29 Eylül 2020 Salı

HAYAT (ŞİİR)

Hayatımdan çıkıyorum artık

İnsanca değil şu sanı, yanılsama dolu hayat

Biryanda içi mide bulandırıcı şeyler dolu beden

Biryanda içi ateş dolu dünya,

Bıktım artık

Şu yalan, aldanış, ahlaka aykırılık ve barbarlık dolu sokaklardan

Bıktım artık

Toplumu bölen ve insanları birbirine düşman eden siyasetin ülke yönetmesinden

Bıktım artık

Toplumun her kesimini ve heryerini saran akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı modadan

İnsana en doğru hayat felsefe, bilim, mantık, ahlak, vicdan, tarafsızlık

Nefssizlik ve inziva dolu hayat.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.9.20/17.32


28 Eylül 2020 Pazartesi

DEREN TALU'NUN OSMANLI FİLMİNDE OSMANLI ÇOCUĞU OLARAK NE İŞİ VAR

Birileri dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, medenilik, tarafsızlık, nefssizlik, inzivadır' diyen Din hadisileri'ne sarılmak yerine yetişkin insan dişisi kitlesini örttükçe örtmeyi din sanmakta; birileri de Atatürkçülük, demokrasi, laiklik, özgürlük, medenilik diye 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi bilime ve ahlaka sarılmak yerine yetişkin insan dişisi kitlesini açtıkça açmaya, soydukça soymaya çalışmakta. Türkiye'nin başına örülmeye çalışılan çorap budur işte yani hem örtünen ile hem de soyunan ile saldırı; açık ki bu durum ve çözümü bir hükümdarlık, ilkellik, barbarlık, cehalet, nefs, düşmanlık, savaş, yozluk kültürü olan siyasetin anlayacağı çözeceği şey de, anlayacağı şey de değildir; bunu anlamak ve çözmek için, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilimcilik ve ahlakçılık' gerekir. Görmektesiniz işte; siyasetin ağızından(ağzından) hiç 'Ahlak' sözcüğü çıkmıyor, tek yaptığı şey ekonomi, terör ve sataşmak konulu oysa bir ülkenin de, insanın da en büyük sermayesi, gücü, onuru 'Bilim ve ahlak'tır.


Eskiden Türkiye için 'Amerikanın manavı' denilirmiş; açık ki şimdi de akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir güç Türkiye'yi Abd'nin pavyonu ve pılajı(plajı) gibi birşey yapmaya çalışmakta. Buna 'Dur' denilmeli.


'Allah'ın ipine sarılın' diyorlar. Peki Müslüman bir toplumda devlet, hukuk, yasalar zinayı, genelevi, sütyen-külot pılajı, pavyonu, sıtriptiz(striptiz) kulübünü, eşcinselliği, eşcinsel evliliği yani dine aykırı şeyleri serbest bırakmışsa 'Allah'ın ipine sarılın' demenin ne anlamı kalır? Açık ki bu durum ya tutarsızlık ölçüsünde cehalettir ya da 'Tavşan kaç, tilki tut'tur.


Gerçek ki Muhammed 'Din bilim ve ahlaktır; bunlar yoksa din de olmaz' dediğine göre 'Allah'ın ipi' bilimsellik ve ahlaktır. Peki ülke yönetiminde nerede bilimsellik ve ahlakçılık?


Ahlak yalnızca mantıklı ve tutarlı düşünmek için değil, akıl-ruh sağlığı için de zorunlu ancak ahlak Türkün de, Müslümanın da temel özelliğidir; bu nedenle ki Atatürk de, Muhammed de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; bu nedenle ki ahlaka aykırı olmak Türk olmaya da, Müslüman olmaya da aykırılıktır.


Açık ki kökeni Abd'de olan akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez silah olarak yetişkin insan dişisini, araç olarak akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı sanat, akıldışı-ahlakdışı ünlü ve astroloji gibi şeyleri kullanıp öteki ülkelere olduğu gibi Türkiye'ye de akıldışılık ve ahlakdışılığı hem pompalamaya, hem de egemenleştirmeye ve olağanlaştırmaya; bu nedenle de ülkelerde akıldışı, ahlakdışı herşeyi yaymaya ve olağanlaştırmaya, akıldışı-ahlakdışı ünlüleri baştaçı etmeye, ödülendirmeye, ve akıldışı-ahlakdışı yeni ünlüler yaratmaya çalışmakta. Bu nedenle ki ahlaka aykırılık yalnızca çağımızın en büyük küresel ajanlığı değil, Türkiye'ye ve dine de düşmanlıktır.


Ancak bir gerçek ki var ki ahlak yok oldukça akıl, mantık da, akıl-ruh sağlığı da yok olur yani ahlaka aykırılık ile mantık da, akıl-ruh sağlığı da yanyana gelmez çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin,  evrimin ve evrenin en üst nitel aşamasıdır; ahlaka aykırılık ise nefstir, nefs de hem en büyük cehalettir hem kötülüklerin hem nedeni hem araçıdır(aracıdır), hem de önce akılı, sonra da ahlakı yok eder. Bu açıdan bakıldığında anlaşılır ki ahlak insanın en büyük zenginliğidir.


Toplumlar neden astroloji ile akıldışı, moda ile ahlakdışı yapılmaya çalışılıyor? Çünkü ahlak yoksa insanlar, toplumlar mantıklı,  gerçekçi, doğrucu, erdemsel,  evrensel düşünemezler; bu da dünyayı, ülkeleri sömürmek isteyen güçlerin işlerine gelmekte.


Toplumlara akıldışılık ve ahlakdışılık öyle pompalanmışlık içinde ki örnek ki boyunlarında Haç kolye, üstlerinde bikini diye sütyen-külot ortalıkta dolaşan, boyunlarında Haç kolye ile fahişelik yapan sözde Hıristiyanlar(Hristiyanlar) var. Kendini Hıristiyan yani dinli yani inançlı sayan Abd'yi düşünün: Zina, fuhuş, porno, çıplaklık, eşcinsel evlilik, esrar, ensestlik gibi dine aykırı ne varsa serbest; Ab de öyle. Yani hem dinli olduğunu söyleyip hem de dine aykırı ne varsa yapmak olsa olsa toplumsallaşmış şizofreni türü olur.


Açık ki Türkiye'de de benzeri bir durum var. Örnek ki sütyen-külot pılajlardaki bayanların ve bayların yüzde kaçı acaba Müslüman olmadığını söyler? Pılajlarda sütyen-külot; genel hayat içinde mini şort, mini etek, tayt pantolon, dövme, pirsing gibi dine aykırı şeylerle dolaşanların yüzde kaçı Müslüman olmadığını söyler acaba? Televizyonlara bakın; Ramazan ayı gelince tümü de din, iman kesiliyor, Ramazan ayı geçince de dine aykırı şeylerle dolmaktalar. Benzeri durum Tv dizisi, sinema ve müzik gibi sanatlarda da var; örnek ki Son kale Hacıbey' adlı çekimi sürmekte olan Türkiye, Gürcistan ve Ukrayna ortak yapımı, yönetmenliğini Konstantin Konovalov, senaristliğini de Yevhen Tymoshenko’nun yaptığı  filımda(filmde), ahlaka aykırı giyimlerle ortalıkta dolaşan, yoz medya türünün sayfalarını süsleyen Defne Samyeli'nin yine ahlaka aykırı giyimlerle ortalıkta dolaşan, yoz medya türünün sayfalarını erotik fotoğraflarıyla süsleyen kızı Deren Talu 18. yüzyılın sonlarında Rusya ile savaşan Osmanlı imparatorluğu’nun kaybedilmemiş tek kalesi olsan Hacıbey’in başarılı kumandanı Ahmet Paşa’nın kızı Fatma olarak oynamakta. Ülkede; bu rolü oynayacak, ve ahlaka aykırı, Türklüğe aykırı, Müslümanlığa aykırı giyinmeyen ünlü mü yok; yoksa gerçekten de bu ülkenin ve sanatın hayat damarlarından biri kesilmiş demektir. Google'a 'Deren Talu fotoğraflar' yazın, görün durumu.


Osmanlı'yı ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot dolaşan kişilere oynatmak büyük bir mantıksızlık, tutarsızlık, yozluk ve utanmazlıktır. Zaten açık ki filımın egemenliği, yönü, pusulası, temel söz hakkı Hıristiyanlarda.


Yani korkarım ki evliya, derviş filımlarında ve dizilerinde de aynı şeyi yapmaya başlayabilirler, yani alıştıra alıştıra.


Yalnızca Türkçe giderse, yalnızca ekonomi özelleştirilirse değil; ahlak giderse de Türkiye gider.


Yazıktır, ayıptır, üzücüdür, çökmektir.


Türk milleti, Türkiye uyanmak ya da şahlanmak istiyorsa önce 'Bilim ve ahlak'a sarılmalıdır; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi çünkü bilime ve ahlaka aykırılık duvarı çürüten ve yıkan nem gibi insanları ve toplumları çürütür, yıkar.


Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi: 'Bilim ve ahlak'a sarıl; bilime ve ahlaka aykırı olan şeylere de karşı ol.


Ey medya, ey sanat ve ey ülke; bilim ve ahlak ile kendine gel artık.


Ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot gezen Deren Talu'nun; Ahmet paşa'nın kızı Fatma olarak filımda ne işi var? Ahmet paşa'nın bikinili kızı mı varmış?


Ey medya, ey sanat ve ey ülke; bilim ve ahlak ile kendine gel artık. Akıl hocanız, pusulanız akılını, ahlakını yitirmiş, delirmiş, insanlıktan çıkmış Batı değil; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' olsun.


Kapansın ahlaka aykırı tüm kapılar, bir daha açılmasın. Bu davet Muhammed'in ve Atatürk'ün, bu davet bizim.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.9.20/16.40


27 Eylül 2020 Pazar

EBA DÜŞMANLIĞI

 Tuhaf insanlar var; hem ev sahibi, sahibesi olmak için yırtınırlar, hem de evi hapishane gibi görürler, evde oturmak istemezler.


Gerçek ki korona virüsünü doğa yarattı ancak korona salgınını insanlar yarattı çünkü insanlık bunca üniversiteye karşın cehalet, mantıksızlık içinde. Yani korona salgını bunca bilimsel ve teknolojik gelişim içindeki insanlığın kibir içindeki ilkelliğini ve barbarlığını açığa çıkardı.


Zekanın bir özelliği de 'uzaktan anlama'dır. Bu nedenle ki dahiler şeyleri uzaktan anlarlar; yeterli zekası olmayanlar da şeylere en yakından bakmaya çalışırlar. Bu nedenle ki Galile 'Dünyanın döndüğünü', Einstein da Görelik(İzafiyet) savını kafadan üretmiştir. Yani savım ki uzaktan öğretim-eğitim zekayı daha da arttırır. Teleskobu yaratan da, mikroskobu yaratan da 'uzaklık'tır. Bu nedenle ki ekonomiler de uzaktan üretime geçmektedirler yani örnek ki eskiden bin işçinin çapaladığı bir tarlayı, günümüzde bir tarım araçı ve bir işçi yapabilmekte. Yani açık ki ilerlemek, gelişmek 'uzaklığı' başarmaya da bağlı durumda.


Sokaklar kendilerini, giyimlerini, takılarını, dövmelerini, kaslarını, güzelliklerini, yakışıklılıklarını, zenginliklerini, ünlülüklerini, arabalarını, köpeklerini başkalarına gösterip mutlu olan insan türü için çok önemlidir; onlar böyle mutlu olurlar yoksa rahatsız olurlar çünkü bağımlılığın, koşullanmışlığın yerine getirilmemesi rahatsızlık yaratır. Bu nedenle ki akıl-ruh sağlıksızlığı belirtilerinden biri de aylarca evde oturamamaktır çünkü akıl-ruh sağlıksızlığı içinde olan insanın hayatı gibi evi de kısırdır yani evi felsefe, bilim, kitap, kültür, öğrenmek, insanlığa hizmet gibi şeyler içermeyen bir mekandır.


Felsefeyi, bilimi, mantığı ve inzivayı dışlamış insanlık tarihi; toplumları cehalete ve nefse yönlendiren siyaset, sıpor(spor), ünlüler, reklamlar, medya ve moda ile, ve öğrencilere felsefe, mantık ve nefssizlik öğretmeyen eğitim sistemi ile birleşince sokak bağımlısı oldu, öyle ki evi bile hapishane gibi görmeye başladı.


Açık ki siyaset de, özel sektör de, moda da, ünlüler de, turizım(turizm) da, sıpor(spor) kulübüleri de insanların, evlerinde oturmaları üzerine değil sokağa çıkmaları üzerine kurulu. Yani toplumlar sokağa çıkmazlarsa bunlar çökerler oysa insanlığın doğru hayatı, insanlığın doğru geleceği sokak üzerine değil ev üzerine kurulu olmayı gerektirmekte çünkü kitap okumak ve dünyayı aşmak yani alimsel, alimesel insan olmak evde oturmak üzerine kurulu. Buradan da açık ki insanlığın doğru geleceği, doğru varlığı siyaset ve özel sektör ile zıttır ancak gerçek ki insanlık doğru olmak için de, akıl-ruh sağlığı için de kendini de, dünyayı da, siyaseti de, özel sektörü de aşmak zorunda yoksa ilkelliğin medeniyetli ancak medeniliksiz hali içinde olur yani örnek ki beyazeşyası(beyaz eşyası), ceptelefonu(cep telefonu), televizyonu, arabası, kıliması(kliması) olan Romalılar, barbarlar gibi.


Gerçek ki içi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeylerle dolu beden bedene; içi lav, kor, ateş dolu bir dünya da dünyaya uzaklık içinde yaşamayı mantıklı yapar, sarılmak yerine.


Ev hayatına yani medeni olmaya değil de sokak hayatına yani barbarlık hayatına alışmış, koşullanmış(şartlanmış) bir beyin açık ki ev hayatını olumsuz olarak görür oysa sokağa yani ev dışına şartlanmışlık zaaftır, bu nedenle de yok edilmesi gerekir çünkü zaaf zayıflık demektir.


Bu durumda açık ki sokağa şartlanmış beyin korona önlemlerine de karşı çıkar; ve uzaktan öğretim-eğitime de. Yani bu durum bu konunun yani uzaktan öğretim-eğitime yani Eba'ya karşı çıkmanın ruhsal yani manevi, soyut yönü.


Eba'ya karşı çıkmanın bir de maddi, somut yönü var. Yani 'Sokak şartlanmışlığı' içinde olanlardan başka kimler uzaktan öğretim-eğitime karşı çıkmakta, okulların açılmasını istemekte?


Düşüncem ki onlar:

1- Uzaktan öğretim-eğitim yüzünden ek ders ücretileri kesilen öğretmenler.

2- Her alanda bunca övünmelerine karşın Eba'yı pek de iyi başaramadığı açık olan siyasi iktidar.

3- İşe giden anneler, babalar, ve işe gitmek isteyen anneler ve babalar.

4- Öğrenci servisi sahipleri ve sürücüleri.

5- Özel okulların sahipleri ve öğretmenleri.

6- Kantin gelirleri yok olan kantinciler ve okul yöneticileri.

7- Kırtasiyeciler.

8- Akp iktidarını yıpratmaya çalışanlar.


Oysa Türkiye de, her ülke de uzaktan öğretim-eğitimi başarmak zorunda; eğitim düzenini 'uzaklık' üzerine kurmak zorunda çünkü hem koronaya karşı mutlak bir aşı ve ilaç yaratılması olanaksız gibi, hem de gelecekte, aşısı ve ilaçı olmayan başka salgın hastalıklar oluşabilir ya da insanların sokağa çıkmasını önleyecek başka pekçok şey de olabilir. Bakın ekonomi bile internet ile 'uzaktan' alışverişe yoğunlaşmakta.


Sonbahar, ilkbahar ve kış döneminde koronaya karşı savaşımda yağmurları da dikkate almak gerekir; korona virüslü saçtan, baştan, yüzden süzülen yağmur suyuları maskeyi ıslatır, göze ve ağıza girebilir; bu nedenle de maskedeki korona virüsüleri de ağıza girebilir. Yani yağmur mevsimilerinde koronaya karşı savaş yalnızca maske, sosyal mesafe ve el dezenfektanı ile olmaz. Korona salgını 3. dünya savaşı'dır; bu savaşı kazanmak ancak çok zeki, çok mantıklı, çok iradeli, çok dikkatli, çok özenli, ve yasaklara çok iyi uymak ile olur.


Savım ki Eba'ya düşman olmak ilerlemeye, gelişmeye, medeniliğe, medeniyete, zekaya düşman olmaktan farksızdır.


Her ev okul gibi, üniversite gibi, bilim yuvası gibi, küçük bir evren gibi olmalı. Hayat, dünya; beden, sokaklar ve hoplamakzıplamak(hoplamak zıplamak) üzerine değil ev, bilim, ahlak ve beyin üzerine kurulmalı. Gerçek sosyallik sokaklar ile değil ev, bilim, felsefe, mantık, ahlak, nefssizlik, kitap ile olur; bu nedenle ki dünyada 'Sosyal medya' var ancak 'Sosyal sokaklar' yok.


İnsanlık artık sokak takıntısını yok etmeli, ve ev hayatına geçmeli. Bunun için de siyaset ve özel sektör yasaklanmalı, ve ülkeler bilim ve ahlak ile yönetilmeli, ekonomide de kamu ekonomisine geçilmeli ki zaten kapitalistin keyifi ile işe alınmak, işten atılmak içeren özel sektör de, toplumu bölmek ve yandaş olmayanları düşman, rakip ilan etmek üzerine kurulu siyaset de sosyal, insani değildir.


Eba değil okullar kapatılmalı; ve Eba çok mükemmel duruma getirilmeli. Hele ki ilkokul ve ortaokul çocukları koronaya karşı doğru davranış içinde pek olamazlar, yetişkinler bile, ve üniversite mezunuları bile olamıyorlarken.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.9.20/01.38


KORONA D VİTAMİNİ VE ŞİŞMANLIK ÇELİŞKİSİ SAVIM

 İnsanlar her konuda da, her bilim alanında da bilgili olmayabilirler ancak herkes mantıklı olabilir.


Konu ne olursa olsun, mantık konuların ya anlaşılmasına yardımcı olur ya da araştırılmasına.


Ben üniversitede tıp değil ekonomi okudum ancak her konuda az da olsa birşeyler öğrenmeye çalıştım ki üniversite öğrencisinin de, üniversite mezunu olmanın temel özelliklerinden biri de budur. Başarıya giden yol yalnızca bilgiden geçmez, mantıktan da geçer.


Abd'li bilimciler ile, onların Maoa dediği, benim ise Mia geni dediğim geni onlarla hemen aynı zamanda, ve onlardan habersiz olarak bulmamı sağlayan da; tıp dünyası 'Korona havadan yayılmaz, herkes maske takmasın, yalnızca hastalar maske taksın' derken benim 'Korona virüsü havada en az 20 dakika kalabilir, herkes maske takmalı' dememi sağlayan da 'Hava kirliliğini yaratan karbon ve kükürt zerrecikleri havada kalabiliyorlarsa onlardan daha küçük şeyler olan korona virüsüleri neden havada kalamasın?' biçimindeki mantığım idi.


Şimdi; benim de, sağlık konusunda lise bilgisine sahip herkesin de yapabileceği bir mantık yürütelim korona konusunda.


Deniliyor ki:

1- 'D vitamini hem koronadan korur, hem de korona tedavisinde ölümleri yarıya indirir.'. ABD'de Boston üniversitesi'nde yapılan bir araştırma ile, D vitamininin koronaya yakalanma olasılığını %50 azalttığı ileri sürüldü.

2- 'Şişmanlık(Obezlik) koronaya yakalanmayı kolaylaştırır ve korona tedavisinde başarıyı azaltır.'. İngiltere'de korona nedeniyle hastaneye kaldırılan 17 bin hasta üzerinde yapılan bir araştırmada, obez kişilerin ölüm riskinin yüzde 33 daha yüksek olduğu ileri sürüldü.


Bu iki bilgiye yalnızca bilgi açısından yaklaşılırsa yani mantık dışlanıp yalnızca veriler baştaçı edilip yaklaşılırsa, bu ili savın arasında bir çelişki olmadığı sanılır.


Lise bilgisine bakalım: D vitamini yağda eriyen yani yağda depolanan bir vitamin ya da hormon. Bu durumda; daha çok D vitamini ya da hormonu depolanması için daha çok yağ gerekir. Bu durumda; şişmanlarda daha çok D vitamini ya da hormonu olmalı yani bu nedenle de şişmanlar koronaya karşı daha dayanıklı olmalı değil mi?


Buradan mantık olarak şu önerme ileri sürülebilir: D vitamini koronaya karşı dayanıklılık da sağlamaz, koronadan ölümleri de azaltmaz.


Buz gibi soğuk sularda yaşayan balıklarda soğuya dayanıklılığı sağlayan şeyin D vitamini ya da hormonu olduğu ileri sürülebilir ancak bu konuda savlar balıklarda antifiriz olduğu savı, ve balıklardaki yağın onları soğuktan koruduğu savıdır.


Yani D vitamini ya da hormonu insanları koronadan koruyacaksa insanların yağlı yani şişman olmaları da gerekir değil mi çünkü yoksa D vitamini ya da hormonu bedenlerinde depolanamaz.


Açık ki D vitamini/hormonu ve şişmanlık ile korona arasındaki durumun biraz daha incelenmeye/araştırılmaya gereksinimi var.


Bilgi yağmura, mantık tarlaya benzer; tarlaya düşmeyen yağmurun ürüne yararı olmaz.


200 üniversite olan ülkemizin bilimde ve teknolojide dünya önderi olamamasının bir nedeni de üniversite eğitiminde felsefenin ve mantığın yani kuramcılığın(teorisyenliğin) ve mucitliğin dışlanmış olması; üniversite eğitiminin yalnızca iş/meslek öğretmek yani yalnızca işe girmek yani yalnızca maaş almak yani yalnızca geçinmek/ekmekparası(ekmek parası) üzerine odaklanmış olmasıdır bence. Bu nedenle ki büyük olasılıkla hiçbir tıp öğrencisinin ve doktorun evinde mikroskop yoktur.


Yalnızca öğrenmeyelim; biraz da mantık ile düşünelim.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.9.20/00.32


KAHVE VE CİNSEL İLİŞKİ

 'Eğitim şart' denilir de 'eğitim' sözcüğü tek başına anlamlı olmaz. 'Eğitim şart' sözü ile anlatılan şey anlaşılmakta ki ilkokuldan, üniversiteye kadar uzanan birşey oysa üniversite okumak da 'eğitim' değildir çünkü mühendis, doktor, hukukçu, öğretmen olmak eğitilmişlik değildir, meslek sahibi olmaktır. Yani 'Eğitim şart' ile anlatılmak istenilen şey üniversite okuyup meslek sahibi, sahibesi olmak değilse eğitim üniversiteyi de aşan birşey olmalıdır.


'Eğitim'i ahlak, din, felsefe, bilim olarak da tanımlamak yanlıştır çünkü bunlar da var olan birşeyi ezberlemektir. 'Doğru eğitim' var olan birşeyi ezberlemek midir? Yani bir insan örnek ki tıp fakültesini bitirdiğinde 'Sen artık eğitilmiş birisin' denilebilir mi, 'Eğitim şart' sözü açısından? Açık ki denilemez.


Felsefenin, bilimin, ahlakın, dinin ortak özelliği şudur: Mantık.


Yani demek ki 'Eğitim şart' sözü ile eğer okula gitmek, üniversiteye gitmek gibi şeyler değil de 'mantıklı olmak' anlatılıyorsa, 'Eğitim şart' sözü anlatmak istediği şeyi anlatır yoksa anlatmaz.


Bu nedenle ki gerçek ki insanın ve insanlığın temel sorunu 'mantıksızlık'tır. Yani insanlar ve insanlık eğer mantıklı olmayı öğrenirse hem sorunlar doğru biçimde çözülmeye başlanır hem de felsefeye, bilime, ahlaka, dine giden doğru yola girilmiş olunur çünkü felsefe, bilim, ahlak, mantık demek de önce mantık demektir. Yani bu durumda; 'mantıklı olmayı' öğretmeyi içermeyen eğitim de yanlıştır yani çözüm değildir. İnsanlar ve insanlık mantıklı oldukça görülecek ki sorunlar kolayca çözülecektir ancak açık ki en başta siyaset denilen mantıksızlık, ve özel sektör denilen mantıksızlık insanların ve insanlığın mantıklı olmasını önlemektedir.


Bu nedenle insanlara ve insanlığa mantıklı olmayı öğretmek birinci görev olmalı. Bu yazının da amaçı(amacı) insanlara ve insanlığa mantıklı olmayı öğretmektir.


Yazının başlığı 'Kahve ve cinsel ilişki'. Gerçek ki bu başlık hazsal bir yazının değil mantıksal ve toplumsal, ve insanlığın ne denli mantıksızlık içinde olduğunu gösteren bir yazının başlığı.


Açıklayayım: 'Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır' deniliyor. Yani alt tarafı kahve, ve bir fincan kahve. Yani basit bir kahvenin kırk yıl hatırı varmış oysa Ali 'Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum' demiş ki bu durum Müslüman toplumun ne denli bilimden uzak, nefse ise ne denli yakın olduğunu göstermesi açısından da acı bir örnektir çünkü Muhammed de 'Din bilimdir, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' demiş. Yani bilim neredeee, kahve neredeee. Yani Müslüman toplumun 'kırk yıl hatır'ı bilime vermek yerine bir fincan kahveye vermesi gerçekten acı birşeydir, ve büyük bir mantıksızlıktır. Bu mantıksızlığın açık ki daha başka ve daha büyük, ve daha acı mantıksızlıkları ve sonuçları olur; örnek ki bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var ancak bin cinsel ilişkinin bile hiç hatırı yok ki evlendikten üç gün sonra bile boşanan, kırk yılın dolmasını bile beklemeyen insanlar var oysa aynı ev içinde birlikte kimbilir kaç fincan kahve de içtiler, eşi kimbilir kaç fincan kahve de pişirdi. Yani 'Bir fincan kahvenin hatırı' acaba yalnızca bekarlıkta mı geçerli; eşle cinsel ilişkinin, cinsel organın kırk yıl bile hatırı yok mu?


Yazıktır, ayıptır; ya 'Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır' demeyin, ya da en az kırk yıl geçmeden boşanmayın. Mantığa yoksa da en azından kendinize saygınız olsun.


Siz de cinsel ilişkiye bir fincan kahve kadar bile değer vermeyenle de evlenmeyin; size bir fincan kahve kadar değer vermeyenle neden evleniyorsunuzki(evleniyorsunuz ki)? Bence evlendirme memurluklarının kapısılarına(kapılarına) ve evlilik cüzdanılarına(cüzdanlarına) 'Bir kahve fincanı' resimi(resmi) koyulmalı; ya da 'Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır' diyenlerle değil, 'Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum' diyenlerle evlenmeli yani mideye değil beyine, ruha, mantığa yönelenlerle.


Gerçek ki insanlar on üniversite bitirtilip de cahil bırakılabilirler; eğer eğitim mantıklı olmayı öğretmeyi içermiyorsa.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.9.20/00.11

O'LALA BOLD REKLAMINI KINIYORUM

 Tanıtım açısından sinir olduğum şeylerden biri de 'Tanıtımda oynat bir ünlü bayanı ya da seksi bayanı, iş olsun bitsin' durumu.


Ülker'in sinir olduğum şeylerinden biri ürünlerine yabancı adlar da vermesi. Piko, Canga, Halley, Dankek, Yupo, Metro, Haylayf, Dido, Çokoprens, Dore, Finger, All-star gibi.


Şimdi de 'O'lala bold' diye birşey çıkarmış. Bu şeyin televizyon tanıtımı(reklamı); cinsellik, şehvet sunumu oluşturan durumu ile sanki ya 'Magnum' adlı dondurmaya özenmiş ya da ona rakip olmak istermiş gibi algılanmakta.


Hiç sevmediğim şeylerden biri de akıldışı-ahlakdışı ünlülerin da yapmakta oldukları gibi, özel sektörün ve tanıtımcıların(reklamcıların) sanki alimler, alimeler imiş gibi, topluma akılhocasılığı(akıl hocalığı) yapmaya kalkmakta olmaları gibi bir durumda olmaları. Bu durum bazıan(bazan, bazen) toplumu şartlandırma özelliğine yani beyinyıkama(beyin yıkama) özelliğine kadar bile gidebilmekte.


Nedir yani 'O'lala bold'? Reklamı da erotik erotik, şehvetli şehvetli bakan bir bayanla. Ne yani bu şey cinsel içerikli mi, bayanları etkilemeye mi yoksa bayanların bayları etkilemesine mi yönelik?


O'lala bold tanıtımındaki bence şehvetli şehvetli bakan bayan şöyle diyor: 'Canınızın O'lala bold çekmesine; 3, 2, 1' diyor. Bir de tanıtımda 'Tatlı krizi' diye birşey sunumlanmakta, denilmekte ki 'Tatlı krizini değil hazzı Bold yaşa'. Yani bu durumda tanıtım topluma iki şartlanma yönlendirmekte: 1- 'Tatlı krizi' şartlanması, 2- O'lala bold şartlanması.,


Yani:

1- İnsanların, toplumun neden 'Tatlı krizi' olsun? İnsanlar, toplum neden böyle bir kırize sahip olsun?

2- İnsanların, toplumun canı neden 'O'lala bold çekmek' zorunda olsun?


Açık ki bu durum 'Toplum mühendisliği', 'Algı operasyonu', 'Şartlandırma', 'Beyinyıkama' gibi şeyler kapsamına girer.


Yani bu tanıtım hem toplumu 'Tatlı kırizi' gibi yanlış şeylere yönlendirim yapmakta, hem de toplumu kendine yani 'O'lala Bold'a şartlandırım yapmakta. 'Tatlı kırizi' sözü, tanımı 'Tatlı bağımlılığı'na yönlendirmeyi de içerir, böyle bir bağımlılığa karşı savaş açmak yerine. Yani böyle bir bağımlılık ya da kıriz varsa Ülker bunu kullanmak ya da sömürmek yerine buna karşı savaşmalıdır. Gerçek ki 'Yerli ve milli' olmak yalnızca fabrikanın yerli ve milli olmasını değil ruhun, kişiliğin de yerli, milli, insani, ahlaki  olmasını gerektirir çünkü Türk demek de, Müslüman demek de 'Önce ahlak' demektir; peki insanları, toplumu parmak kadar bir çikolatalı keke insanları, toplumu bağımlı yapmanın ya da şartlandırmanın nesi ahlaka, vicdana, yerli ve milli olmaya sığar? Yani özel sektör de, ticaret de haddini bilmelidir. Yani bir de neden 'O'lala Bold' diyorsun, yani bunun da neresi yerli ve milli?


Tanıtımlarda insan oynatılmamalı, ve tanıtımlar yalnızca ürünün ya da konunun nicel özelliklerini içermelidir; yönlendirme, şartlandırma, sılogan(slogan), topluma akılhocasılığı, topluma liderlik-önderlik türü şeyler içermemelidir.


Şeker karaciğerde yağlanma, siroz ve kanser yapan şeylerin başında yer alıyor. Karaciğerde yağlanma, siroz, kanser gibi şeyler akıl-ruh sağlığını da bozar. Tatlı denilen şey nedir, şekerdir. Toplumda tatlı kırizi diye birşey varsa bile hem beden sağlığı için hem de akıl-ruh sağlığı için yok edilmelidir; kullanmak ya da yararlanmak ya da çıkar sağlamak ya da sömürmek yerine.


Büyük olasılıkla bu tanıtım Ülker'in değil çokbilmiş(çok bilmiş) ve kendinibeğenmiş(kendini beğenmiş)tanıtımcıların haltıdır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.9.20/00.15


MÜSLÜMANIN MÜSLÜMANLIĞA AYKIRI HALİ

 İslamiyet'i, Müslümanlığı 'Allah'a inanıyorum, elhamdülillah Müslümanım, dua etmeye, dua istemeye, dilek ağaçına(ağacına) çaput bağlamaya, aşure dağıtmaya, lokma dağıtmaya, oruç tutmaya ya da Kurban kesmeye eşitlemeye çalışanlar var oysa dinin ne olduğu da, Müslümanlığın ne olduğu da dini tanımlayan Din hadisileri'nde belirtilmiş, tanımlanmış, açıklanmış durumda yani dini tanımlayan Din hadisileri'ne uyulursa dinli olunur, uyulmazsa da dinsiz olunur. Yani ortalıkta sütyen-külot gezilip de, eşi boynuzlayıp da; sigara içip de, içki içip de; vicdansızlık yapıp da, yandaşlık yapıp da; utanmaz olup da, nefse köle olup; barbarlık yapıp da, mantıksız olup da dinli olunmaz ya da inanılan şey din değildir, olsa olsa dini inançtır çünkü dinin kuralları, yasaları, özü, özeti, amaçı(amacı), içeriği dini tanımlayan Din hadisileri'nde belirtilmiştir; dinin birinci adımı mantıktır ancak dini inançta mantık olmaz, dini inanç mantık istemez, dini inanç mantık aramaz. Bu nedenle ki hükümdarlar da, Spartalılar da, Romalılar da, Naziler de dini inançlı idiler ancak dinli değildiler. Amerikalılar ve Avrupalılar da dini inançlılar ancak dinli değiller çünkü onlarda Din hadisileri'ne aykırı herşey serbest. Din; devletlerin ya da hukukların ya da kanunların izin verdikleri şeyler değil; dini tanımlayan Din hadisileri'nin istediği şeylerdir ki bunun da başında genelde 'mantık', özelde ise 'bilimsellik ve ahlak' gelir. Yani din siyasetin olduğu yerde değil dini tanımlayan Din hadisileri'nin olduğu yerdedir, ve siyasetin olmadığı yerdedir çünkü siyaset de özel sektör gibi Din hadisileri'ne aykırıdır.


Din mantıktır, ahlak mantıktır, utanmak da mantıktır; kim ki dini, ahlakı ve utanmayı mantıksızlık olarak görmekte ise dinden de, ahlaktan da, utanmaktan da, mantıktan da anlamıyor demektir. Bu nedenle ki din, ahlak, utanmak ve mantık açısından gerçek ki bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot gezmek ile, zina yapmak arasında bir fark yoktur çünkü ikisi de dine ve ahlaka aykırıdır, ve ikisi de utanmazlıktır. Ahlakdışılık, utanmazlık mantıksızlık yarattığı için ki akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez dünyaya ahlakdışı moda, ahlakdışı pılajlar, ahlakdışı medya, porno, ahlakdışı bilgisayar oyunuları, ahlakdışı reklamlar, ahlakdışı medya, ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler ile dünyaya, insanlığa utanmazlık pompalamaya, ahlakı-utanmayı yok etmeye çalışmakta. Yani ahlaksızlık bir tufan, ahlak da o tufana karşı Nuh'un gemisi gibidir.


Açık ki dini inançlar akıl-ruh sorunu olan insanların da sığınaklarından olmakta. Açık ki böylece kendilerini hem ruhsal olarak tatmin etmiş olacaklar hem de toplumda saygınlaşmış, önemlileşmiş olacaklar oysa dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilim ve ahlaktır' diye başlar, ve bilim de, ahlak da 'Önce mantık' demektir.


Hayat ve doğrular ne kadar karmaşık şeyler üzerine kurulu olurlarsa olsunlar temel çok özel şeylere de eşitlenebilirler. Örnek ki akıl-ruh sağlığının temeli mantık ve tutarlılıktır; ahlakın temeli topluma ahlakdışı giysi ile çıkmamaktır; binlerce kitap, milyonlarca söz ile anlatılan dinin özeti de dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, medenilik, tarafsızlıktır, nefssizliktir' diyen Din hadisileri'dir.


Gerçekte felsefe de, bilim de, ahlak da, din de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, utanmak da tek birşeye eşitlenebilir: Mantık.


Yani mantık olmayan insan da ahlak da, din de, özgürlük de olmaz.


Mantık ise birbaşka(bir başka) mantık ile başlar: Utanmak.


İlginç ki doğru herşeyin başı mantık olsa da, doğru herşeyin başı mantığın başının utanmak olması nedeni ile mantıktır. Felsefenin, bilimin, özgürlüğün utanmak ile ne ilgisi var, diyebilirsiniz; şöyle var: Yanlış yapmaktan da utanmak, yanlıştan utanmamaktan da utanmak, doğruya ulaşamamaktan da utanmak, gerçekleri anlayamamaktan da utanmak, insanlığa hizmet edememekten de utanmak, sorunları çözememekten de utanmak.


Yani utanmak olmayan insan felsefede de, bilimde de, teknolojide de, özgürlükte de, hayatta da yanlış ve utanç verici durumlara düşebilir ya da sapabilir. Bu nedenle çocuklar başta olmak üzere insanlar önce utanmayı, sonra da mantıklı olmayı öğrenmelidirler çünkü bu ikisi olmazsa, ve en başta olmazsa insan pusulasız kalmış gemiye benzer. Bu nedenle ki Muhammed de 'Din utanmaktır, utanmak yoksa din de olmaz' demiştir.


Atv adlı Akp yandaşı yoz Tv kanalında, Esra Erol adlı yoz yayıncının yoz yayınında şöyle bir olay olmuş: Küçük bir çocuğun babasının kim olduğu konusunda kuşku varmış. Çocuğa Dna testi yapılmış, test sonuçuna(sonucuna) göre çocuğun babası kadının eşi değil komşusu çıkmış. Sonuçu duyan kadın 'Ben biliyordum zaten. Şükür elhamdülillah diyorum' demiş.


Kadın 'Şükür elhamdülillah' dediğine göre toplumda Müslüman diye bilinen, ve kendini Müslüman sanan biri ancak açık ki mantığı yeterli olmadığı için, zinanın İslam'a, dine aykırı olduğunu o yaşına kadar öğrenememiş. Yani kadın zina yapıyor ve sevindiği yetmemiş gibi bir de utanmadan 'Şükür elhamdülillah!' diyor, Allah'a şükür ediyor, Allah'ı anıyor.


Bu insanı kim evlendirmiş, neden evlendirmiş, nasıl evlendirmiş? Bu insana 'Müslüman, dinli' diye kim demiş, neden demiş, nasıl demiş?


Açık ki dünyada böyle kişi milyonlarca var. Örnek ki boyunlarında Haç kolye olan bikinili, mayolu Hıristiyanlar(Hıristiyanlar), boyunlarında Haç kolye olan fahişeler.


Bu durumun birinci nedeni açık ki ahlaka aykırı şeyleri serbest bırakan siyasetçilerdir. İkinci nedeni topluma sürekli akıldışılık-ahlakdışılık pompalayan akıldışı-ahlakdışı modadır; üçüncü nedeni ahlakdışı pılajlar(plajlar) içeren turizım(turizm) türüdür; dördüncü nedeni akıldışı-ahlakdışı ünlülerdir; beşinci nedeni akıldışı-ahlakdışı ünlüleri baştaçı eden akıldışı-ahlakdışı medya türüdür. Bu beşli gerçekte yalnızca ahlakdışılığın değil, suçların da temel nedenlerindendir çünkü ahlak yok olursa mantık da yok olur çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun en üst nitel soyut aşamasıdır yani ahlaka saldırı gerçekte mantığa, beyine ve ruha saldırıdır.


Bu insana ve benzerlerine kim 'Zina İslam'a aykırı değildir, dine aykırı değildir, Allah zina yapanları sever' demiş acaba? Diyanet demiş olamaz, okullardaki din dersi de demiş olamaz. Ancak siyasetçilerin hem dinlilik taslayıp hem de zina başta olmak üzere eşcinsellik, eşcinsel evlilik, toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giyimle bulunmak, sütyen-külot pılaj serbestliği, porno gibi şeylere serbestlikler vermeleri mi böyle bir yanlış düşünceye neden olmakta? Yani akıl alacak şey değil: Kadın zina yapıyor, zinadan çocuk doğuruyor, ve 'Şükür Allah'a!' diyor. Açık ki bu durum yalnızca dine değil, akıl-ruh sağlığına da aykırı bir durum.


Önerim ki evlenmek isteyenlerden mantık testi, ve ahlak testi de istensin. Ve yine önerim ki Diyanet dine aykırı şeyleri yapanların Müslüman olamayacaklarını, ve dini tanımlayan dşn hadisileri'ni sürekli olarak açıklasın, duyursun, öğretsin yoksa Hıristiyan yani 'inançlı' olduğunu söyleyen Abd'de yalnızca zina, eşcinsel evlilik, porno, çıplaklık, esrar değil ensestlik de serbest. Gerçek ki Türkiye'nin de, insanlığın da yolu Batıya ruh, kişilik, hayat olarak uzak ve karşıt olmaktan geçer. Bu nedenle ki zaten yalnızca Muhammed değil, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.


Atv'nin, ve Esra Erol'un yapacağı yayında bu kadar oluyor işte. Sonra da çıkar ekrana Nihat Hatipoğlu'nu, kendini Müslüman san, Müslüman göster. Bu arada; Esra Erol da pılajlarda bikini ile dolaşıyor. Sonra da bu kanala Nihat Hatipoğlu çıkarılıp millete din, iman dersleri verdiriliyor. Nihat Hatipoğlu'na daha önce de dedimdi: Sen önce Atv'ye din, iman öğret.


Gerçek ki Müslümanlara, Müslümanlığa ve İslamiyet'e en büyük kötülüğü Işid gibi terör örgütülerinden(örgütlerinden), ahlaka aykırı Müslümanlara; İslamiyet'i siyasete alet eden siyasetçilerden, İslamiyet'e aykırı olmalarına karşın İslamiyetçilik taslayan medyanın olduğu geniş bir yelpaze içindeki sözde Müslümanların, dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı sözde Müslümanların kendileri yapmakta.


Böyle bir Tv kanalı, ve böyle bir yayıncı ekrana din açısından mantıklı ve tutarlı insanları çıkaracak değil ya?


Yani insan en azından televizyonda 'Bu çocuk kimden, şu çocuk kimden?' türü yayınlar yapmaya, yaptırmaya utanır, eğer dinli ise, mantıklı ise, insani ise.


Evet, Muhammed boşuna demedi 'Din utanmaktır, utanmak yoksa din de olmaz' diye. Bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot dolaşmanın, televizyon ekranında cahilcuhul(cahil cuhul) insanları 'Çocuk kimden?' diye tartıştırmanın nesi utanmak?


Tümüne de, böylelerine de Allah'larından lanetler olsun.


Ey Diyanet, sen de önünegelene(önüne gelene) 'Müslüman' deme; ey evlilik kurumu, sen de önünegeleni evlendirme; ey siyaset, sen de hem ahlaka, dine aykırı kararlar verip hem de kendini dinli gösterme.


Önerim ki dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı hiçkimse 'Ben Müslümanım' ya da 'Ben dinliyim' demesin çünkü gerçekten de değil.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.9.20/04.57



26 Eylül 2020 Cumartesi

NESLİHAN TAY TÜRBANLI TESETTÜRLÜ OLSAYDI

 Savım ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez dünyaya akıldışılık ve ahlakdışılık egemenleştirmeye çalışmakta; bu amaçına Türkiye'de ek olarak bir de Akp karşıtlığını eklemiş durumda ki bu da şaşılacak birşey değil çünkü açık ki bu merkez Akp'yi ahlak olarak algılamakta. Bu merkezin birgün de açık ki 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşı da cephe alacağı açıktır.


Bu güç; amaçına ulaşmak için ülkelerde akıldışı-ahlakdışı modayı, akıldışı-ahlakdışı turizımı(turizmi), akıldışı-ahlakdışı medyayı, akıldışı-ahlakdışı mekanları, akıldışı-ahlakdışı ünlüleri, akıldışı-ahlakdışı Tv yarışmasılarını(yarışmalarını) kullanmaya çalışmakta, ve ülkelerdeki akıldışı, ahlakdışı ünlüleri öne çıkarmaya, akıldışı-ahlakdışı kimselerden ünlüler yaratmaya, ve akıldışı-ahlakdışı giyinenleri baştaçı etmeye ve baştaçı ettirmeye çalışmaktadır.


Bu nedenle ki ülkemizde; türbanlı, tesettürlü yetişkin bayan dişisileri şiddete uğradığında da, öldürüldüğünde de gösteri yapılmamakta ancak açıksaçık, daracık giyimi seven yetişkin insan dişisileri şiddete uğradıklarında da, öldürüldüklerinde de hemen, üstelik de ülke çapında gösteriler yapılmakta. Açık ki bu durum rastlantı değil. Yani ilk koşul büyük olasılıkla hiçdeğilse başın açıklığı.


Neslihan Tay isimli bir bayan kanserden öldü. Pırof(Prof) Nevzat Tarhan onun hakkında birşey söyledi, hemen tepkiye uğradı çünkü kendi dini inançına göre de olsa 'manevi değerler'den söz etti oysa o akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin merkez 'manevi değer'ler istemiyor yani Nevzat Tarhan'ın tepki görmesinin asıl nedeni bu.


Medyadaki fotoğraflarından görülmekte ki bu bayan ahlaka ya da dine aykırı moda giyinmekten hoşlanan biri imiş yani mini şort, mini etek, göğüs dekolte falan; 'ahlaka ya da dine' diyorum çünkü ahlak da, din de aynı dünya içinde çünkü savım ki ahlak zekanın, akılın, mantığın en üst aşamasıdır, dini tanımlayan Din hadisileri'ne göre de din 'Bilim' demektir, bilim de zekanın, akılın, mantığın nicel olarak en üst aşamasıdır yani ahlak zakanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun nicel olarak en üst aşamasıdır, ahlak da nitel olarak en üst aşamasıdır.


Neslihan Tay'ın hayatını anlatan filım(film) de çekilecekmiş. Bu filımda Neslihan Tay rolünü oynamak önerisini geriçeviren(geri çeviren) oyuncu Neslihan Atagül 'Vay nasıl oynamazsın!' linçine(lincine) uğramış olmalı ki eşi 'Eşimle reklam yapıldı. Bunun sebebini de gerekçeleriyle yapımcısına bildirdi ama yapımcısı, o kabul etmediği halde reklam malzemesi olarak kullandı.' diye isyan etmiş.


Sormak gerekiyor: Eğer; Neslihan Tay türbanlı, tesettürlü olsa idi, bu ilgiyi görür müydü?


Akp iktidarını ahlaka aykırılık ile yıkmaya çalışanlara da; demokrasiyi ve laikliği ahlaka aykırılık serbestliği sananlara da derim ki:

1- Yalnızca Muhammed değil, Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' dedi.

2- Ahlakı dışlamak insanlığın ve evrenin en üst nitel aşamasını dışlamaktır.,

3- Demokrasi de, laiklik de, özgürlük de 'Bilim ve ahlak' demektir; bilime ve ahlaka aykırı olmak demokrasiye, laikliğe ve özgürlüğe de aykırı olmaktır.

4- Bu nedenle; insanca bir dünya kurmak isteyenler de, Akp'yi iktidardan indirmek isteyenler de Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği 'Bilim ve ahlak'a sarılmalılar; 'Bilim ve ahlak'a aykırılığa değil. 

5- Amaç doğru da olsa araç yanlışsa amaç da yanlışa dönüşür.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.9.20/05.55


KADINA ŞİDDETE HAYIR DİYENLER AHLAKA AYKIRILIĞA HAYIR DA NEDEN DEMİYORLAR?

 Açık ki akıldışı, ahlakdışı, derin ve küresel bir güç genelde dünyaya, özelde ise Türkiye'ye akıldışılık ve ahlakdışılık yaymaya çalışmakta, ve bu durum yalnızca 'çalışmak' biçiminde değil 'egemenleştirmek' biçiminde de. Bu nedenle de akıldışı-ahlakdışı moda, astroloji, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı reklamlar, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunuları(oyunları), akıldışı-ahlakdışı medya, turizım(turizm), sinema, müzik gibi araçlar kullanılmakta; bu araçları da yetişkin insan dişisi ile kullanmakta yani bu araçlardan daha üstün araçı yetişkin insan dişisi yani bu güç(güc) yetişkin insan dişisi kitlesini amaç değil araç yapmakta.


Bu güç moda, demokrasi, laiklik, özgürlük, kadın hakları, turizım(turizm), medya gibi adlar altında yetişkin insan dişisini soyabildikçe soymaya, çıplaklaştırabildiği kadar çıplaklaştırmaya çalışmakta yani giyimde ahlaka aykırılığı demokrasi, laiklik, özgürlük diye yutturmaya çalışmaktadır ancak açık ki amaçı demokrasi, laiklik, özgürlük değil akıldışılığı ve ahlakdışılığı dünyaya ve insanlığa egemenleştirmektir çünkü bu güç görmüştür ki yetişkin insan dişisi ne nedenli aile yapısından uzaklaşırsa, ve ne denli ahlaka aykırılaşırsa ekonomiler o denli çok büyümekte, kapitalistler o denli çok para kazanmaktadır, örnek ki porno sektöründe, turizım sektöründe, cinsel medyada ve moda sektöründe dönen para.


Bu nedenle ki Türkiye'de son zamanda görülmekte olan şey yetişkin insan dişisi ile ilgili söylemler ve gösterilerdir; 'Kadına şiddete hayır, kadın cinayetlerine hayır, İstanbul sözleşmesi uygulansın' gibi. Sanılmasın ki bunlar rastlantıdır ya da iyiniyetlidir; yetişkin insan dişisi yararınadır. Açık ki amaç yetişkin insan dişisi yararına değildir çünkü bu güç ne demokrasi, ne laiklik, ne Atatürkçülük, ne bilimsellik, ne ahlak savunusu içinde; dikkat edilirse bu güç 'Kadına şiddete hayır, kadın cinayetilerine(cinayetlerine) hayır, İstanbul sözleşmesi' derken hiç demokrasi, laiklik, Atatürkçülük, bilimsellik, ahlak savunusu yapmamakta.


Bu güçün ilginç bir özelliği de dünyaya ve Türkiye'ye akıldışılık ve ahlakdışılık yaymak amaçı yanına Türkiye için bir de 'Akp'yi yıkmak' amaçı da eklemiş olmasıdır yani dünyaya akıldışılık-ahlakdışılık yaymak amaçı yanında bir de Akp iktidarını yetişkin insan dişisi ile yıkmak amaçı taşımakta görünmekte, bu nedenle ki Akp dünyası da karışmış durumda, örnek ki İstanbul sözleşmesi konusunda Akp dünyası içinde bölünmeler, ve Akp dünyasının bile Abdurrahman Dilipak ile çatışmaya düşmesi.


Bu güçün anlamadığı konu şu: Demokrasi, laiklik, ilerilik ne yetişkin insan dişisi ile olur, ne de akıldışılık ve ahlakdışılık ile; demokrasi, laiklik ve ilerilik Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile olur. Peki bu güç neden hiç 'Bilim ve ahlak' demiyor; eğer demokrasi, laiklik, özgürlük, insanca bir dünya istiyorsa? Demiyor çünkü gerçekte amaçı(amacı) bunlar değil; akıldışı, ahlakdışı bir dünya. Bu güçün baştaçı ettiği Batılı ünlülere bakın; bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot dolaşanlar, ahlakın a'sı bile ilgisi olmayanlar, utanmanın u'su ile bile ilgisi olmayanlar, insanlıkdışı biçimde yaşayanlar, hertürlü ahlaka aykırılık içinde olanlar; yani alim, alime, bilge insanlar değiller.


Ahlak geleneksel anlam olarak tabu, baskı, akıldışılık, bilimdışılık, barbarlık gibi özellikler içerse de felsefedeki, bilimdeki anlamı olarak ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, akıl-ruh sağlığının, demokrasinin, laikliğin, insan olmanın, insanlığın, evrimin, evrenin soyut özellikli en üst nitel aşamasıdır ki bu da evrende ahlaktan üstün bir aşama yok demektir. Yani; Muhammed'in de, Atatürk'ün de 'Önce bilim ve ahlak' demesi boşuna değildir.


Peki bu akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin güç neden yetişkin insan dişisini araç olarak kullanmakta? Türkiye'yi yıkmak ya da bölmek için gençlik yani sağ-sol, etnikçilik, Atatürk düşmanlığı, terör, ekonomik saldırı gibi şeyler kullanıldı ancak görüldü ki bunlar başarılı olmadı; sonra bu güç akıldışı-ahlakdışı modanın dünyaya yayılması, ve bu modanın da özellikle yetişkin insan dişisi kitlesi üzerindeki etkisini, güçünü(gücünü), egemenliğini görünce anladı ki yetişkin insan dişisi kitlesi zaaf ve nefs kitlesi yani kolay yönlendirilebilir bir kitle ve toplumlarda oldukça da etkin bir kitle çünkü yetişkin insan dişisi demek yalnızca evlilik değil çocuk demek de yani gelecek nesil demek de yani yetişkin insan dişisi kitlesi akıldışılığa ve ahlakdışılığa yönlendirilirse yetişkin insan erkeği kitlesi ve gelecek nesiller de yönlendirilir. Bu güç açık ki yetişkin insan dişisi kitlesini insanlığa karşı kullanabilmek için epey bilimsel araştırmalar ve epey bilimsel deneyler yapmıştır, örnek ki 20 yıl kadar önce yetişkin insan dişisi kitlesi üzerinde yapılan bir araştırma ile 'Yetişkin insan dişisinin zekası alışveriş sırasında %60-70 düşüyor' savı ileri sürülmüştü; bakın ki televizyondaki reklamlardan, modaya kadar herşey yetişkin insan dişisine yönelmiş durumda, bir de kadıncı sivil toplum örgütüleri(örgütleri).


Bu amaçla bu güç ülkelerdeki akıldışı, ahlakdışı ünlüleri toplumların egemeni, lideri, önderi yapmak da istemekte. Magazin haberilerine(haberlerine) bakın; hep bu tür kişilerin öne çıkarıldığını, baştaçı edildiğini, övüldüğünü, onurlandırıldığını göreceksiniz.


Ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, insan olmanın, demokrasinin, laikliğin en üst zirvesi olduğu için toplumlarda ahlakın egemenleşmesi toplumlarda şiddeti de önler. Yani 'Kadına şiddete hayır, kadın cinayetlerine hayır' diyenlerin amaçları eğer gerçekten kadına şiddeti önlemekse ahlakı savunmalılar.


'Kadına şiddete hayır, kadın cinayetlerine hayır' kitlesinin mantıksızlığı ve tutarsızlığı yalnızca 'Ahlakı dışlamak' konusunda değil, 'Yalnızca yetişkin insan dişisi'ne karşı değil tüm toplumda yani herkese karşı şiddete karşı olmamasında çünkü eğer toplumda şiddet olmazsa zaten yetişkin insan dişisine de şiddet olmaz; yani neden yalnızca 'Yetişkin insan dişisine karşı şiddet'? Açık ki yetişkin insan dişisi akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, insanlıkdışı amaçlar için kullanılmaya çalışılmaktadır.


Evet; 'Kadına şiddete hayır, kadın cinayetilerine hayır' diyenler acaba neden hiç 'Zinaya, genelevlere, sıtriptiz(striptiz) kulübülerine, barlara, pavyonlara, gece kulübülerine, astrolojiye, akıldışı-ahlakdışı modaya, akıldışı-ahlakdışı pılajlara(plajlara), akıldışı-ahlakdışı medyaya, pornoya, eşcinselliğe, sex shoplara, akıldışı-ahlakdışı ünlülere, akıldışı-ahlakdışı sanata hayır' da demiyorlar?


Ahlaksız özgürlük; özgürlük değildir. Ahlaksız demokrasi; demokrasi değildir. Ahlaksız laiklik; laiklik değildir. Ahlaksız hukuk; hukuk değildir. Bunun için ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.


Açık ki ahlaksız Batı mutlaka kepazeleşecektir, insanlıkdışılacaktır, akıldışılaşacaktır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.9.20/05.50


İRAN'DAN ABD YAPTIRIMI KONUSUNDA ABUKSUBUK KONUŞMA SAVIM

 Abd İran'da rejim karşıtı bir gösteride bir kamu görevlisini öldüren İranlı bir milli güreşçinin idam edilmesine tepki olarak İran'a yaptırım uygulamaya karar vermiş.


İran anayasa koruma konseyi sözcüsü Abbas Ali Kadkhodaei de Abd'ye 'Biz de ABD’de öldürülen ve işkence gören siyahiler için ABD yargısına yaptırım kararı alalım mı?' diye bence tuhaf bir karşılık vermiş.


Ne yani; Abd'deki yanlışlar İran'a da yanlışlar yapmak hakkı mı veriyor?


Sen de Abd'de yanlışlar görüyorsan, o yanlışlara da, Abd'ye tepki göster ancak 'Ben sendeki yanlışları görmezden geliyorum, sen de bendeki yanlışları görmezden gel' deme. Sen de onda yanlışlar görüyorsan söyle. 'Haksızlıklar karşısında susmak dilsiz Şeytan olmaktır' demedi mi Muhammed?


Hem sen Abd'ye ne yaptırım uygulayabilirsinki(uygulayabilirsin ki)? İran hurması mı vermeyeceksin, İran ayak masajı terliği mi vermeyeceksin?



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.9.20/05.47


ALLAH SİZDEN RAZI OLMASIN (ŞİİR)

 Kendilerine yiyecek, içecek, giyecek birşey ya da para verildiğinde

Ya da bir yardım yapıldığında

Ya da bir çıkar sağlandığında

Hemen 'Allah razı olsun' diyorlar,

Eğer 'Din bilimdir, ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, adilliktir, medeniliktir

Güvenilirliktir, tarafsızlıktır, nefssizliktir, inzivadır' diyen Din hadisileri'ne aykırı iseniz

Ya da bilimdışılık, ahlakdışılık, vicdansızlık, merhametsizlik, barbarlık, yandaşlık

Nefs köleliği içinde yaşıyorsanız 

Ya da insanlara sırf sizinle aynı siyasi partiye oy vermiyorlar diye kötülük ediyorsanız

Ya da siyaseti dinden üstün tutuyorsanız

Ya da siyasete dini alet ediyorsunuz

Ya da öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmüş

Sultanları baştaçı ediyorsanız

Ya da bu vatanı ve milleti faşist ve işgalci Avrupa ülkelerinden kurtarmış

Atatürk'e düşman iseniz

Ya da ahlaksız Abd ya da ahlaksız Ab yandaşı iseniz

Ya da toplumsal alanlarda ahlakdışı giyimlerle bulunuyorsanız

Ya da pılaj(plaj), havuz diye insanların içinde ahlakdışı durumla bulunuyorsanız

Allah sizden razı olmasın

Allah sizden asla razı olmasın,

'Köpeğin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı' demeyin

'Allah eğer haklı iseler zalimlerin bile beddualarını kabul eder' hadisini dinleyin.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.9.20/01.01



NOBEL MADALYASI'NIN ARKA YÜZÜNDE NE RESİMİ VAR

 Herşeyin bugün kadar yarınını da, öncesi kadar sonrasını da, önü kadar arkasını da merak etmek, bilmek, öğrenmek gerekir. Örnek ki yenilen güzel bir biftek üç-beş saat sonrasının dışkısıdır.


Açık ki bu dünyada insanlar pekçok şey yanında şu iki şeyi de bilmiyorlar:

1- Ne yediklerini. Çünkü dışkılayacakları şeyleri yemekteler. Yani hazla yedikleri şeyler gerçekte hazla bakamayacakları şeyler.

2- Ne aldıklarını çünkü mantıktan ve ahlaktan uzaklık var yani 'Varlık gelsin de nereden gelirse gelsin'.


Savım ki dünyada akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı, akıldışı, derin ve küresel bifr merkez var; ve genelde dünyaya, insanlığa, özelde ise ülkelere, toplumlara, insanlara moda, astroloji, ünlü, medya gibi şeylerle genelde akıldışılık ve ahlakdışılık, özelde ise cinsel ahlaksızlık ve çıplaklık pompalamaya çalışmakta; çıplaklığı ve eşcinselliği medenilik, özgürlük, demokrasi olarak yutturmaya çalışmakta. Kendini çağdaş, medeni, uygar, ileri, aydın sanan birileri de bunların ölçütü olarak genelde yetişkin insan dişisini, özelde ise çıplaklığı görmekte; bu nedenle ki akıldışı-ahlakdışı medya bile en çok soyunan ünlüyü en cesur olarak tanıtmakta.


Nobel ödülleri var.


Bir de Nobel madalyası var.


'Nobel alacağım' diye çırpınanlar var.


'Nobel aldık' diye sevinen ülkeler, toplumlar var.


'Nobel aldım' diye sevinen Müslümanlar, 'Nobel aldık' diye sevinen Müslüman ülkeleri var.


İyi de hep ön yüzü gösterilen bu Nobel madalyası'nın arkasında ne resimi(resmi) var?


Ben baktım.


Bir Nobel madalyası'nın arkasında memeleri çıplak iki Romalı bayan var. Bir Nobel madalyası'nın arkasında memeleri çıplak olmayan Romalı bir bayana sarılmış memeleri çıplak Romalı bir bayan var yani bayan eşcinselliğisi bir durum.  Bir Nobel madalyası'nın arkasında ise bedenlerinin önleri birbirlerine dönük olarak birbirlerini omuzlarından tutmuş çırılçıplak, cinsel organları sallanan üç Romalı bay var yani bay eşcinselliğisi bir durum. Bir Nobel madalyası'nda giyinik bir Romalı bayan ve çırılıçıplak bir Romalı bay var.


'Koskoca' Avrupa çağdaşlığı, medeniliği, uygarlığı, ileriliği, üstünlüğü, zaferi Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'ta aramak yerine içi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu insan dişisinde, ve onun da çıplaklığında yani ilkelliğinde aramakta. Açık ki özelde Avrupa'da, genelde Batıda zeka var ancak akıl yok çünkü akıla ahlak da dahildir. Bu nedenle ki Ali 'Edeb akılın(aklın) suretidir' demiştir yani adam yaşamış 1400 yıl önce ve böyle akıllı bir söz etmiş, 21. yüzyıldaki Avrupa'nın, Batının durumuna bakın; zaten Batıyı yıkacak şey ahlakının olmaması olacak tıpkı Sodom, Gomora, Pompei gibi çünkü ahlakı dışlamış bir beyin gerçekte akılın yarısını da dışlamış demektir.


Soyun soyun da nereye kadar; ondan sonrasına artık dört ayak üzerinde yürümek kalır.


Akıl yaşta değil başta da; akıl bayan bedeninde de, cinsel organda da değil.


Belli ki günümüz Avrupası Romalı ve Zeus kültürü karışımı birşey; Nobel madalyası'nın arkası bunu göstermekte çünkü.


Avrupa'nın, Batının zekasını al ancak akılını alma çünkü akıl sandıkları şey içgüdülerin toplamı.


Utanmıyorsan değil, utanman varsa medenisin.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.9.20/00.59


EBA GELİŞTİRİLMELİ

 İlkellik de, barbarlık da merak ettiği herşeye dokunmak, eline almak ister çünkü uzaktan birşey anlayamaz; medeni insan ise herşeyi uzaktan anlamaya çalışır çünkü herşeyi ellemenin olanaksız olduğunu bilir, ve bu yönde kendine yöntem geliştirir.


Öğretim-eğitim artık uzaktan olmak zorunda çünkü hem görülmekte ki koronaya aşı da, ilaç da pek çözüm olmayacak, hem de insanlık içinde bulunduğu cehalet, nefs ve barbarlık hali ile yeni yeni hastalık salgınılarına(salgınlarına) neden olabilecek ya da insanların evlerinden dışarı çıkmalarını engelleyecek pekçok şey olabilecek.


Bu nedenle ki çözüm okulları açmak için çareler aramak yerine uzaktan öğretim-eğitimi ilerletecek, daha da geliştirecek yollar, yöntemler, teknolojiler üretmektir, geliştirmektir.


Artık uzaktan öğretim-eğitim terk edilemez; öğretim-eğitim okul yani yüzyüze öğretim-eğitim sistemi(düzeni, yapısı) üzerine kurulamaz çünkü korona salgını var olan yüzyüze öğretim-eğitimin mutlak olmadığını, bu öğretim-eğitim türünün sonu olabileceğini gösterdi; korona salgını alışılan dünya düzeninin terk edilme zorunluluğu olasılığını gösterdi yani bugün korona varsa yarın başka bir salgın olmayacağının da, korona salgının sona erse de başka bir hastalık salgınının gelmeyeceğinin güvencesi yok artık yani olasılıklar 'olmamayı' değil 'olabilirliği' gösterir yani açık ki tavla zarı gibi altı yüzlü hayat zarının bir yüzü de hep 'yeni tür salgın hastalık' yüzü olacaktır.


Bu nedenle; hayatın uzaklığına çocuklar da dahil olmak zorunda, çocuklar da hayatın uzaklığına uyum sağlamak zorunda ki hayat da, madde de, var oluş da hernekadar içiçe görünse de gerçekte uzaklık, ve uzaklığın da mutlaklığı üzerine kuruludur yani gerçekte yakınlık olanaksızdır yani gerçekte yakınlık uzaklığın bir biçimidir, örnek ki görmeyi sağlayan düzen gözün önünün arkasında gözün önüne göre çok karmaşık ve ters bir duruma sahiptir; örnek ki bilgisayar monitöründeki, herkesin anladığı bir harf için bilgisayarın içinde herkesin anlamayacağı bir biçim ve süreç vardır.


Bu nedenle Eba geliştirilmelidir. Bunun için örnek ki:

1- Eba çocukların girebileceği bir kolaylıkta olmalı çünkü her öğrenci çocuğun yanında yani evinde ona yardımcı olacak bir yetişkin olmayabilir çünkü işte olabilirler. Bu nedenle örnek ki Eba şifresilerini büyükler Wordpad'e yazmalılar, çocuklar da kopyala-yapıştır ile onları Eba'ya uygulamayı öğrenmeliler. Ve daha başka yöntemler, yollar üretilebilir. Zoom için de aynı şey yapılmalıdır ancak Zoom'a girmek Eba'ya girmeye göre biraz karışık. Bu nedenle ki hükümet Eba'yı daha geliştirmeye yönelmelidir.

2- Eba'da öğretmenler öğrencilere sorular sormalı ancak yanıtları öğrenciler örnek ki 20-30 Cm'lik ya da 30-45 Cm'lik yazı tahtasılarına(tahtalarına) yazı tahtası kalemleri ile yazıp kameradan öğretmene göstermeliler çünkü yanıtları tek tek her öğrenciden almak uzun zaman almaz.

3- Anneleri ve babaları işe giden öğrenci çocuklar nedeni ile Eba'da şu yöntem uygulanabilir: Eba zaten Tvden(Tv'den) de yayınlanmakta. Hafta içi günlerde öğrenciler Eba'yı televizyondan izlerler; hafta sonu günlerde de annelerinin ya da babalarının yardımı ile internetten Eba'ya girerler, böylece Zoom'a da girebilirler; hafta sonu günlerinde de hafta içinde Eba Tvde yapılan dersler yinelenir ya da sınavlanır.


Okullardan vazgeçilmeli ancak uzaktan öğretim-eğitimden vazgeçilmemeli.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.9.20/00.56

EBA'NIN TOPLUMSAL YARARI SAVIM

 5-6 yıl önce kadar internette 'Öğretmensiz eğitime geçilmeli' diye yazımı yayınlamıştım; nedeni ahlaki idi ancak şimdi bu zorunluluk korona yani hastalık nedeni ile oldu.


Binlerce yıldır felsefenin, bilimin, dini inançların, peygamberlerin, düşünürlerin, alimlerin, alimelerin, bilgelerin doğru yola götüremediği cehalet, nefs köleliği ve barbarlık içindeki insanlığı ne acı ki sonunda 'korona' adlı bir hastalık götürmeye başarmakta.


Yani insanlık artık felsefel, bilimsel, ahlakçı, nefssiz boyuta, ve dünyayı, hayatı uzaktan yaşamaya yani doğruya geçmek zorunda çünkü hayran olunan dünya gerçekte içi lav, kor, ateş olan; hayran olunan insan bedenleri de gerçekte içi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu birşey; yani böyle bir dünyayı, hayatı içiçe değil uzaktan yaşamak daha mantıklı ve daha insani.


Eba adlı uzaktan öğretim-eğitim bu açıdan çok yararlı.


Eba gerçekte yalnızca devlete yani öğretim-eğitime değil yani öğrencilere değil ailelere de yararlı çünkü evlerde öğrenciler Eba'dan ders görürlerken evlerdeki anneler, babalar da dersleri dinlemekte ve birşeyler öğrenmekteler; böylece televizyondaki saçmasapan, abuksubuk dizileri, magazin yayınılarını, yemek yayınılarını, yarışmaları da izlemekten uzun bir süre uzak kalmaktalar.


Yani kuramsal olarak Eba yalnızca öğrencileri değil toplumu da eğitmekte, bilinçlendirmekte.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.9.20/09.54


EMEKLİLİK YAŞI 50 OLSUN SAVIM

 Gerçek ki genelde bir ülke, özelde ise ekonomi ne kadar geri, ilkel, bilimdışı, teknolojidışı, akıldışı, ahlakdışı, vicdandışı ise insan emeğine o kadar çok gereksinim duyar ki bu durumun zirve hali kölelik sistemi idi. Yani bilimsel, ahlakçı, medeni, akılcı, insanca sistemde insanlar çok değil az çalışırlar; emeklerini kapitalistleri zengin etmeye değil, insanlık için doğru insan olmaya yönlendirirler; bu nedenle ki bu durumu önleyen siyaset ve özel sektör gericiliktir, insanlıkdışılıktır, geleceğin insanlık tarihinden kaldırılmalıdır artık.


Kapitalistlerin yani özel sektörün, ve kapitalist yardımcısılığı(yardımcılığı) dünyası siyasetin anlayamadığı şeylerden biri de şu: İnsanlar genelde çalışmak, özelde de kapitalistler için, kapitalistleri zengin etmek, kapitalistleri keyif içinde yaşatmak için dünyaya gelmezler, doğmazlar; aileleri ve dostları ile birlikte mutluluk içinde yaşamak, kültürlü olmak, vatanlarını ve dünyayı görmek; kendilerini alim, alime, bilge insanlar olarak yetiştirmek için gelirler.


Yani insanlığın çıkarı ile özel sektörün ve siyasetin çıkarları zıtlık içindedir.


Korona salgını yalnızca bir hastalık değil; insanlığın cehaletine, ahlakdışılığına ve insanlıkdışılığına gerçeklerin ve doğruların tepkisidir de yani insanlığın bilime ve ahlaka sırtdönmüşlüğüne, nefse köleliğine. Bu nedenle ki korona binlerce yıldır bilimin ve peygamberlerin yapmak isteyip de yapamadıklarını yapacaktır, ve zorla da olsa dünyaya ve insanlığa bilime ve ahlaka uygun bir düzen getirtecektir. Bu nedenle de korona salgınının ilk hedefi mantıksızlığa ve ahlakdışılığa batmış siyaset, ve mantıksızlığa ve ahlakdışılığa özel sektördür.


Artık, dünyanın korona ile, bilime ve ahlaka uygun düzenlenmesinin zamanı gelmiştir ki akıl-ruh sağlığı da bilime ve ahlaka uygunluktan geçer. Bu açıdan korona salgınına; insanlığın mantıksızlık, nefs ve barbarlık içindeki deliliğine doğanın isyanıdır da denilebilir.


Açık ki insanlık bilimsel ve ahlakçı oluncaya kadar dünya yeni yeni hastalık salgınılarının saldırısına uğrayacaktır.


Bu nedenle emeklilik yaşının düşürülmesi yalnızca ücretlilerin, maaşlıların değil ülkelerin ve insanlığın da yararınadır.


Bu nedenle önerim ki emeklilik yaşı düşürülmelidir. Emeklilik yaşı kapitalistlerin çıkarlarına göre değil bilimin, ahlakın, insanlığın amaçlarına göre düzenlenmelidir.


Korona salgını, ve daha sonra, ileride gelecek salgınlar nedeni ile insanlık artık ev hayatına alışmak zorundadır ki ev demek eğer felsefe, bilim, ahlak, vicdan, kitap, kültür içeriyorsa hem küçük bir üniversite demektir, hem de evrenin özeti demektir yani cehalet, nefs ve barbarlık içindeki sokaklar insanlığın düşmanıdır, felsefe-bilim-ahlak-erdem-kitap-kültür dolu evler ise insanlığın dostudur, bu nedenle ki insanları evlerinden ayıran, uzaklaştıran, koparan özel sektör de, özel sektör yararına bir dünya kuran siyaset de insanlığın ve akıl-ruh sağlığının düşmanıdır.


Emeklilik yaşı 50'ye düşürülmeli; insanlar evlerinde kalmalılar; okula giden çocukları olan aileler de çocuklarının eğitimleri ile ilgilenmeliler ve uzaktan öğretim-eğitime yardımcı olmalıdırlar. Böylece hem insanlığın amaçı(amacı) gerçekleşmiş olur, hem salgına karşı savaş daha başarılı olur, hem de uzaktan öğretim-eğitim toplumda yerleşmiş ve güçlenmiş olur.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.9.20/09.09



GERÇEK Kİ (ŞİİR)

 Aşk diye sarılıyorlar içleri bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç

Mide bulandırıcı şeyler dolu bedenlere

Mutluluk diye yanılıyorlar içleri bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç

Mide bulandırıcı şeyler dolu bedenlerle

Başarı diye hopluyorlar içleri bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç

Mide bulandırıcı şeylerle dolu bedenleri ile

Vatan diye baştaçı ediyorlar içi lav, kor, ateş dolu dünyayı

Gerçek ki hayat gerçekleri ve doğruları bilmeyince güzel

Hiçdeğilse zeki olduklarını söylemeselerdi,

Demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü bilime ve ahlaka aykırılık sanıyorlar

Oysa bilimsiz ve ahlaksız var oluşlar insanlığa da

Akıl-ruh sağlığına da, gerçeklere de, doğrulara da aykırı

Moda, makyaj, takı, dövme, araba, ev, sıpor(spor), cinsellik

Doğa sevgisi, hayvan sevgisi, bilgisayar oyunu, gezmek, eğlence, sanat, ünlü 

Yemek, içmek, mal, para gibi şeylerle 

Yani hazza yani bedene ve dünyaya 

Yani cehalete ve nefse kölelikle kendilerine anlam katmaya çalışıyorlar

Anlamsız hayatlar

Gerçek ki hayat gerçeklere ve doğrulara sırtçevirince güzel

Hiç değilse akıllı olduklarını söylemeselerdi,

Doğru, iyi, güzel, insancaya var oluş, dünya ve hayat için

'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 

Önce bilim ve ahlak zorunlu

Gerçek özgürlük de, gerçek cesaret de, gerçek medenilik de

Gerçek demokrasi de, gerçek laiklik de, gerçek sevgi de önce bilim ve ahlak ister

Hiç değilse bilime ve ahlaka aykırı olmaya özgürlük demeselerdi

Ve kendilerini ülkelerinin ve insanlığın önderi, lideri görmeselerdi

Ve kendilerini Atatürkçü de, dinli de, demokrasici de, laik de bilmeselerdi.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.9.20/17.43


23 Eylül 2020 Çarşamba

DİNLİ İNSAN OLMAK (ŞİİR)

 Aldanma dünyaya mantıklı isen

Dünya ne kadar güzel görünse de içi lav, kor

Aldanma fotoğraflara mantıklı isen

Ne kadar güzel görünürsen görün, için bağırsak bok,

Nedir insanlık tarihinde bunca ilah

Bir ilahtan emir almadan yapamıyorlar mı insanlar

Nedir insanlık tarihinde türlü türlü ilahlara tapmalar

Bir ilaha tapmadan insanca olamıyor mu insanlar,

Kimi Zeus dedi, kimi Ra

Hani nerede şimdi Zeus, Ra

Demek ki onlar döndürmüyormuş dünyayı

Demek ki onlar var etmiyormuş yağmurları, depremleri, doğayı, insanları

Demek ki ilahlar yok olunca yok olmuyormuş dünya

Demek ki insanlar istemeyince var olmuyormuş ilahlar,

Gerçek ki doğru ve iyi insan olmak için 

İlahlara gerek yokmuş

Gerçek ki doğru yolu bulmak için ilk, temel yol

Bilim, ahlak ve vicdanmış,

Demek ki din Zeus için değil, Ra için değil

İnsanlar için

Demek ki din Zeus'a, Ra'ya tapmak için değil

Bilim, ahlak ve vicdan için,

Demek ki din ilahlar için değil, bilim, ahlak, vicdan için

Demek ki din ruhun afyonu değil, dinsizlik ruhun afyonu

Din öldükten sonrası için değil bu dünya için

Akıl doğru ve iyi insanı yaratamıyorsa din diye,

Ahlaka, nefssizliğe, güvenilirliğe ve tarafsızlığa sarılmalı

Dinsiz insan olmaya niyet yoksa

Bilime, adilliğe, medeniliğe ve inzivaya sarılmalı

Türlü türlü ilahlara gerek yok

Dinli insan olmaya niyet varsa.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.9.20/13.36




22 Eylül 2020 Salı

TRT BELGESEL'DEKİ EN TEHLİKELİ OKUL YOLLARI BELGESELİ

 Trt belgesel Tvnin her belgeselini sevmem; örnek ki bir belgesel dizisinde, horoz dövüşlerine tepki göstermek yerine olağanlık gösteriliyordu; bir başka belgeselde ise sokaklarda hayvan kanından ilaç yapılmasına da tepki göstermek yerine olağanlık gösteriliyordu; savaş, silah, barbarlık, ve Serdar Kılıç'lı, vahşi doğada yaşamayı ve ilkel-barbar kavimlerde yaşamayı bir halt ya da erdem gibi göstermeyi içeren belgesellerini, ve sanki yalnızca Trt'den para almak için yapılmış izlenimi veren ve Türkiye içindeki bazı kişileri gösteren belgesellerini hiç sevmiyorum. Ancak 'Su savaşları', 'Ailenin yeni üyesi', 'Dünyanın en tehlikeli okul yolları' adlı belgeselleri takdir ediyorum; bunlar içinde en takdir ettiğim ise Su savaşları.


Trt belgesel Tvde(Tv'de) 'Dünyanın en tehlikeli okul yolları' adlı bir belgesel dizisi var.


Trt belgesel Tvnin(Tv'nin) önemli, iyi, güzel belgesellerinden biri. Pekçok ülkede, küçük çocukların, küçük küçük çocukların genelde tek başlarına, okula gitmek için nerelerden geçmek zorunda kaldıklarını anlatıyor ki o yollar yetişkinler için çok tehlikeli: Örnek ki yılanlarla dolu bir orman yolunda, aslan-kaplan gibi vahşi hayvanların oldukları bir çölde, organ mafyası, eşkiya, haydut, çete gibi şeylerin yer aldığı bir dağda yaya ve tek başına gitmek; buz tutmuş bir ırmaktan at ile geçmek; azgın bir ırmakta, su alan bir kano ile gitmek; yani özetle ki ıssız ve çok tehlikeli yerlerde ve bu nedenle de pekçok çocuğun öldüğü yollarda saatlerce yürüdükten sonra okula varmak; öyle ki belgeselin bir bölümünde 10 yaşında falan bir kız çocuğu dağda, ormanda tek başına 3 gün falan, gündüzleri yürüyüp, geceleri ormanda uyuyup okula vardı; aileleri de şehir dışı yerlerde, dağlarda, köylerde ve kötü koşullarda yaşayan yoksul insanlar yani sanki çocukları alim, alime olacaklar ya da dünyayı kurtaracaklar ya da ülkede onların çocuklarından başka okuyacak çocuk yok yani sanki ülkenin ya da insanlığın kaderi onların çocuklarına bağlı.


Yani ülkemizde, illerde yaşayan insanlar 100 Mt ötedeki okula ya da dükkana bile çocuklarını tek başlarına göndermeye korkarlarken o belgeseldeki insanların, çocuklarını, dağ-orman-ırmak gibi ve ıssız, kimsenin olmadığı ortamlardan, ve saatlerce, bazıan(bazan, bazen) günlerce süren bir zamandan sonra varabildikleri okullara göndermeleri insanda bende önce saygı, sonra da öfke yarattı.


Amaçları ne? Dünyayı kurtarmak falan değil; öğretmen, doktor, mühendis olmak. Sanki illerinde, okulların diplerinde evleri olan aileler ve onların çocukları yok. Nedir bu; aptallık mı, cehalet mi yoksa kibir mi? Çocuğunun hayatını göz göre göre tehlikeye atmaya, çocuğunu göz göre göre ölüme atmaya değer mi? Yani çocukların başlarına dağlarda, ormanlarda, ırmaklarda birşey gelse ne yardım eden olur, ne gören; hem çocukları okumaya göndermek hem de bu akıldışılık nedir; bilim de, din de önce akıllı, mantıklı olmayı gerektirmez mi? Düşünün ki bu belgeselin bir bölümünde aile yemek yedikten sonra ellerini ve ağızlarını sabunsuz yani yalnızca su ile yıkıyorlardı. Yani bu yapılanlar ne bilime, ne insanlığa, ne akıl-ruh sağlığına ne de dine uygun; sanki ya kibir ya hezeyan ya da aşağıda yazacağım iki şeyden biri.


Yani sanki 'Dünyanın en tehlikeli okul yolları' değil de 'Dünyanın en tehlikeli şizofrenik yolları' yani 'Dünyanın en kusursuz çocuk öldürme yolları'.


Trt belgesel Tvde ancak yabancı yapım bir belgesel.


Şöyle düşünün; ister ilde(şehirde), ister köyde yaşamakta olun; durum çocuğunuzu her gün, tek başına, hiçkimsenin olmadığı ve içlerinde yılan, aslan, kaplan, uçurum, bataklık, mafya olan yerlerden, bulunduğunuz yerin en az 20 Km uzağına gidip gelmesini istemek gibi birşey. Bu belgeselin bir bölümünde, ikisi kız üç küçük çocuk, içi su alan bir uyduruk bir kano ile, azgın bir ırmakta, okula gitmeye çalışıyorlar, biryandan da bir çocuk kanoya dolan suyu boşaltıyor. Yani bu akıl alacak birşey değil. Yani böyle şeyler Türkiye'de yapılsa, yapan aileler hakkında soruşturma açılır, çocukları koruma altına alınır.


Yani yetişkinlerin bile yapmaya cesaret edemeyecekleri şeyleri yapıyorlar 8-10 yaşlarındaki çocuklar. Ve yetişkinlerin bile izlemekte zorlandıkları, öyle ki bazı yetişkinler bu belgeseli izleyemiyormuş bile.


Bu durumda; insan bu belgeseli izleyince şu iki şeyi düşünmeden edemiyor:

1- Bu belgesel acaba çakma, uyduruk, düzmece bir belgesel mi?

2- Acaba o aileler çocuklarının ölmelerini yani çocuklarından kurtulmak mı istiyorlar?


Ya, siz; Türkiye'deki üniversite mezunuları(mezunları) bile iş bulmakta zorlanırken siz nasıl iş bulacaksınız; ve onların aileleri yiyecek ekmeği bile zor bulurlarken çocuklarını üniversitede nasıl okutacaklar?



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.9.20/09.33

AKP MHP BBP VE TOPLUMDA ŞİDDET VE SAĞLIKÇILARA ŞİDDET

 Medyaya bakın; sürekli, Cumhur ittifakı yandaşlığı kitlesi içindeki bireylerden, Millet ittifakı yandaşlığı kitlesi içindekilere hakaret, küfür, tehdit gibi şeyler, öyle ki Atatürk'e bile hakaretler. Mhp haklı olarak 'Akıl-ruh sağlığı bakanlığı' gibi birşey kurulmasını istemişti de Akp karşı çıkmıştı oysa doğru bir eğitim bile önce akıl-ruh sağlığı ile başlar, bu nedenle ki önce eğitim değil önce akıl-ruh sağlığı şart, bu nedenle ki üniversite sınavılarında, seçme-seçilme hakkı konusunda da önce akıl-ruh sağlığı sınavı yapılmalıdır; düşünün ki Almanya'da, demokrasi ve özgürlük diye seçmenler deli Hitler'i bile seçmişlerdi. Bu nedenle ki Atatürk 'Hayatta en doğru yol gösterici bilimdir', Muhammed de 'Din bilimdir, bilim yoksa din de olmaz' dedi çünkü bilim mantık ve tutarlılık demektir, mantık ve tutarlılık da akıl-ruh sağlığı demektir, ahlak da zekanın-akılın-mantığın-beyinin-ruhun en üst soyut nitel aşamasıdır, bu nedenle ki ülkeler bilim ve ahlak ile yönetilmelidir.


Akıllı insanlar genelde eleştirilere, özelde ise bilimcilerin eleştirilerine açıktır. Akıl-ruh sağlığının temeli mantıklı olmaktır ki mantıklı olmaya özeleştiri, ve eleştirilmeye açıklık da dahildir. Anlaşılan ki siyaset ne özeleştiri içinde, ne de eleştirilmeye açıklık çünkü Türk tabipler birliği korona konusunda siyasi iktidarı eleştirdi diye başına gelmeyen kalmamak durumu içine düşmüş gibi bir durum içinde gibi.


Yani bence insanlar bilimsel, felsefel birilerine gidip 'Beni eleştir' demeliler; hem akıl-ruh sağlıkları yararı için, hem de doğru bir toplum oluşmasına katkı için. Yani bir ülke asla 'Dünya dönüyor' diyen Galile'ye, 'Sizin taptığınız şey benim ayaklarımın altındadır' diyen Muhiddini Arabi'ye, 'Ben hakkım/Enel hak' diyen Hallaç Mansur'a, ve matematiğe harfleri uygulayan yani cebir yapan bayan Hypatia'ya yapılan durum içine düşmemelidir ancak tüm dünyada görülmekte ki bir cehalet, nefs, barbarlık, hükümdarlık, şiddet ve düşmanlık türü olan siyasetin ne bilim, akıl, mantık umurunda, ne ahlak-vicdan gibi şeyler.


Gerçekte de Muhammed 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' deyip siyasetin dine ne kadar aykırı olduğunu tanımlamıştı çünkü eskinin hükümdarlığı, günümüzün siyasetidir çünkü ikisi de aynı şeyi yapar: Devleti, ülkeyi, toplumu ve toplum hayatını yönetmek. Gerçekten de siyaset dine de, bilime de, insanlığa da, akıla-mantığa da aykırıdır, artık tüm dünyada yasaklanması zorunludur ki her iki dünya savaşının arkasında da lider olarak siyasetçiler vardır gerçekte.


Savım ki bir ülkedeki siyasetçiler ve ünlüler eğitilirse o ülke toplumunun yarısı eğitilmiş olur çünkü siyasetçilerin ve ünlülerin arkalarından milyonlarca insan gider. Yani 'Ülke nüfusu=Siyasetçilerin hayranları+Ünlülerin hayranları'dır, ortalama olarak. Bu nedenle bu yazımın amaçı; siyaset yasaklanıncaya kadar siyasetçilere felsefe, mantık, ve din yani dini tanımlayan, 'Din bilimdir, ahlaktır, dürüstlüktür, vicdandır, medeniliktir, tarafsızlıktır, nefssizliktir, güvenilirliktir, adilliktir' diyen Din hadisileri'ni uygulamalı olarak öğretmektir. Ben üniversitede ekonomi okudum ancak gördüm ki insanlığın açığı işkembede değil felsefede, mantıkta ve dinde yani beyinde, bu nedenle kendimi bu konulara verdim.


Bu yazımın amaçı siyasetin ne denli bilimdışı, mantıkdışı, akıldışı ve zararlı olduğunu, yasaklanması gerektiğini göstermektir.


Bu yazım siyasi partiler yani siyasetçiler ile toplumlardaki şiddet arasında bir ilişki olabileceğini göstermek içindir. Zaten siyaset yani siyasi parti demek; toplumu bölmek, ve bölünenleri, bölüntüleri de birbirlerine düşman etmektir; bu nedenle ki siyaset bilime de, dine de, demokrasiye de, laikliğe de, özgürlüğe de, medeniliğe de, barışa da, insanlığa da aykırıdır, bu nedenle birgün mutlaka tüm dünyada yasaklanacaktır, ve tüm dünya Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilecektir.


Mhp Türk tabipler birliği'ne 'hedef göstermek' denilen şeyi yaptı, 'Ttb kapatılmalı' deyip çünkü hem Ttb Türkiye'deki açıklanan korona verilerinin gerçekleri yansıtmadığını, vaka sayısını olandan daha düşük gösterdiğini ileri sürüyordu ve kanıtlarını da ileri sürüyordu ki bunu pekçok belediye başkanı ve tıpçı da verilerle söylüyordu, hem de Ttb koronavirüsle mücadelenin yönetilişine eleştiri olarak 'Yönetemiyorsunuz, tükeniyoruz' eylemi başlatmıştı ki bilmeyenler bilsinler ki sağlıkçıların coronaya yakalanmaları meslek hastalığı kapsamından çıkarılmıştı da. Ne diyor, bu tıp fakültesi, üniversite okumuş insanlar; 'Yönetemiyorsunuz, tükeniyoruz' diyorlar, hakaret, küfür etmiyorlar, öyle ise onları dinlemelisiniz, üstelik de siz de üniversite mezunu iseniz yoksa üniversite mezunularını üniversite mezunları bile dinlemezse üniversite okumamış insanlar nasıl ya da neden dinleyecek?


Sonra Ttb'ye saldırıya Bbp de katıldı, Ttb'yi Marxistlikle suçladı. Neymiş, Ttb 'Marxist' imiş, Marxist olsa ne olur, Marx bilimcidir, felsefecidir; Abd'li, Ab'li bilimciler melek mi, sigaraları, içkileri, ahlaka aykırılıkları, dine aykırılıkları yok mu; Muhammed 'Bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, bilim olmazsa din de olmaz, din bilimdir' demedi mi, Çin Müslüman mı idi, Çin Allah'a mı inanıyordu? Putçular da Muhammed'e dinsiz diyorlardı. 'Eviniz depremde yıkılabilir, bu evde oturulamaz' diyen mühendisi dövecek misiniz, neden eleştiriye açık değilsiniz, üstelik de bilimsel eleştiriye?


Korona salgınının başında, doktorlar için balkonlarda 3 gün alkış isteyen iktidarın, işine gelmeyince de Ttb'yi hedef alması siyasi iktidarın mantıksızlığını ve tutarsızlığını bir kez daha göstermektedir.


Mhp'nin ve Bbp'nin Ttb'yi hedef almasından sonra iki önemli durum gelişti:

1- Ankara Keçiören eğitim ve araştırma hastanesi'ne getirilen bir yaralının ölmesi üzerine hasta yakınları hastahane acilindeki sağlıkçılara saldırdı ki 'Sağlık çalışanlarına şiddet' diye bir durum ilginç ki Akp iktidarından önce pek yoktu.

2- Ttb'nin kongre yapacağı ve Kültür bakanlığı'na bağlı biryer Ttb'ye kongre için yer vermekten vazgeçti ki bu da bir tür şiddet türüdür. Yani düşünün ki daha önce balkonlarda şakşaklanan, saygı ve sevgi gösterilen bir mesleğe şimdi ise tepki gösterilmekte.


Türkiye'de; genelde 'şiddet', özelde de 'Sağlıkçılara şiddet' konusu, şikayeti varken; üstelik de hem Türkiye toplumu hem de insanlık için çok önemli olan genelde tıppa, özelde ise doktorlara düşmanlık göstermek açık ki hem akıl, mantık, hem bilim, hem din, hem insanlık, hem akıl-ruh sağlığı, hem sağlık sistemi, hem hukuk yani şiddete karşı savaş açısından, hem medenilik, hem üniversite okumuşluk, hem de koronaya karşı savaş açısından, hem de topluma liderlik açısından yanlıştır ancak açık ki Ttb'yi hedef, düşman gösteren mantık türü bunları düşünememekte gibi görünmekte. Arka amaç açık ki Paralel baro gibi bir de Paralel tabipler odası kurmak da olabilir. Zaten, Muhammed bir de 'Din bilimdir(ilimdir), bilim olmazsa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' demişken bilime ve bilimciye düşmanlık açık ki dine de aykırıdır ki bu durum siyasetin bilimden, bilimsellikten, bilimcilikten de ne kadar uzak olduğunu göstermektedir oysa Mhp'nin Dokuz ışık'kında 'İlimcilik' de var yani açık ki Mhp hem Muhammed'e hem de Dokuz ışık'a aykırılık içine düşmüş durumdadır.


Bu yapılanların; toplumda; genelde şiddeti, özelde ise sağlık çalışanlarına şiddeti daha da körükleyeceği; ve siyasi düşmanlıktan başka bir de bilime, tıppa ve sağlıkçılara düşmanlık yaratabileceği açıktır. Bu durum; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz kardeşlerini, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanılarına, ve onları baştaçı edenlere yakışsa da açık ki, gerçek ki dine de, bilime de yakışmamaktadır.


Açık ki birzamanlar bir ilericilik durumu olan siyaset artık gericilik, akıldışılık, mantıksızlık, bilimdışılık, ahlaka aykırılık, dine aykırılık, vicdana aykırılık, akıl-ruh sağlığına aykırılık, barışa aykırılık, medeniliğe aykırılık gibi özellikler içine girmiş durumdadır tüm dünyada, öyle ki koronaya karşı alınması gereken bilimsel önlemlere karşın ülke yöneticilerinin direnişlerine, zıtlaşmalarına bakın; öyle ki Abd devlet başkanının, Rusya devlet başkanının, İngiltere başbakanının ve Belarus cumhurbaşkanının yaptıkları akıldışı, insanlıkdışı, bilime aykırı, dine aykırı, ahlaka aykırı, insanlığa aykırı şeylere bakın; öyle ki siyaset örnek ki Abd'de zinayı, pornoyu, eşcinsel evliliği, ensestliği, esrar uyuşturucusunu, toplumsal alanlarda çıplaklığı, toplumsal alanlarda sevişmeyi bile serbest bıraktırmış durumda, öyle ki Abd ünlülerinin akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı hallerine bakın.


Açık ki siyaset artık bilimin ve ahlakın değil cehaletin ve insanlıkdışılığın simgesi ve zirvesi durumuna gelmiş bir durumdadır. Ne yani bir ülkeyi, toplumu bir bilim kuruluşuna, bir tıp kuruluşuna, bir sağlık kuruluşuna düşman yapmak; bu hangi akıla, mantığa, zekaya sığar? Açık ki siyaset ne kadar gereksizse, Ttb de den az o kadar gereklidir. Ttb bilim yapıyor, siyaset değil oysa siyasi partiler siyaset yapıyorlar, bilim değil; ve Atatürk 'Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir(bilimdir), benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' diyor; Muhammed 'Din bilimdir(ilimdir), bilim yoksa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimler peygamberlerin varisleridir, dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür' diyor; bir de Akp'nin, Mhp'nin, Bbp'nin haline bakın, ne Atatürk'e uygunluk ne Muhammed'e uygunluk.


Evet; Siyaseti yasaklama partisi kurmak isterdim; iktidara gelince de siyaseti ve tüm siyasi partileri yasaklardım, ve ülkeyi Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetirdim. Siyasi partiler bir de devletten her yıl avuçavuç para yardımı alıyorlar; bilime düşmanlık yapmak, ve ülkede akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı pılaj(plaj), akıldışı-ahlakdışı ünlü, akıldışı-ahlakdışı mekan gibi ahlaka, dine aykırılığı yaymak için mi?


Siyasetin yolu; Muhammed'in ve Atatürk'ün dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ise eyvallah; değilse yallah. Bu ülke 70 yıldır demokrasiden, laiklikten, cumhuriyetten değil siyasetten çekiyor gerçekte çünkü siyasetin yolu Muhammed'in ve Atatürk'n de istediği gibi 'Bilim ve ahlak' değil, 'Bilime ve ahlaka düşmanlık' olmuş.


Düz bir mantık bile anlar; doktorlara üstelik de 'Marxist' deyip dini inanç ve milliyetçilik üzerinden karalarsanız özelde doktorlara şiddet, genelde toplumda şiddet aratabilir yani toplum yanlışa tahrik edilmiş olunur. Yani toplum, ülke, bilim için gerekli yerleri ve kişileri bilime ya da ahlaka karşıtlıkla eleştirebilirsiniz ancak dini inanç konusunu işe sokmayın ki bu durumda hem toplumda şiddet artabilir hem de zaten bilime aykırılık demek olan dini inanç kültürünün bilime aykırılığı iyice ortaya çıkmış olur. Açık ki Akp, Mhp, Bbp 'Dünya dönüyor' diyen Galile'ye karşı duruma benzer bir durum içine düşmüş durumdalar, Galile de dinsizlikle suçlanmıştı ancak bakın, dünya yine de dünya dönüyor. Herkes sizin gibi düşünmek zorunda değil ancak herkes bilime ve ahlaka uymak zorunda yoksa ortalık ya Sodom'a, ya Nazi kampılarına döner.


Açık ki Ttb'ye düşmanlık yaratmak; genelde toplumda şiddeti, özelde ise sağlıkçılara şiddeti körükler.


Oy iktidar yapabilir, hükümdar da yapabilir ancak alim yapmaz. Ve, Muhammed 'Alimler peygamberlerin varisleridir' diyor, 'hükümdarlar' değil; ve 'Bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' diyor, 'Hükümdarları bulup başınıza getirin' değil.


Yani, Türk tabipler birliği'ne yani doktorlara yani tıp bilimine yani insanlığa hizmete bile düşmanlık yapan düşmanlık ya da siyaset; başka neler yapmaz.


'Bizi şakşaklarsan şakşaklarız, şakşaklamazsan pataklarız' durumu siyasete ve padişahlığa uygun olsa da bilime, dine, ahlaka, insanlığa, demokrasiye, laikliğe ve Türkiye'ye aykırı bir durumdur.


Siyasete son; bilime, mantığa, ahlaka, akıl-ruh sağlığına ve insanlığa özgürlük.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.9.20/06.39

MUHAMMED GİBİ ATATÜRK GİBİ (ŞİİR)

 Ahlak yoksa demokrasi de, laiklik de çözüm olmaz

Ahlak yoksa serbestlik manyaklık olur, özgürlük olmaz

Ahlak yoksa sanat rezillikten başka şey olmaz

Ahlak yoksa üniversite mezunu bile üniversite mezunu olmaz

'Önce bilim ve ahlak' de, 'Önce bilim ve ahlak' de, 'Önce bilim ve ahlak' de

Muhammed gibi, Atatürk gibi,

Bakacaksın da görecek misin

Heryerde sevgi var, doğrusunu bilecek misin

Duyacaksın da anlayacak mısın

Heryerde insan var, doğrusunu bulacak mısın,

Karanlık değil ışık aldatan

Ne kadar ışık, o kadar yalan

İnsan olmayı içten yaşamalı da

Dünyayı dışından ve uzaktan,

Zekan var da mantığın var mı

Mantığın varsa tutarlılığın var mı

Heryerde aşk var da, doğrusunu soracak mısın,

Dünyayı değiştirmek istiyorsan

Dünyaya, bedenine ve ışığa köle olmadan yap

Kendini ve ülkeni değiştirmek istiyorsan

Önce duyulardan, kaslardan, zevkten, hazdan, nefsten 

Ve bir nefs, mantıksızlık ve bölücülük türü olan siyasetten uzaklaş.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.9.20/16.27


21 Eylül 2020 Pazartesi

BU ÜLKE SİZE KALMAZ (ŞİİR)

 Bu ülke size kalmaz

Çünkü kiminiz bilimi, bilimselliği dışlamış

Kiminiz ahlakı, edebi, vicdanı, merhameti, medeniliği

'Önce ahlak ve bilim' diyen Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi

Birleşin ahlakta ve bilimde,

Bu dünya sizin olmaz

Kiminiz bilime, bilimselliğe aykırı

Kiminiz ahlaka, edebe, vicdana, merhamete, medeniliğe

'Önce ahlak ve bilim' diyen Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi

Birleşin ahlakta ve bilimde,

Ne Amerika doğru yol, ne Avrupa, ne Avrasya, ne Afrika

Ne siyaset, ne özel sektör, ne moda

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi

'Ahlak ve bilim' tek doğru yol,

Çekişmeyi, itişmeyi, didişmeyi, dalaşmayı bırakın

Dünyada en doğru, en insani, en medeni yol 

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Ahlak ve bilim'

Barbarlığı, düşmanlığı, savaşmayı bırakın

Dünyanın sağı da, solu da döner aynı yöne

Güneşin sağı da, solu da ışıktır güneşe.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.9.20/05.40




ANAOKULU ÖĞRENCİLERİ VE İLKOKUL 1 ÖĞRENCİLERİ DENEK DURUMUNA DÜŞMÜŞ OLUYOR

 'Önce bilim(ilim)' diyen Muhammed'in de, 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi, ülkeler bilim ve ahlak ile değil de, bilimi ve ahlakı dışlama dünyası olan siyaset ile yönetilirlerse kuşkusuz ki başları beladan kurtulmaz. Sodom, Gomora, Pompei gibi anlatılarının da anlatmak istediği asıl şey budur işte.


Dünyada korona salgını başladı; Türkiye'de başladı; hemen 2 hafta sokağa çıkma yasağı ve yabancı turizım(turizm) yasağı getirilmek yerine bunları dışlayan uygulamalara gidildi, ve korona hem ülkemizde hem de dünya da azdıkça azdı. Biryerde bilimin egemenliği de yoksa cehaletin egemenliği vardır, ahlakın egemenliği yoksa da; çünkü ahlak da bilim gibi zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun en üst aşamasıdır ki ahlak bilimden de üstün aşamadır, bu nedenle ki Muhammed 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' ve 'Cahiller içindeki alimler en acıdığım insanlardandır' dedi.


Zaten siyaset demek 'Bilim ve ahlak'a aykırılık ya da duyarsızlık ya da ilgisizlik demek çünkü siyaset 'Oy' ile 'Özel sektör çıkarları'nın yani 'para'nın' birleştiği yerdir.


Ülkemizde de korona salgını var ancak tuhaf ki anaokulu öğrencisileri(öğrencileri) ve ilkokul 1 öğrencisileri okula gitmek zorunda bırakıldılar. Ne yani korona virüsü onlar ile dost mu; onlara birşey yapmıyor mu? Akıl var, mantık var; anaokulu çocuklarından ve ilkokul 1 çocuklarından annelerine, babalarına ve öteki büyüklerine, ve küçüklerine korona bulaşabilir. İlkokul 1 çocukları okul bahçesinde ya da okul yolunda yağmurda ıslanabilirler, ve saçlarından ya da yüzlerinden akan yağmur suyuları(suları) saçlarındaki, yüzlerindeki korona virüsülerini gözlerine, burunlarına, ağızlarına sokabilir; bunu koşup hoplarken oluşan, alınlarından süzülen terler de yapabilir.


Sonra da deniliyor ki '3 hafta sonra karar vereceğiz; okul konusunda'. Yani bu durumda anaokulu çocukları ve ilkokul 1 çocukları denek gibi olmuş oluyorlar.


Siyasete son verilmeli; Türkiye de, tüm dünya da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmeli; siyasetle, ve siyaset ve özel sektör için değil.


Bu nedenle açık ki çağımızın en devrimci gücü tüm dünyayı değiştirecek olan korona olacaktır. Eğer ilahlara inanan biri olsaydım, derdim ki 'Korona genelde bilime ve ahlaka aykırılığı; özelde ise siyaseti ve özel sektörü yok etmek; ve dünyanın bilim ve ahlak ile yönetilmesini sağlamak için gönderildi.'.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.9.20/05.44

OKULA BAŞLAMA YAŞI 12 OLSUN ÖNERİM

 Zaten öğretimi, eğitimi, tüm alanları akıldışı-ahlakdışı Abd, akıldışı-ahlakdışı Abd, akıldışı--ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı siyaset, akıldışı-ahlakdışı özel sektör, akıldışı-bilimdışı tarikatlar-cemaatler-dernekler-vakıflar egemenliğine girmiş durumda. Yani öğrencilerin alim, alime olmaya değil de alim, alime olmamaya doğru yönelecekleri açık. Yani önce, nedir bu 'Öğretim-eğitim' diye bilime ve ahlaka da, 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen Muhammed'e de, 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen Atatürk'e de ihanet? Bozuk pusulanın ibresini iple bir yöne bağlamak pusulayı doğru yapmaz. Pusula önce 'Bilim ve ahlak'ı göstermeli; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi, pusulada bu yön yoksa pusula yanlış pusuladır zaten.


Gerçek ki özel sektör de, siyaset de, ünlüler de ev düşmanlığı yapmaktalar çünkü evi hapishane, zulüm, eziyet gibi göstermekteler çünkü çıkarları insanların evlerde yaşamalarına değil dışarıda yaşamalarına uygun ancak açık ki internet ticareti buna aykırı durum yani akıla, mantığa yani insanlığa daha uygun durum içermektedir. Yani insanlar sokağa çıkmazlarsa ticari mekanlar, konser vermekle geçinen ünlüler nasıl para kazanacaklar, siyasetçiler nasıl miting yapacaklar?


Açık ki Türkiye Muhammed'in de, Atatürk'ün de 'Önce bilim ve ahlak' sözüne uygun olarak 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmediği, 'Bilim ve ahlak' kuralı ve amaçı(amacı) olmayan siyaset ile yönetildiği için yanlış yolda ve yanlış durumda, öyle ki bilim ve ahlak açısından kötü durumda, örnek ki heryeri astroloji, tarikat, cemaat gibi bilimdışılık; ve mini şort diye ortalıkta külotla, bikini/mayo diye ortalıkta sütyen-külot gezmek serbestliği, zina serbestliği, eşcinsel evlilik serbestliği, sıtriptiz(striptiz) kulübü serbestliği gibi şeyler. Yani ne bilimcilik var, ne ahlakçılık; pusula bilim ve ahlak değil akıldışı-ahlakdışı Abd ve Ab olmuş; korona salgınının daha da artacağı ya da azacağı biline biline ya da bilinmeye bilinmeye 'Denetimli/Kontrollü serbestlik' diye birşey çıkarılmış; Mhp ve Bbp bilime de, akıla da aykırı ve düşman bir durum gösterip, 'Galile yasaklansın' der gibi 'Türk tabipler birliği kapatılsın' diyor, anlaşılan ki Galile'nin zamanında olsalarmış 'Galile idam edilsin' diyeceklermiş yani bilime bile katlanamayan bir dünya siyaset olmuş.


Bu kafa ile doğruya gidilmez. 'Önce bilim ve ahlak' ancak anlaşılan ki bilimin de, ahlakın da önünde en büyük engel siyaset. Bu nedenle siyaset yasaklanmalı ve Türkiye 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmeli. Türkiye siyasetin oyuncağı, ne de dünyası olamaz. Türkiye yalnızca 'Şeyhler, müridler, tekkeler' ülkesi değil siyasetçiler, bilimdışılık ve ahlakdışılık ülkesi de olmamalı; bu nedenle de öncelikle siyaset, toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giyimlilik, pılajlarda(plajlarda) ahlaka aykırılık ve astroloji yasaklanmalı.


Öteki ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de korona hastalığı salgını var; öyle ki iyi ki 'gavur' icad etmiş de üniversitelerde de, okullarda da 'Uzaktan öğretim-eğitim' denilen şey yapılabiliyor. Yani durum vahim. Bu durumda önerim ki okula başlama yaşı 12 olmalı.


Neden?


Çünkü; ilkokulda ne öğretiliyor; ilkokulda dört işlem, ve okuma-yazma dışında öğretilen şeyler ilkokul öğrencisilerinin(öğrencilerinin) ne işine yarayacak? Hiçbir işlerine yaramayacak bence. Yani temelde; yalnızca okuma-yazma, ve dört işlem öğrenmek için öğrenciler 5 yıl ilkokula gitmiş olmaktalar; bu kadarcık şey için onları korona ortamında tehlikeye atmak zaten bilime ve ahlaka aykırıdır, ve çocuk hayatına saygısızlıktır.


Bence; çocuklar anaokuluna da, ilkokula da gitmesinler yani bu iki okul türü kaldırılsın. Savım ki insan beyini çocukluktan gençliğe geçince yani insan gençliğe doğru yaşlandıkça daha kolay, daha hızlı ve daha iyi öğrenir yani ilkokulda 5 yılda öğrenilebilecek şeyler 12 yaşında 1 yılda öğrenilebilir, 20 yaşında da 1 ayda. Bu nedenle; okula başlama yaşı 12 olmalı; 1 yıl matematik, Türkçe, ve genel bilgi öğretilmeli, sonra da 5 yıllık liseye başlanılmalı çünkü okul için yaş değil bilgi önemlidir ki Abd'de 12 yaşındaki çocuğun matematik Pırof'u(Prof'u) yapıldığı durum var.


Biryandan da Eba ile internetten ve Tvden öğretim-eğitim yayını yapılabilir, yani çocuklar 12 yaşında gelinceye kadar Eba'dan ve ailelerinden öğrenim-eğitim alabilirler; böylece 12 yaşına oldukça bilgili başlarlar.


Kuşkusuz ki bu durum yeni bir ev hayatı, yeni bir aile hayatı da gerektirir çünkü evde çocukların başında annenin ya da babanın durması gerekir yani ücret ve maaş bir kişinin aile geçindirmesini sağlayacak biçimde arttırılmak zorunda; bu durumda açık ki iş hayatı da yani ekonomi de buna göre ve buna uygun düzenlenmeli ki zaten ekonomide bilime ve ahlaka aykırı durumda.


Korona hastalığı çok önemli bir hastalık; üstelik de korona hastalığı gibi, yeni, aşısız, ilaçsız hastalık salgınıları(salgınları) da türeyebilir, tıpçıların savlarına göre; yani insanlık artık yeni bir öğretim-eğitim düzenine geçmek zorunda ki dünya da yeni bir buzul çağı da başlayabilir.


Yani artık ne Türkiye, ne de dünya Eski kafa ile olur; olmamalı da zaten çünkü var olan durum 'Bilim ve ahlak'a aykırı.


Yani artık herşey Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a göre düzenlenmek zorunda yoksa dünya da, insanlık da iyice akıldışı ve iyice ahlakdışı olacak yani insanlıktan iyice uzaklaşacak.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.9.20/05.42

20 Eylül 2020 Pazar

KORONA OKULLAR ÇOCUKLAR YAĞMURLAR VE TERLER

 Vatanlar bazıan(bazan, bazen) sokağa çıkıp savunulur, bazıan da evde kalıp. Korona salgınına karşı vatan savunması da evde kalmayı gerektirmekte.


Açık ki akıldışı-ahlakdışı birileri ev düşmanlığı yapmakta ve yaymaya çalışmakta çünkü ev demek yalnızca sokağa çıkıp alışveriş yapıp tüccarlara para kazandırmamak değil, ahlak, edeb, bağlılık(sadakat), dayanışma, birlik, beraberlik, dostluk, onur da demek ki bu da ülkemizde ahlakdışılığı, insanlıkdışılığı yaymak isteyenlerin işine gelmemekte.


Tuhaf birşey ki bazı veliler okulların açılmasını yani yüzyüze denilen öğretim-eğitimin başlamasını istiyorlar. Belli ki işe giden bayanlar ve evde oturmak istemeyen, gezmeyi seven bayanlar; öğrenci servisi esnafı; ve öğrencileri avuçlarına almak isteyen tarikatlar, cemaatler olsalar gerek.


Ancak ne olursa olsun insanın gözü çocuğunu ölüme gönderecek kadar dönmemeli.


Sınıflarda öğrenci sayısı az olacakmış da, okullarda herkes maskeli olacakmış da, okullar dezenfekte edilecekmiş de, eller dezenfektanlı olacakmış da falan filan. 'Okullar dezenfekte edilecek' dedikleri şey de yerler ve duvarlardır yani sınıfların havası değil, hava dezenfekte olmayınca da sorun sona ermez. Çocuklar yerleri yemez, duvarları yalamaz ki ancak havayı solurlar.


Peki ya yağmurlar? Öğrencilerin saçlarından ve yüzlerinden gözlerine, maskelerine, burunlarına, ağızlarına girecek korona virüslü yağmurlar? Ve aynı biçimde alından süzülecek korona virüslü terler? Bunları düşünüyor musunuz?


Şemsiye, yağmurlu olsa da yağmur suyu da, alın teri de mutlaka yüze çarpar. Yani çocuklara uzaylı giysisi gibi giysi giydirmeniz gerekir.


Yani işin kolayına kaçıp 'Sınıfları seyrelttik, yerleri ve duvarları dezenfekte ettik, maske takılacak' demeyin; havayı dezenfekte edemiyorsanız, ve yağmur suyularının(sularının) saça ve yüze gelmesini, alın terilerinin(terlerinin) de aşağıya akmasını önleyemiyorsanız, bir bakmışsınız ki okullarda ve üniversitelerde korona balayına çıkmış.


Bırakın artık bu yüzyüze takıntısını, saplantısını, ilkelliğini, ve teknolojide ilerleyip uzaktan öğretim-eğitime sarılın ki zaten demokrasiye, laikliğe, bilimselliğe aykırı, akıldışı-ahlakdışı siyasetin, akıldışı-ahlakdışı modanın ve akıldışı-ahlakdışı ünlülerin hükümdar olduğu bu ülkede kim kimin yüzüne bakabilecek durumdaki?


Açık ki aşısı, ilaçı(ilacı) bile henüz icat edilmemiş korona salgını koşulunda yüzyüze öğretim-eğitim katliama davettir, ve siyasi iktidarın yıkılışı ile sonlanır. Belki de siyasi iktidarı tuzağa düşürmek isteyenler vardır, yüzyüze öğretim-eğitim yandaşlığı yapıp?


Ev de vatandır. Evde kal, vatanında kal.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 21.9.20/01.04


YÜZYÜZE EĞİTİME SON VERİLMELİ SAVIM

 Gerçek ki gerçek aşk da, doğru aşk da pılatonik(platonik) aşk denilen aşk yani uzaklık temeli de içermeli ki ayrılık ve özlem de uzaklık içerir. Yani uzaklık gerçekliğin de oldukça önemli bir parçasıdır. Maraton koşusuna esin(ilham) veren asker bilgiyi uzaktan getirmişti. Ferhat Şirin'e kavuşabilmek için dağa yani uzağa gitmişti. Muhammed Nur dağı'ndaki Hira mağarası'na, ve Miraç'a yani uzağa gitmişti.


Uzak önemlidir ve zorunludur. Uzak; zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, kişiliğin ölçütlerinden biridir.


Koyunkoyuna(Koyun koyuna), Yüzyüze(yüz yüze) öğretim-eğitim geçti artık; uzaktan öğretim-eğitim geleceğin öğretim-eğitim düzeni çünkü bakın öğretmenlerde de akıldışılık, bilimdışılık, ahlakdışılık yani yozlaşma var; örnek ki akıldışı-ahlakdışı moda, tuhaf tuhaf saçlar, bikini/mayo diye herkesin içinde sütyen-külot dolaşmak, mini şort diye herkesin içinde külotla dolaşmak, daracık pantolonlar, kısacık etekler, pirsing ve dövme denilen ilkellikler, astroloji gibi bilimdışı şeylere inanmalar, cinsel suçlar, sigara, içki, uyuşturucu, eşcinsellik falan; Abd'de yaz tatillerinde fahişelik yapan öğretmenler bile var. Bu mu yani öğretim-eğitim?


Bir zamanlar gemilerle uluslararası iş yapan bir şirkette 1 ay gibi çok kısa süre vardiya amirliği yapmıştım çünkü patron 'Sen patronu değil işçileri düşünüyorsun' deyip beni işten çıkarmıştı. Vardiya amirinin işi; gemilerden kamyonlara mal yüklenmesini sağlamaktı. Öteki vardiya amirileri(amirleri) herbiri dev birer yük gemisi olan gemilerde koşuştururken vardiya amirliği odasının çıkış kapısına bir penceresinin önüne bir masa, bir koltuk koyup, öteki vardiya amirlerinin kayıtlarından 'Saatte kaç kamyon çıkıştan çıkıyor?'a bakıp, yarım saat boyunca pencerenin önünden geçen kamyonları saydım; eğer yarım saatte pencerenin önünden geçen kamyon sayısı geçmesi gerekenden az ise gemilere gidip nedenine baktım, sorun varsa çözdüm, ve mesai bitiminde gördüm ki pencerenin önünden geçen kamyon sayısı öteki vardiya amirlerininkinden fazla idi yani aynı işi onlar koşa koşa, oflaya püfleye yaparlarken ben uzaktan, oturduğum yerden yaptım. Bana cumhurbaşkanlığını verin, odamdan çıkmadan Türkiye'yi yöneteyim.


Galile de dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü uzaktan buldu, Einstein da görelilik kuramı savını uzaktan buldu. Ben de Abd'li bilimcilerin laboratuvarda buldukları ve Maoa adı verdikleri geni de hemen hemen onlarla aynı dönemde, onlardan habersiz olarak buldumdu, ve Mia geni adı verdimdi. Yani uzaklıklar, uzaklar başarıya engel değil, kafaçalışıyorsa(kafa çalışıyorsa). Düşünün ki karpuz da çok işetir, çay içeceği de; insan hiç karpuza, çaya bakmadan; hiç karpuz yemeden, çay içmeden en azından şöyle düşünmeli, şunu sormalı: 'Acaba şeker mi çok işetiyor?'; sonra da şunu yapmalı: Bolca, şekerli çay içmeli denemeli, bir de bolca şekersiz çay içmeli ve denemeli, ve sonuçlara bakmalı, ve mantıksızlık varsa başka olasılıkla düşünmeli; bu deney laboratuvarda farelerle de yapılabilir, evde tek başına yani laboratuvara uzak olarak da. Yani geleceğin insanı ve insanlığı felsefel, mantıklı, tutarlı, bilimsel, beyinsel, ruhsal, zekilik odaklı olmalı yani 'Herşey ayağına gideyim' dememeli; bakın 'elin gavuru' Mars'a gitmeden Mars'ı tanımaya, anlamaya, bilmeye çalıştı, ve Mars'a gitmeden Mars konusunda önemli bilgiler üretti.


İki tür turist var:

1- Gezip görmek isteyen ve gezmek istediği yerler konusunda internetten bile bilgi sahibi olmak için emek vermeyen tür yani bedeni ile gezen tür yani beden türü.

2- İnternetten, oturduğu yerden, dünyayı gezen yani görmek istediği yerler konusunda internetten görsel ve yazılı bilgi öğrenen tür yani beyini ile gezen tür yani beyin türü.


Ne oldu; Bedelli askerlik ile askerlik gerçekte 'Uzaktan askerlik' oldu. Ona sahiplenmek var da uzaktan öğretim-eğitime sahiplenmek neden yok? Belli ki uzaktan öğretim-eğitim özel sektörün çıkarlarına aykırı olmakta; kadınlara evde oturtup para vermek istemeyen siyasi iktidar kurumunun, ve evde oturmak istemeyen annelerin işlerine gelmemekte.


Cehalet de, ilkellik de, barbarlık da ilk kez gördüğü bir nesneyi anlamak için dokunmak, eline almak ister; medenilik ve bilgililik ise o nesneyi dokunmadan anlamaya çalışır yani uzaktan. Açık ki 21. yüzyıl da 'uzaktan anlama' çağının başlangıçıdır(başlangıcıdır), öyle ki işe gitmeden bile iş yönetilebilmekte, işe gitmeden bile iş yapılabilmekte. Bu duruma karşı gelmek yeni bir gericilik türüdür. Yani insanlık artık 'uzaklığa' alışmak, uyum sağlamak; yanakyanağa(yanak yanağa) ya da burunburuna(burun buruna)yaşamayı bırakmak yani ruhsal yani beyinsel medeni olmak zorunda. Korona salgınının öğretmeye çalıştığı şeylerden biri de budur


Unutulmamalı ki savaşı bile uzaktan yapacak teknoloji geliştirilmektedir. Ve Galile dünyayı uzaydan görmeden 'Dünya yuvarlak ve dönüyor' dedi, Einstein çalışma odasından çıkmadan Görelilik/İzafiyet savını ileri sürdü.


Yani Yeni insan türü görmeden, bakmadan, dokunmadan anlamak özelliğine sahip olacak, ve okula gitmeden öğrenmek özelliğine yani örnek ki Çin'i bilmek için Çinli olmak da, Çin'e gitmek de gerekmeyecek.


İnsanlık keyif aldığı durumun da, mutlulukla alıştığı durumun da sonsuz olacağını düşünür ancak sorunlar durumları değiştirebilir.


Yüzyüze eğitim denilen yani okulda ve üniversitede yapılan öğretim-eğitim de tarihe karışmak zorunda kalabilir.


21. yüzyıl; cehalet kültürü olan siyaset, özel sektör, medya ve akıldışı-ahlakdışı ünlülerle çevirili(çevrili) ve egemenlik altında olsa da yolunu 'bilime ve ahlaka göre doğruya' çevirebilir; ve yüzyüze eğitimin yerini uzaktan eğitim denilen bilgisayarlı, Tvli, internetli ve kitaplı öğretim-eğitim alabilir ki açık ki bu durumda uzaktan eğitim yüzyüze eğitime göre daha nitelikli, daha zor, daha zeka isteyen, daha dikkat isteyen, daha beyin isteyen, daha ruh isteyen, daha kişilik isteyen, daha çalışmak isteyen, daha emek isteyen bir öğretim-eğitim türüdür; açık ki ameliyatların bile kamera ve robotla yapıldığı 21. yüzyıl öğretim-eğitimde de bir uzaklık gerektirmektedir.


Gerçek ki yüzyüze öğretim-eğitim gereklilik olarak durumunu yitirmiştir, zaman içinde somutluğunu da yitirecektir. Yani tıpkı alışverişi, oyun oynamayı, söyleşmeyi, görüşmeyi, arkadaş olmayı, evlenmeyi evden çıkmadan, uzaktan, internet ile yapabilmek gibi. Unutmayın ki şans oyunu denilen oyunlar bile internet ile, uzaktanlık özelliğine girmiş durumda.


Geleceğin Yeni insan türü 'Uzaktan, beyini, ruhu, mantığı, akılı, zekası ile anlayan' tür insandır, bedeni ile değil.


İnsanlık bu gerçeği anlamalı artık, ve hem buna uyum sağlamalı, hem de buna uyum sağlamayı sağlayan teknoloji, araçlar yaratmalı.


Uzaktan öğretim-eğitim daha da ilerletilebilir, daha da geliştirilebilir, ve bu da yapılmak zorunda. Öyle ki uzaktan eğitim ile de öğrenci ve ailesi denetlenebilir, incelenebilir, ve yönlendirilebilir.


Uzaktan öğretim-eğitimde tek sorun 'Örnek kişi' sorunudur ki bu da felsefeye, bilime, teknolojiye, insanlığa katkı yapmış kişileri öğretmekle, anlatmakla, ve dini tanımlayan, 'Din bilimdir, ahlaktır, vicdandır, merhamettir, nefssizliktir, dürüstlüktür, medeniliktir' diyen Din hadisileri'ni ve doğru sözler öğretmekle giderilebilir.


Unutmayın ki hapishaneler bile suçluları uzak tutmak içindir.


Yani uzaklık engel değil çözüme giden yoldur.


Uzaklık korkulacak birşey değildir, ev de hapishane değildir ancak özel sektör bunun tersini savunur çünkü çıkarı öyle gerektirir çünkü insanlar evlerinde kalırlarsa mekanlar müşterisiz kalırlar.


Özellikle de korona koşullarında gerçek ki yüzyüze öğretim-eğitim tıpkı tokalaşmak gibi ilkelliktir artık.


Kuşkusuz ki tıp gibi eylemli konularda yüzyüze eğitim zorunlu olmayı sürdürecektir.


'Kendini aş' sözü eğer bedeni aşmak, beyin-ruh insanı olmak ise doğrudur ve iyidir, eğer bedene ve dünyaya köle olmak ise yanlıştır ve kötüdür.


Unutmayın ki Abd bile dünyayı, gezerek değil oturarak yönetiyor.


Tc'nin 'c'sini 'cehalet' sanmayın da, yapmayın da; ve önce ülkedeki şu akıldışı-ahlakdışı modayı, akıldışı-ahlakdışı ünlüleri, akıldışı-ahlakdışı pılajları(plajları) ve akıldışı-ahlakdışı medayı durdurun çünkü onlar öğretim-eğitimin tüm olumlu, doğru, iyi sonuçlarını çöpe atmak işlevi taşımakta; görün ki okula, üniversiteye giden öğrenci de, öğretmen de önce akıldışı-ahlakdışı dünyaya saygı tapınmasını yapmak durumu içinde; okula, üniversiteye gitmeden önce akıldışı-ahlakdışı moda dünyası içinden geçmek durumu içinde.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 21.9.20/00.26