31 Mayıs 2020 Pazar

TÜRK'E DE İNSANLIĞA DA EN BÜYÜK DOST BİLİM VE AHLAK (ŞİİR)

'İnsan insanın kurdudur' dediler
Oysa Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi
İnsan insana bilim ve ahlak olmalı
'Ana gibi yar olmaz' dediler
'Benim sadık yarim karatopraktır' dediler
Biri bilime ve ahlaka aykırı yanlış devletin sonuçu
Biri bilim ve ahlak bilmeyen doğanın zorunlu sonuçu
İnsanın en sadık yari de, en sadık dostu da bilim ve ahlaktır,
Oysa Muhammed de, Atatürk de
Önce bilim ve ahlak
İnsana en büyük dost bilim ve ahlaktır dedi
Ne ana, ne yar,  ne karatoprak
İnsana en büyük dost bilim ve ahlak,
'Olmaya dünyada sağlık gibi devlet' dediler
'Dünyayı sevgi kurtaracak' dediler
'Herşeyi aşk ile yap' dediler
'Kirlenmek güzeldir' dediler
Oysa en büyük devlet de, dünyayı kurtaracak olan da
Herşeyi doğru yapmanın yolu da, güzel olan da bilim ve ahlak,
'Çocuklar şeker de yiyebilsinler' dediler
'Yaşamak, bir ağaç gibi ve tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine' dediler
Emek en büyük değer, dünyayı işçiler yönetmeli dediler
Oysa çocuklar bilim ve ahlak içinde büyümeliler
Yaşamak ancak bilim ve ahlak ile özgür
Ve dünyayı bilim ve ahlak yönetmeli,
Türk'e de, insanlığa da en büyük dost bilim ve ahlak
Bilim ve ahlaktan ayrılmayı ya alçaklık kapar ya ahlaksızlık
Siyasetçiler, kapitalistler, işçiler, modacılar, sağcılar, solcular
Milliyetçiler, komünistler, Atatürkçüler, Osmanlıcılar, dini inançlılar
Kadınlar, erkekler, çocuklar, gençler, ünlüler, sanat, edebiyat
Batı, Doğu, demokrasi, laiklik, savaş, barış, doğaya benzemek ile değil
Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi
Ancak bilim ve ahlak ile kurtulur Türk, ülkeler, dünya, ve insanlık.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.6.20/08.56

SÖZCÜ GAZETESİ YANILIYOR: MASKENİN PARA İLE SATILMASINI ÖNCE BEN YAZDIM

Chp başkanı Kılıçdaroğlu'nun 'Türk basınının amiral gemisi' ve 'Sözcü susarsa Türkiye susar' dediği, ve logosunda Türkiye bayrağı olan ancak 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Atatürk'e de, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'e de uymayıp bir bilimdışılık, bilime aykırılık dünyası olan astroloji yayınları; ve ahlakdışı, ahlaka aykırı ünlülere, gururlandırıcı, övücü, baştaçı edici yazılar yazan, haberler veren; bir de utanmadan, Ramazan ayı'nda İslami yazılar ve İslami öğütler yayınlayan; açık ki Atatürk'ün de, Türkiye'nin de, Türkiye Türkünün de 'Önce bilim ve ahlak' demek olduğunu henüz anlamamış olan; ve neyin kafası olduğu açık ya da belli olmayan Sözcü gazetesi 6 mayıs 2020 tarihinde 'Maske ve 65 yaşı Sözcü önermişti' başlıklı haberinde'Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı normalleşme planında yer alan ‘Her yerde maske satılacak’ ile ‘65 yaş ve üstü 4 saat sokağa çıkabilecek’ izni milleti sevindirdi. SÖZCÜ bu talepleri günler öncesinde yazdı.' demiş. 'Günler öncesi' dediği de '29 nisan 2020' oysa ben 'SAĞLIK BAKANLIĞI MASKELERİ AVM'LERDE SATILMALIDIR' başlıklı yazımı internette '17 nisan 2020' tarihinde yayınladım yani Sözcü'den günlerce önce. Bu yazım internette durmakta.

O yazım şöyle:
-------------------------------------------------------------------------------------------------
'SAĞLIK BAKANLIĞI MASKELERİ AVM'LERDE SATILMALIDIR
Coronaya karşı kullanılmak üzere Sağlık bakanlığı ceptelefonlarına kod göndererek eczahanelerden(eczanelerden) ücretsiz olarak, haftada 5 tane maske vermekte ki cumartesi ve pazar günülerinde(günlerinde) sokağa çıkma yasağının olduğu düşünülürse her gün için 1 maske de iyi görünmekte.
Ancak bu durum ben yanlış.
Çünkü eczahaneler küçük, dar alanlı yerlerdir, ve oralarda oluşacak bir insan birikimi sağlıksızlık yaratabilir ki aynı anda, ilaç almaya gelenleri de düşünün; ve eczahanelere ilaç almaya gelenler 1'den çok ilaç almaya gelmiş olabilirler, ve Sgk üzerinden ücretsiz ilaç almaya gelenler de olur; bu durumda, eczacılar her kişi için ilaçları raflardan almak, poşetlemek, ve Sgk için gerekli kayıtları yapmak zorunda olduklarından, bir de ücretsiz maske almaya gelenler de düşünülürse, dar bir alandaki sağlıksızlık kolayca anlaşılır.
Bence, maskeler ülke çapında ağı olan Avm'lerde örnek ki 1 Tl ya da 1,5 Tl ya da 2 Tl gibi hemen hemen maliyetine ya da 25 Krş gibi düşük bir kazanç ile satılmalıdırlar ki alışveriş poşetlerinden 25 Krş alındığı unutulmamalıdır. Alışveriş poşetilerinden(poşetlerinden), doğayı korumak için 25 Krş alınmaktadır; maskelerden de toplum sağlığını korumak için 25 Krş alınabilir çünkü kullanılmış maskeler toplum sağlığı için büyük bir tehlike yaratmaktalar.
Ve, düşünün ki eczahanelerde ücretsiz verilen maskeler günde 4 saat kullanılabiliyor oysa hem herkes her gün sokağa çıkmaz ki bunlara verilen maskeler ellerinde birikir, hem herkes sokağa çıktığında saatlerce kalmaz ki bunlara verilen maskeler de ellerinde birikir ki bu iki durum da elaltından(el altından), yasadışı maske satışılarına(satışlarına) da neden olabilir, hem de işçi, memur, memure gibi kimseler hemen hemen her gün günde en az 9 saatlerini dışarıda geçirirler yani maskeler maliyetlerine ek olarak 25 Krş kazanç ile ülke çapında ağlı Avm'lerde satılırlarsa herkes gereksinim duyduğu kadar maske satın alabilir ve kullanabilir.
Bir de düşünün ki ova köylerinde, dağ köylerinde yaşayan insanlar var; oralarda büyük olasılıkla eczahane yoktur oysa maskeler Avm'lerde satılırsa en azından ilçelere giden kişilere para verip maske satın aldırabilirler ki bu işi muhtarlar da yapabilirler oysa muhtarların bile bu işi eczahanelerden ücretsiz maske almaları olarak yapmaları olanaksızdır.
Bu durum; sokağa maskesiz çıkmanın yasaklanması ile de desteklenmelidir.
Ve maskelerin üzerilerinde, Sağlık bakanlığı damgası olmalıdır.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 17.4.20/01.19'
------------------------------------------------------------------------------------------------

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 31.5.20/17.22



30 Mayıs 2020 Cumartesi

ATATÜRK YAŞASAYDI DEMEYİN (ŞİİR)

'Atatürk yaşasaydı' diyenler var
Belli ki Atatürkçü olmalarına karşın Atatürk'ü henüz anlayamamışlar
Atatürk'ün ruhuna, özüne, kişiliğine, amaçlarına değil
Yüzüne, gözüne, saçına, rakısına, sigarasına bakmışlar, hayran olmuşlar,
'Atatürk yaşasaydı' demeyin
Atatürk yaşamakta
'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi
Atatürk yaşamakta
'Bilimde ve ahlakta',
Atatürk'ten umut beklemeyin artık
Acı ancak gerçek: Atatürk öldü
'Benim ölümlü bedenim birgün toprak olacaktır
Ancak düşüncelerim sonsuza kadar yaşayacaktır
Beni görmek demek yüzümü görmek demek değil
Düşüncelerimi anlamaktır
Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir(bilimdir)
Ben sıporcunun(sporcunun) ahlaklısını severim'
Yani 'Ben insanın bilimsel ve ahlaklı olanını severim ve isterim' dedi
Atatürk yaşamakta
Umut Atatürk'te değil artık
O'nun ve Muhammed'in dediği gibi 'İlim(bilim) ve ahlak'ta
Peki hani nerede bilimsellik ve ahlakçılık isteğiniz
Zinayı, genelevleri, eşcinsel evliliği, eşcinselliği, akıldışı-ahlakdışı modayı
Akıldışı-ahlakdışı turizımı(turizmi), pılajları(plajları), otelleri, havuzları
Sıtriptiz(Striptiz) kulübülerini, barları, pavyonları, diskotekleri
Bay, bayan karışık masaj salonularını
Bilimdışılık olan astrolojiyi siz değil de uzaylılar mı serbest bıraktı
Ülkeyi Atatürk'ün ve Muhammed'in dediği gibi bilim ve ahlak ile yönetmek yerine
Siyaset, özel sektör, Batı ve seçim sandıkları ile yönetmeyi uzaylılar mı istedi acaba,
'Atatürk yaşasaydı' demeyin
Atatürk bilimde ve ahlakta yaşamakta da
Cehaletiniz ve nefsiniz görmemekte, anlayamamakta
Yani ölen gerçekte 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk değil
Bilime ve ahlaka sırtdönmüş sizlersiniz
Umut, çözüm Atatürk'te değil artık
Umut, çözüm; Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'ta
Kafanızı kaldırıp bakın bilime ve ahlaka
Orada Atatürk'ü de, Muhammed'i de göreceksiniz mutlaka.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 31.5.20/09.28



TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ VE LAİKLİK DÜŞMANI YENİ BİR YASADIŞI ÖRGÜT MÜ?

Türkiye'de şu sıralar kötü bir ilginç birşey olmakta.

İzmir'deki bazı camilerde; merkezi ezan okuma sistemine gizlice girilip minarelerden Çav bella yayınlanması.

Aynı gün içinde; İstanbul'da bir kilisenin isim mermerinin kırılması, ve Türkiye'deki 'Uluslararası Hrant Dink Vakfı'na 'Bir gece ansızın geleceğiz, orayı başınıza yıkacağız.' yazılı mail ile tehdit.

Şimdi de Sakarya'da, bir Kuran kursunun camlarının kırılıp duvarlarına İngilizce yazılar yazılması. Kuran kursunun iç duvarlarına küçük harflerle 'We are the kings of the queens oıf the new broken scene', 'Viona robbed you'; büyük harflerle ise yazı tahtasına 'SORRY FOR BREARING THE GLASS' ve  'LUZ-FIONA  WAZ HERE!' yazılmış ancak 'Z'ler Nazilerin gamalı haçını andıracak biçimde, ortadan yatay çizgili yazılmış. Çok ilginç olan iki şey var bu yazılarda: İngilizce 'WAZ/waz' yok 'WAS/was' var, 'WAZ/was' Avrupa'da var, ve Türkler 'FIONA'YI 'Fiona' diye söylüyorlar, Schrek filımının(filminin) Türkçe çevirisinde yani onu bir Türk yazsa idi 'FİONA' diye yazardı büyük olasılıkla, ilginç ki küçük harflerle 'Fiona', büyük harflerle ise 'FIONA' yazılmış yani 'i' harfine dikkat edilmiş yani açık ki yabancı dilden anlayan kişiler; bu iki şey Kuran kursuna bu yazıların Avrupa'dan Türkiye'ye tatile gelmiş gurbetçilerden gençler olabileceğini düşündürtmekte.

Bir ilginçlik de şu: İstanbul'da bir kilisenin isim mermerini kıran kişinin üzerindeki tişörtte de büyük harflerle İngilizce yazı vardı, 'SAVE THE SOLE...' gibi birşeyler yazan ancak fotoğraflarda 'SOLE'nin devamı mont altında kaldığı için görünmeyen.

Hrant Dink Ermeni idi, saldırıya uğrayan kilise de Ermeni kilisesi. Bu ülkede oldum olası şu üç konu hep düşmanlık konusu yapıldı eskiden beri: Yunan, Rus, Ermeni. Açık ki bunu Chp, ve sol yapacak değil.

'Bir gece ansızın geleceğiz' yaklaşımı; bu yaklaşıma ek olarak 'Orayı başınıza yıkacağız' yaklaşımı yani 'Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın' yaklaşımı ki bu yaklaşımlar Chp'ye de, sola da yabancı yaklaşımlar.

İzmir'deki camilerden İtalya kökenli 'Çav bella', Ermeni kilisesine saldıranın tişörtünde İngilizce yazı, Sakarya'daki Kuran kursuna İngilizce yazılar.

Tüm bu veriler birleştirildiğinde ortaya şöyle bir soru ve olasılık çıkmakta: 'Acaba gurbetçi gençlerden oluşan, ve Atatürk düşmanı, demokrasi düşmanı, laiklik düşmanı, Osmanlıcı, Avrupa'daki Nazi kültürü varlığı etkisinde kalmış, yeni bir örgüt; ya da İngilizceyi ve kutsal yerleri araç olarak kullanmaya çalışan yeni bir derin devlet örgütü mü var Türkiye'de; yani bu işler kalıcı 'organize' işlerden mi yoksa Gezi olaylarının yıldönümüne yönelik, Osmanlıcı geçici bir süreç mi ya da Türkiye'yi karıştırmaya çalışan genelde Batısal, özelde ise Avrupasal, dışsal ajanlık etkinliği mi yoksa Fetö'nün yeni bir etkinliği mi?


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 31.5.20/08.17



MEDENİLİK YASASI ÇIKARILMALI SAVIM

Herkes medeni olmak zorunda.

Hukukun ya da devletin amaçı(amacı) suç işlenmesini önlemek değil medeni olmak yani medeni bir toplum ve medeni bir ülke yaratmak olmalıdır yoksa barbar, vahşi, ilkel bir toplumda da hiç suç işlenmemekte olabilir; medeni bir toplumda ya da medeni bir ülkede de bir insan ya da pekçok insan ya da insanlar devletin ya da yöneticilerin yanlışı ya da yanlışları nedeni ile suç işlemek zorunda kalabilirler.

Medenilik ise 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'in de, 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi önce 'bilim ve ahlak' üzerine kuruludur; yani demokrasi, laiklik ve özgürlük de.

Medenilik yasası çıkarılmalı.

Cinayet işleyen ya da şiddet uygulayan ya da yaralama yapan kişi diyor ki 'Bana şu yapıldı, bu söylendi.' falan. Hukukta da bu duruma 'Tahrik indirimi' uygulanmakta. Bu durum bir de suçluların mahkemelerde yalan üretme makinası olmalarına olanak vermekte yani kişi düşünüyor ki 'Suçumu işlerim, sonra da kendimi tahrik edilmiş olarak gösteririm mahkemede, savunmamda.'.

Açık ki cezada 'Tahrik indirimi' suçları daha da tahrik etmekte, ve üstelik de çok vahim(korkunç) bir durum yaratmakta; örnek ki dövmek ya da öldürmek istediği kişinin kulağına, başkalarının yanında ve öteki kişilerin duymayacağı biçimde, küfür ediyor, küfür edilen kişi de saldırdığında onu dövüyor ya da öldürüyor' ve savunmasında 'Herkes şahit, önce o saldırdı' diye savunma yapıyor; ya da kadın kocasını öldürüyor, sonra da 'Bana hakaret ediyordu, bana şiddet uyguluyordu' ya da 'Bana saldırdı, beni öldürmeye çalıştı' diye savunma yapıyor, çocuğu da babasını sevmiyorsa, çocuğunu da tanık gösteriyor, çocuk da yalancı tanıklık yapıyor. Yani hem böyle durumlar olmakta, hem de 'Suçu işlerim, sonra da bir kılıf uydururum' durumları kullanılıp 'Tahrik indirimi' sağlanmaya çalışılmakta; bu durum da suçların daha da artmasına ve yaygınlaşmasına neden olmakta ki bu durum linçlere bile olağanlık ve artış getirmekte çünkü linçlere gerekçe olarak 'cinsel taciz, hırsızlık' gibi nedenler gösterilmekte yani linçleri bile olağanlaştırmakta, alışkanlıklaştırmakta, ve egemenleştirmekte.

Örnek ki bir kişi bir kişiye bıçakla saldırıyor; saldırıya uğrayan kişi de kendini korumak için saldırganın bileklerini tutup tırnakları ile iyice bastırıyor, bıçağı düşürmek için; ancak saldırgan hem suçlu hem güçlü, 'Bu kişi bana saldırdı, bakın bileklerimde de tırnak izileri var' diyor polise ve mahkemeye; ortalıkta tanık da yoksa, ve kendini savunan kişi de 'O bana bıçakla saldırdı, ben de kendimi korumak için tırnaklarımı bileklerine bastırdım' demişse, ve saldıran kişi de 'Hayır, ben ona asla saldırmadım, bende bıçak da yoktu.' derse, saldırganın aldığı darb raporuna, ve saldırıya uğrayanın 'tırnaklarımı bastırdım' sözünü saldırgan lehine haklılık sayıp, saldırgan değil kendini savunan ceza alıyor, saldırgan iki de yalancı tanık ayarlarsa iş ballı lokma; oysa bu işi bilim, teknoloji, adli polis çözer ki bu da hukukun ancak bilim ve teknoloji üzerine dayalı olması ile olur, sözler üzerine değil de, ve hukuk şöyle düşünmeli: 'Saldırmak isteyen kişi yumruk atmak, tekme atmak, dövmek, vurmak yerine neden tırnak batırmakla yetinsin?', üstelik de bayan değil bay ise?

Yine örnek ki bir kişi bir kişinin evine, onu dövmek için, zile basıyor, kapı açılınca zorla içeri giriyor, ve içerideki kişiyi dövmeye çalışıyor ancak saldırıya uğrayan kişi hem güçlü hem medeni olduğu için, saldırgana zarar vermeden ve kendi de zarar görmeden saldırganı dışarı atıyor; ve saldırgandan şikayetçi oluyor; saldırgan da diyor ki 'Hayır, ben onun evine zorla girmedim, onu dövmeye çalışmadım; o beni zorla evine soktu ve beni dövmeye kalktı'; iki de yalancı tanık ayarladı mı, çık çıkabilirsen işin içinden. Bu işi ancak bilim, teknoloji ve adli polis çözer; sözler ve tanıklar değil.

Fetö kumpaslarını gördük işte; bilim ve teknoloji olmasa idi hapıyutmuşlardı(hapı yutmuşlardı) sanıklar.


Bir de 'İyi hal indirimi' denilen birşey var. Suçu işle, duruşmalara sinekkaydı tıraşlı(traşlı), takım elbiseli, kıravatlı çık; ya da moda giyin, saçını yap, makyaj yap, 'efendi insan' görünümü çiz, ve 'İyi hal indirimi' bekle; yanına bir de 'Tahrik indirimi' de almak için yalanlar, bahaneler, iftiralar uydur.

Bu durumun önlenilmesi de gerekir.

Hukuk medenilik içindir, bu nedenle ki temel hukukun adı 'Medeni hukuk'tur yani hukuk hem medenilik üzerine kurulu olmalı hem de medenilik sağlamaya yönelik olmalı ancak açık ki 'Tahrik indirimi', 'İyi hal indirimi' gibi şeyler ile hukuk hem kendi bindiği dalı hem de medeniliği kesmekte olmaktadır.

Evet; hukuk medeni olmalıdır ancak insanlar da medeni olmalıdır yoksa hukuk toplumda medenileşmeyi sağlayamaz, medeni olmamak da suçları çoğaltır, yayar, olağanlaştırır ve gelenekleştirir. Yani, insanlar 'yasal(meşru) savunma(müdafa)' durumu dışında; tahrik olsun, taciz olsun, hakaret olsun, iftira olsun, tehdit olsun; suçlarda kendi bildiğini yapmak yerine hukuka başvurmak zorunda olmalıdır yoksa hem medenileşme sağlanamaz hem de suç işlemek hali kolaylaşır; yani 'Bana küfür etti, bana yan baktı, bana omuz vurdu, beni boynuzladı, beni dolandırdı, bana şunu dedi, bana bunu yaptı' gibi savunmaları hukuk asla önemsememelidir yani hukukta 'Tahrik indirimi' de, 'İyi hal indirimi' de olmamalıdır; sorunlar karşısında herkes medeni davranmak ve sorunlar karşısında hukuka başvurmayı öğrenmek zorundadır, örnek ki boynuzlanmakta ise şiddet uygulamak ya da cinayet işlemek yerine hukuka gideceksin; ancak böyle olursa hem hukuk medenileşmeye yardımcı olmuş olur, hem de toplumda medenileşme ilerler.

Ancak, bu durumda devlet de medeni davranmak zorundadır ki medenileşmek ülkeye egemen olsun; şöyle ki devlet işsizlere iş bulmak, yoksullara yardım etmek, siyasi partilere eşit davranmak, inançlara eşit davranmak, ceza yasasında cezaları medeniliğe uygun olarak oluşturmak, ahlaka aykırılığa karşı olmak, bilimsel olmak, adil olmak, dürüst olmak, güvenilir olmak, insanca olmak, demokrasici olmak, laik olmak gibi şeyleri yapmalıdır.

Medeni bir ülke ancak medenilikle kurulur; medenilik de Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi önce 'Bilim ve ahlak' ile başlar; medeni bir ülke isteniyorsa, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi ülke bilim ve ahlak üzerine kurulmalıdır, bilimi ve ahlakı baştaçı etmelidir; bilimsel ve ahlak olanı korumalıdır, savunmalıdır; bilimsel olan ile bilimdışılığı, ahlak ile ahlaksızlığı eşit saymamalıdır, eşit tutmamalıdır yani örnek ki hem ahlakdışı modaya izin verilip hem de medenilik beklenilemez çünkü ahlaksızlık zaten medeniliksizliktir ve hem cinsel tacize yöneltmek gibi, hem de ahlaksızlığa tepki göstermek gibi tahriklere neden olur yani hem ortalıkta çıplak gezmeye izin verilip hem de toplumun ya da herkesin medeni davranması beklenilemez de, istenilemez de; yani önce hukuk yani devlet bilimin ve ahlakın yanında yeralmalıdır(yer almalıdır) yani ahlaksızlığın yanında yer alan bir hukuk yani devlet medeniliği savunduğunu söyleyemez çünkü gerçekte demokrasi de, laiklik de, medenilik de, özgürlük de Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi önce 'Bilim ve ahlak' ister yani bir hukuk ya da bir devlet hem bilimdışılığa ve ahlakdışılığa serbestlik verip hem de medenilikten sözedemez(söz edemez); bu nedenle ki 'suç' demek yalnızca insan açısında medeniliksiz anlamına gelmez, devletler açısından da medeniliksizlik anlamına gelir yani doğru ile yanlışı, ahlak ile ahlaksızlığı ayırt edemeyen ya da eşit sayan bir hukukta ya da devlette ya da ülkede ya da toplumda medenilik olmaz.

Yani 'yasal savunma' durumu dışında, mazeret geçerli olmamalıdır ceza hukukunda yani herkes medeni davranmak zorunda olmalıdır yani örnek ki 'Ona tokat attım çünkü ayağıma bastı' olmamalıdır, hukuk 'Ayağına basmış olsa da medeni davranmak zorundasın' demelidir. Böylece hukuktan yalanlar, iftiralar, ve yalancı tanıklar da büyük ölçüde arındırılmış, arıtılmış olur, yargı ya da adalet ya da hukuk daha güvenilir duruma; ve yalnızca bilime, teknolojiye ve adli polise dayalı, doğru duruma gelmiş olur.


Geç gelen adaletten daha kötü iki şey vardır: 1- Adaletin hiç gelmemesi, 2- Adaletin yanlış gelmesi, 3- Adaletin sözler, şahitler ve rastlantılar üzerine kurulu olması.



Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 31.5.20/08.00

29 Mayıs 2020 Cuma

SÖZCÜ GAZETESİ AHLAKSIZLIĞI ÖZGÜRLÜK SANIYOR SAVIM

Felsefe diye felsefe bilimi değil felsefe tarihi öğretiliyor; bilim diye bilimsel ruhlu ve ahlaklı insan olmak değil meslek, para kazanma yolu öğretiliyor; sanat diye insanlık değil ahlaksızlık öğretiliyor; sıpor(spor) diye sağlık değil barbarlık, vahşet öğretiliyor; turizım(turizm) diye kültür değil çıplaklık öğretiliyor; moda diye medenilik değil utanmazlık öğretiliyor; cinsellik diye bilim değil sapkınlık öğretiliyor; doğru yol diye bilim ve ahlak değil astroloji, medyumluk öğretiliyor; özgürlük, demokrasi, laiklik diye bilime ve ahlaka uygunluk değil bilimdışılığa ve ahlakdışılığa serbestlik öğretiliyor; din diye, dini tanımlayan Din hadisileri değil Din hadisileri'ne aykırılık, gelenek, görenek, töre öğretiliyor; topluma ve insanlığa bilim ve ahlak değil akıldışı-ahlakdışı ünlüler baştaçı(baştacı) ediliyor; reklam diye ürün hakkında bilgi vermek değil beyinyıkamak(beyin yıkamak) yapılıyor. Sonra da 'Ülke, dünya neden bu halde?'. Neden olacak; bu nedenle işte.

Avrupa'da 'Erkeklere var da, kadınlara neden genelev yok?' denilip, kadınların da müşteri olarak gittiği genelev açıldı; aynı Avrupa kadın sütünden peynir de yapıp satıyor.

Türkiye'de de 'Erkek yapınca neden suç değil de kadın yapınca suç?' diye, zina kadınlara da serbest yapıldı yani suç olmaktan çıkarıldı.

Akıldışı, ve nefs kölesi mantık kendine pusula olarak, Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'ı değil, genelde nefs köleliğini, özelde ise akıldışı-ahlakdışı Batıyı, daha özelde ise akıldışı-ahlakdışı Sodom'u ya da akıldışı-ahlakdışı Gomora'yı ya da akıldışı-ahlakdışı Pompei'yi seçmiş anlaşılan oysa Noah(Nuh) tufanı'nı yaratan, oluşturan da akıldışılık ve ahlakdışılık idi, ve kurtuluş olan Noah'ın gemisi de akılı ve ahlakı temsil ediyordu.

Sözcü gazetesinin internet sitesinde 30.5.2020 tarihinde Almanya ile ilgili şu haber: 'Seksi masaj Tantra’ya mahkemeden onay. Tantra masaj salonları özgürlüklerine kavuştu. Cinsel ilişki yasak. Vücudun her bölgesinin uyarılmasını öngören Tantra, orgazma, masaj yoluyla ulaşmayı öngörüyor ve cinsel ilişki tabu olarak kabul ediliyor.'.

Haberde fotoğraf ise şu: Yarı çıplak bir bay, belki de çırılçıplak; yarı çıplak bir bayana, belki de çırılçıplak; masaj yapıyor ki 'Vücudun her bölgesinin uyarılmasını öngören Tantra, orgazma, masaj yoluyla ulaşmayı öngörüyor' denildiğine göre demek ki en azından bayan da çırılçıplak olmalı.

Yani 'masaj' adı altında baylar bayanların; baylar da bayanların cinsel organıları(organları) dahil her yerlerini okşayacak, mıncıklayacak, avuçlayacak, ve orgazım(orgazm) yaptıracak yani cinsel sıvı boşaltımı yaptıracak; ve buna 'masaj' ve 'özgürlük' denilecek, ve üstelik de bunu, Chp başkanı Kılıçdaroğlu'nun 'Türk basınının amiral gemisi' dediği Sözcü gazetesi de diyecek, ve üstelik de o Sözcü gazetesinin simgesinde Türk bayrağı olacak! Buna kargalar bile güler de, mantık bilimi mantıksızlık der de, din dinsizlik der de, ahlak ahlaksızlık der de, seks 'el ile seks' der de, pısikoloji(psikoloji) biçimi başka birşey der.

Anlaşılan ki özelde Sözcü gazetesi, genelde Atatürkçüler, daha genelde ise tüm insanlık henüz 'Demokrasi, laiklik, ve özgürlük'  sözcüklerinin ve kavramlarının anlamlarını bilmemekte, bunca yazıma karşın henüz öğrenememiş durumda. Sanıyorlar ki özgürlük serbestlik demek, serbestlik demek de özgürlük demek oysa özgürlük demek bilim ve ahlak demektir, serbestlik ise serseriliğin ruh ikizidir yani örnek ki süt içmek özgürlüktür ancak sigara içmek özgürlük değil serbestliktir, ahlaklı giyinmek özgürlüktür ancak toplumsal alanlara ahlaka aykırı hallerle çıkmak özgürlük değil serbestliktir, özgürlük değil nefse köleliktir yani ahlak özgürlüktür ancak utanmazlık, ahlaksızlık özgürlük değil nefstir, nefse köleliktir çünkü özgürlük bilime ve ahlaka uygunluktur ancak serbestlik nefse köleliktir, ve nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır(amacıdır), hem de önce akılı(aklı), sonra da ahlakı yani insanlığı, insancalığı yok eder yani ahlakı yitirmiş insan akılını yitirmiş insan gibidir ki çıplaklık yalnızca ahlaksızlığa değil delilere de özgür birşeydir bu nedenle.

Yine yazayım: Muhammed de, Atatürk de boşuna 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demedi çünkü demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, akıl-ruh sağlığı da, insanca insan olmak da, insanca toplum olmak da, insanca dünya olmak da 'Önce bilim ve ahlak'tan geçer.

Ey Kemal Kılıçdaroğlu 'Amiral gemi'sin bu ise, amiral gemisi'n batsın senin!

Ya, siz kim kim, Atatürk kim.

Siz önce Altı ok'a 'Bilim' ve 'Ahlak' oklarını da ekleyin çünkü Muhammed gibi Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.

Şu halinize bakın; demokrasi, laiklik, özgürlük, Atatürkçülük diye özelde Batı, genelde ahlaksızlık çalıyor, söz oynuyorsunuz.

Akp çözüm değil de açık ki Chp de çözüm değil çünkü Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' olmayan yerde çözüm de olmaz.

Ey siyaset ve özel sektör denilen iki kafaya sahip cehalet ve nefs canavarı; sonunda yalnızca Türkiye'yi değil, tüm dünyayı terk edeceksin çünkü Türkiye de, dünya da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi yalnızca 'Bilim ve ahlak' ile yönetilecek.

Evet; Muhammed de, Atatürk de doğru söylüyor: Bilim ve ahlak olmayan yerden uzak durun; bilim ve ahlak olmayan yerden hayr gelmez. İnsanlarda, toplumlarda, devletlerde, ülkelerde, demokraside, laiklikte, sanatta, turizımda(turizmde), medyada, özgürlükte tıpkı Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' arayın.

Her gün bilimdışılık demek olan astroloji yayınlayan; ve ahlaka aykırı ünlülerin ahlaka aykırı fotoğraflarını üstelik de onları gururlandıracak biçimde yayınlayan Sözcü gazetesinden Atatürk'ün de, özgürlüğün de, demokrasinin de, laikliğin de anlamını bilmesi zaten beklenilemez. Açık ki Sözcü gazetesi de cehaletini, nefsini ve ahlaksızlığı, utanmazlığı, yozluğu özgürlük, demokrasi, laiklik ve Atatürkçülük sanmakta, bir de Ramazan ayı'nda İslami yazılar yayınladı. Yani açık ki 'Ne şiş yansın ne kebap' havası durumu olmalı ancak gerçekçilik ve doğruculuk böyle olmaz.

Evet; 'özgürlük' sözcüğünün anlamını bile bilmeyen; özgürlüğü serbestlik, serbestliği özgürlük sanan zavallı medya.

Yazıklar olsun. Hem bilimden ve ahlaktan uzak, yoksun olup hem de Atatürkçü olduklarını söyleyenlere lanet olsun ki onlar da gerçek yobazlardandır çünkü cehalet gibi nefs de, ahlaksızlık da, utanmazlık da yobazlıktır.

Eğitim şart da açık ki bilim ve ahlak ile önce eğitimi, demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü, Atatürkçülüğü, sanatı, siyaseti, ekonomiyi, sanatı ve medyayı eğitmek zorunlu.

Çağımızın en büyük kitle imha silahı da, en büyük ajanlığı da bilimdışılık ve ahlaksızlık yaymaktır.

Kahrolsun ahlaksız Batı ve yandaşlığı; tek yol Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır.



Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.5.20/09.12

ÖNCE BİLİM VE AHLAK DA DE (ŞİİR)

Güneş ışık veriyorsa, felsefe de ışık veriyor
Su hayat demekse, bilim de hayat demek
Vatan ve bayrak onur ise, ahlak da onur
Yalnızca güneş, su, vatan ve bayrak deme
Muhammed, ve Atatürk gibi 'Önce bilim ve ahlak' da de,
Sanat ruhun gıdası ise, felsefe de ruhun gıdası
Demokrasi özgürlük demekse, bilim de özgürlük demek
Vatan ve bayrak şeref demekse, ahlak da şeref demek
Yalnızca, önce vatan deme
Muhammed, ve Atatürk gibi 'Önce bilim ve ahlak' da de
Yalnızca, 'Herşey vatan için' deme
Muhammed, ve Atatürk gibi 'Önce bilim ve ahlak' da de,
Özgürlüğü, demokrasiyi, laikliği siyasetçilerde, özel sektörde
Cehalette, hazda, nefste, keyifte, bedende, bencillikte, sorumsuzlukta
Doğada, ahlaksızlıkta, Batıda, onursuzlukta, şerefsizlikte, yozlukta değil
Muhammed, ve Atatürk gibi bilimde ve ahlakta ara,
Demokrasiye, laikliğe, dine, özgürlüğe
Akıl ve ruh sağlığına giden yol bilimden ve ahlaktan geçer
İşini aşk ile değil, Muhammed ve Atatürk gibi bilim ve ahlak ile yap
Hayatını ekmek parası ve dünya malı ile değil, bilim ve ahlak ile onurlandır
Türkiye'nin üç yanı deniz ile değil, dört yanı bilim ve ahlak ile çevirili olsun
Ruhun yalnızca sen değil, bilim ve ahlak da olsun
Önce bilim ve ahlak da de.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.5.20/08.22

GÜZEL KONUŞMAK ÜZERİNE HADİS VE TEVRAT SAVIM

'Kim insanların kalbini kazanmak için güzel konuşmayı öğrenirse Allah kıyamette onun hiçbirşeyini kabul etmez.' hadisi doğru, iyi ve güzel bir sözdür ki siyasetin ve 'imamhatip'in 'hatip' bölümünün İslam'a ya da dine ne kadar aykırılık içinde olduğunu da anlatır.

Bazıları sanmakta ki İslamiyet ya da Müslümanlık yalnızca Kuran'ı okumak, öğrenmek ile olur; bazıları sanmakta ki her hadis İslamiyet ya da din açısından önemlidir. Gerçek ki dini tanımlayan; 'Din ilimdir(bilimdir), ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, adilliktir, dürüstlüktür, güvenilirliktir, tarafsızlıktır, medeniliktir, nefssizliktir, inzivadır' diyen Din hadisileri bilinmeden İslamiyet'in ya da dinin özü, amaçı, nedeni de bilinemez; örnek ki dinin şartları içinde 'Hacca gitmek' diye bir koşul olamaz çünkü hacca gitmek, ve kurban kesmek ancak parası ve sağlığı olanların yapacağı birşeydir yani parası olmayanlar bunları yapamaz yani din paraya koşullanmış, din parası olanlar için olmuş olur oysa din herkese açıktır, herkes içindir; bu nedenle ki dini tanımlayan Din hadisileri içinde 'Hacca gitmek' ve 'Kurban kesmek' yoktur yani Muhammed 'Din ilimdir(bilimdir), ilim olmazsa din de olmaz' demiştir ancak 'Din hacca gitmek ve kurban kesmektir; bunlar olmazsa din de olmaz' dememiştir yani dinin temeli Din hadisileri'dir yani Din hadisileri'ne aykırı hadisler ya uydurmadırlar ya dini bağlamayan, günlük söyleşilerdir ya da Din hadisileri'nin egemenliğinde, ışığında anlaşılması, yorumlanması gereken hadislerdir.

Dikkat edilirse birileri tüm hadisleri dışlamak içinde, birileri de hadislerden yalnızca Din hadisileri'ni dışlamak içinde. Neden; çünkü Din hadisileri gerçekte cehalete, nefse, sömürüye, bilimdışılığa, ahlakdışılığa, vicdansızlığa karşı açılmış savaştır yani örnek ki öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş, ve nefse batmış Osmanlı hanedanlığı'nı baştaçı edenler Din hadisileri'ni nasıl öğretecekler ki Din hadisileri'nin içinde 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler bile hırsızdır' hadisi var. Yani cehalet, nefs ve sömürü düzeni ancak Din hadisileri'ni dışlamakla olanaklıdır. Örnek ki hadis 'Ezanı makamlı okumayın' ve 'Kim insanların kalbini kazanmak için güzel konuşmayı öğrenirse Allah kıyamette onun hiçbirşeyini kabul etmez' diyor ancak bırakın ezanı makamsız okumayı, Kuran bile makamlı okunmakta, ve Kuran'ı güzel okuma yarışmasıları bile yapılmakta.

Gerçek ki İslamiyet'i ya da dini anlamak için ilk gerekli olan şey; dini tanımlayan, açıklayan, anlatan, öğreten, sevdiren Din hadisileri'ni öğrenmektir. Şimdi bunun anlamını ve önemini bir başka açıdan anlatacağım.

Hadis 'Kim insanların kalbini kazanmak için güzel konuşmayı öğrenirse Allah kıyamette onun hiçbirşeyini kabul etmez' diyor. Bunu neden diyor? Savım ki Tora'dan(Tevrat'tan) gelen bir yaklaşım bu. Tevrat'da, ilah, Mose'ye(Musa'ya) 'Git ve Firavun'a benim söyleyeceklerimi söyle' diyor ancak Mose 'Ben güzel konuşamam; ya benim yerime, güzel konuşan Harun'u gönder ya da benim yanımda o da gelsin ve Firavun'a o söylesin' diyor ancak ilah bunu istemiyor, yalnızca Mose'nin söylemesini istiyor. Yani ilah demiş oluyor ki Mose'ye 'Hikmet senin sesinde, senin dilinde, senin ağızında, senin bedeninde, sende değil benim sözlerimde; sen sözlerimi söyle yeter.' demiş oluyor ki bunun insanlık açısından anlamı, yorumu şudur: Sesinizin ya da giysilerinizin ya da görünümüzün güzel olup olmaması önemli değil; siz çekinmeden, korkusuzca yalnızca gerçekleri ve doğruları söyleyin yeter; hikmet sizde değil gerçeklerde ve doğrulardadır.

Yani hikmet ezanda ve Kuran'da iken; onları güzel sesle, güzel okumayı amaç edinmiş; hikmetin ezanda ve Kuran'da değil de seste, güzellikte, insanda olduğunu sanan yanlış mantık açık ki Muhammed'e de, Mose'ye de ters düşmektedir; ve bu yanlışı ne namaz, ne hac, ne kurban, ne fitre, ne sadaka, ne oruç düzeltebilir yani yol yanlışsa ayakkabı altın da olsa yol doğru yol olmaz.

İşte; İslamiyet'i, dini, dinliliği, Müslümanlığı böyle anlamak gerekli ancak bakıyoruz Diyanet siyasetçilerle cami açmakta, siyasi yandaşlık yapmakta, öyle ki 'Dokuz yaşındaki kız çocuğu evlenebilir' ve 'Babanın kendi öz kızına şehvetle bakması günah değildir' gibi dine aykırı fetvalar bile verebilmekte; imam-hatip'in 'hatip' kısımını, ve Osmanlı hanedanlığı'nı bile savunabilmektedir.

Kuşkusuz ki tarihte hep cehalet de, nefs de, sömürü de kendilerini din olarak göstermişlerdir ancak dinin şifresi, ışığı, haritası, pusulası, güneşi, ülkesi, vatanı, milleti, özü Din hadisileri'dir yani Din hadisileri'ne aykırı herşey dine de aykırıdır ki isterse üstünde Tc damgası olsun, isterse de Diyanet damgası olsun; dinin tek bir damgası vardır, o da Din hadisileri'dir.

Güzel ya da etkileyici konuşmayı değil; felsefe, bilim, ve Din hadisileri ile 'doğru' konuşmayı seçin ki zaten felsefenin, bilimin ve Din hadisileri'nin etkilemediği ruh ya henüz doğmamış ya da ölmüş ruh demektir.

Yani 'Kim insanların kalbini kazanmak için güzel konuşmayı öğrenirse Allah kıyamette onun hiçbirşeyini kabul etmez' hadisi gerçekte Tevrat'daki o yaklaşımı doğrulamaktadır, desteklemektedir, savunmaktadır. Öyle ise 'Kuran'ı güzel okuma' yarışmasıları, imam-hatip'lerin 'hatip'i neden ki 'hatip' insanları etkilemek için güzel konuşma öğrenmiş kimse demektir.

Yani; Tora'yı, Bible'ı(İncil'i), Kuran'ı ve Din hadisleri'ni birlikte, uyum içinde okumak gerekir. Tek bir nokta ile doğru çizgi olmaz.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.5.20/20.50

KADIN HAKLARI DİYE KAVRAMLARIN AHLAKIN VE İNSANLIĞIN İÇLERİNE EDİYORLAR (ŞİİR)

Kadın hakları diyorlar
Sanılır ki düşünür, alime, bilge olmak istiyorlar
Ancak görülmekte ki felsefe, bilim, ahlak değil
Akıldışı-ahlakdışı moda efendileri,
Erkekler yapıyorlar diye yapmak istiyorlar
Erkeklerin yaptıkları herşeyi
Ancak sorgulamıyorlar
Erkekler doğru yolda mı,
Kadın hakları diyorlar
Sanılır ki insanlık hakları istiyorlar
Felsefe, bilim, ahlak gibi,
Baştaçı etmişler yetişkin insan dişisini
Toplumsal alanlarda sütyen-külot dolaştıran akıldışı-ahlakdışı modayı
Görülüyor mu hiç
Felsefel, bilimsel, ahlaklı bir dünya istedikleri
Akıldışılığa, ahlakdışılığa, eşcinselliğe, zinaya, fuhuşa, çıplaklığa karşı çıktıkları,
Önce bikinimizi, mayomuzu, mini şortumuzu, mini eteğimizi
Dekoltemizi giyelim diyorlar
Sonra da kendilerine buna uygun haklar, serbestlikler istiyorlar
İnsan olmanın yolu akıldışı-ahlakdışı modadan, akıldışı-ahlakdışı hayattan değil
Felsefeden, bilimden ve ahlaktan geçer, anlamak istemiyorlar,
Kadın hakları diye kavramların içlerine ediyorlar
Örnek ki 15 yaşındaki kız çocuklarına, liseli kızlara bile kadın demek istiyorlar
Bilmiyorlar mı Türk kültüründe ‘kadın’ demek önce ahlak demektir
Ve kadınlığa giden yol bekaretin kalkmasından geçer,
Kadın hakları diye kavramların içlerine ediyorlar
Örnek ki serbestliği özgürlük, özgürlüğü serbestlik sanıyorlar
Oysa özgürlük bilimsellik ve ahlak demektir
Serbestlik ise serseriliğin yoludur, bilmiyorlar,
Kadın hakları diye kavramların içlerine ediyorlar
Örnek ki ahlakı tabu, kötü, yanlış, zararlı, akıldışı, gerice birşey sanıyorlar
Oysa ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun
Felsefenin, bilimin, demokrasinin, insanlığın en üst nitel aşamasıdır,
Kadın hakları diyorlar
Sanılır ki felsefeye, bilime, teknolojiye, insanca bir dünyaya hizmet etmek istiyorlar
Oysa istedikleri şey cinsiyetin, cinselliğin, hazzın, nefsin, cehaletin
Yozluğun, çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun
Ahlakdışılığın, insanlıkdışılığın egemenliği
Bu nedenle ki arkalarında felsefe, bilim, ahlak, alimler, alimeler, bilgeler değil
Akıldışı-ahlakdışı feministlik, akıldışı-ahlakdışı Femen, akıldışı-ahlakdışı moda
Akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) sektörü, akıldışı-ahlakdışı siyaset
Akıldışı-ahlakdışı medya, porno sektörü, zampara zenginler, zampara yaşlı kapitalistler
Akılları bacak arasında olanlar, nefse köle olmuşlar
Yetişkin insan dişisi emeğini de sömürmek isteyenler
Alimlikle, alimelikle ilgisi olmayanlar
Ve dünyada akıldışı-ahlakdışı ne kadar sektör, odak, merkez, güç varsa va
Zaten gerçekçi ve dürüst olsalar Kadın hakları değil İnsan hakları isterler
Bilimsel ve ahlaklı bir dünya isterler
Gerçekçi ve dürüstseler felsefe, bilim, ahlak, alimelik, bilgelik ve İnsan hakları istesinler.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 11.3.20/14.05



NE GEREK VAR (ŞİİR)

Yalnız olmak için dağlara gitmeye ne gerek var
Şehirin içindeki evde bile yalnızlık var
Mecnun olmak için çöllere gitmeye ne gerek var
Şehirin içinde bile delilik var,
Yanmak için Aslı'ya ne gerek var
Yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik zaten
İnsanları yakmakta
Dağın altında kalmak için Ferhat olmaya ne gerek var
Siyaset, moda, medya, turizım(turizm) ve ünlüler zaten
Ahlakı yıkmakta,
Samsun'a çıkmak için Mustafa Kemal olmaya ne gerek var
Zaten 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'le doğan her gün
Samsun'a çıkmakta,
Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır demek için
Muhiddin Arabi olmaya ne gerek var
Zaten dini tanımlayan Din hadisileri bunu yapmakta
Müslüman görmek için Muhammed'i görmeye ne gerek var
Zaten 'Din önce bilim ve ahlaktır' diye dini tanımlayan Din hadisileri bunu her gün yapmakta,
Dünya dönüyor demek için Galile olmaya ne gerek var
Zaten kuş kadar beyini olan
Bunu anlamakta
Kafayı bulmak için içmeye ne gerek var
Zaten bilim ve ahlak insana insani kafayı bulmakta.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 29.5.20/19.11





27 Mayıs 2020 Çarşamba

HİÇ GELME (ŞİİR)

Gündüz gelme, güneş kıskanmasın
Gündüz gelme, güneş kararmasın
Gündüz gelme, insanlık karanlıkta kalmasın,
Gece gelme, ay kıskanmasın
Gece gelme, ay kararmasın
Gece gelme, insanlık aysız kalmasın,
Sen hiç gelme, sen hiç gelme
Gündüzleri güneş gibi yanayım
Sen hiç gelme, sen hiç gelme
Geceleri ay gibi solayım,
Sen hiç gelme, sen hiç gelme
Gündüzleri bilim olayım
Geceleri felsefe olayım
Sen hiç gelme, hiç gelme,
Dünya, içi lav, kor, ateş
İnsan, içi bağırsak, bok
Ahlaksızı da, barbarı da çok
Hep yarında kal
Sen hiç gelme, hiç gelme.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 27.5.20/16.23


AHMAK (ŞİİR)

Dön dünya, başın dönsün
Dön dünya, akılın dönsün
Dön dünya, yüzün dönsün
İnsanlar neler çekiyor görünsün,
Siyaset biryandan
Özel sektör biryandan
Ahlaksız moda biryandan
Ahlaksız turizım(turizm) biryandan
Dön dünya, dört yoz yandan,
İçin lav, kor, ateş, ne bu kibir
Egemenin mantıksızlık, ahlaksızlık, barbarlık, vahşet, ne bu kibir
Dön dünya dön
Birgün başın gibi sonun da gelir,
Üstün para ve et pazarı olmuş
Sana akıl, mantık, vicdan, merhamet değil akrep, çiyan, yılan sarılmış
Sana aşık Veysel yanılmış
Dön dünya, Veysel'i de aldatan dünya, utanmazca dön,
Yönlerin kuzey, güney, doğu, batı değil
Yönlerin ahlaksızlık, vicdansızlık, vahşet, insanlıkdışılık
Dört elementin toprak, su, ateş, hava değil
Ahlaksızlık, vicdansızlık, vahşet, insanlıkdışılık,
Muhammed diyor bilim ve ahlak
Atatürk diyor bilim ve ahlak
Anla bunu
Dönüpduran dört köşeli ahmak.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 27.5.20/16.05


26 Mayıs 2020 Salı

ÇAĞIMIZDA GÜZEL ÜNLÜ YOK (ŞİİR)

Doğada bile erkekler güzeldir
Dişiler değil
Aslanın erkeği güzeldir, balığın erkeği güzel
Kuşun erkeği güzeldir
Görünümsel güzellik belli ki erkeklik hormonu ile ilgilidir
Ve bir araştırma dünyadaki en güzel kokunun
İnsan erkeğinin terinin kokusu olduğunu gösterdi
Ve erkek terinden parfüm yapılacaktı,
Çağımızda güzel bayan ünlü yoktur
Çağımızdaki bayan ünlüler gerçekte çirkin kişilerdir
Cinsel sunumları, ahlakdışılıkları, ahlakdışı modaları
Utanmazlıkları, makyajları ve medya güzel gibi gösterir onları
Güzel bayanlar ise zaten ünlü olmuyorlar
Çünkü nicel güzellik yanında bir de ahlak güzelliği istiyorlar,
Çağımızda güzel bayan ünlü yoktur
Sokakta görseniz tanımazsınız onları
'A, bu mu ünlü?' dersiniz
Çağımızdaki bayan ünlüler gerçekte çirkin kişilerdir
Cinsel sunumları, ahlakdışılıkları, ahlakdışı modaları
Utanmazlıkları, makyajları ile örtmeye çalışırlar çirkinliklerini,
Çağımızdaki bayan ünlüler çirkindir
Bu nedenle bedenlerini, bacaklarını, popolarını, memelerini
Üregenital bölgelerini göstermeye çalışırlar
Ve güzel görünmek için boya küpü kullanırlar
Medyaya da konu gerekli, saçmasapan olsa da
Ve para gerekli, saçmasapanlıktan gelse de,
Gerçek, doğru ünlü insan
Beyini, ruhu, kişiliği, ahlakı, insanlığı ile ünlü olandır
Bedenlerinde utanmazlık, yüzlerinde maske ile dolaşan değil
Güzel olsalardı güzel görünmek için avuçavuç(avuç avuç) para harcamazlardı zaten
Açık ki akıldışı-ahlakdışı çok ünlü olmaya giden yol çok çirkin olmaktan geçmekte,
Kanmayın akıldışı-ahlakdışı ünlülere
Güzel falan değil onlar
Çünkü ruh güzelliğini dışlamış güzellik zaten doğru güzellik değildir
Güzel sanmayın akıldışı-ahlakdışı ünlüleri
Gerçek, doğru ünlü Muhammed'in de
Atatürk'ün de dediği gibi bilim ve ahlakla ünlü olandır
Diyorum ki değer vermeyin
Sevgi, saygı göstermeyin, önem vermeyin akıldışı-ahlakdışı ünlülere
Havalarasokmayın(Havalara sokmayın) onları
Yıkılsın artık akıldışı-ahlakdışı ünlülük egemenliği
Güzellikte önce ahlak arayın
Gerisi nasılsa karanlıkta bile olsa hazza dahildir
Başkaldırmalı insanlık akıldışılığın ve ahlakdışılığın ünlülüğüne
İnsanlığa ancak bilimsellik ve ahlak dahildir.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 9.1.20/14.11


PROVOKASYON DERSLERİ: ECZACILARA PROVOKASYON

Eczacılara provokasyonu yazacağımı söyleyip biraz geç yazmam, olayların gelişmesini beklemek için değil buna kafa yoracak keyfimin pek olmayışındandı. Kuramsal yazar, olayların gelişmesini beklemez. O; felsefesini, mantığını ve deneyimlerini konuşturur. Eczacılara provokasyon gerçekten ilginç bir provokasyondur ve 'çok katlı ya da katmerli provokasyon kuramı'dır, bu başlıklı yazımda anlattığım gibi. Babam, ben liseyi bitirip üniversite sınavlarına hazırlanırken, bana 'Eczacılığı seç oğlum.' demişti. Ben de 'Baba, neredeyse her sokakta eczane var, gün gelir eczacılar işsizlikten kapanacak.' demiştim, yıllar önce. Biraz erken abarttığımı söylemeliyim çünkü ben bu sözü söyledikten sonra, köşe dönen eczacılar, azımsanamayacak denli çok oldu. Gerçek şu ki her çöküşten önce büyük bir kazançlılık, verimlilik yaşanır. İlaç yapmayacak ve iğne de yapmayacak olduktan sonra, ben, eczacıların neden 5 yıllık üniversite bitirmek zorunda olduklarını hiç anlamadım. Benim gözümde eczacılık hep bakkallığın bir türü olarak kaldı. Ee, bakkallık için 5 yıllık üniversite okumak gerekmediğine göre, benzeri olan eczacılık için de neden böyle olmasın. Olayın gerçeği ise şu: Loncacılık tutkusu. Meslek sahipleri, gelirlerini korumak (mesleklerini değil) için tarihte hep önlemler almışlardır. Kebap türlerini bile patent konusu yapmanın arkasında da bu tutku vardır.

Son on yıl içinde, Akp Hükümeti'nden önceden bu yana eczacıların ve odalarının temel kaygısı, eczanelerin çokluğu ve bunun sonucu da gelirlerinin düşmesiydi. Öyle ki 5-10 yıl öncesi arasındaki zaman diliminde, eczanesini gizlice kapatıp kayıplara karışan eczacıları unutmadım. Eczanesinde, onarım varmış gibi camları, geceden, gazete kağıtlarıyla kapatıp, eczaneden firar ettikleri ancak beş, on gün sonra , bantlanmış olan o gazete kağıtlarının 'nanik' dercesine yere düşmeleri sonucu ancak firarları anlaşılan eczacıları unutmadım. Evet, o dönem içinde çok eczacı battı, kaçtı? Ondan önceki dönemlerde de işlerinin bozulması nedeniyle parfümeri kolileri içinde parfüm yerine uyuşturucu pazarladıkları için yakalanan parfümeri pazarlamacısı şirketleri ve sıradan dükkanları da unutmadım. Öyle ki bir parfümeri deposu ya da dükkanı kapandığında anlardık ki uyuşturucu işine bulaşmıştır. Bilirsiniz, bir zamanlar eczanelerde yalnızca ilaç satılırdı. Yine bilirsiniz eczanelerde, ilaç yanında, deniz malzemeleri (çocuklar için yüzme ördekleri, güneş yağı, deniz terliği, v.b.) satılmaya başlandığında da hem çok şaşmıştık hem de bu konu, alay konusu olmuştu. Yani açık ki Türkiye'de, kimyasal alanda büyük bir ekonomik bunalım vardı, on yıllardır çünkü bu alan, uluslar arası, faşist ilaç tekellerinin ilgi alanıdır. Bu ülkede, günü geçmiş ilaçların, bozuk ilaçların, bozuk serumların satıldığını ve bu yüzden ölümlerin olduğunu da unutmadım. Türkiye'de bu konular yeni değil.

Evet, çok uzun zamandır, eczacılar dünyasında bir gelir paylaşımı savaşı vardı. Bu yüzden, eczane sayısının artışını önlemek için önlemler de alınmıştı. Eczacılık fakültelerinde eğitim zorlaştırılmıştı; eczacılık fakültelerine giriş zorlaştırılmıştı. Ama bu yöntemler de işe çok yaramadı, yarayamazdı da çünkü ekonomik uygarlıkla, insan zekası da arttı. Öyle ki bir zamanlar, parmakla gösterilen doktorlar bile o kadar çoğaldılar ki işsiz kalmaya başladılar. Evet; bu işin bu yönü, eczacılara provokasyonun birinci ayağı. Yani gerçekte eczacılar, içlerinden gereken sayının, eczacılığı bırakmasını ve geriye kalanların gelirlerinin artmasını bekliyorlardı. Durum öylesine çığırından çıktı ki bazı eczacıların, bir eczane yerine birden çok eczanesi olmuştu, değişik semtlerde. Zaten eczane sayısı çokken bir de bir eczacının, birden çok eczane açması, durumu iyice kötüleştiriyordu. Eczane sayısı, azalmak zorundaydı.

Provokasyonun ikinci ayağını ise hükümet geliştirdi. Demokrat, Atatürkçü tutum içinde gördüğü eczacıları ve odalarını silip süpürmek istedi diye düşünüyorum. Üstelik bu odalar, eczanelerden aldıkları aidatlarla (25-30 Tl. falan) oldukça güçlü bir ekonomik güce de sahiptiler. Sağlık bakanı da diyordu ki 'Eczacılar odalarının aldıkları bu aidatlar, canımı sıkıyor.'! Ve ekliyordu: 'Eczaneler bizimle tek tek anlaşsınlar, biz de hediyesi olarak bu aidatları kaldıralım.'. Yani gerçekte hükümetin, düşman olduğu, eczacılar değil eczacıların odaları idi belli ki? Evet, bu provokasyonun ikinci ayağı da böylece kurulmuş oldu: Bir yanda, meslektaşlarının sayılarında azalma olması için çalışanlar; bir yanda da Atatürkçü, laik, demokrat bir güç olarak görülen eczacıların odalarının yok edilmesi. Bop'un gözünden bir şey kaçmıyor belli ki?

Ve hükümet, eczacılara provokasyonunu çalıştırdı: İlaç fiyatlarını düşürdü. Üstelik, eczacıların ellerindeki, eski, yüksek fiyatlı ilaçların bitmesini beklemeden. Oysa okul formalarını değiştirmek istediğinde, forma üreticileri 'Elimizde forma var, bunlar bitsin önce.' dediklerinde hükümet onlara, ellerindeki formaları bitirmeleri için bir yıl süre vermişti. Bir forma kaç Tl? Oysa fiyatı binlerce Tl. olan ilaçlar var. Bin Tl.de %30 düşmesi demek, 300 Tl.nin uçması demek. Doğal ki bu durum karşısında eczacılar 'Aidatlarınızı almayacağız.' diyen hükümete 'Sadakaya gereksinimimiz yok.' dediler. Ve bir günlük, eczane kapatma eylemi yaptılar. Bu ise hükümetin beklediği, istediği şeydi. Ama provokasyona bununla düşmedi eczacılar. Tam tersine, kendi meslek odalarının, bu 'iş yeri kapama' eylemiyle düştüler. Hükümet de bunu yapmalarını istiyordu zaten. Ne demişti, Eczacılar Odaları başkanı: 'Hükümet, bizim ruhsatlarımızı asla iptal edemez, sakın korkmayın sevgili eczacılarım.' ama ilginç ki hükümet ruhsatları iptal ediverdi hem de hiç beklemeden! Ve yine ilginç ki eczacılara bu kez, bunu protesto etmek için 'Eczaneleri kapatın.' diyen de olmadı. Hani eczacıların ruhsatları iptal edilemezdi? Çünkü onlar da hükümetin, ruhsatları iptal etmelerini bekliyorlar, istiyorlardı kanısındayım, kuramsal olarak. Zaten eczacılar 'Ekonomik krizden dolayı eczanelerimizi kapatacağız.' demiyorlar mıydı? Birileri bunu hızlandırmış oldu yalnızca.

Gelelim, ilaçların marketlerde satılması olayına. Bu konu açığa çıkmadan önce ben de bunu düşünmüştüm. Zaten eczane, bir bakkal türü bence. Bunu, lisedeyken beri düşünüyorum. Hükümet ve medya hemen destek atışlarına başladı: 'Abd'de ilaçlar, marketlerde satılıyor!'. Ama düşünmedikleri bir şey var: Bu ülkede, henüz, sıradan gıda maddelerinde bile sağlıklılık sorunu varken; bu ülkede, marketlerde taze olmayan yumurta bile satılıyorken, (Bakkallarda satılan yumurtalar tazeye daha çok yakındır çünkü marketler dev yumurta stokları yaparlar, oysa bakkallar, bir hafta içinde satabilecekleri kadar yumurta alırlar. İsteyenler, marketten ve bakkaldan birer yumurta alıp kırıp denesinler tabaklara: Sarısı hemen dağılan yumurta bayattır, sarısı dağılmayan yumurta tazedir. Yumurta alerjilerinizin ve yumurta yedikten sonra yüzlerinizde çıkan sivilcelerin çoğunu, bayat yumurtalara borçlu olduğunuzu düşünmenizi isterim.) marketlerde bir de yaşamsal öneme sahip ilaçların satılması, pazarda, hastalara kan satılmasına benzer. Marketlerden alına bazı süt kutularının içlerinden fare çıkmadı mı? Üstüne 'susamlı' ya da 'fındıklı' yazılmış bisküvilerin içlerinden susamsız, fındıksız bisküviler çıkmadı mı? Dileyene, bende bu bisküvilerin kanıtları var. Şişe sütlerinin ishale yol açtığını ben kanıtlamadım mı, bir ay boyunca deneyip. Dileyene, bunun da kanıtı var bende. Adam köyden gelmiş market açmış, ilk okul mezunu; sen ona bir de ilaç mı sattıracaksın? Bu ülkede, kiremit tozları, kırmızı biber; soba kurumları, kara biber; plastikten yapılmış pirinçler, gerçek pirinç diye satılmadı mı? Bir zamanlar bu ülkenin marketlerinde, kurtlanmamış yeşil mercimek bulmak bile düştü. Toplum sağlığını, üniversite bile bitirmemiş marketçilere mi teslim edeceksin? Ya bir de onlar mafya ise? Market piyasasında mafya yok mu? Hem daha Permatik'lerini çaldırmamayı başaramayan marketlerin, yüzlerce, binlerce Tl. değerindeki ilaçları çaldırmayacaklarını düşünemiyorum. İşportada satılan marka, pahalı traş bıçakları ve donanımları nereden geliyor acaba? Ayrıca bu ülkede, geçen yıla kadar 'sahte ilaç' operasyonları yapmıyor muydu polis? Sahte ilaç, domuz gribi gibi gündemde değil miydi? İnsanlar ne bilsinler, marketteki ilaç sahte mi değil mi? Maydanozun yanında ilaç satan adama mı güvensinler?

Evet sonuç şu bence: Eczacıları hem kendileri hem de hükümet provokasyona getirdi. Sağlık Bakanlığı ile tek tek anlaşmayı seçebilecek eczacıları ise hükümet, bağrına basacaktır ve bir süre sonra da bir başka nedenle, marketlerde ilaç satımını yasaklayacaktır. Bu işin arkasında doğal ki uluslar arası, faşist ilaç tekelleri ve ünlü Bop var. Bu faşist tekeller, Türkiye üzerinden, günü geçmiş, bayat ilaçları Bop ve Bap bölgelerine pazarlayacaklar sanırım. Doğal ki buna Atatürkçü, laik, demokrat, bilimsel eczacılar ve odaları izin vermeyecekti, bu nedenle ortadan kaldırılmaları gerekiyordu. Eski sağlık bakanlarından Osman Durmuş 'Piyasada bayat, domuz gribi aşıları var.' dedi, geçen gün bir Tv kanalında. Onun zamanında da 'yapay şarbon' salgını başlatmıştı, faşist ilaç tekelleri..Ve sanırım Finlandiya sağlık eski bakanlarından bir bayan da, geçen ay 'Abd, dünya nüfusunun yarısını yok etmek istiyor.' demişti. Ee, Avrupalı, ne de olsa bir bildiği vardır. Uluslararası üne sahip bir ilaç denetim kurulunun bazı yöneticileri de ilaç şirketleri lehine yanlış rapor vermekten yargılanmaya da başladılar.

Anlaşılan o ki; kadın ile erkek arasındaki savaş nasıl bitmediyse, ilaç şirketlerinin de para kavgası bitmemiş.

Çok katlı ya da katmerli provokasyonda yapacak bir şey yoktur. Tek çözüm, başlangıçtaki en az zarara katlanıp geri çekilmektir. Yani eczacılar, işyerlerini kapamamalıydılar. Şimdi hem sayıları azalacak hem de ilaç dünyası, dinsel faşizmin eline geçecek. Eczacılar, bu ülke çıkarı için, o kadarcık bir zarara katlanmalı ve kaleleri terk etmemeliydiler. Ne demişler: Gelen, mala gelsin, cana değil, ''

Sanırım Batıcı Türk aydınları, birazcık da Türk Halkı'nın aydınlığını keşfetmek zorundalar.

Herkese önerim: Provokasyon üzerine yazılarımı iyi okusunlar?.

Provokasyon sanatında ikinci ders: Önce, düşürülmek istendiğin provokasyon türünü sapta, sonra gereğini yap...

Konu ile ilgili yazılarım: 1- Çok katlı ya da katmerli provokasyon kuramı; 2- Bop, Bap, Bip, Dıt; 3- Godoşlu gıdalar?.


Necdet Gürçiftçi
İnternette yayınlandığı zaman: 2009-aralık

CORONA SALGINI ABD'NİN İŞİ Mİ?

Kanıt dizisinden, ve Amerikan cinayet filımlarında(filmlerinde) gördüm ki katil şüphelilerden suçu birine yıkmaya, polise hedef şaşırtmaya, polise kurban sunmaya çalışan kişi hep.

İzmir'de bazı camilerde sol müzik yayını yapılması hemen Chp'nin üzerine yıkmaya çalışıldı oysa Chp İzmir'de iktidarda iken neden böyle açık açık bir aptallık yapsın? Komplolar, kumpaslar, pırovokasyonlar(provokasyonlar) ya muhalefette olanlarca yapılır ya iktidarda olanlarca ancak hiçbir iktidar ve hiçkimse açık açık kendine yönelik bir pırovokasyon, kumpas, komplo yapmaz; yani pırovokasyonun, komplonun, kumpasın mantığı vardır yani hiçbir kumarbaz da, hiçkimse de yitirmek, kendine zarar vermek için, kendine kötülük yapmak için kumar oynamaz. Yani komplo, kumpas, pırovokasyon birine zarar vermek, kötülük etmek için yapılır; kendine değil. Yani mantık ki eğer Chp kumpas, komplo, pırovokasyon yapmak istese idi örnek ki Mehter marşı, Dombra makamlı Recep Tayyip Erdoğan'ı falan çalardı, Çav bella'yı, Yuh yuh'u değil.

Acaba benzeri bir durumu da corona salgınının suçunu Çin'e yıkmak isteyen Abd mi yapmak istiyor çünkü Abd corona salgını konusunda sürekli olarak Çin'i sorumlu tutmakta oysa corona salgınından en çok zarar görecek ülke dünya ekonomisini eline geçirmiş olan Çin'dir; en kazançlı çıkacak ülke ise kendi şirketlerini bile Çin'e kaptırmış olan, ve ekonomisi gittikçe kötüleşen Abd'dir; öyle ki Trump Amerikan şirketlerine, Çin'deki fabrikalarını Abd'ye taşırlarsa büyük maddi kolaylıklar sağlanacağını söyledi.

Ancak 2009 yılının kasım ayında, sanırım Finlandiya'nın eski sağlık bakanılarından bir bayan şöyle demişdi: 'Abd, dünya nüfusunun yarısını yok etmek istiyor.'.

Peki, Abd corona salgınını başlatmışsa nasıl başlatmış olabilir? Daha önce de internette yazdım: Coronalı yarasa üretip ya da coronalı yarasaları Çin'de salmış olabilir ya da bu yarasaları Çin'dkei hayvan pazarına ajanları ile sürmüş olabilir.

Evet; o kişi 'Abd, dünya nüfusunun yarısını yok etmek istiyor.' demişdi. Eğer bu sav doğru ise Abd'nin coronaya karşı uzun süre aşı, ilaç üretmeyeceği de açıktır.

Peki, Abd coronanın kendisini de vuracağını bile bile corona salgınının başlatmış olabilir mi? O bayan bakanın savına göre; Abd'nin kendi nüfusunu da yarıya indirmek istemesi olağandır ancak Abd coronanın kendi ülkesine de  geleceğini düşünememiş de olabilir ki bu durumda biran önce aşı, ilaç yaratmak isteyeceği açıktır.

Eğer o eski bakanın savı doğru ise bu durumda ülkelerin Abd'den tazminat isteme hakları doğar ki bu da Abd'nin dünya egemenliğinin sonu demektir artık ki zaten Abd porno serbestliği, ensestlik serbestliği, çıplakçık serbestliği, zina serbestliği, eşcinsel evlilik serbestliği gibi şeyleri ile iyice akıldışılaşmış ve ahlakdışılamış yani insanca insanlığa iyice aykırı olmuş durumda yani Abd'nin artık hiç doğru yola gitmediği ve gitmeyeceği açık.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 27.5.20/05.32

BABASINI ÖLDÜREN GENCE HAKSIZ BERAAT SAVIM

Ülkemizde hukuk alanında tuhaf şeyler olmaya başladı. Örnek ki Arda Turan isimli futbolcuya şarkıcı Berkay ve eşi ile ilgili davada Arda Turan'a verilen hapis cezası koşullu ceza ertelemesindeki 2 yıl sınırını 8 ay geçmiş olmasına karşın Arda'nın cezası koşullu tecil edildi.

Ülkemiz felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri üzerine kurulu olmadığı; özel sektör, siyaset ve konulardan haberi olmayan bir toplum üzerine kurulu olduğu için hem herşey saçmasapan olmakta hem ülke rastlantıların elinde oyuncak olmakta hem de herşey doğruya değil daha da yanlışa doğru gitmekte.

Örnek ki hukukta hukuk önce konuyu yani sorunları anlamak yerine hemen uygulama aramaya geçmekte, sorunları, anlayarak çözmek yerine uygulamalarla önlemeye çalışmakta örnek ki tecavüzlere, kadın cinayeti denilen cinayetlere karşı çözüm diye getirilen şeyler hem hukukun hukuk olmaktan uzaklaşmasına hem de sorunların daha da yayılmasına neden olmakta.

Örnek ki kadın cinayeti denilen cinayetlere karşı getirilen önlemler, uygulanan tavırlar hem bu cinayetlerin daha da artmasına hem de erkeklere karşı cinayet dahil başka suçların oluşmasına, kolaylaşmasına, artmasına ve erkek düşmanlığına neden olmaktadır.

Örnek ki bir ilimizde, 21 yaşındaki bir genç babasını öldürmüş; gerekçe yani savunma: 'Babam anneni öldürecekti, babamı durdurmam, annemi korumam gerekiyordu'. Mahkeme kararı: Beraat. Beraat gerekçesi: Meşru müdafa.

Oysa meşru(yasal) müdafanın(savunmanın) koşulları/kuralları var örnek ki insan evinin içindeki bir hırsızı bile kaçarken ya da sırtından vurursa meşru müdafa sayılmaz, cinayet sayılır çünkü kaçanı vurmak da, bir insanı sırtından vurmak da meşru müdafa sayılmaz yani saldırganın yüzünün saldırılana dönük olması gerekir.

Meşru müdafa şartları:
1. Saldırı haksız bir saldırı olmalıdır.
2. Saldırı mevcut olmalı yani saldırı başlamış olmalı.
3. Saldırı bir hakka yönelik olmalı.
4. Meşru müdafada bulunan için ise savunmasını saldırgana yapmalı.
5. Meşru müdafa o an yani meşru müdafa anı için için zorunlu olmalı.
6. Saldırı ile savunma arasında orantı olmalı. Yani size sopa ile saldırılıyorsa siz tabanca ya da tüfekle vuramazsınız.
7.Savunma sırasında, savunma sınırı kasten aşılmışsa meşru savunmadan yararlanılamaz yani örnek ki saldıran kişiyi yaralayarak ya da olay yerinden kaçıp kurtulma olanağınız varken saldıranı öldürürseniz suç işlemiş olursunuz.

Şimdi meşru müdafa şartları açısından bu olaya bakalım:
1- Genç diyor ki 'Mutfağa doğru yönelip, 'anneni öldüreceğim, namusum için yaşıyorum' dedi. Bıçak alıp öldürebileceğini düşündüm. Evde bulunan silahla babamı durdurmak için ateş ettim' yani bu durumda büyük olasılıkla babasının sırtı gençe(gence) dönüktü, ve gençden mutfağa doğru uzaklaşmakta idi, ve genç mutfak kapısını babasının üzerine kilitleyebilirdi ya da annesini alıp bir odaya girip kapıyı içeriden kilitleyebilirdi; ne deniyor, 'Evinize hırsız girdiğinde hırsıza saldırmak yerine kendinizi bir odaya kilitleyip polisi arayın' deniliyor. Ve genç öldürebileceğini 'düşündüm' diyor yani cinayet anında henüz baba anneye karşı saldırı durumunda değil. Açık ki babası henüz annesine saldırmak durumuna geçmemiş oysa meşru müdafa da savunma anında saldırganın saldırı halinde olması gerekir. Ve genç; babasını bacaklarından da vurabilirdi; insan sevdiğini, saydığını ne olursa olsun öldürücü biçimde vurmak istemez, demek ki ortada bir sevgi, saygı yok, doğrudan, öldürmek için ateş edilmiş. Hele ki baba sırtından vurulmuşsa bu durum hiç de meşru müdafaya girmez. Her 'Öldüreceğim' diyen öldürse dünyada insan kalmazdı. 'Mutfağa doğru yönelip' diyor yani henüz mutfağa bile girmemiş, belki de su içecekti yani anneye karşı saldırı henüz mevcut ya da başlamış durumda değil.
2- Genç diyor ki ifadesinde: ' Babam anneme, kardeşlerime ve bana sürekli şiddet uygulardı, 'Biz büyüdükten sonra şiddet uygulamayı bıraktı. Ancak anneme hakaret edip aşağılayıcı davranıyordu. Annem evine, eşine bağlı olmasına rağmen hep şiddete maruz kaldı. Unutamadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Annem ve kardeşim gürültü yapmışlardı, babam onların ikisini de kalorifer kazanının içine attı. 'Onları yakacağım, şahit ol' dedi. Daha sonra, 'İkisinden birisini seç, birisini çıkaracağım. Diğerini de canlı canlı yakacağım' dedi. 'Yapma' dedim, yalvardım. Beni dövmeye başladı. Annem işe gidip işi uzayınca eve 5-10 dakika geç gelirdi. O zaman babam annemi cezalandırmak için kardeşlerimi, beni ve annemi kalorifer dairesindeki betonda yatırırdı. Televizyonda bir kadın cinayeti haberi çıktığında babam anneme ve bizlere birçok kez, 'Bir gün annenle ben de bu şekilde televizyona çıkacağız' demişti. Babamın annemi tehdit ettiği zamanlarda birçok kez anneme bir şey yapmasın diye onların yatak odasının kapısında yattım, bazen orada uyuyakalırdım. Bir gece babamın annemi dövdüğünü duydum. Annem 'Yüzüme vurma, ben insan içine çıkıyorum' dedi. Kemerle vurduğunu duydum. Babama bize yaptıklarından dolayı kin duymamıştım. Psikolojik rahatsızlığı olduğunu düşünüyordum.'. Bu sözler; gençin, babasına karşı bir düşmanlık, nefret, kin, husumet beslediğini, ve cinayeti gerçekte bu nedenle işlediğini gösterebilir yani müebbet hapis cezası almamak için, babasına düşmanlık beslemediğini söylemiş ya da babasına düşmanlık beslemediği söyletilmiş olabilir. Peki neden bunca şiddet görülmüşse hiç karakola gidilmemiş, hiç darp raporu alınmamış?

Genç diyor ki 'Babam mutfağa doğru yöneldi, ben evde bulunan silahla ateş ettim'. Silah nerede idi? Eğer silah başka bir odada ise baba mutfaktan gelinceye kadar genç elinde silahla onun karşısında yani önünde olurdu yani babasını sırtından değil önünden vurmuş olmalı oysa ifadesinde babasının mutfağa yöneldiğini yani sırtının dönük olduğunu söylüyor, eğer sırtından vurmuş ise nasıl oluyor da babası mutfağa henüz girmemişken, genç nasıl büyük bir hızla, acele ile silahı alıp gelebiliyor? Yani acaba silah gerçekte gençin yanında mı idi yoksa baba gerçekte mutfağa gitmekte değil mi idi?

Gençin bu ifadesi açık ki bir hukukçu uzmanlığı kokmakta; özellikle 'Babama; bize yaptıklarından dolayı kin duymamıştım' sözü gençi 'Kin ve nefret duyguları ile cinayet işlemekten korumak için' ve kadın cinayeti denilen cinayetlere karşı kadınları erkeklere karşı korumak için yazılmış ya da yazdırılmış olabilir. Yani açık ki bu ifade hukuk uzmanlığı tarafından malzeme almış; olay 'Meşru müdafa şartları'na uydurulmaya çalışılmış gibi görünmekte.

Kadın cinayetleri kadınlara erkekler karşısında üstünlükler, kayırıcı haklar gibi şeyler verilmekle önlenemez; bu tür şeyler hem bu tür cinayetlerin hem de öteki cinayetlerin artmasına neden olabilir. Önce şu araştırılmalıdır: 'Kadın cinayeti denilen cinayetler neden son 10 yılda artmıştır; kadın cinayetleri hangi siyasi partinin iktidar olduğu yerlerde daha fazladır?'

Kadınları koruma amaçlı, tek yanlı bu tür yaklaşımlar kadınlara saldırıları azaltmayacağı gibi erkeklere saldırıları da arttırabilir.

Savcı bu cinayette sanığın 'Üst soydan akrabayı kasten öldürme' suçundan cezalandırılmasını istemişti ki bence de doğru bir karar.

Bence bu ifade ve bu beraat kararı kadın cinayetleri konusunda, bu gençi ve erkeklere karşı bu tür cinayetleri işleyecek olanları korumaya yönelik bir durum göstermektedir; ve bu durumlar erkeklere saldırıların artmasına ve kadın cinayetlerinin daha da artmasına neden olur; 'Haa, bu cinayet ya da suç kadına saldırana karşı işlenmiş, öyleyse sanığı koruyalım' geleneği oluşmasına, ve bayanların bay öldürdüklerinde ya da baylara karşı suç işlediklerinde bayları hemen, kendilerine karşı şiddet uygulamakla, kendilerine saldırmakla suçlamak kolaylığına yönelmelerine ve böylece bayanların baylara karşı saldırılarının artmasına neden olabilir yani bayanlarda 'Kocamı öldüreyim de, bana şiddet uyguluyordu, bize şiddet uyguluyordu, çocuklarıma şiddet uyguluyordu, beni öldürmek istedi, çocuklarımı öldürmek istedi, der yırtarım' düşüncesinin oluşmasına neden olabilir; toplumda da 'Haa, bu adam bayana saldırmış, şunu dövelim, linç edelim de biraz rahatlayalım' geleneğinin oluşmasına neden olabilir. Yani 'Kadınları koruyalım da gerisi önemli değil' yaklaşımı yanlıştır ve hukuka da aykırıdır.

Tek doğru çözüm; Türkiye'nin felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri üzerine kurulmasıdır; siyaset, özel sektör, seçim sandıkları, cehalet, nefs, Batı kopyacılığı üzerine değil.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 18.9.19/07.53

CAMİ EYLEMLERİNİN ARKASINDA FRANSA MI VAR?

İzmir'de, merkezi sistemli ezan okumalı camilerde önce 'Çav bella', sonra da Aşık Mahzuni'nin 'Yuh yuh' türküsünün yayınlanması; Adana'da bir camide sözde İslamcı bir vakıfın üyelerinin 'Biz corona morona tanımayız, ille de camide namaz kılacağız' diye gösteri yapmaları rastlantı ya da sıradan şeyler olarak görünse de gerçek öyle olmayabilir.

Neden, 'Bu eylemlerin arkasında Fıransa(Fransa/France) olabilir mi?' diye soruyorum?

'Çav bella' adıyla Türkiye'de bilinen müzik gerçekte 'Bella ciao'dur, ve Türkçesi ile 'Elveda güzelim'dir, ve vatanı İtalya'dır, ve İtalyan partizanlarının faşizıma(faşizme) karşı ürettikleri bir müziktir. Türkiye'de ise Grup yorum 'Çav bella' olarak adını değiştirip söylemiş.

Gelelim, soruma neden olan konulara. Adana Fıransa'ya yabancı biryer değil; Osmanlı imparatorluğu'nun 1. dünya savaşı'nda yenilmesinden sonra imzalanan Mondros anlaşması adlı, Osmanlı topraklarının paylaşılması ve işgali yani Osmanlı imparatorluğu'nun dünyadan silinmesi anlaşması sonuçu(sonucu) Fıransa da Adana bölgesini işgal etmişdi. İzmir'i de Yunanistan da İzmir'i işgal etmişdi ancak İzmir'in alt dibi de yine Fıransa'nın işgali altında idi. Bu durumda; İzmir'deki cami eylemlerinin arkasında ancak Yunanistan ya da İtalya olabilir diye düşünülebilirdi ancak işin içinde bir de Adana'nın olması durumu bu yönden uzaklaştırmaktadır.

Durumu Fıransa'ya doğru çevirmeye neden olacak şey de dün Fıransa'dan geldi: Fıransız(Fransa) istihbarat şefi 'Yeni James Bond'lara değil, teknoloji delisi gençlere gereksinimimiz var' dedi, Türkçeye çeviri ile. Bir de düşünün ki Adana Fıransa'nın işgalinde idi. Buradan şu kuşku oluşuyor: Cami eylemlerini yapanlar gençler; Adana'daki eylemi yapanlar zaten genç; bu durum 'Acaba Fransa özelde Türkiye'ye, genelde dünyaya 'Teknolojisi delisi gençler ile' mi saldırıya geçti?'. Açık ki Fıransa bu eylemler için yanına İtalya'yı ve Yunanistan'ı da almış olabilir. İzmir'deki ve Adana'daki cami eylemlerinin hemen arkasından Fıransa istihbarat şefinin böyle bir açıklama yapması ilginç.

Şimdi konuya daha başka bir açıdan bakalım. Bu cami olayları olmadan önce ilginç bir olay olmuşdu(olmuştu); Deniz kuvvetleri komutanlığı kurmay başkanlığı görevinden alınıp Genelkurmay başkanlığı emirine(emrine) verilen tüm amiral Cihat Yaycı istifa etmişti; onun görevinden alınması medyadaki haberlere göre anlaşılan ki Yunanistan'ı ve Fetö'yü çok sevindirmiş çünkü bu general hem Yunanistan'a, hem de Fetö'ye köksöktürmekte(kök söktürmekte) imiş. Bu durumda bir olasılık ki Yunanistan ya da Fetö bu durumu kutlamak için, Akp iktidarı lehine, bu cami eylemlerini düzenletmiş ya da düzenlemiş olabilir ki eylemden hemen Chp'nin sorumlu, suçlu sayılması da bu konuda ilginçlik sunmaktadır. Ve; eylemin videoları Chp'li yöneticilere gönderilmiş olabilir, bir aptallık yapsınlar da olumlu biçimde paylaşsınlar da hapisiboylasınlar(hapisi boylasınlar) diye.

Bir de eylem pısikoloji(psikolojisi) açısından; bir yerleşim biriminde o yerleşim yerini yöneten siyasi partiye olumsuzluk, zorluk yaratacak eylemleri, o yerleşim birimini yöneten siyasi parti yandaşları değil, o siyasi partiye düşman siyasi güçler yaparlar ya da yaptırırlar ki İzmir'de de, Adana'da da büyükşehir başkanlığı Chp'de.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 24.5.20/00.26

İYİ İNSANSIN ANCAK DOĞRU İNSAN DEĞİL (ŞİİR)

Bak, kurbağaya yem attın, köpeğe kemik verdin, kediye ciğer verdin Yoksula para, aça yemek verdin İyi insan oldun 1 saniyede Ancak doğru insan oldun mu Farkında mısın bikini, mayo diye sütyen-külot Mini şort diye külotla geziyorsun ortalıkta, İyilik, yapılır; doğru, olunur; yalnızca iyilik yapma, doğru ol da İyi insan olmak bedenlere birşeyler vermekle olur Doğru insan olmak beyine, ruha doğru şeyler almakla Felsefeyle, bilimle, ahlakla, nefssizlikle olur Zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, medeniliğin Demokrasinin, laikliğin, insanlığın, insan olmanın en üst nitel aşamasıdır Ahlakı zırvalık, saçmalık, tabu, akıldışılık sanma Ve nefs hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır İnsanlara nefs ya da ahlakdışılık ya da utanmazlık aşılayıp, nefs öğretip, nefs verip Ya da nefse köle olup kendini doğru insan sanma, İyi ayrı şey, doğru ayrı şey İyilik ayrı şey, doğruluk ayrı şey İyi insan olmak başka, doğru insan olmak başka İyi insan olmak doğru insan olmayı sağlamaz Ancak doğru insan olmak iyi insan olmaya da neden olur, İnsanlara iyilikler, yardımlar yapıyorsun Yoksullara para, yiyecek, giyecek veriyorsun İyi bir insansın ancak doğru insan değil Çünkü felsefeye, bilime, ahlaka, nefssizliğe sırtdönmüşsün, İyi insansın diye sana övgüler düzecek değilim Çünkü iyi olmaktan önce doğru olmak önemli İyi olmak değil doğru olmak üstün İyi insan yanıt verdi diye yanlış yanıtları doğru saymaz öğretmen ve bilim İyi insan olmak hayvanlara bile yiyecek, içecek vermekle olanaklı da Doğru insan olmak için felsefe, bilim, ahlak, nefssizlik gerekir, İyi insansın diye sana yapabileceğim tek iyilik Sana verebileceğim tek yardım Sana verebileceğim tek ödül Felsefe, bilimsel, ahlaklı, nefssiz insan olman için Sana vereceğim öğütler, sana yapacağım beyinsel, ruhsal, düşünsel yardımlardır Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyor bak. Necdet Gürçiftçi Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge İnternette yayınlandığı zaman: 3.2.20/09.49

SURVIVOR İNSANLIĞA VE TÜRKİYE'YE KARŞI YANLIŞ KÖTÜ VE ZARARLI AJANLIK İÇİNDE SAVIM

Düşüncem ki küresel bir güç insanları, toplumları, insanlığı, dünyayı silaha, barbarlığa, savaşa, Orta çağ ruhuna, çıplaklığa ve ahlaka aykırı bir serbestliğe doğru; moda, turizım(turizm), ünlüler, sanat, festival, televizyon yarışması dahil türlü yollarla, türlü yöntemlerle, türlü araçlarla götürmeye çalışmakta; öyle ki bu iş için 'kahkaha'yı bile kullanmakta, kazalara ve ölümlere, çocukların bile başlarına gelen kötü durumlara bile güldürtmeye çalışan videolarla.

Ajanlık yanlış ya da kötü ya da zararlı değildir; yanlış ya da kötü ya da zararlı olan şey ajanlığın amaçıdır(amacıdır) yani bilimsel ya da ahlaklı ya da bilimsel ve ahlaklı bir toplum ya da dünya yaratmak için etkinlikler de ajanlıktır ancak doğru, iyi, güzel ajanlıklardır. Ajanlığın çağımızdaki bir türü de 'Algı operasyonu' denilen şeydir yani bu şey de ajanlıktır gerçekte. Yani bir ajanlık insanları, toplumları, insanlığı, dünyayı bilimselliğe ve ahlaka yaklaştırıyorsa doğrudur; bilimsellikten ve ahlaktan uzaklaştırıyorsa yanlıştır.

Hangi çağda yaşıyoruz; düşünürler, alimler, alimeler, bilgeler yetiştirmek yerine biryandan(biryandan) Conan'lar, biryanda 'Zeyna'lar. Açık ki Abd dünyayı çok zekice ve çok sinsice avuçuna(avucuna) almış, yani her açıdan, her yoldan dünyaya, insanlığa ve öteki ülkelere saldırıyor.

Casusluk başka şeydir, ajanlık başka şey. Casus kimlikli ve maaşlı kişidir; ajanlık ise farkında olmadan da yapılabilir; örnek ki ahlakçı bir topluma ahlakdışı modayı sokmaya çalışmak da, ortalıkta ahlaka aykırı giysi ile dolaşmak da ajanlıktır ki tıp biliminde de 'ajan' denilen maddeler de kullanılır. Burada sözünü ettiğim şey açık ki Türkiye'deki durumu açısından farkında olunmayan bir ajanlıktır. Bu nedenle ki Türkiye'deki akıldışı-ahlakdışı ünlülerin akıldışılığa ve ahlakdışılığa yönelmeleri de bu ajanlığın farkında olunamayan sonuçlarından diye düşünüyorum yani açık ki küresel birileri akıldışılığı ve ahlakdışılığı da, akıldışı ünlüleri de, ahlakdışı ünlüleri de Türkiye'ye yamamaya, egemen yapmaya, önder yapmaya, simge yapmaya çalışmakta.

Bu ajanlık da en başta moda, turizım(turizm), medya, ünlüler, ve yetişkin insan dişisi ile yapılmakta ki bu durum pısikolojik(psikolojik) bir savaş durumudur ki örnek ki bir caddede üstü çıplak bir yetişkin insan erkeği olsa hiçbir yetişkin insan dişisi peşine düşmez, onu yatağa atmaya çalışmaz ancak üstsüz bir yetişkin insan dişisi olsa sayısız yetişkin insan erkeği arkasına düşer yani toplumları yetişkin insan dişisi ile, yetişkin insan dişisini de moda ile bozmak daha kolaydır çünkü açık ki insanlığın da, toplumların da en büyük zaafı henüz cinsellik. Eskiden insanlar havaatmak(hava atmak) için, çok yemek, çok ekmek yer, çok su içer göbek yaparlardı, zengin sanılıp mutlu olmak için; şimdi de bunun yerine kas yapmak ve cinsel tahrikli giyinmek aldı ki biri barbarlığa götürür, biri de ahlaksızlığa ki Sparta'yı barbarlık, Pompei'yi de ahlaksızlık yok etmiştir çünkü barbarlık da, ahlaksızlık da akılı, mantığı ve vicdanı yani insan olmanın temel özelliklerini yok eder ki bir toplum da insan olmaktan çıkarsa insanlığın insanca tarihinden çıkmış olur. Barbarlık barış düşmanlığına, silah sevgisine ve savaşa, ahlaksızlık da zirve olarak pornoya ve ensestliğe götürür ki bu ya sonuç olur ya amaç ki amaç olursa ajanlık etkinliği, ajanlık çalışması olur, sonuç ise aptallık, cehalet olur.

Düşüncem ki dünyada; akıldışı-ahlakdışı-barbar bir güç(güc) ülkelere, insanlığa, toplumlara, insanlara, sanata, eğitime, medyaya, özel hayata, sıpora(spora), bilgisayar oyunularına, televizyon yarışmasılarına, televizyon reklamılarına, akıldışılık, ahlakdışılık ve barbarlık bulaştırmaya çalışmakta çünkü astroloji, medyumluk gibi adlar altında bilimdışılık; moda ve ünlü adı altında ahlakdışılık ve akıldışılık durumunun böyle sürekli, yoğun, ısrarcı, düzenli, genel, küresel, saldırgan, yayılmacı durumu bir rastlantı olamaz bence; örnek ki bakın Abd'de ensestlik, porno, eşcinsel evlilik, zina, fuhuş gibi hertürlü(her türlü) ahlaka aykırılık varken şimdi de esrar serbest oldu; yani açık ki birileri dünyayı, insanlığı akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı bir yöne götürmeye çalışmakta; bu durum olasılık ya da kuşku bile olsa görmezden gelinemez.

'İnsanca dünya'; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim' ve 'Ahlak' üzerine kurulu dünyadır. Bilim Batıdan alınabilir ancak ahlak Batının kendisinde bile olmayan birşeydir. Yan, yalnızca bilim insan, insani, insanca olmaya yetmez; bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi yani 'ikisini birden' dediler; yalnızca 'Bilim' ya da yalnızca 'Ahlak' demediler.

Yahudilik dinin inançının(inancının) kutsal kitabı Tora(Tevrat); eğlenceye ya da ziyafete daldırılıp yok edilen kavimlerin örneklemeleri ile de doludur ki Truva efsanesi de böyle bir durumu anlatır.

Dünyanın en büyük cehaleti nefstir çünkü nefs önce akılı yok eder, sonra da ahlakı; ve nefs kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır(amacıdır); yani bir toplumu silahla, savaşla yok etmek ya da yenmek olanağı yoksa o toplumu eğlenceye, zevke, hazza, nefse alıştırmak, yönlendirmek yeterlidir ki Sodom, Gomora, ve Pompei örneklemeleri de bunu anlatır. Yani nefs balık oltasının uçuna(ucuna) takılan yem gibidir; o oltanın sapını bir insan da tutmakta olabilir, bir devlet de, bir örgüt de, yani cehaletten ve nefsten uzak durmak tek doğru yoldur. Açık ki çağımızda; masum bir eğlence yoktur çünkü tüm eğlenceler ya yozluğa ya başka devletler yararına ajanlığa işlev görmektedir, unutmayın ki casusluk da örnek ki Mata Hari gibi pekçok kadını, eğlence sektöründe casus olarak kullanmıştır, ve kullanmaktadır ki ajanlık başka şeydir, casusluk başka şey ki casus casus olduğunu bilir ancak ajan ajanlık yaptığını bilmeyebilir örnek ki bikini ve mini şort gibi ahlaka aykırı şeyler ahlaklı toplumlardaki ahlakı yok etmek için kullanılan ajanlıklardır ancak bunu bunları giyenler bilmezler çünkü onlar yalnızca görüneni görürler, yalnızca hazlarını görürler ki sigara, içki, uyuşturucu, çıplaklık, ünlüler, ahlakdışı medya, ahlakdışı sanat, ahlakdışı bilgisayar oyunuları(oyunları), ahlakdışı mekanlar, akıldışı-ahlakdışı moda, pirsing, dövme ve eşcinsellik gibi şeyler de özellikle son yirmi yıldır ajanlık kapsamına alınmış durumdadır çünkü bunların arkasına takılan toplumlar akıldışılaşmaya, ahlakdışılaşmaya yani yozlaşmaya zorunludurlar; bu toplumlar bir de bilim ve teknoloji üretemeyen, Doğru ya da Afrika toplumları gibi toplumlar iseler ellerinden Batıya kölelikten başka şey gelmez yani Batı astroloji denilen bilimdışılığı da, ahlakdışı ünlüleri de Batı dışındaki dünyayı egemenliği altına almak için üretmektedir.

Dikkat ederseniz; televizyondaki; yemek yarışmasılarından(yarışmalarından), bilgi yarışmasılarına kadar her yarışma Batıdan para verilip alınan yarışmalar. Batıda daha ne yarışmalar var; yarışmacıların çırılçıplak yarıştıkları, ve seviştikleri. Yani, Batı bilim ve teknoloji dışında, dünyaya, insanlığa yararı değil zararı, kötülüğü olan bir dünya.

Survivor denilen yarışma üzerine düşündüm. Sonuç olarak düşüncem ki bu yarışmayı yayınlayan Tv kanalı, ve yarışmaya katılan ünlüler farkında olmasalar da; dünyaya, ülkelere, toplumlara, insanlığa; özellikle de Türkiye gibi ahlak temeli olan ülkelere karşı barbarlık ve ahlakdışılık yaymak isteyen akıldışı-ahlakdışı, küresel ve derin bir merkezin yararına bir ajanlık içindeler.

Baylar ile bayanların ahlaka, dine, Türklüğe, Müslümanlığa, dine aykırı giyimleri, ve o giyimlerle birliktelikleri ahlakdışılık yaymak; Roma arenasılarını(arenalarını) andıran yarışmalar da barbarlık yaymak sonuçu, işlevi, durumu, kültürü yaratmaktadır, oluşturmaktadır.

Konunun giyim yanı zaten ortada.

Konunun barbarlık yani şiddet yönü ise Sözcü gazetesinde; 23.5.2020 tarihinde, 'Survivor'da şok sözler: Yumruğumu ağzına sokarım!' başlıklı şu haberde de ortada: 'Survivor'da şok sözler: Yumruğumu ağzına sokarım!: Survivor 2020 Ünlüler Gönüllüler yarışmasının 85. bölüm tanıtımı yayınlandı. Tanıtımda, ikinci dokunulmazlık oyununa ise yarışmacılar arasındaki şiddetli tartışmalar damga vurdu. TV8 ekranlarının sevilen yarışması Survivor 2020'nin 85. bölümünde, kritik dokunulmazlık oyununda iki takım arasındaki gerilim yükseliyor. Tartışmaların doruğa çıktığı oyunda, Yasin ve Sercan arasında önceki bölümdeki atışma devam ederken, Yunus Emre'nin sözleri Gönüllüler takımını kızdırıyor ve Berkan ile Yunus Emre kavgaya tutuşuyorlar. Tanıtımda, Evrim Yasin'e, 'Bir level daha atladın, çoban olarak. 'Ben 20 kilo verdim' diyorlar. Karakteriniz zayıflamasın, vücudunuz zayıflasın? dedi. Yasin ise Evrim'e dönerek, 'Hiç olmazsa laftan anlıyorlar' şeklinde cevap verdi. Tartışma kızışırken Yunus Emre, önce Barış'a, 'Ağzını açma, yumruğumu ağzına sokarım' dedi. Daha sonra ise Ardahan'a dönerek, 'Benim de size vurasım geliyor ama işte' dedikten sonra diyaloglar şöyle gelişti: Yasin'den Yunus Emre'ye: 'Gel vur kardeşim, gel vur!'. Ardahan'dan Yunus Emre'ye: 'Sen bana mı konuşuyorsun? Onlara benzemem ben!'. 23 Mayıs Cumartesi akşamı Survivor 2020'nin 85. bölümünde izleyicileri gerilimli bir bölüm bekliyor.'.

Böylece; Survivor'un oluşturmak, yaratmak istediği barbarlık, vahşilik, şiddet amaçı ya da oluşturduğu, yarattığı barbarlık, vahşilik, şiddet sonuçu bir kez daha görülmüş, açığa çıkmış ya da kanıtlanmış oldu. Üstelik de Ramazan ayı'nda.

Bu yarışma açık ki ülkelerde, toplumlarda düşünürlüğü(filozofluğu), alimliği, alimeliği, bilgeliği, evliyalığı, dervişliği, felsefeyi, bilimi, ahlakı, dini geliştirmek için değil Orta çağ kafası yaymak ve egemenleştirmek için; Conan'lar, Zeyna'lar yaratmak, oluşturmak için. Yani, 200 üniversite olan bu ülkede yapılan yarışmaya bakın.

Bu yarışmaya katılan ünlüler konusunda medyada daha pekçok(pek çok) olumsuz haber yayınlandı da; örnek ki 'Survivor'da şoke eden kavga! Laf atan rakibinin burnunu kırdı!'; 'Survivor Taner pornoda oynayacak!', 'Survivor Turabi striptizci çıktı!'; 'Survivor'da ortalık karıştı! Gönüllüler birbirine girdi!'.

Gençliğin, gençlerin Survivor'a katılan ünlüleri örnek aldığını düşünün; ne lisenin, üniversitenin yararı kalır, ne din dersinin.

Açık ki 'Biri bizi gözetliyor' gibi yarışmalar da, evlilik yayınıları da, yemek yayınıları da, moda yarışmasıları da, magazin yayınıları da, astroloji yayınıları da, medyumluk yayınıları da akıldışılık, bilimdışılık, ahlaka aykırılık yaymak, yozluk yaymak işlevli şeyler.

Yoz Sözcü gazetesi de bu yozluk yarışması için, bilimdışılık olan astrolojiye, ve ahlakdışılık içindeki sözde ünlülere yönelik gururlandırıcı, destekleyici durumuna uygun olarak 'sevilen' demiş oysa görülmekte ki bu yarışmayı izlemek de, sevmek de felsefe, bilim, ahlak, din, ve ruh sağlığı açısılarından hiç de olumlu ya da doğru değil durumda. Kuşkusuz ki ahlaka aykırı, dine aykırı, Türklüğe aykırı, Müslümanlığa aykırı, cinsel sunumlu fotoğraflarını yayınladığı sözde ünlülere baldöken(bal döken) Sözcü gazetesi bu yarışma için de dalkavukluk yapılmasını hüner sayacaktır ya da sanacaktır.

Sonra da Atatürkçülük, demokrasicilik, laiklikçilik falan.

Yani, nedir 21. yüzyılda Romalılar gibi, Sıpartalılar(Spartalılar) gibi yarışmalar, ortalıkta yarıçıplak gezmeler? Belki unutmuşsunuzdur; bu ülkede 200 üniversite var.

Bu nedenle ki Survivor yarışmasını sunan televizyon kanalının bu yarışmayı biran(bir an) önce bırakmasını öneririm yoksa Türkiye'ye de, insanlığa da çok büyük bir kötülük yapmış, zarar vermiş olacaktır; ve toplum da, devlet de bilime ve ahlaka aykırı şeylerden uzak durmalıdır yoksa 'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed, 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk değil; akıldışı ve ahlakdışı Batıyı baştaçı edilmiş olunur. Özgürlük, demokrasi, özgürlük, eğitim, medya, özel hayat ve hukuk bilimdışılığın ve ahlakdışılığın serbestliği değil, bilime ve ahlaka uygunluğun serbestliğidir.

Bilime ve ahlaka saldırı insanlığa karşı da, ülkelere karşı da en büyük ajanlıktır; Türkiye'ye karşı en büyük ajanlık ise buna ek olarak bir de Atatürk düşmanlığı ve Türkçe düşmanlığıdır.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.5.20/01.09

CAMİLERDE ÇİFT YANLI PROVOKASYON SAVIM

Camilerde birileri birşey yapıyor, hemen Akp'ye iletiliyor; birileri birşey yapıyor, hemen Chp'ye iletiliyor; sosyal medya denilen yerde paylaşmaları için. Açık ki Akp'ye iletim Chp'yi suçlaması için; Chp'ye iletim de Chp'yi tuzağa düşürmek için olmalı. Yani açık ki camiler üzerinden Chp'ye çift yanlı tuzaklar (provokasyonlar) düzenlenmekte.

Dünyanın en zor şeyleri bence şunlardır: Nefssiz olmak, mantıklı olmak, ahlaklı olmak, kitap okumak, beden eğitimi yapmak. Bu beş şeyi başarabilen insan hem akıl-ruh olarak sağlıklı insandır hem de en güvenilir insandır. Bu beş şeyi 'Bilim ve ahlak' olarak özetleyebiliriz ki Muhammed de 'Önce bilim(Bilim) ve ahlak' deyip, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' deyip bunu belirtmiştir. Peki dünyada da, ülkemizde de bilimsellik ve ahlakçılık nerede; zina serbest, genelev serbest, sütyen-külot ortalıkta dolaşmak serbest, ahlaka aykırı pılaj(plaj) serbest, sex shop serbest, sıtriptiz(striptiz) kulübü serbest, astroloji serbest, sigara serbest, içki serbest yani Muhammedçilik de, Atatürkçülük de yalnızca sözde. Bence, Chp'nin Altı ok'a değil 'Bilim' ve 'Ahlak' diye, yalnızca iki oka gereksinimi var ki nefssizlik, mantık, kitap, bedne eğitime zaten bilime dahil şeylerden; ve gerçek zafer seçmen oyları ile, seçim sandıkıları(sandığıları) ya da savaşla kazanılan zafer değil bilim ve ahlak ile kazanılan zaferdir.

Bilim ve ahlak insanı da, toplumları da, insanlığı da, dünyayı da doğru, insanca yapan, ve doğru olarak, insanca (ayakta tutan) tek şeydir. Bir direk kendine tutunan ayık insanı da, sarhoş insanı da ayakta tutar; bilim ve ahlak da bir direk gibidir.

Açık ki Chp Atatürk'ün dediği gibi 'İlim(Bilim) ve ahlak' çevresinde toplanmış, öbeklenmiş bir dünya değil artık ki Chp'nin Altı ok'unda, Atatürk'ün en önem verdiği şeyler olan 'Bilim' ve Ahlak'ın bulunmaması da Chp'nin kendisinin Atatürk'ü anlamadığını, Atatürk'ten uzak olduğunu göstermektedir gerçekte; bu nedenle ki Chp örnek ki zinanın, eşcinselliğin, ahlakdışı modanın, ahlakdışı pılajların(plajların), ahlakdışı mekanların, sigaranın, içkinin yasaklanmasına karşı ancak Akp'nin hiçdeğilse 'Din, ahlak, iman' diye sarıldığı birşey var.

Chp iktidar olmak istiyorsa, ve sonsuza kadar iktidar olmak istiyorsa önce bilime ve ahlaka sarılmalıdır ancak Chp başkanı Kılıçdaroğlu ne demişdi Abd'ye; 'Akp seni kandırıyor, sen bizi destekle, seni hiç kandırmayacağız' demişdi, yani Chp'nin ölçütü Atatürk'ün de dediği gibi bilim ve ahlak değil de 'Abd'yi kandırıpkandırmamak/kandırıp kandırmamak'; sen doğrunun en temeli olan bilimsellikten ve ahlaktan uzaklaşıp önce kendini kandırmışsın, kendini bir de Atatürkçü olmak ile kandırmışsın; Abd'yi kandırsan ne olur, kandırmasan ne olur artık.

Önce birileri, bir firma için, İstanbul'daki bir caminin avlusunda, biri türbanlı, biri kapşonlu iki genç bayan iki kız kardeş bir moda firması için katalog için fotoğraf çekimi yapmak istiyor ancak şikayet üzerine polis engelliyor; tarih 5.5.2020.

Ankara'da bir camide; Ankara'nın tanıtımı, ve 19 mayıs Atatürk'ü anma, Gençlik ve spor bayramı için video çekmek için motosikletle drift yapılıyor, ve bu bilgi birilerince hemen Melih Gökçek'e gönderiliyor; tarih 17.5.2020.

İzmir'de, camilerde Çav bella, ve Yuh yuh çalındığı da İzmir Chp üyesi ve Chp İzmir eski il başkanı bir bayana bildiriliyor, ve o da hemen o videoyu paylaşıyor, ve tuzakçılarca umulduğu gibi yanlış, kötü bir biçimde, ve bayan 'Dini değerleri aşağılamak' suçu işlediği savı ile hemen tutuklanıyor.

Anlaşılan ki birileri camilere takmış durumda.

Moda belası, ve siyaset diye kolaycılık hastalığı heryeri sarmış durumda zaten.

Araç kişiler farklı olsa da açık amaç yalnızca Chp'ye zarar vermek.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 25.5.20/01.06

MODA TURİZM VE ÜNLÜLER ÇOCUKLARI DA BOZUYOR

Açık ki genelev ile moda ve turizım(turizm) arasında yalnızca bir tık fark var; genelevlerde de fahişeler sütyen-külot bulunuyorlar; bikini, mayo da zaten sütyen-külot, ve sütyen-külot olarak, bay, bayan herkesin içinde bulunmak.

İşin içinde bir de çocuklar var. Ortalıkta külotla dolaşan; ortalıkta sütyen-külotla dolaşan, demokrasiye ve laikliğe göre 'yarıçıplak', ahlaka ve dine göre ise 'çıplak' olarak yer alınılan pılajlarda(plajlarda), otel havuzularında, site havuzularında yetişkinlerle birlikte çocuklar da var.

Pılajlarda(Plajlarda), otel havuzularında, site havuzularında bikinili, mayolu ünlülerle birlikte çocukları da var, yarıçıplak bayların ve sütyen-külot bayanlar ile birlikte; bikinili, mayolu sözde ünlü kız çocuğuna da bikini, mayo giydirmiş, bay-bayan çıplak kitlenin içinde.

Genelevlere hiçdeğilse çocuklar alınmıyor.

Toplumsal alanlarda; adına mini şort denilen külot, öyle ki poponun yarısı çıplak olarak dışarıda; mini etek, tayt pantolon. Toplumsal alanlarda da çocuklar var.

Üstelik moda sitesileri çocukları da ahlaka aykırı moda için manken olarak kullanmakta.

Buna moda ve turizım deniliyor.

Ünlüler var. Ahlaka aykırı ya da dine aykırı giysilerle yani 'Giyinme ürünü' değil de 'Çıplaklık ürünü' araçlarla medyaya çıkan; çocuklar onları internette dei televizyonda da görebiliyorlar. Bu ünlüler varsa, kendi çocuklarını da bozuyorlar.

Ülkemizde; ahlaka uygun kaç ünlü var? Dünyada, ahlaka uygun kaç ünlü var? Moda çıplaklığı ve turizım çıplaklığı; moda ahlaksızlığı ve turizım ahlaksızlığı; ünsüzünden, ünlüsüne; okumamışından okumuşuna kadar, ahtapot gibi sarmakta tüm dünyayı; sanki çıplaklık, ahlaksızlık insanlığın, dünyanın yeni dini inançı.

Oysa; Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; bunun anlamını bilen var mı? Ey Muhammed'e sırtdönenler, Atatürk'e de neden sırtdönüyorsunuz; ey Atatürk'e sırtdönenler, Muhammed'e de neden sırtdönüyorsunuz; kuşkusuz ki sizler gerçekte kendine en büyük cehalet, ve kötülüklerin hem nednei hem amaçı(amacı) olan, ve önce akılı, sonra da ahlakı yok eden nefsi önder edinenlerdensiniz; öyle ise nedir bu çağdaşlık, medenilik, uygarlık, bilimsellik, üstünlük ya da din, iman havaları? Gerçek ki sizin tek amaçınız nefstir.

Gerçek ki bilim ve ahlak ile yönetilmeyen ülkede doğru devlet de, doğru toplum da yoktur. Yoksa Muhammed, ve Atatürk yanılıyor da siz mi doğru biliyorsunuz; insanlığa ne yararınız olmuşki(olmuş ki)?

Üniversite diplomasılarına bakmayın, üniversite dünyası da üniversite olmaktan çıktı artık tıpkı demokrasinin demokrasi, laikliğin laiklik, sanatın sanat, ekonominin ekonomi, devletlerin devlet olmaktan, dini inançlıların dini inançlı olmaktan çıkmaları gibi; ünlülere de, sizden oy isteyenlere de sorun: Akıl, mantık, felsefe, bilim, ahlak ve din ile ilgin ne kadar?

Evrensel dil müzik değil artık; evrensel dil ahlaksızlık, çıplaklık, utanmazlık, ve bunları sunan moda, turizım, medya ve mekanlar.

Gerçek ki akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım, akıldışı-ahlakdışı ünlüler 21. yüzyılı medeniyet içinde medeniyetsizlik, medeniyet içinde ilkellik-barbarlık-vahşilik yapmakta.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.5.20/09.14

MODA MODA (ŞİİR)

Moda yalnızca ahlakın değil
Bilimin, akılın, mantığın, akıl-ruh sağlığının da düşmanı
Moda özgürlük değil
Deliliğin ve ahlaksızlığın serbestliği
Akıldışı-ahlakdışı moda serbest ise ne hukukun anlamı kalır
Ne dinin, ne demokrasinin, ne laikliğin, ne eğitimin, üniversitelerin,
Moda moda
Namussuzluk salon, onursuzluk oda
Moda moda
Delilik viski, utanmazlık soda,
Abd dünyayı para, siyaset ve silah ile değil
Akıldışı-ahlakdışı moda
Ve akıldışı-ahlakdışı ünlüleri ile yönetiyor
Abd demokrasi ve özgürlük ülkesi değil
Akıldışılığa ve ahlakdışılığa kölelik ülkesi,
Moda moda
Ne ahlak ne akıl-ruh sağlığı umurda
Moda moda
Pornoya ve uyuşturucuya giden yol, sonunda,
Moda bedene en utanmazca kölelik
Modanın amaçı faşistlik
Ülkeleri ve insanlığı ilkel çağlara geri götürmek
Moda demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün değil
Faşistliğin, kapitalistlerin ve savaşların dostu
Moda özgürlüğün değil
Akıldışı-ahlakdışı siyasetin sinsi dostu,
Moda çağın en büyük uyuşturucusu
Çağın en büyük ajanlığı
En büyük akıl-ruh sağlıksızlığı
En büyük ilkelliği
En büyük kitle imha silahı durumunda,
Ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun en üst aşamasıdır
Ahlaka aykırılık özgürlük değil deliliğe arkadaşlıktır
Modanın amaçı alimler, alimeler yetiştirmek değil
Conan'lar, Zeyna'lar yetiştirmek
Modanın amaçı insanca bir dünya değil
Hayvanca bir dünya yaratmak,
Moda bügün 'Ahlaksızca giyin, manyakça görün' der
Yarın 'Uyuşturucu kullan' der, 'Zina yap, fuhuş yap, pornoda oyna' der
Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi
Astroloji ve medyumluk bilimi
Moda ahlakı yiyor
Moda insanlığı özgür değil
Akıldışı-ahlakdışı Abd'nin kölesi yapıyor,
Korumalı çocukları, gençleri, tüm toplumları moadadan
Yoksa ülkelerin de, dünyanın da farkı kalmaz
Pompei'den, Sodom'dan, Gomora'dan
Ya da Romalılar'dan ya da hayvanlar dünyasından.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.5.20/09.06


EZANA MÜSLÜMAN SAYGISIZLIĞI DURUMU

Diyanet'in, üstelik de sultanlığı kötüleyen, sultanlığın İslamiyet'e aykırı olduğunu açıklayan 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' hadisine karşın siyasetçilerle cami açtığı, 'Dokuz yaşındaki kız çocuğu evlenebilir', 'Babanın kendi öz kızına şehvetle bakması günah değildir' gibi dine aykırı fetvalar verebildiği, ve Muhammed bile hiçbir mescide kendi adını vermemişken camilere sultan yani kişi adlarının verildiği bir ülkede açık ki İslamiyet doğru ve iyi anlaşılmış bir durumda değildir.

İnsanları, toplumları ve insanlığı iki şey yanlış götürür: Cehalet yani bilgisizlik, ve nefs yani duyuları baştaçı etmek.

Bazı Müslümanlar sanmakta ki İslamiyet hadisler olmadan da olur ancak yanılıyorlar oysa dini tanımlayan Din hadisileri bilinmeden din bilinemez; ve insanlar ya kendi bildiklerini din sanırlar ya da herşeyi yanlış anlarlar ve yanlış yorumlarlar; örnek ki Trt'de yayınlanan 'Kuran'ı güzel okuma yarışması' İslamiyet'e aykırıdır ki bunu geçenlerde bu konudaki bir yazımda yayınladım çünkü Kuran müzik gibi makamlı okunmakta, yarışmada amaç 'Güzel ses' ile etkilemek olmakta, ve 'Kuran okurken ağlamıyorsanız, Kuran'ı okumuş olmazsınız' hadisine aykırı davranılmaktadır ki bu da öncelikle Kuran'ın Türkçe okunmasını zorunlu yapar ki insanlar anlayabilsinler; Kuran asla yarışma konusu yapılamaz, hele ki nefssel bir yarışma konusu asla yapılamaz çünkü nefs dinin en büyük düşmanıdır çünkü nefs hem en büyük cehalettir ki cehalet de dinin en büyük ikinci düşmanıdır, hem de nefs kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır(amacıdır), unutmayın ki Adam(Adem) ile Eva'yı(Havva'yı) da Cennet'ten kovduran şey nefs idi yani dinin en büyük öğretisi, amaçı 'Nefse karşıtlık'tır, en büyük sınavı da 'Nefs'tir yani insanlara, toplumlara nefs öğretmek, nefs aşılamak dine en büyük düşmanlıktır ki akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı ünlüler ve akıldışı-ahlakdışı siyaset de insanlara, toplumlara ve insanlığa nefs aşılamaya çalışmakta.

Hadisler diyor ki 'Ezanı makamlı okumayın.', 'Kim insanların kalbini kazanmak için güzel konuşmayı öğrenirse Allah kıyamette onun hiçbirşeyini kabul etmez.' ve 'Gürültü yapan, bizden değildir' ki Muhammed zamanında araba yoktu, hoparlör gibi şeyler yoktu.

Açık ki Müslümanlar inançlarına saygısızlık, hakaret saptamak için dikkatliler iken kendi yaptıkları saygısızlığın farkında değiller gibi görünmekte durum.

Savım ki ezana Müslüman saygısızlığı iki türlü oluşmakta:
1- 'Ezanı makamlı okumayın.' hadisine aykırı olarak ezanı makamlı okumak ile.
2- 'Gürültü yapan bizden değildir.' hadisine aykırı olarak ezanı hoparlörle okumak ile.
2- Ezanı hoparlörle okumak ile.

Birincisi açık, ve 'Kim insanların kalbini kazanmak için güzel konuşmayı öğrenirse Allah kıyamette onun hiçbirşeyini kabul etmez.' hadisi ile de ilgili ve uyumlu.

İkincisini anlatayım. 'Gürültü yapan bizden değildir.' yani 'Müslüman değildir.'. Bu durum kuşkusuz ki ezandan değil, ezanı amplifikatör ile okunmasından kaynaklanmaktadır yani gürültü olan ezan değil hoparlördür; örnek ki bebekler ağlarlar ancak bebek ağlamalarını hoparlörle çevreye yaymak gürültü olur. Muhammed zamanında hem ezan makamsız okunurdu, hem hoparlörsüz okunurdu yani ezan olarak duyulan ses insan sesi idi, hoparlör sesi değil; domates gürültü değildir ve yararlıdır ancak hoparlörle 'Domates, domates!' diye bağırmak gürültü oluşturur yani doğru ya da iyi ya da yararlı ya da güzel şeyler yanlış araçlarla, yanlış yöntemlerle bu özelliklerinden uzaklaşabilirler; konuşmak gürültü değildir ancak bağıra bağıra ya da yüksek sesle konuşmak gürültü yaratır; Nutuk'u da hoparlörle bağıra bağıra okumak gürültü yaratır, hele ki hoparlörle yüksek sesle her gün ve günde 2-3 kez okunursa. Hoparlör ezan okuma araçı(aracı) değildir, gürültü yapmak, gürültü yaymak araçıdır, öyle ki müzik bile hoparlör ile gürültü biçimine dönüşür.

Üçüncüsünü anlatayım. İkincisi ile aynı görünmesine karşın aynı değil; şöyle ki ezan okunmadan biraz önce insan Si'ye(Helaya) girmiş olabiliyor, ve üstelik de katı dışkı için; bu durumda biryandan hoparlörün ezan sesi duyulurken biryandan da insan katı dışkısını yapmak zorunda kalıyor.

Bu nedenle açık ki ezanın hem makamsız okunması hem de mikrofonsuz, hoparlörsüz, amfisiz, doğrudan insan sesi ile okunması gerekiyor.

Düşünün ki aynı amfi teknolojisi ile ya da markası, ve aynı mikrofon teknolojisi ya da markası ahlaka aykırı müzik yapanlarda da, siyaset yapanlarda da var.

Denilecek ki 'Artık, iller(şehirler) çok büyüdü, sesle ezanı duyurmak olanaksız.'. İyi de hem küçücük köylerde, küçücük ilçelerde bile ezan hoparlörle okunuyor hem de Müslümanlar ezan saatlerini öğrenmeliler artık; televizyon var, ceptelefonu var, internet var, ezan saatlerini gösteren takvimler var; camiye yakın yerlerde evlerin camları hoparlör yüzünden sallanıyor, sabahın 4'ünde, 4 buçuğunda.

Ramazan ayı'nda gece gece, Ramazan davulu denilen davullar. Din çok ses çıkarmak üzerine kurulu değildir; sakinlik ve sessizlik üzerine kuruludur; bu nedenle ki hadis 'Gürültü yapan, bizden değildir' diyor.

Bu açıdan; Kuran'ın da makamsız ve mikrofonsuz okunması İslami açıdan zorunlu.

Eğer, Muhammed ezanın anlamına, özüne değil güçlü olmasına, yüksek sesle olmasına ya da haz ya da mutluluk vermesine önem verseydi ezanı üç-beş güçlü sesli kişiden koro ile okuturdu.

Müslümanlara önerim ki 'Ben Müslümanım' demeden önce, dini tanımlayan-açıklayan-anlatan-öğreten Din hadisileri'ni okusunlar, öğrensinler yoksa mezhepler, tarikatlar, cemaatler hem dinden hem birbirlerinden farklı yerlere giderler. Bilinmeli ki İslamiyet'in tek mezhebi, tek tarikatı, tek cemaati vardır; o da Din hadisileri'nin amaçıdır.

Din hadisileri diyor ki 'Din ilimdir(bilimdir), ilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür; din ahlaktır, edebtir, utanmaktır; din vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, güvenilirliktir, tarafsızlıktır, medeniliktir, sakinliktir, huzurdur, nefssizliktir, inzivadır.'.

İnsanlar başkalarının yaptıklarına bakarlarken bir de kendi yaptıklarına bakmalılar.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 26.5.20/09.11