilere hakaret ve küfürleri. Yani; Cumhur ittifakı dünyasına yönelik olan şey hakaret ancak Millet ittifakı dünyasına yönelik olan şey hem hakaret hem küfür, hem de 'Ağızı açılmadık' denilen küfür türünden küfürler; açık ki Cumhur ittifakı'nın 'Kötü söz kitlesi' henüz 50 yıl falan geride; Millet ittifakı'nın 'Kötü söz kitlesi ise en azından, hiçdeğilse 'küfür aşaması'nı aşmış, atlatmış görünmekte yani Cumhur ittifakı'çısı kötü söz kitlesinde hem hakaret hem küfür yoğunluğu var, Millet ittifakı'nın kötü söz kitlesinde ise hakaret egemenliği var yani Millet ittifakı'nın kötü söz kitlesi daha nitelikli durumda.
Hakaret suçunun cezalandırılmasında da hukukta 'Haksız fiil indirimi' ve 'Haksız tahrik indirimi' denilen indirimler vardır yani örnek ki küfür etmiş birine küfür etmek, yumruk atmış birine yumruk atmak, küfür etmiş birine yumruk atmak gibi; örnek ki gecenin ikisinde ısrarla, inatla, kasıtla gürültü yapan birine şiddet uygulamış olmak cezada indirim gerektiriyor çünkü haksız fiil ve haksız tahrik var; aynı durum, birinin arabasına zarar vermekte olan birine araba sahibinin şiddet uygulamasında da var.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu diye özel bir suç var ancak bu suçun gerçekleşmiş olması için cumhurbaşkanı kişinin de cumhurbaşkanlığına uygun konuşması, davranması, giyinmesi ve yaşaması gerekir.
Cumhurbaşkanlığı yapan siyasetçi kişi görülmekte ki Türkçe, Atatürk, Lozan anlaşması, Kurtuluş savaşı, demokrasi, laiklik toplumsal gibi konularda bu konulara aykırı sözler etmektedir; bunlara düşman kişilere hasta ziyareti diye, bu kişileri ve yandaşlarını onurlandırıcı, gururlandırıcı; bu konu yandaşlarını ise üzen, rencide eden, tahrik eden şeyler yapmıştır. Ve bu kişinin siyasi partisinin yandaşları da benzeri şeyleri yapmaktalar; örnek ki Anırkabir'i ziyaret etmek isteyen baro başkanıları(başkanıları), önlerine polis dizilip Ankara'ya sokulmadılar; bir belediye başkanı hakkında bir parkın 'Millet bahçesi' adını 'Atatürk parkı' olarak değiştirdiği için soruşturma açılmış; devlet, kamu kurumu alanındaki, Akp'ci amirlerde, müdürlerde, memurlarda da benzeri durumlar görüldü. Babalar da, anneler de çocuklarının yaptıkları şeylerden sorumlu tutulurlar yani anneler ve babalar çocukları ile de tanımlanırlar, değerlendirilirler yani bu durumda Akp'cilerin yaptıkları yanlış, kötü şeylerden Akp'nin başkanı da sorumlu olur, üstelik de yapılan şey içerik olarak aynıdır.
Demokrasi ve laiklik tüm dünya, tüm insanlık için zorunlu ve doğru şeylerdir; Atatürk, Türkçe, Lozan anlaşması, Kurtuluş savaşı da Türkiye için doğru ve zorunlu şeylerdir yani bunlar yanlış, kötü, zararlı, çirkin, insanlıkdışı şeyler değillerdir, bu nedenle de bunlar haksız fiil, haksız tahrik oluşturmazlar ancak öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı'nı ve sultanlarını baştaçı etmek, övmek, onurlandırmak, gururlandırmak haksız fiil, ve haksız tahrik durumu oluştururlar; yani hem bunlar hem demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e, Türkçeye, Lozan anlaşması'na, Kurtuluş savaşı'na, İnönü'ye haksız fiiller de; cumhurbaşkanının cumhurbaşkanlığına aykırı davranması da; bir siyasi parti gibi davranması-konuşması-yaşaması da açık ki haklı olarak da bu kişileri ve bu olayları savunanlarda tahrike ve tacize neden olmakta olabilirler. Sonuçta, cumhurbaşkanı da insandır, vatandaştır yani her vatandaş için suç olan şeyler onun için de suç olmak zorundadır, hukukun doğruluğu ve egemenliği için yoksa durum hükümdarlık gibi demokrasiye, laikliğe ve bilimsel hukuka aykırı birşey olur. Bakın; 'Adalet mülkün(devletin, düzenin, sistemin, ülkenin, toplumun, vatanın) temelidir' diyor; 'Siyaset' ya da 'Cumhurbaşkanı' ya da 'Siyasi iktidar' 'mülkün temelidir' demiyor.
Kişilere hakaret konusunda; haksız fiil, ve haksız tahrik indirimleri vardır. Bu durumda cumhurbaşkanına hakaret suçu konusunda da cumhurbaşkanı kişinin sözlerinden ve davranışlarından kaynaklanan bir haksız fiil, ve haksız tahrik durumu olduğu ileri sürülebilir, hakaret edenlerce ya da vekilleri olan avukatlarınca; acaba bu durum yapılmakta mıdır?
Atatürk de Muhammed gibi 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi ki bilim ve ahlak demokrasinin de, laikliğin de, doğru hukukun da, doğru sanatın da, doğru ekonominin de, doğru devletin de, doğru ülkenin de, doğru vatanın da, doğru inançın da, doğru hayatın da, doğru insan olmanın da temelileridirler(temelleridirler) yani bilim ve ahlak üzerine kurulu şeylere de, bilimi ve ahlakı savunan insanlara da saldırı, hakaret, küfür gibi şeyler açık ki haksız fiili ve haksız tahriki oluştururlar.
Bence, insanlık da, Türkiye de artık; siyaseti, nicel demokrasiyi bırakıp; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak sistemi'ne, 'Bilim ve ahlak' demokrasisine, 'Bilim ve ahlak' yönetimine geçmelidir; zaten siyaset felsefeye de, bilime de, dine de aykırılıktır çünkü toplumları böler, parçalar ve parçaları birbirlerine düşman eder çünkü siyaset nefstir ki nefs de hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin nedeni hem amaçıdır(amacıdır). Ülkelerin ve Türkiye'nin; bırakın kitap bile okumayan insanları; felsefede, bilimde, teknolojide, edebiyatta, sanatta, insanca bir dünya yaratmak çabasında emek veren liderlere, önderlere, yöneticilere, amirlere, müdürlere, memurlara gereksinimi var. Ne diyor Muhammed, ve Atatürk; 'Önce bilim ve ahlak' diyor, öyle ki Muhammed 'Din ilimdir(bilimdir), bilim olmazsa din de olmaz; ilim Çin'de de olsa gidip öğrenin; alimler peygamberlerin varisleridir.' diyor, Atatürk de 'Hayatta en doğru yol bilimdir; benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' diyor yani önce 'Bilim ve ahlak', sonra Türkiye, ekonomi, ticaret, sanat, turızım(turizm), moda, medya, ve benzeri şeyler.
Bir ülkenin de, insanlığın da, dünyanın da tek bir gerçek, doğru lideri, önderi vardır, o da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.6.20/08.59
Hiçbir suç suçsuz olmamalıdır. Cezasız bırakılabilir ancak suçsuz olmamalıdır yani suçlu bağışlanabilir ancak suç yine de suçtur yani suç bağışlanabilir ancak suç bağışlanamaz, suçlu görmezden gelinebilir ancak suç görmezden gelinemez yani örnek ki matematik sınavında örnek ki sonuçu '5' yerine '7' yazmak doğru sayılamaz. Felsefe de, bilim de, hukuk da en küçük bir ayrıntıyı bile görmek ve incelemek zorundadır yoksa kendilerini inkar etmiş olurlar. Bu nedenle ki devlet başkanları, devlet yöneten kişiler sanki henüz mümeyyiz değillermiş ya da hükümdarmışlar gibi suçlardan ve suçlarda yargılanmaktan muaf, istisna, ayrık, uzak, korunmalı olamazlar ki bilirsiniz hükümdarlıklarda beş yaşındaki çocuklar bile tahta yani hükümdarlığa yani başa geçebilir yani ülkeyi yönetse de bir çocuk nasıl yargılanabilir ki hükümdarlık sisteminin tarihe karışmasının, ve demokrasinin bir nedeni de bu olsa gerek yani demokrasi nicel demokrasi türü de olsa nicel hükümdarlığa göre doğru, iyi ve zorunlu birşey ancak savım ki bilim, ahlak ve nefssizlik içindeki bilge bir hükümdar cehalet, ahlakdışılık ve nefs içindeki bir demokrasiden nitelik olarak üstündür hem de çok üstün; ben bilge bir hükümdarlığı cehalet, ahlakdışılık ve nefs içindeki bir demokrasiye yeğlerim yani önemli, değerli, anlamlı, zorunlu olan şey demokrasi değil bilim ve ahlak üzerine kurulu 'Nitel, bilimsel, felsefel demokrasi'dir ki bunun da ne tarihte, ne henüz çağımızda bir örneği yok; yani bin cahil bir alimin yerini tutamaz, tutuyorsa üniversiteleri kapatın. Bence; üniversiteye girişte herşeyden önce ahlak sınavı yapılmalı; milletvekili olmak isteyenlere de Kpss gibi, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' sınavı yapılmalı; halk oyu ile alim, alime olunamayacağı gibi doğru ülke yönetimi de, doğru ülke de, doğru demokrasi de olamaz.
Akp ile mi yoksa internet ilgili mi araştırılmalı ancak internetteki durumdan anlaşılmalı ki toplumda hakarete, küfüre açlık gibi birşey var olmalı çünkü internet ortamında hakaret ve küfür göklereçıkmış(göklere çıkmış) durumda; oysa ülkemizde hem artık en az 200 üniversite var; 21. yüzyıl ise bilimde, teknolojide, tüketimde ve medeniyette tarihin zirvesinde; açık ki bu durum mantıksızlıktan kaynaklanmakta yani beyin insanı olmak yerine beden insanı olmaktan yani moda, sıpor(spor), medya, ünlüler, turizım(turizm), ekonomi, sinema, müzik, siyaset başta olmak üzere toplumun beyine değil bedene yönlendirilmesinden; ve buna ek olarak topluma bir de Muhammed'in de, Atatürk'ün de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dediğinin öğretilmemesinden yani eğitimde de büyük bir sorun var yani yanlış eğitim, yanlış genler, ve yanlış hayat biraraya(bir araya) gelince açık ki medeniliğe, insanlığa, akıla aykırı durumlar oluşur ancak sanılmasın ki eskiden hakaret, küfür yoktu ya da bugüne göre çok azdı, hayır, eskiden sokaklarda bile dini inançtan, anaya, avrada kadar en adi küfürler bile rahatça edilebiliyordu; günümüzde bu durum hiç değilse internet ile sınırlı durumda.
İnternette gördüğüm kadarı ile; Akp'li ve Akp'ci cumhurbaşkanı kişiye hakaret suçları zirvede; bir de Cumhur ittifakı yandaşlarının Cumhur ittifakı karşıtı kişilere hakaret ve küfürleri. Yani; Cumhur ittifakı dünyasına yönelik olan şey hakaret ancak Millet ittifakı dünyasına yönelik olan şey hem hakaret hem küfür, hem de 'Ağızı açılmadık' denilen küfür türünden küfürler; açık ki Cumhur ittifakı'nın 'Kötü söz kitlesi' henüz 50 yıl falan geride; Millet ittifakı'nın 'Kötü söz kitlesi ise en azından, hiçdeğilse 'küfür aşaması'nı aşmış, atlatmış görünmekte yani Cumhur ittifakı'çısı kötü söz kitlesinde hem hakaret hem küfür yoğunluğu var, Millet ittifakı'nın kötü söz kitlesinde ise hakaret egemenliği var yani Millet ittifakı'nın kötü söz kitlesi daha nitelikli durumda.
Hakaret suçunun cezalandırılmasında da hukukta 'Haksız fiil indirimi' ve 'Haksız tahrik indirimi' denilen indirimler vardır yani örnek ki küfür etmiş birine küfür etmek, yumruk atmış birine yumruk atmak, küfür etmiş birine yumruk atmak gibi; örnek ki gecenin ikisinde ısrarla, inatla, kasıtla gürültü yapan birine şiddet uygulamış olmak cezada indirim gerektiriyor çünkü haksız fiil ve haksız tahrik var; aynı durum, birinin arabasına zarar vermekte olan birine araba sahibinin şiddet uygulamasında da var.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu diye özel bir suç var ancak bu suçun gerçekleşmiş olması için cumhurbaşkanı kişinin de cumhurbaşkanlığına uygun konuşması, davranması, giyinmesi ve yaşaması gerekir.
Cumhurbaşkanlığı yapan siyasetçi kişi görülmekte ki Türkçe, Atatürk, Lozan anlaşması, Kurtuluş savaşı, demokrasi, laiklik toplumsal gibi konularda bu konulara aykırı sözler etmektedir; bunlara düşman kişilere hasta ziyareti diye, bu kişileri ve yandaşlarını onurlandırıcı, gururlandırıcı; bu konu yandaşlarını ise üzen, rencide eden, tahrik eden şeyler yapmıştır. Ve bu kişinin siyasi partisinin yandaşları da benzeri şeyleri yapmaktalar; örnek ki Anırkabir'i ziyaret etmek isteyen baro başkanıları(başkanıları), önlerine polis dizilip Ankara'ya sokulmadılar; bir belediye başkanı hakkında bir parkın 'Millet bahçesi' adını 'Atatürk parkı' olarak değiştirdiği için soruşturma açılmış; devlet, kamu kurumu alanındaki, Akp'ci amirlerde, müdürlerde, memurlarda da benzeri durumlar görüldü. Babalar da, anneler de çocuklarının yaptıkları şeylerden sorumlu tutulurlar yani anneler ve babalar çocukları ile de tanımlanırlar, değerlendirilirler yani bu durumda Akp'cilerin yaptıkları yanlış, kötü şeylerden Akp'nin başkanı da sorumlu olur, üstelik de yapılan şey içerik olarak aynıdır.
Demokrasi ve laiklik tüm dünya, tüm insanlık için zorunlu ve doğru şeylerdir; Atatürk, Türkçe, Lozan anlaşması, Kurtuluş savaşı da Türkiye için doğru ve zorunlu şeylerdir yani bunlar yanlış, kötü, zararlı, çirkin, insanlıkdışı şeyler değillerdir, bu nedenle de bunlar haksız fiil, haksız tahrik oluşturmazlar ancak öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı'nı ve sultanlarını baştaçı etmek, övmek, onurlandırmak, gururlandırmak haksız fiil, ve haksız tahrik durumu oluştururlar; yani hem bunlar hem demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e, Türkçeye, Lozan anlaşması'na, Kurtuluş savaşı'na, İnönü'ye haksız fiiller de; cumhurbaşkanının cumhurbaşkanlığına aykırı davranması da; bir siyasi parti gibi davranması-konuşması-yaşaması da açık ki haklı olarak da bu kişileri ve bu olayları savunanlarda tahrike ve tacize neden olmakta olabilirler. Sonuçta, cumhurbaşkanı da insandır, vatandaştır yani her vatandaş için suç olan şeyler onun için de suç olmak zorundadır, hukukun doğruluğu ve egemenliği için yoksa durum hükümdarlık gibi demokrasiye, laikliğe ve bilimsel hukuka aykırı birşey olur. Bakın; 'Adalet mülkün(devletin, düzenin, sistemin, ülkenin, toplumun, vatanın) temelidir' diyor; 'Siyaset' ya da 'Cumhurbaşkanı' ya da 'Siyasi iktidar' 'mülkün temelidir' demiyor.
Kişilere hakaret konusunda; haksız fiil, ve haksız tahrik indirimleri vardır. Bu durumda cumhurbaşkanına hakaret suçu konusunda da cumhurbaşkanı kişinin sözlerinden ve davranışlarından kaynaklanan bir haksız fiil, ve haksız tahrik durumu olduğu ileri sürülebilir, hakaret edenlerce ya da vekilleri olan avukatlarınca; acaba bu durum yapılmakta mıdır?
Atatürk de Muhammed gibi 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi ki bilim ve ahlak demokrasinin de, laikliğin de, doğru hukukun da, doğru sanatın da, doğru ekonominin de, doğru devletin de, doğru ülkenin de, doğru vatanın da, doğru inançın da, doğru hayatın da, doğru insan olmanın da temelileridirler(temelleridirler) yani bilim ve ahlak üzerine kurulu şeylere de, bilimi ve ahlakı savunan insanlara da saldırı, hakaret, küfür gibi şeyler açık ki haksız fiili ve haksız tahriki oluştururlar.
Bence, insanlık da, Türkiye de artık; siyaseti, nicel demokrasiyi bırakıp; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak sistemi'ne, 'Bilim ve ahlak' demokrasisine, 'Bilim ve ahlak' yönetimine geçmelidir; zaten siyaset felsefeye de, bilime de, dine de aykırılıktır çünkü toplumları böler, parçalar ve parçaları birbirlerine düşman eder çünkü siyaset nefstir ki nefs de hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin nedeni hem amaçıdır(amacıdır). Ülkelerin ve Türkiye'nin; bırakın kitap bile okumayan insanları; felsefede, bilimde, teknolojide, edebiyatta, sanatta, insanca bir dünya yaratmak çabasında emek veren liderlere, önderlere, yöneticilere, amirlere, müdürlere, memurlara gereksinimi var. Ne diyor Muhammed, ve Atatürk; 'Önce bilim ve ahlak' diyor, öyle ki Muhammed 'Din ilimdir(bilimdir), bilim olmazsa din de olmaz; ilim Çin'de de olsa gidip öğrenin; alimler peygamberlerin varisleridir.' diyor, Atatürk de 'Hayatta en doğru yol bilimdir; benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' diyor yani önce 'Bilim ve ahlak', sonra Türkiye, ekonomi, ticaret, sanat, turızım(turizm), moda, medya, ve benzeri şeyler.
Bir ülkenin de, insanlığın da, dünyanın da tek bir gerçek, doğru lideri, önderi vardır, o da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.6.20/08.59
ENFLASYONU FAİZSİZ DÜŞÜRME KURAMIM
Batmış ya da geri ekonomileri kurtarmanın temel yolu inşaat sektörüdür çünkü inşaat demek çimento, demir, elektırik(elektrik), beyazeşya, mobilya, cam, boya, masa, sandalye, televizyon, bilgisayar, internet, telefon, fayans, karo, marangozluk, demircilik, camcılık gibi şeyler de demektir yani 1 taş ile bin kuş ancak inşaat sektörünü kurtarmak için de para gerekir yani devlet; öyle ise ya devletin bu işe yönelmesi ya da bu işe yönelmek isteyenlerce devletin elegeçirilmesi(ele geçirilmesi) gerekir; Sovyetler birliği'nin yıkılması olan Rusya'da yapılan da budur; bu nedenle ki inşaat işi mafya gibi suç örgütülerini(örgütlerini) de kendine çeker ki bu durum da günümüzde 'Eşkiya devlet' denilen yani demokrasi, hukuk, adalet, vicdan, insanlık, akıl-mantık-bilim-felsefe dinlemeyen devlet türünün doğmasına neden olmuştur yani inşaat işi de sağlık, eğitim, savunma gibi pekçok iş gibi yalnızca devletin yapması gereken işlerdendir; bakın, Sovyetler birliği bilim ve teknoloji ile anılıyordu, Rusya ise milyarderleri ve suç çetesileri(çeteleri) ile; Abd demek ise henüz yine bilim ve teknoloji demek, böyle kaldığı sürece de Abd dünyanın egemeni olacak; bilim ve teknoloji için gerekli olan şeyler ise demokrasi ve genelde mutlak düşünce ifade serbestliği güvencesi, özelde ise mutlak serbestliğidir güvencesidir yani mutlak demokrasi olmayan ülke Abd'yi geçemez ancak Abd mutlak özgürlük içinde değil mutlak serbestlik içinde yani kötü, yanlış, zararlı olan herşey de serbest oysa özgürlük yalnızca bilime ve ahlaka uygun şeylerdir yani Abd'yi ancak özgürlük yenebilir yani özgürlük serbestlikten üstündür.
Tansu Çiller Anavatan partisi başkanı iken her aileye 1 ev, 1 araba sözü vermişti, demek ki kafasında ya da uygulamada böyle bir olanak vardı yani olanaksız birşey değildi bu durum. Nasıl yapacaktı, ve neden yapmadı acaba? Yoksa Türkiye'deki Atatürkçü, demokrasici, laiklikçi sistemi yok etmek isteyen küresel bir güç mü buna izin vermedi yoksa Çiller bu sorunu çözmekte bazı sorunları çözemedi mi, örnek ki o zamanlar ucuz Çin malları yoktu ki enflasyonu düşürmekte çok önemlidirler yoksa o güçün Atatürk-demokrasi-laiklik karşıtı istekleri Çiller için yapılamaz şeyler mi idi ya da o güçün kafasında başka bir siyasi parti türü mü vardı, örnek ki Atatürk-demokrasi-laiklik karşıtı Akp gibi?
Akp öncesi Türkiye'de faiz çok yüksekti, öyle ki gecelik faiz denilen faiz %1500'lerde gibi, akıl almayacak biryerde idi ancak düşünülür ki o yüksek faizlerle borç alınabildiğine göre demek ki yatırımlar da yapılmakta idi yani işler tıkırında idi ancak o dönem inşaat sektörü 'Bir çivi bile çakılmayan, yaprak bile kırpırdamayan' ölü bir durumda idi; demek ki yüksek faizli o parayı inşaat sektörü almıyordu, sokaklar külüstür denilen arabalarla ile dolu idi, demek ki yüksek faizli o parayı otomotiv sanayisi de almıyordu; vatandaş ise hiç alamıyordu; öyle ise kimler ve neden alıyorlardı? O dönem bankaların bankamatiklerinde sıkça şu yazı yazılı kağıtlar görülmekteydi: 'Bankamatikte para yok'; yani Türk parası kıtlığı da vardı; peki neden vardı, ya işler iyi idi de para yetişmiyordu, ya enflasyon çok yüksek olduğu için para basılmıyordu, ya da yüksek gecelik faizlere para yetişmiyordu ya da tümü birden. O dönem banka demek Atm kartı yani vatandaşın, kendi parasını çekme kartı idi yani kıredi(kredi) kartı diye birşey yoktu.
Yani Türkiye'de yüksek enflasyon, yatırımsızlık, işsizlik, ve Türk parası kıtlığı vardı.
Açık ki bu sorunların çözümü 'gavur' denilen dışarıdan geldi. Batıdan, yabancı bankalar ile kıredi kartı teknolojisi, Doğudan ise ucuz Çin malıları(malları) geldi. Türkiye'ye gelecek yabancı bankaların iki istekleri vardı: 1- Kıredi(Kredi) kartı kullananların ortalıktan yok olmalarını önlemek; bunun için de herkese Zorunlu adres kayıdı(kaydı) sistemi getirildi. 2- Yerli bankaların yok edilmesi.
Bu durumda, Türkiye'ye getirilecek şey gerçekte 'Faizsiz düşük enflasyon' sistemi idi. Ekonomi okumuş olanlar bilirler; enflasyonu düşürmek için faizi yükseltmek gerekir ancak ülkede zaten faiz yüksekti, bu nedenle de zaten ekonomi kötü durumda idi; öyle ise hem faizi düşürmek hem de ekonomiyi canlandırmak gerekiyordu. Faizi yükseltip enflasyon düşürmek durumu gerçekte alım gücünü düşürmek üzerine kuruludur; yani alım gücü nasıl düşürülürse düşürülsün, düşürülmelidir; bu iş için zekice bir yol bulmuş demek ki Batı yani bir ev, bir araba çözümü yani insanlar ev ve araba almak için borçlandırılırlarsa satın alım güçleri düşer çünkü gelirlerini ev ve araba borçu(borcu) ödemek için kullanmak, ve geçimlerini de geriye kalan 3-5 kuruş ile sağlamak zorunda kalırlar ki bu da açık ki en başta gıda enflasyonunu düşürür; borç ödemek ile zorlaşan durum ise kıredi kartı ile hafifletilir örnek ki herşey çok düşük taksitlerle satın alınmaya başlanır.
Peki, Türkiye'de para yoktu ise Akp döneminde para nereden geldi? İşte burada, Akp'nin İslamcı-Osmanlıcı yaklaşımı işin içine giriyor; örnek ki Chp iktidarda olsa idi ve para bulmak için Arab ülkelerine gitse idi büyük olasılıkla Arab ülkeleri ona para vermezlerdi ve Chp'nin gidebileceği tek yer Imf olurdu yani işin içine bir de 'dava' girmesi gerekiyordu; bu açıdan, Akp ekonomi için çok gerekli idi ancak bunun için Arab ülkelerine ödünler vermesi gerekiyordu örnek ki Kanal İstanbul gibi, demokrasi-laiklik-Atatürk karşıtlığı gibi çünkü para verenler para kazanmak yanında bir de düdüklerinin çalınmasını da isteyebilirler, Imf'nin de hep yapmakta olduğu gibi yani iktidarda Chp olsa idi ekonomi yine kötü durumda olurdu çünkü ne kıredi kartı sistemi vardı, ne Çin malları, ne de Türkiye'ye özel torpilli Arab sermayesi yani Türkiye büyük bir çıkmazda idi, öyle ki görünen ve olması gereken tek yol Devletçi ekonomi idi yani ekonominin başına devlet geçmeli idi ancak açık ki küresel güçler bunu hiç istemezlerdi, istemediler de.
Akp ile Türkiye kıredi kartı, bilgisayar, internet ve Çin malı bolluğuna girdi yani faizsiz enflasyon düşüklüğünün olmazsa olmazlarına; bu nedenle ki bankalar bilgisayarlı sisteme girdiler, daha önce bankalarda mevduat cüzdanları elle, tükenmez kalemle, ve büyük zaman israfı ile yazılıyorlardı, bilgisayar sistemi ile bu işler şıkır şıkır, tıkır tıkır olmaya başladılar.
Yani açık ki Akp; Batı yani teknoloji, Çin yani ucuz mallar, ve Arab yani Arab kıyaklığı olmasa idi bu işi başaramazdı ki bu olanaklar Akp öncesi dönemde yoktular yani Chp bunlara sahip olamazdı zaten. Yani gerçekte Akp'yi ayakta tutan şey seçmen yani aldığı oylar değil; Batının teknolojisi, Çin'in malları, Arab'ın sermayesidir. Batının teknolojisinde sorun yoktur, gelen gelmiştir; sorun corona ile Çin malılarında(mallarında) çıktı, Arab sermayesinde de Arabların istekleri verildikçe sorun çıkmaz.
Peki, bankalar nasıl para kazanacaklar çünkü faizler düşük diye bankaya para yatırmak düşer; biryandan da düşük faizle kıredi yani borç ver; açık ki bu durumda ve bu konuda Akp'nin 'Banka yandaşlığı'na yani banka sektöründe de 'Dava arkadaşlığı'ne gereksinimi var ki bunlar da açık ki kamu bankası denilen bankalar oldu, adı üstünde 'Kamu bankası' yani sırtları kamuya dayalı ki hem ekonomiyi kamulaştırmaya karşı olmak hem de medeti kamuda bulmak tuhaf bir durumdur. Açık ki bu işler için yalnızca Arab sermayesi yetmemiş ki devletin, milletin, kamunun, vatanın fabrikasıları(fabrikaları), madenileri, kaynakları, olanakları, servetleri 'Özelleştirme' adı altında yerli ve yabancı kapitalistlere satıldılar.
İnşaat sektörü nasıl canlandırılacaktı; Toki işin içine sokuldu önce; sonra da Akp'ci inşaatçılar, Akp'ci şirketler yani Akp'ci yerli sermayecililer yani 'Dava' yani 'Osmanlıcı Türkiye' davası.
İşin içine 'Kıredi sistemi teknolojisi' yani banka girince işler çok kolaylaştı; Akp'den önce kıredi ile ancak kapitalistlerin işi olurdu yani olağan vatandaş kıredi nedir bilmezdi, şimdi ise hemen hemen her evde 'kıredi kullanımı' var, ve her evde Çin malı da.
Banka tasarruf faizleri düşük olunca ne olacak; parası olanlar paralarını bankaya yatırmayacaklar; altına gidecekler, dövize gidecekler ya da ev, arazi, araba alacaklar. Dövize de engel koyulur, yükselmesin diye çünkü sonuçta ekonomi yatırım üzerine değil ev, araba üzerine kuruldu Akp ile yani döviz sorunu olacağı açık. Bir de şöyle düşünelim; her evde 2'şer tane beyazeşya yerine 1'er tane olabilir; her evde 2'şer tane bilgisayar, televizyon yerine 1'er tane olabilir; ayda 2 kilo peynir, et, sucuk, yoğurt yemek yerine 1 kilo yiyebilirler yani bunlara sahip olmak kısılabilir yani insanlar ev, araba taksidi öderlerken başka şeylere çok gereksinim duymayabilirler ki bu da ev ve araba sanayisi dışındaki sanayilerde çökmelere neden olabilir yani inşaat ve otomotiv sanayisi ilerlerken öteki sanayiler gerileyebilir. Peki inşaatçılar kazançlarını ne yapacaklar, sonuçta milyarlar kazanıyorlar; bankaya yatırsalar faiz düşük, yeni binalar yapsalar, piyasa doyar sonunda, dövize yatırsalar engeller var, altına yatırsalar uzun vadede kazanç ancak, elde Tl olarak tutsalar zarar yani sonunda inşaatçılar ve otomotivciler de büyük bir sorunla yani büyük bir kısır döngü ile karşılaşacaklar, çok üretecekler ancak çok satamayacaklar.
Bir de bakıyorsunuz; faizler düşük ancak ekonomide inşaat ve otomotiv dışında yatırım yok pek yani insanlar nereye kadar ev ve araba satın alabilirler; ülkenin bunlardan başka şeylere de gereksinimi var; bakın ithal ilaçlar ateşpahası(ateş pahası); yani 2 kilo domates yerine 1 kilo domates yenilebilir de, olması zorunlu olan şeyler de var, ülke açısından örnek ki 2 kutu ilaç kullanması gereken hastaya yalnızca 1 kutu ilaç verilemez. Şimdi bir de corona sorunu çıktı; bankalardan kıredi almış insanlar işsiz kalabilirler, borçlarını bitirmeden coronadan ölebilirler; konutlar henüz inşaat aşamasında iken müteahitleri coronadan ölebilirler.
Faiz enflasyonu yani talepi(istemi), dolayısı ile yatırımları da, tüketimi de ayarlama araçı idi; şimdi bu iş konut ve araba ile yani insanları konuta ve arabaya borçlandırıp yapılmakta. Gıda fiyatıları da alınan önlemlerle ve yandaşlarla hemen giderilebilir yani örnek ki Akp 'Reis istedi, Ankara'ya kilosu 1 Tl'den domates yığın' dese hemen yığılır, Akp yandaşlarınca; peki Chp bunu yapabilmek için ne diyecek, 'Kılıçdaroğlu istedi' mi, 'Atatürk istedi' mi diyecek yani Chp'nin de ulusal ve küresel bir amaça yani davaya gereksinimi var ancak ahlaka aykırılığa karşı çıkmadan bunu yapması olanaksız çünkü tarihteki tüm yerel davalar da, küresel davalar da 'ahlak' içerirler; peki Chp zinaya, eşcinselliğe, ahlaka aykırı turizıma(turizme), toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giyime, ahlakdışı modaya, akıldışı modaya, ahlaka aykırı ünlülere karşı olabilecek mi yani Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim(İlim) ve ahlak'a sarılabilecek mi; bakın Chp henüz yine bir tane ancak Akp'den 2, Mhp'den 1 parti daha çıktı yani çoğalanlar yine onlar yani dünya ya hertürlü(her türlü) ahlaksızlık ya da hertürlü ahlak vaat edilecek durumda, Chp neyi vaat edecek?
Açık ki bu durum siyasi iktidar yandaşı olmayan bankaların, şirketlerin ve ziraatçıların da çökmesine neden olabilecektir çünkü faiz düşük olduğu için para bulmakta zorlanacaklar ancak siyasi iktidar yandaşı bankalara hertürlü yardım yapılabilir.
Ruhsal sorunlara çözüm olarak 'Birşeylerle uğraşmak, ilgilenmek' de önerilir; enflasyonu düşürmek için de vatandaş ev ve araba taksitleri ile ilgilenmeye yönlendirilmekte, böylece enflasyon düşmekte.
Yani, Türkiye'de, geleceğin ekonomi sorunu artık 'Enflasyon' değil; ev ve araba taksitlerinin nasıl ödeneceği; toplumsal sorunu ise bilime, ahlaka yani demokrasiye aykırılık olacaktır ancak corona salgını da ekonomilerin, ülkelerin yerli, ulusal güçlerini de sınayacaktır çünkü Çin ekonomisi artık kendini bile kurtaramayacak durumda.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.6.20/08.54
Tansu Çiller Anavatan partisi başkanı iken her aileye 1 ev, 1 araba sözü vermişti, demek ki kafasında ya da uygulamada böyle bir olanak vardı yani olanaksız birşey değildi bu durum. Nasıl yapacaktı, ve neden yapmadı acaba? Yoksa Türkiye'deki Atatürkçü, demokrasici, laiklikçi sistemi yok etmek isteyen küresel bir güç mü buna izin vermedi yoksa Çiller bu sorunu çözmekte bazı sorunları çözemedi mi, örnek ki o zamanlar ucuz Çin malları yoktu ki enflasyonu düşürmekte çok önemlidirler yoksa o güçün Atatürk-demokrasi-laiklik karşıtı istekleri Çiller için yapılamaz şeyler mi idi ya da o güçün kafasında başka bir siyasi parti türü mü vardı, örnek ki Atatürk-demokrasi-laiklik karşıtı Akp gibi?
Akp öncesi Türkiye'de faiz çok yüksekti, öyle ki gecelik faiz denilen faiz %1500'lerde gibi, akıl almayacak biryerde idi ancak düşünülür ki o yüksek faizlerle borç alınabildiğine göre demek ki yatırımlar da yapılmakta idi yani işler tıkırında idi ancak o dönem inşaat sektörü 'Bir çivi bile çakılmayan, yaprak bile kırpırdamayan' ölü bir durumda idi; demek ki yüksek faizli o parayı inşaat sektörü almıyordu, sokaklar külüstür denilen arabalarla ile dolu idi, demek ki yüksek faizli o parayı otomotiv sanayisi de almıyordu; vatandaş ise hiç alamıyordu; öyle ise kimler ve neden alıyorlardı? O dönem bankaların bankamatiklerinde sıkça şu yazı yazılı kağıtlar görülmekteydi: 'Bankamatikte para yok'; yani Türk parası kıtlığı da vardı; peki neden vardı, ya işler iyi idi de para yetişmiyordu, ya enflasyon çok yüksek olduğu için para basılmıyordu, ya da yüksek gecelik faizlere para yetişmiyordu ya da tümü birden. O dönem banka demek Atm kartı yani vatandaşın, kendi parasını çekme kartı idi yani kıredi(kredi) kartı diye birşey yoktu.
Yani Türkiye'de yüksek enflasyon, yatırımsızlık, işsizlik, ve Türk parası kıtlığı vardı.
Açık ki bu sorunların çözümü 'gavur' denilen dışarıdan geldi. Batıdan, yabancı bankalar ile kıredi kartı teknolojisi, Doğudan ise ucuz Çin malıları(malları) geldi. Türkiye'ye gelecek yabancı bankaların iki istekleri vardı: 1- Kıredi(Kredi) kartı kullananların ortalıktan yok olmalarını önlemek; bunun için de herkese Zorunlu adres kayıdı(kaydı) sistemi getirildi. 2- Yerli bankaların yok edilmesi.
Bu durumda, Türkiye'ye getirilecek şey gerçekte 'Faizsiz düşük enflasyon' sistemi idi. Ekonomi okumuş olanlar bilirler; enflasyonu düşürmek için faizi yükseltmek gerekir ancak ülkede zaten faiz yüksekti, bu nedenle de zaten ekonomi kötü durumda idi; öyle ise hem faizi düşürmek hem de ekonomiyi canlandırmak gerekiyordu. Faizi yükseltip enflasyon düşürmek durumu gerçekte alım gücünü düşürmek üzerine kuruludur; yani alım gücü nasıl düşürülürse düşürülsün, düşürülmelidir; bu iş için zekice bir yol bulmuş demek ki Batı yani bir ev, bir araba çözümü yani insanlar ev ve araba almak için borçlandırılırlarsa satın alım güçleri düşer çünkü gelirlerini ev ve araba borçu(borcu) ödemek için kullanmak, ve geçimlerini de geriye kalan 3-5 kuruş ile sağlamak zorunda kalırlar ki bu da açık ki en başta gıda enflasyonunu düşürür; borç ödemek ile zorlaşan durum ise kıredi kartı ile hafifletilir örnek ki herşey çok düşük taksitlerle satın alınmaya başlanır.
Peki, Türkiye'de para yoktu ise Akp döneminde para nereden geldi? İşte burada, Akp'nin İslamcı-Osmanlıcı yaklaşımı işin içine giriyor; örnek ki Chp iktidarda olsa idi ve para bulmak için Arab ülkelerine gitse idi büyük olasılıkla Arab ülkeleri ona para vermezlerdi ve Chp'nin gidebileceği tek yer Imf olurdu yani işin içine bir de 'dava' girmesi gerekiyordu; bu açıdan, Akp ekonomi için çok gerekli idi ancak bunun için Arab ülkelerine ödünler vermesi gerekiyordu örnek ki Kanal İstanbul gibi, demokrasi-laiklik-Atatürk karşıtlığı gibi çünkü para verenler para kazanmak yanında bir de düdüklerinin çalınmasını da isteyebilirler, Imf'nin de hep yapmakta olduğu gibi yani iktidarda Chp olsa idi ekonomi yine kötü durumda olurdu çünkü ne kıredi kartı sistemi vardı, ne Çin malları, ne de Türkiye'ye özel torpilli Arab sermayesi yani Türkiye büyük bir çıkmazda idi, öyle ki görünen ve olması gereken tek yol Devletçi ekonomi idi yani ekonominin başına devlet geçmeli idi ancak açık ki küresel güçler bunu hiç istemezlerdi, istemediler de.
Akp ile Türkiye kıredi kartı, bilgisayar, internet ve Çin malı bolluğuna girdi yani faizsiz enflasyon düşüklüğünün olmazsa olmazlarına; bu nedenle ki bankalar bilgisayarlı sisteme girdiler, daha önce bankalarda mevduat cüzdanları elle, tükenmez kalemle, ve büyük zaman israfı ile yazılıyorlardı, bilgisayar sistemi ile bu işler şıkır şıkır, tıkır tıkır olmaya başladılar.
Yani açık ki Akp; Batı yani teknoloji, Çin yani ucuz mallar, ve Arab yani Arab kıyaklığı olmasa idi bu işi başaramazdı ki bu olanaklar Akp öncesi dönemde yoktular yani Chp bunlara sahip olamazdı zaten. Yani gerçekte Akp'yi ayakta tutan şey seçmen yani aldığı oylar değil; Batının teknolojisi, Çin'in malları, Arab'ın sermayesidir. Batının teknolojisinde sorun yoktur, gelen gelmiştir; sorun corona ile Çin malılarında(mallarında) çıktı, Arab sermayesinde de Arabların istekleri verildikçe sorun çıkmaz.
Peki, bankalar nasıl para kazanacaklar çünkü faizler düşük diye bankaya para yatırmak düşer; biryandan da düşük faizle kıredi yani borç ver; açık ki bu durumda ve bu konuda Akp'nin 'Banka yandaşlığı'na yani banka sektöründe de 'Dava arkadaşlığı'ne gereksinimi var ki bunlar da açık ki kamu bankası denilen bankalar oldu, adı üstünde 'Kamu bankası' yani sırtları kamuya dayalı ki hem ekonomiyi kamulaştırmaya karşı olmak hem de medeti kamuda bulmak tuhaf bir durumdur. Açık ki bu işler için yalnızca Arab sermayesi yetmemiş ki devletin, milletin, kamunun, vatanın fabrikasıları(fabrikaları), madenileri, kaynakları, olanakları, servetleri 'Özelleştirme' adı altında yerli ve yabancı kapitalistlere satıldılar.
İnşaat sektörü nasıl canlandırılacaktı; Toki işin içine sokuldu önce; sonra da Akp'ci inşaatçılar, Akp'ci şirketler yani Akp'ci yerli sermayecililer yani 'Dava' yani 'Osmanlıcı Türkiye' davası.
İşin içine 'Kıredi sistemi teknolojisi' yani banka girince işler çok kolaylaştı; Akp'den önce kıredi ile ancak kapitalistlerin işi olurdu yani olağan vatandaş kıredi nedir bilmezdi, şimdi ise hemen hemen her evde 'kıredi kullanımı' var, ve her evde Çin malı da.
Banka tasarruf faizleri düşük olunca ne olacak; parası olanlar paralarını bankaya yatırmayacaklar; altına gidecekler, dövize gidecekler ya da ev, arazi, araba alacaklar. Dövize de engel koyulur, yükselmesin diye çünkü sonuçta ekonomi yatırım üzerine değil ev, araba üzerine kuruldu Akp ile yani döviz sorunu olacağı açık. Bir de şöyle düşünelim; her evde 2'şer tane beyazeşya yerine 1'er tane olabilir; her evde 2'şer tane bilgisayar, televizyon yerine 1'er tane olabilir; ayda 2 kilo peynir, et, sucuk, yoğurt yemek yerine 1 kilo yiyebilirler yani bunlara sahip olmak kısılabilir yani insanlar ev, araba taksidi öderlerken başka şeylere çok gereksinim duymayabilirler ki bu da ev ve araba sanayisi dışındaki sanayilerde çökmelere neden olabilir yani inşaat ve otomotiv sanayisi ilerlerken öteki sanayiler gerileyebilir. Peki inşaatçılar kazançlarını ne yapacaklar, sonuçta milyarlar kazanıyorlar; bankaya yatırsalar faiz düşük, yeni binalar yapsalar, piyasa doyar sonunda, dövize yatırsalar engeller var, altına yatırsalar uzun vadede kazanç ancak, elde Tl olarak tutsalar zarar yani sonunda inşaatçılar ve otomotivciler de büyük bir sorunla yani büyük bir kısır döngü ile karşılaşacaklar, çok üretecekler ancak çok satamayacaklar.
Bir de bakıyorsunuz; faizler düşük ancak ekonomide inşaat ve otomotiv dışında yatırım yok pek yani insanlar nereye kadar ev ve araba satın alabilirler; ülkenin bunlardan başka şeylere de gereksinimi var; bakın ithal ilaçlar ateşpahası(ateş pahası); yani 2 kilo domates yerine 1 kilo domates yenilebilir de, olması zorunlu olan şeyler de var, ülke açısından örnek ki 2 kutu ilaç kullanması gereken hastaya yalnızca 1 kutu ilaç verilemez. Şimdi bir de corona sorunu çıktı; bankalardan kıredi almış insanlar işsiz kalabilirler, borçlarını bitirmeden coronadan ölebilirler; konutlar henüz inşaat aşamasında iken müteahitleri coronadan ölebilirler.
Faiz enflasyonu yani talepi(istemi), dolayısı ile yatırımları da, tüketimi de ayarlama araçı idi; şimdi bu iş konut ve araba ile yani insanları konuta ve arabaya borçlandırıp yapılmakta. Gıda fiyatıları da alınan önlemlerle ve yandaşlarla hemen giderilebilir yani örnek ki Akp 'Reis istedi, Ankara'ya kilosu 1 Tl'den domates yığın' dese hemen yığılır, Akp yandaşlarınca; peki Chp bunu yapabilmek için ne diyecek, 'Kılıçdaroğlu istedi' mi, 'Atatürk istedi' mi diyecek yani Chp'nin de ulusal ve küresel bir amaça yani davaya gereksinimi var ancak ahlaka aykırılığa karşı çıkmadan bunu yapması olanaksız çünkü tarihteki tüm yerel davalar da, küresel davalar da 'ahlak' içerirler; peki Chp zinaya, eşcinselliğe, ahlaka aykırı turizıma(turizme), toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giyime, ahlakdışı modaya, akıldışı modaya, ahlaka aykırı ünlülere karşı olabilecek mi yani Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim(İlim) ve ahlak'a sarılabilecek mi; bakın Chp henüz yine bir tane ancak Akp'den 2, Mhp'den 1 parti daha çıktı yani çoğalanlar yine onlar yani dünya ya hertürlü(her türlü) ahlaksızlık ya da hertürlü ahlak vaat edilecek durumda, Chp neyi vaat edecek?
Açık ki bu durum siyasi iktidar yandaşı olmayan bankaların, şirketlerin ve ziraatçıların da çökmesine neden olabilecektir çünkü faiz düşük olduğu için para bulmakta zorlanacaklar ancak siyasi iktidar yandaşı bankalara hertürlü yardım yapılabilir.
Ruhsal sorunlara çözüm olarak 'Birşeylerle uğraşmak, ilgilenmek' de önerilir; enflasyonu düşürmek için de vatandaş ev ve araba taksitleri ile ilgilenmeye yönlendirilmekte, böylece enflasyon düşmekte.
Yani, Türkiye'de, geleceğin ekonomi sorunu artık 'Enflasyon' değil; ev ve araba taksitlerinin nasıl ödeneceği; toplumsal sorunu ise bilime, ahlaka yani demokrasiye aykırılık olacaktır ancak corona salgını da ekonomilerin, ülkelerin yerli, ulusal güçlerini de sınayacaktır çünkü Çin ekonomisi artık kendini bile kurtaramayacak durumda.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.6.20/08.54
26 Haziran 2020 Cuma
AKP'YE VE HDP'YE HAZİNE YARDIMI VERİLMESİN SAVIM
Akp iktidarı Atatürk'ün İş bankası'ndaki hissesilerine(hisselerine) gözdikmiş(göz dikmiş durumda). Bilinir ki Makyavelli'ci Akp için her bahane 'mübah'tır. Ne denilmişti; 'Amaçlarıma ulaşmak için papaz cüppesi bile giyerim' denilmişti. Açık ki böyle bir dünyanın dili ile asıl amaçları arasında zıt ve dağlar kadar farklar olabilir.
Akp iktidarının savına göre madem ki Akp iktidarına göre hazinenin yani devletin paraya gereksinimi var; Akp'ye hazineden yapılan para yardımı kaldırılsın, yani o para Akp'ye değil hazineye, devlete kalsın.
O para azbuz bir para değil. 2020 bütçesine göre hazineden 2020 yılında Akp'ye 182 milyon Tl para verilecekmiş. Yani; Atatürk'e, Kurtuluş savaşı'na, Lozan anlaşması'na, demokrasiye, laikliğe yani Türkiye cumhuriyeti devleti'ne aykırı Akp'ye. Yani hem devlet, Türkiye karşıtı olmak hem de devletten tonla para almak; ilginç birşey.
Atatürk'e, Kurtuluş savaşı'na, Lozan anlaşması'na, 10 Kasım'a hakaretler eden Fesli Kadir'e ziyaretler, 'Türkçe ile felsefe ve bilim olmaz, Türkçeyi terk edelim' demeler, 'Demokrasi araçtır, önemli değildir' demeler, 'Laik olmak zorunda değilim' demeler, devletin-vatanın-milletin-kamunun fabrikalarını-madenlerini-arazilerini-kaynaklarını-servetlerini özelleştirme adı altında satmalar; ekonomide israflar; yolsuzlukla, usülsüzlükle, adaletsizlikle, vicdansızlıkla, hukuka aykırılıkla anılmalar; demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e, milli servete düşmanlıklar; Anıtkabir'i ziyaret etmek isteyen baro başkanlarını yani hukukçuları engellemeler; Millet parkı'nın adını 'Atatürk parkı' olarak değiştiren belediye başkanına soruşturmalar; sonra da devletten 182 milyon Tl para al. Oh ne güzel. Akp zaten iktidar partisi yani hem zengin üye sayısı çok hem de para bulma olanakları çok, Örtülü ödenek de var. Yani elini sallasa milyonlarca Tl gelir.
Hdp'ye de 50 milyon Tl verilecekmiş. Yani hem Pkk ile birlikte olmak il, Pkk destekçisi olmak ile tanımlan yani Türkiye cumhuriyeti düşmanı ol hem de devletten 50 milyon Tl al. Bu da çok ilginç birşey.
Dünyada böyle bir başka ülke daha var mı acaba?
Açık ki ülkemizde demokrasi adeta keriz, enayi, saf gibi şeyler yerine koyulmakta.
İki siyasi parti, ve ikisi de Türkiye cumhuriyeti devleti'ne karşı, ve ikisine de devletin, milletin, vatanın, ülkenin kesesinden milyonlarca Tl veriliyor her yıl. Var mı dünyada böyle bir başka devlet daha?
Atatürk'ün mirasına gözdikmek yerine savım ki iktidar olan partiye de, Türkiye düşmanı siyasi partilere de, demokrasi-laiklik-Atatürk düşmanı siyasi partilere de hazine yardımı verilmesin.
Yani gerçekte açık ki devlete ne ekonomi kalmış ne demokrasi; ne yerlilik ne millilik. Bol bol lafsalatası(laf salatası) kalmış.
'Yerli ve milli olmak' ise işe önce bu haksızlıktan, adaletsizlikten başlanılmalı.
Demokrasi ve laiklik ayılmalı ve kendinegelmeli(kendine gelmeli) artık.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 27.6.20/08.55
Akp iktidarının savına göre madem ki Akp iktidarına göre hazinenin yani devletin paraya gereksinimi var; Akp'ye hazineden yapılan para yardımı kaldırılsın, yani o para Akp'ye değil hazineye, devlete kalsın.
O para azbuz bir para değil. 2020 bütçesine göre hazineden 2020 yılında Akp'ye 182 milyon Tl para verilecekmiş. Yani; Atatürk'e, Kurtuluş savaşı'na, Lozan anlaşması'na, demokrasiye, laikliğe yani Türkiye cumhuriyeti devleti'ne aykırı Akp'ye. Yani hem devlet, Türkiye karşıtı olmak hem de devletten tonla para almak; ilginç birşey.
Atatürk'e, Kurtuluş savaşı'na, Lozan anlaşması'na, 10 Kasım'a hakaretler eden Fesli Kadir'e ziyaretler, 'Türkçe ile felsefe ve bilim olmaz, Türkçeyi terk edelim' demeler, 'Demokrasi araçtır, önemli değildir' demeler, 'Laik olmak zorunda değilim' demeler, devletin-vatanın-milletin-kamunun fabrikalarını-madenlerini-arazilerini-kaynaklarını-servetlerini özelleştirme adı altında satmalar; ekonomide israflar; yolsuzlukla, usülsüzlükle, adaletsizlikle, vicdansızlıkla, hukuka aykırılıkla anılmalar; demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e, milli servete düşmanlıklar; Anıtkabir'i ziyaret etmek isteyen baro başkanlarını yani hukukçuları engellemeler; Millet parkı'nın adını 'Atatürk parkı' olarak değiştiren belediye başkanına soruşturmalar; sonra da devletten 182 milyon Tl para al. Oh ne güzel. Akp zaten iktidar partisi yani hem zengin üye sayısı çok hem de para bulma olanakları çok, Örtülü ödenek de var. Yani elini sallasa milyonlarca Tl gelir.
Hdp'ye de 50 milyon Tl verilecekmiş. Yani hem Pkk ile birlikte olmak il, Pkk destekçisi olmak ile tanımlan yani Türkiye cumhuriyeti düşmanı ol hem de devletten 50 milyon Tl al. Bu da çok ilginç birşey.
Dünyada böyle bir başka ülke daha var mı acaba?
Açık ki ülkemizde demokrasi adeta keriz, enayi, saf gibi şeyler yerine koyulmakta.
İki siyasi parti, ve ikisi de Türkiye cumhuriyeti devleti'ne karşı, ve ikisine de devletin, milletin, vatanın, ülkenin kesesinden milyonlarca Tl veriliyor her yıl. Var mı dünyada böyle bir başka devlet daha?
Atatürk'ün mirasına gözdikmek yerine savım ki iktidar olan partiye de, Türkiye düşmanı siyasi partilere de, demokrasi-laiklik-Atatürk düşmanı siyasi partilere de hazine yardımı verilmesin.
Yani gerçekte açık ki devlete ne ekonomi kalmış ne demokrasi; ne yerlilik ne millilik. Bol bol lafsalatası(laf salatası) kalmış.
'Yerli ve milli olmak' ise işe önce bu haksızlıktan, adaletsizlikten başlanılmalı.
Demokrasi ve laiklik ayılmalı ve kendinegelmeli(kendine gelmeli) artık.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 27.6.20/08.55
ALİŞAN VE ALLAH YA DA DİN
Açık ki Müslüman dünyasındaki bir kitle İslamiyet dini inançını(inancını) kendi gelenekleri, kendi görenekleri, kendi töreleri, kendi istekleri, kendi hayalleri, kendi nefsi durumuna yani kendi iki dudağının arasına eşitlemeye çalışmakta. Bu nedenle de dini tanımlayan Din hadisileri'nden uzak, yoksun; dua, nazar gibi insani şeylere eşitlemeye çalışmakta oysa din demek dini tanımlayan Din hadisileri demektir ki Din hadisileri de 'Din ilimdir(bilimdir), ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, adilliktir, tarafsızlıktır, güvenilirliktir, medeniliktir, nefssizliktir, inzivadır' der yani insan Din hadisileri'ne uyarsa dinli olur, uymazsa dinli olmaz, dini inançlı olur ancak yani din başkadır, dini inanç başkadır çünkü din bilimdir, dini inanç ise inançtır yani bilim değildir; bu nedenle ki Din hadisileri 'Din ilimdir(bilimdir), ilim olmazsa din de olmaz, Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, alimler peygamberlerin varisleridir.' der.
Alişan; karısının, küçük çocuğunun, ve çocuğunun bakıcısı ile içinde olduğu araba ile tırafik(trafik) kazası yapmış; hem de kaza; araba metrelerce takla atmış.
Kazanın nedeni ne?
Teknik açıdan: Aşırı hız. 120 Km hız sınırı olan yolda 150 Km ile gitmek.
Toplumsal açıdan: Şımarıklık, kibir, nefs.
Araba dayanıklı ve pahalı 'gavur' malı olmalı ki araçın(aracın) içindekilere birşey olmamış.
Alişan kazadan sonra şunları demiş: 'Bugün itibariyle yepyeni bir hayata başlıyoruz biz. Allah'ım bizi annemize, babamıza, ailemize, sevdiklerimize bağışladı ve o korkunç kazadan, paramparça olmuş arabadan sağ salim çıktık çok şükür. Öndeki Marianne bizim dadımız, çocuğumuza bakan ve dün kendi canını hiçe sayarak, araba taklalar atarken evladımın üzerine kapanarak belki de onu ölümden kurtaran can. Allah ondan bin kere razı olsun. Bir de Dürdane'miz var evimizin eli ayağı. Kaza haberini duyduğu anda ne yapacağını bilemeyen ve bizi sapasağlam gördüğünde boynumuza sarılan canımız. Yani diyeceğim o ki iyiliğin kimden geleceği, kimin sizin için dualar ettiğini bilemezsiniz. Bu arada o kadar fazla arayan, soran, geçmiş olsun dileklerini arayarak, mesaj atarak ya da sosyal medyadan ileten oldu ki, Allah'ım hepinizden razı olsun. Allah'ım eksikliğinizi göstermesin. Hayat dostlarla, arkadaşlarla ve seni sevenlerle güzel. Allah'ım hepimizi kazalardan, belalardan, nazarlardan korusun.'.
Zevke, hazza, nefse yani dinin en büyük düşmanı olan şeye uyup, hem kendinin hem de yanındaki insanların hayatlarını tehlikeye atıyorsun ki nefs hem en büyük cehalettir hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır hem de önce akılı, sonra da ahlak, vicdan gibi manevi değerleri yok eder, yani bu nedenle nefs dinin de, bilimin de, felsefenin de, akıl-ruh sağlığının da, demokrasinin de, laikliğin de, sanatın da, özgürlüğün de, insanlığın da en büyük düşmanıdır; sonra da 'Allah'tan yani İslamiyet'ten ya da dinden söz ediyorsun; yani hem dinin en büyük düşmanına sarılıp hem de dinden nasıl söz edebiliyorsun, din insanların keyiflerine bağlı değilki(değil ki)?
Mantıksızlığa bakar mısınız:
1- Hem dinin en büyük düşmanını kendine pusula edinmiş hem de 'Allah bizi korudu, bağışladı.' diyor. Allah seni neden korusun; ne özelliğin var; alim misin, evliya mısın, derviş misin, kendini dine adamı biri misin, Din hadisileri'ne uyan bir misin?
Düğününde karının giydiği, dine aykırı, göğüs dekolteli gelinliği gördük.
Karının başka bir ortamda, göğüs dekolteli, dine aykırı bir başka giysisini de gördük.
Dine aykırı şeyler olan mayo, bikini gibi şeyleri karınla tatil fotoğraflarını da gördük.
Medyadan bir haber: 'ALİŞAN, GİYDİĞİ MİNİ ETEK YÜZÜNDEN EŞİ BUSE VAROL'A TEPKİLERE SESSİZ KALMADI'. Yani karısının mini etek giymesine tepki gösteren Müslümanlara tepki göstermiş Alişan, ve 'Ben karımın giyim tarzına hayranım' demiş; karısı da mini etek giydiği için kendisini eleştiren Müslümanlara 'Beğenmiyorsanız beni takipten çıkın. demiş; yani hem kibir hem küstahlık; sonra da 'Bizi Allah korudu, bizi Allah bağışladı.' de. Ya; Adem ile Havva'yı bağışlamayıp, Cennet'ten dünyaya kovmuş Allah sizi, dine aykırı sizi neden bağışlasın; coronadan, kanserden, tırafik(trafik) kazasılarında(kazalarında), yangınlarda bebekler, küçücük çocuklar ölüyor, ortalıkta bikini, mayo dolaşan sizi neden bağışlasın; nedir bu cehalet, kibir ve küstahlık? Siz İslamiyet'i ya da dini ne sanıyorsunuz; İslam'a ya da dine aykırı herşeyi yapıp dua etmek mi?
Buraya kadarı konunun İslami ya da dini yönü.
Konunun bir de siyasi yönü var. Siyaset de, özel sektör gibi dine aykırıdır çünkü ikisi de hem bilime aykırılıktır yani cehalettir hem nefstir hem de taraf, yandaş olmaktır. Din de bilime aykırılık da, nefs de olmaz ki taraflılık, yandaşlık da ya cehaletten gelir ya nefsten; Alişan üstelik de Din hadisileri'ne uygun olan bir siyasi parti yandaşı değil; yolsuzlukla, usülsüzlükle, adaletsizlikle, bilime aykırılıkla, ahlaka aykırılıkla gündeme gelen bir siyasi partinin yandaşı; öyle ki bu siyasi parti zinayı bile suç olmaktan çıkardı, ve eşcinsel evliliğe bile izin verdi; ve öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmeyen sultanları baştaçı eden, öven, onurlandıran yani Türklüğe de, dine de aykırılık içinde bir siyasi parti.
Yani düğünde göğüs dekolte; pılajda(plajda) bikini, mayo; dünlük hayatta mini etek. Sonra da kalk 'Allah' de, 'Din, iman' de; nasıl bir Allah, İslamiyet, Müslümanlık, din, iman anlayışı bu?
Hem 'Yerli ve milli olmak' diyen bir siyasi partinin yandaşı hem de çocuğunun bakıcısı bile yabancı.
Allah seni neden koruyacak; Din hadisileri'ne uyduğun için mi yoksa ünlü ve zengin olduğun için mi yoksa kendinden razı olduğun için mi yoksa Akp'ci olduğun için mi? Senin neyine nazar değecek; yakışıklılığına mı, ünlülüğüne mi, zenginliğine mi, dine aykırılığına mı?
Dinli insanın sizi kıskanması gerçekliğe aykırı birşeydir, akıldışı birşeydir. Neyinizi kıskanacak normal insanlar; alimliğinizi mi, ahlakınızı mı? Hem nefs, hem kibir, hem küstahlık; din böyle birşey değilki(değil ki)?
Açık ki Allah sana o kaza ile koruma değil, olsa olsa bela vermiştir.
Belki de her gün 'Allah belanızı versin' dediğim; ahlaka aykırı ünlülerden olduğunuz içindir?
Alişan bu kazadan sonra demiş ki 'Artık yepyeni bir hayata başlayacağız.'. Ne yapacaksınız; Din hadisileri'ne uygun insanlar olacak ve Din hadisileri'ne uygun bir hayata mı başlayacaksınız?
Bırakın bu, Hıristiyanlığa(Hristiyanlığa) bikinili, mayolu, mini etekli, ahlaka aykırı giyimli yaklaşımı İslamiyet'e, Müslümanlığa da pompalama, yamama çalışmalarını; din önce bilim ve ahlak demektir; bilim de bilimdışı şeylere inanmamakla, ahlak da ahlaklı giyinmekle başlar önce.
Neyiniz İslamiyet'e, dine uygun ki 'Allah'ın sevgili kulları' diye kendinizi tanımlıyorsunuz bir de?
Atatürk 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' dedi ancak ondan önce de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; ve savım ki ahlaksız kalmış bir sanatın zaten hayat damarı kopmuş demektir.
O kazanın tek bir nedeni var: Din hadisileri'ne uymamak. Zaten Din hadisileri'ne uysaydınız, bilime uyardınız ve hız sınırını aşmazdınız; yani hem kendisinin, hem ailesinin, hem bakıcısının, hem de öteki insanların hayatlarını tehlikeye atıyor, sonra da dinden, imandan söz ediyor. Yani ne bilime uygunluk var, ne ahlaka uygunluk var; sonra da din, iman havarisi kesil, çok tuhaf. Demek ki bir sanatçının ilk öğrenmesi gereken iki şey şunlar: Ahlak ve mantık; öyle ki ahlak ve mantık olmadan felsefe de, bilim de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, sanat da, akıl-ruh sağlığı da, din de olmaz.
Pusulasınız Batı değil; dini tanımlayan Din hadisileri olsun.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 27.6.20/08.20
Alişan; karısının, küçük çocuğunun, ve çocuğunun bakıcısı ile içinde olduğu araba ile tırafik(trafik) kazası yapmış; hem de kaza; araba metrelerce takla atmış.
Kazanın nedeni ne?
Teknik açıdan: Aşırı hız. 120 Km hız sınırı olan yolda 150 Km ile gitmek.
Toplumsal açıdan: Şımarıklık, kibir, nefs.
Araba dayanıklı ve pahalı 'gavur' malı olmalı ki araçın(aracın) içindekilere birşey olmamış.
Alişan kazadan sonra şunları demiş: 'Bugün itibariyle yepyeni bir hayata başlıyoruz biz. Allah'ım bizi annemize, babamıza, ailemize, sevdiklerimize bağışladı ve o korkunç kazadan, paramparça olmuş arabadan sağ salim çıktık çok şükür. Öndeki Marianne bizim dadımız, çocuğumuza bakan ve dün kendi canını hiçe sayarak, araba taklalar atarken evladımın üzerine kapanarak belki de onu ölümden kurtaran can. Allah ondan bin kere razı olsun. Bir de Dürdane'miz var evimizin eli ayağı. Kaza haberini duyduğu anda ne yapacağını bilemeyen ve bizi sapasağlam gördüğünde boynumuza sarılan canımız. Yani diyeceğim o ki iyiliğin kimden geleceği, kimin sizin için dualar ettiğini bilemezsiniz. Bu arada o kadar fazla arayan, soran, geçmiş olsun dileklerini arayarak, mesaj atarak ya da sosyal medyadan ileten oldu ki, Allah'ım hepinizden razı olsun. Allah'ım eksikliğinizi göstermesin. Hayat dostlarla, arkadaşlarla ve seni sevenlerle güzel. Allah'ım hepimizi kazalardan, belalardan, nazarlardan korusun.'.
Zevke, hazza, nefse yani dinin en büyük düşmanı olan şeye uyup, hem kendinin hem de yanındaki insanların hayatlarını tehlikeye atıyorsun ki nefs hem en büyük cehalettir hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır hem de önce akılı, sonra da ahlak, vicdan gibi manevi değerleri yok eder, yani bu nedenle nefs dinin de, bilimin de, felsefenin de, akıl-ruh sağlığının da, demokrasinin de, laikliğin de, sanatın da, özgürlüğün de, insanlığın da en büyük düşmanıdır; sonra da 'Allah'tan yani İslamiyet'ten ya da dinden söz ediyorsun; yani hem dinin en büyük düşmanına sarılıp hem de dinden nasıl söz edebiliyorsun, din insanların keyiflerine bağlı değilki(değil ki)?
Mantıksızlığa bakar mısınız:
1- Hem dinin en büyük düşmanını kendine pusula edinmiş hem de 'Allah bizi korudu, bağışladı.' diyor. Allah seni neden korusun; ne özelliğin var; alim misin, evliya mısın, derviş misin, kendini dine adamı biri misin, Din hadisileri'ne uyan bir misin?
Düğününde karının giydiği, dine aykırı, göğüs dekolteli gelinliği gördük.
Karının başka bir ortamda, göğüs dekolteli, dine aykırı bir başka giysisini de gördük.
Dine aykırı şeyler olan mayo, bikini gibi şeyleri karınla tatil fotoğraflarını da gördük.
Medyadan bir haber: 'ALİŞAN, GİYDİĞİ MİNİ ETEK YÜZÜNDEN EŞİ BUSE VAROL'A TEPKİLERE SESSİZ KALMADI'. Yani karısının mini etek giymesine tepki gösteren Müslümanlara tepki göstermiş Alişan, ve 'Ben karımın giyim tarzına hayranım' demiş; karısı da mini etek giydiği için kendisini eleştiren Müslümanlara 'Beğenmiyorsanız beni takipten çıkın. demiş; yani hem kibir hem küstahlık; sonra da 'Bizi Allah korudu, bizi Allah bağışladı.' de. Ya; Adem ile Havva'yı bağışlamayıp, Cennet'ten dünyaya kovmuş Allah sizi, dine aykırı sizi neden bağışlasın; coronadan, kanserden, tırafik(trafik) kazasılarında(kazalarında), yangınlarda bebekler, küçücük çocuklar ölüyor, ortalıkta bikini, mayo dolaşan sizi neden bağışlasın; nedir bu cehalet, kibir ve küstahlık? Siz İslamiyet'i ya da dini ne sanıyorsunuz; İslam'a ya da dine aykırı herşeyi yapıp dua etmek mi?
Buraya kadarı konunun İslami ya da dini yönü.
Konunun bir de siyasi yönü var. Siyaset de, özel sektör gibi dine aykırıdır çünkü ikisi de hem bilime aykırılıktır yani cehalettir hem nefstir hem de taraf, yandaş olmaktır. Din de bilime aykırılık da, nefs de olmaz ki taraflılık, yandaşlık da ya cehaletten gelir ya nefsten; Alişan üstelik de Din hadisileri'ne uygun olan bir siyasi parti yandaşı değil; yolsuzlukla, usülsüzlükle, adaletsizlikle, bilime aykırılıkla, ahlaka aykırılıkla gündeme gelen bir siyasi partinin yandaşı; öyle ki bu siyasi parti zinayı bile suç olmaktan çıkardı, ve eşcinsel evliliğe bile izin verdi; ve öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmeyen sultanları baştaçı eden, öven, onurlandıran yani Türklüğe de, dine de aykırılık içinde bir siyasi parti.
Yani düğünde göğüs dekolte; pılajda(plajda) bikini, mayo; dünlük hayatta mini etek. Sonra da kalk 'Allah' de, 'Din, iman' de; nasıl bir Allah, İslamiyet, Müslümanlık, din, iman anlayışı bu?
Hem 'Yerli ve milli olmak' diyen bir siyasi partinin yandaşı hem de çocuğunun bakıcısı bile yabancı.
Allah seni neden koruyacak; Din hadisileri'ne uyduğun için mi yoksa ünlü ve zengin olduğun için mi yoksa kendinden razı olduğun için mi yoksa Akp'ci olduğun için mi? Senin neyine nazar değecek; yakışıklılığına mı, ünlülüğüne mi, zenginliğine mi, dine aykırılığına mı?
Dinli insanın sizi kıskanması gerçekliğe aykırı birşeydir, akıldışı birşeydir. Neyinizi kıskanacak normal insanlar; alimliğinizi mi, ahlakınızı mı? Hem nefs, hem kibir, hem küstahlık; din böyle birşey değilki(değil ki)?
Açık ki Allah sana o kaza ile koruma değil, olsa olsa bela vermiştir.
Belki de her gün 'Allah belanızı versin' dediğim; ahlaka aykırı ünlülerden olduğunuz içindir?
Alişan bu kazadan sonra demiş ki 'Artık yepyeni bir hayata başlayacağız.'. Ne yapacaksınız; Din hadisileri'ne uygun insanlar olacak ve Din hadisileri'ne uygun bir hayata mı başlayacaksınız?
Bırakın bu, Hıristiyanlığa(Hristiyanlığa) bikinili, mayolu, mini etekli, ahlaka aykırı giyimli yaklaşımı İslamiyet'e, Müslümanlığa da pompalama, yamama çalışmalarını; din önce bilim ve ahlak demektir; bilim de bilimdışı şeylere inanmamakla, ahlak da ahlaklı giyinmekle başlar önce.
Neyiniz İslamiyet'e, dine uygun ki 'Allah'ın sevgili kulları' diye kendinizi tanımlıyorsunuz bir de?
Atatürk 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' dedi ancak ondan önce de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; ve savım ki ahlaksız kalmış bir sanatın zaten hayat damarı kopmuş demektir.
O kazanın tek bir nedeni var: Din hadisileri'ne uymamak. Zaten Din hadisileri'ne uysaydınız, bilime uyardınız ve hız sınırını aşmazdınız; yani hem kendisinin, hem ailesinin, hem bakıcısının, hem de öteki insanların hayatlarını tehlikeye atıyor, sonra da dinden, imandan söz ediyor. Yani ne bilime uygunluk var, ne ahlaka uygunluk var; sonra da din, iman havarisi kesil, çok tuhaf. Demek ki bir sanatçının ilk öğrenmesi gereken iki şey şunlar: Ahlak ve mantık; öyle ki ahlak ve mantık olmadan felsefe de, bilim de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, sanat da, akıl-ruh sağlığı da, din de olmaz.
Pusulasınız Batı değil; dini tanımlayan Din hadisileri olsun.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 27.6.20/08.20
YERLİ VE MİLLİ DEĞİL BİLİMSEL VE AHLAKLI OLMALI (ŞİİR)
Siyaset de, özel sektör de cehalettir
Bakmayın siz onların gösterişlerine
Gördünüz işte korona salgınında da
Yalanlarını ve hilelerini
Gördünüz işte korona salgınında da
Mantıksızlıklarını ve zalimliklerini,
Bu nedenle ki arkalarında
Alimler, alimeler, bilgeler değil
Hükümdarlar, sultanlar, diktatörlükler vardır
Bu nedenle ki oldukları yerde barış, huzur, güven değil
Hep düşmanlık ve savaş vardır,
Yerli ve milli ol, diyorlar
Sömürünün ve yalanın yerlisi ve millisi
Yerli ve milli ol diyorlar
Adaletsizliğin, vicdansızlığın, zulümün yerlisi,
Yerli ve milli değil
Bilimsel ve ahlaklı olmalı
Muhammed te, Atatürk te
'Önce bilim ve ahlak' dedi,
Güneşin, havanın, yağmurun, rüzgarın, iklimin yerlisi ve millisi mi var
Yerlici ve milli olmak öteki ülkelere, öteki halklara düşmanlığı getirir
Yerlici ve millici olmak
Evrenselliğin önünde engeldir,
Yerlici ve millici değil
Bilimci ve ahlakçı olmalı
Böyle gelişir ancak tek dünya
Böyle var olur ancak barış, huzur, güven içinde dünya insanlık birliği,
Zina serbest, eşcinsellik serbest, genelev serbest, çıplaklık serbest
Astroloji denilen bilimdışılık, akıldışılık, saçmalık serbest
Yerli ve milli olsan ne olur, olmasan ne olur
Bilim ve ahlak ile değil siyaset ve kapitalistlerle yönetiliyor ülke
Yerli ve milli olsan ne olur, olmasan ne olur,
Doğrunun tek pusulası bilim ve ahlak
Önce bilim ve ahlak, dedi Muhammed
Önce bilim ve ahlak, dedi Atatürk
Önce bilim ve ahlak gelir dünyada
Değil yerli ve milli olmak,
Haykırın Muhammed gibi: Önce bilim ve ahlak
Haykırın Atatürk gibi: Önce bilim ve ahlak
Haykırın: Bilimsel ve ahlaklı olunmadıktan sonra
Yerli ve milli olmak da, evrensel olmak da neye yarar.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.6.20/12.04
Bakmayın siz onların gösterişlerine
Gördünüz işte korona salgınında da
Yalanlarını ve hilelerini
Gördünüz işte korona salgınında da
Mantıksızlıklarını ve zalimliklerini,
Bu nedenle ki arkalarında
Alimler, alimeler, bilgeler değil
Hükümdarlar, sultanlar, diktatörlükler vardır
Bu nedenle ki oldukları yerde barış, huzur, güven değil
Hep düşmanlık ve savaş vardır,
Yerli ve milli ol, diyorlar
Sömürünün ve yalanın yerlisi ve millisi
Yerli ve milli ol diyorlar
Adaletsizliğin, vicdansızlığın, zulümün yerlisi,
Yerli ve milli değil
Bilimsel ve ahlaklı olmalı
Muhammed te, Atatürk te
'Önce bilim ve ahlak' dedi,
Güneşin, havanın, yağmurun, rüzgarın, iklimin yerlisi ve millisi mi var
Yerlici ve milli olmak öteki ülkelere, öteki halklara düşmanlığı getirir
Yerlici ve millici olmak
Evrenselliğin önünde engeldir,
Yerlici ve millici değil
Bilimci ve ahlakçı olmalı
Böyle gelişir ancak tek dünya
Böyle var olur ancak barış, huzur, güven içinde dünya insanlık birliği,
Zina serbest, eşcinsellik serbest, genelev serbest, çıplaklık serbest
Astroloji denilen bilimdışılık, akıldışılık, saçmalık serbest
Yerli ve milli olsan ne olur, olmasan ne olur
Bilim ve ahlak ile değil siyaset ve kapitalistlerle yönetiliyor ülke
Yerli ve milli olsan ne olur, olmasan ne olur,
Doğrunun tek pusulası bilim ve ahlak
Önce bilim ve ahlak, dedi Muhammed
Önce bilim ve ahlak, dedi Atatürk
Önce bilim ve ahlak gelir dünyada
Değil yerli ve milli olmak,
Haykırın Muhammed gibi: Önce bilim ve ahlak
Haykırın Atatürk gibi: Önce bilim ve ahlak
Haykırın: Bilimsel ve ahlaklı olunmadıktan sonra
Yerli ve milli olmak da, evrensel olmak da neye yarar.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.6.20/12.04
23 Haziran 2020 Salı
ATAN AİLEN DOSTLUĞUN İYİLİĞİN BİLİM VE AHLAK OLSUN (ŞİİR)
İyi insan olmak yetmez
Doğru insan olmak da gerekir
Doğru insan olmaya ancak
Muhammed'in de, Atatürk'ün dediği gibi
Bilim ve ahlak ile gidilir,
Kalemin bilim ve ahlak yazsın
Dilin bilim ve ahlak söylesin
Yolun bilim ve ahlak olsun
Önce bilim ve ahlak dedi Muıhammed,
Kalemin bilim ve ahlak yazsın
Dilin bilim ve ahlak söylesin
Yolun bilim ve ahlak olsun
Önce bilim ve ahlak dedi Atatürk,
Sanatın önce bilim ve ahlak olsun
Sazın önce bilim ve ahlak olsun
Şarkın önce bilim ve ahlak olsun
Seçimin önce bilim ve ahlak olsun,
Hayatta tek doğru yol bilim ve ahlak
Dünyada en büyük onur bilim ve ahlak
En büyük özgürlük bilim ve ahlak
En büyük demokrasi bilim ve ahlak
Atan da, ailen de, dostluğun da bilim ve ahlak olsun.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 23.6.20/13.00
Doğru insan olmak da gerekir
Doğru insan olmaya ancak
Muhammed'in de, Atatürk'ün dediği gibi
Bilim ve ahlak ile gidilir,
Kalemin bilim ve ahlak yazsın
Dilin bilim ve ahlak söylesin
Yolun bilim ve ahlak olsun
Önce bilim ve ahlak dedi Muıhammed,
Kalemin bilim ve ahlak yazsın
Dilin bilim ve ahlak söylesin
Yolun bilim ve ahlak olsun
Önce bilim ve ahlak dedi Atatürk,
Sanatın önce bilim ve ahlak olsun
Sazın önce bilim ve ahlak olsun
Şarkın önce bilim ve ahlak olsun
Seçimin önce bilim ve ahlak olsun,
Hayatta tek doğru yol bilim ve ahlak
Dünyada en büyük onur bilim ve ahlak
En büyük özgürlük bilim ve ahlak
En büyük demokrasi bilim ve ahlak
Atan da, ailen de, dostluğun da bilim ve ahlak olsun.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 23.6.20/13.00
ATHENA GÖKHAN'DAKİ CEHALET VE BAĞNAZLIK SAVIM
Gerçek ki özgürlük ve serbestlik aynı sanılan şeyler ancak gerçekte aynı değiller çünkü savım ki özgürlük 'Bilim ve ahlak' üzerine kuruludur çünkü 'özgürlük' demek yine savım ki 'özün gür gelişimi' demektir ki insan özü de bilimsiz ve ahlaksız doğru da, iyi de, gür de gelişmez ki insanın özü de ruhudur, ruha en doğru yolu da ancak Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' gösterir; serbestlik de keyfilik üzerine kuruludur ki bu nedenle de serseriliğin ya kardeşi ya dostudur yani süt içmek özgürlüktür ancak sigara içmek özgürlük değildir, serbestliktir, ahlak da özgürlüktür ancak ahlaksızlık özgürlük değil serbestliktir. Yani serbestlikten değil özgürlükten yani bilim ve ahlaktan yana olmak gerekir ki zaten demokrasinin de, laikliğin de doğrusu bilim ve ahlak üzerine kurulu olmaktır.
Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir ancak ahlaksız kalmış sanatın da hayat damarı kopmuş demektir yani ahlaksızlık uyuşturucudan bile tehlikeli ve zararlıdır insan, ülkeler, ve toplumlar için. Bu nedenle ki Atatürk de Muhammed gibi 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.
Açık ki her ülke gibi Türkiye de akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin sinsi saldırısı altında ancak açık ki en başta siyasetçiler ya bunun farkında değiller ya da bunu önemsemiyorlar, ve en büyük yanlışı yapıyorlar çünkü çağımızın en büyük düşmanı ahlaka aykırılıktır. Yine açık ki bu merkez kendisine araç olarak modayı, turizımı(turizmi), yoz medyayı ve ünlüleri en başta kullanmakta. Bu amaçla ki üniversite bile okumamış kişiler bile topluma lider, önder, akıl hocası yapılmaya çalışılmakta. Farkında iseniz çıplak ya da açıksaçık ya da erotik poz vermeyenler de ya da eşi böyle pozlar vermeyenler de ünlü yapılmıyor Batıda ve ülkemizde; bu bir rastlantı değil, o küresel merkezin tuzağıdır.
Sözde sanatçılardan; Athena Gökhan isimli biri; toplumsal bir alanda sarmaşdolaş yani sözde erkek arkadaşının üstelik de kucağında oturan sözde sevgililere, 'Kardeşim ne yapıyorsun sen burada? Burası Türkiye ayıp denen bir şey var. Çoluk var çocuk var burada. Edep denen bir şey var Ayıptır, burası Türkiye' diye tepki gösteren bir kişi için, 'Akla bile gelmeyecek rezillikleri yapan varken romantizme laf etmek cehalettir. Kimdir bu kişiler? Hangi hakla insanların yaşantılarına müdahale? Kapalı kapılar ardında, İnsanlıktan nasibini almamış, akla bile gelemeyecek rezillikler yapanlar varken, kimsenin kendi halinde yaşanan romantizmine laf etme hakkı yoktur. Korkunç bir cehalet ve bağnazlık.' demiş.
Yani 'sarmaşdolaş' denilen şey açık ki 'kucak kucağa', üstelik de demek ki toplumsal alanda yani herkese açık alanda.
'Sözde' erkek arkadaş, sevgili, diyorum çünkü gerçek sevgili sevgilisine ya da eşine ya da arkadaşına toplumsal alanda ahlaka aykırı davranmaz; hem sevdiğine hem topluma saygıya aykırı davranmaz ancak bunu ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot, mini şort diye külotla dolaşanların ve bu durumu hoş karşılayanların anlamaları da beklenilemez.
Bazı konularda akıllı akıllı sözler söylemek akıllı olmak anlamına gelmez. Bozuk saat ile günde iki kez doğru saati gösterir.
Akılın gerçek ölçütü bilim ve ahlaktır. Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.
Ahlak aptalca, tabu, saçmasapan, akıldışı birşey değildir; savım ki zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, demokrasinin, medeniyetin, insanlığın en üst nitel aşamasıdır. Yani akılın da, demokrasinin de, özgürlüğün de ölçütü cinsellik değil bilim ve ahlaktır.
Ancak bedenleri dövmelerle, pirsinglerle dolu insanların bunu hemen anlamalarını istemek de haksızlık olur; eğitime ve zamana gerek var.
Athena Gökhan için demokrasi, laiklik, özgürlük ve aşk utanmazlık ise Abd'ye göre oldukça geri kalmış çünkü Abd'de eşcinsel evlilik de, ensestlik de, sokaklarda cinsel ilişki de serbest durumda.
Athena Gökhan kendine pusula, önder, lider, ölçü, ölçüt, yolgösterici(yol gösterici) olarak hazzı, zevki, nefsi ya da Abd'yi ya da Ab'yi ya da Batıyı ya da akıldışı-ahlakdışı ünlüleri değil; 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'in de, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'ı almalı.
İnsan Akp'ye ya da bir siyasi partiye birkaç akıllıca söz etti diye alim, alime ya da toplum önderi ya da insanlık önderi ya da aydın ya da ilerici olmaz.
Athena Gökhan ve benzerileri anlamalılar ki en büyük cehalet de, en büyük bağnazlık da felsefenin, bilimin, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, akıl-ruh sağlığının, insan olmanın ilk koşullarından olan ahlaka aykırılıktır çünkü ahlaka karşı olmak nitel zekaya, nitel akıla, nitel mantığa, nitel beyine, nitel ruha, nitel özgürlüğe, nitel demokrasiye, nitel laikliğe de, Muhammed'e de, Atatürk'e de, nitel insanca dünyaya da karşı olmaktır.
Bedenini dövmelerle doldurmuş bir insanın topluma akıl hocasılığı, liderlik, önderlik, sanatçılık yapmaya kalması felsefe, bilim, din, demokrasi, laiklik, eğitim ve Atatürkçülük adına gerçekten gülünçtür. Bilinmeli ki dövme fetişçilik, teşhircilik ve ilkellik kültürüdür.
Tuhaf ki 'Ahlak bacak arasında olmaz' diyenler demokrasiyi, laikliği, aşkı ve özgürlüğü bacak arasında arayacak kadar mantıksız ve gülünçlük içindeler.
Farkında değil ki bu ülkeye, bu topluma en büyük kötülüğü 'Ahlakı hiçe sayanlar' yapmaktadır, öyle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demiştir. Türkiye yalnızca Türkçe yok olursa değil, ahlak yok olursa da yok olur; bu nedenle ki Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.
Kuşkusuz ki ya da açık ki karıları bikini/mayo ile pılajda dolaşanlar da, bikini/mayo ile ortalıkta dolaşanlar da, mini şort diye külotla, tayt pantolon diye giyinik çıplaklıkla ortalıkta dolaşanlar da bunu anlamakta biraz zorluk ya da olanaksızlık yaşayabilirler ancak önemli olanlar Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a uyan insanlardır. Yani açık ki ortalıkta bikini, mayo, tayt pantolon ile dolaşanların da, eşleri ortalıkta bikini, mayo, tayt pantolon ile dolaşanların da ahlakçılık yapmaları beklenilemez.
Gerçek ki öfkelenen şey gerçekte Athena Gökhan değil; Athena Gökhan'ın cehaleti ve nefsidir. Açık ki gerçekleri ve doğruları öğrenebilirse kendisi de ahlakı savunacaktır tıpkı Muhammed ve Atatürk gibi.
Gerçekte de Türk de, Müslüman da 'Önce ahlak' demektir; yani Türk ya da Müslüman olmayan insanları da anlamak gerekir. Yani, Atatürk 'Ne mutlu Türk'üm diyene' demeden önce de, 'Bir Türk dünyaya bedeldir' demeden önce de, 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' demeden önce de 'Önce bilim ve ahlak' dedi, tıpkı Muhammed gibi; yani 'Önce bilim ve ahlak' demeye insan Türk de değildir, dinli de ki bu durumda onları anlamak gerekir çünkü hiçkimse zorla Türk ya da dinli olmak zorunda değil ancak onlar da bilsinler ki düşünceleri doğru insanlık için önemsizdir ve geçersizdir.
Evet; bilime ve ahlaka yabancı insanlar çizmelerinden yukarı çıkmamalılar.
Ve siyasetçi olmak da, iktidar olmak da, ünlü olmak da, zengin olmak da alim, alime olmak demek değildir.
Yani cehalet ve bağnazlık arıyorsa Athena Gökhan; aynaya baksın.
Ağızı ya da ünü olan; kendini alim, alime sanmaya başladı ülkede.
Cehaletini ve nefsini Atatürkçülük sananlardan da, din sananlardan da, demokrasi sananlardan da, laiklik sananlardan da, özgürlük sananlardan da olmayın; hep 'Önce bilim ve ahlak' deyin, Muhammed, ve Atatürk gibi.
Yani açık ki Athena Gökhan ya yanlış düşünüyor ya da ensestliğin bile serbest olduğu Abd'ye göre oldukça geri, cahil, bağnaz kalmış durumda.
Ahlaka aykırılığı demokrasi, laiklik, özgürlük, medenilik, hak, ilericilik, aydınlık olarak görenler bilmeliler ki Abd de, Ab de ahlaka aykırılıkları yüzünden yıkılacaklar; ve dünyada yalnızca bilim ve ahlak içindeki ülkeler ve toplumlar kalacaklar; bilinmeli ki ırkçılık da, Hitler de ahlaka aykırılığın sonuçudur yani emperyalizıma(emperyalizme) de, sömürüye de, faşizıma(faşizme) de karşıtlık ahlaktan da geçer. Dünyada ve ülkelerde güveni yalnızca 'Bilim ve ahlak' egemenliği sağlar ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' diye boşuna söylemedi.
Demokrasi, laiklik özgürlük hukukun verdikleri değil bilimin ve ahlakın verdikleridir çünkü hukuku cehalet ve nefs içindeki siyaset yapar, bilim ve ahlak değil; bakın Abd'de hukuk pornoya ve ensestliğe de izin veriyor. 'Deniz var', diye deniz giren mantık açık ki 'Genelev var' geneleve giren' mantıktan, 'Uyuşturucu var' diye uyuşturucu kullanan mantıktan farksızlık içindedir; zeki, akıllı, mantıklı, bilinçli insan var olan ya da verilen herşeyi almaz, yapmaya izin var, yapmak serbest diye herşeyi yapmaz.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 23.6.20/11.31
Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir ancak ahlaksız kalmış sanatın da hayat damarı kopmuş demektir yani ahlaksızlık uyuşturucudan bile tehlikeli ve zararlıdır insan, ülkeler, ve toplumlar için. Bu nedenle ki Atatürk de Muhammed gibi 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.
Açık ki her ülke gibi Türkiye de akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin sinsi saldırısı altında ancak açık ki en başta siyasetçiler ya bunun farkında değiller ya da bunu önemsemiyorlar, ve en büyük yanlışı yapıyorlar çünkü çağımızın en büyük düşmanı ahlaka aykırılıktır. Yine açık ki bu merkez kendisine araç olarak modayı, turizımı(turizmi), yoz medyayı ve ünlüleri en başta kullanmakta. Bu amaçla ki üniversite bile okumamış kişiler bile topluma lider, önder, akıl hocası yapılmaya çalışılmakta. Farkında iseniz çıplak ya da açıksaçık ya da erotik poz vermeyenler de ya da eşi böyle pozlar vermeyenler de ünlü yapılmıyor Batıda ve ülkemizde; bu bir rastlantı değil, o küresel merkezin tuzağıdır.
Sözde sanatçılardan; Athena Gökhan isimli biri; toplumsal bir alanda sarmaşdolaş yani sözde erkek arkadaşının üstelik de kucağında oturan sözde sevgililere, 'Kardeşim ne yapıyorsun sen burada? Burası Türkiye ayıp denen bir şey var. Çoluk var çocuk var burada. Edep denen bir şey var Ayıptır, burası Türkiye' diye tepki gösteren bir kişi için, 'Akla bile gelmeyecek rezillikleri yapan varken romantizme laf etmek cehalettir. Kimdir bu kişiler? Hangi hakla insanların yaşantılarına müdahale? Kapalı kapılar ardında, İnsanlıktan nasibini almamış, akla bile gelemeyecek rezillikler yapanlar varken, kimsenin kendi halinde yaşanan romantizmine laf etme hakkı yoktur. Korkunç bir cehalet ve bağnazlık.' demiş.
Yani 'sarmaşdolaş' denilen şey açık ki 'kucak kucağa', üstelik de demek ki toplumsal alanda yani herkese açık alanda.
'Sözde' erkek arkadaş, sevgili, diyorum çünkü gerçek sevgili sevgilisine ya da eşine ya da arkadaşına toplumsal alanda ahlaka aykırı davranmaz; hem sevdiğine hem topluma saygıya aykırı davranmaz ancak bunu ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot, mini şort diye külotla dolaşanların ve bu durumu hoş karşılayanların anlamaları da beklenilemez.
Bazı konularda akıllı akıllı sözler söylemek akıllı olmak anlamına gelmez. Bozuk saat ile günde iki kez doğru saati gösterir.
Akılın gerçek ölçütü bilim ve ahlaktır. Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.
Ahlak aptalca, tabu, saçmasapan, akıldışı birşey değildir; savım ki zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, demokrasinin, medeniyetin, insanlığın en üst nitel aşamasıdır. Yani akılın da, demokrasinin de, özgürlüğün de ölçütü cinsellik değil bilim ve ahlaktır.
Ancak bedenleri dövmelerle, pirsinglerle dolu insanların bunu hemen anlamalarını istemek de haksızlık olur; eğitime ve zamana gerek var.
Athena Gökhan için demokrasi, laiklik, özgürlük ve aşk utanmazlık ise Abd'ye göre oldukça geri kalmış çünkü Abd'de eşcinsel evlilik de, ensestlik de, sokaklarda cinsel ilişki de serbest durumda.
Athena Gökhan kendine pusula, önder, lider, ölçü, ölçüt, yolgösterici(yol gösterici) olarak hazzı, zevki, nefsi ya da Abd'yi ya da Ab'yi ya da Batıyı ya da akıldışı-ahlakdışı ünlüleri değil; 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'in de, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'ı almalı.
İnsan Akp'ye ya da bir siyasi partiye birkaç akıllıca söz etti diye alim, alime ya da toplum önderi ya da insanlık önderi ya da aydın ya da ilerici olmaz.
Athena Gökhan ve benzerileri anlamalılar ki en büyük cehalet de, en büyük bağnazlık da felsefenin, bilimin, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, akıl-ruh sağlığının, insan olmanın ilk koşullarından olan ahlaka aykırılıktır çünkü ahlaka karşı olmak nitel zekaya, nitel akıla, nitel mantığa, nitel beyine, nitel ruha, nitel özgürlüğe, nitel demokrasiye, nitel laikliğe de, Muhammed'e de, Atatürk'e de, nitel insanca dünyaya da karşı olmaktır.
Bedenini dövmelerle doldurmuş bir insanın topluma akıl hocasılığı, liderlik, önderlik, sanatçılık yapmaya kalması felsefe, bilim, din, demokrasi, laiklik, eğitim ve Atatürkçülük adına gerçekten gülünçtür. Bilinmeli ki dövme fetişçilik, teşhircilik ve ilkellik kültürüdür.
Tuhaf ki 'Ahlak bacak arasında olmaz' diyenler demokrasiyi, laikliği, aşkı ve özgürlüğü bacak arasında arayacak kadar mantıksız ve gülünçlük içindeler.
Farkında değil ki bu ülkeye, bu topluma en büyük kötülüğü 'Ahlakı hiçe sayanlar' yapmaktadır, öyle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demiştir. Türkiye yalnızca Türkçe yok olursa değil, ahlak yok olursa da yok olur; bu nedenle ki Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.
Kuşkusuz ki ya da açık ki karıları bikini/mayo ile pılajda dolaşanlar da, bikini/mayo ile ortalıkta dolaşanlar da, mini şort diye külotla, tayt pantolon diye giyinik çıplaklıkla ortalıkta dolaşanlar da bunu anlamakta biraz zorluk ya da olanaksızlık yaşayabilirler ancak önemli olanlar Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a uyan insanlardır. Yani açık ki ortalıkta bikini, mayo, tayt pantolon ile dolaşanların da, eşleri ortalıkta bikini, mayo, tayt pantolon ile dolaşanların da ahlakçılık yapmaları beklenilemez.
Gerçek ki öfkelenen şey gerçekte Athena Gökhan değil; Athena Gökhan'ın cehaleti ve nefsidir. Açık ki gerçekleri ve doğruları öğrenebilirse kendisi de ahlakı savunacaktır tıpkı Muhammed ve Atatürk gibi.
Gerçekte de Türk de, Müslüman da 'Önce ahlak' demektir; yani Türk ya da Müslüman olmayan insanları da anlamak gerekir. Yani, Atatürk 'Ne mutlu Türk'üm diyene' demeden önce de, 'Bir Türk dünyaya bedeldir' demeden önce de, 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' demeden önce de 'Önce bilim ve ahlak' dedi, tıpkı Muhammed gibi; yani 'Önce bilim ve ahlak' demeye insan Türk de değildir, dinli de ki bu durumda onları anlamak gerekir çünkü hiçkimse zorla Türk ya da dinli olmak zorunda değil ancak onlar da bilsinler ki düşünceleri doğru insanlık için önemsizdir ve geçersizdir.
Evet; bilime ve ahlaka yabancı insanlar çizmelerinden yukarı çıkmamalılar.
Ve siyasetçi olmak da, iktidar olmak da, ünlü olmak da, zengin olmak da alim, alime olmak demek değildir.
Yani cehalet ve bağnazlık arıyorsa Athena Gökhan; aynaya baksın.
Ağızı ya da ünü olan; kendini alim, alime sanmaya başladı ülkede.
Cehaletini ve nefsini Atatürkçülük sananlardan da, din sananlardan da, demokrasi sananlardan da, laiklik sananlardan da, özgürlük sananlardan da olmayın; hep 'Önce bilim ve ahlak' deyin, Muhammed, ve Atatürk gibi.
Yani açık ki Athena Gökhan ya yanlış düşünüyor ya da ensestliğin bile serbest olduğu Abd'ye göre oldukça geri, cahil, bağnaz kalmış durumda.
Ahlaka aykırılığı demokrasi, laiklik, özgürlük, medenilik, hak, ilericilik, aydınlık olarak görenler bilmeliler ki Abd de, Ab de ahlaka aykırılıkları yüzünden yıkılacaklar; ve dünyada yalnızca bilim ve ahlak içindeki ülkeler ve toplumlar kalacaklar; bilinmeli ki ırkçılık da, Hitler de ahlaka aykırılığın sonuçudur yani emperyalizıma(emperyalizme) de, sömürüye de, faşizıma(faşizme) de karşıtlık ahlaktan da geçer. Dünyada ve ülkelerde güveni yalnızca 'Bilim ve ahlak' egemenliği sağlar ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' diye boşuna söylemedi.
Demokrasi, laiklik özgürlük hukukun verdikleri değil bilimin ve ahlakın verdikleridir çünkü hukuku cehalet ve nefs içindeki siyaset yapar, bilim ve ahlak değil; bakın Abd'de hukuk pornoya ve ensestliğe de izin veriyor. 'Deniz var', diye deniz giren mantık açık ki 'Genelev var' geneleve giren' mantıktan, 'Uyuşturucu var' diye uyuşturucu kullanan mantıktan farksızlık içindedir; zeki, akıllı, mantıklı, bilinçli insan var olan ya da verilen herşeyi almaz, yapmaya izin var, yapmak serbest diye herşeyi yapmaz.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 23.6.20/11.31
22 Haziran 2020 Pazartesi
BİLİMSİZ VE AHLAKSIZ (ŞİİR)
Aşkın güzeli olmaz, kötü insanlarla
Ülkenin doğrusu olmaz, yanlış insanlarla
Evliliğin iyisi olmaz, cahil insanlarla
Sanatın güzeli olmaz, ahlaksız sanatçılarla,
Önce bilim ve ahlak, dedi Muhammed de
Önce bilim ve ahlak, dedi Atatürk de,
Ekonominin doğrusu olmaz, özel sektörle
Demokrasinin doğrusu olmaz, siyasetle
Çünkü özel sektör de, siyaset de
Bencillik ve sorumsuzluk yani mantıksızlık demek,
Oysa 'Önce bilim ve ahlak' dedi Muhammed de, Atatürk de,
Dünyanın doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız
Barışın doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız
Mutluluğun doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız
Özgürlüğün doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız,
Önce bilim ve ahlak, dedi Muhammed de
Önce bilim ve ahlak dedi, Atatürk de.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 23.6.20/09.47
Ülkenin doğrusu olmaz, yanlış insanlarla
Evliliğin iyisi olmaz, cahil insanlarla
Sanatın güzeli olmaz, ahlaksız sanatçılarla,
Önce bilim ve ahlak, dedi Muhammed de
Önce bilim ve ahlak, dedi Atatürk de,
Ekonominin doğrusu olmaz, özel sektörle
Demokrasinin doğrusu olmaz, siyasetle
Çünkü özel sektör de, siyaset de
Bencillik ve sorumsuzluk yani mantıksızlık demek,
Oysa 'Önce bilim ve ahlak' dedi Muhammed de, Atatürk de,
Dünyanın doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız
Barışın doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız
Mutluluğun doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız
Özgürlüğün doğrusu olmaz, bilimsiz ve ahlaksız,
Önce bilim ve ahlak, dedi Muhammed de
Önce bilim ve ahlak dedi, Atatürk de.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 23.6.20/09.47
Ğ VE 0 KURAMIM
Her zaman derim; dil ne bir halkın üretimidir yalnızca ne de bir rastlantıdır. Dil; en son biçiminde, bilimsel açıdan ancak dil felsefesi, dil bilimi, dil mantığı, dil matematiği ile üretilmişse, türetilmişse, oluşturulmuşsa, yaratılmışsa gerçek bir dil olur yoksa simya ile kimya arasındaki fark gibi bir fark içinde kalır gerçek dil ile.
Ğ yani 'yumuşak g' bir harf midir? Bence değildir çünkü bir harf bir sözcüğün başında da, sonunda da, ortasında da yani her yerinde yer alabilmelidir oysa Ğ(ğ) hiçbir sözcüğün başında yer alamıyor. Böyle harf olmaz.
Sıfır ise olağan durumda sayıların başında yer almaz; sıfırlı başlayan sayılar ancak kullanım kolaylığı içindir günlük hayatda(hayatta, yaşamda, ömürde) ancak sınırlı bir alanda da olsa matematikde(matematikte) yani bilimde yer alır örneğin 0.5, 0.9, 0.0001 gibi yani ğ'den bir farklılığı vardır yani sayıların heryerlerinde yer alabilir ancak ğ asla sözcüklerin başlarında yer alamıyor, demek ki sıfır bir sayı olsa da ğ bir harf değildir. Demek ki aslında ğ diye bir harf yok; bir başka harfin yanlış yazılış biçimi yani g'nin yani aslında yağ değil yag, bağ değil bag, dağ değil dag, sağ değil sag. Söylemesi zor diye hiçbir sayı matematikten çıkarılmaz ancak g'yi söylemek zor diye neden bazan g, ğ yapılıyor? Bu da dilin bilimsel olmasını önleyen şeylerden biri bence. O zor geliyor, bu zor geliyor diye harfleri silersek ya da değiştirirsek yani keyfi davranırsak dil asla bilimsel olamaz ve asla da insanca, demokrasi içinde, bilimsel, özgür bir dünya kurulamaz. Yani okula gitmek zor geliyor diye çocukların isteklerini yaparsak okulları kapamak gerekir. Yani artık dili felsefel, bilimsel temellere oturtmak gerekir yoksa dünya ne savaşlar biter ne diktatörlükler. Dil basit birşey değildir; dil felsefenin, bilimin ter damlasıdır, emek damlasıdır.
Yani ğ'ye sıfırın altındaki sıfır ya da sıfırın altındaki tek bağımsız, özgün sayı da diyebiliriz.
Necdet Gürçiftçi
İnternetde yayınlandığı zaman: 31.1.15/13.00
Ğ yani 'yumuşak g' bir harf midir? Bence değildir çünkü bir harf bir sözcüğün başında da, sonunda da, ortasında da yani her yerinde yer alabilmelidir oysa Ğ(ğ) hiçbir sözcüğün başında yer alamıyor. Böyle harf olmaz.
Sıfır ise olağan durumda sayıların başında yer almaz; sıfırlı başlayan sayılar ancak kullanım kolaylığı içindir günlük hayatda(hayatta, yaşamda, ömürde) ancak sınırlı bir alanda da olsa matematikde(matematikte) yani bilimde yer alır örneğin 0.5, 0.9, 0.0001 gibi yani ğ'den bir farklılığı vardır yani sayıların heryerlerinde yer alabilir ancak ğ asla sözcüklerin başlarında yer alamıyor, demek ki sıfır bir sayı olsa da ğ bir harf değildir. Demek ki aslında ğ diye bir harf yok; bir başka harfin yanlış yazılış biçimi yani g'nin yani aslında yağ değil yag, bağ değil bag, dağ değil dag, sağ değil sag. Söylemesi zor diye hiçbir sayı matematikten çıkarılmaz ancak g'yi söylemek zor diye neden bazan g, ğ yapılıyor? Bu da dilin bilimsel olmasını önleyen şeylerden biri bence. O zor geliyor, bu zor geliyor diye harfleri silersek ya da değiştirirsek yani keyfi davranırsak dil asla bilimsel olamaz ve asla da insanca, demokrasi içinde, bilimsel, özgür bir dünya kurulamaz. Yani okula gitmek zor geliyor diye çocukların isteklerini yaparsak okulları kapamak gerekir. Yani artık dili felsefel, bilimsel temellere oturtmak gerekir yoksa dünya ne savaşlar biter ne diktatörlükler. Dil basit birşey değildir; dil felsefenin, bilimin ter damlasıdır, emek damlasıdır.
Yani ğ'ye sıfırın altındaki sıfır ya da sıfırın altındaki tek bağımsız, özgün sayı da diyebiliriz.
Necdet Gürçiftçi
İnternetde yayınlandığı zaman: 31.1.15/13.00
CORONA VE ZENGİNLİK
Zenginlerden duyulan şu söz iyi bilinir: 'Çalış, senin de olsun.'.
Oysa zengin olmak için ilk gerekli şey cehalet, bencillik, sorumsuzluk ve yozluktur.
Örnek ki amaçı(amacı) insanlığa hizmet olan bir bilimcinin ya da alimin, alimenin zenginlik umurunda olmaz; bu nedenle ki Mose(Musa) de, Jesus(İsa) da, Muhammed de zengin olmak, şirket kurmak, köşedönmek(köşe dönmek) için çalışmadılar; öyle ki dini inançların Öteki dünya'larında bile siyaset de yoktur, özel sektör de, zengin de, yoksul da. Demek ki çağımızda dini inançlılar dini inançlarından oldukça farklı ve zıt yöne gitmekteler.
Şirket kurmak ya da işyeri açmak adı altında da özelleştirme adı altında da vatanın, milletin, kamunun malı, mülkü, serveti, kaynakları, madenleri, olanakları, hakları 'şirket' adı altında bir kurnazlık, bencillik, sorumsuzluk, yozluk, dine aykırılık, felsefeye aykırılık, bilime aykırılık, insanlığa aykırılıkça sahiplenilmekte. Bunu kim yapıyor; siyaset yapıyor çünkü siyaset izin vermese bunlar olmaz. Yani çok ilginç birşey; Öteki dünya'ya inanan, din iman taslayan siyasetçilerin ve kapitalistlerin bu dünyayı elegeçirmek(ele geçirmek), sahiplenmek için didinmeleri; anlamıyorlar ki ilahları yalnızca ibadet değil, bu dünya ekonomisinin, ülke ekonomilerinin de devletçi, kamucu, toplumcu olmasını istiyorlar tıpkı Öteki dünya'daki gibi.
'Çalış, senin de olur'un, 'Çalıştık, öyle zengin olduk'un masal olduğunu daha önce bir öyküm ile internette yayınlamıştım.
'Çalış, senin de olur'un masal olduğunu bu kez corona salgını ortayaçıkardı(ortaya çıkardı). Corona salgını nedeni ile özel sektör ekonomisi durdu, iflaslar başladı, zenginlerin zenginlikleri yok olmaya başladı. Neden? Çünkü corona salgını nedeni ile hem işçileri sömüremediler hem de toplumlarının, insanlarının, halklarının, milletlerinin gereksinimlerini yani hayatta kalmak zorunluluklarını yani yaşam(hayat) haklarını.
'Çalıştık da zengin olduk, çalış senin de olur' diyenlere sözüm hep şu: 'Öyle ise işyerilerinizi alın, kuş uçmayan, kervan geçmeyen bir çöle götürün ya da Güney kutubu'na ya da aya ya da Mars'a; orada istediğiniz kadar tek başınıza çalışın, bakalım zengin olabilecek misiniz?'.
Açık ki zengini zengin yapan şey gerçekte kendisi değil; vatanını ve milletini sömürmesi yani ahlaka, insanlığa, vicdana aykırı kazanç sağlaması.
Haydi, devlet herşeyi devletleştirsin ya da kargocular dahil herkesin sokağa çıkması yasaklansın, zengin olun görelimbakalım(görelim bakalım).
Açık ki zenginlik ancak adaletsizlik ya da mantıksızlık varsa olur yani başkalarının insanlıklarını çalmadan olmaz; bu nedenle ki Öteki dünya denilen yerde zengin de yok, kapitalist de yok, işyeri de yok, siyasetçi de yok, özel sektör de yok.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 22.6.20/19.06
Oysa zengin olmak için ilk gerekli şey cehalet, bencillik, sorumsuzluk ve yozluktur.
Örnek ki amaçı(amacı) insanlığa hizmet olan bir bilimcinin ya da alimin, alimenin zenginlik umurunda olmaz; bu nedenle ki Mose(Musa) de, Jesus(İsa) da, Muhammed de zengin olmak, şirket kurmak, köşedönmek(köşe dönmek) için çalışmadılar; öyle ki dini inançların Öteki dünya'larında bile siyaset de yoktur, özel sektör de, zengin de, yoksul da. Demek ki çağımızda dini inançlılar dini inançlarından oldukça farklı ve zıt yöne gitmekteler.
Şirket kurmak ya da işyeri açmak adı altında da özelleştirme adı altında da vatanın, milletin, kamunun malı, mülkü, serveti, kaynakları, madenleri, olanakları, hakları 'şirket' adı altında bir kurnazlık, bencillik, sorumsuzluk, yozluk, dine aykırılık, felsefeye aykırılık, bilime aykırılık, insanlığa aykırılıkça sahiplenilmekte. Bunu kim yapıyor; siyaset yapıyor çünkü siyaset izin vermese bunlar olmaz. Yani çok ilginç birşey; Öteki dünya'ya inanan, din iman taslayan siyasetçilerin ve kapitalistlerin bu dünyayı elegeçirmek(ele geçirmek), sahiplenmek için didinmeleri; anlamıyorlar ki ilahları yalnızca ibadet değil, bu dünya ekonomisinin, ülke ekonomilerinin de devletçi, kamucu, toplumcu olmasını istiyorlar tıpkı Öteki dünya'daki gibi.
'Çalış, senin de olur'un, 'Çalıştık, öyle zengin olduk'un masal olduğunu daha önce bir öyküm ile internette yayınlamıştım.
'Çalış, senin de olur'un masal olduğunu bu kez corona salgını ortayaçıkardı(ortaya çıkardı). Corona salgını nedeni ile özel sektör ekonomisi durdu, iflaslar başladı, zenginlerin zenginlikleri yok olmaya başladı. Neden? Çünkü corona salgını nedeni ile hem işçileri sömüremediler hem de toplumlarının, insanlarının, halklarının, milletlerinin gereksinimlerini yani hayatta kalmak zorunluluklarını yani yaşam(hayat) haklarını.
'Çalıştık da zengin olduk, çalış senin de olur' diyenlere sözüm hep şu: 'Öyle ise işyerilerinizi alın, kuş uçmayan, kervan geçmeyen bir çöle götürün ya da Güney kutubu'na ya da aya ya da Mars'a; orada istediğiniz kadar tek başınıza çalışın, bakalım zengin olabilecek misiniz?'.
Açık ki zengini zengin yapan şey gerçekte kendisi değil; vatanını ve milletini sömürmesi yani ahlaka, insanlığa, vicdana aykırı kazanç sağlaması.
Haydi, devlet herşeyi devletleştirsin ya da kargocular dahil herkesin sokağa çıkması yasaklansın, zengin olun görelimbakalım(görelim bakalım).
Açık ki zenginlik ancak adaletsizlik ya da mantıksızlık varsa olur yani başkalarının insanlıklarını çalmadan olmaz; bu nedenle ki Öteki dünya denilen yerde zengin de yok, kapitalist de yok, işyeri de yok, siyasetçi de yok, özel sektör de yok.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 22.6.20/19.06
HANİ NEREDE (ŞİİR)
Kimi doktor olmuş kimi mühendis
Kimi hukukçu olmuş kimi öğretmen
Kimi akademisyen olmuş kimi estetisyen
Kimi medyacı olmuş kimi sanatçı
Kimi siyasetçi olmuş kimi şirket kurmuş
Hani bilimsel ve ahlakçı üniversite mezunuları nerede,
Kimi tıp okuyor kimi mühendislik
Kimi hukuk okuyor kimi öğretmenlik
Kimi akademisyenlik okuyor kimi estetisyenlik
Kimi medyacılık okuyor kimi sanatçılık
Kimi siyaset okuyor kimi ekonomi
Hani bilimsel ve ahlakçı öğrenciler nerede,
200 üniversite olan ülkede
Hani bilimsellik nerede, ahlak nerede
Muhammed'in de, Atatürk'ün de istediği
Bilim ve ahlak egemen değil ülkede,
Türkiye'nin ovaları var, ırmakları var
Gölleri, denizleri var
Dağları var, köyleri var
İlçeleri, illeri var
Hani bilim, ahlak, tarafsızlık ve nefssizlik içinde
Düşünürleri, alimleri, alimeleri, bilgeleri nerede,
Ülkede Muhammed'in ve Atatürk'ün dediği gibi
Bilimin ve ahlakın borusu değil
Bilimdışı ve ahlakdışı siyasetin, özel sektörün, modanın borusu ötmekte
Bilimdışı ve ahlakdışı ne varsa baştaçı ülkede
Dillerden düşürülmeyen, ve 'Önce bilim ve ahlak' diyen
Muhammed, Atatürk hani nerede.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 22.6.20/19.04
Kimi hukukçu olmuş kimi öğretmen
Kimi akademisyen olmuş kimi estetisyen
Kimi medyacı olmuş kimi sanatçı
Kimi siyasetçi olmuş kimi şirket kurmuş
Hani bilimsel ve ahlakçı üniversite mezunuları nerede,
Kimi tıp okuyor kimi mühendislik
Kimi hukuk okuyor kimi öğretmenlik
Kimi akademisyenlik okuyor kimi estetisyenlik
Kimi medyacılık okuyor kimi sanatçılık
Kimi siyaset okuyor kimi ekonomi
Hani bilimsel ve ahlakçı öğrenciler nerede,
200 üniversite olan ülkede
Hani bilimsellik nerede, ahlak nerede
Muhammed'in de, Atatürk'ün de istediği
Bilim ve ahlak egemen değil ülkede,
Türkiye'nin ovaları var, ırmakları var
Gölleri, denizleri var
Dağları var, köyleri var
İlçeleri, illeri var
Hani bilim, ahlak, tarafsızlık ve nefssizlik içinde
Düşünürleri, alimleri, alimeleri, bilgeleri nerede,
Ülkede Muhammed'in ve Atatürk'ün dediği gibi
Bilimin ve ahlakın borusu değil
Bilimdışı ve ahlakdışı siyasetin, özel sektörün, modanın borusu ötmekte
Bilimdışı ve ahlakdışı ne varsa baştaçı ülkede
Dillerden düşürülmeyen, ve 'Önce bilim ve ahlak' diyen
Muhammed, Atatürk hani nerede.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 22.6.20/19.04
16 Haziran 2020 Salı
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ TÜRÜ AJANLIK SAVIM
Burada sözünü ettiğim askeri ya da istihbarat örgütü türü ajanlık değil.
Sivil toplum örgütüleri(örgütleri) ile ajanlık oldukça kurnazlık, ilerigörüşlülük(ileri görüşlülük) ve sabır isteyen birşeydir.
Ajanlık türü sivil toplum örgütü türünde amaç özelde yetişkin insan dişisi kitlesini, genelde ise toplumu ve ülkeyi ahlakdışılığa götürmektir.
Sivil toplum örgütü ile ajanlık türünde insanların bir bölümü doğrudan ahlakdışılığa çekilirler çünkü insanların bir bölümü buna dünden razıdır; bir bölümü hayvan sevgisi, doğa sevgisi, kadın sorunları, çevre sorunları, sanat gibi konular ile çekilirler.
Sivil toplum örgütü türü ajanlıkta, dolaylı yöntem ve dolaylı amaç şudur: İnsanların önce türlü, masum nedenlerle biraraya(bir araya) gelmeleri, örgütlenme kültürü ve örgütlenme hayatı edinmeleri sağlanır; sonra da insanlar yavaş yavaş ahlakdışı alanlara doğru yönlendirilirler.
Çağımızdaki en büyük ve en tehlikeli sivil toplum ajanlığı akıldışı-ahlakdışı modadır yani sivşl toplum örgütü türünde ajanlık türünün son amaçı insanları ve toplumları mutlak ahlakdışılığa çekmektir yani zina, fuhuş, eşcinsellik, çıplaklık, porno gibi çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, insan olmanın, akıl-ruh sağlığının, medeniyetin, ulus olmanın, devlet olmanın, ülke olmanın, bağımsızlığın en üst nitel aşamasıdır; bu nedenle ki ahlaktan uzaklaştırılan insanlar ve toplumlar doğru var oluştan da uzaklaşmış olurlar, ve onları sömürmek, kandırmak, köleleştirmek ya da yönlendirmek oldukça kolaylaşır; bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.
Yani, sivil toplum örgütü ile ajanlık türünde ilk amaç insanlara, toplumlara örgütlenme özelliği ve alışkanlığı kazandırmaktır; onlara bu özellik ve alışkanlık kazandırıldıktan sonra da yavaş yavaş ahlakdışı örgütlere ve ahlakdışı örgütlenmelere doğru yönlendirilebilirler; örnek ki amaç önce bir Hayvan derneği kurmak ile başlar; sonra bu derneğe ahlaka aykırı giyimli kişiler üye olurlar, ve yavaş yavaş dernek ahlaka aykırı derneklerle, örgütlerle kaynaştırılır çünkü örgütlenme özelliği olmayan insanları ve toplumları yönlendirmek zordur, onlara önce örgütlenme, biraraya gelme özelliği ve alışkanlığı kazandırılmalıdır; yani kişi örnek ki bugün bir çevre derneğine gitmeye başlar, sonra da ahlaka aykırı bir derneğe. Yani dini inançlı ailenin 'Kız arkadaşına, komşuya giden' kızı artık 'Hem devlet işine gidiyor hem de türbanlı, tesettürlü gidiyor'a dönüşmeye başlar, 'Türbanlı-tesettürlü gidiyor, çok güzel, çok güzel'; bu nedenle ki yaşadığı ilde türbanlı, tesettürlü gezip, yazları da başka illerdeki pılajlara(plajlara) gidip bikini, mayo giyen türbanlı-tesettürlü bayan türü hızla çoğalmaktadır ki örnek ki ülkemiz pılajlarına gelip bikini, mayo ile dolaşan çok İranlı bayan olmakta yazları yani türban-tesettür 'amaç'a değil 'araç'a, 'kamuflaj'a dönüşmek içine girmeye yönlendirilmekte.
Kamuda türban konusuna da bu yönden de bakmak gerekir; şöyle ki evlerinden dini inançları gereği hiç çıkmayan bayanları, dışarıya çıkarmanın en kolay yolu, yani onları da, ailelerini de ikna etmenin en kolay yolu sonların türbanlı olarak sokağa çıkmalarını, ve kamu işyerilerinde türban serbestliği sağlamaktır; sonra buradan da yavaş yavaş modaya, pılajlara(plajlara) doğru yönlendirilirler ancak hep evde kalırlarsa, sisteme katılamazlarsa bu yapılamaz; görmektesiniz işte, heme Türban modası, Tesettür modası, deniz için Haşema modası başladı; ilk adım attırılmazsa ikinci adım hiç attırılamaz.
İnsanlar ve insanlık şunu anlamalı artık: Çağımızın en büyük ajanlığı akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-bilimdışı astroloji, akıldışı-ahlakdışı turizım, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı mekanlar, akıldışı-ahlakdışı ünlülerdr yani nerede akıldışı-ahlakdışı moda varsa, orada farkında olunmasa da ajanlık vardır yani bir ülkede ahlakdışılığa ve astrolojiye, medyumluğa karşı yasak yoksa o ülke akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin ajanlığına terkl edilmiş demektir ki bunu önlemek için akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı herşey yasaklanmalıdır.
Bu nedenle ki silah ile Çanakkale'yi geçemeyenler bugün akıldışı-ahlakdışı moda ile; kamu kurumuları ve dağ köyleri dahil, ülkenin heryerine yayıldılar.
Unutmayın ki bu ülkede birzamanlar tek bir mini etekli, tek bir bikinili bile yoktu; nereden geldiler bunlar? Nereden olacak; dünün başları örtülü annelerin kızları; gökten gelmediler ya; 1000 yıldır bu topraklarda yaşayan insanlar; nasıl bu duruma geldiler, kuşkusuz ki moda ile. Toplumsal alanlarda görmüyor musunuz; köylü, başı örtülü, şalvarlı kadının yanında tayt pantolonlu ya da mini etekli genç kızı.
Yani, 21. yüzyılın en büyük düşmanı bilime ve ahlaka aykırılıktır. Çağımızda moda insanları ve toplumları ahlakdışılığa alıştırma ve götürme yöntemi durumundadır. Ahlaktan uzaklamış insan da, toplum da doğru var oluştan uzaklaşır; Muhammed de, Atatürk de bu nedenle ki 'Önce bilim ve ahlak' dedi.
Duvarı nem; insanı nefs; toplumu ise akıldışı-ahlakdışı moda yıkar.
Önerim ki ahlaka aykırılığa ve bilime aykırılığa karşı olmayan siyasetçilere de, siyasi partilere de oy verilmemelidir. Çağımızın en büyük kitle imha silahı nükleer silah değil ahlaksızlıktır. Bakın; internet bile ahlakdışı moda reklamlarından geçilmiyor, bu bir olağanlık ya da rastlantı değil akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin tuzağıdır, oyunudur, beyinyıkamasıdır, algı operasyonudur; akıldışı-ahlakdışı moda ahlaklı ülkelerin içilerine(içlerine) sokulmuş Tıruva(Truva) atı'dır yani akıldışı-ahlakdışı modanın en büyük hedefi ahlaklı toplumlardır, ötekileri zaten yalayıpyutmuştur(yalayıp yutmuştur); bu nedenle ki en başta Türkiye, Hindistan, ve Arab ülkesileri(ülkeleri) büyük tehdit ve büyük saldırı altındadır.
Akıldışı-ahlakdışı modanın serbest olduğu bir ülkede okullar ve üniversiteler yani öğretim-eğitim bilimin ve devletin elinde değil bilimdışılığın ve ahlakdışılığın elinde ve emirinde(emrinde) demektir.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 16.6.20/11.08
Sivil toplum örgütüleri(örgütleri) ile ajanlık oldukça kurnazlık, ilerigörüşlülük(ileri görüşlülük) ve sabır isteyen birşeydir.
Ajanlık türü sivil toplum örgütü türünde amaç özelde yetişkin insan dişisi kitlesini, genelde ise toplumu ve ülkeyi ahlakdışılığa götürmektir.
Sivil toplum örgütü ile ajanlık türünde insanların bir bölümü doğrudan ahlakdışılığa çekilirler çünkü insanların bir bölümü buna dünden razıdır; bir bölümü hayvan sevgisi, doğa sevgisi, kadın sorunları, çevre sorunları, sanat gibi konular ile çekilirler.
Sivil toplum örgütü türü ajanlıkta, dolaylı yöntem ve dolaylı amaç şudur: İnsanların önce türlü, masum nedenlerle biraraya(bir araya) gelmeleri, örgütlenme kültürü ve örgütlenme hayatı edinmeleri sağlanır; sonra da insanlar yavaş yavaş ahlakdışı alanlara doğru yönlendirilirler.
Çağımızdaki en büyük ve en tehlikeli sivil toplum ajanlığı akıldışı-ahlakdışı modadır yani sivşl toplum örgütü türünde ajanlık türünün son amaçı insanları ve toplumları mutlak ahlakdışılığa çekmektir yani zina, fuhuş, eşcinsellik, çıplaklık, porno gibi çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, insan olmanın, akıl-ruh sağlığının, medeniyetin, ulus olmanın, devlet olmanın, ülke olmanın, bağımsızlığın en üst nitel aşamasıdır; bu nedenle ki ahlaktan uzaklaştırılan insanlar ve toplumlar doğru var oluştan da uzaklaşmış olurlar, ve onları sömürmek, kandırmak, köleleştirmek ya da yönlendirmek oldukça kolaylaşır; bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.
Yani, sivil toplum örgütü ile ajanlık türünde ilk amaç insanlara, toplumlara örgütlenme özelliği ve alışkanlığı kazandırmaktır; onlara bu özellik ve alışkanlık kazandırıldıktan sonra da yavaş yavaş ahlakdışı örgütlere ve ahlakdışı örgütlenmelere doğru yönlendirilebilirler; örnek ki amaç önce bir Hayvan derneği kurmak ile başlar; sonra bu derneğe ahlaka aykırı giyimli kişiler üye olurlar, ve yavaş yavaş dernek ahlaka aykırı derneklerle, örgütlerle kaynaştırılır çünkü örgütlenme özelliği olmayan insanları ve toplumları yönlendirmek zordur, onlara önce örgütlenme, biraraya gelme özelliği ve alışkanlığı kazandırılmalıdır; yani kişi örnek ki bugün bir çevre derneğine gitmeye başlar, sonra da ahlaka aykırı bir derneğe. Yani dini inançlı ailenin 'Kız arkadaşına, komşuya giden' kızı artık 'Hem devlet işine gidiyor hem de türbanlı, tesettürlü gidiyor'a dönüşmeye başlar, 'Türbanlı-tesettürlü gidiyor, çok güzel, çok güzel'; bu nedenle ki yaşadığı ilde türbanlı, tesettürlü gezip, yazları da başka illerdeki pılajlara(plajlara) gidip bikini, mayo giyen türbanlı-tesettürlü bayan türü hızla çoğalmaktadır ki örnek ki ülkemiz pılajlarına gelip bikini, mayo ile dolaşan çok İranlı bayan olmakta yazları yani türban-tesettür 'amaç'a değil 'araç'a, 'kamuflaj'a dönüşmek içine girmeye yönlendirilmekte.
Kamuda türban konusuna da bu yönden de bakmak gerekir; şöyle ki evlerinden dini inançları gereği hiç çıkmayan bayanları, dışarıya çıkarmanın en kolay yolu, yani onları da, ailelerini de ikna etmenin en kolay yolu sonların türbanlı olarak sokağa çıkmalarını, ve kamu işyerilerinde türban serbestliği sağlamaktır; sonra buradan da yavaş yavaş modaya, pılajlara(plajlara) doğru yönlendirilirler ancak hep evde kalırlarsa, sisteme katılamazlarsa bu yapılamaz; görmektesiniz işte, heme Türban modası, Tesettür modası, deniz için Haşema modası başladı; ilk adım attırılmazsa ikinci adım hiç attırılamaz.
İnsanlar ve insanlık şunu anlamalı artık: Çağımızın en büyük ajanlığı akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-bilimdışı astroloji, akıldışı-ahlakdışı turizım, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı mekanlar, akıldışı-ahlakdışı ünlülerdr yani nerede akıldışı-ahlakdışı moda varsa, orada farkında olunmasa da ajanlık vardır yani bir ülkede ahlakdışılığa ve astrolojiye, medyumluğa karşı yasak yoksa o ülke akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin ajanlığına terkl edilmiş demektir ki bunu önlemek için akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı herşey yasaklanmalıdır.
Bu nedenle ki silah ile Çanakkale'yi geçemeyenler bugün akıldışı-ahlakdışı moda ile; kamu kurumuları ve dağ köyleri dahil, ülkenin heryerine yayıldılar.
Unutmayın ki bu ülkede birzamanlar tek bir mini etekli, tek bir bikinili bile yoktu; nereden geldiler bunlar? Nereden olacak; dünün başları örtülü annelerin kızları; gökten gelmediler ya; 1000 yıldır bu topraklarda yaşayan insanlar; nasıl bu duruma geldiler, kuşkusuz ki moda ile. Toplumsal alanlarda görmüyor musunuz; köylü, başı örtülü, şalvarlı kadının yanında tayt pantolonlu ya da mini etekli genç kızı.
Yani, 21. yüzyılın en büyük düşmanı bilime ve ahlaka aykırılıktır. Çağımızda moda insanları ve toplumları ahlakdışılığa alıştırma ve götürme yöntemi durumundadır. Ahlaktan uzaklamış insan da, toplum da doğru var oluştan uzaklaşır; Muhammed de, Atatürk de bu nedenle ki 'Önce bilim ve ahlak' dedi.
Duvarı nem; insanı nefs; toplumu ise akıldışı-ahlakdışı moda yıkar.
Önerim ki ahlaka aykırılığa ve bilime aykırılığa karşı olmayan siyasetçilere de, siyasi partilere de oy verilmemelidir. Çağımızın en büyük kitle imha silahı nükleer silah değil ahlaksızlıktır. Bakın; internet bile ahlakdışı moda reklamlarından geçilmiyor, bu bir olağanlık ya da rastlantı değil akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin tuzağıdır, oyunudur, beyinyıkamasıdır, algı operasyonudur; akıldışı-ahlakdışı moda ahlaklı ülkelerin içilerine(içlerine) sokulmuş Tıruva(Truva) atı'dır yani akıldışı-ahlakdışı modanın en büyük hedefi ahlaklı toplumlardır, ötekileri zaten yalayıpyutmuştur(yalayıp yutmuştur); bu nedenle ki en başta Türkiye, Hindistan, ve Arab ülkesileri(ülkeleri) büyük tehdit ve büyük saldırı altındadır.
Akıldışı-ahlakdışı modanın serbest olduğu bir ülkede okullar ve üniversiteler yani öğretim-eğitim bilimin ve devletin elinde değil bilimdışılığın ve ahlakdışılığın elinde ve emirinde(emrinde) demektir.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 16.6.20/11.08
15 Haziran 2020 Pazartesi
YUMURTA SANILDIĞI KADAR MASUM MU?
Hastahaneye gitseniz; göz doktoru 'Ben dahiliyeden anlamam' der; cilt doktoruna gitseniz 'Ben gözden anlamam' der ancak ilginç ki televizyon her konudan anlayan tıpçılar ile dolmakta ki bu durum gerçekte olması gereken bir durum yani doktorlar yalnızca kendi uzmanlık alanlarından değil tıppın her alanından anlamalılar; tıppın(tıbbın) her alanından, her konusundan anlayan doktorlara ne mutlu ki Türkiye'nin de, tüm insanlığın da böyle doktorlara, ve böyle uzmanlara gereksinimi var gerçekte yani genel kültürü yüksek uzmanlara, genel kültürü yüksek üniversite mezunularına(mezunlarına), bu nedenle ki üniversite yalnızca uzmanlık yaratmak üzerine değil genel kültür yüksekliği yaratmak üzerine de kurulu olmalı ancak ilginç ki televizyondaki bilgi yarışmasılarında(yarışmalarında) bir üçgenin iç açısıları(açıları) toplamını bile bilmeyen genç üniversite mezunuları(mezunları) görülmekte ancak ilginç ki ahlaka aykırı modadan da, ahlaka aykırı ünlülerden de iyi anlamaktalar, sanki Milli eğitim bakanlığı, ve Yök Türkiye'ye değil Abd'ye bağlı.
Bu nedenle ki Pırof(Prof) Canan Karatay da televizyonda, elindeki Amerikan tıp dergisilerini ya da tıp kitaplarını gösterip 'Bunları ben söylemiyorum, Amerikan tıp dergisi yazıyor, Dünya sağlık örgütü söylüyor' diyordu. Dünya sağlık örgütünü de, Türkiye'deki Bilim kurulu'nu da, televizyona çıkan tıp akademisyenilerini(akademisyenlerini) de gördük işte; ben 'Corona virüsü havada 20 dakika kalabilir, corona virüsü havadan da bulaşabilir, herkes maske takmalı' diye internette yazılar yazarken onlar 'Corona virüsü havada kalmaz, corona havadan bulaşmaz, herkes değil yalnızca corona hastası olanlar maske taksınlar' diyorlardı çünkü onlarda uzmanlık vardı ancak bende genel kültür ve felsefe vardı çünkü 'Havadan ağır olan kömür tozları, kükürt tozları havada kalıp hava kirliliğine neden oluyorlarsa gözle de, sıradan mikroskopla bile görülemeyen ile de görülemeyen mikro zerrecik olan corono virüsü havada neden kalamasın?'dı.
Canan Karatay. Meslek olarak ne? Bildiğimiz kadarı ile kalp(yürek) tıppı uzmanı ancak onu televizyondan, daha çok yeme-içme konusu ile tanımaktayız, belli ki evinde paralarını götürüp dolandırıcılar için çöpe atmak yerine araştırmalar yapmak için bir mikroskob(mikroskop) ve bir tıp odası yapmaya ayırmak düşünmediği ya da istemediği birşey olmuş. Ben tıp akademisyeni ya da doktor olsaydım evimde kesinlikle bir mikroskop, deney araçları, ve tıp araştırmaları yaptığım bir odam olurdu çünkü bilim demek 'merak' da demektir.
Benim tuhafıma giden şeylerden biri de televizyona çıkmakta olan tıpçıların evlerinde bir mikroskop ve bir tıp araştırma odasının olmaması ki para sorunları da yok; ben üniversitede tıp yerine ekonomi okumuş olmama karşın çocukluğumdan beri en büyük düşlerimden biri de bir mikroskobumun olması idi ki bu amaçla internetten Ya, 800 Tl'ye laptop varsa 80 Tl'ye mikroskop neden olmasın' diye satın aldığım bir mikroskop da oyuncak çıktı. Anlayamadığım konulardan ikisi de şu: 1- 'Öğrencilere neden mikroskop hediye edilmez?', 2- 'Avm'lerde, marketlerde neden mikroskop satılmaz?'.
Canan Karatay dedi ki 'Günde on yumurta yiyin çünkü yumurtada kollestrol yok.'.
Yumurtada kollestrol yok da neden eskiden yumurta beyazı yapıştırıcı olarak kullanıldı?
Peki; yumurtada kollestrol yok da A vitamini ve kolajen(kollajen) de mi yok? Peki, yumurtada kolestrol(kollestrol) yok da kolajen var da 'kolajen'nin 'kola'sı bir yapıştırıcı türü değil mi, örnek ki gömlek yakalarını kolalamakta kullanılan kola gibi?
Gerçek ki yumurtada bolca A vitamini ve kolajen var. A vitamini de gerçekte kolajen üretimini arttırı, bedende. Kolajen ise karaciğer sirozunun nedenidir yani aşırı yumurta yemek aşırı A vitamini, aşırı A vitamini aşırı kolajen, aşırı kolajen de karaciğer sirozu yapabilir yani günde 10 tane yumurta yemek ya da çok miktarda yumurta yemek kolestrol yapmasa da karaciğer sirozuna, oradan da karaciğer kanserine neden olabilir.
Açık ki uzmanlık zorunlu ve yararlı olsa da konuların yalnızca uzmanlık alanı ile ilgili yanlarına dikkati ve ilgiyi yönelttiğinden, genel kültürden uzaklaştırdığından zararlıdır da yani üniversite kurumu hem uzmanlık hem de genellik üretmelidir; bu nedenle ki tıp tarihinde, kuduz köpek ısırmış insana önce tetanoz aşısı değil kuduz aşısı yapan doktorlara da, tetanoz aşısını yeni olmuş ve kuduz köpek ısırmış insanlara kuduz aşısı da yapıp insanların ölümlerine neden olmuş doktorlara da rastlanmıştır; kişilik, ahlak, vicdan, mantık yoksunu doktorlara da rastlanmıştır. Yalnızca uzmanlık doğru bilimci de, doğru insan da yetiştirmez; bu nedenle ki örnek ki faşist, zalim, cani Hitler'in bile uzmanları vardı. Uzmanlık tıren(tren) rayının yalnızca bir yanının var olması gibidir, genel kültür yüksekliği ile rayın öteki demiri de oluşur; bu nedenle ki üniversitede felsefe dersi zorunlu olmalıdır ancak felsefe diye öğretilen 'Felsefe tarihi' değil, henüz dünyada var olmayan 'Felsefe bilimi' olarak.
Bende tıp meslek olarak değil genel kültür olarak var ancak görülmekte ki doktorlarda tıp yalnızca meslek olarak var, genel kültür olarak da değil ki bu da kötü sonuçlara bile yolaçmaktadır(yol açmaktadır); örnek ki 85 yaşındaki bir kişinin diz ağrısıları(ağrıları) için bir özel hastahane ortopedi doktoru 'Ameliyat olması gerekli' derken bir ortopedi Pırof'u(Prof'u) 'Ameliyata gerek yok, dinlensin yeter' dedi, bir ilaç yazıp sorunu çözdü. Tıpta, uzmanlık sorunları çözer ancak genel kültürlü uzmanlık daha çok çözer.
Evet, yumurtada kolestrol olmayabilir ancak başka tehlikeler var; bu nedenle, son zamanlarda 'kolajenli' güzellik ürünüleri(ürünleri) furyası da önemli bir konudur, ve önemli bir soruna neden olabilir.
Bir de doktorlar 'Tıp okumak yüksek zeka ister' kibirini aşmalılar çünkü tıp fakültesi okumak yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) ister.
Ülkede akıldışı-ahlakdışı moda virüsü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) virüsü, ve akıldışı-ahlakdışı ünlü virüsü varken okullarda ve üniversitelerdeki öğretim-eğitim alimlik, alimelik değil ancak meslek öğretir, ve akıldışılığın-ahlakdışılığın gönüllülerini yetiştirir.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 16.6.20/09.56
Bu nedenle ki Pırof(Prof) Canan Karatay da televizyonda, elindeki Amerikan tıp dergisilerini ya da tıp kitaplarını gösterip 'Bunları ben söylemiyorum, Amerikan tıp dergisi yazıyor, Dünya sağlık örgütü söylüyor' diyordu. Dünya sağlık örgütünü de, Türkiye'deki Bilim kurulu'nu da, televizyona çıkan tıp akademisyenilerini(akademisyenlerini) de gördük işte; ben 'Corona virüsü havada 20 dakika kalabilir, corona virüsü havadan da bulaşabilir, herkes maske takmalı' diye internette yazılar yazarken onlar 'Corona virüsü havada kalmaz, corona havadan bulaşmaz, herkes değil yalnızca corona hastası olanlar maske taksınlar' diyorlardı çünkü onlarda uzmanlık vardı ancak bende genel kültür ve felsefe vardı çünkü 'Havadan ağır olan kömür tozları, kükürt tozları havada kalıp hava kirliliğine neden oluyorlarsa gözle de, sıradan mikroskopla bile görülemeyen ile de görülemeyen mikro zerrecik olan corono virüsü havada neden kalamasın?'dı.
Canan Karatay. Meslek olarak ne? Bildiğimiz kadarı ile kalp(yürek) tıppı uzmanı ancak onu televizyondan, daha çok yeme-içme konusu ile tanımaktayız, belli ki evinde paralarını götürüp dolandırıcılar için çöpe atmak yerine araştırmalar yapmak için bir mikroskob(mikroskop) ve bir tıp odası yapmaya ayırmak düşünmediği ya da istemediği birşey olmuş. Ben tıp akademisyeni ya da doktor olsaydım evimde kesinlikle bir mikroskop, deney araçları, ve tıp araştırmaları yaptığım bir odam olurdu çünkü bilim demek 'merak' da demektir.
Benim tuhafıma giden şeylerden biri de televizyona çıkmakta olan tıpçıların evlerinde bir mikroskop ve bir tıp araştırma odasının olmaması ki para sorunları da yok; ben üniversitede tıp yerine ekonomi okumuş olmama karşın çocukluğumdan beri en büyük düşlerimden biri de bir mikroskobumun olması idi ki bu amaçla internetten Ya, 800 Tl'ye laptop varsa 80 Tl'ye mikroskop neden olmasın' diye satın aldığım bir mikroskop da oyuncak çıktı. Anlayamadığım konulardan ikisi de şu: 1- 'Öğrencilere neden mikroskop hediye edilmez?', 2- 'Avm'lerde, marketlerde neden mikroskop satılmaz?'.
Canan Karatay dedi ki 'Günde on yumurta yiyin çünkü yumurtada kollestrol yok.'.
Yumurtada kollestrol yok da neden eskiden yumurta beyazı yapıştırıcı olarak kullanıldı?
Peki; yumurtada kollestrol yok da A vitamini ve kolajen(kollajen) de mi yok? Peki, yumurtada kolestrol(kollestrol) yok da kolajen var da 'kolajen'nin 'kola'sı bir yapıştırıcı türü değil mi, örnek ki gömlek yakalarını kolalamakta kullanılan kola gibi?
Gerçek ki yumurtada bolca A vitamini ve kolajen var. A vitamini de gerçekte kolajen üretimini arttırı, bedende. Kolajen ise karaciğer sirozunun nedenidir yani aşırı yumurta yemek aşırı A vitamini, aşırı A vitamini aşırı kolajen, aşırı kolajen de karaciğer sirozu yapabilir yani günde 10 tane yumurta yemek ya da çok miktarda yumurta yemek kolestrol yapmasa da karaciğer sirozuna, oradan da karaciğer kanserine neden olabilir.
Açık ki uzmanlık zorunlu ve yararlı olsa da konuların yalnızca uzmanlık alanı ile ilgili yanlarına dikkati ve ilgiyi yönelttiğinden, genel kültürden uzaklaştırdığından zararlıdır da yani üniversite kurumu hem uzmanlık hem de genellik üretmelidir; bu nedenle ki tıp tarihinde, kuduz köpek ısırmış insana önce tetanoz aşısı değil kuduz aşısı yapan doktorlara da, tetanoz aşısını yeni olmuş ve kuduz köpek ısırmış insanlara kuduz aşısı da yapıp insanların ölümlerine neden olmuş doktorlara da rastlanmıştır; kişilik, ahlak, vicdan, mantık yoksunu doktorlara da rastlanmıştır. Yalnızca uzmanlık doğru bilimci de, doğru insan da yetiştirmez; bu nedenle ki örnek ki faşist, zalim, cani Hitler'in bile uzmanları vardı. Uzmanlık tıren(tren) rayının yalnızca bir yanının var olması gibidir, genel kültür yüksekliği ile rayın öteki demiri de oluşur; bu nedenle ki üniversitede felsefe dersi zorunlu olmalıdır ancak felsefe diye öğretilen 'Felsefe tarihi' değil, henüz dünyada var olmayan 'Felsefe bilimi' olarak.
Bende tıp meslek olarak değil genel kültür olarak var ancak görülmekte ki doktorlarda tıp yalnızca meslek olarak var, genel kültür olarak da değil ki bu da kötü sonuçlara bile yolaçmaktadır(yol açmaktadır); örnek ki 85 yaşındaki bir kişinin diz ağrısıları(ağrıları) için bir özel hastahane ortopedi doktoru 'Ameliyat olması gerekli' derken bir ortopedi Pırof'u(Prof'u) 'Ameliyata gerek yok, dinlensin yeter' dedi, bir ilaç yazıp sorunu çözdü. Tıpta, uzmanlık sorunları çözer ancak genel kültürlü uzmanlık daha çok çözer.
Evet, yumurtada kolestrol olmayabilir ancak başka tehlikeler var; bu nedenle, son zamanlarda 'kolajenli' güzellik ürünüleri(ürünleri) furyası da önemli bir konudur, ve önemli bir soruna neden olabilir.
Bir de doktorlar 'Tıp okumak yüksek zeka ister' kibirini aşmalılar çünkü tıp fakültesi okumak yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) ister.
Ülkede akıldışı-ahlakdışı moda virüsü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) virüsü, ve akıldışı-ahlakdışı ünlü virüsü varken okullarda ve üniversitelerdeki öğretim-eğitim alimlik, alimelik değil ancak meslek öğretir, ve akıldışılığın-ahlakdışılığın gönüllülerini yetiştirir.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 16.6.20/09.56
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)