30 Nisan 2020 Perşembe

DARBE DÜŞMANLIĞI DEMOKRASİ ORDU VE MİLLET DÜŞMANLIĞIDIR KURAMIM

Örnek ki Abd'de; devrim serbest, hertürlü(her türlü) ahlaksızlık serbest, hertürlü akıldışılık serbest, hertürlü bilimdışılık serbest ancak darbe yasak yani devrimci örgütler, kuruluşlar kurmak serbest, örnek ki Türkçesi ile 'Devrimci işçiler birliği' diye örgüt kurmak serbest ancak, yine Türkçesi ile 'Darbeci işçiler birliği' diye örgüt kurmak yasak; siyasetçilerden, ahlaksızlıktan ve kapitalistlerden değil de neden askerlerden korkmak; sonra da her ülkede baştaçı olan fotoğraf, vatanı ya da ülkeyi kurtarmış ya da korumuş bir asker fotoğrafı. Açık ki tarih darbeye üvey çocuk(evlad) gibi davranmaktadır oysa askerler de ülkelerinin, vatanlarının, toplumlarının çocuklarıdır, insanlarıdır, vatandaşlarıdır, ve düşünme özelliğine sahip insanlardır, üstelik de generaller yüksek öğrenimli insanlardır, ve üstelik de hemen hemen her devleti, her ülkeyi askerler ya kurmuşlar ya kurtarmışlardır; öyle ise ordulara, askerlere neden üvey çocuk davranışı? Onlara da denilebilir ki 'Kardeşim, sizler de demokrasi kuralları içinde, ve demokrasi için darbe yapabilirsiniz.', siyaset de demokrasi kuralları içinde ve demokrasi için değil mi zaten? Yani askerler insan değil mi, ülke yönetimlerinde neden hakları olmasın?

Felsefesiz hayat(yaşam) hayat değildir; felsefesiz ülke mutlaka yanlış yoldadır; felsefesiz insan da mutlaka yanlış bir hayat içindedir çünkü felsefe hem tüm olasılıkları bulur hem de kararlardaki ve oluşumlardaki boşlukları gösterir.

Darbe karşıtlığı başka şey, darbe düşmanlığı başka şey, felsefel açıdan çünkü darbe karşıtlığı göreli(izafi) birşeydir, darbe düşmanlığı ise salt(mutlak) birşey; örnek ki yabancılara karşı olmak başka birşey, yabancılara düşman olmak başka birşey.

Felsefel açıdan; darbe düşmanlığı demokrasi düşmanlığı, ordu düşmanlığı ve millet düşmanlığıdır.

Neden?

Çünkü darbe düşmanlığı, felsefel açıdan, ordu düşmanlığı açısından şu anlama gelir: 'Ordu, asker cahildir, hiçbirşeyden anlamaz, gerçekleri ve doğruları bilmez ya da bilemez.'; millet düşmanlığı açısından ise felsefel açıdan şu anlama gelir: 'Ordu millettir, milletindir, milletin insanlarıdır, yani darbe düşmanlığı ordu düşmanlığı anlamına geldiğinden millet düşmanlığı anlamına da gelir, felsefel açıdan.

Felsefel açıdan darbe düşmanlığının genel anlamı şudur: 'Ülke yönetmekten, gerçeklerden, doğrulardan ancak siyasetçiler anlar.' çünkü siyaset ya da demokrasi denilen şey gerçekte ülke yönetiminin siyasetçilere ve siyasete verilmesidir oysa Muhammed için de, Atatürk için de tek doğru yol 'İlim(Bilim) ve ahlak'tır, yani siyaset değildir.

Muhammed açısından da, Atatürk açısından da, felsefe açısından da, bilim açısından da, insanlık açısından da tek yol, tek çözüm 'Bilim ve ahlak' ise; bilim ve ahlakı ordular sağlayamazlar mı; bir ordu, ülkesine bilim ve ahlak düzeni, sistemi getirmek istese ya da getirse Muhammed', Atatürk'e, felsefeye, bilime ve insanlığa aykırı değil uygun davranmış olur, siyasetçilere aykırı davranmış olsa da; yani bir ülkede siyaset, siyasetçilik, siyasetçiler mi önemli, değerli, zorunlu yoksa Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi bilim ve ahlak mı?

Örnek ki Abd'de zina serbest, fuhuş serbest, porno serbest, eşcinsel evlilik serbest, çıplaklık serbest, ensestlik serbest, esrar serbest ancak ordunun darbe yapması yasak; yani Abd ordusu zinadan, fuhuştan, pornodan, eşcinsel evlilikten, çıplaklıktan, esnestlikten, esrardan yani bunca akıldışı ve ahlaka aykırı şeyden daha mı kötü, daha mı zararlı ya da daha mı akıldışı acaba; yani Abd ordusu 'Ben bilim ve ahlak üzerine kurulu bir ülke istiyorum' deyip darbe yapsa, ve bilimsel ve ahlakçıbir Abd yaratsa felsefe, bilim, din ya da insanlık açısından yanlış, kötü mü olur?

Açık ki darbeyi yasaklamakla, suç saymakla, orduları ülkedışı bırakmakla, ülkelerinin yönetimlerini egemenlikleri, tekelleri, hükümdarlıkları, baskıları, diktatörlükleri, kısır döngülülükleri altına almakla, ülkelerini asıl çözüm olan bilim ve ahlaktan uzaklaştırmakla; asıl darbeyi, ve üstelik de akıl, bilim, ahlak, insanlık açısılarından kötü, yanlış, zararlı darbeyi siyaset, siyasetçiler, siyasetçilik yapmaktadır yani açık ki ülkelerde darbe yapmak yasak değil, ordunun, askerlerin darbe yapması yasak yoksa zaten asıl darbeyi siyaset, siyasetçiler, siyasetçilik çoktan yapmış durumda, ve üstelik de bilime ve ahlaka aykırı olarak yapmış durumda, yani siyasetçilerin darbeye karşı, darbeyi kötüleyen söylemlerine aldanmamak gerekir, onların istedikleri şey 'Darbeyi çirkeflik içinde de olsalar yalnızca kendileri yapsın, alim de olsalar başkaları yapmasın.'. Demek ki darbeyi asıl kıracak, yok edecek şey siyasete karşı olmaktan da geçmekte çünkü siyaset de gerçekte gizli bir darbe yöntemi, yolu, amaçı, dünyası ya da araçı durumunda.

Örnek ki faşist bir darbe ne yapar; sendikaları kapatır, gırevleri(grevleri) yasaklar, işçi haklarını yok eder, işçileri köle eder, ücretleri düşürür; aynı şeyleri, siyaset de yapabilir; yani siyasetin darbeden ne farkı var? Zaten siyaset bunu yapamadığı, bunu yapması önlendiğinde faşist darbeler yürürlüğe girer, işe karışır yani siyaset ve darbe zaten kardeş gibidir yani darbenin iki eli vardır, biri kalem tutar yani siyasi eldir, bir de silah tutar yani askeri eldir.

Yani; Muhammed de, Atatürk de haklı; yani, bilim ve ahlak üzerine kurulu değilse demokrasi de, darbe de yanlış, kötü, zararlı, insanlığa aykırı; yani bilim ve ahlak açısından gerçek ki bilimi ve ahlakı dışlamış demokrasinin, siyasetin bilimi ve ahlakı dışlamış darbeden farkı yoktur.

Bu nedenle ki Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi önce bilimde ve ahlakta birleşilmeli ki gerçek demokrasi de, gerçek laiklik de, gerçek özgürlük de, gerçek medenilik de, gerçek insanca dünya da işte budur.

Yani, dünyada, Felsefe-bilim-ahlak üçlüsü ile yönetilmeyen hiçbir toplum 'Benim ülkemde darbe yasak, darbe yok, darbe yapılmıyor' deyip kendini aldatmasın. Gerçek ki felsefe, bilim ve ahlak ile yönetilmeyen her ülkede, adı 'Hukuk, anayasa, kanun, kararname, yönetmelik, siyaset, demokrasi, seçim' gibi şeyler olan, sürekli darbe durumu vardır, üstelik de yanlış, kötü, zararlı, akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, insanlıkdışı bir darbe türü.

Yani, bilime ve ahlaka aykırı siyaset, ve bilime-ahlaka aykırı herşey serbest iken bilim ve ahlak amaçlı, medeni, insani, bilimsel, ahlakçı bir darbe neden yasak olsun? Bu nedenle ki ülkelere, toplumlara önerim ki 'Bilim ve ahlak' amaçlı darbe yapmak ya da yapmaya çalışmak yasak, suç olmasın; bilime ve ahlaka aykırı amaçlı darbe yapmak ya da yapmaya çalışmak yasak, suç olsun çünkü yoksa bilim ve ahlak yani insanca dünya yasaklanmış olur ki bu da hem mantığa hem akıl-ruh sağlığına hem özgürlüğe hem de insanlığa aykırıdır.

Yani, demokrasi diye seçim sandıkılarına(sandıklarına) atılan oylar takım elbise giydirilmiş, kıravat(kravat) takılmış silahlara verilmiş silahlardır gerçekte; yani darbe ortamında haklı da olsa, insanca da olsa izinsiz gösteri yapmanın başlarına ne gelirse, siyasetle yönetilme ortamın da izinsiz gösteri yapmanın başına o gelir. Bu nedenle ki başları skışına siyasi iktidarlar, ülke yönetmelerine karşı oldukları askerlerden, ordudan hemen yardım isterler; yani 'Yardım edin ancak kıyıda(kenarda) durun', tıpkı işçi sınıfına 'Oy kullanın ancak ülke yönetmekten uzak durun' denilmekte olması gibi. Yasaları kimler yapıyor; felsefe, bilim ve ahlak mı; hayır, siyasetçiler yapıyorlar, kendilerine ve kapitalistlere göre yapıyorlar yani felsefeye, bilime, ahlaka, insanlığa göre değil.

Yani açık ki ya bilim ve ahlak için darbe serbest olmalıdır ya da siyaset de yasaklanmalıdır; ülkeler siyaset ile değil bilim ve ahlak ile yönetilmelidir.

Dikkat edin; darbe düşmanlığı olan, darbenin yasak olduğu, darbenin suç olduğu her ülkede demokrasiye de aykırılıklar var, ahlaka da, insanlığa da, bilime de; yani siyaset düzeni böyle kuruyor yani bu düzeni kuran şey akıl, mantık, felsefe, bilim, ahlak, demokrasi, özgürlük değil, siyaset ve özel sektör kardeşliği çünkü tarihte ve tüm dünyada şu vardır: 'Ordu kahramandır, kahramanlardan oluşur.' oysa siyaset de, özel sektör de kahramanlardan çıkar sağlayamaz çünkü kahramanlar doğru ne ise, onu yaparlar oysa siyasetin ve özel sektörün amaçları doğrular değil bencil, sorumsuz ve dünyevi çıkarlarıdır; yani ordular için 'Ordu kahramanlardan oluşur' sözü vardır da 'Siyaset kahramanlardan oluşur', 'Özel sektör kahramanlardan oluşur' diye bir söz yok oysa ülkelerin, insanlığın ve hayatın kahramanlara gereksinimleri var, Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tan oluşan kahramanlara.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.5.20/09.28

DEMET AKALIN VE ORUÇ

İnsanlar var; yılda bir ay sabah-akşam arası aç ve susuz kaldılar diye kendilerini ve yaptıkları şeyi oruç sanıyorlar. Açlık ve susuzlukla dinli olunsa kayalar alim, alime olurlardı. Din de, oruç da başka birşeydir.

Evliya yer, içer de, oruçlu sayılır da cahil yemez, içmez, oruçlu sayılmaz.

Savım ki akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir güç moda, turizım(turizm), medya, magazin, sosyal medya, sanat, bilgisayar oyunu, Tv yarışması, oyuncak, ünlü gibi şeylerle ülkeleri ve insanlığı egemenliği altına almaya ve buna uygun bir ünlülük anlayışı geliştirmeye çalışmakta. Tüm insanlığın ve tüm ülkelerin bu güce karşı birlik ve savaşım içinde olması bilimsel ve ahlakçı yani insanca, doğru bir dünya için zorunludur ki en başta, özellikle ünlüler bu güce karşı koymalıdırlar çünkü düşünürler(filozoflar), alimler, alimeler, bilimciler, bilgeler yerine cehalet ve nefs içindeki ünlülerin toplumlarındaki ve dünyadaki etkileri ne yazık ki büyüktür, öyle ki etkileri siyasetçilerden de büyüktür.

Tuhaf ki ülkemizde de hem akıldışılık, bilimdışılık, mantıksızlık içinde olup, hem de ahlaka, dine aykırı moda içine girip topluma çokbilmişlik, egemenlik, önderlik, liderlik taslamaya kalkan sözde ünlüler var. Sorulsa ki felsefenin f'sini, bilimin b'sini, dinin d'sini bilmezler ancak ünlüler ve zenginler diye büyük bir kibir tuhaflığı içindedirler. Kuşkusuz ki onları ünlü yapan şey cehalet, nefs ve yoz medyadır; felsefe, bilim, ahlak, din, insancalık, akıl, mantık, erdem(fazilet) değil. Abd'nin sözde ünlü, sözde sanatçı, akıldışı-ahlakdışı ünlülerinin pornoyu aratmayan görüntüleri medyada durmakta; ve onlar hayır kurumlarına, hayr işilerine(işlerine) çok para vermekteler diye kendilerini birhalt sanmaktalar ki felsefe de, bilim de, din de der ki 'Onlardan gelecek hayr gelmez olsun' çünkü insanlığa en büyük hayr evrensel dahi Muhammed'in de, evrensel dahi Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim(İlim, İlm) ve ahlak'tır, yoksa para batakhanelerde de bulunmakta.

Oysa görülmekte ki ünlü kişi uyuşturucudan yakalanmış ya da zinada yakalanmış ya da fuhuşta yakalanmış; utanıp, yıllarca yerindibinegirmek(yerin dibine girmek), ortalıkta görünmemek yerine ortalıkta cirit atmakta oysa Din hadisileri diyor ki 'Din utanmaktır da, utanmak yoksa din de yoktur.'. Yani, ortalıkta sütyen-külot, mini şort, mini etek, tayt pantolon, dekolte gezmeler, bunun nesi utanmak? Belli ki birileri kendi kafalarına göre dini inanç ya da din yaşamaya çalışmakta oysa Din hadisileri ile, dinin kuralları, dinin şifresi var.

Bir de hem öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş yani İslam'a, Türklüğe, insanlığa, vicdana, merhamete, dine aykırı davranmış olan Osmanlı hanedanlığı'nı, Osmanlı sultanılarını baştaçı edenler hem de kendilerine 'Müslüman, dinli, imanlı' diyenler var.

Yani, cehalet ve nefs baştaçı edilmiş, din diye gidilmekte.

Türkiye'deki; bilime ve dine aykırı sözde sanatçılardan, sözde ünlülerden bri olan Demet Akalın isimli bayan kişi demiş ki 'Televizyonda, canlı yayında su içenler oruç tutanlara saygı göstermeli, canlı yayında su içmemeliler. Orucuz. Ramazan ya, oruç tutmasanız da saygı!'.

Öncelikle şu ki 'Ramazan' değil, 'Ramazan ayı' çünkü hadis diyor ki 'Ramazan değil, Ramazan ayı deyin çünkü Ramazan Allah'ın sıfatlarından biridir.'.

Ramazan ayı demek İslamiyet demektir; İslamiyet demek de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen evrensel dahi Muhammed'in dediği gibi 'Önce ahlak'tır da.

Yani hem ahlaka aykırı giysiler giyip hem oruç ya da din olmaz. Din ya da İslamiyet Ramazan ayı'ndan Ramazan ayı'na var olan, uyulması gereken birşey değildir.

Peki; internet medyası Demet Akalın'ın açıksaçık, ahlaka aykırı, İslam'a aykırı, dine aykırı fotoğrafları ve kılipleri(klipleri) içermekte iken; Demet Akalın bikini, mayo diye sütyen-külot bulunmakta iken acaba İslam'a, Müslümanlara, dine saygıyı neden düşünmedi?

Televizyonda ve sosyal medyada küfürler derken İslam, din, Allah, oruç, Ramazan ayı, saygı neden akılına hiç gelmedi?

Açık ki Demet Akalın cehaletinin ve nefsinin etkisi ile, İslam konusunda çokbilmişlik taslamak istemektedir.

Öteyandan; 'Oruçlunun yanında yiyilmez, içilmez' diye birşey yanlıştır çünkü gerçekte oruç nefse karşı, nefssizlik için bir savaştır ki bu savaşın başarıya ulaşıp ulaşmadığının saptanması için de sınanması gerekir yani oruçlu olmak hiçkimseye dokunulmazlık, üstünlük, egemenlik vermez çünkü oruç zaten insanın kendi nefsine karşı savaştır ki oruçlu insanların 'Ben oruçluyum, yanımda yiyip içmeyin' demeleri zaten nefse yenikliklerini, nefsi yenemediklerini gösterir.

Yani, hem corona salgınında, evine özel kebabçı çağırıp, kebab pişirtip hem de Ramazan ayı'ndan, oruçtan, nefssizlikten, dinden söz etmek ancak yozluğa yakışır birşey olabilir.

Yani asıl önemli olan şey oruça ya da oruçluluğa saygı değildir; 'Din ilimdir(bilimdir), ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, tarafsızlıktır, güvenilirliktir, medeniliktir, nefssizliktir, ve bunlarla inzivadır' diyen Din hadisileri'ne yani dine saygıdır çünkü zaten oruç nefse karşı savaşım olduğu için, nefsini yenmiş, nefsini yok etmiş insanların oruçlu olmalarına da gerek yoktur yani oruç 'Yılda otuz gün aç kal, öteki aylar da nefsini yaşa' demek değildir, 'Hayatın boyunca nefsten uzak dur' demektir çünkü nefs hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır; bu yüzden din bilime, ahlaka ve nefssizliğe karşı olan herşeye karşıdır. Gerçekten oruçlu olan insanın önüne iftarda bir kuru ekmek parçası ve bir de pirzola koyulsa, pirzolayı değil kuru ekmek parçasını alan kişidir yani nefsi yalnızca Ramazan ayı'nda değil tüm aylarda yenen insandır.

Öteyandan(Öte yandan); oruç 'tutulmaz', 'olunur' yani oruç gerçekte bedenle değil ruh ile yapılan birşeydir. Bu nedenle ki nefssiz insanın yemesi, içmesi oruç kapsamındadır da nefse köle insanın oruç tutması oruç kapsamında değildir çünkü oruç gerçekte nefse karşı ruhun savaşımıdır yani oruçta bedene değil ruha bakılır; bu nedenle ki su içip ya da yemek yiyip de oruç olabilir ki bunu başka bir yazımda anlatırım.

Acaba Demet Akalın sigara, içki gibi şeyler kullanıyor mu? Çünkü bunları kullanmakta olan insanlar dini inançlı olsalar da dinli olmazlar çünkü bunlar bilime de, nefssizliğe de, ve topluma yanlış, kötü, zararlı örnek olmak açısından da ahlaka aykırıdırlar. Ramazan ayı'nda su içenlere söz söyleyen Demet Akalın acaba bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot; mini şort diye ortalıkta külotla; tayt pantolon diye ortalıkta koyulaştırılmış çıplaklıkla gezenlere; akıldışı-ahlakdışı modaya, akıldışı-ahlakdışı turizıma, akıldışı-ahlakdışı medyaya, akıldışı-ahlakdışı ünlülere söz söylüyor mu?

Din bilimdir; bilim de, din de insanlara uymaz; insanlar bilime ve dine uyarlar yoksa hiç bilimden ve dinden söz edilmesin.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.4.20/13.51

DEMOKRASİ LAİKLİK ÖZGÜRLÜK HUKUK DEVLET DİN VE İNSANCA DÜNYA SAVIM

Savım ki demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk, devlet, din ve insanca dünya özdeş şeylerdir.

Nedenini anlatayım.

Tarihe bakıldığında görülür ki demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk, din ve insanca dünya isteyen insanlar, kavimler, halklar, toplumlar ortalıkta sütyen-külot, bikini, mayo, mini şort, mini etek, açıksaçık, ahlaka aykırı giyimli ve ahlaka aykırı hayatlı değiller; ahlaka uygun giyim ve ahlaka uygun hayat içindeler yani demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk, devlet, din ve insanca dünya ahlakı dışlayan değil, ahlakı içeren şeyler yani bunlar için, evrensel dahi Muhammed’in de, evrensel dahi Atatürk’ün de dediği gibi ‘Önce ahlak’ çünkü düşünün ki dünyadaki herşey ahlaksız insanların egemenliğinde, bilim ve teknoloji bile, o zaman insanlığın, toplumların ve insanların durumlar çok kötü olurdu; örnek ki çocuğunuzu hertürlü(her türlü) ahlaksızlık ve uyuşturucu kullanımı içindeki bir bakkala mı gönderirsiniz yoksa ahlaklı bir bakkala mı, alışveriş için?

Yani, ahlak önemli değilse hukuka ne gerek var değil mi?

Demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, hukukun, devletin, dinin ve insanca dünyanın birbaşka(bir başka) ortak yönü de şu: Tarihe bakıldığında görülmekte ki tümü de bilimi, bilimciliği, bilimselliği, akılı, mantığı yani doğru olanı istedi, kendilerince de olsa. Örnek ki Engizisyon’a tepki bilim, bilimcilik, bilimsellik isteği idi ki buna vicdan da dahildir çünkü vicdanı dışlamış bilim doğru bilim değildir, yani Hitler’in yoldaşı bilimciler, tıpçılar, doktorlar doğru yolda değildiler; bu nedenle ki Muhammed ‘Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır.’ demiş ve bilime ahlak yanında bir de vicdanı dahil etmiştir.

Demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, hukuk da, devlet de, din de, insanca dünya da bilim ve ahlak üzerine kurululuk istemektedir ancak bu gerçeğe karşı ilk saldırı özgürlüğü serbestlik, serbestliği özgürlük olarak yutturmakla başlamaktadır oysa özgürlük bilime ve ahlaka uygun şeyler iken serbestlik serseriliğin dostudur yani demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk, devlet, din ve insanca dünya serbestlik üzerine değil bilim ve ahlak üzerine kuruludur yani serbestlik özgürlük değildir, özgürlük serbestlik değildir, önce bunu anlamak zorunluluğu var yani özgürlük demek serbestlik, hürlük, hürriyet, freedom gibi şeyler değildir, bunlar özgürlük değildir, niceliktir; örnek ki sigara içmek özgürlüğü olmaz, sigara içmek serbestliği olur çünkü sigara zararlı birşeydir, bu nedenle de kötü birşeydir, zararlı şeyler özgürlük olmazlar; yani ‘Kime göre doğru, kime göre iyi?’ sorusunun yanıtı ‘Bilime ve ahlaka göre’dir. Burada, yanlış anlaşılan, yanlış bilinen şeylerden biri de ‘Ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, medeniyetin, hukukun, eğitimin, insanlığın en yüksek nitel aşamasıdır’ gerçeğinin bilinmemesi, ahlakın dini inançlara ait bir tabu, gelenek, görenek, töre sanılmasıdır yani 21. yüzyılda kimya bilimini simya sanmayı, kimya bilimi ile simyayı aynı sanmayı sürdürmek gibi birşey.

Yani, tarihte, ahlaksızlar, onursuzlar, çıplaklar, utanmazlar, şerefsizler demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk, devlet, din, insancabir(insanca bir) dünya istemediler; kuşkusuz ki Kurtuluş savaşı’na katılan toplum da ahlaklı, onurlu, namuslu, şerefli insanlardı, yani bugün Türkiye varsa ahlaklı, onurlu, namuslu, şerefli insanlar, ve ahlaksız, namussuz, onursuz, şerefsiz, vicdansız Batıya meydanokuyanlar(meydan okuyanlar), karşı çıkanlar sayesinde var, ancak ne yazık ki günümüzde görülmekte ki akıldışılık ve ahlakdışılık içindeki bazı kimseler Türkiye’nin yönünü akıldışı-ahlakdışı Batıya, akıldışı-ahlakdışı modaya, akıldışı-ahlakdışı turizıma(turizme), akıldışı-ahlakdışı medyaya, akıldışı-ahlakdışı Amerikan ünlülerine doğru çevirmek istemekte.

Gerçek ki demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk, devlet, din, insanca bir dünya isteyenler mantıklı, doğru, bilimci bir dünya istiyorlardı, ve ahlaklı, onurlu, namuslu, şerefli insanlardı; bu gerçeği anlamadan dünya da, insanlık da, toplumlar da, ülkeler de, hukuk da, özgürlük de, devletler de, toplumlar da insanca olamazlar yani yalnızca madalyonun bir yüzünü görmek yetmez, öteki yüzünü de görmek gerekir ki bu konularda madalyonun bir yüzü bilim, bir yüzü de ahlaktır tıpkı evrensel dahi Muhammed’in ve evrensel dahi Atatürk’ün de dediği gibi ‘Bilim ve ahlak’ birlikte olmalı yani biri var, biri yok, olmaz.

Bu nedenle ki Muhammed ‘Din ilim(bilim) ve ahlaktır, bu ikisi olmazsa din de olmaz’ dedi. Atatürk de bu nedenle ki ‘Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir(bilimdir) ve ‘Ben sıporcunun(insanın) ahlaklısını severim(isterim)’ dedi. Bir de şu ülkenin ve dünyanın haline bakın; astrolojiden, çıplaklığa kadar bilimdışı ve ahlakdışı her kepazelik, her rezillik üstelik de demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk diye finkatmakta(fink atmakta).

Corona salgınının temel nedeni de bu ikili birliğin insanlıkça ve toplumlarca henüz anlaşılamamış, öğrenilememiş olmasındandır ki bu durumun nedeni de akıldışı-ahlakdışı hükümdarlık, akıldışı-ahlakdışı siyaset, akıldışı-ahlakdışı özel sektör, ve akıldışı-ahlakdışı modadır.

Yani, önce bilim ve ahlak; yoksa dünyayı barbarlık haline gelmiş siyaset, eşkiyalık haline gelmiş özel sektör, ve fuhuş kültürü haline gelmiş moda ve turizım yönetir.

Yani, Sodom’u, Gomora’yı, Pompei’yi yok eden şey doğaüstü varlıklar değil bilimden ve ahlaktan uzaklık idi ki bilim de, ahlak da mantık üzerine kuruludur zaten.

Yani, ülkeler bilim ve ahlak ile yönetilmedikleri sürece ne savaşlar biter, ne suçlar biter, ne yoksulluklar biter, ne diktatörlükler biter, ne salgın hastalıklar biter.

Bilim ve ahlak insanları, halkları, toplumları, insanlığı, dünyayı birleştirecek tek doğru şeydir.

Yani, dünyayı ya genelevler, para ve silah yönetir ya bilim ve ahlak; insanlık, toplumlar, insanlar bunu anlamalı artık.

Yani ortalıkta sütyen-külot, yarıçıplak, çıplak, ahlaka aykırı bulunup; zinayı, fuhuşu, cinsel ahlaksızlıkları, astrolojiyi, medyumluğu, falcılığı serbest bırakıp; bilimdışı inançları egemen yapıp; hükümdarlıkla, siyasetle, özel sektörle, modayla, akıldışı-ahlakdışı ünlülerle; ne demokrasi olur, ne laiklik, ne özgürlük, ne hukuk, ne devlet, ne din, ne sanat, ne turizım, ne medya, ne de insanca dünya olur.

Yani, bilimde ve ahlakta birleşilmedikten sonra sınırlar kaldırılsa ne olur, kaldırılmasa ne olur; siyasi partiler olsa ne olur, olmasa ne olur.

Bilin ki Noah’ın(Nuh’un) gemisi’ne binmeyen şey de cehalet ve nefs idi, binen şey bilim ve ahlak idi; Mose’yi(Musa’yı) Firavun karşısında egemen yapan şey de bilim ve ahlak idi.




Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.4.20/12.03

29 Nisan 2020 Çarşamba

TIPLILAR TIPÇILAR VE CEHALET

Açık ki Türkiye'de Orta Asya'dan gelme bir 'Yabancı hayranlığı' var; anımsarsınız, Türklerin Orta Asya'dan göç etmesine neden olan şey bir hakanın kendi milletinin genç ve güzel kızları yokmuş gibi bir bir Çinli kıza aşık olması, ve o kız ile evlenebilmek için, ülkesine yağmur yağdıran Yağmur dağı adlı dağı Çin'e vermesi, Çinlilerin de o dağı parçalayıp parça parça ülkelerine götürmesi idi. Sonra ne oldu; Anadolu'da da durmadılar ve Avrupa'ya, Amerika'ya gittiler. Atatürk bu 'Yabancı hayranlığı'nı anlamış olmalı ki 'Ne mutlu Türküm diyene' ve 'Bir Türk dünyaya bedeldir' deyip bu yabancı hayranlığını yok etmek istemiş olabilir; bakın bugün bile Avrupa birliği'ne, Arab birliği'ne, o yabancı birliğe, bu yabancı birliğe girmek için uğraşılmakta oysa Atatürk 'Türk birliği' istiyordu. Sonra da kalkıp, Atatürk'ü anladıklarını söylüyorlar. Bu yabancı hayranlığı; Atatürk'ün ölümünden sonra; Avrupa kılasikleri(klasikleri) denilen kitapları Türkçeye çeviren, Türkiye'ye dolduran, Atatürk sonrası dönemin ilk milli eğitim bakanı olan Hasan Ali Yücel ile yeniden kımıldanmaya başladı 1950'den beri de öylesine azdı ki Pırof(Prof) Canan Karatay bile televizyonda, savları için 'Ben demiyorum, Amerikan tıp dergisi diyor, bakın.' deyip, Amerikan tıp dergisini göstermek zorunda kaldı yani birşeyi Türkler söylerse yanlıştır, Amerikalılar söylerse doğrudur mantığı yani Yabancı hayranlığı. Bu yabancı hayranlığının acı, hazin, utanç, üzücü halini corona salgını sırasında da gördük ki bunu aşağıda anlatacağım. Ülkemizdeki 'Yurt dışında okumak, yabancı burs almak, Yeşil card, çifte vatandaşlık' gibi şeyler de bu Yabancı hayranlığı'nın sonuçlarındandır; Türkiye'deki sözde ünlülere, sözde sanatçılara bakın; Abd'deki her akıldışı, ahlakdışı modayı, müziği ve ünlüyü hemen anında taklide başlıyorlar, akıldışı-ahlakdışı giysilerle ve akıldışı-ahlakdışı pozlarla.

Uzmanlık zorunlu, doğru ve iyi birşeydir ancak genel kültürden uzaklaştırmamalı, yoksunlaştırmamalı; hele ki felsefeden, mantıktan, ahlaktan ve bilgelikten hiç uzaklaştırmamalı.

Tıp ve hukuk eğitimi boyuneğmek üzerine kuruludur; örnek ki doktor 'Kalp neden sağda değil de solda, neden iki tane karaciğer yok, neden insan dişisinde regl var?' diye başkaldıramaz; hukukçu da 'Bu kanun neden var, böyle hukuk mu olur?' diye hukukta bir değişime gidemez ancak mühendislik oldukça farklıdır, örnek ki elektıronik(elektronik) mühendisi de, bilgisayar mühendisi de, kimya mühendisi de bilimlerine dahil nesnelerde kafalarına göre değişikliğe gidebilirler, örnek ki televizyon tüp ekran da yapılabilir Led ekran da ancak doktor kalbi alıp sağa koyamaz, hukukçu da var olan yasaları görmezden gelemez ya da var olan yasalar yerine kafasına göre yasalar koyamaz; bu nedenle ki insanlığın ilerlemesinde felsefe, mantık ve mühendislik en başta yer alır yani tıp eğitimi ve hukuk eğitimi ezbercilik, ezber üzerine kuruludur ancak mühendislik eğitimi yaratıcılık yani nicel de olsa yüksek zeka üzerine kuruludur. Felsefe de hiçbir hukuka, hiçbir kanuna, hiçbir düzene boyuneğmez yani felsefe de ezber üzerine değil yaratıcılık yani yüksek nitel zeka üzerine kuruludur ancak felsefe dediğim şey felsefe diye öğretilmekte olan felsefe tarihi, felsefe mazisi değil felsefe bilimidir yani dünyada henüz öğretilmeyen şey.

Toplumuzda 'Tıp fakültesini kazanmak, tıp fakültesine gitmek, tıp okumak, doktor olmak yüksek zeka ister' gibi bir sanı var.

Açık ki tıp fakültesini kazanmak da, tıp okumak da, tıp fakültesini bitirmek de yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) isteyen birşey çünkü açık ki tıp eğitimi yaratıcılık üzerine değil ezbercilik, ezber üzerine kurulu durumda. Bu nedenle ki sormak gerekir: Kaç doktorun, kaç tıp öğrencisinin, kaç tıp akademisyeninin evinde mikroskop ve tıpsal araştırma odası var acaba? Açık ki genelde üniversite okumanın, özelde ise tıp okumanın amaçı eskiden olduğu gibi ülkeye, bilime ve insanlığa hizmet değil kibir ve para olmakta artık.

Yani ezberi güçlü olan, kitap ezberleyebilen kişiler tıp fakültesini rahatça kazanabilirler, okuyabilirler, bitirebilirler. Yani hiçkimse tıp fakültesi kazanmayı, okumayı, doktor olmayı ahımşahım birşey sanmasın.

Bu nedenle ki dünyada; zina yapan, fuhuş yapan, ahlak tanımayan, bedeni dövme ya da pirsing dolu, bilime aykırı inançlı yani bilime pekçok doktor, tıp akademisyeni ve tıp öğrencisi bulunmakta.

Bir Tv kanalının tıp ile ilgili bir konudaki yayınında tıp akademisyeni ünlü bir bay, yanındaki tıp akademisyeni bayana 'Öyle deme len, öyle değil len' dedi yani bir bay tıp akademisyeni bir bayan tıp akademisyenine, televizyonda, milletin önünde 'Len' dedi.

Açık ki ülkemizde de, öteki ülkelerde de tıp eğitimi yaratıcılık üzerine değil ezber üzerine kurulu. Bunun son örneğini corona salgınında gördük. Tıp eğitiminin felsefeden ve mantıktan uzak olması yani genelde bilim içinde cehalet hali, özelde ise tıp içinde cehalet hali corona salgını konusunda bir kez daha ortaya çıktı. Şöyle: Ben tıp fakültesi okumama karşın, doktor olmama karşın, üniversitede ekonomi okumuş olmama karşın, tıp konusundaki genel kültürüm ve felsefel mantık ile 'Corona virüsü 20 dakika havada kalabilir, corona havadan yayılabilir, herkes maske takmalı' derken; Dünya sağlık örgütü, Türkiye bilim kurulu, ve televizyona çıkan akademisyenler 'Corona virüsü havada kalmaz, corona havadan yayılmaz, yalnızca coronaya yakalanmış kişiler maske taksın' diyorlardı oysa Pırof(Prof) Sadi Irmak en az 20 yıl önceki, halk için yazdığı, 'Alfabetik sağlık klavuzu' adlı kitapta gırip(grip) virüsünün havada 20 dakika kadar kalabileceğini yazmışdı, bu bilgiden benim haberimin olmasına karşın tıpçıların haberleri olmadığına göre demek ki tıp okumak genel kültür gereksinimi de gerektirmiyor olmalı; demek ki tıp öğrencisileri ve doktorlar ders kitapları dışında kitap okumayı, tıp dışındaki konularla ilgilenmeyi pek sevmiyorlar. Göz doktoruna sorsan karaciğerden haberi yok, dahiliyeciye sorsan gözden haberi yok; kendi dallarında bile genel kültür hak getire, sonra da 'Tıp okuyorum, tıp bitirdim' diye havaatmalar(hava atamalar), televizyonda 'Amerikan tıp kurumu şöyle dedi, Dünya sağlık örgütü böyle dedi' diye ezber sunmalar; yani Amerika hiç yanılmaz mı, neden Batıdan gelen sözlere hemen inanılıyor, üzerilerinde hiç düşünülmüyor?

Yani insan 'Dünya sağlık örgütü corona havadan yayılmaz, hasta olmayanlar maske takmasın.' dedi diye hemen boyuneğmez(boyun eğmez); en azından şöyle düşünür: Hava kirliliği havaya çıkan, havada kalan karbon, kükürt, toz gibi zerreciklerden oluşur; yani eğer karbon, kükürt, toz zerrecikleri havada kalabiliyorlarsa mikro corona virüsüleri havada neden kalamasınlar yani üniversite okumuş insan felsefel düşünmek ve mantık sahibi, sahibesi de olmalıdır yoksa sonuç bazıan(bazan) böyle saçmalıklardan oluşabilir; üstelik bir de havanın yerden havaya doğru hareketi var yani ısınan hava yükselir, yükselirken de kendisinden hafif şeyleri de yükseltir.

Oysa tıp dünyasında, tıp dışındaki konularla da ilgili doktorlar oldu, örnek ki tıp doktoru Fıransalı(Fransalı) Quesnay kan dolaşımı sistemini ekonomiye uygulayıp ekonomi biliminde önemli biryer(bir yer) tutan 'Fizyokrasi' okulunu kurdu ve ekonomi konusunda 'İktisadi tablo' adlı kitabını yayınladı. Pekçok doktor da icat yaptı. Peki ülkemizde, tıp fakültesi okuyan öğrencilerin kaçının amaçı farklı alanlara da katkı yapmak ya da icat yapmak?

Bence her üniversiteye felsefe, mantık, ahlak, genel kültür, Türkçe, radyo, Tv, bilgisayar,  makina, motor dersileri de koyulmalı. Uzmanlık herşey demek değildir ancak herşey herşey demektir, ve insanlığın da, ülkelerin de, toplumların da, insanların da doğru herşeye gereksinimleri var; insan özel hayat olarak atom zerresi bir hali seçebilir ancak beyin, ruh olarak, evren olmalıdır.

Havaatmayın; felsefe ve mantık havanızı alır sizin.



Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.4.20/08.54

TIPPI MANYAKLAŞTIRMAYIN

Sanılmasın ki tıp fakültesini kazanmak da, tıp okumak da yüksek zeka ister; bu işler için gereken şey yüksek zeka değil yalnızca yüksek bellek(hafıza) yalnızca, savımki(savım ki) çünkü dünyada moda kölesi, pirsingli, dövmeli, ahlaka aykırı, insanlığa aykırı, bilimdışı inançlı, bilimselliğe aykırı, hukuka aykırı o kadar çok doktor var ki bu sonuç oluşmakta; düşünün ki Hitler'in de doktorları, tıpçıları vardı.

Yani bu durumda tıp yani 'Tıp bilimi' değil de yalnızca 'Tıp' insanlık için yarar sağlamak dışında zarar, kötülük getirmek durumuna da sahip ki bu da tıp biliminden değil yozluk içindeki doktorlardan, ve felsefeyi, mantığı ve ahlakı eğitimden uzak tutan tıp bilimi eğitiminden kaynaklanmakta.

Bayana üçüncü meme takmalar, dudaklara silikon, memelere silikon, popoya silikon, vagina rengini beyazlatmak,  vagina daraltmalar, keyfi cinsiyet değiştirmeler, göbek deliliği güzelleştirmeler, göz içine dövme yapmalar, oraya botoks-buraya botoks; nedir tıppın, doktorların bu hali?

Şimdi de koyu renk göz irisi rengini lazerle açık renk yapanlar.

Açık ki akıldışı-ahlakdışı modanın, astrolojinin, medyumluğun, falın, fuhuş medyasının; ve akıldışı-ahlakdışı turizımın birinci müşterisi nasıl ki yetişkin insan dişisi türü ise tıppı da akıldışı, ahlakdışı yöne bazı doktorların, yoz doktorların, paracı doktorların, nefs kölesi doktorların yetişkin insan dişisinin peşine takılması neden olmakta. Demek ki insanlık yetişkin insan dişisine tepki göstermek zorunda kalacak.

Anlaşılıyor ki tıp bilimi genelde en büyük cehalet olan nefse ve doktorların yozluklarına karşı, özelde ise özellikle yetişkin insan dişisine karşı kendini korumak zorundadır ki yetişkin insan dişisi türünü akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı turizım ve akıldışı-ahlakdışı medya avuçuna almaya çalışmaktadır ki yetişkin insan dişisinin tıp konusunda sorun olmasının nedeni de budur yani tıp bilimi genelde insanların, özelde ise yetişkin insan dişisinin abuksubuk, saçmasapan istekleri ile uğraşmamak zorundadır yoksa moda, turizım gibi o da yozlaşır, ve insani olmaktan da, bilim olmaktan da uzaklaşır yani bilimde olduğu gibi tıp biliminde de 'Parayı veren, düdüğü çalamamalı'dır.

Genelde bilim, özelde ise tıp bilimi akıldışılığın ve ahlakdışılığın keyif, mutluluk, nefs hizmetine verilemez. Bilim de, tıp bilimi de paraya oynayan dansöz gibi değildir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.4.20/00.14

DİYANET BARO VE LAİKLİK

Çağımızda gerçek ki akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı sanat, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, astroloji, medyumluk gibi şeyler gibi zina, fuhuş ve eşcinsellik de akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin ajanlık etkinliklerindendir; bu anlaşılmadan bu konular anlaşılamaz. Yani çağımızda hiçbirşey masum ya da yalnızca kendisi değil artık.

Ahlakı ve dini demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe, hukuka, bilime, felsefeye, sanata ve insanlığa aykırı sanmak cehalettendir. Bunun nedenini aşağıda göreceksiniz.

Diyanet başkanı kişi salgın hastalıkların nedenini eşcinsellik ve evlilikdışı hayat gibi nedenlere bağlamış ki dini inançların kutsal kitaplarında da anlatılan budur. Bu kişi demiş ki 'İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayrimeşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu Hiv virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.'.

Adam 'Zina, eşcinsellik, evlilikdışılık yanlış, kötü şeyler' demiş, yanlış mı demiş? Örnek ki hukukta dolandırıcılık da, patronu aldatmak da, örnek ki 'Hastayım' diye patrondan izin alıp düğüne gitmek üstelik de tazminatsız olarak işten atılma nedeni yani suç iken zina yani eşin eşi aldatması neden suç olmasın, üstelik de evlilik sözleşmesinde, nikah görevlisinin konuşmasında 'Eşi aldatmak hakkı' yok iken?

Ankara barosu başkanı kişi de 'Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın insanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef gösterdiği konuşmayı şaşkınlıkla ve ibretle izledik. Şaşkınlığımız; sesi çağlar öncesinden gelen bu şahsın, bir devlet kurumunun başında oturup söylemini kutsal sayılan değerler üzerine inşa ederek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesindeki kan kokan cüreti sebebiyledir. Diyanet işleri başkanının savı bilimle kanıtlanmış birşey değildir.' demiş.

Kuşkusuz ki cinsellikten kaynaklanan salgın hastalıkların nedeni cinselliktir, cinsel şeylerdir ancak örnek ki tifonun nedeni cinsellik değildir. Corona salgınının nedeni de, depremin nedeni de, kuraklığın nedeni de cinsellik, cinsiyet ile ilgili konular değildir. Savım ki corona salgının nedeni hem en büyük cehalet hem de kötülüklerin hem nedeni hem amaçı olan nefstir ve mide nefsidir; bakın, corona salgını Çin'de mide işinden kaynaklanmış, ve corona salgını ortamında bile pidecilerden Ramazan pidesi alıp sevap diye, komşularına Ramazan pidesi dağıtanlar var ki pidecilerde pideleri pişiren başka kişidir ancak pideleri müşterilere verip para alan ve para üstü veren de aynı kişidir genelde ki para da corona salgınının yayılmasında en büyük araçlardan biridir yani corona salgınına karşı savaş ancak nefse karşı savaşla kazanılır ki bakın, corona salgınında bile evlerinde kalmak istemeyen insanlar sokaklara akın etmekteler ki bu da nefstir. Yani eşcinsellikten kaynaklanan bir salgın hastalık olsaydı eşcinsellik suçlanabilirdi ancak açık ki corona salgını mide nefsinden kaynaklanan bir salgın yani tırafik(trafik) kazasıları(kazaları) arttı diye örnek ki kumar oynayanlar suçlanamaz; yani konu ya da sorun ile sav arasındaki bağlantısızlık, mantıksızlık açısından, bu durumun mantıklı yani bilimsel olmaması nedeni ile Ankara barosu başkanı kişinin Diyanet başkanı kişiye tepkisi mantıklıdır, bilimseldir. Yani dişi ağrıyan kişi diş doktoruna gitmelidir, dahiliye doktoruna değil; yani sorunlar ile savlar arasında mantıklı bir bağ olmalıdır.

Hukuk bilim değildir, ve bilim olmak amaçı içinde değil. Hukuk siyasi iktidarların yaptıkları birşeydir, bilimin değil. Yani hukuk bilimsel kanıt arıyorsa, istiyorsa önce kendisine aramalıdır, istemelidir.

'Çağlar öncesinden olmak' hukukun bilim olmadığının yani cehaletinin kanıtlarından biridir. 'Çağlar öncesinden olmak' bilimdışılık, bilime aykırılık, yanlışlık, yalan gibi şeylerin kanıtı değildir çünkü örnek ki tıptaki Hipokrat yemini' de, Galile de, Platon da, demokrasi de, laiklik de, suçluların cezalandırılması hukuku ya da geleneği de çağlar öncesinden değil mi; alınıpsatılan topraklar, araziler, madenler çağlar öncesinden değil mi? Bu durum açık ki hukukun cehaletinin ve yozluğunun belirtisidir. Yani birşey 'Çağlar öncesinden' diye kötülenemez, dışlanamaz, küçümsenemez, yanlışlanamaz; Atatürk de bin yıl sonrasına göre 'Çağlar öncesi' olacak ancak doğru olmayı sürdürecek çünkü Atatürk 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi, ve bu iki şey sonsuza kadar, doğru insan, doğru toplum ve doğru insanlık için zorunludur.

Herşeyin bilimsel kanıtı olmaz; felsefe ve mantık da bu nedenledir. Ahlakın kanıtı olmaz; ahlak felsefe ve mantık ile anlaşılır.

Galile 'Dünya dönüyor' derken, Einstein Görelik(İzafiyet) kuramı'nı sunarken kanıtları bilim olarak onaylanmamıştı.

Yani herşeyin, özellikle de insani konuların ve toplumsal konuların bilimle kanıtlanmasını istemek felsefe ve mantık bilmemektir; doğal bilimleri yanlış anlamak ya da abartmaktır yani insan hayatı da, toplum hayatı da laboratuvar değildir.

Tırafik(Trafik) kurallarına uymak da bilimsel kanıta bağlı değildir; örnek ki kırmızı ışıkta geçmek ille de kazaya neden olmaz örnek ki gecenin 3'ünde kırmızı ışıklardan hiç kazaya neden olmadan yayalar geçebilirler.

Yani örnek ki 'İnsanlara karşı saygılı ve merhametli ol; hayvanlara merhametli ol'un bilimsel kanıtı nedir? Cinayet suçuna 10 yıl hapis cezası değil de örnek ki müebbet hapis cezası vermenin doğruluğunun bilimsel kanıtı nedir? Hukuk fakültesinin 2 yıl ya da 10 yıl değil de 4 yıl olmasının bilimsel kanıtı nedir? Milletvekili sayısının 200 ya da 2000 değil de 550 olmasının bilimsel kanıtı nedir? Mahkemelerdeki şahitler bilimsel kanıtlar mı? Hukuka göre doğru olmak bilime göre doğru olmak mı?

Diyanet başkanı kişinin yani dini inançının dediği şey doğrudur: Evlilikdışı hayat amaçlı birliktelik de, eşcinsellik de hem kişiler için hem insanlık için yanlıştır, kötüdür ve zararlıdır çünkü evlilik amaçsız birliktelik dürüst olmamak üzerine, eşcinsellik de mantıksızlık üzerine kuruludur; kaldı ki 'normal' cinsel ilişki bile insani bir durum değildir, hayvansı bir haldir.

Hormonlar, genler hak sağlamazlar yani hormon var, gen var diye insanlar mantığa aykırı, bilime aykırı şeyler yapmak hakkı kazanamazlar ki medeni insan olmak ya da nitel insan olmak ya da beyin insanı olmak zaten hormonları ve genleri aşmakla, yenmekle olur yani hormonlara ve genlere bağımlılık, koşullanmışlık cehalet ve nefs yani felsefe, bilim ve mantık ile eğitimsizlik halidir. Yani insanlar dörtayak üzerinde sokaklarda yürüyebilirler, işe gidip gelebilirler, yaşayabilirler, yemek yiyebilirler, su içebilirler ancak bu durum akıl-ruh sağlığına aykırı bir durumdur yani 'yapabilirlik, yapılabilirlik' de hakkın kanıtı değildir.

Özgürlük de yalnızca bilime ve ahlaka uygun şeyleri içerir yani serbestlik özgürlük değildir, özgürlük de serbestlik değildir ki serbestlik serseriliğin dostudur, yoldaşıdır. Anlaşılan ki hukuk da demokrasi ve laiklik gibi, özgürlük ile serbestlik arasındaki farkı henüz öğrenebilmiş ya da anlayabilmiş durumda değil.

Anlaşılmakta ki bu baro başkanı felsefe, mantık, bilim konusunda yeterli birikime sahip olmadığı gibi demokrasi, laiklik ve özgürlük konusularında(konularında) da doğru bilgiye sahip değil çünkü demokrasi ve laiklik 'Ahlak' demektir de çünkü bunları isteyenler ahlakçı kitlelerdi; bu nedenle ki yalnızca evrensel dahi Muhammed değil, evrensel dahi Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi yani yalnızca bilim demediler, ahlak da dediler yani laiklik ahlaka karşıtlık, ahlaka aykırılık değildir ki ahlak felsefenin de, bilimin de, demokrasinin de, laikliğin de, beyinin de, ruhun da, medeniliğin de, insanlığın da nitel zirvesidir.

İnsanlık laboratuvarda kanıtlanmaz, mantıkla kanıtlanır.

Yani birşeyi dini inanç söyledi diye o şey yanlış olmaz ki tarihteki bilimcilerin alayı da dini inançlı idiler yani dini inançlı idiler diye onların savlarına sırtdönmek mi gerekiyor? Dini inanç bilime, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe aykırıdır ancak bazı savları doğru da olabilir çünkü dini inançlılar Mars'da değil dünyada, dünya gerçekliğinde yaşadılar, ve birçok doğru sonuçlar çıkardılar. 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diye Muhammed yani dini inançlı söyledi diye bu yanlış mı oluyor, aynı şeyi yani 'Önce ilim ve ahlak' diye Atatürk de söyledi.

Dürüstlük, medenilik, bağlılık(sadakat), bilimsellik, ahlak, vicdan gibi erdemler içerdikten sonra, evliliksiz/nikahsız aile olmakta sorun olmaz ki kimbilir birgün tüm dünyada nikah zorunluluğu olmayacaktır ki zaten birzamanlar dünyada böyle birşey yoktu; yani önemli olan şey evraklar değil insanlıktır, insancalıktır, insaniliktir; ancak eşcinsellik, zina, fuhuş, çıplaklık, cinsel teşhir, utanmazlık gibi şeyler için aynı şey söylenilemez çünkü bunlar nicel mantık dünyasına ait olan şeyler oldukları, nitel mantık dünyasından uzak şeyler oldukları için nitel mantık olarak zaten yanlışlar, ve mantığa aykırı oldukları için akıl-ruh sağlığına da yani bilime de aykırılar. Yani 'Doğada var, bitkilerde var, hayvanlarda var, hormonlarda var, genlerde var' gibi gerekçelerle bu tür şeylere hak ve kanıt vermek ancak nitel mantıktan yoksun olan nicel mantık dünyası ile olur, yani insanlar burunlarına borucuklar sokup çorbalarını burunları ile de yiyebilirler, sularını-sütlerini burunları ile de içebilirler, bu doğru, akılcı, mantıklı, bilimsel, insani birşey mi olur? Yapabilmek ya da yapılabilmek demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe, hukuka, eğitime ve insanlığa hak olarak verilemez, örnek ki insan eti de yenilebilir, insan eti yemek yasal mı olmalı; işkence aletili seks de yapılabilir, pısikoloji(psikoloji) bilimine uygun sayılmalı mı? Dilenmek de yapılabilir, serbest mi olmalı; uyuşturucu da kullanılabilir, serbest mi olmalı? Kaldı ki pısikoloji bilimine yani bilime göre de eşcinsellik, zina, fuhuş gibi şeyler yanlıştır çünkü mantığı yok eden herşey bilime aykırıdır yani ağız varken burundan çorba içmek, 'içilebiliyor' diye mantıklı mı?

Açık ki hukuk hukuk dışına, Diyanet de Diyanet dışına çıkmamalıdır çünkü ikisi de bilim değil oysa Muhammed de, Atatürk de hem 'Önce ilim(bilim)' dedi' hem de 'Önce ahlak' dedi ki bilim de ahlak da mantıktır, üstelik de nitel beyinin zirvesi.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.4.20/18.44

ORUÇ UYUMAKLA OLUR MU?

Din inanç değil bilimdir; dini tanımlayan ilkelerdir yani din inanç değil bedeni sağlıklılaştıran tıp bilimi gibi bir bilimdir ancak din ruhu, kişiliği sağlıklılaştırır.

Bu nedenle ki din başka şeydir, dini inanç başka şeydir. Yani din bilimdir ancak dini inanç bilim değil inançtır; yani din kendini ve herşeyi bilim ile sorgular, inceler, araştırır, irdeler ancak dini inanç tabudur, kendini asla eleştirmez, kendini asla sorgulamaz; bu nedenle ki bilime aykırı olan şey din değil, dini inançtır. Yani bilim insanları, toplumları, insanlığı birleştirir ve bunu tarafsızca yapar; din de bilimdir yani din de insanları, toplumları, insanlığı evrensel ve insani değerlerle birleştirir oysa dini inanç insanları, toplumları, insanlığı tıpkı siyasi partiler, sıpor(spor) takımıları(takımları) gibi böler ve parçaları da birbirlerine düşman eder, bu nedenle dini inançlar ile toplumlar da, insanlar da, insanlık da asla birleşemez, tümleşemez, bu nedenle de savaş, düşmanlık, terör, diktatörlük, dine aykırılık, bilimdışılık, ahlaka aykırılık gibi şeyler asla yok olmaz; bu nedenle insanlar, toplumlar, insanlık dini medeni, mantıklı ve evrensel olarak tanımlayan Din hadisileri'nin tanımladığı dinde birleşmelidir.

Bunu anlamak için; dini tanımlayan Din hadisileri'ne bakmak gerekir. Din hadisileri der ki 'Din ilimdir(bilimdir), ahlaktır, vicdandır, merhamettir, medeniliktir, dürüstlüktür, nefssizliktir.' ki bunlar doğru, sağlıklı bir ruhta olması zorunlu şeylerdir yani dinin amaçı bir inanç görevini sağlamak değil ruhu doğru ruh yapmaktır.

Dinin iki temel ilkesi var: Bilim ve ahlak.

Ancak bu iki ilke sürekli birşeyin saldırısı altındadır yani 'nefs'in.

Nefs neden bunu yapar? Çünkü nefs hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır(amacıdır); yani nefs olmasa idi dünyada, toplumlarda, ülkelerde 'kötülük' de, suçlar da olmazdı.

Nefs sigara gibidir yani hem cehalet hem kötülük hem de bağımlılıktır; ve nefsi bırakmak sigarayı bırakmak gibidir; ya istemekle, doğrudan bırakılır ya da oruç gibi araçlarla.

Nefsi bırakmayı isteyip, düşünce gücüyle, istençle(iradeyle), mantıkla bırakan yani beyin ile bırakan ya da nefsi bırakmış insan için oruç gerekli değildir ancak nefsi bırakmakta zorlanan kişiler oruça yani bedensel bir araça başvurabilirler; yani oruç dinde zorunlu birşey değildir, nefsi bırakmak için araçlardan biridir; yani nefsi olmayan, nefsi zaten yenmiş insanların oruç araçına başvurmalarına gerek yoktur.

İnsanı kötülük yapmaktan koruyan iki şey vardır: 1- Ahlak ki zekanın, mantığın, vicdanın, merhametin, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, insanlığın en üst nitel aşamasıdır., 2- Uyku ki uyumakta olan insanlar kötülük yapamazlar, suç işleyemezler. Ahlak ve uyku ilgisiz şeyler gibi görünseler de ikisinin ortak özelliği 'inziva' durumu olmalarıdır yani ahlak mantık ile insanı dünyadan uzak tutar, uyku ise istekdışı olarak dünyadan uzak tutar; yani doğru ruhun, doğru insanın hayat biçimi bilim, ahlak ve nefssizlik ile inzivadır.

Oruçun amaçı nefsi yok etmek ise doğrudur; uyku da kötülük yapmaktan uzak tutar; yani oruçun amaçı nefsi yok etmek, nefsi yenmek, nefse kölelikten kurtulmak olduğu için oruçlu insanın tüm gün uyumasında sorun yoktur çünkü önemli olan şey nefsten arınmaktır; yani nefsten arınmak ister uyanık olarak başarılsın, isterse uyku ile, önemli değil yani yeter ki nefsten, nefse kölelikten, nefse uşaklıktan kurtulunsun.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.4.20/18.41

28 Nisan 2020 Salı

AAMİR KHAN İYİLİK YAPARKEN KÖTÜLÜK MÜ YAPTI

Aza sırtdönen(sırt dönen), çoğu bulamayabilir, diye bir söz var.

Atatürk'ün de dediği gibi 'Sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarılarından biri kopmuş' demektir ancak bilimden ve ahlaktan yoksun bir sanatın da en önemli hayat damarı kopmuş demektir ki bu nedenle Atatürk 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.

Bilim de, ahlak da mantık demektir. Bu nedenle ki ahlak yoksa mantık da yarım demektir; bilim yoksa ahlak da yarım demektir.

Hindistan.

Kanal 7'deki dizilerin gösterdiği, çizdiği zengin, gösterişli bir Hindistan var; bir de Trt televizyonundaki filımlarda(filmlerde) görülen yoksul bir Hindistan var.

Aamir Khan isimli Hintli sinema sanatçısı kişi yoksullara 1'er kiloluk torbalarda un dağıttırmış. Ve 'Koskoca ve zengin bir kişi 1 kilo un mu dağıtır.' deyip onu eleştirenler, ve '1 kilo un için gitmeye değmez' diyen yoksul da çok olmuş ancak her un torbasının içinde 15.000 Rupi varmış, yani Tl ile '1.375 Tl'.

Medyadaki fotoğraflarda; un torbasılarının(torbalarının) içilerinde(içlerinde), unun içindeki kağıt paralar naylon gibi birşeyle sarılmamış gibi görünmekteler.

Kağıt para hepatitten coronaya kadar pekçok hastalık mikrobunu barındırmakta.

'Unlar 1'er kiloluk; paraları bulanlar unları atmışlardır' denilebilir ancak hem unları atmak israftır hem de unların kullanılmadığının kanıtı olmalı. Bin torba un olsa, 1 ton un yapar ki yoksulun çok olduğu Hindistan için de, zengin bir ülke için de az şey değil.

Umarım ki paralar naylona sarılıdırlar ve dezenfekte edilmişlerdir; dezenfekte edilmemişlerse naylona sarılmaları da anlamsız olur çünkü paraları tutan, sayan parmaklar iyice yıkanmadan heryere dokunmuş olabilirler; ve undan hamur işi yapılırsa hamurun içi virüsleri öldürecek kadar yeterince pişmeyebilir ancak fotoğraflardan görülen ki paralar hiçbirşeye sarılı değiller, doğrudan unun içine koyulmuşlar.

Gerçek ki Hindistan sağlıklılık açısından çok geri bir ülke durumunda; öyle ki içecek temiz su bulmakta bile zorluk çekilmekte imiş ki Trt belgesel Tv'de yayınlanmakta olan 'Su savaşları' adlı belgesel dizide lağım suyularının(sularının) da akıtıldığı Ganj ırmağı kıyısında yaşayan insanların içmekte oldukları kuyu sularının sağlık açısından içilemez durumda olduğu da gösterilmişti.

Bazıan(Bazan) doğrular yanlışa, yanlışlar da doğruya neden olabilirler ki bunu öncelikle yöntem belirler; örnek ki kızamık aşısı doğrudur ancak pis bir şırınga ile yapılırsa yanlış sonuç oluşur; yemek yemek doğru birşeydir ancak pis ellerle yenilirse yanlış sonuç oluşur.

Yani, Aamir Khan eğer unlar çöpe dökülmüşlerse ülkesine; eğer pişirilmişlerse yoksullara yani halkına kötülük yapmış oldu. Yani, iyilik yaparken de iyi düşünmek gerekir; bu nedenle ki insanlık için en büyük iyilik 'İyi düşünmek'tir; bu nedenle ki insanlığın kapitalistlere, siyasetçilere, sanatçılara, sıporculara(sporculara) değil düşünürlere, alimlere, alimelere, bilgelere, bilimcilere gereksinimi var ki zaten en üstün sanat bilim, ahlak, vicdan, nefssizlik, medenilik ve ruh ile doğru yaşamaktır. Bu nedenle ki bilimsel ve ahlaklı olmayan ünlülerin yaptıkları yardımlar kişiler için iyi olsalar da insanlık ve toplumlar açısılarından(açılarından) kötülükten başka şey olmazlar gerçekte, yani akıldışı-ahlakdışı ünlülerin yaptıkları yardımlar, bağışlar uzun vadede toplumlarına ve insanlığa, kötülük, zarar olarak dönerler çünkü akıldışılık da, ahlakdışılık da toplumlara, insanlığa ve insanlara yapılan en büyük kötülüktür.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.4.20/04.00

ORUÇ TUTULMAZ-ORUÇ BOZULMAZ

Savım ki Müslümanlar genelde dini, özelde ise İslamiyet dini inançını(inancını) doğru ve iyi bilmiyorlar. Bunun en somut kanıtı; eğer bilselerdi; son on yıldır İslam dünyasından terör örgütleri, savaşlar, terörler değil; düşünürler(filozoflar), alimler, alimeler, bilgeler, barış, huzur, güven, bilimsel buluşlar, teknolojik buluşlar fışkırırdı dünyaya.

Dini bilmek dini tanımlayan Din hadisileri'ni bilmek demektir.

Müslümanların dinden uzaklıkları dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı durumları ile bellidir; örnek ki Türkiye'de biryanda(bir yanda) genelevler, barlar, pavyonlar, meyhaneler, gecekulübüleri(gece kulüpleri), sıtriptiz(striptiz) kulübüleri, bikinili/mayolu yani sütyen-külotlu pılajlar(plajlar)-otel havuzuları(havuzları)-site havuzuları var, bay-bayan karışık masaj salonuları(salonları), bay-bayan karışık sıpor(spor, sipor) salonuları, ahlakdışı moda, ahlakdışı medya; biryanda da camiler, Diyanet, ilahiyatlar, imamhatipler, Kandil kutlamalar, Ramazan ayı kutlamalar var.

Müslümanların kendi inançlarından yani İslamiyet dini inançından uzaklıkları da özellikle Ramazan ayı'nda bellidir. Örnek ki Ramazan ayı'nda 'Oruç tutmak' ve 'Oruç bozmak' diyorlar. Öncelikle şu ki oruç ne tutulur ne bozulur. Oruç kuş, balık, para, mal gibi birşey değil ki tutasın; oruç 'tutulmaz', oruçlu 'olunur'. Yine ki oruç bozulmaz, oruç Ramazan ayı içinde geçici olarak sonlandırılır, Ramazan ayı sonunda ise gelecek Ramazan ayı'na kadar sonlandırılır; gerçekte ise oruç hiç sonlandırılmamalı, hayat boyu sürmelidir çünkü özelde Ramazan ayı, genelde oruç, en genelde ise din neftsen uzaklıktır, nefse karşı savaştır çünkü nefs insanın da, dinin de en büyük düşmanıdır çünkü nefs hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin hem nedeni hem de amaçıdır(amacıdır) yani nefs olmasaydı dünyada kötülük de olmazdı; bu nedenle dinde nefs olmaz, neftse de din olmaz; yani özelde Ramazan ayı, genelde ise nefssizlik tüm hayat boyu sürmelidir, sürdürülmelidir dinde.

Oruçu bozmak demek; nefssizliği, neftsen uzaklığı bozmak, bitirmek ve nefse yani yemeye içmeye adeta hücum etmek demektir ki iftarların durumuları(durumları) örnek ki İftar çadırı denilen yerlerin, sokaklardaki 'İftar yemeği' denilen ziyafetlerin, 'İftar daveti' denilen ziyafetlerin durumuları da bunu göstermektedir. Oysa iftar oruç sonlandırmaktır, yemek yemek değil yani iftar oruçu sonlandırmak niyetinın uygulanmasıdır ki bu da bir zeytin tanesi ya da bir hurma tanesi ya da bir yudum su ile olur ya da hava almak ile bile olur, hiçbirşey yiyip içmeden de olur, televizyon izlemeye başlamakla da olur çünkü önemli olan niyettir iftarda yani iftar demek yemek yemek değildir, iftar yemeği diye bir yemek olmaz. Yani açık ki birileri belki de İslamiyet'i sinsi sinsi ve içerinden yıkmak isteyen birileri ya da İslam dünyasını felsefede, bilimde, teknolojide, ekonomide geri bıraktırmak isteyen birileri İslamiyeti nefse ve cehalete doğru sürüklemeye, götürmeye çalışmaktadır yani İslamiyet'e 'Namaz kıl, oruç tut, kurban kes, hacca git, lokma dağıt, Kandil helvası dağıt, bayramlaş, dua et, ye, iç, gez, dolaş, keyifine bak, mutlu ol, nefse sarıl, bilimdışılığa sarıl' gibi bir hava vermeye çalışmaktadır oysa dini tanımlayan Din hadisileri der ki 'Din bilimdir/ilimdir, bilim yoksa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa git öğren'.

Anlaşılıyor ki oruç sahurla başlayıp iftarla biten yani yemek içmekle başlayıp yemek içmekle biten bir şey olarak anlaşılıyor oysa oruç yemek içmekle değil niyet etmekle başlar ve biter. Yani açık ki birileri genelde dini, özelde ise İslamiyet'i nefs yani yemek, içmek, mutlu olmak, keyif, eğlence gibi dünyevi şeyler üzerine kurmaya, kurdurmaya, göstermeye çalışıyor.

Bu durumun en büyük sorumlusu da siyasetçilerdir, ve özellikle de siyasi iktidarlardır; toplumlarına Din hadisileri'ni öğretmeyen, din diye cehalet, nefs ve yandaşlık aşılayan.

Yani oruç tutulmaz, oruçlu olunur, oruçu değil kendini tut cehaletten ve neftsen uzakta; ve oruç bozulmaz, oruç yani nefssizlik yani nefsten inziva hali ömür boyu sürmelidir yani oruçu bozmak insan olmayı, insanca olmayı bozmaktır; yani oruç iki yemek arası değil iki niyet arasıdır.

Ben o İftar çadırı'larına gitmem, iftar masalarına gitmedim de, gitmem de, iftar davetilerine(davetlerine) gitmem, iftar yemeklerine gitmem; aç kalsam da gitmem, kuru ekmek yerim yine gitmem çünkü nefs dini en büyük düşmanıdır, dinin en büyük sınavıdır ve nefssizlik dinliliğin en büyük göstergesidir, ölçüsüdür, ölçütüdür.

Ey yüzü kitap, bilim görmeyen yüz; ey yüzü neftsen kalkmayan yüz; sen nasıl, dinden söz edebilirsin?

Her kim ki İftar yemeği'ndedir, İftar sofrası'ndadır, İftar daveti'ndedir, o kimse dinden uzaktır ve dini bilmiyor demektir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 9.5.19/05.52



İREM DERİCİ VE CEHALET

Çağımızda, cehalet, ve cehaletin zirvesi olan akıldışı-ahlakdışı moda kendini cinsellik ve kas ile kendini göstermeye, kendini egemenleştirmeye, kendini onurlandırmaya, kendini mutlu etmeye çalışmakta; buna ek olarak da pirsing ve dövme ile.

Oysa; Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi yani 'Doğru insan olmak ancak bilim ve ahlak ile olur' sonuçu, hali, durumu.

Ancak bilimsel ve ahlaklı olmak zordur çünkü ikisi de mantık, tutarlılık, ve topluma karşı da, insanlığa karşı da sorumluluk gerektirir oysa moda, sıpor, süs, takı kolay şeylerdir; verirsin parayı, olur. Buna bir de 'müzik' diye bir yozluk eklersin, içeriğe 'duygu', 'sanat' da katılmış izlenimi oluşur.

Bu nedenle ki demokraside de, laiklikte de, sanatta da, hukukta da, özgürlükte de, eğitimde de önce 'Bilim ve ahlak' olmalıdır; bilimin kimde olduğu bakmakla hemen belli olmaz ancak ahlakın kimde olduğu değil de kimde olmadığı giyimden belli olur; bu nedenle ki ahlak ahlaklı giyime eşitlenemez ancak ahlaka giden yol ahlaka uygun giyinmekten geçer.

Ahlak neden önemli? Çünkü gerçekte ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, medeniliğin, medeniyetin, eğitimin, hukukun, insanlığın en üst nitel aşamasıdır yani bunlar ahlak ile zıt şeyler değildir; bu nedenle ki dahi Muhammed de, dahi Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; yani bilim olmadan doğru ahlak, ahlak olmadan doğru bilim; ahlak olmadan doğru sanat, doğru sanatçılık, doğru ünlülük, doğru demokrasi, doğru laiklik, doğru özgürlük, doğru medenilik, doğru medeniyet olmaz; Mehmet Akif Ersoy'un, medeniyete 'Tek dişi kalmış canavar' demesinin nedeni Batıda medeniyetin ahlak yönünün dışlanmış olmasındandır yani yanlış, kötü, zararlı, çirkin olan şey medeniyet değil medeniyetten ahlakın dışlanmasıdır. Gerçek ki ahlak bilimdir ancak ahlakı dışlamak nefstir ki nefs hem en büyük cehalettir hem kötülüklerin nedeni hem de amaçıdır.

İnternette bakıldığında; İrem Derici'nin ahlaka aykırı giyimli olarak ahlaka; dövmeli olarak bilime aykırı pekçok fotoğrafı ve müzik videosu görülmekte.  Dahi Muhammed 'Önce ilim ve ahlak' demişken Müslümanların; dahi Atatürk 'Önce ilim ve ahlak' demişken Atatürkçülerin bu kadının müziğini sevmeleri İslamiyet açısından da, Atatürkçülük açısından da mantıksızlık, tutarsızlık ve tuhaflıktır. Yani; bilimsellik ve ahlakçılık dışlandıktan, önemsenmedikten sonra Muhammedçi olmanın da, Atatürkçü olmanın da anlamı kalmaz. İrem Derici'ni anlayamadığı asıl cehalet işte budur, konu cehalet ise asıl cehalet de budur.

İrem Derici isimli sözde sanatçı ve sözde ünlü; yoz sanatçı, yoz ünlü; boyununa(boynuna) biyolojide dişiyi simgeleyen simgeli bir kolye takmış. Zorunlu olarak da simgenin uçu(ucu) haça benzemekte; erkek simgesinin uçu da oka benziyor.

28 Nisan 2020 tarihinde astroloji yayını yaptığı için bilim açısından; ahlaka aykırı ünlüleri öven haberler yaptığı için ahlak açısından yoz Sözcü gazetesinin internet sitesinde bir haber: 'Paylaşımlarıyla her yaptığı olay olan şarkıcı İrem Derici, Instagram’da bu kez küplere bindi. YÜZLERCE TEPKİ MESAJI ALDI. Sosyal medyada paylaştığı fotoğrafında kadını simgeleyen kolyesi haç işaretine benzetilen İrem Derici’ye, yüzlerce tepki mesajı yağdı. İrem Derici: Sensin işte cehalet. Şarkıcı, Instagram hesabından paylaştığı fotoğrafta, kadını simgeleyen kolyesi haç işaretine benzetilince çileden çıktı.'.

Yani; boyunundaki dişi simgeli kolyenin uçu haça benzetilince sinirlenmiş, öfkelenmiş, ve o kolyenin uçunu haça benzetenlere 'Sensin cehalet' demiş.

Pencerelerin haça benzeyen halleri için de aynı şey ileri sürülmüştü.

Ancak düşmanlık sinsidir. Düşmanın nereden, nasıl düşmanlık yapacağı belli olmaz. Uyanık, dikkatli, bilinçli, mantıklı, tutarlı, bilimsel, ahlakçı olmak gerekir tıpkı dahi Muhammed'in de, dahi Atatürk'ün de dediği gibi önce 'Bilim(İlim) ve ahlak' çünkü insanı ve insanlığı tek kurtarıcı ve tek koruyucu yalnızca bilim ve ahlaktır.

Bu durumların artniyet taşımadıkları kanıtlanamayabilir ancak dişi simgesine 'haç' biçimini andıran bir uç yapmak gereksiz olduğu için, haçı andıran bir uç yapmanın arkasında, 'Hıristiyanlık(Hristiyanlık)' amaçı olabilir çünkü dişi simgesi haçı andıran uçsuz da olabilirdi, yuvarlağın altında yatay, küçük bir çizgi de olabilirdi.

Diyelim ki o simgeyi haça benzeten kişinin hali cehalet. Peki; İrem Demirci'nin, boyununa, dişilik simgesi bir kolye takması da cehalet, ve cinsiyetçilik açısından da, cinsellik teşhiri açsından da ilkellik değil mi? Yani, İrem Demirci erkeğe mi benzetiliyor da boyununa dişilik simgesi asıyor? Neden belden aşağı kültürü kolye takmak; onca erdemsel, manevi, ruhsal anlamlı kolye varken?

Gerçek ki Atatürk'ün 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kesilmiş demektir' savı ancak 'Önce bilim ve ahlak' koşulu iledir yani bilim ve ahlak yoksa sanat zaten yanlış, kötü, zararlı yoldadır, Atatürk'e göre de yani Atatürk'ün 'Önce ilim ve ahlak' sözünü atlayıp 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kesilmiş demektir'  sözüne sarılmak da, bu sözü sanata kanıt göstermek de büyük bir cehalettir.

Açık ki cehalet yalnızca toplumun tabanını değil, tavanını da sarmış durumda çünkü hayatı 'Önce bilim ve ahlak' değil akıldışı ve ahlakdışı moda belirliyor, yönlendiriyor.

Yok 'Diva' imiş de, yok 'Süper star' imiş de, yok 'Star' imiş de, yok 'Sanat güneşi' imiş de, yok 'Ünlü' imiş de; bilim ve ahlak açısından neleri diva, süperstar, star, sanat güneşi, ünlü onların?

Türkiye'ye, dünyaya ve sanata bar, pavyon, gazino, disko, meyhane, Amerikan kültürü değil; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' egemen, amaç ve önder olmalıdır.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.4.20/11.33

AVM'LERDE DEZENFEKTAN GÖREVLİSİ OLMALI ÖNERİM

Cehaletin bilimsel var oluşu zordur, cehaletle bilimsellik zordur.

Biryandan corona salgınına karşı savaşılmakta, biryandan da sanki böyle bir salgın yokmuş gibi davranılmakta.

Avm'lerde birara(bir ara) kasiyerlerce müşterilerin ellerine dezenfektan sıkılması görüldü, bakıyorum o da kalkmış.

Avm'lere girerken giriş kapısılarının(kapılarının) ve çıkış kapısılarının kollarına, aldığım alışveriş arabasının sapına ve aldığım alışveriş sepetinin koluna dezenfektan sıkıyorum. Vereceğim paraları zaten evde dezenfekte ediyorum, kasiyerden aldığım para üstülerinin(üstülerinin) tümünü de cebime koymadan önce dezenfekte ediyorum.

Önerim ki Avm'lerde 'Dezenfektan görevlisi' olmalı. Bu kişiler Avm'lerin giriş kapısılarının, çıkış kapısılarının, alışveriş arabasılarının, alışveriş sepetilerinin ve dolaplarının saplarını düzenli olarak denzefekte etmeliler; Avm'ye girecek müşterilerin ellerini Avm'ye girmeden dezenfektan sıkmalılar; kasiyerler de müşterilerden aldıkları paralara dezenfektan sıkmadan kasaya koymamalılar.

Marketlerde ve bakkallarda da, öteki yerlerde de; müşterilerden alınan paralar hemen dezenfekte edilmeli.

Bir su tankının bile altında küçücük bir deliği varsa içindeki su sonunda o delikten akıp gider, ve tank anlamsız olur. Coronaya karşı alınan tüm önlemler küçücük sorumsuzluklarla boşa gidebilir. Unutmayın ki corona salgını da Çin'deki, önemsiz, küçücük bir konudan kaynaklandı.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.4.20/03.39

ATATÜRK'Ü SEVMEZ ONLAR (ŞİİR)

Taht için öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz evladlarını
Öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmemiş
Astığı astık, kestiği kestik Osmanlı sultanlarını severler
'Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır
Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir' diyen Atatürk'ü sevmez onlar,
Karılarından başka bir de cariye adı altında çocuk yaşta
Sayısız kapatması olan Osmanlı padişahlarını severler
'Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür' diyen Atatürk'ü sevmez onlar,
Ekonomisi öteki milletlerin vatanlarını işgal edip
Haraça bağlayıp sömürmek olan Osmanlı'yı severler
'Yurtda barış, dünyada barış' diyen Atatürk'ü sevmez onlar,
Ahlakdışı Amerika'yı, Avrupa'yı severler
Şeriat diye, hukuk diye, adalet diye, çözüm diye barbarlığı, vahşeti severler
'Hayatta en doğru yol bilimdir' diyen Atatürk'ü sevmez onlar
Atatürk'ün dönemin erkeklik simgeleri olan sigarasına, içkisine söz ederler
Zinanın, eşcinsel evliliğin, ensestliğin, çıplaklığın, pornonun, eroinin serbest olduğu
Batıyı dost, müttefik bilir onlar,
Atatürk'ü sevmek, Atatürk'ü savunmak
Yüksek nitel ve medeni zeka ister
Atatürk'ü sevmek, Atatürk'ü savunmak
İyi bir akıl-ruh sağlığı ister
Acımak, üzülmek gerekir Atatürk düşmanlarına
Yani çok zor insanlık önünde onların durumları da
Ancak gerçek ki akıl-ruh sağlığına da, insanlık onuruna da
Atatürk'e sevgi ve saygı da dahildir
Atatürk düşmanlığı açık ki düşünce ve ifade özgürlüğü değil
Türkiye'ye ve insanlığa karşı ajanlıktır,
Muhammed de 'Önce bilim ve ahlak' dedi Atatürk de
İnsanca dünyaya giden yolda, Muhammed de, Atatürk de,
Yalnızca bilimsel ve ahlaklı bir ülke ve dünya için değil
Akıl ve ruh sağlığı için de Atatürk düşmanlığına hayır.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 24.1.20/10.07




PİDELERDEKİ CORONA TEHLİKESİ UYARIM

Kötülüklerin nedeni nefstir çünkü nefs hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin hem amaçı(amacı) hem nedenidir.

Bu nedenle ki 'Din' diye öğretilmesi gereken ilk şey nefssizliktir. Ahlaksızlığın nedeni de, kötülüklerin nedeni de, suçların nedeni de temelde nefstir. Bu nedenle ki din nefse karşıdır.

Sokaklarda, arabalarda pide satanlar var.

Maskeleri ağızlarında değil, boyunlarında yani ağızları, burunları açıkta. Yani gören de 'Maskeleri var' diyecek.

Fırınlarda pide satanlar var.

Pideleri müşterilere verenler para alıp, para üstü veriyorlar yani aynı ellerle hem pidelere hem paralara dokunuyorlar.

Birileri de hayr diye pide alıp komşularına pide dağıtıyorlar.

Yani biryandan corona salgınına karşı önlemler alınıyor, biryandan da hiç umulmayacak yerlerden, hiç akıla gelmeyecek noktalardan bu önlemler delinmekte.

Ramazan ayı pide yeme ayı değildir. Ramazan ayı nefs ayı değildir. Ramazan ayı nefsi mutlu etmek, nefsi sevindirmek ayı değildir. Pide nefstir. Yani Ramazan ayı ve pide zıt şeylerdir. Ekmek denilen birşey var.

Ramazan ayı'nda bile Müslümanlık Ramazan davulu, Ramazan pidesi gibi nefs şeylerle yozlaştırılmakta oysa din ve nefs zıt şeylerdir yani nefs olan yerde din olmaz yani hem oruç hem pide, eğlence, nefs olmaz.

Gerçek ki Ramazan ayı'nda pide yememek hem Ramazan ayı'nın, oruçun anlamına hem de coronaya karşı savaşa karşı anlamlı olacak. Pide almak isteyen de pideyi veren kişinin ayrı, parayı alan kişinin ayrı olduğu yerlerden pide almalı.

Gerçek ki büyük suçların nedeni bile küçücük bir nefs olabilir.

Nefse yenilmeyen, helak olmaz.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.4.20/03.27


25 Nisan 2020 Cumartesi

CORONA CİNSEL YOL İLE DE BULAŞABİLİR KURAMIM

Tıp bilimi de, tıp bilimi yüzünden insanlık da büyük kazıklar yiyecek ki corona salgınındaki durum da bunun kanıtlarından biridir.

Neden? Kibirden, ve tıp fakültesilerinde felsefe, mantık, genel kültür dersileri(dersleri), ve meslek dışı kitap okuma sevgisi öğretilmemesinden.

Çünkü tıp fakültesileri(fakülteleri), tıp fakültesine girmek, tıp fakültesi okumak, tıp fakültesi bitirmek konusularında(konularında) 'Tıp okumak yüksek zeka ister' gibi bir saplantı, takıntı ve sanı var; bu da tıp öğrencisilerinde ve tıp bitirenlerde hem öteki fakültelere göre, hem de 'Ben tıpçıyım, sağlık konusunda kimse benden bilgili olamaz' gibi bir kibir oluşturmakta ancak savım ki tıp okumak yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) ister.

Belli ki birileri tıp fakültesine sırf kibir için, hava atmak için, ruhunu tatmin için de gitmekte; bu nedenle ki insanlığa aykırı tıpçılar da ortaya çıkmakta dünyada; örnek ki Hitler'in de tıpçıları, doktorları vardı, ve işkencehanelerde de doktorlar vardı.

Ben tıp fakültesi okumadım, İibf okudum ancak kendimi felsefe gereği kendi üniversite bölümümle sınırlamadım. Genel kültürüm, felsefeye olan ilgim, ve 'Felsefe her konu ile ilgilenmelidir' gereği her konu ile ilgili olduğum için biraz yüksektir.

Dünya sağlık örgütü, Bilim kurulu ve televizyona çıkan tıp akademisyenleri 'Corona havadan bulaşmaz; corona virüsü havada kalmaz; herkesin maske takmasına gerek yok, yalnızca corona hastasıları maske taksınlar.' derken ben internetteki yazılarımda coronanın havadan da yayılabileceğini, corona virüsünün havada 15-20 dakika kalabileceğini, ve herkesin maske takması gerektiğini yazdım hep.

Ve ben haklı çıktım.

'Sevişirken maske kullanın, sorun kalmaz' diyen tıpçılara karşı şimdi de diyorum ki 'Corona cinsel yol ile de bulaşabilir.'.

Neden?

Kuduz da gözden bulaşabiliyor; örnek ki havada uçmakta olan bir yarasa da kuduz varsa, ağızındaki salyadan bir damlacık, bir zerrecik örnek ki havaya baktığınızda gözünüze girerse kuduza yakalanırsınız çünkü kuduz virüsü sinir yolu ile beyine gider ve yapacağını yapar. Hepatit ve Aids de cinsel yol ile bulaşıyor.

Corona gözden de bulaşıyormuş, ağızdan da.

Gözde neler var? Kan damarıları(damarları) var yani kan yolu ile bulaşıyor olabilir; gözyaşı bezileri(bezleri) var, yani bu sıvı sistemi yolu ile bulaşıyor olabilir; bir de sinirler var yani sinirler yolu ile de bulaşıyor olabilir, ve sinirler heryere giderler çünkü sinir sistemi yolu ile sinirler birbirleriyle ilişki içindeler.

Ağzıda da kan damarıları ve sinirler var.

Cinsel organlarda da kan damarıları ve sinirler var.

Yani maske ile sevişmek çözüm olmayabilir.

Coronanın gözden nasıl bulaştığı, gözden nasıl etkili olduğu konusunda internette bilgi bulamadım, bu nedenle de bu yazıyı yazdım, bu kuramı oluşturdum.

Kuşkusuz ki bu durum bir olasılık, bu nedenle ki 'kuram/teori' dedim, yazımın başlığında.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.4.20/08.32

SAĞLIKÇILARA HASTAHANELERDE BESLENME YOLU İLE CORONA BULAŞMASI

Yanlışların ve kötülüklerin iki temel nedeni vardır: Cehalet ve nefs.

Nefs de en büyük cehalettir zaten; öyle ki nefs akılı ve ahlakı bile yok edebilir. Yani insanlar nefslerini yok edebilseler ya da yenebilseler kötülükler, nefsten kaynaklanan, örnek ki yüzmek nefsinden, sigara nefsinden, içki nefsinden, yemek bağımlılığı nefsinden, tırafik(trafik) kuralılarına(kurallarına) uymamak nefsinden doğan tırafik kazası, 'Bana birşey olmaz' cehaleti gibi şeylerden ölümler yok olur.

Sağlıkçılara coronanın pekçok bulaşma yolu var.

Görülmekte ki bunlardan biri de hastahane ortamında beslenmedeki yanlışlar.

Örnek ki Cumhuriyet gazetesinin internet sitesinde 26.4.2020 tarihinde şu haber var: 'Sağlıkçılara anne yemekleri. Suzan Öcal ve oğlu Victor Öcal sağlık çalışanlarına her gün yemek yapıp götürüyorlar. İstanbul’da Samatya’da yaşayan Suzan Öcal(76) ve oğlu Victor Öcal, evinin mutfağını sağlıkçılara açtı. Pişirdikleri yemekleri her gün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki sağlık çalışanlarına götüren Victor Öcal, 'Herşey annemin kete yapmasıyla başladı. Bu zamanla küçük bir hareketlilik yarattı. Yaklaşık 2 haftadır Cerrahpaşa’ya hazırladığımız yiyecekleri götürüyorum. Evde otursak da sağlık çalışanlarına destek olabileceğimizi göstermek istedik.'.

Cumhuriyet gazetesinin internet sitesindeki bu haberin fotoğrafındaki küçük ve dar olduğu belli olan bir oda da üçü bayan, ikisi bay, beş sağlıkçı var; aralarında sosyal mesafe denilen şey yok, neredeyse omuzomuzalar. Mavi renkli ve şeffaf üç poşetten, kağıda sarılı, tost türü birşeyleri almışlar. Beşinin de maskesi var ancak poşetten tost türü şeyi almak için uzanmış olan bayın maskesi takılı değil, ve bayanlardan biri de maskesini çıkarmış ve getirilmiş olan tost türü şeyi yemeye başlamış; bir bayın elindeki tost türü şeyin kağıdı açılmış ve tost türü şeyin üstü hava ile temasta; beşinin de elleri haklı olarak eldivensiz.

Bu sağlık çalışanları coronanın havadan da yayıldığını ya bilmiyor ya umursamıyor olmalılar.

O yiyeceklerin sarıldıkları kağıtlar da, getirildikleri poşetler de corona açısından sorun dışı değiller. O yiyecek poşetleri sağlıkçılara o yiyecekleri hazırlayanlarca değil hastahane görevlilerince sağlıkçılara getiriliyorlardır büyük olasılıkla yani o poşetlere en az üç kişinin eli değmekte.

Genelde ise, nöbetçi sağlıkçılar hastahanelerinin kantinlerinden tost türü şeyler getirtmekteler ya da almaktalar, yemek için ki yemekhanesi olmayan ya da yemek saat bitmiş olan hastahanelerde de sağlıkçılar hastahanelerinin kantinlerinden yiyip içmekteler ki o kantinlere hastalar ve yakınları da girmekteler.

Sağlıkçılar hastahane ortamında beslenmek, bunun için de maskelerini çıkarmak zorundalar ancak bunu yaparken corona karşı alınması gereken önlemleri unutmamalılar, ve yemek yerken, birşeyler içerken maskelerini tümden çıkarmak yerine maskelerinin yalnızca ağız bölümünü açmalılar.

Dediğim gibi; insanlar nefslerini yenebilseler ya da yok edebilseler sorunların en az yarısı çözülmüş olacak ancak moda biryandan, medya biryandan, reklamlar biryandan, turizım(turizm) biryandan, ünlüler biryandan insanlara, toplumlara sürekli ve yoğun bir nefs aşılamaktalar.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.4.20/08.27

TÜRKİYE'YE AKIN VAR (ŞİİR)

Türkiye'yi ekonomi ve terör ile oyalayıp
Arka bahçeden ülkeye bilimdışılık ve ahlakdışılık yayıyorlar
Akın var Türkiye'ye akın
Saldırı var Türkiye'ye saldırı
Bilimdışılık ve ahlakdışılık ile
Silahlar ile değil bilimdışılık ve ahlakdışılık ile saldırılıyor Türkiye'ye
Çünkü ruhu, akılı, mantığı yok edilen bir ülkeyi yıkmak daha kolaydır,
Akın var, Türkiye'ye akın
Saldırı var Türkiye'ye saldırı
Akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezce
Akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm)
Akıldışı-ahlakdışı sanatçılar, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı reklamlar
Astroloji, medyumluk
Akıldışı-ahlakdışı hayat, akıldışı-ahlakdışı mekan ve akıldışı-ahlakdışı iş serbestliği ile
Türkiye'ye akın var akın, saldırı var saldırı,
'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed'in de, 'Önce ahlak' diyen Atatürk'ün de
Dediği gibi
Bilim ve ahlak ile önlemler alınmazsa, yasalar çıkarılmazsa
Anayasa, ülke, ekonomi, ticaret, eğitim, medya, sanat, siyaset, devlet
Vatan, özgürlük bilime ve ahlaka göre düzenlenmezse
Türkiye'nin bilimdışılık ve ahlakdışılık ile
Barbarlık ve utanmazlık ile, yozlaşmış ruhlar ile güle oynaya zaptı, işgali yakın.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.4.20/14.54

KENDİLERİNİ MEDENİ SANANLAR (ŞİİR)

Bikini, mayo diye herkesin içinde sütyen-külot
Mini şort diye herkesin içine külotla çıkıp
Mini etek, tayt pantolon, dekolte giyip
Kendilerini medeni sananlar,
Pirsing takıp, dövme yaptırıp kendilerini medeni sananlar
Makyajları var diye kendilerini medeni sananlar
Saçlarını sarıya, maviye, kırmızıya boyatıyorlar diye kendilerini medeni sananlar
Sigara, içki içiyorlar diye kendilerini medeni sananlar,
Fahişelik yapıyorlar diye kendilerini medeni sananlar
Metroseksüeller diye kendilerini medeni sananlar
Eşcinseller diye kendilerini medeni sananlar
Ahlakı, dini dışladıkları için kendilerini medeni sananlar
Zengin oldukları için kendilerini medeni sananlar
Seçimle başa geldiler diye kendilerini medeni sananlar
Sosyeteler diye kendilerini medeni sananlar
Sanatçılar diye kendilerini medeni sananlar
Akademisyenler diye kendilerini medeni sananlar
Öğretmenler diye kendilerini medeni sananlar
Mühendisler diye kendilerini medeni sananlar
Doktorlar diye kendilerini medeni sananlar
Hukukçular diye kendilerini medeni sananlar
Siyasetçiler diye kendilerini medeni sananlar
Mevki, makam sahibiler, sahibesiler diye kendilerini medeni sananlar
Hayatları pahalı marka şeylerden oluşuyor diye kendilerini medeni sananlar,
İlde(Şehirde) köpek besleyip, köpekleri var diye,
Toplum içinde köpek gezdirip kendilerini medeni sananlar
Köpek besliyorlar, hayvan sevgisileri var diye
Hayvanlara sahip çıkıyorlar diye kendilerini medeni sananlar
Doğaya sahip çıkıyorlar, doğa sevgisileri var diye kendilerini medeni sananlar,
Son model arabalarla gezip kendilerini medeni sananlar
Gösterişli yerlerde, gösterişli konutlarda yaşayıp kendilerini medeni sananlar
Hizmetçileri, özel sürücüleri var diye kendilerini medeni sananlar,
Pop müzik, rock müzik, rap, kılasik(klasik) müzik dinliyorlar diye kendilerini medeni sananlar
Akıldışı, ahlakdışı ünlülere hayranlar diye kendilerini medeni sananlar
Kitap okuyorlar diye kendilerini medeni sananlar,
Biliyor musunuz medeni olmak felsefel, bilimsel, ahlakçı ve nefssiz olmaktan geçer
Biliyor musunuz laiklik, demokrasi, özgürlük herşeyi yapmak değil
Bilime ve ahlaka uygun şeyler yapmaktır
Biliyor musunuz ahlak yalnızca utanmak, başkalarının özgürlüklerine saygı göstermek değil
Zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin
Laikliğin, demokrasinin, özgürlüğün, insan olmanın, medeniyetin de en üst
Nitel aşamasıdır
Bu nedenle ki yalnızca Muhammed değil, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi
Yani medeniliğin ölçütü yaptıklarınız, sizin seçimleriniz
Zevkiniz, hazzınız, keyifiniz, nefsiniz değil bilim ve ahlaktır
Bu nedenle ki gösterişli, görkemli atının üzerindeki imparator değil
Ona, bir fıçının içinden 'Gölge etme başka ihsan istemem' diyen Diyojen medeni idi
Sarayı, hizmetçileri, uşakları, köleleri olan firavun değil
Ona 'Dur!' diyen Mose(Musa) medeni idi
Anadolu topraklarını işgal eden Batı değil, Batıya 'Dur' diyen Mustafa Kemal medeni idi,
Evet tek bir gerçek medenilik vardır
O da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır
Halinize bakın; 'Bilim ve ahlak' var mı?

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.4.20/14.33

24 Nisan 2020 Cuma

SEDA SAYAN TÜRKİYE TURİZM VE CENNET

Tüm dünyanın halinden anlaşılmakta ki sırf ünlüler ya da sırf ünlüler ve zenginler yani ünlüler ve paraları var diye; akıldışılık ve ahlakdışılık içindeki ünlüler kendilerini toplumlarının ve insanlığın ya da dünyanın alimi, alimesi, vazgeçilmezi, önderi, üstünü, değerlisi sanmaktalar ancak bilinmeli ki 'Bilim ve ahlak' içermeyen ün ancak ya yanlışın ya da kötülüğün ya da cehaletin ve nefsin ünü olur, nefs ki zaten en büyük cehalettir; ahlaka aykırılık da en büyük cehalettir çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, insanlığın, medeniyetin en üst nitel bölümüdür. Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.

Akıldışı turizım(turizm) de, ahlakdışı turizm de yasaklanmalıdır. Turizım de, demokrasi de, özgürlük de felsefeye, bilime ve ahlaka uygun olmalıdır.

Turizım da, moda gibi, sigara gibi ülkemize önce medenilik, kültür olarak getirildi. Moda 'Biraz moda giyin de medeni ol, insan ol' dedirtti önceleri çünkü ahlak, edeb, kibarlık üzerine kurulu idi. Turizım da Türkiye'ye önce kültür, dostluk, konukseverlik gibi tanımlamalarla getirildi. Ancak maske düştü ve modanın da, turizımın da akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı durumu ortaya çıkıverdi; bunda en önemli güç açık ki akıldışı, ahlakdışı sözde ünlüler oldu çünkü örnek ki Türk kadınına bikini, mayo, mini etek, göğüs dekolte gibi şeyler giydirilemez ancak ünlülere kolayca giydirilebilmekte; yani açık ki moda da, turizım da, akıldışı-ahlakdışı ünlülük de farkında olunmasa da Türkiye'ye, Türklüğe, ahlaka, akıla, mantığa, dine, insanlığa karşı bir ajanlık durumu. Bakın; Abd ülkelerde önceleri siyasetçileri ve generalleri satın almak için uğraşırdı; şimdi ise bu işi hem de cebinden hiç para çıkarmadan, ünlülerle yapmakta çünkü ünlüler hem bu işi parasız, gönüllükle yapıyorlar çünkü arkalarından koşan, öncelikle genç, çocuk olmak üzere, milyonlarca insan oluyor yani örnek ki bir Lady Gaga ya da Madonna ya da Jennifer Lopez anında en başta ünlüler olmak üzere milyonlarca kişiyi etkiliyor, yönlendiriyor yani Abd'nin akıldışı-ahlakdışı amaçlarına kolayca ve ücretsizce büyük bir hizmet ediyorlar; bu nedenle ki Abd Afrika'ya Angelina Jolie'yi gönderiyor çünkü ünlü demek akıldışılık-ahlakdışılık demek oldu yani tam da Abd'nin istediği birşey; Abd'nin bu işi siyasetçilerle, generallerle yapması çok para ister oysa ünlülerle yapmak hem ücretsiz hem de Abd'ye çok para kazandırmakta; bu nedenle ki Abd akıldışı-ahlakdışı modaya ve akıldışı-ahlakdışı ünlülerine sarılmış durumda. Bu duruma alet olmamak gerekir yoksa erdem türü şeylerden söz etmek hakkı yok olur.

Felsefenin, bilimin, dinin, demokrasinin, laikliğin ve insanlığın akıldışı-ahlakdışı modaya da, akıldışı-ahlakdışı ünlülere dur demesi zorunlu bir durum aldı artık.

Akıldışı-ahlakdışı siyasetçiler ve akıldışı-ahlakdışı özel sektör biryandan; akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı medya ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler biryandan; bu durumla dünya, insanlık ancak akıldışı-ahlakdışı bir duruma gider; siyasetçiler, kapitalistler ve ünlüler keyif içinde yaşarlar; halklar ise sürünürler.

Öteki ülkelerde olduğu gibi Türkiye de hem akıldışık ve hem de ahlakdışılık içinde olup hem de kendilerini ülkeleri, dünya ve insanlık için bir halt sanan; felsefeye, bilime ve 'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed', Atatürk'e ve dine göre yoz ünlülerle dolmakta.

Neden? Çünkü ünleri ve paraları var; bu nedenle de kendilerini zorunluluk, gereklilik, önemli, değerli, bir halt sanmaktalar gibi.

Türkiye ne demek? Türk demek. Türk ne demek? Atatürk'ün de dediği gibi 'Ahlak' demek. Ahlak da önce ahlaka uygun olan, ahlaka aykırı olmayan giyimler başlar, toplumsal alanlarda.

'Cennet' ne demek? İslamiyet demek. İslamiyet demek de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'in dediği gibi bilim ve ahlak demek. Ahlak da önce ahlaka uygun olan, ahlaka aykırı olmayan giyimler başlar, toplumsal alanlarda.

Yani insanın Türkiye, Türklük, Müslümanlık ve din açısılarından(açılarından) kendini önemli, değerli bulması, kendini beğenmesi için önce bilimsellik ve ahlak içinde olması zorunludur. Yani bilime ve ahlaka aykırı kimseler Türkiye, Türklük, Müslümanlık ve din konusularında(konularında) ya da bu konuları ilgilendiren konularda kendilerini lider, önder, gereklilik, zorunluluk, örneklik, bir halt sanmalılar. Yani 'Mevlana'nın 'Ne olursan ol gel' dediği yer bilimsel mantık, ahlak, edeb, nefssizlik, insanlığa örneklik içeren ve öğreten yerdir.

Seda Sayan 'Gökova ve Ören'in gönüllü turizm elçisi olacağım. Bu cennetin tanıtılması ve tabii ki çok iyi korunması için her türlü desteği vermeye hazırım, Gökova ve Ören'in gönüllü turizm elçisi olacağım. Türkiye'nin en cennet köşesinde yaşıyorsunuz, Ören için yapılacak her türlü tanıtımda bende destek olmak isterim. Ören'de Gökova'nın kalbinde cennette yaşıyorum. Bu cennetin tanıtılması ve tabii ki çok iyi korunması için her türlü desteği vermeye hazırım, Gökova ve Ören'in gönüllü turizm elçisi olacağım' demiş.

Seda Sayan'ın toplum önünde ve içinde giydiği giysilere bakın: Bikini ya da mayo denilen sütyen-külot, meme yanlarını neredeyse göbek deliğine kadar açıkta bırakan akıldışı-ahlakdışı moda gibi sözde bir giysi türü. Türk demek de, Müslüman demek de, İslamiyet demek de, din demek de, Atatürk demek de, Türkiye demek de, demokrasi demek de, laiklik demek de, özgürlük demek de, sanat demek de önce ahlak demektir; ahlak da toplum içinde, toplum karşısında ahlaka uygun, ahlaklı, ahlakçı giyim demektir.

Google'a 'Seda Sayan fotoğraflar' yazın. Çıkan sayfada ahlaka, dine, Türklüğe, İslamiyet'e, dine, Müslümanlığa, dinliliğe aykırı giyimli pek çok fotoğrafı çıkıyor.

Yani hem İslamiyet'e aykırı giyimlerle ortalığa çıkmak hem de İslami bir kavram olan 'Cennet'ten söz etmek, hem de İslam'a aykırı olan pılajlara cennet demek; hem de İslamiyet'e aykırı yerlere elçilik yapmak Seda Sayan'ın kafasına uysa da dinin, İslamiyet'in, felsefenin, bilimin, dinin, mantığın kafasına uymaz.

Türkiye'nin elçisi olmak için, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi önce bilim ve ahlak içinde olmak gerekir; biryere 'Cennet' demek için de o yerin, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'in de dediği gibi bilim ve ahlak içinde olması gerekiyor; ve bir insanların kendilerini Türkiye ve din ile birlik gösterebilmeleri için önce 'Bilim ve ahlak' içinde olmaları gerekiyor.

Yani, Türkiye ve İslam adına konuşmak öyle kolay değil.

Mevlana 'Ne olursan ol, gel' dedi ancak 'Bilim ve ahlak ile değiş; geldiğin gibi, olduğun gibi kalma' dedi.

Yani, Seda Sayan'a ve benzerlerine Türkiye, din ve insanlık açısılarından(açılarından) söylenilecek tek söz 'Gölge etme başka ihsan istemez' olur.

Türkiye'ye ve insanlığa önderlik sesi güzel ya da bedeni güzel ya da yüzü güzel diye olmaz; felsefede, bilimde ve dini tanımlayan Din hadisileri'nin tanımladığı dinde üstünlük ile olur.

Akıldışılık, bilimdışılık, ahlakdışılık, dine aykırılık içindeki ünlülere felsefe, bilim ve din der ki 'Ününüzden ve paranızdan yukarı çıkmayın. Toplum alkışladı diye alim, alime, doğru önder olunmaz; bunlar ancak bilim, ve Din hadisileri'nin tanımladığı din ile olur.'. Öncelikle bilinmeli ki Türk insanı da, dinli insan da toplum ahlaka aykırı giyinmez. Yani Türklüğe ya da Din hadisileri'ne aykırı kimseler dertlerini Türklük, Türkiye, din dışındaki durumlarla anlatmalılar; kendilerini Türklük ile, Türkiye, Müslümanlık ile özdeşleştirmemeliler. Atatürk 'Türküm diyen herkes Türktür' dedi ancak önce 'Bilim(İlim) ve ahlak' dedi yani bilimi ve ahlakı dışlayıp Türk, Türkiye, Türkiyeli, Atatürkçü, dinli, Müslüman, doğru sanatçı, doğru ünlü, topluma ve insanlığa doğru örnek olunmaz.

Ne demek yani insanların sütyen-külot; bay, bayan karışık; ahlakın, utanmanın, dine uygunluğun, İslam'a uygunluğun, Türklüğe uygunluğun olmadığı yerlere 'Cennet' demek? Bunun en masum tanımı 'yozlaşma'dır.

Ahlakdışı turizım Türkiye'ye, Türklüğe, dine elçi olmak değil; ahlakdışı Batıya, Batının ahlakdışı ünlülerine, Batının ahlakdışı modasına, Batının ahlakdışı hayatına elçi olmaktır.

Türkiye'nin de, insanlığın da cehalet, ahlaka aykırılık, dine aykırılık, nefs simgesi ünlülere değil; düşünürlere, alimlere, alimelere, bilgelere gereksinimi var.

Sanat yalnızca sanattır, herşey değil; hele ki sanat felsefeden, bilimden, ahlaktan, dinden hiç üstün değildir. Doğru sanat ve doğru sanatçılık bilimin ve ahlakın, dinin yanında yer almaktır, karşısında değil.

İslam'a aykırı yerler için 'Cennet' sözcüğü(kelimesi), kavramı kullanılamaz.

Yani özellikle karşı cinsin içinde sütyen-külot dolaşmak Cennet'e de, İslamiyet'e de, dine de, akıl-ruh sağlığına da, Türklüğe de aykırıdır.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.4.20/09..50

ATATÜRK SİGARA İÇKİ BİLİM AHLAK LAİKLİK DEMOKRASİ ÖZGÜRLÜK DİN VE EĞİTİM SAVIM

Felsefeyi, Atatürk'ü ve Türkçeyi dışlayanlar yanılırlar; felsefe olmasa laiklik, demokrasi, özgürlük de olmazdı; Atatürk olmasaydı Türkiye Türkçesi olmazdı, Türkiye Türkçesi olmasaydı, Türkçenin felsefeye, bilime ve insanlığa en büyük katkısı olan 'Özgürlük' sözcüğü de olmazdı, ve özgürlük günümüzde bile 'serbestlik' sanılırdı.

Demokrasiyi anlayan demokrasici, laikliği anlayan laiklikçi, özgürlüğü anlayan özgürlükçü, dini anlayan dinli, Atatürk'ü anlayan Atatürkçü görmedim; burada yazdıklarım göstermekte ki ben anlamışım.

Kısaca anlatayım: Demokrasi demek bilimsellik demektir ancak önce 'ahlakçılık' demektir çünkü demokrasi isteyenler ahlakçı kimselerdi. Demokrasinin temeli laikliktir, yani laiklik olmazsa demokrasi de olmaz çünkü laiklik yoksa ülkeyi dini inanç yönetiyor demektir ki dini inanç demek zaten ilahi içerikli diktatörlüktür. Demokrasi demek ahlakçılık demektir çünkü laiklik isteyen insanlar ahlakçı kimselerdi. Yani laiklik ve demokrasi isteyen insanlar 'Önce ahlak' diyen kimselerdi, ahlaklı kimselerdi. Laiklik demek bilim demektir, dolayısı ile demokrasi de bilim, bilimcilik, bilimsellik demektir; yani laiklik isteyen insanlar bilim, bilimcilik, bilimsellik isteyen kimselerdi. Yani laiklik ve demokrasi ahlak ve bilim demektir.

Özgürlük özün doğru varlığı ve doğru gelişimidir; bu durumda, özgürlük demokrasi ve laiklik açısılarından(açılarından) 'Önce bilim ve ahlak' demektir yani insan özgürlüğü yemek, içmek, gezmek, üremek üzerine kurulu hayvan özgürlüğünden farklı olarak bir de 'Bilime ve ahlaka uygunluk' içerir. Yani bilimsellik ve ahlakçılık olmadan insan için özgürlük olmaz; var olan şey ancak hayvan özgürlüğü olur, hayvan özgürlüğü sınırı içinde kalmak olur, hayvan özgürlüğünü taklit etmek olur. Yani özgürlük herşeyin yapılabildiği serbestlik değil yalnızca bilime ve ahlaka uygun şeylerin var olduğu var oluş demektir yani laiklik ve demokrasi ile aynı iki temel üzerine kuruludur.

Din nedir; dni tanımlayan Din hadisileri der ki 'Din ilim(bilim) ve ahlaktır, bunlar olmazsa din de olmaz.'. Yani, dinin de temeli bilimcilik ve ahlakçılıktır yani laiklik, demokrasi ve özgürlük ile aynı.

Atatürk nedir; Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dediği için Atatürk de, yani Atatürkçülük de 'Önce bilim ve ahlaktır'. Ne diyor Atatürk; 'Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir(bilimdir); ben sıporcunun/insanın ahlaklısını severim/isterim/savunurum' diyor. Yani demek ki Atatürkçülük de laiklik, demokrasi, özgürlük ve din ile aynı iki temel üzerine kurulu yani 'Bilim ve ahlak' üzerine.

Atatürk ne dedi; 'Benim sözlerimle ilimin(bilimin) sözleri çelişirse beni değil ilimi(bilimi) dinleyin' dedi. Sigara ve içki ne; bilim açısından yanlış şeyler. Demek ki Atatürk sigara ve içki içti diye sigara ve içki içmek Atatürkçülük değildir, Atatürk'e ihanettir. Yani açık ki Atatürk günümüzde yaşamakta olsaydı sigarayı ve içkiyi yasaklardı.

Atatürk'ün 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' sözü aynı zamanda 'Benim yaptıklarım ahlaka aykırı ise yaptıklarımı yapmayın, ahlakın dediklerini yapın' da demektir çünkü Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' dedi yani 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse i değil bilimi dinleyin' sözüne 'Benim yaptıklarım, dediklerim ahlaka aykırı ise beni değil ahlakı dinleyin.' demektir. Bu açıdan; sigara, içki içmek hem bilime yani sağlığa aykırıdır hem de insanlara, topluma yanlış, kötü, zararlı örnek olmak açısından ahlaka aykırıdır yani sigarayı ve içkiyi yalnızca bilim açısından değil ahlak açısından da içmemek gerekir.

Evet; anlaşılmakta ki Atatürk 'Ahlaka aykırı şeyleri yapmayın' da demiş. Bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot gezmek; mini şort diye ortalıkta külotla gezmek; mini etek, daracık giyinmek, tayt pantolon, dekolte, cinsel sunumlu giyinmek, eşcinsellik, eşcinsel evlilik, zina, porno gibi şeyler de ahlaka aykırıdır; 'Atatürk ahlaka aykırı şeyler yapmayın' demekle 'Bunları da yapmayın' demiş oluyor.

Yani laiklik, demokrasi, özgürlük, Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demek, ve 'Bilime ve ahlaka aykırı olan şeyleri yapmayın' demek.

Türkiye açısından bakarsak; peki tüm bu gerçeklere karşın ülkede neden akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı medya var; hukukta, eğitimde, ülke yönetimininde neden akıldışılık-ahlakdışılık var, örnek ki hukukta neden 'Zina, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım serbestliği, toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giyimlerle bulunmak hakkı' var; üstelik de %90'ı dinli denilen bu ülkede? Demek ki Türkiye ya da Türkiye'de ne Atatürk dinleniliyor ne din; dinlenilen şey özelde akıldışı-ahlakdışı Abd, genelde ise akıldışı-ahlakdışı Batı; yani açık ki 'Din' denilip dine aykırı şeyler yapılmakta, 'Atatürk' denilip, Atatürk'e aykırı şeyler yapılmakta; 'Laiklik, demokrasi, özgürlük' denilip, bunlara aykırı şeyler yapılmakta ki zaten 'Bilim ve ahlak'a aykırılık demek laikliğe de, demokrasiye de, özgürlüğe de, dine de, Atatürk'e de aykırılık demek yani bu durumda oynayan bilimdışılık ve ahlakdışılık ancak çalan bilim ve ahlak ya da laiklik, demokrasi, özgürlük, din, Atatürk değil; akıldışı-ahlakdışı Abd, ve akıldışı-ahlakdışı Batı.

Bilimin önemi belli de, peki ahlak neden önemli, üstelik de bilim kadar, öyle ki bilimden de önce değerli; çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, dolayısı ile de felsefenin, bilimin, laikliğin, demokrasinin, özgürlüğün, akıl-ruh sağlığının, insan olmanın, insanlığın ve medeniyetin en üst nitel aşaması demek. Yani ahlak demek akıl-ruh sağlığı da demektir yani ahlaksız bilim ya da eğitim akıl-ruh sağlığı içermeyen bilim ya da eğitim demektir, örnek ki öğretmenler ve öğrenciler okullarda çırılçıplak olarak da bulunabilirler, derslerde sevişebilirler de yani yalnızca bilim doğruyu göstermez, bilim insan, toplum, insanlık konusularında(konularında) doğruyu göstermek için ahlaka da gereksinim duyar çünkü ahlak beyinin en üst nitel aşaması yani beyinin en üst nitel aşamasını dışlayıp doğru bilim, doğru eğitim olmaz.

Bu durumda açık ki eğitim de, hukuk da, devlet de, ekonomi de, sanat da, edebiyat da, medya da, turizım(turizm) da, moda da, özel hayat da, hayata bakış da 'Bilime ve ahlaka uygunluk' üzerine kurulmalıdır.

Görülmekte ki insanlar ve ülkeler laiklik, demokrasi, özgürlük, din, Atatürkçülük diye bu konulardaki gerçeklere göre değil cehalet ve nefs içindeki kafalarına göre hayali bir dünya çizmişler ki bu durumun Zeus'a yani gerçeklere ve doğrulara aykırılığa tapmaktan da, 21. yüzyılda İlk çağ yaşamaktan da farkı yoktur.

İnsanlık bunu anlayabildiği zaman dünya insanca biryer olacak.

Yani kim bilime ve ahlaka aykırı ise laiklikten, demokrasiden, özgürlükten, dinden, Atatürkçülükten ve insanca bir dünyadan, bunlara yandaş, yoldaş, taraftar, savunucu olarak hiç söz etmesin.

Türkiye de, tüm dünya da önce 'Bilim ve ahlak'ta birleşmeli yoksa birleşilen şey insana, insanlığa, dünyaya, barışa, laikliğe, demokrasiye, özgürlüğe, dine ve insanca bir dünyaya kötülükten başka şey olmaz. Pusulanız da, insanlığın pusulası da, dünyanın pusulası da akıldışı-ahlakdışı Abd, akıldışı-ahlakdışı Batı, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı turizım, akıldışı-ahlakdışı siyaset, akıldışı-ahlakdışı özel sektör, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı serbestlik değil bilim ve ahlak olsun.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.4.20/08.42

FATMA GİRİK'İN ATATÜRKÇÜ OLMAK ANLAYIŞI

Fatma Girik 2020 yılının 23 nisanında demiş ki 'İçimdeki Atatürk çocuğu hiç ölmedi. Ben bir Atatürk çocuğuyum ve bize emanet edilen bu bayramı ölene kadar kalbimde taşıyıp kutlayacağım, bu nedenle evimi Atatürk posteri ve dev Türk bayrağı ile donattım, içimdeki çocuk asla ölmedi. 23 nisan bayramlarını hiç kaçırmazdım. Ulu önder Atatürk'ümüzün bizlere çocuklara armağan ettiği ve dünyada tek olan bu bayramı nefes aldıkça ömrüm yettiğince bende kutlayacağım, çünkü ben Atatürk çocuğuyum içimdeki Atatürk çocukluğu asla ölmedi, bundan daha güzel bir gün olabilir mi, evimi Atatürk posteri ve Türk Bayrağı ile donattım böyle iki güzel manzara birbirine ancak bu kadar yakışabilir, Atatürk'ümüzle gurur duymalı O'nun bize bıraktıklarını yaşamalı ve asla unutmamalıyız ki O olmasaydı bugünleri göremezdik.'.

Gerçek ki Atatürkçüler Atatürk'ü henüz anlayabilmiş değiller.

Fatma Girik için, Atatürk ne imiş? Atatürk posteri, Türk bayrağı, 23 nisan bayramı, çocuk olmak, Atatürk posterinin ve Türk bayrağı'nın oluşturdu manzara. Yani kadının 62 yıllık hayatında anlayabildiği Atatürk bu imiş; yani özetle haz, hayata hazla bakmak.

Peki, Atatürk gerçekte kim?

'Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir(bilimdir); benim sözlerimle ilimin sözleri çelişirse beni değil ilimi dinleyin' deyip 'bilimcilik' diyen; 'Ben sıporcunun(sporcunun/insanın) ahlaklısını severim(isterim)' deyip 'ahlakçılık' diyen bir insan yani 'Önce bilim ve ahlak' diyen insan.

Peki; Google'a 'Fatma Girik fotoğrafları' yazıldığında çıkan sayfadaki; bikini, mayo diye sütyen-külot, ahlaka aykırı fotoğraflar; açıksaçık fotoğraflar ahlaka uygun mu? Peki, Fatma Girik'in bir bayla nikahsız yaşamış olması ahlaka uygun mu?

Yani, düşünün ki kadın 'Çocukluğumdan beri' diyor. Yani, 'Önceden değildim de, sonradan Atatürkçü oldum' dese, neyse.

Yani, düşünün ki bu ülkede Anadolu bayanı baş örtülü gezerken bu kadın bikini, mayo diye sütyen-külot idi; o zamanlar filımlarında(filmlerinde) onu bikinili, mayolu ya da açıksaçık, ahlaka aykırı giyimlerle gördüğünde, ve bir bayla evlilikdışı yaşadığını öğrendiğinde, Türk toplumu ona 'Aa, ne ahlaklı kadın!' mı diyordu yani onun halini ahlak ile aynı kefeye mi koyuyordu, onun yaptıklarını ahlak olarak mı tanımlıyordu?

Peki, kadının bilimle ilgisi ne? Ahlaka aykırılık bilime de aykırılık demektir çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin en yüksek nitel aşamasıdır yani ahlaka aykırılık bilime de aykırılıktır.

'O'nun bize bıraktıklarını yaşamalı ve asla unutmamalıyız.' diyor ancak Atatürk'ün asıl bıraktıklarının 'Bilim ve ahlak' olduğunu bilmiyor.

'O olmasaydı bugünleri göremezdik' diyor. Bugünlerde gördüğümüz neki(ne ki); Atatürk'ün dediği bilimcilik ve ahlakçılık mı yoksa astrolojiden, medyumluğa kadar bilimdışılık mı yoksa akıldışı-ahlakdışı modadan, akıldışı-ahlakdışı turizıma(turizme) kadar ahlakdışılık ve akıldışılık mı yoksa yetişkin insan dişisinin sigara, içki içmesi, ve pılajlarda(plajlarda) bikini, mayo diye, sokaklarda mini şort diye külotla gezmesi mi yoksa zina ve eşcinsel evlilik serbestliği mi? Nedir yani bugünlerde Atatürkçü olan ya da Atatürk olan?

Açık ki Fatma Girik de Atatürk'ü ve Atatürkçü olmayı hiç anlayamamış.

Ben henüz dini anlayan yani dini tanımlayan Din hadisileri'ne uygun bir Müslüman görmedim; Atatürk'ü anlayan bir Atatürkçü de görmedim.

Herkes işin zevkinde, hazzında, nefsinde; kimi buna din, inanç, iman diyor, kimi de Atatürkçülük, demokrasi, laiklik, özgürlük falan.

Müslümanlar dini tanımlayan Din hadisileri'ni anlasalardı, İslam dünyası dünyanın, insanlığın önderi olurdu; Atatürkçüler Atatürk'ü anlasalardı, bugün demokrasiyi ve laikliği mumla arıyor olmazlardı.

Herkes, din diye de, Atatürkçülük diye de hayal içinde çünkü kimsenin dinle de, Atatürkçülük ile de ilgisi yok.

Dinli olmak için de, Atatürkçü olmak için de tek yol var: 'Bilim, ahlak ve nefssizlik.'. Bunlar yoksa din de olmaz, Atatürkçülük de olmaz, demokrasi de olmaz, laiklik de olmaz çünkü bunlara aykırılık demek doğruya aykırılık demektir.

Evet; din de, Atatürk de çocuk kafası ile anlaşılmaz çünkü ikisi de önce bilim, bilimcilik, bilimsellik, mantık ister. Bu nedenle ki çocukları dinli gösterenler dini, Atatürkçü gösterenler de Atatürk'ü bilmiyorlar demektir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.4.20/01.35