31 Aralık 2020 Perşembe

DEMOKRASİ LAİKLİK ÖZGÜRLÜK DİN VE ATATÜRK 'KİMSE BANA KARIŞAMAZ' DEMEK DEĞİL SAVIM

 Nefs insanın ve insanlığın en büyük kötülüğüdür çünkü nefs en büyük cehalettir, hem kötülüklerin hem nedeni, hem amaçıdır(amacıdır); hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı, vicdanı ve akıl-ruh sağlığını yok eder; porno, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı sanat türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı mekanlar ve özel sektör denilen kapitalistlik güçünü(gücünü)nefsten alır.


Gerçek ki Batıda demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, din de yok. Neden yok? Çünkü demokrasi, laiklik ve özgürlük Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' demektir; din de dini tanımlayan Din hadisileri'nin de dediği gibi 'Bilim(İlim), ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık, israfsızlık, medenilik, nefssizlik' demektir.


Durumlarından anlaşılmakta ki Batı da, insanlık da açıklamış olmama karşın henüz demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün ve dinin doğru anlamını öğrenememiş durum göstermekte. 


Demokrasi ve laiklik 'Önce bilim ve ahlak' demektir çünkü tarihte ilk kez demokrasi ve laiklik isteyen insanlar ahlak içinde, ve mantık devleti isteyen insanlar idi yani ahlaksız ve büyücülük isteyen insanlar değil. Özgürlük de dedim ki 'Özün gür gelişimi' demektir, insan için de öz yani doğru olan şey Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak'tır yani  bilime ve ahlaka aykırı var oluşa doğru var oluş denilemez. Batı, kafadaşları serbestliği özgürlük, özgürlüğü de serbestlik sanmakta oysa özgürlük demek 'Önce bilim ve ahlak' demek iken serbestlik ise 'Ne istersen yap' demektir yani bilimi ve ahlakı umursamamaktır yani 'Bilim ve ahlak'ı değil zevki, hazzı, nefsi baştaçı(baştacı), önder, lider yapmaktır.


Bu nedenle; demokrasi, laiklik, özgürlük ve din 'Kimse bana karışamaz, canım ne isterse yapamaz, kimse beden hesap soramaz' türü bir hükümdarlık, diktatörlük, ilkellik, barbarlık, vahşilik, mantıksızlık dünyası değil 'Bilim ve ahlak herkesten hesap sorar' dünyasıdır yani 'Kimse bana karışamaz, canım ne isterse yapamaz, kimse beden hesap soramaz' demek de, diyenler de demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe, dine ve Atatürk'e aykırılıktır; demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, Atatürk de 'Bana bilim ve ahlak karışır', din de 'Bana; dini tanımlayan Din hadisileri karışır' demektir.


Demokrasi, laiklik, özgürlük, din ve Atatürk insanlara hükümdarlık, diktatörlük, pısikopatlık(psikopatlık), sosyopatlık, barbarlık, ilkellik, vahşilik vermek için değil 'Bilim ve ahlak' vermek içindir. Açık ki akıl-ruh sağlığı da 'Önce bilim ve ahlak' demektir.


İşte; gelecek dünya ve gelecek insanlık bu durum üzerine kurulacaktır.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.1.21/09.49


DEPREMLER KORONA VE İYİLER HATALARININ KÖTÜLER KÖTÜLÜKLERİNİN BEDELİNİ ÖDERLER DURUMU

 Koronanın olsun, öteki hastalıkların olsun, en sevdiği şey mantıksızlıktır. Mantıksızlığı yaratan şeylerden biri bilgisizlik, biri de nefstir. Nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır(amacıdır), hem de önce akılı ve mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eder. Bu nedenle ki felsefe, bilim, din, demokrasi, laiklik ve özgürlük yalnızca cehalete değil nefse de karşı olmalıdır. Bu nedenle ki korona salgınının egemenliği insanların, toplumların ve devletlerin mantıksızlıkları yani bilgisizlikleri ya da nefse kölelikleri kadardır.


Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi. Yani, 'İyi insan' olmanın bedeli 'Bilim ve ahlak' içinde insan olmaktır, 'kötü insan' olmanın bedeli de 'Bilim ve ahlak'a aykırı insan olmaktır. İyi toplum, ve iyi devlet de 'Bilim ve ahlak' içindeki toplum ve devlettir; kötü toplum ve kötü devlet de 'Bilim ve ahlak'a aykırı devlettir yani siyasi partilerin kendilerini 'iyi' olarak yalnızca ekonomi ile tanımlamak istemeleri yanlıştır yani ülkesine 'Bilim ve ahlak egemenliği' getirmeyen ya da istemeyen siyasi parti de, siyasetçi de yanlış yoldadır ve kötü insandır; 'Önce bilim ve ahlak' tanımına yani Muhammed'e ve Atatürk'e göre de.


Simya kimya biliminin temelini, başlangıçını(başlangıcını); dini inançlar da dinin başlangıçını oluşturur.


Bu nedenle; dinin inançların 'Deprem, hastalık salgını gibi kötülükleri ilahlar kötülüğü cezalandırmak için veriyor' savını inanç temelinden alıp bilim temeline oturtmak gerekiyor çünkü din demek yalnızca ahlak değil bilim de demektir yani deprem, salgın gibi konularda bu durum yapılabilir.


Bu durumda bu konu 'İyiler hatalarının, kötüler kötülüklerinin bedelini öderler' durumuna getirilebilir.


Bu durumun deprem ve korona salgını ile ne ilgisi var, denilebilir.


Şöyle ki binalar bilimsel açıklamalara uygun yapılırlarsa ve fay hattı üzerine yapılmazlarsa depreme dayanıklı olmaktalar. Yani binalar depremde yıkılıyorlarsa bunun temel nedeni binaların yapım ve yer olarak bilime aykırılıklarıdır. Yani deprem binaları yıkıyorsa ya bilime uymayan kötü müteahitler yüzündendir ya da ülkede bilimsel bir devletin olmaması yüzündendir yani depremde bina yıkılmasının nedeni kötü müteahitlerin ya da kötü mal sahiplerinin kötülüklerinin bedeli durumudur. Denilecek ki depremlerde ölen iyi insanlar da var; açık ki onlar da bilimsel bir devlet istememe ya da bilimsel bir ülke istemeyen siyasi partilere oy vermek hatasının bedelini ödemekteler.


Koronaya gelince. Aynı durum bu konuda da var. Koronaya yakalanmak bilimsel önlemlere, bilimsel uyarılara uymamak ile olur çünkü hiçbir virüs ve hiçbir hayvan insandan akıllı değildir. Yani bir insan koronaya yakalanmışsa bilime uymamış demektir. Koronaya karşı maske takmayan, zorunlu bilimsel kurallara uymayan insanların koronaya yakalanmaları açık ki bilime uymamanın yani kötülüklerinin bedelidir. Denilecek ki koronaya yakalanan iyi insanlar da var. Açık ki onlar da koronoya karşı bilimsel önlemleri en azından 1 saniye bile aksatanlardır yani onlar da hatalarının bedelini ödemekte durumu var. Ancak, koronanın bu bireysel yönünden başka bir de devletsel yönü var, şöyle ki bir ülkede korona ya da bir salgın hastalık yayılmışsa bunun temel, birinci nedeni genelde siyasetin, özelde ise devletin 'Bilim' üzerine değil 'Bilimdışılık ve nefs' üzerine kurulu olmasıdır ancak devletler ya da siyaset ne kadar bilimdışı olurlarsa olsunlar insanlar bilime uyarlarsa deprem konusunda da, salgın hastalıklar konusunda da sorun yaşamazlar.


Yani, açık ki insanlar 'Bireysel hayatlarında(yaşamlarında) bilimi, bilimselliği, mantığı seçmemek' ile de; bilimci, bilimsel bir devlet ya da siyasi iktidar istememekle de deprem konusunda olsun, hastalık konusunda olsun, ekonomi konusunda olsun, işsizlik-yoksulluk-açlık konusunda da olsun hem kendi hatalarının hem de devletlerinin ya da siyasi iktidarlarının hatalarını yaşarlar, bedellerini öderler. Yani insanlar ne kadar 'İyi insan' olurlarsa olsunlar eğer 'Bilim ve ahlak' içinde bir devlet, toplum, ekonomi, sanat, eğitim, medya ve ülke istemiyorlarsa hata içindeler demektir ki bunun da bedeli dini inançlara göre 'ilah'lardan, gerçeğe göre de 'bilime aykırılık'tan gelmekte.


Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' dedi. Onlardan akıllı mısınız da 'Bilim ve ahlak' üzerine değil de 'Bilim ve ahlak'a aykırı bir ülke istiyorsunuz çünkü ülkenin ekonomiden, sanata; turizımdan(turizmden), medyaya kadar durumu bilime ve ahlaka aykırı durumu bunu göstermekte; açık ki bunu uzaylılar istememiş.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.1.21/09.23


İBRAHİM TATLISES STAR TV AHLAK DİN VE TÜRKLÜK

 Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demiş olmasına karşın görülmekte ki akıldışı-ahlakdışı siyaset türü çalmakta, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü oynamakta; kendine 'Türk' diyen toplumdan birileri de, kendine 'Müslüman, dinli' diyen toplumdan birileri de mutluluk, sevinç, eğlence içinde alkışlamakta.


Boşuna, yeni bir Atatürk beklemeyin çünkü Atatürk 'Bilim ve ahlak'tır; boşuna yeni bir peygamber ya da mehdi beklemeyin çünkü din dini tanımlayan, 'Din bilim(ilim), ahlak, mantık, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, medenilik, ve nefssizlik demektir' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı dindir yani özetle 'Bilim ve ahlak'.


Genelde topluma, özelde ise ünlülere, daha özelde ise medyaya, daha özelde ise Cumhur ittifakı'cılara da, Millet ittifakı'cılara da sorulsa; 'Müslüman' ya da 'dinli'; ya da 'Türk' olduklarını söyler büyük bölümü, açık ki.


Ancak ülkedeki ve toplumdaki ahlaka aykırı durum bunu doğrular özellikte değil durumda.


Açık ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ahlak' demiş, ve Türklük de, din de, Müslümanlık da, akıl-ruh sağlığı da, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de 'Önce ahlak' demektir. Neden 'Önce ahlak'? Çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun en nitel soyut tek zirvesidir yani ahlaktan uzak, yoksun olmak da, ahlaka aykırı olmak da ahlakın bu doğru, evrensel, insani özelliklerinden uzak ya da yoksun olmak demek durumudur.


2021 yılbaşısı için medyanın bazı Tv kanalıları(kanalları) ekranlarına ahlaka aykırı giyimli sözde sanatçıları çıkardı, kimileri dansözlere göbekattırdı(göbek attırdı); 'sözde' çünkü Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce ahlak'a aykırı olmak, 'sözde, yanlış, olumsuz, kötü' olmaktır.


Star Tv. Cumhur ittifakı yanlısı. İbrahim Tatlıses, açık ki Cumhur ittifakı yanlısı.


Star Tv'de İbrahim Tatlıses'e 'İbo show' diye bir yayın yaptırılmaya başlandı. Durum sanki, 'Cumhur ittifakı yanlısı İbrahim Tatlıses televizyona çıkıp moral kazansın' durumunda gibi, çünkü İbrahim Tatlıses bir terör saldırısı yaşamış ve sağlığı bundan çok etkilenmişti yani İbo show anlamsız ve gereksiz bir yayın durumu göstermekte gibi bir durum göstermekte yani sağlığını özel hayatını etkiler biçimde yitirmiş bir insana televizyonda yayın yaptırmak tuhaf bir durum; paraya mı gereksinimi var, üne mi, bunların ikisi de onda var, demek ki durum olsa olsa 'morale gereksinim' yani bu yayın sanki 'İbrahim Tatlıses Cumhur ittifakı yanlısı olduğu için moral kazansın' diye imiş gibi bir durum izlenimi sunmakta ki bu yayına Cumhur ittifakı yanlısı sanatçıların akın etmekte olması bu duruma daha da olasılık sağlamakta.


İbrahim Tatlıses'e 'imparator' dedirtenler ve diyenler var. Star Tv'deki bu yayında da ona 'imparator' denilmekte. Anlaşılan ki İbrahim Tatlıses de, Star Tv de, ona 'imparator' diyenler de dini tanımlayan Din hadisileri'nden habersiz olmalılar çünkü Din hadisileri sultanlığı, hükümdarlığı kötülemekte ve dışlamakta, 'Sultanlar düşüpkalkan alimler de hırsızdır' yani dine, İslam'a aykırıdır, demekte. Öteyandan; hükümdarlık da, hükümdarlık ünvanıları da yalnızca dine ya da İslamiyet'e değil; demokrasiye, laikliğe, mantığa, bilime, Atatürk'e ve Türkiye'ye de aykırı şeyler.


'Urfa'da Oxford vardı da biz mi okumadık?' demişdi. Urfa'da akıl, mantık, ahlak, vicdan da mı yoktu acaba? Ve doğrunun yolu akıldışılık-ahlakdışılık içindeki Batı değil; dini tanımlayan Din hadisileri'dir yani dindir, bu açıdan Oxford'da da, Batıda da din yok.


2021 yılbaşısı 'İbo show'da, gördüğüm kadarı ile tümü de Cumhur ittifakı yanlısı olan sanatçıların çıktığı/çıkarıldığı, ve sanki 'Cumhur ittifakı yanlısı olursanız işte böyle paraya, üne, mutluluğa, baştaçı olmaya sahip olursunuz'; bu yayına giyim olarak ahlaka, dine ve Türklüğe aykırı sözde sanatçılar çıkarıldı; bazılarının özel hayatları da ahlaka, dine ve Türklüğe aykırı.


Örnek ki Bülent Ersoy isimli ve yüzüne yüzü diye makyaj ile, boya ile başka yüzler çizmekte, konserlerinde bir de 'Allah, Allah!' diye bağırmakta olan sözde sanatçının göbek deliğine kadar açık göğüs dekolteli sözde giysisi vardır, öyle ki memeleri yandan görünmekte idi. Seda Sayan isimli sözde sanatçı ise hem önden hem arkadan dekolteli giysi ile idi. Bülent Ersoy, anımsarsanız(hatırlarsanız) hem cinsiyet değiştirmekle, hem İspanya'da bir çıplaklar kampında güneşlenmekle dine ve Türklüğe aykırı durumlar göstermiş idi.


Kimleri eğlendirdiler? Kendilerine 'Türk', 'Müslüman', 'dinli', 'ahlaklı', 'vicdanlı', 'mantıklı', vatansever diyen insanları.


Ya, bu nasıl bir ülkedir; hem ahlaka, hem dine, hem Türklüğe aykırı? Ahlak da, din de, Türklük de, sanat da, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de akıldışı-ahlakdışı Batıya değil Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a benzemektir.


Yani, insan ya da akıl, mantık düşünür ki 'Vatan, millet, ahlak, din, iman, Osmanlı' söylemleri yapan Cumhur ittifakı'nın ve yanlılarının en azından giyim olarak ahlaka aykırılıklarla dostluğu olmaz' ancak görülmekte ki söz başka, iş başka, ve beyin başka, beden başka durumu.


Bu kanal ve benzerileri bir de, Ramazan ayı geldiğinde İslami vaazlar vermeye başlar.


Yazıktır, ayıptır; ya kendinizi tanımladığınız gibi görünün, ya da göründüğünüz gibi kendinizi tanımlayın. Açık ki felsefe de, bilim de, din de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de sizi sizin kendinizi tanımladığınız gibi tanımlamamakta.


Bilin ki din dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı insanlardan, onlar kendilerine 'Müslüman, dinli' deseler de razı değildir; bu nedenle ki Din hadisileri 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır', 'En acıdığım insan cahiller içindeki alimlerdir', 'Alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür', 'Alimler peygamberlerin varisleridir', 'Dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir', 'Bilim(İlim) Çin'de de olsa gidip öğrenin', 'Din bilimdir, bilim olmazsa din de olmaz' der.


Üniversiteler için 'Geneleve benziyor' diyen İslamcı akademisyen medya için ne der acaba?


Ülke, insanlık, demokrasi, laiklik, özgürlük ve din adına üzücü bir durum. Bu mu yani Müslümanlık, Türklük, ahlak, din?


Açık ki Atatürkçüsü de, Müslümanı da yanlış yolda çünkü Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' dedi.


İşte bu nedenle ki, 'Bilim ve ahlak'a aykırı olunduğu için hiçbir yeni yıl mutluluk, huzur, güven, barış, sevgi, dostluk getirmeyecek dünyaya ve insanlığa çünkü Muhammed'in de, Atatürk'ün de 'Önce' dediği 'Bilim ve ahlak'a aykırılık başka bir durum sağlamaz.


'Kutlu olmak' ancak 'Kutlu olmak'a aittir. Ve insanlığın en büyük 'kut'u; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır, ve gerçekte Noah'ın(Nuh'un) gemisine binen 'Bilim ve ahlak' idi, ve Firavunun uymak istemediği şey de 'Bilim ve ahlak' idi; ve Sodom da, Gomora da, Pompei de 'Bilim ve ahlak'a aykırılık idi; depremlerin ve korona salgınının nedeni de 'Bilim ve ahlak'a aykırılıktır. Önce 'Bilim ve ahlak'a sarılın, başka hiçbirşeye değil.


Kendine 'Türk ve Müslüman' diyen toplumu eğlendirenlere bakın: Kendine 'imparator' diyen biri, ve ahlakdışı giysi içindeki insanlar.


Yazıktır, ayıptır.


Din arıyorsanız Din hadisileri'ne; Atatürk'ü arıyorsanız 'Bilim ve ahlak'a sarılın.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.1.21/09.19

30 Aralık 2020 Çarşamba

2021 DE ÖTEKİLER DE İYİ DE UĞURLU DA KUTLU DA HAYRLI DA GÜZEL DE OLMAYACAK DURUMU

 İşin kolayına kaçan bir insanlık türü var dünyada; taa ilk insanlardan bu yana.


Bu insan türü; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim(İlim) ve ahlak'a sarılmak yerine takı takıp, dövme yaptırıp, boyanıp, süslenip, dans edip, holayıpzıplayıp(hoplayıp zıplayıp), şımarıp, dua edip, kurban kesip, adak adayıp, mum yakıp, dileklerde bulunup, yiyip içip, törenler yapıp, kutlamalar yapıp mutluluğa ulaşmaya çalışır oysa önce önemli olan şey mutluluk ya da güzellik değil doğrudur çünkü yanlış ve zararlı şeyler de güzel olabilir, mutluluk verebilir, sigarada, içkide, uyuşturucuda, zinada, fuhuşta, akıldışı-ahlakdışı modada, akıldışı-ahlakdışı medyada, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunularında, akıldışı-ahlakdışı turizımda(turizmde), dolandırıclıkta, hırsızlıkta, yalancılıkta, iftiracılıkta, yolsuzlukta, rüşvette, kamu malını yağmalamakta, siyasette, sanatta olduğu gibi.


Yılların neden kötü geçtiği de, neden kötü geçeceği de Muhammed'çe 1400 yıl önce; Atatürk'çe de 80 yıl önce tanımlanmış, açıklanmış, anlatılmış durumda ancak kendisine hem en büyük cehalet, hem kötülüklerin nedeni ve amaçı olan, hem de önce akılı ve mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eden nefsi siyaset, özel sektör, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım, akıldışı-ahlakdışı medya ve akıldışı-ahlakdışı ünlülerle kendisine önder, lider edinmiş insanlık bunu 2020 yılında bile öğrenememiştir.


2021 de, ötekiler de kötü geçecek. Neden? Çünkü yanlış olacaklar. Neden? Çünkü doğruya aykırı, uzak, zıt olacaklar. Neden? Çünkü Muhammed'in de, Atatürk'ün dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile değil, bilime ve ahlaka aykırı olacaklar. Neden? Çünkü dünyayı siyaset, özel sektör, moda ve ünlüler yönetmeyi sürdürecek.


Doğru olan şey önce güzel ya da iyi olan şey değil önce doğru olan şeydir. İnsan için de, toplumlar için de, insanlık için de, dünya için de doğru olan şey özetle, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır; daha ayrıntısı ile de, dini tanımlayan Din hadisileri'nin de dediği gibi 'Bilim, ahlak, utanmak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik'tir yani ülkeler ve dünya ancak genelde 'Bilim ve ahlak', özelde ise 'Bilim, ahlak, utanmak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik' üzerine yani din üzerine kurulurlarsa doğru, iyi, ve güzel yani insanca olurlar yoksa iyi de olsa, güzel de olsa doğru olmazlar.


Öyle ise önce kendi halinize, ülkenizin haline, siyasetin haline, ekonominin haline, sanatın haline, turizımın haline, medyanın haline, ünlülerin haline, insanlığın haline ve dünyanın haline bakın: Genelde 'Bilim ve ahlak' ile, özelde ise ise 'Bilim, ahlak, utanmak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik' ne kadar ilgi var?


Evet; genelde 'Bilim ve ahlak'tan, özelde ise ise 'Bilim, ahlak, utanmak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik'ten uzak olundukça insanca yani doğru bir dünya olmayacak dünyada, ve siz her yıl dileklerde, özlemlerde bulunmakla yetinipgideceksiniz(yetinip gideceksiniz) hep; unutmayın ki doğduğunuzdan bu yana yeni yıl kutluyorsunuz.


Akıldışı, ahlakdışı insanların arkalarına takılınıp doğru dünya, insanca dünya kurulmaz. Önce doğru önderi, lideri bulun yani 'Bilim ve ahlak'ı.


Ve medya akıldışı-ahlakdışı ünlülerle yine hoplatıp zıplatıp; siyaset ve özel sektör kurt postunun üzerine medenilik kılıfı geçirip; size 2021 ile ilgili iyi, güzel dileklerde bulundurtacak ancak yanlışın yanında olmayı yine sürdürecek ancak elinizde yılın sonunda bile yanlıştan, umutsuzluktan ve çaresizlikten başka birşey olmayacak.


Dualar, dilekler, umutlar boşa; 'Önce bilim ve ahlak'a gidin koşa koşa.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.12.20/08.12

KORONA VE D VİTAMİNİ

 Kemik sağlığı ile de, koronaya karşı bağışıklık ile de D vitamini ya da hormonu arasında bir doğru ilişki kurulmaya çalışılmakta; bundan da açık ki ve ilginç ki en çok bikini, mayo ahlakdışı modası; güneş yağı, güneş kıremi(kremi) ve otel kapitalistleri; ve akıldışı-ahlakdışı turizım, ve siyaset yarar sağlamaya çalışmakta çünkü açık ki toplum ne kadar çok soyunursa bunlar da o kadar çok çıkar, yarar sağlamakta.


Önce mantık çünkü felsefede de, bilimde de, ahlakta da, dinde de, demokraside de, laiklikte de, özgürlükte de, medenilikte de doğruya giden yol 'Önce mantık' ile başlar.


Ben 20 yıl önce okuduğum basit bir sağlık kitabına ve mantığa dayanıp 'Korona virüsü havada en az 20 dakika kalabilir, bu nedenle yalnızca hastalar değil herkes maske takmalı' diye internette yazarken Dünya sağlık örgütü ve televizyonaçıkan(televizyona çıkan) tıpçılar 'korona virüsü havadan ağırdır, havada kalmaz, hemen yere düşer, bu nedenle herkes değil yalnızca hastalar maske takmalı' diyorlardı. Anlaşılmakta ki tıp(tıb) eğitimi 'Önce mantık' üzerine değil ezber ve kibir üzerine kurulu olmalı.


Şimdi de gelelim D vitamini, kemik sağlığı ve korona durumuna.


Önce kemik sağlığına bakalım. Türkler taa en başından beri ahlaklı, edebli giyinirler yani iç çamaşırına kadar soyunup, güneşin altına serilip, güneşlenmek diye bir olayları yoktur; yumurtayı da taş gibi kaynatıp yerlerdi. Müslümanlar da öyle. Osmanlı da öyle idi, Cengiz han'ın askerleri de ancak yine de kemikleri de, bedenleri de sağlıklı idi; ve hiç güneş görmeyen Eskimolar da var. Yani bu durumda mantık sormakta: Kemik sağlığı D arasında ilişki ne kadar? Mantık sormakta: Acaba kemik dayanıklılığı ile kaslılık arasındaki ilişki D ile arasındaki ilişkiden daha mı çok; örnek ki bir kibrit çöpü kolayca kırılır ancak kibrit çöpünü bir metale sararsanız kolay kırılmaz ki kaslar da kemikleri sararlar?


Şimdi de korona durumuna bakalım, mantık ile. Afrika'da da, Avrupa'da da, Abd'de de korona salgını var. Ancak bilimsel açıklamalar Afrika'da koronanın Avrupa'daki ve Abd'deki kadar öldürücü olmadığını söylemekte oysa bikini, mayo adı altında iç çamaşırını kadar soyunup güneşlenmeyen kaç Avrupalı ve Abd'li(Abd'li) var, oysa Afrika yaz sıcağında bile giyinik dolaşan insanlar ülkesi, genelde. Yani bu durumda; koronadan ölümlerin Avrupa'da ve Abd'de az, Afrika'da çok olması gerekmez miydi, üstelik de Afrika halkı; Avrupa halkına ve Abd halkına göre çok kötü beslenirken?


Yani önce mantık; sonra felsefe, bilim, ahlak, din, demokrasi, laiklik, hukuk, sanat ve özgürlük.


Bir ülkenin çöplüklerinde ya da kalorifer dairesilerinde(dairelerinde) ya da odunluklarında, kömürlüklerinde kitaplar varsa o ülke Mars'a da gitse geri bir ülke demektir; ben bu ülkede, çöplüklerde çok tıp kitabı da, başka kitaplar da gördüm. Yani önce mantığa, felsefeye, bilime, ahlaka ve kitaba saygı ya da değer vermek.


Bu ülkede kaç tıp öğrencisinin ya da mezununun ya da doktorunun evinde mikroskop var acaba? Çünkü tıppa ilginin mesleki yani geçim sağlamak yönünü değil de bilimsel yönünü bu gösterir.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 31.12.20/08.06

KADIN KARŞITLIĞI DERNEKLERİ KURULMALI DURUMU

 Ahlak savım ki zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, insanlığın, evrenin ve evrimin en üst nitel zirvesidir.


Din de dini tanımlayan Din hadisileri'nin dediği gibi 'Bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik' demektir.


Yani; ahlaka da, dine de karşıtlık, düşmanlık, uzaklık, aykırılık ya da sırtdönmek(sırt dönmek) akıl-ruh sağlığına da, insancalığa da aykırı bir durumdur ancak akıldışı, ahlakdışı, küresel, derin ve insanlıkdışı bir merkez insanlığı akıldışılığa ve ahlakdışılığa doğru götürmek için çırpınmakta.


Yetişkin insan dişisi karşıtlığı dernekleri, örgütüleri(örgütleri) kurulmalı.


Neden?


Konunun iki yönü var:


1- Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir güç genelde insanlığa, özelde ise yetişkin insan dişisi kitlesine akıldışılık ve ahlakdışılık egemenleştirmek için didinmekte; bunun için de akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı sivil toplum örgütü türü, akıldışı-ahlakdışı siyasetçi türü, akıldışı-ahlakdışı kapitalist türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) türü, akıldışı-ahlakdışı reklam türü, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu, porno türü, astroloji, medyumluk, fal, sıpor(spor), güzellik saplantısı gibi araçları kullanmaya çalışmakta ancak açık ki bu saldırıda temel araç yetişkin insan dişisinin cinsiyeti ve cinselliğidir. Bu nedenle ki medya akıldışı-ahlakdışı moda ve otel reklamları, akıldışı-ahlakdışı ünlülere övgüler düzen magazin yayınıları(yayınları), reklamlar da akıldışı-ahlakdışı ünlülerle dolmakta.


Yani, birinci amaç; yetişkin insan dişisi ve ülkeyi akıldışılıktan ve ahlakdışılıktan korumak, uzak tutmak.


2- Medyada; öldürülen, üstelik de vahşice, canice öldürülen yetişkin insan dişisi haberleri(haberleri) olmakta; üstelik de akademisyen yetişkin insan dişisine ait bu tür öldürülme haberileri de. Yani; yetişkin insan dişisinin, üstelik de üniversite mezunu yetişkin insan dişisinin, üstelik de akademisyen yetişkin insan dişisinin medeni, insanca yetişkin insan erkeği türü yerine pısikopat(psikopat), sosyopat, barbar, vahşi, cani tür yetişkin insan erkeği türü ile ne ilgisi var?


Yani, ikinci amaç; yetişkin insan dişisinin doğru yetişkin erkek seçimi yapmasını sağlamaktır.


Yani, amaç; düşmanlık, kin, nefret için değil; durum kadın düşmanlığı değil; korumak için çünkü durum hem yetişkin insan dişisinin hem de ülkenin zararına, kötülüğüne olmakta.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.12.20/10.57



AŞI DÜŞMANLIĞI VATAN HAİNLİĞİ DİN DÜŞMANLIĞI VE TÜRK DÜŞMANLIĞI

 'Aşı düşmanlığı' kendini 'vatanseverlik, Türklük ve din' olarak tanımlamaya da çalışmakta.


Ancak gerçek ki aşı düşmanlığı gerçekte vatana, Türklüğe ve dine ihanet, saldırı' durumu göstermektedir.


Neden?


Çünkü hastalıklara, özellikle korona gibi salgın hastalıklara karşı aşı olmamak demek hem sağlık harcamalarını arttırmak nedeni ile ekonomiye zarardır, hem nüfusun hastalıklarla kırılmasıdır hem de bilimden ve teknolojiden ülkeyi, dini ve Türklüğü uzak tutmaktır. Gerçek ki aşı hastalıkları önleyip sağlık harcamalarının artmasını yani ekonominin daha da yük altına girmesini önler yani ekonomiye yani vatana da yarar sağlar yani aşı düşmanlığı ekonomiye zarar verdiği için bu açıdan vatana ihanettir de.


Cinayet olaylarında polis 'Bu cinayetten en çok kim yarar sağlar?' diye düşünür. Aşı düşmanlığı konusunda da benzeri bir mantık yürütülmelidir: Türklerin ve Müslümanların aşı olmamasından en çok kim yarar sağlar?'. Açık ki Türkiye düşmanları ve Müslüman düşmanları yani en başta siyonistler ki zaten aşı düşmanlığının; 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen, bu vatanı ve milleti Haçlı saldırısından kurtarmış Atatürk'e düşmanlık ile de birlikte görülmesi bu durumu doğrular özelliktedir.


Dini tanımlayan Din hadisileri de 'Bilim(İlim) Çin'de de olsa gidip öğrenin' demekte ki bilime aşı da yani tıp da dahildir. Yani aşı düşmanlığı dine düşmanlıktır da, dine aykırılıktır da.


Ne aşı üretmek, ne aşı yaptırtmak. Amaç belli ki yok etmek.


Yani, açık ki aşı düşmanlığı vatana da, Türklere de, Müslümanlara da düşmanlıktır, farkında olunmasa da.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.12.20/10.53

AŞI OLMAYA REDDE KARŞI İSTENİLEN YAPTIRIMLAR

 Korona aşısı olmayı red edenlere karşı 'Şu yapılmalı, bu yapılmalı' diyenler var, ülkemizde de, öteki ülkelerde de.


Örnek Abd'de; aaşı olmayı red edenler aşısızlık nedeni ile kendilerinde ya da çocuklarında oluşan hastalıkların, sorunların sağlık giderlerini kendileri karşılamak zorundalar imiş.


Hukuk, demokrasi, laiklik, akıl-ruh sağlığı ve özgürlük demek önce mantık ve tutarlılık demek olmalıdır çünkü doğrusu budur yani mantık ve tutarlılık yoksa doğru hukuk da, doğru demokrasi de, doğru laiklik de, doğru akıl-ruh sağlığı da, doğru özgürlük de olmaz.


Bu nedenle; korona aşısı konusunda da mantık çok önemlidir.


Bu nedenle; korona aşısı olmayanlara karşı yaptırımlar isteniyorsa; sigara ve içki içenlere karşı da, uyuşturucu kullananlara karşı da aynı yaptırımlar olmalıdır. Denilebilir ki 'Korona öteki insanlara da bulaşıyor oysa sigara, içki ve uyuşturucu bunları kullananlara zarar verir yalnızca' ancak gerçek ki maske takıp öteki önlemlere de uyanlara korona aşısı olmayanlar hiçbir zarar veremezler, maska bile takmasalar da.


Öteyandan; korona aşısı olmayanlara karşı yaptırım istemek örnek ki ahlakdışı modaya, pirsing-dövme gibi akıldışı-ahlakdışı modaya, akıldışı-ahlakdışı turizıma(turizme), akıldışı-ahlakdışı medyaya, akıldışı-ahlakdışı kanunlara, akıldışı-ahlakdışı kanunları çıkaran siyasetçilere, akıldışı-ahlakdışı siyasi partilere, eşcinsellere, fahişelere, zina yapanlara, astroloji-medyumluk-falcılık-ürüfükçülük-muskacılık gibi bilimdışılık yapanlara; yani akıldışı, ahlakdışı, bilimdışı şeyler yapan kişilere karşı da aynı yaptırımları istemek zorunda çünkü gerçek ki hem aşı karşıtlığı bilimdışılıktır hem de akıldışılık, ahlakdışılık, bilimdışılık da insanlara ve toplumlara zarar vermekte, kötülük yapmakta.


Gerçek ki bilime ve ahlaka aykırı insanlara öncelikle 'seçme ve seçilme hakkı' verilmemelidir çünkü bilime ve ahlaka aykırı seçimler yapacakları açık; ve seçim de, özgürlük de ancak bilime ve ahlaka uygun ise doğru seçimdir, ve doğru özgürlüktür yani bilime ve ahlaka aykırılık da, saldırı da doğru seçim de, doğru özgürlük de, doğru demokrasi de, doğru laiklik de, doğru din de değildir.


Gerçek ki bilimi ya da ahlakı dışlayan insan türü de, toplum türü de mantıksız türleridir çünkü bilim de, ahlak da 'Önce mantık' demektir.


Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi yani 'Önce mantık'.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.12.20/10.49/

28 Aralık 2020 Pazartesi

YIL BAŞI YA DA YENİ YIL KUTLAMAK

 'Yıl başı kutlamasını 'gavur' yapar'mış, 'Yeni yılı 'gavur' kutlar'mış gibi şeyler felsefede de, bilimde de, mantıkta da, akıl-ruh sağlığında da, dinde de olmaz. Buna kalırsa kaşar peyniri de Yahudi icadı, Küflü peynir yani rokfor peynir de Fıransız(Fransız) icadı, Gıravyer(Gravyer) peynir de Rus icadı, radyo/televizyon/telefon/buzdolabı/çamaşır makinası/araba da 'gavur' icadı. Bu nedenle ki dini tanımlayan Din hadisileri 'Bilim(İlim) Çin'de de olsa gidip öğrenin' diyor ancak 'Zevk, haz, nefs Çin'de de olsa gidip öğrenin' demiyor, bu nedenle ki 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' diyor; aşıya karşı olup da 'gavur'un hertürlü teknolojisini nefsini sahiplenen mantığa da bu duyurulur.


Yani, 'gavur'dan da, 'yerli'den de gelse nefse karşı ol ancak bilime ve teknolojiye açık ol.


Yani önce mantık.


'Önce mantık' için de 'Önce sözcüklerin anlamlarının doğru bilinmesi' gerekir. Yani önce mantık; bunun için de sözcükler.


Örnek ki 'Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun' deniliyor. Cumhuriyet ya da Cumhuriyet bayramı kutsuz mu ki 'Kutlu olsun' deniliyor; 'Cumanız hayrlı olsun' deniliyor sanki cuma hayrsızmış gibi ya da öteki günler hayrsızmış gibi ya da yalnızca cuma gününün hayrlı olması isteniyormuş ya da gerekiyormuş gibi.


Yani, önce mantık çünkü mantık olmadan felsefe de, bilim de, ahlak da, vicdan da, merhamet de, din de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, akıl-ruh sağlığı da olmaz.


Yeni yıl(Yeniyıl) ya da yıl başı(yılbaşı) kutlamak diye birşey var.


'Kut, kutlu, kutlamak' nedir? Yani önce sözcüklerin doğru anlamları.


Türk dil kurumu sözlüğü 'kut'u 'Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç/Mutluluk/İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket' diye tuhaf, mantıksız bir içerikte açıklamış; öyle ki 'İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket' tanımı ile hem 'kut' sözcüğüne İslami bir içerik, tanımlama, özellik kazandırmaya çalışmış gibi görünmekte, bu nedenle de hem de bilimsel olmadığını göstermiş olmakta durumuna düşmüş olmakta.


'Kutluyorum' sözcüğünden anlaşılmakta ki 'kut' sözcüğü onur, gurur, değerli, onurlandırmak gibi anlamlara gelmekte görünmekte. Bu açıdan konuya bakalım: Yeni yıl'ın yani gelecek olan bir yılın 'kut' ile ne ilgisi var, ve o yılı kutlamak isteyenlerin 'kut' ile ilgileri var mı?


'Kut' sözcüğünün tanımına; Muhammed'in 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' sözüne, ve Atatürk'ün 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' sözüne bakarsak; Muhammed de, Atatürk de 'Bilim'i ve 'Ahlak'ı 'Önce, öncel, en üstün, en önemli saydığına göre 'kutlu olmak'ın anlamının 'Bilimsel ve ahlaklı olmak' olduğu açıktır ki dini tanımlayan Din hadisileri bile 'Din bilimdir ve ahlaktır; bilim ve ahlak olmazsa din de olmaz' diyerek 'bilim' ve 'ahlak'ı dinin temeli ve ölçütü olarak tanımlamıştır; Atatürk de 'Hayatta(Yaşamda, Dünyada) en doğru yol(mürşid) ilimdir(bilimdir), benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse benim sözümü değil bilimin sözünü dinleyin', ve 'Ben sıporcunun(sporcunun) da ahlaklısını severim' deyip 'Bilim' ve 'Ahlak'ı kendisinden de, herşeyden de önemli ve üstün olarak tanımlamış durumdadır. Yani Muhammed de, Atatürk de öyle dediğine göre 'Bilim' ve Ahlak'tan üstün 'kut' yoktur, olamaz.


Bu durumda; 'Yeni yıl' denilen yıl acaba bilim ve ahlak mı getirecek ya da içerececk? Kuşkusuz ki hayır çünkü bilim ve ahlak yıldan beklenemez, bunları yaparsa insanlar yaparlar yani 'Yeni yıl geldi, bize  bilim ve ahlak getirecek, öyle ise bilimsel ve ahlaklı olacağız' diye birşey yok da, olamaz da. Aynı durum 'yıl başı' için de geçerli çünkü yılların başlarından da, sonlarından da böyle birşey beklenilemez. Yani açık ki 'yıl' açısından 'kut'lu bir durum yok; en azından felsefe, bilim, mantık, akıl-ruh sağlığı, Türkler ve Müslümanlar için, açısından.


Peki bir de şöyle düşünelim: Yıl başı da, yeni yıl da kutsuz olduklarından dolayı mı insanlar onlar kutlamaya, kutlulandırmaya çalışmakta? Öyle ise şunu sormak gerekir: İnsanlar kutlular mı da yıl başını ve yeni yılı kutlulayabilirler çünkü birşeyi kutlulamak için kutlu olmak yani kutlulamayı yapacak kişinin ya da kişilerin kutlu olmaları gerekir. Yani yıl başını ve yeni yılı kutlulamak isteyen insanlar; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilimsellik ve ahlakçılık' içinde insanlar mı? Bilime ve ahlaka aykırı hertürlü insanın yeni yıl, ve yıl başı kutladığına bakılırsa bu sorunun yanıtı(cevabı) 'hayır'dır.


Yani mantık açısından açık ki ne yıl başı, ne yeni yıl, ne insanlar 'kut, kutluluk' içinde. Öyle ise bu kutlamalar neyin kutlaması? Açık ki birileri 'kut, kutlamak, kutlu' sözcüklerini 'Eğlence, insanları sevindirmek' gibi şeyler sanmakta yani 'kut'un anlamına aykırılıktalar. Gerçek ki insanlığın en büyük, en üstün 'kut'u; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilimsellik ve ahlakçılık'tır yani çağımızda, felsefede, bilimde, demokraside, laiklikte, özgürlükte, hukukta, eğitimde ve insanlıkta 'kut' sözcüğü 'bilim ve ahlak'a aykırı tanımlanamazlar artık yani çağımızda 'kut'un doğru anlamı olan 'Bilim ve ahlak'a aykırı şeyler 'kut, kutlu' olamaz ve yapılamaz yani bu durumda yıl başı, yeni yıl gibi şeyler için yapılan şeyler 'kut' değil ancak 'eğlence' olarak tanımlanabilir, adlandırılabilir. 


Açık ki 'kut' sözcüğünün en tarihsel, en dip, en ilk anlamı bile 'onur' sözcüğü üzerine kuruludur; yani onura yani insanlığın en büyük onurları olan 'Bilim'e ve 'Ahlak'a aykırı şeyler kutlanamaz, kutlulunamaz artık yani ahlaka aykırı giysilerle, ahlaka aykırı kişiliklerle, ahlaka aykırı kişilerle, sigara ile, içki ile kutlama, kutlulama yapılamaz çünkü ahlak yalnızca zekanın, akılın mantığın, beyinin, ruhun değil bilimin de en üst nitel soyut zirvesidir yani ahlaka aykırılık içeren bilim bile bilim sayılmaz yani ahlak bilimden de önce gelir ancak din bilimden önce gelmez, bu nedenle ki dini tanımlayan Din hadisileri 'Dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir' derken, bir de 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de dinsizdir' demiştir çünkü dinsizlik demek ahlaksızlık demek değildir ancak nefs dine aykırıdır, öyle ki nefs olan yerde din olmaz çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır(amacıdır), hem de önce akılı(aklı) mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eder.


Yani örnek ki akıldışılık, bilimdışılık ve ahlakdışılık içindeki ünlüler de, astroloji/medyumluk/fal gibi bilimdışı şeylere inananlar da hiçbirşeyi 'kut'layamazlar, 'kutlu'layamazlar.


Yani 'Yıl başı kutlamak', 'Yeni yıl kutlamak' değil 'Yıl başı eğlencesi', 'Yeni yıl eğlencesi' denilmelidir.


Yani önce mantık, bunun için de önce sözcükler.


Anlaşılıyor ki bu ülkedeki binlerce okul, 200 üniversite topluma ya mantık öğretmiyor, ya da mantığa aykırılık öğretiyor çünkü doğru eğitim verilmekte ise ilkokul mezunu çocuğun bile mantıklı olması gerekir ancak görülmekte ki ortalık mantıksız üniversite mezunuları(mezunları) dolmakta.


'Bana kutluluğu öğret' denildiğinde 'Bana mutsuzluğu öğret' denilmiş olunur çünkü çağımız durumunda 'kut' demek; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilimsellik ve ahlak' demek; bu durumda açık ki bilimdışılık ve ahlaka aykırılık içindeki insanlığın durumu karşısında mutlu olunamaz, mutsuz olunur yani eğlence, mutluluk içinde 'kut'lama da, 'kut'lulanma da olmaz.


Yani; Muhammed de, Atatürk de, bilim de, mantık da insanlığı 'kut'lu olmaya yani 'Bilimsel ve ahlakçı' olmaya davet etmekte oysa akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı şeylere izin veren yasalar(kanunlar), akıldışı-ahlakdışı serbestlikler isteyen siyasetçi türü akıldışı-ahlakdışı reklam türü, akıldışı-ahlakdışı sanat türü bunun tersine davet etmekte.


Doğru mantık 'kut' ile olur; o da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile olur. Bu nedenle öncelikle; demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk, eğitim, turizım, ekonomi, devlet, siyaset, sanat, moda, toplumsal alan, kamusal alan gibi toplumsal şeyler 'Bilim ve ahlak'a göre düzenlenmelidirler, yapılandırılmalıdırlar.


Yani önce mantık, bunun için de önce sözcüklerin doğru, gerçekçi anlamları.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.12.20/07.33



AŞIDAN SONRA MASKE TAKMAMAK YARARLI OLABİLİR KURAMIM

 Herşeyden önce, bu yazı bir sav değil kuramdır(teoridir).


Felsefe herşey ile ilgilenmelidir, edebiyat da. Felsefe; felsefe tarihi yapılamaz. Edebiyat da lafazanlık becerisi yapılamaz. Felsefe de, edebiyat da insanın, toplumun ve insanlığın her sorunu, her konusu ile ilgilenmelidir. Bu açıdan; felsefe de, edebiyat da bilim gibi insanlığın ışığıdır.


Açık ki tıp fakültesini kazanmak da, tıp fakültesinde okumak da, tıp fakültesini bitirmek de nicel, kalıtımsal ve genetik bellek(hafıza) işidir yani belleği güçlü olan herkes tıp fakültesini kazanabilir, tıp fakültesinde okuyabilir, tıp fakültesini bitirebilir; bu nedenle ki tıp fakültesi mezunu fahişeler de, bedenleri pirsing ve dövme içinde yani akıldışı-ahlakdışı moda kölesi doktorlar da, astroloji-medyumluk-fal-büyü-dua-nazar-cin-ilah-uzaylı gibi bilimdışı şeylere inanan doktorlar da var dünyada. Yani tıp fakültesi okumak nitel zeka işi değil nicel zeka ve ezber işi. Bu nedenle ki dünyada; hem bilimdışı şeylere inanan tıpçılar var, hem de dünyada kaç tıp fakültesi mezunu kendini tıp araştırmalarına da adamış durumda, örnek ki kaç doktorun evinde mikroskop var; öyle ki çöplüklerde tıp kitaplarına bile rastlanılmakta.


Tıp eğitiminde bunun temel nedeni tıp eğitiminin felsefeden uzak olması, ve meslek için yapılması durumudur bence oysa bilim ne felsefeden uzak olur ne de meslek için yapılır.


Korona salgını başlarında 'Korona virüsü havada en az kalabilir, bu nedenle herkes maske takmalı' gibi savlarım olmuşdu, yazılarımı okumuş olanlar bilirler; Dünya sağlık örgütü de, Tvye çıkan tıbçılar da 'Korona virüsü havadan ağırdır, bu nedenle havada kalmazlar, hemen yere düşerler, bu nedenle herkes değil yalnızca hastalar maske takmalı' derlerken; bunu bana dedirtebilen şey hem felsefenin herşey ile ilgili olması, hem de üniversitede ekonomi okumuş olmama karşın felsefe gereği benim de herşey ile ilgili olmamdı yani her konuda kitap okumuş olmamdı.


Şimdi de kuram olarak diyorum ki 'Birinci korona aşısı ya da ikinci korona aşısı olduktan sonra maske takmamak aşının koruyuculuk süresini yani bağışıklığı daha da ilerletebilir. Bunu neden diyorum; çünkü bazı tıpçılar 'Korona aşısı olunduktan sonra da maske takmaya devma edilmelidir' diyor. Kuşkusuz ki olması gereken sav türünde de, olması gereken kuram türünde de mantık zorunludur. Benim de bu kuramım konusunda mantığım şu: Geleneksel yöntemle üretilen korona aşısı zayıflatılmış ya da öldürülmüş virüslerden yani akyuvarlar için 'kolay yem'lerden, 'kolay düşman'lardan oluşmakta yani akyyuvarlar elleri, kolları bağlanmış ya da sersemletilmiş ya da öldürülmüş düşmanlara saldırmakta ki bu durum sıpor(spor) diye örnek ki 10 Kg kaldırmak yerine 10 Gr kaldırmak gibidir. Zayıf düşman onunla savaşan askerleri, orduyu da zayıflatır. Eğer; korona aşısı olduktan sonra maske takılmazsa ve beden de korona virüsülerini(virüslerini) içine alırsa zayıf virüslerle savaşmış, eğitim yapmış olan akyuvarlar bu kez gerçek düşmanlarla savaşma özelliğini, becerisini geliştirir.


Korona virüsünün mutasyonlarının çıkmış olması korona konusunda yalnızca aşıya güvenilmesinin yanlış olacağı olasığını da getirmekte ki koronadan başka gelecekte başka virüs salgınları da olabilir büyük olasılıkla yani beden bugünkünden(bugünkinden) daha güçlü ve daha dayanıklı olmak zorunda virüslere karşı; bu da akyuvarları daha zor koşullara alıştırmayı da gerektirebilir.


Örnek ki tetanoz aşısı olunmuşsa, bu aşı da beş yıl boyunca koruyacağı için, eğer bu beş yıl içinde akyuvarlar hiç tetanoz virüsü ile karşılaşmazlarsa daha da tembelleşebilirler. Yani yalnızca aşıya güvenmek akyuvarları da, bağışıklık sistemini de tembelleştirebilir.


Bu nedenle kuramım ki korona aşısı olduktan sonra maskesiz gezmek yarar sağlayabilir ki bunun araştırılması gereklidir.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.12.20/00.11


UĞUR ŞAHİN VE BİLİMCİLİK

 Bilim ile uğraşmak, bilimci olmak bilimsel olmak demek değildir. Bu durum tıpkı felsefe öğretmeni olmanın felsefeci olmak; edebiyat öğretmeni olmanın yazar olmak anlamına gelmemesi gibi bir durum gibidir.


Bu nedenle ki bilimde de bilimdışı, bilime aykırı kişiler olmakta.


Belki de bu nedenle 'Bilimci' yerine 'Bilim insanı' denilmeye başlandı.


Bilim nedir; bilime aykırı hiçbirşeye katılmamaktır. Bu anlamdaki 'bilim'in sonuna 'ci' eki getirilirse bilimci gerçek, doğru bilimci olur.


Yani hem bilimdışı şeylere inanıp hem de bilimci olunmaz ancak akademisyen, bilim insanı gibi şeyler olunabilmekte.


Uğur Şahin'i tanımayan artık pek insan kalmamıştır. Koronaya karşı aşı geliştiren Biontech'in sahibi. Tıp Pırof'u(Prof'u) yani tıp akademisyeni. Hem de koronaya karşı aşı geliştirdi. Yani bilim ve insanlık açısından çok önemli, çok değerli bir insan.


Ancak açık ki bilimci değil çünkü kişilik, ruh, hayat olarak bilimsel değil? Neden? Çünkü boyununda(boynunda) nazar boncuklu kolye var. Yani bilimdışı, bilime aykırı bir durum. Ve hem bilime aykırı olunup hem de bilimci olunmaz. Yani ortalıkta nazar boncuğu ile gezen bilimci olmaz yani bilimdışı, bilime aykırı şeylere inanan bilimci olmaz.


Yani, örnek ki Galile zamanında, hem dünyanın düzlüğüne inanıp hem de bilimci olunamazdı ancak bilim insanı olunmakta idi. Yani dünyanın düz, ve bir öküzün boynuzlarında olduğuna inanan bilimci olmaz ancak bilim insanı, akademisyen olabilmekte.


Yani, elini sallasan bilim insanına, akademisyene değiyor da bilimci pek yok.


Evet; insanlık ve üniversiteler bilim insanı yanında bilimci de yaratmalılar artık.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.12.20/00.14


27 Aralık 2020 Pazar

EŞCİNSELLİK YENİLMİŞLİKTİR DURUMU

 Önce mantık.


Açık ki akıl, ahlak ve iyilik gibi, akıldışılığın, ahlakdışılığın ve kötülüğün de dünyası sonsuzdur.


Bu nedenle; akıldışı, ahlakdışı, küresel, derin ve insanlıkdışı bir merkez mantığı yok etmeye çalışmakta. Mantığı yok etmenin genel yolu nefse köle etmektir çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır(amacıdır), hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eder; mantığı yok etmenin en kestirme yolu da ahlakı yok etmektir çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, insanlığın, evrenin, hayatın ve akıl-ruh sağlığının en üst nitel soyut zirvesidir. Bu merkez bu nedenle; akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu türü, akıldışı-ahlakdışı reklam(tanıtım) türü, akıldışı-ahlakdışı sanat türü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) ahlakdışılık; astroloji, medyumluk, fal, uzaylı gibi şeylerle de akıldışılık, bilimdışılık yaymaya; insanları, toplumları ve insanlığı hormonlar, genler ve doğa ile aldatmaya, yanıltmaya, yozlaştırmaya, insanlıkdışı yapmaya; ülkelerin ve insanlığın yönetimine akıldışı, bilimdışı, mantıksız, tutarsız, beden kölesi, dünya kölesi, ahlakdışı, nefs kölesi insanları getirmeye ve ülkelerin ulusal önderlerini, ulusal kahramanlarını, kurtarıcılarını karalamaya, küçükdüşürmeye(küçük düşürmeye), dışlatmaya, horlatmaya çalışır, bu nedenle ki ülkemizde de Atatürk'e ve Mevlana'ya karşı, Hindistan'da da Gandhi'ye karşı küresel bir saldırı var, ve bu nedenle ki en başta Abd'de olmak üzere akıldışı-ahlakdışı ünlüler hastalara yardımlar, hastalıklara karşı bağışlar, yoksullara bağışlar, vakıflara bağışlar, derneklere bağışlar, doğa savunuculuğu, hayvan savunuculuğu, çevrecilik, şiddet karşıtlığı, savaş karşıtlığı gibi toplumsal(sosyal), duygusal, insani yardımlar ve konularla anılmaya başlamakta.


Eşcinsellik zafer, başarı, doğru farklılık değildir, yenilgidir. Bunu eşcinselliğin kendi savları kanıtlamakta:

1- Eşcinselliği hormonlara bağlamak: Hormonlara yenilmişliktir, hormonlara köleliktir.

2- Eşcinsellik doğada da var: Doğaya yenilmişliktir, doğaya köleliktir.


Yani eşcinsellik savunulacak, övünülecek birşey değil insan, insanlık ve akıl adına utanılacak birşeydir.


İnsan hem hormonlara, hem genlere hem de doğaya karşı savaş içinde olmalıdır, bunlara köle olmak içinde değil çünkü bunlara karşı zafer insanı ve insanlığı medeni, insanca, üstün, ileri yapar. Bu savaş da ancak mantık ile olur; mantıklı olmanın en kısa yolu ahlaktır, en uzun yolu ise 'Din bilim, ahlak, mantık, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik demektir' diyen Din hadisleri'ne sarılmak ile olur.


Bu nedenle ki eşcinsellik Batıda serbesttir çünkü Batı ahlakı dışlamış bir dünyadır; eşcinselliği serbest yapmakla kalmamış, fuhuşu, pornoyu, uyuşturucuyu, ensestliği, çıplaklığı da serbest bırakmış durumdadır çünkü ahlaka aykırılık ahlaka aykırı başka şeyleri de zorunlu yapar çünkü ahlaka aykırılık kendisine mantık koymak istemez.


Eşcinsellik özgürlük de, demokrasi de değildir, serbestliktir çünkü özgürlük de, demokrasi de 'Önce bilim ve ahlak' demektir ancak serbestlik 'Önce bilim ve ahlak' demez.


Hormon da, genler de, doğa da olma; dini tanımlayan Din hadisileri ol. Din hadisileri'ni hormonlarda da, genlerde de, doğada da bulamazsın; o ancak insan beyininde(beyninde) olur. Hormonlara da, genlere de, doğaya da uyma; Din hadisileri ile beyinini, ruhunu, kişiliğini geliştir, ilerlet; senin için de, insanlık için de, akıl-ruh sağlığın için de tek en büyük zafer budur.


Yani demokrasiye, laikliğe, akıl-ruh sağlığına, bilime, felsefeye, mantığa, doğru hukuka, doğru yasalara, doğru eğitime, doğru sanata, insanca dünyaya ve özgürlüğe giden yol eşcinsellik ile zıt bir yoldur.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.12.20/08.37

ÇOCUKLARA BOYNUZ TAKMAK

 21. yüzyıldayız. Bilim ve teknoloji en zirve durumunda. Dünyada binlerce üniversite, binlerce akademisyen, milyonlarca üniversite mezunu var yani insanlığın 21. yüzyılda olsun mantıklı, bilimsel, akılı başında olması gerekir ancak açık ki akıldışı-ahlakdışı siyaset, akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı özel sektör, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı yasalar nedeni ile bu durum olanaklı olmamakta.


Sakın 'Elalem gider aya, biz gideriz yaya' sözüne kapılmayın çünkü Mars'a bile giden 'elalem' Mars'a bile gitmiş olsa da gerçekte akıl, mantık, ruh, kişilik, özel hayat olarak Mağara çağı'nın ilkelliğine, barbarlığına ve vahşiliğine gitmekte. Yani aya da, Mars'a da gitmek medeni yapmaz; medeni yapan şey, dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, tarafsızlık, nefssizlik demektir' diyen Din hadisileri'ne uymaktır. 'Elalem'de bilim ve teknoloji var da gerisi yok, onu da ay da, Mars da tamamlayamaz.


Çocukların sevgili olduğu kartpostallar, posterler; çocukların öpüştürüldüğü kartpostallar, posterler; çocukların sevgili, aşık yapıldığı reklamlar, filımlar(filmler), diziler, müzik kılibileri(klipleri); çocukları yetişkin dişi, ve yetişkin erkek gibi yani cinsel giydirmeler.


Açık ki dünyada akıldışı, ahlakdışı, küresel, derin, insanlıkdışı, çok kurnaz ve en tehlikeli bir güç var. Bu güç en başta akıldışı-ahlakdışı moda olmak üzere akıldışı-ahlakdışı sanat türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı eğlence türü, ve 'güzel söz' kullanmak taktiği ile amaçına(amacına) ulaşmaya çalışmakta, bunun için de çocukları bile kullanmaktan çekinmemekte.


Yazımın başlığı 'Çocuklara boynuz takmak' ancak 'boynuztakmak(boynuz takmak), boynuzlamak, boynuzlanmak gibi deyimler yetişkinler ile ilgili deyimlerdir yani 'Çocuklara boynuz takmak' durumu yetişkinlerdeki anlamda değil 'moda' anlamında yani çocuklara geyik boynuzlu takılar takmak ile ilgili.


Yani 'boynuz'un deyim olarak ne anlama geldiğini sanırım bilmeyen yoktur.


Peki, öyle ise; 'Önce ahlak' demek Müslümanların da, Türklerin de evlerine, üstelik de çocukları kullanıp boynuz neden sokulmakta?


Durum açık; yetişkinler boyunuzun ne anlama geldiğini bildiklerinden gülüşecekler, yani 'boynuz' kültürü her eve, her aileye sokulmuş olacak, çocuklar da 'boynuz' durumuna, dünyasına da, akıldışı-ahlakdışı modaya da, akıldışı-ahlakdışı ünlülere de, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) türüne de, cinsel ahlaksızlıklara da, utanmazlığa da, hazcılığa da, nefse köleliğe de yani akıldışı-ahlakdışı dünyaya daha çocukluktan açık, alışmış, alıştırılmış olacaklar.


Yani bugün evlere, hayata eğlencesi sokulan şeyin yarın gerçeği evlere girdiğinde sorun olmayacak.


Evet; şu sıralar birileri çocuklara ve gençlere geyik boyunuzu, Şeytan boynuzu gibi boynuzlar takmakta, taktırmakta. Sıra belki de tek boynuzlu atın boynuzuna, gergedan boynuzuna, öküz boynuzuna da gelir; boynuz merakı başlamış çünkü dünyada, belki de boynuzlamak ve boynuzlanmak çok yaygınlaştığı içindir.


Evet; 'aya giden elalem'in yapabileceği tek şey çocuklara bile boynuz takmaktır; onlara da boynuz taktı mı işte o zaman 'Dünya öküzün boynuzları üzerinde duruyor' inanışı gerçekleşmiş olur.


Belki de 'Dünya bir öküzün boynuzları üzerinde değil, dünya dönüyor' diyen Galile durumu anlamamıştır.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.12.20/02.30


KATAR (ŞİİR)

 Katar

Kime batar, neden batar

Altında ne yatar, üstünde ne yatar

Arkasında ne yatar, önünde ne yatar

Sağ yanında ne yatar, sol yanında ne yatar

Yağ satar, bal satar

Usta yapmış, çırak satar,

Katar

Yağmur yağar, seller akar

Bakmak bağ, bakmamak dağ yapar

Anadolu kızı Batı modasından

Arab kızı camdan bakar,

Katar

Kime çatar, neden çatar

Isırgan otu mu, kime dalar, neden dalar

Deniz mi, kim dalar, neden dalar

Dalgalar kıyıları yalar

Kader ağlarını salar

Kimine Rustan gıravyer(gravyer), kimine Fıransızdan(Fransızdan) rokfor

Kimine İtalyandan mozzarella, kimine Yahudiden kaşar

Nefs de, akıl da, bu ülke de işte böyle böyle şaşar,

Katar

Katar katar

Parası var da

'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık

Sakinlik, medenilik, nefssizlik ve inziva demektir' diyen Din hadisileri'ne 

Ne katar?


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.12.20/02.28


26 Aralık 2020 Cumartesi

ÜNİVERSİTE BİTİRMEK

 Fahişe sözcüğünün Latince anlamı 'Dünya nefsi, zevki, hazzı, çıkarı için kendini satmış insan' demektir. Bu nedenle yalnızca bayanlara yönelik değil baylara yönelik bir sözcüktür de.


'Üniversite' sözcüğü de, 'üniversiteli' sözcüğü de fahişeliğe aykırı bir dünyadır.


Bu nedenle ki 'üniversite' de, 'bilim' de en güvenilir şeylerdir.


Üniversitelerin de, üniversite okuyanların da, üniversite mezunularının da önce bunu bilmeleri gerekir.


Yani, üniversite demek devletlere ya da kapitalistlere ya da bilimdışılığa ya da ahlakdışılığa ya da insanlıkdışılığa ya da köşedönmeye hizmet değil bilime ve insanlığa hizmettir. Bu nedenle ki dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilimdir(ilimdir), bilim olmazsa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, alimler peygamberlerin varisleridir, dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir, en acıdığım insanlardan biri de cahiller içindeki alimlerdir, ve sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' da diyor.


Bu nedenle ki Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyor.


Bu nedenle ki Diyojen 'Gölge etme başka ihsan istemem' diyor.


Yani; bilim ve ahlak ile ilgisi olmayan üniversite üniversite sayılmaz; bilim ve ahlakla ilgisi olmayan üniversite mezunu da üniversite mezunu sayılmaz.


Savım ki bir insanın üniversite bitirmişliği için tek koşul üniversite diploması değil. Diplomayı insan; sınav zamanı harıl harıl ezberleyip alabilir.


Üniversite diplomasının yani üniversite okumuşluğun ne olduğunu anlamak için önce 'üniversite' kavramını anlamak gerekir.


'Üniversite' 'universal' sözcüğünden türetilmiş bir sözcüktür, 'evrensel' anlamına gelen. Evren ile en doğru ve en iyi ne ilgilenir? Kuşkusuz ki bilim.


'Bilim' nedir? 'Bilmek'tir, ancak ne için bilmek? Kuşkusuz ki insanların, dünyanın ve insanlığın sorunlarına çözüm bulmak için bilmek yani tümel ilgi ve tümel duyarlılık demek yani insana, insanlığa, insanlığın sorunlarına ilgi ve duyarlılık demek yani sorumluluk, vicdan, merhamet demek ki bunlar ahlakın da, dini tanımlayan 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet de demektir' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı din tanımının temelini de oluştururlar.


Yani, özetle, üniversite 'Bilim ve ahlak' demektir; yani bir meslek öğrenip bir işe girmek, köşedönmek(köşe dönmek), kendi keyifinin hükümdarı olmak, incirçekirdeği(incir çekirdeği) bir dünyada yaşamak, bilimdışı olmak, nefs kölesi olmak, ahlakı dışlamak, mantıksız olmak, moda kölesi olmak, akıldışı olmak gibi şeyler değil.


Üniversiteyi de, üniversite bitirmişliği de dini tanımlayan Din hadisileri çok doğru tanımlıyor: 'Bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, medenilik, sakinlik, nefssizlik ve bunlar ile inziva' yani dinin doğru tanımı gerçekte üniversite kavramının da, demokrasinin de, laikliğin de, özgürlüğün de, insanlığın da, dünyanın da doğru tanımıdır.


Yani sonuç ki bir insanın üniversite okuyup okumadığı diploması ile değil; Din hadisileri'ne uygun olup olmadığı ile anlaşılır yani bir insanın elli tane üniversite diploması olsa da Din hadisileri'ne aykırı, zıt bir durum içinde ise o insan üniversitenin yıllarını, sınavlarını, dışını bitirmiştir, içini, özünü, amaçını(amacını) değil.


Bu nedenle ki insanların üniversite diplomalarına bakılmadan da, Din hadisileri ölçütü ile, üniversite mezunu olup olmadıkları en doğru biçimde anlaşılabilir.


Yani gerçek, doğru üniversite mezunu 'Bilimseldir, mantıklıdır, tutarlıdır, ahlaklıdır, vicdanlıdır, merhametlidir, adildir, dürüsttür, güvenilirdir, tarafsızdır, sakindir, medenidir, sigara/içki durumu yoktur, ahlaka uygun giyinir, bilimdışı inançları yoktur, pirsing takmaz, dövmesizdir, makyaj yapmaz, saçını boyatmaz, estetik yaptırmaz, nefse köle değildir, dünya kölesi değildir; bilim, kültür, mantık, ahlak, vicdan, dürüstlük, medenilik, nefssizlik ve dünyayıaşmışlık(dünyayı aşmışlık) ile anılır' ki bunlara aykırı insanın elli tane üniversite diploması olsa da gerçek, doğru üniversite mezunu sayılmaz.,


Yani, üniversite yalnızca bilgili insan olmak demek değildir; ahlaklı, nefssiz, vicdanlı, merhametli, dürüst, tarafsız, medeni insan olmak da demektir yoksa Muhammed 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' demezdi.


Yani üniversite mezunu insana denilmeli ki 'Üniversite diplomanı gösterdin, haydi bir de üniversite kavramına uygun kişiliğini ve hayatını göster'.


'Üniversiteler genelev gibi' deniliyorsa; bunun denilmesine neden olanlar utanmalıdır, bunu diyenler değil.


Yani, 'Önce üniversite diplomanı değil kişiliğini, özel hayatını göster'.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.12.20/09.03

AKP'CİLİĞİN TUHAF MANTIK DURUMU

 Edebiyat sevgilileri şiirle, öykü ile, roman ile, güzel, dalkavuk, yalaka, kölemsi, acındırası, zavallı sözlerle mutlu etmek sanatı da; fildişi kulede abuksubuk şiirler, öyküler, romanlar yazmak dünyası da değildir. Edebiyatçı toplumunun ve insanlığın önderlerinden ve örneklerindendir. Bu nedenle edebiyat da, edebiyatçı da toplumunun ve insanlığın bilim, teknoloji, sağlık, siyaset, ekonomi, ahlak dahil her konusu ile ilgilenmelidir. Edebiyat da, edebiyatçı da denizde bir kum tanesi değil denizin kendisi olmalıdır.


Doğru insan da, doğru toplum da, doğru hayat da, doğru ülke de, doğru devlet de, doğru vatan da, doğru aşk da, doğru aile de, doğru ekonomi de, doğru sanat da 'Önce mantık' demektir çünkü mantık 'Doğru düşünmek isteği'dir yani doğru düşünülmek istenilmiyorsa düşünmenin anlamı kalmaz. Bu nedenle ki felsefe de, bilim de, ahlak da, vicdan da, medenilik de, din de, özgürlük de, demokrasi de, laiklik de mantık ile başlar. Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi çünkü bilim nicel mantığın, ahlak da nitel mantığın zirvesidir ve ahlak bilimin efendisi olmazsa bilim bilim olmaktan uzaklaşır, insanlıkdışılık durumuna gelir.


Ben siyasete de, özel sektöre de, modaya da, pirsinge de, dövmeye de, akıldışı-ahlakdışı ünlülere de, astrolojiye de, sıporun(sporun) meslek ya da gösteri olarak yapılmasına da, akıldışı-ahlakdışı turizıma(turizme) da, akıldışı-ahlakdışı mekanlara da karşıyım; bana kalsa bunların tümünü de yasaklarım çünkü bunlar dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, utanmak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, güvenilirlik, sakinlik, özeleştiri, eleştirilmeye açıklık, medenilik, nefssizlik, inziva demektir' diyen Din hadisileri'ne yani dine aykırılar. Bana göre; tüm ülkeler, tüm dünya Din hadisileri ile yönetilmelidir ki 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyen Atatürk'ün sözleri de bu tür yönetim, ülke, devlet, toplum, insan, dünya, hayat amaçlıdır.


Savım ki bir toplumu doğru eğitmek önce siyasetçilerini ve ünlülerini Din hadisileri ile eğitmekle başlar çünkü onların arkalarından milyonlarca insan gider yani toplum onların da arkalarından gider yani siyasetçileri ve ünlüleri eğitmek toplumun en az yarısını ve kısayoldan(kısa yoldan) eğitmek demektir.


Siyasetçiler ve ünlüler konusundaki yazılarım bu yönde değerlendirilmelidir.


Tbmm dün yani 26.12.2020 tarihinde yine karışmış. Akp'ci milletvekilileri ile, Chp'ci milletvekilileri yumruklarla birbirlerine girmişler. Tuhaf birşeydir; milletin vekillerinin önce bir siyasi partili olmaları durumu çünkü millet demek siyasi parti demek değildir yani Tbmm'ye girilince siyaset, siyasi parti unutulmalı en azından ancak görüldü ki cumhurbaşkanlığı bile siyasi parti yapılmış durum göstermekte oysa dini tanımlayan Din hadisileri'nde hem siyaset yok, hem de Din hadisileri siyasete karşı çünkü siyaset Din hadisileri'ne aykırı bir dünya.


Üstelik de yumruklu kavganın nedeni ne imiş?


Kavgaya karışan Akp'ci milletvekilinin Chp'ci milletvekiline şu sözünden anlaşılmakta: 'Hadi lan, sen cumhurbaşkanımıza, Genel başkanımıza laf ediyorsun, ayıp be, terbiyesiz!'.


Yani 'Cumhurbaşkanımıza laf edemezsin' diyor yani 'Cumhurbaşkanına laf edemezsin' demiyor, yani mantığa göre 'Başkalarının cumhurbaşkanlarına ve genel başkanlarına laf edebilirler'. Bu nasıl bir mantıktır?


İyi de kardeşim; siz; Atatürk'e, ve hemen hemen her gün laf ederken; ve yandaşınız olmayan belediyelere karşı düşmanca nitelikte yandaşlık ederken, ve Sayıştay raporularında(raporlarında) açıklanan hukuksuzlukları yaparken 'terbiye' kavramı tatilde mi oluyor?


Açık ki Akp'cilikte 'Ben hükümdarım, kıralım(kralım), sultanım, padişahım; istediğimi yaparım, istediğimi söylerim, kimse bana karışamaz, kimse beni kötüleyemez' türü tuhaf bir mantık olmalı, üstelik de 200 üniversitesi olan ve 21. yüzyıldaki bir ülkede.


Yani saçları, sakalları ağarmış; yaşlıbaşlı; takımelbiseli(takım elbiseli), kıravatlı(kravatlı), belki de rugan ayakkabılı; Meclisin yemekhanesinde, bir elleri yağda, bir elleri balda insanlar yumruk yumruğa. Üstelik Milletin meclisi'nde. Sorsan üniversite mezunularıdır(mezunlarıdır) da. Ya sokaktaki insanlar ne yapsınlar?


Vekil akılda, mantıkta, bilgide, giyimde, davranışta örnek kişidir; örnek ki avukat vekildir. Avukatlar mahkemelerde bağırıpçağırışıyorlar(bağırıp çağırışıyorlar) mı, yargıçlarla ve savcılarla yumrukyumruğa(yumruk yumruğa) girişiyorlar mı, yargıçlara ve savcılara hakaret ediyorlar mı?


Yani ne iş; Din hadisileri 'Din vicdan, merhamet ve medenilik demektir de' derken; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş sultanları baştaçı etmek? Hani, nerede din? Gerçek ki böyle bir durum Türklükte de yok, öyle ise hani nerede Türklük?


Gerçek ki mantıksızlık durumu yalnızca Akp'cilik de değil, her siyasi partide var çünkü zaten siyasetin kendisi mantıksızlıktır çünkü siyaset dini yani Din hadisileri'ni dışlayan bir dünyadır tıpkı özel sektör, akıldışı-ahlakdışı turizım türü, akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı sanat türü, ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler gibi.


Siyasetçilere derim ki 'Bir kendinize bakın, bir de dini tanımlayan Din hadisileri'ne. Ondan sonra 'Ben milletvekiliyim, milletin vekiliyim, Türkiye'yim, dinliyim' deyin. Yani, hiçdeğilse(hiç değilse) avukatları örnek alın kendinize, vekillikte.


Gerçek ki tüm dünyada, tüm ülkelerde ya Din hadisileri başa, ya kuzgun leşe çünkü Din hadisileri'nin dışı akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, vicdandışı, barbar, vahşi, insanlıkdışı bir dünyadır.


Bari siyasi parti seçecekseniz, siyasetçi seçecekseniz, milletvekili seçecekseniz Din hadisileri'ne uygun olanları seçin. Bu nedenle ki seçimleri en iyisi; Din hadisileri yüklü yapay zeka yapsın, insanlar da işlerinegüçlerine(işlerine güçlerine) baksınlar.


Bence tüm sınır kapısılarına(kapılarına) şöyle yazılmalı: Din hadisileri'ne aykırı olanlar Türkiye'ye giremez. İşte o zaman ancak Türkiye dünyanın ve insanlığın doğru önderi, lideri ve merkezi olur.


Sokaklar yumrukyumruğa, Tbmm yumrukyumruğa. Bu ülkenin nedir bu hali böyle?



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.12.20/07.45

İNSAN DÜNYADA NE YAPMALI (ŞİİR)

 Doğru, gerçekçi, mantıklı, insanca yaşamak için insan şu üç şeyi asla unutmamalı:

Bir: İçi lav, kor, ateş dolu bir dünya üzerinde 

Yaşamakta olduğunu

İki: İçi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı bir bedenle

Yaşamakta olduğunu

Üç: 'Din bilim, ahlak, utanmak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık

Sakinlik, medenilik, nefssizlik ve inziva demektir' diyen

Din hadisileri'ne sarılmayı,

Gerisi ayırıntıdır

Ve bunlara aykırı herşey yanlıştır.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.12.20/06.14


25 Aralık 2020 Cuma

CEZAEVLERİNDE ÇIPLAK ARAMA AHLAK VE CHP

 Savım ki insanlığın en eksik şeyi ahlak ya da eğitim değil mantık çünkü mantık olmazsa felsefe de, bilim de, ahlak da, vicdan da, medenilik de, dürüstlük de, adillik de, din de olmaz.


Yani 'Önce eğitim şart' ya da 'Önce ahlak şart' değil; 'Önce mantık şart'.


Ancak açık ki siyaset öncelikle 'mantıksızlık dünyası' durumunda çünkü zaten mantıklı olsaydı siyasetçiler siyasetçiliği değil alimliği, alimeliği, bilgeliği seçerlerdi çünkü Muhammed de, Atatürk de 'Tek doğru yol bilim ve ahlak' diyor ancak siyaset 'Önce bilim ve ahlak' demiyor; gerçek ki siyaset toplumu bölmekte ve böldüklerini de birbirlerine düşman etmekte yani topluma, insanlara barbarlık ve düşmanlık aşılamakta, 'Bilim ve ahlak' değil de.


Cezaevileri(Cezaevleri) 'Cezaevilerinde(Cezaevlerinde) çıplak arama yapılıyor' diye savlandı; savcılık resen soruşturma açmış, İç işleri bakanı Soylu 'Yok öyle birşey demiş'. Chp bu sav konusunda inceleme başlatmış.


İlk kan filımı(filmi), ve başka Amerikan filımları(filmleri); tutukluyu çırılçıplak soyup, bacak arasına kadar üst araması yapmaklar falan.


Atilla Taş 'Bal gibi de çıplak arama yapıldı bana da! Bir iç çamaşırıyla kaldık! Onu da silkelettiler!' demiş. Yani sav en azından Amerikan filımları düzeyinde değil yani sav ancak iç çamaşırı yani baylar için külotla, bayanlar içinde sütyen-külotla durumu göstermekte.


Anlaşılıyor ki birileri 'çıplak'tan 'çırılçıplak'ı, birileri de 'iç çamaşırı ile olmak'ı anlamakta gibi görünmekte.


Ancak; Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demiş olmasına karşın; zina, eşcinsellik, eşcinsel evlilik, astroloji, medyumluk, falcılık, akıldışı-ahlakdışı moda, toplumsal alanlarda ahlaka aykırı giyimle bulunmak; bikini/mayo adı altında sütyen-külot, mini şort adı altında ortalıkta külotla dolaşmak; pirsing, dövme; akıldışı-ahlakdışı ünlüler; akıldışı-ahlakdışı pılajlar(plajlar); genelevler, sıtriptiz(striptiz) kulübüleri, barlar, pavyonlar, diskotekler, sex shoplar, gecekulübüleri(gece kulübüleri), bay-bayan karışık masaj salonuları, bay-bayan karışık sıpor(spor) salonuları; sigara ve içki bilime ve ahlaka aykırı değiller de mi Chp bunlara tepki göstermemekte? Yani, Chp cezaevilerinde çıplak üst aramasına 'ahlak'a aykırı olduğu için karşı ise öteki ahlaka aykırılıklara; bilime aykırı ise öteki bilime aykırılıklara neden tepki göstermemekte; iç çamaşırı ile ortalıkta bulunmak yani cinsiyetin ve cinselliğin ortaya serilmesi yani utanmazlık insan haklarına, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe ve insanlığa aykırı ise neden bikiniye, mayoya, mini şorta, mini eteğe, tayt pantolona tepki göstermemekte?


Yani, cezaevilerinde çıplak üst aramasına Chp neden karşı? Batı karşı olduğu için mi, öyle ise Chp zinanın, fuhuşun, pornonun, eşcinselliğin, ensestliğin, uyuşturucu serbestliğinin, toplumsal alanlarda çıplaklığın, toplumsal alanlarda sevişmenin de karşısında değil yanında olmalı değil mi çünkü Batıda bunlar serbest; Chp çıplak üst aramasına, ahlaka aykırı olduğu için ya da ayıp olduğu için karşı ise neden öteki ahlaka aykırılıklara, ayıplara da karşı değil?


Yani, toplumsal alanlarda çıplaklığa karşı çıkmayan Chp neden, ne gerekçe ile cezaevinde çıplak üst aramasına karşı; bilim mi, ahlak mı gerekçesi?



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.12.20/09.49

PLASTİK POŞET VE KESE KAĞIDI

 Hayatta herşeyden önce mantık gelmelidir çünkü felsefe de, bilim de, ahlak da, vicdan da, merhamet de, din de, demokrasi de, laiklik de, evrimi anlamak da mantık ile başlar.


Siyaset mantıksızlık ve güvenilmezlik içeren bir dünya durumunda çünkü bilime ve ahlaka aykırı; dünyanın en güvenilir şeyleri de bilim ve ahlak. Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi. Yani bilime ve ahlaka aykırılığa güvenmek mantıklı birşey değildir. Zaten siyasete ait hukuka aykırılıklar hemen hemen her gün medyada yer almakta.


'Pılastik/Plastik poşet doğayı kirletiyor' diye pılastik poşetlerden 25 Krş alınmakta; neymiş, o paralar ile doğa korunacakmış. Yani; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmeyen sultanları baştaçı eden; termik santral, ve altın aramak diye doğaya, çevreye, havaya, iklime, tarıma, ekonomiye ve insanlara zarar vermek durumu ortada iken sunulan 'doğa sevgisi' mantıklı olabilir mi?


Neymiş; pılastik doğada 1000(bin) yılda yok oluyormuş yani çözünüyormuş. Ne güzel işte; 1000 yılda rahat rahat toplarsın. Yani pılastik poşetleri doğaya, çevreye atmak barbarlık durumudur, medenilik değil ancak pılastik poşetleri 1000 yılda toplayamamak da ilkellik durumudur, medenilik değil; yani medeni, ileri, çağdaş olduklarını süren insanlar, toplumlar çöpleri nasıl çevreye, doğaya atarlar yani demek ki medenilik, ilerilik, çağdaşlık yok durumu yani pılastiğin doğaya, çevreye zarar vermesini önlemenin yolu pılastiği yasaklamak ya da engellemek değil medeniliktir; 25 Krş ceza olarak düşünülürse zaten ceza medeni olmamaya verilen birşeydir.


Plastiğe karşı düşmanlık, savaş mantığın ürünü mü? Pılastik poşetin ve tüketim ürünülerinin yasak olduğu Batı akıldışı ve ahlakdışı bir durumda çünkü astroloji, medyumluk, falcılık, pirsing, dövme, uyuşturucu gibi akıldışı, bilimdışı şeyler serbest; zina, fuhuş, eşcinsellik, porno, çıplaklık, ensestlik gibi ahlakdışı şeyler serbest oysa bilim de, ahlak da mantıktır yani Batı pılastiğe karşı mantığı ileri sürüyorsa akıldışı ve ahlakdışı şeylere karşı da neden mantığı kullanmıyor yani pılastiğe karşı olup bilimdışılığa ve ahlakdışılığa karşı olmamak mantıksızlıktır.


Türkiye'de, alışverişlerde alıcıya(müşteriye) verilen pılastik poşetler paralı yapıldı, poşetin büyüklüğüne göre poşet parası alınıyor, en düşük ücret 25 Krş. Şimdi de içecek ambalajlarına depozito getirilmiş; sebze, meyva, ekmek koyulan ve ücretsiz olan ince, şeffaf poşet yerine de kese kağıdı kullanılacakmış. Oh ne güzel de acaba öyle mi?


Neden 'Acaba öyle mi?'. Büyük olasılıkla; kağıt tüketimi artınca, 'Kenevirden kağıt üretimi' yani kenevirin yasallaşması ve yaygınlanması konusu gündeme gelir. Kenevir ne kadar yararlı ve masum olsa da sonuçta bir uçu(ucu) uyuşturucuya dayalı; bu nedenle ki kenevir üretiminin serbest olduğu Batıda uyuşturucu kullanımı da serbest durumda yani 'Kenevirciliğin' sonuçunun(sonucunun) uyuşturucu serbestliğine götürülmeyeceğine güvence(garanti) var mı; bu ülkede, birzamanlar yüzkızartıcı şeyler olarak bilinen zina, eşcinsellik, eşcinsel evlilik, bikini, mayo serbest olmadı mı, yarın birgün 'Kenevirin yararları' denilen konunun da bu noktalara götürülmeyeceğinin güvencesi var mı, yok? Moda bu ülkeye 'medenilik', sigara 'ilaç', turizım(turizm) konukseverlik, sıpor(spor) 'barış' diye getirilmişti, şimdi durum bambaşka ve zıt durumda.


Pılastik poşet, kese kağıdı ve içecek ambalajı gibi konular konusunda bir de şu durum oluşmuş durumda: '20 milyar Tl tasarruf ettirecek bu uygulamalar için Türkiye çevre ajansı kurulacak' imiş. Yani, şimdiki durum ile '20 milyar Tl', ve bir 'ajans' ya da 'fon' yani büyük para, peki bu paranın da Deprem vergisi, 15 Temmuz şehit yakınlarına bağışlar, ve öteki fonlar gibi amaçları dışındaki konular için kullanılmalarına karşı güvence var mı? Yani bugünkü miktarı ile 20 milyar Tl'nin doğa, çevre için harcanılacağının güvencesi var mı; üstelik de öz bebek kardeşlerini, öz çocuk annelerini, öz babalarını, öz annelerini bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanlarını baştaçı durumu; Haçlıları bu vatandan atmış, ve Muhammed gibi 'Önce bilim ve ahlak' demiş Mustafa Kemal Atatürk'e bile düşmanlık varken; gıda ambalajlarına 'Gdo yoktur' yazmak bile yasaklanmışken, gıda ambalajlarına 'Trans yağ yoktur' yazmak bile yasaklanmak istenirken; termik santrallere izin verilirken, siyanür ile altın aramaya izin verilirken; devletin, milletin, vatanın, kamunun malları özelleştirme diye satılırken; yani böyle bir mantıktan mı doğanın ve çevrenin korunması beklenilecek; hani nerede mantık?


Yani amaç(erek) acaba gerçekten doğa mı yoksa 20 milyar mı?


Gelelim kağıt konusuna. Pılastik poşet doğaya zararlı da kağıt zararsız mı? Bakalım:

1- Vikipedi'de kağıt konusunda, kağıt yapımı konusunda şöyle yazıyor: 'Kabukları soyulduktan sonra suyun içerisinde çeşitli kimyasallar ile birlikte seyreltilen ağaç, birbirine geçmiş halde olan hamurlaştırılmış bitki lifleri (fiberler) haline getirilir.'.

2-'bilgiustam.com' internet sitesinde de kağıt yapımı şöyle yazıyor: 'Doğal bir kompozit maddesi olarak adlandırılan ağacın, hiç bilmediğiniz enteresan bir yapısı vardır. Lignin ve elyaflardan elde edilen ağaç, birbirine yapıştırılır ve elyaf kompozit adını alarak kağıt üretimi için önceden çeşitli kimyasal maddeler ile üretime girer. Selüloz prosesinin kullanımı ise kağıt ayrımında zorluklar yaşanmamasından dolayıdır. Selüloz prosesi sayesinde elyaflar birbirinden ayrılarak kağıt üretimi bu şekilde geliştirilir. Özellikle bu maddeler sayesinde kağıt kolay bir şekilde elde edilir. Bunlar; hemiselilöz ve lignin termokimyasal porses'dir. Bu maddelerden eritilerek elde edilen en büyük payı ise lignin ve elyafın kullanımıdır. Lignin yumuşaması için mekanik hamur kullanımı gerçekleştirilir. Bu sırada aktif olan bu bileşenler, sülfat, sodyum, sülfit, kraft proses, hidroaksit soda, slikat ve yağ asitleri kağıt üretiminde gerekli olan önemli bileşenler listesinde yerini alır. Ayrıca Kağıdın üretiminde kullanılan dolgu kaplama mineralleri, kağıdın opaklığının tam olarak arttırılması için oldukça önemlidir. İdeal bir dolgu ve yeterli maddeler sağlanması sayesinde kağıt beyaz ve canlı bir hale gelir.'.


Yani 'kimyasal'lar. Bu durumda; kağıt zararsızdır, ve doğa ve çevre için yapılanlar artniyetsizdir ya da güvenilirdir, denilebilir mi?


Örnek ki sülfit. Sülfitin şöyle zararları varmış: Sülfit duyarlılığı olanlarda kaşıntı, baş ağrısı, solunum sorunları. Lösemi tehlikesini %700, pankreas kanserini %67 oranında arttırabilirlik; kolon kanseri dahil her türlü kanseri tetikleyebilmek.


Örnek ki silikat. Silikatın su borularına ve su sistemlerine zararı bilinmekte; peki insan sağlığına ve besi hayvanları sağlığına zararı yok mu?


Peki kağıt yapımında tutkal kullanılmıyor mu? Kullanılıyorsa doğaya ve insan sağlığına zararı olmayacak mı?


Kağıt da doğaya atılsa toprakta eridiğinde zararlı olacak ve üstelik de pılastik poşetten daha hızlı zararlı olacak.


Tek birşeye güvenilmeli; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a; peki siyaset demek de, özel sektör demek de 'Bilim ve ahlak' demek mi? Tek bir ülkeye güvenilmeli; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilen ülkeye; peki dünyada böyle bir ülke var mı?


Yani amaç ne? Doğa mı, para mı?


Ve 'Kağıt' diye; doğadaki ve çevredeki kağıtlar toplanmayacaklar mı ve doğaya, çevreye atılmayacaklar mı? Yani neden; 1000 yılda çözünen pılastik poşetleri toplamak zor, doğaya atmak kolay geliyor?


Açık ki medeniliğin bir ölçütü de pılastiğe karşı tutumdur, pılastiğe karşı davranıştır, doğaya ve çevreye karşı davranıştır. Yani insanlar pılastik poşetleri doğaya ve çevreye atmayacak kadar medeni değillerse pılastik poşetin suçu ne? Öyle ise insanlara ve mala zarar veriyor diye arabayı(otomobili) de yasaklamak gerekmez mi? Ahlaka aykırılık da, bilimdışılık da, siyaset de, özel sektör de, akıldışı-ahlakdışı ünlüler de, akıldışı-ahlakdışı moda da, akıldışı-ahlakdışı ticarethaneler de, akıldışı-ahlakdışı medya da, akıldışı-ahlakdışı sanat türü de toplumlara, insanlığa, ülkelere ve insanlara zarar vermiyor mu, öyle ise onlar neden yasaklanmıyor?


Gerçek ki medenilik pılastik poşet yerine kese kağıdı kullanmak değildir; pılastik poşet dahil, çöpleri doğaya ve çevreye atmamaktır. Yani pılastik poşet yerine kağıt poşet kullanımı 'Ben medeniyim' değil, 'Ben medeni değilim çünkü poşetleri doğaya ve çevreye atıyorum' anlamı taşımakta yani pılastik poşet yerine kese kağıdı, kağıt poşet, file gibi şeylerden utanmak gerekir yani medenilik pılastik poşet kullanmamak değil 'Pılastik poşet kullanıyorum ancak doğaya da, çevreye de atmıyorum' durumudur.


Neden pılastik poşet paralı yapıldı? Büyük olasılıkla; siyasi iktidar yandaşı marketlerin pılastik poşet giderlerini düşürmek yani onları ödüllendirmek için olabilir çünkü enflasyonu düşük göstermekte büyük payları olmakta, ve hükümete ek gelir sağlamak için de olabilir, bakın şimdilik 20 milyar Tl'den söz edilmekte.


İçecek ambalajlarından depozito alınacakmış; yani ambalaj geri götürüldüğünde depozito geri alınacak demek ki; peki amaç gerçekten doğayı ve çevreyi korumak ise yani para değilse neden pılastik poşetler de geri götürüldüklerinde paraları verilmiyor, böyle olursa pılastik poşetler geri verilir değil mi?


Güvenmiyorum, güvenemiyorum çünkü herşey 'Önce bilim ve ahlak'a aykırı durumda.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.12.20/08.51


HAYATINDA BİLİM AHLAK MANTIK ONUR GURUR UTANMAK YOKSA ÜZÜL (ŞİİR)

 Giderse gitsin

Zaten içi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu

Gidersen git

Zaten için bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu,

Aşk değil

İçi için bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu

İnsanı sevmek

Aşkın doğrusu önce onur, gurur, mantık, ahlak aşkı demek

'Önce bilim ve ahlak' diyor Muhammed de, Atatürk de

Bilim ve ahlak yoksa insanda

Aşk ya barbarlık ya kölelik,

İnsan olmanın da, hayatın da temeli birine aşk değil

İnsan olmanın da, hayatın da temeli

'Önce bilim ve ahlak' diyor Muhammed de, Atatürk de bak

Aşk bağlanmaktır, önce bilime, ahlaka, mantığa, onura, gurura bağlan

Yoksa hayvanlar da aşık oluyor

Bilimle, ahlakla, mantıkla, onurla, gururla, insanlıkla ilgisi olmayan,

Hüner aşık olmakta değil

Mantıklı, ahlaklı, onurlu, gururlu olmakta

Çözüm aşkta değil

Mantıklı, ahlaklı, onurlu, gururlu olmakta

Dünya da, beden de hayvan denilen canlı için de var olmakta,

Getiremez sana gerçekleri ve doğruları aşk

Gerçekleri ve doğruları ancak mantık, ahlak, onur, gurur getirir

Onurlandıramaz, gururlandıramaz seni aşk

Seni ancak Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi

Bilim ve ahlak onurlandırır, gururlandırır,

İnsana aşk incir çekirdeği bir hayattır

Bilim ve ahlak yoksa hayat bayattır

Üyeliğini önce aşka değil önce bilime ve ahlaka yaptır

Yüreğini önce içi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu

İnsana değil

Bilime ve ahlaka kaptır,

Dünya içi lav, kor, ateş dolu bir taştır

Saman alevi gibi yanıp geçen

İnsan tapılacak bir varlık değildir

Yolu her gün heladan geçen,

Sensiz yaşayamam, sen benim herşeyimsin

Sen benim hayatımın anlamısın deme hiçkimseye

Bunları yalnızca bilime ve ahlaka de

Senin için Roma'yı yakarım, dünyayı yıkarım deme

Benim için önce

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi bilim ve ahlak de,

Giden gitti, beklediğin gelmedi diye üzülme

Mantıklı, ahlaklı, onurlu, gururlu değilsen üzül

Hayatında aşk, sevgili, eş yok diye üzülme

Hayatında bilim, mantık, ahlak, onur, gurur, utanmak yoksa üzül.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.12.20/05.24

İRAN İYİCE DİNE AYKIRILIĞA GİDİYOR DURUMU

 Türkiye'de deprem olunca, depremler konutları yıkınca; bunu ahlaksızlığın cezalandırılması olarak yorumlayanlar İran'da depremler olunca, İran'da depremler konutları yıkıp insanları öldürünce acaba nasıl yorumlamaktalar?


Ben açıklayayım: Dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırılık, en başta da bilime aykırılık hep kötü durumla sonuçlanır.


Dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilim, ahlak, vicdan, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, nefssizlik ve inziva demektir' diyor. Bu tanım açısından açık ki dünyada dinli ülke de, dinli insan da yok çünkü hangi devlet ve hangi insan bu özellilerin tümüne sahip durumda?


Bu tanım açısından; örnek ki siyaset de, özel sektör de dine aykırıdır çünkü ikisi de Din hadisileri'nin tanımlarına yani dinin temel özelliklerine aykırı durum göstermekte. Bu tanım açısından örnek ki öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş sultanları baştaçı etmek, övmek, onurlandırmak, gururlandırmak, savunmak da Din hadisileri'nin hem 'Din vicdan, merhamet ve medeniliktir' koşuluna, hem de 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' koşuluna aykırılık içerdiği için dine de, dinliliğe de aykırılıktır; akıldışı-ahlakdışı moda da 'Din bilim ve ahlak demektir' koşuluna aykırı olduğu için; astroloji, medyumluk, falcılık da 'Din bilim demektir, bilim yoksa din de olmaz' koşuluna aykırı oldukları için dine aykırılıktır.


Demek ki birileri dini inançı(inancı) din sanmakta, dini de dini inanç sanmakta.


İran cumhurbaşkanı seçimlerde partili sisteme geçilmesini istemiş yani seçimlerde kişi veya kişiler yerine siyasi partilere oy verilebilecek bir sisteme geçilmesi istemiş yani açık ki siyaset istemiş, ülkenin siyasetle yönetilmesini istemiş.


Belli ki İran cumhurbaşkanı da Din hadisileri'ni bilmiyor olmalı durumu göstermekte çünkü Din hadisileri sultanlığa karşı olduğuna göre siyasete de karşıdır çünkü siyaset de Din hadisileri'ne aykırı bir dünyadır çünkü siyaset gerçekte hükümdarlığın çağdaş bir halidir, bu nedenle ki siyaset oyları alıp diktatörlüğe yönelmek ister yani hükümdarlık oysuz diktatörlük, siyaset ise oylu diktatörlük türüdür.


Dini tanımlayan Din hadisileri 'Din vicdan, merhamet ve medenilik demektir' diyor. İran'daki; genelde vahşi idam türünün, özelde ise idam cezasının vicdan, merhamet ve medenilik yani din ile açık ki ilgisi yok, zıtlığı var yani böyle bir dünyanın ya da ülkenin zaten doğru bir duruma yönelmesi umulabilir birşey değil durumu gösterir ki medyadaki haberlere göre İran'da korona salgınına karşı türbe demirlerini öpen insanlar da, yalayan insanlar da görüldü ki bu durum da bilime aykırı bir durumdur oysa Din hadisileri 'Din bilimdir, bilim olmazsa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, alimler peygamberlerin varisleridir' diyor.


Yani hem vicdana, merhamete, medeniliğe aykırılık; hem bilime aykırılık. Açık ki bu duruma dini tanımlayan Din hadisileri açısından din denilemez.


İran ve her ülke ne yapmalı? Dini tanımlayan Din hadisileri'ne uymalı; ve siyasete de, özel sektöre yani kapitalistliğe de karşı olmalı. Tek doğru yol, tek doğru çözüm, tek insancalık, tek dinlilik budur. Siyaset hükümdarlığın uzantısı; ve vatanları ve toplumları sömüren özel sektörün hizmetçiliğidir yani dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırılıktır.


Yani, İran'ın siyasete yönelmesi asla çözüm olmaz; ve Din hadisileri'nden yani dinden uzaklığın bir başka itirafı olur.


Batıyı güçlü yapan şey genelde dine aykırılıktır, özelde ise ahlaksızlıktır oysa insan da, insanlık da Din hadisileri ile yüksek, ileri, güçlü, önder, lider, örnek olmalı. Bu nedenle ki Batı güçlü olur ancak asla insanca olamaz, bu durumu ile.


Yani açık ki İran'da; bir yanlıştan, belli ki akıldışı-ahlakdışı Batıya özenip 'doğru' diye bir başka yanlışa koşmak istemekte durumu var.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.12.20/12.09

24 Aralık 2020 Perşembe

EBUBEKİR SİFİL'E VE AYASOFYA BAŞ İMAMINA KALIRSA KİMSENİN CENAZE NAMAZI KILINMAYACAK DURUMU

 Öncelikle şunu düşünmek ya da araştırmak gerekir: İslamiyet'te, cenaze namazı var mı?


Din işleri yüksek kurulu'nun internet sitesi 'Var' demekte.


Öyle ise şunu sormak gerekir: İslamiyet'te, cenaze namazı camide kılınmak zorunda mı?


Cenaze namazı'nın tanımı Din işleri yüksek kurulu'nun internet sitesinde şöyle yapılmış: 'Cenaze namazı, Allah'a senâ, Resûlullah'a (s.a.s.) salât ve ölü için duadan ibarettir.'.


Anlaşılmakta ki Müslümanlar ya da Din işleri yüksek kurulu Cenaze namazı konusunda yanlışlık içinde çünkü Din işleri yüksek kurulu 'Cenaze namazı, Allah'a senâ, Resûlullah'a (s.a.s.) salât ve ölü için duadan ibarettir.' demiş yani namaz değil yalnızca 'dua' ki dua etmek için ille de 'camide etmek' diye birşey yoktur, dua mezarlıkta da edilebilir, bu nedenle ki aynı internet sitesinde, aynı konu ile ilgili olarak 'Tebük seferine mazeretsiz çıkmayan münafıklarla ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: 'Onlardan ölen hiçbirinin (cenaze) namazını kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resûlü'nü inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler.' (Tevbe, 9/84). Bu ayet, cenaze namazının farz oluşuna işaret etmektedir. Ayrıca Resûlullah (s.a.s.), bir müslümanın ölümü üzerine, 'Bir din kardeşiniz vefat etmiştir. Kalkın, onun cenaze namazını kılın.' (Müslim, Cenâiz, 66) buyurmuştur.' diye yazılmış. Hadiste 'kabrinin başında durma' diyor yani bu durumda, camide değil cenaze namazının mezarlıkta yapılan birşey olduğu da anlaşılabilir ki Muhammed zamanında cami değil mescid vardı yani Muhammed 'Cenaze namazı camide kılınır' diye bir söz söylemiş olamaz. 'Müslüman' yerine 'müslüman' yazmış olması bu kuruldaki dilsel cehaleti daha en baştan gösteren bir durum durumu. Bu hadiste bir de 'öldüler' diyor yani yani henüz ölmemiş insanlar için 'Senin cenaze namazın kılınmayacak, senin cenazen camiye sokulmayacak' denilemez ki sonradan evliya sınıfına yükselen Bişri Hafi de evliya sınıfına yükselmeden önceki hayatında şarap içen biri idi yani ona 'Sen içki içiyorsun, senin cenazeni camiye sokmayacağız, senin cenaze namazını kılmayacağız' demek nasıl bir hal olurdu? Din işleri yüksek kurulu; Cenaze namazı'nı hadise dayanarak farz olarak tanımlamakta, Kuran'a dayanarak değil ancak hadisler 'Din bilimdir, bilim yoksa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, Allah zalimlerin bile beddualarını dikkate alır; sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır; alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür; çarşı Şeytan'ın mescididir' de demekte, peki bunlara aykırılık neden?


Bazı Müslümanlarda; dini tanımlayan Din hadisileri'ni bilmedikleri için büyük bir kibir ve mantıksızlık oluşmakta; öyle ki hem özeleştiri yapmazlar, hem de eleştirileri hakaret, alayetmek( alay etmek), dalgageçmek(dalga geçmek) olarak tanımlarlar yani kendilerine yani çıkarlarına yani nefslerine yani mantıksızlıklarına övgü yapmayan sözleri kendilerine ya da dine, İslam'a hakaret, saldırı olarak yorumlarla oysa bilim de, din de, ahlak da hem özeleştiriye hem de eleştirilmeye açıklık ve izin demektir çünkü ahlak beyinin, ruhun ve bilimin en üst nitel soyut zirvesidir, Din hadisileri de dini 'Din bilim demektir, bilim olmazsa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, alimler peygamberlerin varisileridir' der.


Gerçek ki Din hadisileri'ni bilmeyen birileri İslamiyet'i, dini; siyasi iktidarlara ya da Arab dünyasına, Doğuya ya da falan ülkeye, filan ülkeye, falan örgüte, filan örgüte ya da törelere, geleneklere, göreneklere göre tanımlamak, anlamak ve anlatmak hali ya da yanlışı için de; dini tanımlayan Din hadisileri'ne göre değil de oysa dinin tek bir doğru tanımı vardır, onu da dini tanımlayan Din hadisleri tanımlamıştır ki Din hadisileri 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, utanmak, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, sakinlik, medenilik, nefssizlik ve inziva özellikleridir' demekte.


Üniversite, demokrasi, laiklik, özgürlük 'Önce bilim ve ahlak' demektir. Yani 'Bilim ve ahlak'a aykırı olmak ne üniversitedir, ne üniversite mezunu olmak, ne bilimci olmaktır ancak görülmekte ki tüm dünyada siyaset bilimdışılığa da, ahlakdışılığa da üniversitenin kapılarını açmış durumda yani dünyada durum ki siyaset demokrasinin içineettiği(içine ettiği) gibi üniversite kavramının da içineetmekte(içine etmekte), öyle ki tüm dünyada üniversiteler bilimdışı şeylere inanan insanlarla da, ahlakdışı giyimli insanlarla da dolmakta çünkü siyaset bilime de, dine de, insanlığa da, demokrasiye de, laikliğe de, özgürlüğe de aykırıdır çünkü siyaset ve özel sektör asla 'Önce bilim ve ahlak' demez, 'Önce çıkar' der.


'Erkeğin farklı illerde eşi olabilir' demiş olan Yalova üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Ebubekir Sifil; 'Başta; Yılmaz Özdil ve Cüneyt Akman olmak üzere dini sembol ve değerlerle, duayla, namazla... alay edenler, kim olurlarsa olsunlar, öldüklerinde cesetleri camilerimize sokulmasın, cenaze namazları kılınmasın.' demiş.


Medyadaki haberlere göre; Ayasofya baş imamı kişi de Sifil'in cenaze namazı konusundaki sözüne destek vermiş.


Ebubekir Sifil'in; dini tanımlayan Din hadisileri'ni bilmediği açık. Din hadisileri 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, utanmak, tarafsızlık, medenilik ve nefssizlik demektir' diyor oysa genelde cinsellik de, birden çok eşi olmak da nefstir yani bir tane eş bile nefse yakınlık iken birden çok eşe olumlu yaklaşmak nefse daha da köle olmaktır; genelde nefsi, özelde ise cinselliği, cinsiyeti yani bedeni yani niceliği nefssizlikten üstün tutmaktır yani dine daha da aykırı olmaktır yani hayatı, var oluşu Din hadisileri üzerine değil de zevk, haz, mutluluk, nefs üzerine kurmak . Üstelik aşk da, din de, bilim de dürüstlük, bağlılık(sadakat), saygınlık, onur, gurur ister de. 'Alan razı, veren razı' savı savunulursa bilinmekte ki uyuşturucuda da alan razı, satan razı, fuhuşta da, rüşvette de yani din, İslam 'razı'lığa utanmazlığa ya da cehalete ya da mantıksızlığa ya da nefse eşitlenemez, indirgenemez; 1400 yıl önceki koşullar da, durumlar da din olarak tanımlanamaz, dini ancak Din hadisileri tanımlar.


Gelelim, cenaze namazı konusuna.


Öncelikle şunu sormak gerekiyor; bu iki kişi; filımlarda(filmlerde) dine, İslam'a aykırı hallerle, bikini denilen sütyen-külotla oynamış, ve medyada bikinili, mayolu yani İslam'a, dine aykırı fotoğrafları olan Oya Aydoğan için, cinsiyet değiştirmiş yani İslam'a, dine aykırı birşey yapmış olan yani İslam'a, dine aykırı Bülent Ersoy'un mevlid okutmasına neden tepki göstermediler ya da tepki gösterdiler mi?


Sonra; Mevlana insanın dirisine bile 'Ne olursan ol gel' demişken, insanın ölüsüne de 'Ne olursan ol gel' demez miydi?


Bu durumda; pılaj(plaj) diye ahlaka, dine, İslam'a aykırı yerlerde bikini, mayo diye herkesin içinde sütyen-külot dolaşanların da; ahlakdışı, dine aykırı, İslam'a aykırı giyimli ya da ahlakdışı hayatlı ünlülerin de; ahlaka, dine, İslam'a aykırı giyimli ya da özel hayatlı müzik sanatçılarının hayranlarının da; zina yapanların da; fahişelerin de; eşcinsellerin de; toplumsal alanlara ahlaka aykırı giyimle çıkanların da; sigara, içki, uyuşturucu kullananların ve satanların da; esnaflığı, ticareti dine, İslam'a aykırı şeyler olarak tanımlayan 'Çarşı Şeytan'ın mescididir' hadisine uygun olarak esnafın da; ahlaka aykırı ünlülere övgü ve ahlaka aykırı fotoğraflar magazini medyacıların da; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekten çekinmemiş sultanları baştaçı edenlerin, övenlerin de; dini, İslam'ı siyasete alet olarak kullanmak isteyenlerin de; siyasi yandaşlık yapanların da; kamu işlerinde yolsuzluk, usülsüzlük, yandaşlık, adaletsizlik, vicdansızlık, merhametsizlik, barbarlık yapanların da; siyaset Din hadisileri'ne aykırı olduğu için siyasetçilerin de; özel sektör vatanın, devletin, milletin, kamunun olanaklarını sömürmek demek olduğu için kapitalistlerin de; özelleştirmek vatanın, milletin, devletin, kamunun servetini, haklarını, olanaklarını kapitalistlere satmak demek olduğundan özelleştirme yapanların da, yaptıranların da; Avrupa ahlaka, dine, İslam'a aykırı bir dünya olduğundan Avrupa birliği'ne girmek isteyenlerin de; Batı ahlaka, dine, İslam'a aykırı bir dünya olduğundan Batı ile dost olanların da; Atatürk bu vatanı ve milleti Haçlılar'dan kurtardığı için, Atatürk'e hakaret edenlerin de; camide cenaze namazılarının(namazlarının) kılınmaması gerekir.


Yani, eğer, cenaze namazının kılınması konusunda; yalnızca 'alayetmek(alay etmek)' ya da eleştiri durumu değil de dini tanımlayan Din hadisileri'ne uygun insan olmak koşulu aranırsa acaba kaç kişi Din hadisileri'ne uygundur yani camide cenaze namazının kılınmasını hak etmektedir?


Bu durumda, Müslüman ne yapmalı? Camiye kimin cenazesi gelirse gelsin Cenaze namazını kılıp göndermeli, gerisini de Allah'a bırakmalı yoksa Ebubekir Sifil'e ve Ayasofya camisi baş imamına kalırsa, hiçkimsenin cenaze namazı kılınmayacak durumu oluşmakta.


Eğitim şart da açık ki durum önce eğitmek isteyenleri dini tanımlayan Din hadisileri, felsefe, mantık ve bilim ile eğitmek gerekli durumu göstermektedir.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.12.20/10.48

MUHAMMEDÇİYİM DE ATATÜRKÇÜYÜM DE DİYEMEZSİN (ŞİİR)

 Muhammedçiyim dersin

Muhammed'e benzemezsin

Atatürkçüyüm dersin

Atatürk'e benzemezsin

Mantıksızlık ve tutarsızlık içindesin

Muhammedçiyim de, Atatürkçüyüm de diyemezsin,

'Din bilim ve ahlak demektir' demiş Muhammed

'Önce bilim ve ahlak' demiş Atatürk

Muhammed başka yolda sen başka yolda

Atatürk başka yolda sen başka yolda

Bunu neden göremezsin,

'Din bilim ve ahlak demektir, bilim ve ahlak yoksa din de olmaz'

Ve 'Bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' demiş Muhammed

'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin'

Ve 'Ben insanın ahlaklısını severim' demiş Atatürk

Haline bir bak, nerede Muhammed, nerede Atatürk, nerede sen,

Bilimci ve ahlakçı olmazsan Muhammedçi olamazsın

Bilimci ve ahlakçı olmazsan Atatürkçü olamazsın

Keyfinin kahyası gibi yaşayıp

Muhammedçi de, Atatürkçü de olamazsın,

Bilim ve ahlak ile anılır Muhammedçi

Bilim ve ahlak ile anılır Atatürkçü

Bilime ve ahlaka aykırı olup

Muhammedçiyim de, Atatürkçüyüm de diyemezsin,

Bilim önce mantık ve tarafsızlık demek

Ahlak önce mantık ve tarafsızlık demek

Bilime ve ahlaka aykırılığa yandaşlık olup

Muhammedçiyim de, Atatürkçüyüm de diyemezsin,

Muhammedçi olsan ülke bilim ve ahlak olurdu

Atatürkçü olsan ülke bilim ve ahlak olurdu

Zina serbest, eşcinsel evlilik serbest, ahlakdışı moda serbest

Çıplak pılajlar(plajlar) serbest, ahlakdışı mekanlar serbest

Astroloji, medyumluk, falcılık serbest

Muhammed de, Atatürk de bu hali görse

Halin utanç olurdu,

Din de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de 'Önce bilim ve ahlak' demek

Ne bu asgari ücret ne dine, ne demokrasiye, laikliğe ve özgürlüğe düşmanlık

Bilim ve ahlak demek

Yaptığın şey doğru yolda imiş gibi durup yanlış şeyler etmek

Yaptığın şey Muhammed'i de, Atatürk'ü de üzmek,

Bırakın kavgayı, düşmanlığı, geçimsizliği

Bilimde ve ahlakta birleşip dost olun

Bilimde ve ahlakta birleşip birlik olun

Bilim ve ahlak kardeşliği olun

Bilime ve ahlaka aykırılık cephesi olun

Dünyaya, insanlığa bilim ve ahlak örneği ve önderi olun,

Futbol takımı ya da siyasi parti tutmak gibi değil din

Futbol takımı ya da siyasi parti tutmak gibi değil Atatürkçülük

'Önce bilim ve ahlak' demezsen

Dinliyim de, Atatürkçüyüm de diyemezsin.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.12.20/07.28


23 Aralık 2020 Çarşamba

MASKE TUZLANMALI ÖNERİM

 Dsö yani Dünya sağlık örgütü, ve Türkiye bilim kurulu 'Korona virüsü havadan ağır, hemen yere düşer, herkes maske takmasın, yalnızca hasta olanlar maske taksın' derken ben 'Korona virüsü havada 20 dakika kalabilir, bu nedenle herkes maske takmalı' diye yazdım internette. Ben tıp değil ekonomi okudum üniversitede ancak 'Önce mantık' diyen biriyim yani mantıklılık oluşmamışsa üniversite okumak yalnızca iş nesnesi yapar insanı, bilimsel yani mantıklı yapmaz, mantıklı olmayan üniversite mezunu da hiç 'Ben üniversite okudum' demesin; hele ki bir de bilimdışı şeylere inanıyorsa ya da akıldışı-ahlakdışı giyim içinde ise ya da sigara, içki gibi şeyler içiyorsa yani topluma yanlış, kötü, zararlı örnek oluyorsa hiç demesin. Üniversite demek 'Önce bilim ve ahlak' yani 'Önce mantık' demektir çünkü bilim de, ahlak da, din de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de 'Önce mantık' demektir; bu nedenle ki Muhammed de 'Din bilimdir, bilim olmazsa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür, alimler peygamberlerin varisleridir' dedi, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.


Ancak ne yazık ki üniversitelerin durumu akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı özel hayata izin veren hukuk, ve böyle bir hukuka izin veren siyaset yüzünden, bir akademisyene bile 'Üniversiteler genelev gibi' dedirtecek bir durum göstermiş. Benzeri bir durum Cengiz han zamanında da oluşmuş ki bir Arab alimi 'Cengiz han'ı tanımış olmaktansa dünyaya hiç gelmemeyi yeğlerdim' dedirtmiş, gördüğü barbarlık ve vahşet karşısında. Yani; dün vahşet, bugün ahlakdışılık; alimlere bile acı çektiren, alimleri bile utandıran. Neden 21. yüzyıldaki bu durum? Akıldışı-ahlakdışı insanlar mutlu olsunlar diye. Peki, öyle ise; 'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed'in ve Atatürk'ün ne anlamı kalıyor bu durumda; Müslümanlık, ve Atatürk 'Bilim ve ahlak'a egemenlik vermek için mi yoksa bilimdışılığa ve ahlakdışılığa egemenlik vermek için mi?


O akademisyen akıldışı-ahlakdışı moda içindeki üniversite öğrencisileri(öğrencileri) yüzünden utanmış yani hakaret etmiyor; durum tanımlaması yapmış ve gördüklerinden utanmış ki hakkıdır ve görevidir.


Pılajların(Plajların) haline tepki göstermeyenlerin bir akademisyenin 'Üniversiteler genelev gibi' sözüne tepki göstermeleri neden acaba; üniversite kavramına saygı için mi yoksa akıldışı-ahlakdışı pılajlara, ve akıldışı-ahlakdışı özel hayata, ve akıldışı-ahlakdışı çıkarlara saygı için mi?


Üniversitede 'Önce not ve diploma' değil; 'Önce bilim ve ahlak' önemli.


Üniversite dansöz, popçu, rapçi, rockçı, şarkıcı, türkücü, sıporcu(sporcu), manken, modacı, aşçı, nalbant, otelci, hizmetçi, çoban, kapitalist, siyasetçi, medyacı, sanatçı, zengin ya da bilimdışı şeylere inanan ya da ahlakdışı insan yetiştirmek ya da bilimdışı-ahlakdışı hayatı onurlandırmak ya da Atatürk/Demokrasi/Laiklik düşmanlığı yapmak ya da Osmanlıcılık, tarikatçılık, cemaatçilik, mezhepçilik yapmak için değil alim, alime yetiştirmek içindir. Bu nedenle ki dini tanımlayan Din hadisileri hem 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' ve 'Dinsiz de olsalar alimlerin yeri Cennet'tir' diyor.


'Maske takmamıza rağmen koronavirüs neden yayılıyor?' sorusu var.


Bilim insanları 'Koronavirüsü taşıyan havadaki damlacıkların maskelerin onları durduramayacak kadar küçük olmaları yüzünden' demiş, medyadaki haberlere göre.


Şimdi de korona virüsten daha küçük virüslü mutasyonu çıkmış koronanın.


Aylardır yazıyorum 'Önemli olan maske değil, maskedeki dezenfektan. Yeni de almış olsanız maskelerinizi tuzlayın' yani 'Maskelerinize tuzlu suyu ya püskürtün ya da damlatın, ve kurutun' diye.


Neden?


Çünkü hem tuz virüsü ya yok edebilir ya zayıflatabilir; hem de tuz kıristalleri(kristalleri) maskenin gözeneklerini daha da küçültür.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.12.20/04.23