30 Kasım 2020 Pazartesi

KORONA AŞISI OLMAK İSTEMEYENLERE KORONA AŞISI YAPILMAMALI DURUMU

 İnsanlığın temel sorunu gerçekte bilimdışılık, ahlaksızlık, barbarlık, savaş, terör gibi şeyler değil mantıksızlık çünkü mantık olsa zaten bunlar olmazdı. Yani felsefe de, bilim de, din de, ahlak da, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de önce mantık ile başlar yani mantık yoksa bunlar da olmaz.


İnsan hakları da, demokrasi de, laiklik de, eğitim de, hukuk da, özgürlük de, din de, ahlak da, Atatürkçülük de 'doğru' şeyler yapmaktır; 'doğru'ya giden yol da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak'tan geçer. Yani demek ki bilimdışı insanlar da, ahlakdışı insanlar da, aşıya karşı insanlar da 'Bilim ve ahlak' ile doğru ya da iyi eğitilmemiş insanlardır.


Özelde Türkiye'de, genelde İslam dünyasında 'Aşı karşıtlığı' diye birşey başladı oysa aşı bilime de uygundur, 'Din önce bilim ve ahlak demektir, bilim ve ahlak yoksa din de yoktur' diyen Din hadisileri'ne yani dinin tanımına da uygundur çünkü aşı zaten bilimsel birşeydir, ve aşı olmayıp başkalarının sağlıklarını tehlikeye atmak da ahlaka yani dine aykırıdır. 'Aşı kısırlaştırıyormuş' falan da; yahu her devlet insanlarını kısırlaştırsa, '3-4 çocuk isteyen Akp insanlarını kısırlaştırtmaz, ve Türkiye'de bir aşının içinde neler var, neler yok anlayabilecek bilim, teknoloji ve bilimciler var yani her devletin insanları kısırlaştırmak diye bir amaçı olsa Akp'nin olmaz ki hangi devlet böyle sürekli savaş olasılıklı bir dünyada toplumunu kısırlaştırmak yani yok etmek ister. Açık ki Türkiye'de, ve İslam dünyasında aşı karşıtlığının asıl amaçı(amacı) özelde Türkiye'ye, genelde ise İslam dünyasına saldırı olabilir yani dünyadaki Türk sayısını ve Müslüman sayısını azaltmak ya da yok etmek olabilir; bunu kim ister, açık ki en başta Siyonistler çünkü Siyonistlerin amaçı dünyayı Siyonistlere vermektir ki biravuç(bir avuç) Siyonist kurnazlıklar, tuzaklar ve hileler olmasa dünyayı nasıl elegeçirecek(ele geçirecek)? Gerçek ki geleceğin dünyasında, aşısız insanlara da, aşısız toplumlara da yer olmayacaktır.


Açık ki korona salgını genelde insanlığın mantıksızlık, ahlaka aykırılık ve nefs köleliği içindeki durumunun bir sonuçudur(sonucudur); bu duruma, toplumlarını Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile eğitmeyen, ülkelerini 'Bilim ve ahlak' üzerine kurmayan siyasi iktidarların neden olması ile de özelde siyasetin bir sonuçudur. Yani, tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş durumu. Bu açıdan ki koronaya 'İnsanlığı, ülkeleri ve dünyayı bilime ve ahlaka uygun olarak düzenlemeyi' dayatan doğanın mantıksızlık, ahlaka aykırılık, barbarlık, zalimlik, sorumsuzluk, bencillik ve nefs köleliği yani yozluk içindeki insanlığa ve düzene başkaldırısı olarak da bakılabilir. Yani korona aşısı olmamak yalnızca insanca dünya düşmanlığı değil doğa düşmanlığıdır da.


Görülmekte ki koronaya karşı savaş devletlerden çok insanların savaşımına, mantık durumuna bağlı yani insanlar koronaya karşı bilimsel önlemlere uyarlarsa korona yenilir, uymazlarsa yenilmez; ve devletler de herkesin başına bekçi dikemez. Yani, sokağa çıkmadan önce maske takmanın, elleri sabunla yıkamanın, sağlık kurallarına uymanın devletlerle ne ilgisi var? Bakın, tıp, sağlık, devlet bunca yıldır 'Sigara içmeyin' demekte ancak yine de içenler var. Yani, koronaya karşı savaş önce insanın görevidir, devletin değil; devletin yapabileceği tek şey uyarılar yapmaktır, yasaklar çıkarmaktır, aşı ve ilaç yapmaktır ya da sağlamaktır ki insan aşı olmak istemiyorsa zorla nasıl yapacaksın. Yani koronaya karşı savaş; işsizlik, yoksulluk, enflasyon, ekonomi gibi yalnızca devletin yapabileceği birşey değil. Görüyorsunuz işte; demokrasi ve bilim denilen Avrupa'da, Abd'de bile, maske takmak istemeyen, koronaya karşı önlemlere uymak istemeyen kişiler gösteriler, eylemler yapmakta. Açık ki insanların zekalarından yalnızca devletler değil insanların kendileri de sorumludur. Yani, koronaya karşı savaşın temeli yaşamak isteyenlerin yapmaları gereken şey herşeyi devletten beklemeyip, koronaya karşı bilimsel önlemlere istekle, sürekli ve dikkatle uymaktır ki bugün korona gelir, yarın başka birşey yani artık bilimsel, mantıklı, tutarlık, gerçekçi bir hayat sürmesi gerekiyor insanlığın; ceptelefonlu, bilgisayarlı, televizyonlu, beyazeşyalı, uçaklı, arabalı, apartmanlı, metrolu Mağara çağı dönemini bırakıp.


Yani, korona olmak istemeyen insan öncelikle maske takmalıdır ve öteki önlemlere de uymalıdır yani maske takan ve öteki önlemlere de uyan insana maske takmayan insanlar korona bulaştıramaz. Maske ancak nasıl maske? Maske yeni satın alınmış da olsa tuzlu su püskürtülüp tuzlanmalıdır çünkü yeni de olsa maskenin dezenfektanı olmayabilir, satıcı kirli elleri ile tutup vermiş olabilir, maskeyi satın alanın elleri kirli olabilir; yani maske öncelikle tuzlanmalıdır. Ve, eğer aynı maske pekçok kez ya da sürekli kullanılacaksa, her eve gelişte maskeye çamaşır suyu eklenmiş su püskürtülmeli, ve maske hiç sıkılmadan kurutulmalıdır, sonra da maskeye tuzlu su püskürtülmeli ve maske yine sıkılmadan kurutulmalıdır, sonra kullanılmalıdır yani önemli olan şey maske değil maskenin dezenfekteliliğidir; öyle ki gerçekte önemli olan maske de değil havanın dezenfekteliliğidir yani her an dezenfekteli durumdaki havaya sahip bir ortamda maskeye de gerek olmaz.


Korona aşısı olmak istemeyenlere aşı yapılmamalı.


Neden? Çünkü zaten Akp iktidarı aşı olmayı keyife bırakmış durumda çünkü bebeklere ve çocuklara zorunlu sağlık aşılarının yapılması annelerinin ve babalarının onayına yani bağlı koşulunu getirdi Akp iktidarı; gerçekte 'Babanın onayı'na çünkü Akp Osmanlıcı ve İslamcı, Osmanlıcılıkta ve İslamcılıkta erkeğin onayı geçer.


Yani, bebeklerine ve çocuklarına aşı yaptırmaya zorlamadığınız insanları aşı olmaya nasıl ve neden zorlayacaksınız? Yani gerçek ki demokrasi, laiklik, Türkçe ve Atatürk düşmanlığı akıl, mantık ve bilimsellik düşmanlığıdır da.


Bunun dışında, şu nedenler de var:

1- Yaşamak istemeyen kimseyi, ölmek isteyen kimseyi zorla yaşatamazsınız. Ameliyat olmazsa ölecek hastalar bile ameliyat olmazlarsa ameliyat edilmiyorlar. Yani herkesi yaşatamazsınız çünkü dünya Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği ve istediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine değil cehalet ve nefs yani demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, eğitimin, akıl-ruh sağlığının, ve dinin en büyük iki düşmanı üzerine kurulu.

2- Demokrasi, laiklik ve din demek 'Önce bilim' demektir yani 'Önce bilimsellik, bilim egemenliği, bilime uymak' demektir. Yani demokrasinin, laikliğin, bilimin, dinin ve insanlığın bilime uyan, bilimsel mantıklı, bilimsel insanlara yani toplumlara gereksinimi var; bilime aykırı insanlara, bilime aykırı toplumlara değil. Yani, geleceğin dünyası da, geleceğin insanlığı da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' üzerine kurulu olacaktır, yani geleceğin dünyası bilime ve ahlaka aykırı olanlara aykırı bir dünya olacaktır. Aşıya karşı olmak yalnızca bilime değil dine, ahlaka, vicdana ve medeniliğe de karşı olmaktır çünkü aşı olmayıp başkalarının hayatlarını da tehlikeye atmak dine de, ahlaka da, vicdana da, medeniliğe de aykırıdır yani vicdana ve medeniliğe karşı olan yani vicdansızlık ve barbarlık isteyen insanların 21. yüzyılda ne işleri var? Açık ki suçların genel nedeni de vicdana ve medeniliğe karşı olmaktır; yani aşı olmamak, aşı karşıtlığı öteki insanlara da, topluma da, insanca dünyaya düşman olmaktır; açık ki geleceğin dünyasında bilime ve ahlaka aykırı olanların yeri olmayacaktır yani şimdiden geleceğe hazırlanmak gerekir yoksa geleceğe hazırlanmış ülkelerin kölesi olunur.


Bu nedenle; korona aşısı olmak istemeyen yetişkinlere korona aşısı yapılmamalı ancak bebeklere ve çocuklara yapılmalıdır çünkü bebeklerin ve çocukların hayatları da, sağlıkları da başkalarının keyifine bırakılamaz; bebeklerin ve çocukların hayatları başkalarının dudakları arasında değil devletin güvencesi altındadır.


Yani, bırakın ölmek isteyen ölsün, yaşamak isteyen yaşasın; Türkiye'nin de, insanlığın da, dinin de bilime, medeniliğe ve vicdana aykırı insanlara gereksinimi yok zaten. Yani, insanların yaşamak hakkı gibi ölmek hakkı da olmalı çünkü kimse zorla yaşatılamaz ki bazı ülkelerde ötenazi denilen şey var.


Maskeni tak, öteki kurallara uy, aşını ol; gerisini merak etme sen.


Ya, bilimin dediği olmalı yani bırakın aşıyı, ameliyat olmak istemeyen ancak ameliyat olmazlarsa ölecek hastalara bile zorla ameliyat yapılmalı yani insanlar kendi hallerine bırakılmamalı ya da insanlar kendi hallerine bırakılmalı.


Gerçek şu ki geleceğin dünyasında bilime ve ahlaka aykırılığa yer yok; olmamalı da. İnsanlığın başına ne geliyorsa bilime ve ahlaka aykırılık yüzünden geliyor zaten; siyaset ve özel sektör denilen kapitalistlik, sömürü de bu bilime ve ahlaka aykırılıktan besleniyor zaten yani geleceğin dünyasında siyasete ve özel sektöre de yer yok.


Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a uyun, dünyada sorun kalmaz.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.12.20/04.59

KORONAYA KARŞI SAVAŞIN TÜRKÇEYE DEMOKRASİYE VE LAİKLİĞE KARŞI SAVAŞA DA DÖNÜŞMÜŞ DURUMU

 Doğru şeyler yalnızca doğru şeyler olmayabilir yani doğru şeyler de yanlış şeyler içerebilirler ya da yanlışa yönelim içerebilirler. Örnek ki öğüt doğrudur ancak kötü öğütler kötüdür; yemek yemek doğrudur ancak sağlıksız tabaklarda ya da sağlıksız ortamlarda yemek yemek kötüdür.


Açık ki koronaya karşı savaş özelde Türkçeye, genelde ise demokrasiye, laikliğe ve Atatürk'e karşı savaş durumu da göstermekte.


Neden?


Örnek ki Sağlık bakanlığı korona ile ilgili, Kamu spotu denilen şeylerde 'kıyafet' diyor. Milli eğitim bakanlığı'nın Eba dahil eğitimi de 'kıyafet' diyor.


Neden iktidara ait heryerde genelde Türkçe olmayan sözcükler kullanmak, özelde ise 'kıyafet' demek durumu? Örnek ki Türkçeleri varken neden 'Hijyen, etik, misyon, vizyon, plasman, aktivite, performans, aksiyon, aktivite' demek? Bu durum Akp'nin demokrasiye, laikliğe ve Atatürk'e karşı durumu ya da Osmanlıcılık durumu ile birleşince açık ki Türkçe konusundaki bu durumun bir rastlantı değil dayatma olduğu düşünülüyor.


'Kıyafet sözcüğü Arabça diyor' Türk dil kurumu; bana göre, dünyadaki, tüm dillerdeki tüm sözcükler gerçekte Türkçe olsa da ancak neden 'Giysi, giyecek' varken sürekli 'kıyafet'? Yani, biryandan koronaya karşı savaşılırken neden biryandan da Türkçeye bir saldırı durumu görülmekte? Bilinmiyor ki Türkçe giderse Türkiye gider çünkü Türkiye demek Atatürk demek, Atatürk demek Türkçe demek. Bu nedenle açık ki Türkiye'yi korumak Türkçeyi ve Atatürk'ü korumaktan da geçmekte; bilimi, bilimselliği, ahlakı, demokrasiyi, laikliği korumak yanında.


Atatürk demek 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demek; demek ki Türkiye Türkçesi 'Önce bilim ve ahlak' diyen bir ülke yaratmak, oluşturmak için.


Bakın; Türkiye'de yalnızca demokrasi, laiklik ve Atatürk değil; Türkçe de azaltılmakta. Yani, Osmanlı hanedanlığı'cı olmak yalnızca demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e değil bilimselliğe, Türkçeye, Türkiye'ye, Türklüğe ve dine de karşı olmaktır çünkü demokrasi de, laiklik de, Atatürk de gerçekte 'Önce bilim ve ahlak' der yani Batı türü yani akıldışı-ahlakdışı demokrasi ve akıldışı-ahlakdışı laiklik türü gerçekte doğru demokrasi ve doğru laiklik türü değil, sahte demokrasi ve sahte laiklik türüdür. Din de yalnızca 'Önce ahlak' demez, 'Önce bilim' de der çünkü dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilimdir(ilimdir), bilim yoksa din de olmaz, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' diyor; Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' diyor yani öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanlarını, Osmanlı hanedanlığı'nı baştaçı etmek yalnızca demokrasiye, laikliğe, bilime değil Türklüğe ve dine de aykırıdır. Bilinmeli ki Türk demek 'Önce ahlak ve Türkçe' demektir; din de 'Önce Arabça' değil 'Önce bilim ve ahlak' demektir, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demektir; bu uyumu, bu birlikteliği, bu durumu anlamak çok mu zor?



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.12.20/04.56

BEBEKLERE VE ÇOCUKLARA AŞILARIN ANNE BABA ONAYINA BIRAKILMASI İNSAN HAKLARINA VE DİNE AYKIRI

 Bir toplumu eğitmek siyasetçilerini ve ünlülerini eğitmekten geçer çünkü hem toplum onların arkalarından gider, yani siyasetçiler ve ünlüler bilime ve ahlaka aykırı iseler eğitimin de anlamı, etkisi, değeri, önemi, olumluluğu, eğiticiliği kalmaz. Bu nedenle ki siyasetçileri ve ünlüleri Muhammed'in ve Atatürk'ün dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile eğitmeye büyük bir önem veriyorum yani onlarla ilgili yazılarım siyaset için değil Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' içinde bir ülke ve dünya oluşması içindir.


Açık ki Osmanlıcı Akp dünyası yalnızca demokrasiye, laikliğe, evrim kuramına ve Atatürk'e karşı olanlar için değil akıla, mantığa, bilimselliğe, medeniliğe aykırı olanlar için de mutluluk verici bir alan çünkü zaten Osmanlıcı olmak demokrasiye, laikliğe, evrime, Atatürk'e ve bilimselliğe karşı olmaktır çünkü Atatürk de Muhammed gibi 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' demiş bir insandır ki demokrasinin, laikliğin, Atatürkçülüğün doğrusu da zaten 'Önce bilim ve ahlak' der. Yani, Akp dünyasının bilimsel olmasını beklemek zaten mantığa da, Akp'nin durumuna da aykırıdır yani Atatürk'e, demokrasiye, laikliğe karşı olmak zaten mantıksızlıktır, ve mantıksızlıktan da mantıklı bir dünya beklenilemez.


Akp hükümeti bebeklere ve çocuklara zorunlu sağlık aşılarını zorunlu olmaktan çıkardı, ve bu aşıların bebeklere ve çocuklara yapılması kararını anneye ve babaya bıraktı.


Bu durum açık ki insan haklarına da, akıla mantığa da, Anayasaya da, dine de aykırıdır. Çünkü bebeklerin ve çocukların yaşama hakları da, sağlıklı yaşama hakları da annenin, babanın kararına bırakılamaz.


Bakın; Akp hükümeti biryandan bu aşıları annenin, babanın kararına bırakırken biryandan da temel eğitimi lise sona kadar zorunlu yaptı. Bu çelişki nedendir? Bu çelişkinin nedeni açık ki bilimsellik arayışı değil Akp'ye destek olan, oy veren, bilime ve dini tanımlayan Din hadisileri'nin tanımladığı dine aykırı tarikatları, cemaatleri, demokrasi karşıtılarını, laiklik karşıtılarını, Atatürk karşıtılarını ve Osmanlıcıları mutlu etmek için olabilir.


Aşı olmamak da, bebeklere ve çocuklara aşı yaptırmamak da zaten bilime ve akıla-mantığa aykırıdır ancak dine neden aykırıdır? Aykırıdır çünkü dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilimdir(ilimdir), bilim yoksa din de yoktur, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür' diyor. Yani bilimin bir sonuçu(sonucu) ve gereği olan aşıya karşı olmak yalnızca bilime, bilimcilik demek olan demokrasiye, bilimcilik demek olan laikliğe değil dine de aykırıdır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.12.20/04.53


29 Kasım 2020 Pazar

ATATÜRK TARİHTEKİ VE DÜNYADAKİ EN DOĞRU TEK DEVLET ADAMIDIR DURUMU

 Gerçek ki Atatürk şimdiye kadarki tarihteki ve şimdiye kadarki dünyadaki en doğru tek doğru devlet adamıdır.


Neden?


Çünkü Atatürk hem 'Hayatta en doğru yol bilimdir', hem tıp bilimi, sağlık bilimi dahil 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin', hem de 'Önce ahlak' demiş, dolayısı ile de 'Benim yaptıklarım ya da söylediklerim, ahlakın söyledikleri ile çelişirse beni değil ahlakı dinleyin' demiş hem tek devletadamıdır(devlet adamıdır), hem de tek insandır.


Bu iki sözü tarihteki ve şimdiye kadarki dünyadaki hiçbir devletadamı söylememiştir. Yani, Atatürk yalnızca öğrenen değil, öğrendikleri ile yaratıcılıklar yapan, öğrendiklerine doğru eklemeler yapabilen, öğrendiklerini hep daha ileriye götürebilen bir insandır da yani ezberci değil yaratıcıdır.


Kuşkusuz ki 'Önce bilim', ve 'Önce ahlak' diyen, tarihte pekçok insan olmuştur ancak hiçbirisi Atatürk gibi 'Benim söylediklerime bilimin söyledikleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin', ve 'Benim yaptıklarımla ahlakın dedikleri çelişirse beni değil ahlakı dinleyin' dememiştir ki ahlaka vicdan ve merhamet de dahildir. Tarihte, yanlışsız hiçbir devletadamı yoktur ancak açık ki tarihte Atatürk gibi doğrucu, örnek bir devletadamı da yoktur. Bu nedenle ki Atatürk siyasetçi değil devletadamıdır çünkü siyaset siyaseti yani kendini düşünür oysa Atatürk gerçekleri, doğruları, insanlığı, insanca olanı, evrenselliği amaçladı hep tıpkı bir bilimci, düşünür, alim, bilge gibi.


Yani, Atatürk kendini değil bilimi ve ahlakı mutlaklaştırdı. Bu nedenle de 'Benim naçiz vücudum elbette birgün toprak olacaktır ancak Türkiye ilelebet(sonsuza kadar) payidar(sonsuza kadar) kalacaktır' dedi ki 'Türkiye cumhuriyeti' dediği de 'Bilim, ahlak ve Türkçe'dir.


İşte, Türkiye'nin de, tüm dünyanın da böyle öğrencilere, böyle üniversite mezunularına(mezunlarına), böyle akademisyenlere, böyle öğretmenlere, böyle eğitime, böyle hukuka, böyle demokrasiye, böyle laikliğe, böyle özgürlüğe, böyle ekonomiye, böyle devlet türüne, böyle yöneticilere, böyle sanatçılara, böyle ünlülere, böyle yazarlara, böyle şairlere, böyle aydınlara gereksinimi var.


Açık ki Atatürk düşmanlığı ya Türkiye'ye karşı düşmanlıktır ya Türkiye'ye karşı ajanlıktır ya akıl-ruh hastalığıdır ya çirkefliktir, onursuzluktur, utanmazlıktır ancak ne olursa olsun açık ki insanlıkdışılıktır, yalnızca Türkiye'ye ve Türklüğe değil insanlığa da aykırılıktır.


Bu nedenle ki Atatürk düşmanlığına ya ajanlık ya da akıl-ruh hastalığı işlemi yapılmalıdır. Yani, Türkiye'ye karşı ajanlığın da, barbarlığın da, insanlıkdışılığın da, akıl-ruh hastalığının da temel belirtilerinden biri de Atatürk düşmanlığıdır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.11.20/05.23

KOMBİYİ GECE KAPATMAK TASARRUF SAĞLAMAZ MI?

 Önce mantık çünkü demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, din de, ahlak da, akıl-ruh sağlığı da 'Önce mantık' üzerine kuruludur.


Kombi konusunda büyük bir cehalet ve mantıksızlık var görünmekte çünkü kombi oda termostatının gereksiz olduğunu düşünenler var olduğu gibi bir de 'Kombiyi gece kapatmak tasarruf sağlamaz' diyenler var.


Kombiyi gece kapatmak tasarruf sağlamazmış; neden, çünkü kombi kapatılırsa konut sabaha kadar soğurmuş; sabah da konutu ısıtmak için kombiyi daha uzun süre çalıştırmak gerekirmiş.


Anlaşılmamış olan konu şu: Kombi gece yani yatarken kapatılırsa konut sabaha kadar soğusa da sabah 1 saat içinde konut yine ısınır; gece zaten sıcacık yorganın, battaniyenin altında, sıcacık yatağın içindesin. Yani akıl var, mantık var; kombiyi sabaha kadar yani 8-10-12 saat açık tutmak mı daha mantıklı yoksa sabaha kadar kapatıp sabah 1 saat açmak mı? Yani, parasal açıdan, konut soğumasın diye kombiyi saatlerce açık tutmak mı daha mantıklı yoksa konutu 1 saatte ısıtmak mı?



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.11.20/00.56

BÜLENT ERSOY MÜZİĞİ YA DA TÜRK SANAT MÜZİĞİ'Nİ BIRAKMALI DURUMU

 Doğaya benzemek ilkelliktir çünkü doğanın beyini, ruhu, ahlakı, vicdanı, medeniliği yoktur oysa insan beyine ve ruha ait böyle pekçok erdem taşımak zorunda yani insan doğaya değil alime, alimeye benzemeli.


Bülent Ersoy'u sevmem de, dinlemem de, öyle ki radyoda o da çıksa, Zeki Müren de çıksa, benzerleri de çıksa radyoyu hemen kapatırım, onlar bittikten sonra açarım çünkü ben de Muhammed ve Atatürk gibi 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyenlerdenim; 'Önce nefs, haz, zevk, keyif, mutluluk' diyenlerden değil.


Hayatta en önce önemli şey 'İyi insan olmak' değil, 'Doğru insan olmak'tır çünkü yanlış insanlar da iyi insan olabilirler yani her iyi insan doğru insan demek değildir ancak doğru insan olmak hem doğruluktur hem de herkese iyiliktir.


Açık ki merkezi Abd-İngiltere-İsrail üçgenli, akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez tüm dünyaya, insanlığa akıldışılık, bilimdışılık ve ahlakdışılık pompalamak için uğraşmakta; bunun için de moda, medya, sıpor(spor), astroloji, medyumluk, falcılık, turizım(turizm), bilgisayar oyunu, festival, sinema, müzik, ünlü, siyaset gibi araçları kullanmakta; birileri de farkında olmadan bu tuzağa alet olmakta. Açık ki 21. yüzyılın en büyük saldırısı genelde 'Ahlaksızlık saldırısı', özelde ise 'Ahlakdışı moda saldırısı'dır çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun en üst nitel soyut aşamasıdır yani ahlak giderse beyine, ruha doğru yolu gösterecek pusula da gider yani ahlak demek mantık demektir de ancak ahlaka aykırılık demek nefs demektir ki nefs de hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır(amacıdır), hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eder. Yani, Türkiye'deki akıldışı-ahlakdışı moda Abd-İngiltere-İsrail üçgenli akıldışı ve ahlakdışı merkezin özelde Türkiye'ye, genelde ise İslam dünyasına saldırısı olarak düşünülmelidir yani akıldışılığa, bilimdışılığa ve ahlakdışılığa karşı olunmalıdır.


Müziksel ses sanatını ses güzelliği sananlar var oysa müziksel ses sanatçısında ses güzelliğinden önce ruh, kişilik, özel hayat doğruluğu olmalıdır çünkü insan demek yalnızca bedeni demek değildir ki ses de bedensel durumdur yani insanlarda yalnızca sessel ya da görünümsel güzellik aramak; insanların ruhlarına, kişiliklerine, özel hayatlarına bakmamak yanlıştır ki boşanmaların temel nedeni de bu yanlıştır bence.


Yani, sesi ya da yüzü, gözü, saçı, burunu, kaşı, kirpiği, ayakkabısı, tırnakları, giysisi güzel diye insana neden saygı duyulsun? Ve, sesi güzel diye havaatmak(hava atmak) kaslarını gösterip havaatmak gibi bir ilkelliktir çünkü ikisi de bedensel, nicel şeylerdir ki ses güzelliği olan hayvanlar da var, örnek ki bülbül, kanarya; öyle ki su sesi, rüzgar sesi de güzel olabilir.


Din demek de, Atatürk demek de, demokrasi demek de, laiklik demek de, özgürlük demek de, Müslüman demek de, Türk demek de, akıl-ruh sağlığı demek de genelde 'Önce mantık', özelde ise 'Ahlak' demek.


'Müzik ruhun gıdasıdır' denilir ancak açık ki mantıklı ya da toplumcu ya da ahlaklı müzik yani ruha yani insanlığa yararlı müzik çünkü hem ruh demek 'doğru' olan demektir, hem de gıda 'yararlı' demektir. Yani, doğru müzik ruhun gıdasıdır ki 'doğru' da herkese göre değişen değil, 'sonuçlarına göre doğru olan'dır yani 'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed'in de, 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ün de dediği gibi 'doğru'ya ancak 'Bilim ve ahlak' ile gidilir, yani sözünü ettiğim 'doğru', herkese göre değişen, keyfi, kıytırık, sanısal, hayali, nefssel, algısal doğru değil, 'Bilim ve ahlak'a göre doğru olandır. Öyle ki Muhammed 'Din bilim ve ahlaktır, bilim ve ahlak yoksa din de yoktur' demiş; Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demiş; yani 'Bilim ve ahlak'ı dışlamış doğru, doğru değildir; öyle ise 'bilim ve ahlak'ı dışlamış demokrasi de demokrasi değildir, laiklik de laiklik değildir, özgürlük de özgürlük değildir; öyle ki 'Bilim ve ahlak'ı dışlamış sanat da doğru sanat değildir, sanatçı da doğru sanatçı değildir; yani Atatürk'ün 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' sözündeki 'sanat' bilime ve ahlaka aykırı olmayan sanatı ve sanatçıyı içerir, kapsar.


Gerçek ki Türk demek de, Müslüman demek de, özetle 'Önce ahlak' demektir çünkü bilim zaten mantıktır, ahlak da mantığın en üst nitel soyut aşamasıdır.


Açık ki Bülent Ersoy'un hali de, hayatı da hem Türklüğe hem dine ya da Müslümanlığa aykırı durum göstermekte ancak tuhaf ki konserlerinde 'Allah!' diye bağırmakta, ancak İspanya'daki bir çıplaklar kampında da güneşlenmiş.


Görüldü ki Bülent Ersoy'un ruhu da genelde sanata, özelde müziğe, daha özelde ise Türk sanat müziği'ne aykırılık içinde. Neden? Çünkü 40 bin Tl değerinde, iki tane, kar tilkisi kürkü satın almış; kürkün önünden de iki tane tilki kafası sallanmakta, yani kürkte vicdani açıdan iğrenç, utanç, mide bulandırıcı, insanlıkdışı, akıldışı, barbar, ilkel bir görüntü durumu. Sanat 'ruh'un gıdasıdır; 'doğru ruh' ise vicdan, merhamet, ahlak, medenilik, utanmak' gibi erdemler, özellikler içerir. Yani, böyle bir kürk sanata da, müziğe de, Türk sanat müziği'ne de, sanatçılığa da aykırı bir durumdur.


Türk sanat müziği 'Türk', 'sanat' ve 'müzik' demek. Türk, önce ahlak demek; sanat, müzik önce vicdanlı, merhametli, duygulu ruh demek.


Cinsiyet değiştirmek, ahlaka/dine/Türklüğe/Müslümanlığa aykırı giyimler, ahlaka/dine/Türklüğe/Müslümanlığa aykırı görünümler, ahlaka/dine/Türklüğe/Müslümanlığa aykırı hayat durumu; bir de kürk. Yani, ne Türklüğe uygunluk, ne Müslümanlığa uygunluk, ne sanata uygunluk, ne sanatçılığa uygunluk.


Açık ki Bülent Ersoy'un durumu Bülent Ersoy müziği ya da Türk sanat müziğini bırakmalı durumu göstermekte. Bu durumla Türklük de, Müslümanlık da, sanat da, sanatçılık da, Türk sanat müziği de, demokrasi de, laiklik de, özgürlük de, insanlık da olmaz. Ses güzelliğinden de önemli, üstün, değerli şeyler var.


Gerçek ki Türkiye'nin de, tüm dünyanın da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' içinde sanatçılara gereksinimi var. Gerçek ki Türkiye de, tüm insanlık da 'Bilim ve ahlak'a aykırı sanatçılara da, ünlülere de sırtdönmelidir(sırt dönmelidir) çünkü yalnızca demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe, dine giden yol değil akıl-ruh sağlığına giden yol da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak'tan geçer.


Türkiye'de de, dünyada da; 'Önce bilim ve ahlak' diyen sanatçılar ve ünlüler çağı başlamalı artık.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 30.11.20/00.51

28 Kasım 2020 Cumartesi

HAYIRLI CUMALAR SÖZÜNDEKİ MANTIKSIZLIK DURUMU

 Dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilim(ilim) demektir; bilim yoksa din de olmaz; bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin; alimin uykusu bile cahilinin ibadetinden üstündür; alimler peygamberlerin varisleridir' demesine karşın hem dinli olduklarını söyleyenler hem de dine karşı olanlar dini bilimdışılık olarak görmek ısrarı içindeler.


Bilim demek mantık demektir. Ahlak da mantığın nitel soyut en üst aşamasıdır. Akıl-ruh sağlığı da ancak mantık ile olur. Felsefe de mantık ile başlar. Yani felsefede de, bilimde de, dinde de önce mantık gelir çünkü mantık doğruya atılan ilk adımdır yani mantığa yönelinmiyorsa doğrular aranmıyor demektir ki felsefe de, bilim de, din de doğruya ulaşmak durumudur zaten.


Açık ki başta hükümdarlar, siyasetçiler, kapitalistler, tarikatlar, cemaatler, medya ve ünlüler olmak üzere birileri İslam dünyasına farkında olarak da, farkında olmayarak da mantıksızlık aşılamaya, pompalamaya çalışmakta ancak farkında olunsa da, farkında olunmasa da yapılan şey İslam dünyasını mantıksız duruma getirmeye çalışmış olmaktır. Mantıksızlık da felsefeden, bilimden ve Din hadisileri'nin tanımladığı evrensel ve bilimsel dinden uzaklaştırır ki bu da en çok genelde din düşmanlarının, özelde ise İslam düşmanlarının işine gelir.


Yani genelde dini inançlılar, özelde Müslümanlar genelde Din hadisileri'ne, özelde ise mantığa sarılmalıdırlar yoksa doğru pusulasız gemiye dönerler; ezbere yaşarlar, ve Din hadisileri'ne yani dine aykırı yolda olmalarına karşın(rağmen) kendilerini dinli sanırlar.


'Başın sağolsun' anlamsız sözü gibi bir de 'Hayırlı cumalar' diye bir söz var. Bu söz de mantıksızlık içinde. Çünkü öncelikle yani bir; 'Hayırlı' değil 'Hayrlı' olacak çünkü 'hayır' 'evet'in zıttıdır yani 'nefs' sözcüğünün başka şey, 'nefis' sözcüğünün başka şey olması gibi yani dillerde noktalara da, harflere de dikkat etmek gerekir. Yani 'Cumasız günler' anlamına bile gelebilir, getirilebilir. Üstelik 'Hayırlı cumalar' sözünü; cuma gününde ölenler için 'Allah'ın sevgili kulu olmak', 'Gerçek, doğru Müslüman olmak', 'Cennet'e giden yol olarak' yorumlayanlar bile var.


İki;

a) Cumalar hayrsız mı da 'Hayrlı cumalar' denilsin?

b) Cumalar hayrlı olsun da öteki günler hayrsız mı olsunlar?

c) Cuma günü ölenler ve ölecek olanlar yalnızca Müslümanlar, ve İslam'a göre doğru ve iyi insanlar mı? Örnek ki Hitler de, Mussolini de, Matild Manukyan da cuma günü olmuş olamaz mı; ortalıkta bikini yani sütyen-külot gezenler ve kendilerine 'Müslüman' diyenler de cuma günü ölemezler mi? Korona salgını 'Hayırlı cumalar' denildiği için cuma günleri yalnızca Müslüman olmayan kimseleri ya da ahlaka aykırı ya da kötü insanları mı öldürüyor, Müslümanlara zarar vermiyor mu?



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.11.20/03.52

SUUDİ ARABİSTAN DÜNYANIN ESTETİK MERKEZİ OLABİLİR DURUMU

 5-6 yıl kadar internette 'Karavan talebinde(isteğinde) patlama olacak' diye yazmıştım; şimdi ise medyadaki haberlerden görülmekte ki karavan satın almak için sıraya girmek gerekiyormuş yani üretim isteğe yetişemiyormuş. Bu durum da; Abd'li bilimcilerin Maoa geni dediği, benim ise Mia geni dediğim geni Abd'li bilimcilerle, onlardan habersiz olarak, hemen hemen aynı dönemde saptamam da; ben 'Üç boyutlu yazıcı icat edilmeli' diye bir yazı hazırlığı içindeyken 'Üç  boyutlu yazıcı icat edildi' haberinin medyaya düşmesi de düşüncelerimin hayal üzerine değil felsefe, mantık ve bilim yani kuram(teori) üzerine kurulu olması ile ilgilidir. Hayal edebiyatta, sanatta gereklidir; bilimde ve teknolojide ise kuram, ve kuramcı beyin gereklidir.


İnsan hayallerle, insanlık ise hayalin üst aşaması olan kuramlarla(teorilerle) yani hayalin bencilliğe değil bilime, teknolojiye yönelmiş durumu ile ilerler. Yani insanlığın hayalcilere değil kuramcılara gereksinimi var.


İnsanlığın temel sorunu genelde mantıksızlık ve tutarsızlıktır, özelde ise hem en büyük cehalet olan, hem kötülüklerin nedeni ve amaçı(amacı) olan, hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eden nefse köleliktir.


Gerçek ki genelde insanlık, özelde ise Müslümanlar dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, güvenilirlik, medenilik, sakinlik, nefssizlik ve inziva demektir' diyen Din hadisileri'ne yani dinin temel kuralına, İslam'ın temel şeriatına uysa; dünya insanca, insanlık bilgece, ve İslam dünyası da insanlığın ve dünyanın bilim, teknoloji merkezi, ve önderi olurdu. Ancak ne yazık ki Din hadisileri'ne aykırılık içindeki hükümdarlar, siyasetçiler, kapitalistler, tarikatlar, cemaatler, İslamcı örgütler bunu bilerek ya da bilmeyerek önlemekteler.


İslam dünyasına en büyük düşmanlık, en büyük nifak; İslam dünyasını, Müslümanları; dini tanımlayan Din hadisileri'nden uzaklaştırmaktır.


Yani, özetle genelde insanlık, özelde ise İslam dünyası Din hadisileri'ne yani dine aykırılık içinde. Bu nedenle de hem dünya ve insanlık, hem de İslam ülkeleri sorun içinde.


Ancak, Türkiye açık ki bilime ve teknolojiye yönelmek açısından öteki İslamcı ülkelerden farklı durumda ancak örnek ki Katar koyacak yer bulamadığı parası için inşaat, arazi, bankacılık, turizım(turizm) gibi rant kapıları ararken, son zamanlarda bazı değişimler göstermekte olan Suudi Arabistan da ilginç ki bilime ve teknolojiye yönelmiş bir durum göstermekte.


Suudi Arabistan'daki bir üniversite yapay deri icat etmiş yani bildiğimiz insan derisi gibi bir deri yani ayakkabı ya da koltuk derisi değil.


Bu yapay deri hem sensörlü yani algıçlı imiş hem de kendini beşbin(beş bin) kez yeniliyormuş, onarıyormuş, ve gerçek deri gibi de esnekmiş.


Bu icat pekçok şeye yol açabilir. 


Örnek ki:

1- Yüz nakilini(naklini) gereksiz duruma getirebilir.

2- Yara, yanık tedavisinde büyük öneme sahiptir.

3- Görevimiz tehlike filımındaki(filmindeki) gibi yüz değiştirme işi de, parmak izi değiştirme de yapabilir ki bu durum da karşıcasusluk konusunda büyük zorluklar oluşturabilir.

4- Deri renginden mutlu olmayanların derilerini istedikleri renk deri ile kaplayabilir. Bu durumda; eğer renklerinden mutlu değillerse Zenciler(Siyahlar) ve Hintliler Suudi Arabistan'a akın edebilir.


Açık ki bu icat koronaya karşı aşı ve ilaç icadından sonra, insanlığı ilgilendiren en büyük icat durumundadır. Ve yine açık ki korona aşısından ve ilaçından(ilacından) sonra, dünyayı ve insanlığı değiştirebilecek bir icattır.


Evet; İslam dünyası dini tanımlayan Din hadisileri'ne uyup, dünyayı artık akıldışılıkta, bilimdışılıkta değil bilimde ve teknolojide şaşırtmaya başlamalı. İşte ancak o zaman dünyadan 'İslamofobi' kalkar.


Gerçek ki en hayrlılarınız insanlara Din hadisileri'ni öğretmeye çalışanlardır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.11.20/03.55


KORONA YASAKLARINA UYMAYANLARIN DA SİGARA İÇENLERİN DE SEÇME VE SEÇİLME HAKLARI OLMAMALIDIR SAVIM

 Savım ki korona yasaklarına uymayanların da, sigara ve benzeri şeyler kullananların da seçme hakkı da, seçilme hakkı da olmamalıdır.


Neden?


Çünkü hem 21. yüzyıl mantık çağı olmalıdır, hem de kendi sağlığına bile aykırı davrananların da, topluma sağlığa zararlı örnek olanların da seçmek hakkına da, seçilmek hakkına da hakları yanlıştır yani kendileri için doğruyu seçemeyenler başkaları, toplum, ülke ve insanlık için doğruyu nasıl seçecekler?


Demokrasi 'herkes' üzerine değil 'bilim ve ahlak' üzerine kuruludur çünkü demokrasi doğruyu seçmektir; doğruya giden yol da bilimden ve ahlaktan geçer çünkü zaten bilim doğruya giden yoldur, ahlak da doğrunun yani zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun soyut nitel zirvesidir. Yani amaç 'doğru' değilse demokrasinin anlamı olmaz zaten. Yani toplumlar 'doğru'ya yönelmelidir. 'Doğru herkese göre değişir' diyecek saçmalıklar olacaktır; onlar öğrenmeliler ki bilimdeki 'doğru' herkese göre değişen birşey değildir, gerçekliğe göre doğru olandır, örnek ki matematikteki dört işlem kuralları herkese göre değişmez, yani bilimdeki ve demokrasideki 'doğru' böyle bir doğrudur yani 'herkes'e göre yani keyife göre değilen doğru değil bilimsel doğrudur ki demokrasinin ve laikliğin de amaçı(amacı) zaten 'bilime göre doğru olan'a yönelmektir, akıldışılığa ve ahlakdışılığa göre yani cehalete ve nefse göre doğru olana değil. Yani insanlık doğrunun ve demokrasinin ne olduğu konusunda doğruyu öğrenmek zorunda yoksa akıldışı-ahlakdışı siyasetin, akıldışı-ahlakdışı kapitalistlerin, akıldışı-ahlakdışı medyanın, ve akıldışı-ahlakdışı ünlülerin oyuncağı olur.


Korona açık ki insanlığın yalnızca cehaletini değil mantıksızlığını, insanlığa aykırılığını, akıldışılığını, bilimdışılığını ve nefse köleliğini de yani yanlış ve kötü yolda olduğunu da gösterdi yani açık ki Sodom'un, Gomora'nın, Pompei'nin akıla, bilime ve ahlaka aykırılık durumu ne ise 21. yüzyıldaki insanlığın korona karşısındaki durumu da öyledir yani akıla, bilime ve ahlaka aykırılık yani 'yoldan çıkmışlık' yani açık ki Sodom'un, Gomora'nın, Pompei'nin akıldışı, bilimdışı ve ahlakdışı tarihi günümüzde korona ile yinelenmektedir(tekrar etmektedir). Yani koronaya karşı önlemlere uymamak toplum içinde sigara içmek yani hem kendi sağlığını hem de toplumun sağlığını düşünmemek gibidir yani ilkellik ve barbarlık durumudur ki demokraside buna izin verilemez çünkü demokrasi bilim, ahlak ve medenilik düzeni demektir, siyasi parti curcunası ya da egemenliği değil.


Cehalet diyecek ki 'Atatürk de sigara içiyordu'. Anlamadıkları birşey var; Atatürk zamanında sigaranın zararları bilinmiyordu oysa günümüzde sigaranın zararları her gün medyadan yayınlanmakta, ve sigara paketilerinin(paketlerinin) üzerilerinde(üzerlerinde) de yazmakta, yani Atatürk günümüzde yaşasa idi sigarayı da, içkiyi de, akıldışı-ahlakdışı modayı da yasaklardı çünkü zaten Atatürk 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' deyip bu duruma açıklık getirmiş durumdadır ancak kendini 'Atatürkçü' sunan Chp henüz bunu bile anlayamamış durum göstermekte, ve Chp'yi Atatürk'ün dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' partisi değil 'Cehalet ve haz partisi' sanmakta gibidir. Yani, 21. yüzyılda sigara içmek artık akıldışılık, ve akıl-ruh sağlıksızlığı sorunudur ki akıldışılık ve akıl-ruh sağlıksızlığı içinde olanların toplum ve ülke konularında karar vermeleri öncelikle demokrasiye aykırıdır çünkü demokrasi demek de 'Önce bilim ve ahlak' demektir, ve 21. yüzyılda, sigara konusundaki bunca uyarıya karşın sigara ve benzeri şeyler içmeyi sürdürmek 'Topluma yanlış, kötü, zararlı, çirkin örnek olmak' ahlaksızlığı durumudur.


Yani ne kendi sağlığını düşünenlerin, ne de toplumun sağlığını düşünenlerin açık ki toplumsal konularda da, ülke konularında da karar vermeleri diye birşey bilime yani demokrasiye aykırıdır ki buna demokrasi değil diktatörlük ya da keyfilik yani barbarlık denilebilir ki demokrasi denilen ülkelerin geçmişte de, günümüzde de 'savaş ilahı' durumları da, korona salgınına karşı akıldışılık, bilimdışılık, önemsemezlik, sorumsuzluk, insanlıkdışılık içinde olmaları bu nedenledir.


İnsanlık, ve demokrasi artık yeni ve doğru bir başlangıç yapmak zorunda; ve Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' temeli üzerine yani demokrasinin gerçek anlamı üzerine kurulmak zorunda. Bu nedenle ki genelde bilime ve ahlaka aykırı insanların; özelde ise sigara içenlerin, ve korona yasaklarına uymayanların seçme hakları da, seçilme hakları da 'Demokrasi bilimle ve ahlakla eğitmek demektir' gerçeğine uygun olarak süreli olarak yasaklanmalıdır, demokrasi bilim ve ahlak açısından artık çekidüzene(çeki düzene) girmelidir, hükümdarlığın, cehaletin, mantıksızlığın, nefsin, bilimdışılığın, akıldışılığın, insanlıkdışılığın bir türü olmaktan çıkarılmalıdır; unutulmamalıdır ki bir alimin oyu bin cahilin oyundan üstündür.


Yani 'Ya mantıklı ol ya da seçme ve seçilme'. Yeni demokrasi, yeni dünya budur.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 29.11.20/03.49

27 Kasım 2020 Cuma

KAPİTALİSTLER ÇALIYOR SİYASET OYNUYOR (ŞİİR)

 Akıllı cihazlar, akıllı evler, akıllı arabalar akıllı yapmaz insanı ve insanlığı

Akıl için önce nefsi yenip bilimsel ve ahlaklı olmak gerek

Mantıklı ve tutarlı olamadı insanlık henüz

Korona salgınının da, yoksulluğun da, işsizliğin de, çevre sorunlarının da

Ahlaksızlığın da temel nedeni de bu

Demokrasi, laiklik ve özgürlük 'Önce bilim ve ahlak' demek

Anlayamadı nefse kölelik içindeki insanlık bunu henüz,

Nefs ki hem en büyük cehalettir

Hem kötülüklerin hem nedeni, hem amaçıdır(amacıdır)

Hem de önce akılı, mantığı

Sonra da ahlakı ve vicdanı yok eder,

Demokrasi 'Bilim ve ahlak' ise demokrasidir

Laiklik 'Bilim ve ahlak' ise laikliktir

Özgürlük 'Bilim ve ahlak' ise özgürlüktür

Vatan 'Bilim ve ahlak' ise vatandır

Devlet 'Bilim ve ahlak' ise devlettir

Ekonomi 'Bilim ve ahlak' ise ekonomidir

İş 'Bilim ve ahlak' ise iştir

Sevgi 'Bilim ve ahlak' ise sevgidir,

Hükümdarlıkları, sultanlıkları, diktatörlükleri yıkan insanlık

Şimdi de akıldışı-ahlakdışı özel sektörün, akıldışı-ahlakdışı siyasetin

Ve akıldışı-ahlakdışı modanın eline düştüğü için

Bilimsel ve ahlakçı nitel aşamaya geçemedi henüz

Demokrasi ve vatan diye

Akıldışı-ahlakdışı kapitalistler çalıyor, akıldışı-ahlakdışı siyaset oynuyor

Akıldışı-ahlakdışı moda ikisini de oynatıyor

Oysa hayatta akıldışılığın ve ahlakdışılığın davulu değil

Bilimin ve ahlakın sesi duyulmalı

Öyle ki Muhammed de, Atatürk de

'Dünyada da, vatanda da önce bilim ve ahlak' diyor.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.11.20/05.20



DİNLE MUHAMMED'İ ATATÜRK'Ü (ŞİİR)

 Gidersen git de

İçi bağırsak, bok, iğrençlik, tiksinçlik değil mi

Seversen sev de

İçi ateş dolu dünyaya köle değil mi,

Aşk gerçekleri dışlarsa ya mantıksızlık ya hastalık

Aşk doğruları dışlarsa insanlık değil hayvanlık,

Aşk demek herşey demek değil

Aşktan üstün bilim ve ahlak var

Aşk demek can demek değil

Bilimsiz, ahlaksız ruh ölü demek,

İnsana köle olma aşk diye

Özgürlük mantıksızlıkta değil bilim ve ahlakta

Aşk diye bedene uşak olma

Muhammed gibi, Atatürk gibi 'Hayatta önce bilim ve ahlak' de,

Aşk yıla benzer

Biri giderse biri gelir

Aşk değil bilimsel ve ahlaklı olmak önemli

Bilimsiz aşk da, ahlaksız aşk da yılana, akrebe benzer

İnsana hayatı zehir eder,

Uyma akıldışı-ahlakdışı modaya ve akıldışı-ahlakdışı ünlülere

Onuru aşk değil bilim ve ahlak yükseltir

Aşk nefstir, nefs insanı ancak rezil eder

Dinle, Muhammed de, Atatürk de

'Hayatta önce bilim ve ahlak' der.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.11.20/05.17




KURTULUŞ NE PENİSTE NE VAGİNADA (ŞİİR)

 Batıda nitel beyin olsaydı

Yalnızca 'Bilim' demez, 'Ahlak' da derdi

Çünkü demokrasi de, laiklik de, özgürlük de önce ahlak da demek

Çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, insanlığın

En üst soyut nitel aşaması demek

Batıda doğru beyin olsaydı

Yalnızca bilime değil

'Önce bilim ve ahlak' diyen Muhammed gibi, 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk gibi

Ahlaka da giderdi,

Erkek egemenliğine son vermek diye

Dişi diktatörlüğü yaratmak istiyorlar

Yetişkin insan dişisini yetişkin erkek egemenliğinden kurtarmak diye

Yetişkin insan dişisini akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı medya,

Akıldışı-ahlakdışı sanat, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm), ve porno ile

Yetişkin insan erkeğine daha da köle ediyorlar,

Erkek egemenliği dedikleri şey

Ahlakçı ve yoksul yetişkin insan erkeği ve ahlakçı toplum türü

Yetişkin insan dişisini özgür etmek dedikleri şey

Akıldışı-ahlakdışı moda ile

Yetişkin insan dişisini kapitalistliğe ahlaka aykırı köle etmek durumu,

Ahlakdışı Batı demokrasiden de, laiklikten de, özgürlükten de anlamaz,

Kurtuluş ne peniste, ne vaginada

Kurtuluş ne cinsiyette, ne cinsellikte, ne bedende

Kurtuluş ne Batıda, ne Doğuda, ne siyasette, ne özel sektörde

Kurtuluş Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi

Yalnızca 'Bilim ve ahlak'ta yani beyinde

'Bizim sözleşmemiz akıldışı-ahlakdışı Avrupa, akıldışı-ahlakdışı Amerika

Akıldışı-ahlakdışı İstanbul sözleşmesi ile değil

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak ile' de.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.11.20/05.19





26 Kasım 2020 Perşembe

İŞÇİLER KÖLEMİZ PATRONLAR EFENDİMİZ SİYASETÇİLER HÜKÜMDARIMIZ DEĞİL (ŞİİR)

 İşçiler patronlara kölelik etmek için dünyaya gelmediler

İşçiler kölemiz, patronlar efendimiz, siyasetçiler hükümdarımız değil

İnsanlar dünyaya kölelik etmeye gelmediler

İnsanlar dünyaya ekonominin kölesi olmak için gelmediler,

Herkes insanca yaşamalı

Herkes ülkesini ve dünyayı gezebilmeli

İnsanlar kitap okumalı, bilim öğrenmeli

İşçiler kölemiz, patronlar efendimiz, siyasetçiler hükümdarımız değil,

Medeni, insanca dünyada işçiler çok değil az çalışır

Nedir bu, kapitalistler servetlerini dağ gibi yığarlarken

İşçilerin onlara kölelik gibi durumları

Bilimsel, teknolojik dünyada insanlar çok değil az çalışır

Bilimsel, teknolojik, medeni devlet insanlarını köle gibi değil

Alim, alime gibi yaşatır,

Kimsenin hakkı yok dünyayı devlet devlet bölmeye

Çünkü dünya herkesin

Kimsenin hakkı yok vatanları patronlara bölmeye

Çünkü vatanlar herkesin,

Bu akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı düzeni kuran özel sektör

Bu akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı düzeni koruyacak yasaları yapan siyaset

Bozacınının şahidi şıracı durumu

Oysa Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi tek doğru tanık

Yalnızca bilim ve ahlak,

Muhammed de, Atatürk de 'Siyaset ve özel sektör' demiyor

'Bilim ve ahlak' diyor

Siyaset de, özel sektör de hem kendilerini dünyayı hem hem insanlığı yiyor,

Felsefe de, bilim de, din de diyor

Özel sektöre ve siyasete son

Muhammed de, Atatürk de diyor

Dünyayı siyaset ve özel sektör değil bilim ve ahlak yönetmeli,

İşçiler kölemiz, patronlar efendimiz, siyasetçiler hükümdarımız değil

İnsanlığın tek bir efendisi, hükümdarı var

O da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak',

Birleşin tüm insanlar 'Bilim ve ahlak'ta

Birleş tüm insanlık, tüm dünya 'Bilim ve ahlak'ta

İnsanca, doğru tek dünya siyasette ve özel sektörde değil

Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'ta.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.11.20/09.43





KADIN VE HAYVAN

 Yetişkin insan erkeğinin göğüsleri kastır, kas da yiğitlik, kahramanlık, güç demektir; yetişkin insan dişisinin göğüsleri ise cinsiyettir, cinselliktir. Yani, göğüs ikisinde de var da, anlamları farklı.


Yani, akıl yalnızca benzerlikleri fark etmek değil, 'Farkları fark etmektir' de. Buna 'Seçicilik ve ayrımcılık' denir. Yani, doğru akıl da, sağlıklı akıl-ruh da hem herşeyin aynı olduğunu, hem de herşeyin farklı olduğunu fark edebilen akıl ve ruh durumudur.


Akıl da, akıl-ruh sağlığı da, bilim de 'seçicilik ve ayrımcılık' gerektirir. Gerçek ki herkes kendi beğendiğine, kendi istediğine sahip olmak ister. Yani, gerçek ki 'seçicilik ve ayrımcılık' yoksa akıl da, akıl-ruh sağlığı da yok demektir.


Dünya denilen şey gerçekte içi lav, kor, ateş dolu birşeydir; insan denilen şey de içi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu birşeydir. Yani dünyaya, vatanlara, ülkelere ve aşık olunan kimselere bu övgüler nedense? Yani insan bedeni de, memeli hayvan bedeni de gerçekte nesnel olarak aynı şeydir; memeli hayvan bedeninde ne varsa, insan bedeninde de vardır büyük olasılıkla. İnsanı hayvandan ayıran şeylerden biri mantık, biri de mantığın en üst aşaması olan ahlaktır yani mantık yoksa ahlak da olmaz, ahlak yoksa mantık da yok demektir.


Yani, insan, dünyayı ve vatanını, ülkesini ne kadar güzel, harika görürse görsün, dünya da, vatanlar da altları lav, kor, ateş dolu şeylerdir; insanlar da kendilerini ne kadar büyük, üstün, önemli, harika görürlerse görsünler, sonuçta içleri bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeyler dolu şeylerdir, kuşkusuz ki insan dişisi de.


Kadının değeri konusunda ya da kadına değer vermek konusunda pekçok söz söylenilmekte, pekçok şey yapılmakta ancak durum ne yapılırsa yapılsın kadına değerin nicel de, nitel de, somut da, soyut da sınırı ve sonu olduğunu göstermekte.


Örnek mi?


İşte örnek: Erkekler pazardan ya da üreticiden bir hayvan aldıklarında, hayvan yavrularsa çok sevinirler, mutluluktan uçarlar. Örnek ki erkek, koyun aldığında, koyun yavrularsa çok sevinir, ikiz yavrularsa daha çok, üçüz yavrularsa daha çok; inek için de, akvaryum balığı için de, tavşan için de, köpek için de böyle.


Peki, dünyada kaç erkek; bakire diye evlendiği, 'aldığı' bayan evlendikten üç gün sonra yavrularsa sevinir, mutluluktan uçar; dünyada kaç aile, bekar, bakire kızları sokağa çıktıktan üç gün sonra yavrularsa sevinir, mutluluktan uçar; ancak açık ki dışarıdan bebek yerine bir tavşan ya da muhabbet kuşu getirseler sevinirler.


Peki, dünyada kaç kadın, kocasına 'Ben şimdi sokağa çıkıyorum, akşama sana bir başkasından bebek yapıp geleceğim' der?


Yani, kadın, kocasına 'Aldığın koyun yavrularsa seviniyorsun da, ben sana yavru getirsem neden sevinmiyorsun?' diyebilir mi?


Bu durum açık ki yetişkin insan dişisinin gerçekte hayvan kadar değeri olmadığını göstermekte. Yani açık ki bunca hoş, güzel, övgü dolu söz; şiir gerçekte boşa. Yani açık ki yetişkin insan dişisine yetişkin insan erkeğince söylenilen her güzel söz koşullu durumda. Yani, 'Senin için Roma'yı yakarım, dünyayı yıkarım' diyenler var ya, sevdikleri çocuksuz, bakire kadınlar bir süre sonra yanlarında çocukla gelsinler bakalım.


Yani, erkek, satın aldığı koyun yavruladı diye seviniyorsa, bakire diye evlendiği kadının üç gün sonra çocuk doğurmasına da sevinmek zorunda mı?


Yani, herkes sınırını bilmek zorunda.


Açık ki herşeyi yalnızca yetişkin insan erkeğinin aşmasını beklemek, istemek yanlış; bazı şeyleri de yetişkin insan dişisinin aşması gerekir, örnek ki nefs gibi, mantıksızlık gibi, ahlaka aykırılık gibi, modaya kölelik gibi.


Batıda akıl var da ahlak yok yani akıl henüz en üst nitel soyut aşamasını ulaşamamış. Bu nedenle ki Batının arkasına takılmak mantıksızlığın zirvesine koşmaktır gerçekte.


Yani, açık ki herkes sınırını bilmeli; yani, yalnızca yetişkin insan erkeğinin değil, yetişkin insan dişisinin de, insanın da sınırı var, ve olmalı da çünkü yoksa yalnızca ahlak değil, akıl, mantık da dışlanmış olunur.


Gerçek ki herkes Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a sarılırsa sorun kalmaz ki insanlığın da, uygulanan demokrasinin de, uygulanan laikliğin de temel sorunu 'Bilim ve ahlak'a sarılmamaktır zaten.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.11.20/09.40

EKONOMİ MODELİ ÖNERİM

 Türkiye'de kapitalistlerin temel özelliği 'tembellik'tir, ve bu tembellik Türklerin Orta Asya'dan gelme özelliklerinden olan, ve Atatürk'ün bile 'Ne mutlu Türküm diyene' ve 'Bir Türk dünyaya bedeldir' sözlerinin bile yok etmeyi başaramadığı, genelde 'Yabancı hayranlığı', özelde ise 'Batı hayranlığı' ile taçlanır. Yani, Türkiye'de kapitalistlik henüz Abd'de olduğu gibi 'mucitlik, yaratıcılık' aşamasına gelebilmiş durumda değil; yapılan şey genelde yabancı şirketlerin, özelde ise Batı şirketlerinin bayiliklerini, acenteliklerini almak. Neden böyle? Birinci nedeni genler dedim; ikinci nedeni de devletin ve siyasetin Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' üzerine kurulu olmaması. Görüldü işte; Chp'nin Milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel Avrupa kılasikleri'ni(klasiklerini) Türkçeye çevirtip çevirtip Türkiye'ye boca etti; Adnan Menderes ise Türkiye'yi Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak ülkesi' yapmak yerine 'Küçük Amerika' yapmaya çalıştı. Şimdi de akıldışı-ahlakdışı moda, ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler de Türkiye'yi Abd'ye benzetmeye çalışmakta.


Yani önce mantık. Mantık da 'Bilim ve ahlak' ile taçlanmalı oysa Türkiye bilime de, ahlaka da aykırı bir yol götürülmekte; Osmanlıcılık ve Arabçılık ile 'bilime aykırılık'a, Avrupa birliği yandaşlığı ile de 'ahlaka aykırılık'a. Sonra da neymiş; Atatürkçüymüş falan, Müslümanmış falan. Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demişken; hem bilime ve ahlaka aykırı dünyalara sarılıp hem de Müslüman ya da Atatürkçü nasıl olunuyor acaba? Açık ki siyaset de, özel sektör de akıl ve insanlık için doğru pusula değil.


Korona salgınının başında tıpçılar 'Korona virüsü havadan ağır, havada durmaz, hemen yere düşer, bu nedenle herkes değil yalnızca hastalar maske taksın, kediden ve köpekten korona bulaşmaz' derlerken ben tam tersini söyledimdi, ben haklı çıktım. Üniversite tıp değil ekonomi okudum ancak tıp üzerine birkaç genel kültürüm, felsefe ve mantık ile bu sonuça(sonuca) vardım; yani, hava kirliliğini yaratan ve virüslerden daha ağır olan kömür(karbon) ve kükürt tozcukları havada günlerce kalabiliyorlarsa bunlardan çok daha hafif olan virüsler neden kalamasın, diye düşündüm ki 20 yıl önceden de bir sağlık kitabında okuduğum 'Gırip(Grip) virüsü havada 20 dakika kalabilir' bilgisi de bu konuda yardımcı oldu, demek ki tıpçıların yani tıp fakültesilerinin(fakültelerinin) biraz genel kültüre, biraz felsefeye, biraz da mantığa gereksinimleri var.


Üniversite de ben de ekonomi okudum. Doların aşırı yükselişi karşısında bazı ekonomistler(iktisaçılar) 'Para basılsın' dedi, bazı ekonomistler 'Imf'den borç alınsın' dedi, ben 'Mevduat faizi yükseltilsin' dedim, ben haklı çıktım, sonunda mevduat faizi yükseltildi çünkü en azından şu ki binalarını satan müteahit(müteahhit) kapitalistler kazançlarını saklamak için ya faize ya altına ya dövize yatıracaklardı yani müteahitlerden fabrika açmalarını beklemek mantıksızlık olur; mevduat faizi de düşük, enflasyon da açıklanandan yüksek olduğu için kazançlarını faize yatırmayacakları, dövize ve altına yatıracakları açıktı, bu nedenle ki döviz kuru ve altın fiyatı çok yükseldi. Doların aşırı yükseleceğini Dolar(dolar) piyasada henüz 6 Tl iken yani nisan ya da mayıs ayında internette yayınlamıştım.


Bence siyaset de, özel sektör de yasaklanmalı, ve tüm ülkeler Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmeli ancak o aşamaya gelinceye kadar ekonomi üzerine bir üç ayaklı bir yapı(model) önerim var:

1- Mevduat faizindeki yükseltmeye devam edilsin. 'Faiz yükselince yatırımlar azalır ya da olmaz, özel sektör yatırım yapmaz' diyenler olur; onlara derim ki faizler düşükken, dipte iken özel sektör kaç fabrika açtı? Sıfır mı? Demek ki kapitalistlerin faiz oranına olan ilgisi bitmiş, yani kapitalistler yatırım, üretim peşine değil rant peşine düşmüşler yani açık ki faiz oranı sıfır da olsa bu ülkede fabrika açılmayacak. Mevduat faizinin yükselmesi de enflasyonun yükselmesini önler. Bu durum, parası olanları korur.

2- Yatırım yapmak, fabrika açmak isteyenlere devlet ya düşük faizle ya sıfır faizle borç versin. Bu durum yatırım yapmak isteyenleri korur.

3- Denilecek ki bankalar, yüksek faizle topladıkları paraları yüksek faizle kapitalistlere veremezler yani bu durumda bankalar neden para toplasınlar? Yanıtım şu: Bankalar paraları yani mevduatı kapitalistlere değil, 'tüketici kıredisi/kredisi' olarak tüketiciye versinler. Kıredi faizinin yükselmesi de enflasyonun yükselmesini önler; ve kıredi kartı ile alışveriş de küçük taksitler halinde olursa vatandaşlar gereksinimlerini çok zorlanmadan karşılayabilirler. Bankaların kendileri de fabrika açabilirler, neden açmıyorlarki(açmıyorlarki). Bu durum bankaları ve tüketicileri korur.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 27.11.20/09.44

25 Kasım 2020 Çarşamba

EMİNE ERDOĞAN DOĞRU SÖYLEMİŞ ANCAK EKSİK SÖYLEMİŞ DURUMU

 Emine Erdoğan; Mhp'nin Chp başkanına tehdit ve hakaret söyleyen Alaattin Çakıcı'ya sahip çıkması konusu ile ilgili olarak 'Katiller, mafya babaları, zorbalar rol model gibi lanse edilmesin'.


Doğru, iyi, yararlı, olumlu, güzel, mantıklı, örnek bir söz.


Ancak herşeyden önce şunu demek gerekir: 'Yerli ve milli' durum isteyen Akp dünyasının üstelik de Fıransa(Fransa) ile Türkiye arasında sorun yaşanılan bu dönemde, Türkçe karşılığı varken Fıransızca(Fransızca) ile bir sözcük ile derdini anlatması 'Yerli ve milli' olmaya aykırı bir durum göstermekte, 'Rol model' sözcüğünü bilimsel bir terim olarak düşünsek de. Ancak, Türk dil kurumu sözlüğü 'lanse etmek'e Türkçe karşılık olarak 'Öncelemek' demiş oysa sözcüğün anlamından da anlaşılmakta ki 'lanse etmek' 'Tanıtmak, sunmak' anlamında.


Gerçek ki 'Yerli ve milli' olmak önce Türkçe ile başlar, Türkiye için, Türkler için ancak ne yazık ki Türkçe Fıransızca, İngilizce, İtalyanca, Arabça, Farsça sözcükler ile yok edilmek üzere. Biliyorsunuz, Türkiye'ye, Türkçeye son zamanlarda 'hijyen, etik, aktivite, motivasyon, misyon, vizyon, sansasyon, plasman, aktivasyon' gibi yabancı sözcükler boca edilmekte, bu sözcüklerin Türkçelerinin var olmasına karşın.


Gelelim, Emine Erdoğan'ın ettiği sözün başka durumuna.


Emine Erdoğan 'Katiller, mafya babaları, zorbalar rol model gibi lanse edilmesin' deyip doğru, iyi, yararlı, olumlu, güzel, mantıklı, örnek bir söz etmiş de eksik söylemiş. Neden? Çünkü örnek ki öz bebek kardeşini, öz çocuk kardeşini, öz annesini, öz babasını, öz evladını, öz çocuk torununu bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanıları(sultanları), ve akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler için de aynı sözü söylemesi gerekir çünkü onların yaptıkları da dine de, Türklüğe de, insanlığa da aykırı durumda, üstelik tarih hamile kadınları bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanılarından(sultanlarından) da söz etmekte, ve onlar da topluma 'rol model' olarak sunulmakta. Emine Erdoğan bunu söylemedikçe gerçeklerin ve doğruların dışlanılan yüzleri hep karanlıkta kalır.


Gerçek ki bilime, dine, insanlığa, gerçeğe ve doğruya giden yol tüm gerçekleri ve tüm doğruları birlikte sunmaktan geçer. İşte, insanlık bunu başardığı gün dünya ve insanlık insanca olur; Türkiye bunu başardığı gün dünyaya ve insanlığa örnek ve önder olur ancak ne yazık ki siyaset ve özel sektör bunun gerçekleşmesini önlemekte çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem dine aykırıdır, hem de dünyanın en büyük kötülüğüdür, ve siyaset de, özel sektör de nefse kölelik saçmakta yani insan ve insanlık önce mantığa sarılıp, önce nefse savaş açmak zorunda yoksa gerçeklerin ve doğruların tümlüğüne asla ulaşılamaz; bu nedenle ki siyaset ve özel sektör yasaklanmalı, Türkiye de, dünya da Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmelidir yoksa çözüm asla olmaz.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.11.20/09.00

ÖNCE BİLİM VE AHLAK DİYOR MUHAMMED DE ATATÜRK DE (ŞİİR)

Sevsen ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra

Adın aşk olsa ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra

Mutlu olsan ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra

Başarılı olsan ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra,

Önce bilim ve ahlak diyor, Muhammed de, Atatürk de

Laiklik de, demokrasi de, özgürlük de,

Adın okul, üniversite, eğitim olsa ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra

Adın akademisyen, öğretmen, öğrenci olsa ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra

Adın sanat, sanatçı, ünlü olsa ne olur

Bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra,

Önce bilim ve ahlak diyor, Muhammed de, Atatürk de

Laiklik de, demokrasi de, özgürlük de,

Adın siyaset olsa ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra

Adın özel sektör olsa ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra,

Önce bilim ve ahlak diyor, akıl ve ruh sağlığı

Adın moda olsa, medya olsa, turizım(turizm) olsa ne olur

Bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra,

Bilime ve ahlaka ihanet

Yalnızca Muhammed'e, Atatürk'e ve Türkiye'ye değil

Tüm dünyaya ve tüm insanlığa ihanettir,

Adın insan olsa ne, erkek olsa, kadın olsa 

Batılı olsa, Doğulu olsa ne olur, bilimi ve ahlakı dışladıktan sonra

Tüm insanlık bilime ve ahlaka aykırılığı dışlamalı

Önce bilim ve ahlak diyor, Muhammed de, Atatürk de

Laiklik de, demokrasi de, özgürlük de, akıl-ruh sağlığı da.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.11.20/12.50



ÖNCE BİLİM VE AHLAK DE (ŞİİR)

 Ne Abd, ne Ab

Yalnızca 'Bilim ve ahlak' de

Ne Arab, ne Orta Asya, ne Osmanlı

Önderimiz 'Bilim ve ahlak' de

Ne A partisi, ne B partisi, ne C partisi

Çözüm 'Bilim ve ahlak' de

Ne tarikatlar, ne cemaatler, ne vakıflar, ne dernekler

Din 'Önce bilim ve ahlak' de,

'Önce bilim ve ahlak' diyor Muhammed

'Önce bilim ve ahlak' diyor Atatürk

'Önce bilim ve ahlak' diyor laiklik

'Önce bilim ve ahlak' diyor demokrasi

'Önce bilim ve ahlak' diyor özgürlük

'Önce bilim ve ahlak' diyor akıl ve ruh sağlığı

'Önce bilim ve ahlak' de,

Ne batı, ne doğu

Ne kuzey, ne güney

Yalnızca 'Bilim ve ahlak'tır

İnsanın, toplumların ve insanlığın tek doğru yolu,

Ekonomide de 'Önce bilim ve ahlak'

Devlette de 'Önce bilim ve ahlak'

Vatanda da 'Önce bilim ve ahlak'

Sanatta da 'Önce bilim ve ahlak'

Turizımda(Turizmde) da 'Önce bilim ve ahlak'

Sıporda(Sporda) da 'Önce bilim ve ahlak'

Medyada da 'Önce bilim ve ahlak'

Hukukta da 'Önce bilim ve ahlak'

Eğitimde de 'Önce bilim ve ahlak'

Arkadaşlıkta, dostlukta da 'Önce bilim ve ahlak'

Sevgide de 'Önce bilim ve ahlak'

Ailede de 'Önce bilim ve ahlak'

Mutlulukta da 'Önce bilim ve ahlak'

Hayatta da 'Önce bilim ve ahlak'

'Önce bilim ve ahlak' de,

'Bilim ve ahlak yoksa din de yoktur' diyor Muhammed

'Beni değil bilimi ve ahlakı dinleyin' diyor Atatürk

'Önce bilim ve ahlak'tır insanca dünyanın yolu

Herkese saygı diye birşey yok

'Önce bilim ve ahlak' de.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.11.20/11.03




24 Kasım 2020 Salı

BERAT ALBAYRAK BÜLENT ARINÇ AKP VE MEDENİLİK

 Berat Albayrak'ı da, Bülent Arınç'ı da kişilik, ruh, özel hayat olarak hiç tanımadığımızı düşünelim; amaçlarını biryana(bir yana) bırakalım.


Bu iki kişinin Akp dünyasına aykırı oldukları yüzlerinden, davranışlarından, sözlerinden açıkta. Bu iki kişinin yalnızca yüzlerine, davranışlarına, sözlerine bakmakla bile bu iki kişinin oldukça medeni insanlar oldukları izlenimi oluşur.


Bu durum ise açık ki Akp dünyasına aykırı bir dünyadır.


Neden?


Çünkü Akp dünyası öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı'nın ve sultanlarının baştaçı(baştacı) edildiği bir dünyadır. Açık ki böyle bir dünyaya medeni liderler, medeni önderler, medeni kişiler aykırı olur.


Açık ki Bülent Arınç'a da, Berat Albayrak'a da en başından beri bir soğukluk durumu vardı Akp dünyasında yani açıktı ki ikisi de istenmiyordu.


Yani, açık ki eğer Berat Albayrak ve Bülent Arınç medenilik göstermek yerine muhalefete esipgürleselerdi(esip gürleselerdi), bağırıpçağırsalardı(bağırıp çağırsalardı), hakaret etselerdi çok sevilirlerdi. Yani, açık ki Berat Albayrak medeni, sevimli görünümü yani dış görünüşü ile; Bülent Arınç da vicdancılığı yani iç dünyası ile Akp dünyasına aykırı kimseler.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.11.20/00.32

DÜNYADA AHLAKA AYKIRILIK YARIŞI MI VAR?

 Açık ki Abd-Avrupa-İsrail merkezli akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez dünyaya, insanlığa ahlakdışı moda, porno, ahlakdışı pılajlar(plajlar) ile ahlakdışılık, akıldışı moda-astroloji-medyumluk-falcılık gibi şeyler ile de akıldışılık pompalamakta; birileri de bu tuzağa, 'Batıdan gelen herşey demokrasi, laiklik ve özgürlüktür' diye düşmekte yani birileri Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' demiş olmasına karşın bilime aykırılığı ve ahlaka aykırılığı demokrasi, laiklik, özgürlük sanmakta.


Bu nedenle dünya akıldışı-ahlakdışı moda, astroloji, medyumluk, falcılık ve akıldışı-ahlakdışı ünlü türü ile dolmakta. Yine bu nedenle ki akıldışı-ahlakdışı Abd'de moda olan herşey hemen Türkiye'de de moda olmakta.


Bu nedenle; televizyona çıkan, medyaya çıkan bazı ünlülerin 'Babam küçükken beni taciz etti', 'Babam bizi döverdi' gibi açıklamalarını da; yayılmakta olan kadıncılık eylemlerini de o merkezin etkisi olarak değerlendirmek gerekir.


Dünyada bir ahlaka aykırılık, ve ahlaka aykırılıkları açıklama yarışı mı var?


Neden?


Geçenlerde, Türkiye'de, Biri bizi gözetliyor adlı ahlaka aykırı yarışmanın sunuculuğunu yapmış olan Öykü Serter isimli bayan uzun bir süre, evli bir erkekle birliktelik yaşadığını açıkladı; üç, beş gün sonra da İngiliz bir yoz, sözde sanatçı Emily Atack isimli bayan işi iki adım daha ileri götürüp 'Evli bir çift ile ilişkim vardı' dedi.


İnsanlık şunu bilmeli: Asıl cesaret ahlaka aykırılık değil ahlaktır çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün, akıl-ruh sağlığının, medeniliğin, medeniyetin, insanlığın, evrimin, evrenin en üst soyut nitel aşamasıdır.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.11.20/00.31


RED EDİYORUM (ŞİİR)

 Red ediyorum

Atatürkçülük diye, Atatürk'ün 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' sözüne uygun olarak

Bilimsel ve ahlakçı Türkiye yerine

Sigara, içki, ahlaka aykırı giyim serbestliğini, zina serbestliğini

Eşcinsellik serbestliğini, ahlaka aykırı mekan serbestliğini red ediyorum

Din diye, dini tanımlayan, 'Din ilim(bilim), ahlak, vicdan, merhamet

Dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik ve bunlarla inziva demektir' diyen

Din hadisileri yerine

Arabça, Arabçılık, Arab tarihi, Osmanlıcılık, siyasi yandaşlık, tarikatçılık, cemaatçilik

Bilimdışı inançlar, gelenek, görenek, töre, 

Barbarlık, cehalet, mantıksızlık öğretilmesini red ediyorum,

Red ediyorum

Demokrasi, laiklik ve özgürlük diye bilim ve ahlak düzeni kurulması yerine

Bilimdışılık ve ahlakdışılık serbestliğini 

Moda diye akıldışılık ve ahlakdışılık yapılmasını

Sanatın ve sanatçılığın ahlakı dışlamasını, sanatçılık diye ahlaksızlık yapılmasını

Turizım(Turizm) diye ahlakdışı pılajları(plajları) red ediyorum,

Milliyetçiliğin bilimsellik ve ahlakçılık yerine barbarlık, vahişilik, saldırganlık yapılmasını

Komünistliğin ahlakı dışlamasını

Ekonomi diye özel sektörün vatanı ve toplumu sömürmesini

Ekonomi diye vatanın ve toplumun özel sektöre köle edilmesini, peşkeş çekilmesini

Medyanın yandaşlık yapmasını ve ahlaksızlık yaymasını

Kadın hakları, insan hakları diye bilime ve ahlaka aykırılık istenilmesini

Siyasetin toplumu bölmesini, insanları birbirlerine düşman etmesini

Bilime ve ahlaka sırtdönmesini red ediyorum,

Red ediyorum

Bilime ve ahlaka aykırı bir Atatürkçülüğü, demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü

Bilime ve ahlaka aykırı din öğretimini

Bilime ve ahlaka aykırı milliyetçiliği

Bilime ve ahlaka aykırı komünistliği

Bilime ve ahlaka aykırı sanatı ve sanatçılığı

Bilime ve ahlaka aykırı ekonomiyi

Bilime ve ahlaka aykırı siyaseti 

Bilime ve ahlaka aykırı hakları

Bilime ve ahlaka aykırı dünya düzenini 

Bilime ve ahlaka sırtdönmüş bir insanlığı red ediyorum.


Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.11.20/00.29


23 Kasım 2020 Pazartesi

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YANDAŞLARINA GÖRE TÜRKİYE'DE ATATÜRKÇÜ TÜRK MÜSLÜMAN ORANI %7 İMİŞ

 İstanbul sözleşmesi yandaşları kendilerini haklı göstermek ve toplumu da yanıltmak için taklalar atmakta.


İstanbul sözleşmesi ne? Zinanın, eşcinsel evliliğin, pornonun, çıplaklığın, 14 yaşındaki çocuklarla cinsel ilişkinin, kadın sütünden peynirin; fahişeleri erkek, müşterileri kadın olan genelevin; çırılçıplak soyunulan Tv yarışmasının; esrarın bile serbest olduğu, akıldışı, ahlakdışı Avrupa birliği'nin düzeni. Yani böyle bir düzen 'Önce ahlak' demek olan Türklere de, 'Önce ahlak' demek olan Müslümanlara da çözüm, ilerleme getirecekmiş. Şizofreninin siyasi hali olsa gerek.


Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel, derin, ve Abd-Avrupa-İsrail üçgeni merkezli bir merkez dünyaya akıldışılık ve ahlakdışılık egemenleştirmeye çalışmakta; bunun için de moda, astroloji, sinema, Tv dizisi, müzik, medya, reklam, sıpor(spor), festival, yarışma, bilgisayar oyunu, oyuncak, sivil toplum örgütü, kadıncılık(feministlik), ünlü gibi araçları da kullanmakta.


İstanbul sözleşmesi yandaşı ve sözde Atatürkçü bir gazete İstanbul sözleşmesi konusunda bir anket yayınladı. Ankete göre; toplumun ancak %7'si İstanbul sözleşmesi'ne karşı imiş.


Bu durumda açık ki Türkiye'deki Atatürkçü oranı da, Müslüman oranı da, Türk oranı da %7 olmakta bu durumda çünkü Atatürk de, Müslüman da, Türk de 'Önce ahlak' demek; bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de yalnızca 'Önce bilim' demedi, 'Önce ahlak' da dedi. Yani gerçek ki bu durumda, ahlaka aykırılık Atatürkçülük de, Müslümanlık da olmuyor çünkü Avrupa birliği ahlaka aykırı biryer yani Avrupa birliği'ne katılmak Atatürkçülüğe de, Muhammedçiliğe de aykırı birşey. Yani bu durumda demek ki yetişkin kitlenin %93'ü Atatürkçü de, Müslüman da, Türk de değil.


Akıl var, mantık var; sanki kadına şiddet de, kadın cinayeti de Türkiye'de yasak, suç değil de İstanbul sözleşmesi ile yasaklanacak, suç olacak; sanki Ab'de ve Abd'de kadına şiddet ve kadın cinayeti yok da yalnızca Türkiye'de var.


Açık ki genelde Avrupa birliği yandaşlığı, özelde ise İstanbul sözleşmesi yandaşlığı yalnızca ahlaka, dine, Türklüğe ve insanlığa değil akıl-ruh sağlığına, bilimselliğe, mantığa ve dürüstlüğe de aykırı.


Gerçek ki Türkün dünyası da, dinlinin dünyası da, insanlığın dünyası da, Türkiye'nin dünyası da, dünyanın dünyası da genelde Batı, özelde Avrupa değil Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' olmalı.


Türkiye'ye de, Ab'ye de, Abd'ye de, insanlığa da, dünyaya da İstanbul sözleşmesi değil Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' sözleşmesi gerekli ki bu sözleşme olursa zaten dünya insanca olur.


Çözüm cinsiyette de, cinsellikte de değil 'Bilim ve ahlak'tadır. Peki, İstanbul sözleşmesi yandaşları 'Bilim ve ahlak' istiyorlar mı, Ab istiyor mu?


Açık ki İstanbul sözleşmesi'nin amaçı 'Bilim ve ahlak'a aykırılığın egemenleştirilmesidir.


Açık ki Avrupa sözleşmesi yalnızca Türkiye'ye değil insanlığa, insanca dünyaya da ihanettir.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.11.20/05.37


ÖYKÜ SERTER VE ŞUUR

 Bir toplumu eğitmek o toplumun siyasetçilerini/hükümdarlarını ve ünlülerini, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile eğitmekten geçer ki vicdan da bilime ve ahlaka dahildir; çünkü siyasetçilerin/hükümdarların ve ünlülerin arkalarından milyonlarca insan gider.


Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez dünyaya akıldışılık ve ahlakdışılık pompalamaya çalışmakta; bunu da akıldışı-ahlakdışı dişi modası, akıldışı-ahlakdışı dişi ünlüler ve yetişkin insan dişisi cinsiyeti ve cinselliği üzerinden yani yetişkin insan dişisi üzerinden yapmaya çalışmakta; öyle ki demokrasiyi ve laikliği ahlaka aykırı moda serbestliği ile ölçmekte, ve giyim olarak ahlaka aykırı yetişkin insan dişisini kurtarıcı olarak göstermeye ve ülkelere de, dünyaya da lider, önder, akılhocası, siyasetçi, sanatçı, ünlü, sivil toplum örgütü gibi şeyler yapmaya çalışmakta; ahlaka aykırı kafayapısı(kafa yapısı) da bu akıma kapılmakta; bu nedenle de hem ortalıkta sütyen-külot yayılıp hem de topluma düşünce liderliği/önderliği yapmaya çalışan tuhaf ünlüler ortaya çıkmakta, akıldışı-ahlakdışı Abd'de olduğu gibi.


Akıla aykırılık da, ahlaka aykırılık da, insanlığa aykırılık da, bilime aykırılık da bazıan(bazan) doğru, mantıklı, iyi, güzel, yararlı şeyler söyleyebilir, öyle ki bilimsel şeyler de söyleyebilir, öyle ki akademisyen de olabilir, bilimsel çalışmalar yapabilir ancak sonunda gideceği ya da baştaçı(baştacı) edeceği, sığınacağı, gururlanacağı yer akıldışılık ve ahlakdışılık, öyle ki bilimdışılık egemen bir dünyadır çünkü akıla aykırılığın da, bilime aykırılığın da, ahlaka aykırılığın da nedeni mantıksızlıktır, ve akıla aykırılık da, bilime aykırılık da, ahlaka aykırılık da nefstir, nefs de mantıksızlığın zirvesidir çünkü ahlak ahlak zaten mantığın nitel soyut zirvesidir, nefs de hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır, hem de önce mantığı, sonra da ahlakı yok eder. Bu nedenle ki corona salgınının başlamasının nedeni de, yayılmasının nedeni de nefstir; insanlığın nefse köleliği bilim ve teknoloji zirvesi olan 21. yüzyılda bile insanlığın ne kadar büyük bir cehalet, mantıksızlık, bilimdışılık ve barbarlık içinde olduğunu da göstermekte; bu açıdan ki moda denilen şey gerçekte bir ilkelliği, barbarlığı örtmekte.


Öykü Serter isimli bir ünlü İzmir'deki deprem konusunda siyasi iktidarı eleştirdi ve 'Bu birlik beraberlikten şov malzemesi çıkarmayı, enkaz üstüne çıkıp bonus toplamayı, yarın hava soğuk değil, yağmur da yok açıkta kalın, diyebilen bakan utanmazlığını, halkımız da çürük binalarda oturmasalarmış arsızlığını, 'Ayda'nın acıyan yeri yok, köfte ayran istiyor' diyen şuursuz bakanlarını da al git ey iktidar' dedi.


Ayda, yani İzmir depreminde, depremden kurtarılan küçük kız yani bir küçük çocuk.


Açık ki Öykü Serter'in sözleri iktidarda hangi siyasi parti olursa olsun söylenilebilecek sözler çünkü siyaset zaten, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' dünyası değil, 'Bilim ve ahlak'a aykırılık dünyasıdır tüm dünyada da.


Öykü Serter durum ve nedenleri konusunda doğru, iyi, güzel birşey söyledi ancak saçmasapan birşey de söyledi çünkü 'Küçük Ayda'nın acıyan biryeri yok, köfte ve ayran istedi' denilmesine 'şuursuzluk' denilmesi mantıksızlıktır çünkü durumu anlatmak mantıksızlık değildir. Burada asıl tuhaflık; depremde annesi ve babası ölmüş küçük bir çocuğun, annesini ve babasını istemek yerine köfte, ayran istemesi durumudur.


Açık ki Öykü Serter'in sözleri bozuk saatin bile günde iki kez doğru saati göstermesi gibi bir duruma düştü çünkü bu yetişkin insan dişisinin hem internette bikinili, mayolu yani ahlaka, dine ve Türklüğe aykırı fotoğrafları var, hem Biri bizi gözetliyor adlı ahlaka, Türklüğe, insanlığa aykırı yarışmanın sunucusu idi, hem de İzmir depremi sonrası söylediği o sözlerden sonraki günlerde medyada şu haber yayınlandı: 'Öykü Serter'den gizli aşk itirafı. Sunucu Öykü Serter, uzun süre evli bir erkekle birlikte olduğunu itiraf edip 'Bu yuva yıkmak gibi bir durum muydu? Hayır, benden önce de o yuvada defalarca yaşanmış ilişkiler vardı' dedi.'. Yani herif evli ki eşini aldatanları hiç sevmem, felsefe de sevmez, bilim de sevmez, akıl-ruh sağlığı da sevmez, ahlak da sevmez, din de sevmez, özgürlük de sevmez. Yani herif evli, yani sonuçta, yapılan şey evli olan yani henüz boşanmamış biri ile cinsel birliktelik yani İslam açısından da, Türklük açısından da, hukuk açısından da 'zina' denilen şey çünkü hukuk da boşanmadan başka biri ile cinselliği zina saymakta. Yani herif henüz boşanmamış, eşi ile sorunları varmış falan, sana ne, ülkede bekar yetişkin insan erkeği mi yoktu? Yani durum; herif henüz boşanmamış olduğundan zina yapmakta, böyle biri ile cinsel birliktelik de bu zinaya ortak olmak, bu zinayı desteklemek demektir ki bu durum dine de, Türklüğe de, akıl-ruh sağlığına da, insanlığa da aykırı bir durumdur.


Sonra da kalkıp; küçük bir çocuk 'Köfte, ayran istedi' diyen bakanın durumunu şuursuzluk olarak tanımlıyorsun. Çocuk köfte ve ayran istemiş; ne yapsın çocuk, günlerdir aç ve susuz kalmış deprem enkazının altında; bakan da bunu dilegegtirmiş(bunu dile getirmiş); çocuk ne yapsaydı yani köfte ve ayran istemese miydi ya da bakan 'Çocuk çok acı çekiyor, köfte ve ekmek de istemedi' mi deseydi?


Şuur yani bilinç yani doğal mantıklılık durumu. Gerçek ki Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi en büyük mantık yani en büyük bilinç yani en büyük şuur 'Bilim ve ahlak'tır. Öyle ki Muhammed 'Din bilim(ilim) ve ahlaktır, bilim ve ahlak yoksa din de olmaz' dedi; Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak. Öyle ki benim sözlerimle bilimin ya da ahlakın sözleri çelişirse beni değil bilimi ve ahlakı dinleyin' dedi. Yani bu durumda asıl şuursuzluk genelde 'Bilim ve ahlak'ı dışlamak, özelde ise adı ister bikini olsun, ister başka şey, ortalıkta sütyen-külot bulunmaktır.


Yani, insan başkalarını eleştirmeden önce kendine bakmalı. Toplumu düzeltmeye çalışmadan önce kendini düzeltmeli ki bu da Muhammed'in ve Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile olur ancak.


Öykü Serter açık ki kendine; Muhammed'in de, Atatürk'ün de istediği gibi 'Bilim ve ahlak'ı değil nefsi önder, lider, pusula, ışık edinmiş.


Doğru söz söylemek hüner de doğru insan olmak daha büyük hüner yoksa mafya da doğru sözler söyleyebilir.


Kişinin değeri yalnızca sözleri kadar değil, özel hayatı kadardır da; ve bilime, ahlaka aykırılık asla değer değildir.


Büyük söz söylemeli de önce bilime ve ahlaka uygun insan olmalı.


Açık ki ünlü olmak saçmalamayı önlemiyor ancak saçmalamak ünlü edebiliyor.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.11.20/04.52



SÜLEYMAN SOYLU VE YETİŞKİN İNSAN DİŞİSİNE KARŞI İŞLENİLEN SUÇLAR

 İnsanlığın temel sorunu demokrasisizlik, bilimdışılık, açlık, yoksulluk, işsizlik, ahlaksızlık, suç, adaletsizlik gibi şeyler değil mantıksızlıktır çünkü yanlış şeylerin ilk nedeni mantıksızlıktır. Mantığın ilk ve en büyük düşmanı da nefstir çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır(amacıdır), hem de önce mantığa, sonra da ahlaka ve vicdana zarar verir. Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi; ve bu nedenle ki ülkeler, devletler, ekonomiler 'Önce bilim ve ahlak'a göre düzenlenmelidir.


Sanılmakta ki demokrasi demek siyaset, siyasi parti, seçimler demektir oysa demokrasi demek de 'Önce bilim ve ahlak' demektir oysa siyaset tüm dünyada bilime ve ahlaka aykırı bir dünyadır. Yani, siyasetten çözüm olmaz; çözüm, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' sistemi, düzeni, devleti, ülkesi ile olur. Yani demokrasi yani gerçek, doğru demokrasi siyasete, siyasi partilere, siyasetçilere değil bilime ve ahlaka oy vermektir yani bilim ve ahlak yoksa oy vermek ya da demokrasi hükümdarlara oy vermek gibi olur.


Akp dünyası açık ki yalnızca demokrasiye, laikliğe, insanlığa, akıl-ruh sağlığına, Atatürk'e ve dine değil mantığa da aykırı bir dünyadır çünkü en başta durumu ki öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini yani bebekleri ve çocukları bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı'nı ve sultanlarını baştaçı(baştacı) etmekte. Bu nedenle ki Osmanlıcılıktan uzak durulmalı, öyle ki Osmanlıcılık anayasal suç, ve insanlık suçu sayılmalıdır oysa Akp döneminde görülmekte ki ders kitaplarında bile Atatürk azaltılmakta, Osmanlı sultanları çoğaltılmakta. Açık ki bu durumun dünyayı da, Türkiye'yi de, insanı da doğru yere götürmez çünkü Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyor ki bilime de, ahlaka da vicdan ve merhamet de dahildir çünkü bilimin nedeni insanlığın sorunlarına duyarlılık vicdanıdır, ahlak da vicdanın en üst nitel aşamasıdır, örnek ki ahlak 'Sigara içme, topluma kötü örnek olma, vicdanlı ol; topluma kötü örnek olacak kadar vicdansız olma' der.


Kaldı ki siyasetin kendisi felsefeye, bilime, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe, insanlığa ve dine aykırıdır çünkü siyaset bilimi ve ahlakı değil iktidar olmayı amaç edinir; bu nedenle ki bilime ve ahlaka aykırı insanlardan bile oy ister, ve onlara da bilime ve ahlaka aykırılık vaat eder. Bu nedenle ki gün gelecek, tüm dünyada özel sektör ve siyaset yasaklanacaktır.


Ülkemizde tıpkı Abd'de ve Ab'de de olduğu gibi kadına şiddet, ve 'kadın cinayeti' denilen, kurbanların yetişkin insan dişisi olduğu, katillerin yetişkin insan erkeği olduğu cinayetler var. Durum bu da açık ki; merkezi büyük olasılıkla Abd-Avrupa-İsrail üçgeni içinde olan, akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir güç de hem biryandan dünyaya, tüm ülkelere akıldışılık ve ahlakdışılık yaymaya, hem de bunun için akıldışı-ahlakdışı moda ve akıldışı-ahlakdışı yetişkin insan dişisi ünlüler egemenliği ile yetişkin insan dişisini kullanmaya çalışmakta; bu nedenle ki öteki ülkelerde de olduğu gibi Türkiye'de de son zamanlarda kadıncı(feminist) bir durum oluşturulmakta, sanki 'Bilim ve ahlak', alime olmak istiyorlarmış gibi oysa istenilen şey ortalıkta sütyen-külot gezmek modası dahil pekçok akıldışı-ahlakdışı şeyler yani 'Bilim ve ahlak'a aykırı şeyler, yani açık ki bu 'kadıncı' durum gerçekte küresel ve derin bir tuzaktır ki İstanbul sözleşmesi de buna alettir.


İç işleri(İçişleri) bakanlığı bakanı Süleyman Soylu da kadına şiddet ve kadın cinayetileri(cinayetleri) konusunda demiş ki 'Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin. Nereden çıktı, bu kadın dövmek, bu kadın cinayeti? Neyi tatmin ediyorsun, hangi duygunu yüceltiyorsun, ayıptır.'.


Açık ki Süleyman Soylu ya Osmanlı tarihini bilmiyor ya da o an dalgınlığına gelmiş, unutmuş olmalı çünkü Osmanlı hanedanlığı'nda, öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini yani bebekleri ve çocukları; öz annelerini yani kadını; karılarını yani kadınlarını; cariyelerini yani kadınlarını bile öldürtmekten çekinmemiş sultanlar var.


Yani, bu durumda, Süleyman Soylu'nun 'Nereden çıktı, bu kadın dövmek, bu kadın cinayeti?' sorusu; Akp Osmanlı hanedanlığı'nı ve sultanlarını baştaçı ettiği için mantığa oldukça aykırı olmakta. Bilim, teknoloji, ve insanca yaşamak olanaklarının tarihsel zirvesi olan 21. yüzyılın Akp dönemindeki Türkiye'de, suçların azalmak yerine artmasına bir de bu açıdan bakmak gereği vardır.


Yani, ülkede, biryandan(bir yandan) Osmanlıcılık yapılırken, biryandan da 'Nereden çıktı, bu kadın dövmek, bu kadın cinayeti?' sözü oldukça mantıksız olmamakta; eğer çıkan yer merak ediliyorsa.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.11.20/04.49

22 Kasım 2020 Pazar

ÖYKÜ GÜRMAN İNANÇLILIK KONUSUNDA YANILIYOR SAVIM

 Açık ki özel sektör de denilen kapitalizım(kapitalizm) vatanları, toplumları ve işçileri sömürmek aşamasından sonra bir de hem cinsellik hem de giyim olarak ahlaka aykırılık ile birlik aşamasına geldi. Bu nedenle ki 21. yüzyıl ahlaka aykırılığın da zirvesi oldu. Bu nedenle ki şirket reklamları da ahlaka aykırı ünlülerle dolmakta, akıldışı-ahlakdışı moda dünyayı sarmakta.


Hep derim; bir toplumu eğitmek istiyorsanız önce siyasetçilerini ve ünlülerini eğitmekle işe başlayın çünkü onların arkalarından milyonlarca insan gider yani 'Bir toplum siyasetçilerinin ve ünlülerinin arkalarından gidenlerin toplamıdır' denilebilir. Bu nedenle ben siyasetçilerin ve ünlülerin dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik demektir' diyen Din hadisileri ile eğitilmelerine büyük önem veriyorum, ve bu nedenle onlara yönelik yazılar da yazıyorum yoksa hiçbiri umurumda olmazdı.


Açık ki merkezi Abd-İngiltere-İsrail üçgeninde olan akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir güç insanlığa akıldışılık ve ahlakdışılık pompalamak için didinmekte; bunun için de akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu, akıldışı-ahlakdışı medya, akıldışı-ahlakdışı sinema, akıldışı-ahlakdışı müzik, ve akıldışı-ahlakdışı ünlülük gibi şeyleri öncelikle kullanmaya çalışmakta.


Yine açık ki bu güçün(gücün) temel araçlarından en temeli cinsellik ve yetişkin insan dişisi, amaçlarından biri de akıldışı-ahlakdışı ünlüleri ülkelerinin ve insanlığın ruh önderi, lideri yapmaktır. Bu nedenle ki Abd'den, ülkemize kadar tüm dünyada son zamanlarda hem akıldışılık ve ahlakdışılık içinde olup hem de insanlığa ve toplumlarına akılhocasılığı(akıl hocalığı), liderlik, önderlik yapmaya çalışan, üstelik de hem ahlaka, dine aykırı giyim içinde olup hem de kendilerini dinli gösteren yoz ünlüler türemekte; bu nedenle ki ahlaka da, dine de aykırılık içinde olup, kendini dinli sanan Madonna gibiler bu durumun ürünüdürler ki aynı durum ülkemizde de yaratılmaya çalışılmakta ki bu konuda ilk örnek olarak, ahlaka, İslam'a, dine, Müslümanlığa, dinliliğe aykırı Zeki Müren'in Müslümanlara 'Sanat güneşi', baştaçı yapılmaya çalışılması gösterilebilir; bikinili, mayolu pılajları(plajları) dolaşın, yüzde kaçı 'Ben dinsizim' diyecek acaba?


Öykü Gürman isimli bir yetişkin insan dişisi müzikçi/şarkıcı de/da ki Yavuz Bingöl isimli türkücünün eski eşi; 'İnançsız birinin merhametli ve vicdanlı olabileceğine inanmıyorum. İnançsızlık egoizm ve bencillik getirir. Babam da öyleydi.' demiş, yani özetle 'İnançsız biri merhametli ve vicdanlı olamaz' demiş.


Vicdanın ve merhametin inançlı olmakla ya da Müslüman ya da dinli olmakla ilgisi yoktur çünkü zaten hem inançsız yani birşeye ya da birşeyin varlığına ya da yokluğuna inanmayan insan yoktur hem de dinsizler de vicdanlı ve merhametli olabilirler.


Öykü German isimli bu yetişkin insan dişisi kişisi şunları düşünmeli:

1- Herkes inançlıdır; kimisi ilaha inanır, kimisi inanmaz yani ilaha inanmak da, ilaha inanmamak da inançtır; yani inançsız insan yoktur.

2- Eğer 'inanç'tan kasıtı(kastı) din ise önce dini tanımlayan Din hadisileri'ni öğrenmeli. Din hadisileri diyor ki 'Din ahlaktır da, ahlak yoksa din de olmaz; din utanmaktır, utanmak yoksa din de olmaz' ancak internette Öykü Gürman'ın ahlaka, dine aykırı yani açıksaçık, cinsel sunumlu, cinsel tahrik içerikli fotoğrafları var. Öyle ise bu nasıl dinlilik; inançlılık demek Müslümanlık demekse bu nasıl Müslümanlık?

3- Peki, Cehennem denilen yer vicdana ve merhamete uygun biryer mi?

4- Peki, Suudi Arabistan'daki idamlar, İran'daki idamlar vicdana ve merhamete uygun şeyler mi?

5- El kaide, Işid, Boko haram, Taliban örgütü vicdana ve ahlaka uygun şeyler mi?

6- Hitler de, Franco da dini inançlı idi. Yani dini inançsız faşist diktatör yok çünkü dini inanç olmadan milliyetçilik olmuyor, ve tüm faşist diktatörler milliyetçidir de.


Üstelik dinde yalnızca vicdan ve merhamet zorunlu değil; ahlak, utanmak da zorunlu. Dini tanımlayan Din hadisileri der ki 'Din bilimdir(ilimdir), ahlaktır, vicdandır, merhamettir, dürüstlüktür, adilliktir, tarafsızlıktır, medeniliktir, nefssizliktir, inzivadır', yani Din hadisileri'nin koşullarından herbiri(her biri) dinlilik için zorunludur yani örnek ki yalnızca vicdanla ya da merhametle dinli olunmaz yani örnek ki ortalıkta bikini diye sütyen-külot, mini şort diye külotla dolaşıp vicdanlı ve merhametli olunsa da, yoksullara yardım edilse de dinli olunmaz yani 'Ben Din hadisileri'nden yalnızca vicdanı ve merhameti seçiyorum, gerisine uymayacağım' denilip dinli olunmaz oysa Öykü German'ın internette açıksaçık, bikinili yani ahlaka aykırı yani dine aykırı fotoğrafları, halleri var; hele bir de, öz bebek kardeşlerini ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanlarını, ve o sultanları baştaçı eden siyasi partileri baştaçı ediyorsa vicdandan ve merhametten de söz edemez.


Ortalıkda açıksaçık, cinsel sunumlu-tahrikli; ahlaka, Müslümanlığa ve dine aykırı giysilerle dolaşıp din, iman, inançlılık taslamak da ne?


Dinde önce 'Bilim, bilimsellik, akıl, mantık ve ahlak' gelir, vicdan ve merhamet sonra gelir ki bu nedenle Muhammed de 'Din bilim ve ahlaktır, bunlar yoksa din de olmaz' dedi, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.


Öykü German'ın babası tikel bir durumdur, genelleme yapılamaz. Örnek ki ben de hem dinsiz yani ateist iken de tavuk bile kesemezdim, hem de şimdiki hiçbir dini inançtan olmayan dinli halimle de tavuk bile kesemem.


Zaten neden asıl vicdan bilim ve ahlak yani Muhammed de, Atatürk de neden 'Önce bilim ve ahlak' dedi? Çünkü bilim insanlığın ve toplumun sorunlarına çözüm aramaya çalışmak vicdanıdır, ahlak da insanlığa ve topluma yanlış, kötü örnek olmamak vicdanı ve merhametidir yani bilimdışı şeylere inanıp vicdanlı ve merhametli olmak yani bilime ihanet edip vicdanlı ve merhametli olmak eksik bir vicdan ve merhamettir, ahlak da başkalarına kötü, yanlış örnek olmamak vicdanı ve merhametidir yani bilimselliği ve ahlakı dışlamış vicdan ve merhamet eksik vicdan ve merhamettir yani gerçek vicdanlı ve merhametli insan bilimsel ve ahlakçı olan insandır; en merhametli insan da dini tanımlayan Din hadisileri'ne tümden uyan insandır.


Yani hem ortalıkta sütyen-külot dolaşıp hem de 'Ben vicdanlıyım, merhametliyim, dinliyim, Müslümanım' demeye ahlak da, din de, bilim de, mantık da güler.


Bu topluma 'Din' diye neler öğretiliyor acaba bu topluma kimler 'Din' diye birşeyler öğretiyor acaba?


Açık ki kapitalizımda yeni moda 'Hem ortalıkta sütyen-külot ya da ahlaka/dine aykırı moda ile gez, hem de dinliyim de' modası olmalı.


Bilime ve ahlaka aykırı sanatçılar yalnızca sanatçıdır; topluma da, insanlığa da akılhocası değil.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.11.20/02.07


DİYANET BAŞKANI KÖTÜLÜĞÜN NEDENİ KONUSUNDA YANILIYOR SAVIM

 İnsan için de, toplumlar için de, din için de, felsefe için de, bilim için de, demokrasi için de, laiklik için de, eğitim için de, hukuk için de, ekonomi için de, devlet için de, ülke için de, sanat için de, sevgi için de, aşk için de, evlilik için de, arkadaşlık için de, dostluk için de, mutluluk için de, beslenme için de, akıl-ruh sağlığı için de, özgürlük içinde ilk zorunlu olan şey 'mantık'tır ancak 'Herkesin kendine göre mantığı var' mantığı da, 'Doğrular herkese göre değişir' mantığı da değil, bilim olarak mantık.


Neden önce mantık? Çünkü mantık doğru herşeye giden yolun pusulasıdır. Yani birşey mantık bilimine aykırı ise yanlıştır, öyle ki kötü de, zararlı da olabilir; felsefe, bilim, demokrasi, laiklik, din, özgürlük yani insanlık için zorunlu, doğru herşey önce mantık gerektirir. Bu nedenle ki korona salgını da, suç da, işsizlik de, enflasyon da, yoksulluk da, ahlakdışılık da, Atatürk düşmanlığı da, demokrasi düşmanlığı da, laiklik düşmanlığı da, evrim düşmanlığı da, Osmanlıcılık da mantıksızlığın ürünüdür. Yani mantık binalar için deprem yönetmeliği gibidir temeli, deprem yönetmeliğine aykırı bina da doğru ve güvenilir olmaz.


Yani insan da, insanlık da, inanç da 'Ben doğruyum' diyorsa önce mantıklı olmak, ve mantıklı olduğunu göstermek zorundadır.


'Dokuz yaşındaki kız çocuğu evlenebilir', 'Babanın kendi öz kızına şehvetle bakması haram/günah değildir' gibi fetvalar veren; üstelik de öz bebek kardeşlerini ve öz çocuk kardeşlerini yani bebekleri ve çocukları bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanılarını baştaçı eden siyasi dünya ile camiler açan; Muhammed bile tek bir camiye/mescide bile kendi adını bile koymamışken kişi adlarına camiler açılmasına izin veren, örnek ki Hulusi Akar camisi'ne izin veren; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı'na ve Osmanlı sultanılarına, ve bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot dolaşılan turizım(turizm) türüne, ahlakdışı ünlülere, ve ahlakdışı moda türüne hiç tepki göstermeyen; siyasi partileri ya da siyaseti hiç kötülemeyen Diyanet'in dini tanımlayan, 'Din bilim(ilim), ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, güvenilirlik, medenilik, nefssizlik ve inziva demektir' diyen Din hadisileri'ne aykırı bir durumda olduğu zaten açık bir durum.


Şimdi de Diyanet başkanı 'Ahirete inancı olmayan insandan her türlü kötülük beklenir. Onu engelleyecek ne var ki başka. Bu dünyada yaptığı bir şeyin hesabını ahirette vereceğine inanmayan birisi dünyada hangi kötülüğü yapmaz ki' demiş.


Açık ki Diyanet başkanı ya Din hadisileri'ni öğrenmemiş ya da anlamamış olabilir ki din diye, dini tanımlayan Din hadisileri'nin değil de Arabça, Arabçılık, Osmanlıcılık, tarikatçılık, cemaatçilik, siyasi yandaşlık gibi şeyler öğretilen bir ülkede bu durumların oluşması kaçınılmaz olabilmekte.


Diyanet başkanı açık ki Din hadisileri'ne aykırılık yanında bir de 'kötülüğün nedeni' konusunda bilgisizlik ya da mantıksızlık durumunda. Çünkü kötülüklerin temel nedeni nefstir çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin hem nedeni hem de amaçıdır(amacıdır); hem de önce mantığı, sonra da ahlakı ve vicdanı yok eder. Bu nedenle ki 'Yedi yaşındaki kız çocuğu evlenebilir' diyenler de var; El kaide, Işid, Boko haram gibi terör örgütüleri de var; Allah'a inanmalarına, namaz kılmalarına, oruç tutmalarına ve ahiret inançı sahibi olmalarına karşın.


Ve; öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz babalarını, öz annelerini, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş olan Osmanlı sultanılarının da Allah ve ahiret inançıları(inançları) vardı.


Gerçek dinli mi arıyorsunuz, nefsi terk etmişlerde arayın; gerçek Atatürkçü mü arıyorsunuz, nefsi terk etmişlerde arayın; gerçek demokrat mı arıyorsunuz, nefsi terk etmişlerde arayın.


Açık ki Diyanet dini tanımlayan, açıklayan, anlatan, sevdiren, evrenselleştiren Din hadisileri ile yeniden düzenlenmeli, yeniden yapılandırılmalı, ve Diyanet başkanı da Din hadisileri'ni ya öğrenmeli ya da yeniden öğrenmeli çünkü bu kafa ile de, bu hal ile de din olmaz.


Diyanet'e bir de önerim ki hapishanelerde, akıl hastahanelerinde, pılajlarda(plajlarda) ve ahlaka aykırı öteki yerlerde dini inançlılık anketi yapsın; böylece yalandan da, cehaletten de, mantıksızlıktan da, iftiradan da, insanlara din diye Din hadisileri'ne aykırı şeyler öğretmenin günahından da uzaklığın korunmasını sağlamış olur.


Ben dini; Din hadisileri'nden öğrendim; Diyanet'ten de, din dersilerinden de, tarikatlardan da, cemaatlerden de, siyasetçilerden de değil.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.11.20/02.03

VAHDETTİN KAÇSA NE OLUR GİTSE NE OLUR

 Sözde Meb yani sözde Milli eğitim bakanlığı Ortaöğretim İnkilap tarihi ve Atatürkçülük adlı derin ders kitabında yeralan(yer alan) 'Vahdettin İngiltere'ye kaçtı' savını kaldırtıp, yerine 'İstanbul'dan ayrıldı' yazdırmış.


Yani adı hem 'Milli', hem 'eğitim' ancak durumu açık ki ne milli ne bilimsellik; açık ki bu durum Atatürk, demokrasi, laiklik, bilim karşıtlığı, ve Osmanlı hanedanlığı'cısı bir durum. Osmanlı hanedanlığı kim; içinde, öz bebek kardeşlerini öldürtmüş sultanların da, öz çocuk kardeşlerini öldürtmüş sultanların da olduğu bir dünya yani dine de, Türklüğe de, demokrasiye de, laikliğe de, Türk ceza kanunu'na da, bilimselliğe de, insani eğitime de aykırı bir dünya.


Ancak Atatürk düşmanlığı da, demokrasi düşmanlığı da, laiklik düşmanlığı da, evrim düşmanlığı da, ahlak düşmanlığı da, din düşmanlığı da akıl-ruh sağlığına da aykırı durumdur, hem de bilime ve mantığa aykırı bir durumdur. Bu nedenle ki Vahdettin aklanmak istenirken daha da kötü, daha da zor duruma düşürülmüş olmaktadır çünkü 'Vahdettin terk etti' demek, Vahdettin'in vatan ve millet sömürgeci, faşist, işgalci ve 'kafir' düşman ordusularınca(ordularınca) işgal ve zulüm altında iken vatanı, devleti, milleti terk etmek, ve üstelik de vatanı işgal eden, millete zulüm eden bir 'kafir/gavur' ülkeye yani İngiltere'ye, o ülkenin gemisi ile, ve kendi isteği ile gitmesi demektir; yani Mustafa Kemal işgal altındaki vatanı, zulüm altındaki milleti kurtarmak için vatana ve millete doğru koşarken, Vahdettin de vatandan ve milletten uzaklığa gitmiş olmakta, bu durumda. Yani akıl var, mantık var.


Akıl var, mantık var; koskoca Mustafa Kemal Atatürk yalan söylüyor; işgal altındaki vatanı ve zulüm altındaki milleti, üstelik de vatanı işgal eden, millete zulüm eden ülkeye, sömürgeci-faşist-işgalci-kafir-gavur İngiltere'ye, üstelik de İngiltere'nin savaş gemisi ile 'terk eden' Vahdettin ve yandaşları doğru söylüyorlar öyle mi?


Atatürk düşmanlığı da, demokrasi düşmanlığı da, laiklik düşmanlığı da, evrim düşmanlığı da, felsefe düşmanlığı da, Muhammed düşmanlığı da, din düşmanlığı da mantıksızlık verir; 'Vahdettin terk etti' yerine 'Vahdettin emperyalist, faşist, işgalci İngiltere'ce esir, rehine alınıp, bir İngiliz savaş gemisi ile zorla İngilitere'ye götürüldü' denilseydi daha iyi bir kıvırma ya da aldatış ya da yalan ya da mantıklı görünmeye daha uygun bir sav olurdu bence.


Yani; Vahdettin sömürgeci, faşist, işgalci, kafir, gavur İngiltere'ye kaçmış olsa da, kendi rızası ile gitmiş olsa da mantık açısından da, gerçeklik açısından da değişen birşey olmuyor. Yani, Vahdettin İngiltere'ye kaçsa ne olur, gitse ne olur?


Gerçek ki Atatürk düşmanlığı da, demokrasi düşmanlığı da, laiklik düşmanlığı da, evrim düşmanlığı da, felsefe düşmanlığı da, Muhammed düşmanlığı da, din düşmanlığı da yalnızca mantıksızlık ve tutarsızlık vermez, gülünç duruma da düşürür. Gidecek başka devlet mi yoktu? Neden vatanı işgal eden, millete zulüm eden bir devlete?


'Sultanlar öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini devletin bekası için öldürttüler' diyen mantıksızlık açık ki bebekleri ve çocukları öldürmenin de, öldürtmenin de Türklüğe de, dine de, akıl-ruh sağlığına da, insanlığa da, Türk ceza kanunu'na da aykırı olduğunu anlamamaktalar; yani yeter ki keyifleri, nefsleri sağolsun, gerisi önemli değil.


İşte bu nedenle ki yalnızca felsefe, bilim, ahlak, din, Atatürkçülük, din, demokrasi, laiklik ve evrim değil akıl-ruh sağlığı da 'Önce mantık' ile başlıyor.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.11.20/02.10

21 Kasım 2020 Cumartesi

NAMUS VE BACAK ARASI

 Savım ki namus sözcüğü 'Usa yani akıla uygun nam/ün/tanımlanma/anılma' demektir. Yani namus öncelikle 'akıla uygunluk'tur; yani 'namussuzluk' da akıla aykırı durum demektir; yani namus 'akıla, mantığa, bilime, insanlığa uygunluk', 'namussuzluk' ise akıldışılık, akıla aykırılık, mantıksızlık, bilime aykırılık yani insanlığa aykırılık demektir. Peki, moda diye, ortalıkta, açıksaçık, daracık giyinip; bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külotla; mini şort diye ortalıkta külotla; cinsel organ gibi dolaşmanın nesi akıla uygunluk; sağlığa zararlı olmasına karşın sigara, içki içmenin nesi akıla uygunluk; bilime aykırılık olmasına karşın astrolojinin nesi akıla uygunluk?


İnsanlık bunca düşünürün, alimin, alimenin, bilgenin, peygamberin, çabasına karşın siyaset ve özel sektör denilen gericilik ve barbarlıklar nedeni ile birtürlü(bir türlü) mantıklı ve insani olamamakta çünkü akıl-ruh sağlığının temeli mantıktır yani insanca olmanın temeli.


Birileri cehaletten, birileri mantıksızlıktan, birileri nefsten, birileri de ahlak temelli toplumları-ülkeleri yıkmak için abuksubuk sözler yaymakta. Akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez de bu tür sözleri üretmek ve yaymak için didinmekte. Bu sözlerden biri de 'Namus bacak arasında olmaz, beyinde olur' sözüdür. Açık ki bu sözün birinci yandaşları; çıkarları, varlıkları ancak ahlaka aykırılık ile var olabilecek ya da sürebilecek insanlardır.


Öncelikle bilinmeli ki ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, insanlığın, evrenin en üst soyut nitel aşamasıdır. Namus kavramına da bu açıdan yaklaşmalıdır; ahlak ve namus kavramlarının tanımlarının en durumları olarak.


Namus gerçek ki insanın heryerinde olur; örnek ki giyiminde, yemesinde içmesinde yani midesinde, parasında yani cebinde, işinde, bakışlarında yani gözlerinde, sözlerinde yani dilinde, sevgisinde, aşkında; siyasette, ticarette, ekonomide, üretimde, gıdada, seçimlerde, hukukta, eğitimde, bilimde, gazetecilikte, sanatçılıkta yani insanı, insanlığı ilgilendiren herşeyde. Yani 'Namus bacak arasında olmaz' demek saçmalamaktan, cehaletten, mantıksızlıktan ya da tuzaktan başka şey değildir.


Türk dil kurumu sözlüğü 'Namus; bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık; dürüstlük, doğruluk' demiş. Yani, en azından; dürüstlüğün, doğruluğun bacak arasında da olması yanlış, kötü birşey mi? Yani, namus bacak arasında olmasaydı bile var edilmeli idi.


Bu nedenle ki yalnızca Muhammed değil, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' dedi.


Yani insanın heryerinde namus yoksa 'Heryerinde namus yok' demektir yani namusun yalnızca beyinde olması yetmez.



Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.11.20/01.44