28 Şubat 2021 Pazar

ŞİİRLER YAZ MÜZİKLER SÖYLE (ŞİİR)

 Şiirler yaz, müzikler söyle

İçleri bağırsak, bok, pislik, iğrençlik, tiksinçlik dolu insanlara değil

Şiirler yaz, müzikler söyle

Altları lav, kor, ateş vatanlara değil

Şiirler yaz, müzikler söyle

Felsefeye, bilime, ahlaka, mantığa

Seni, toplumu, insanlığı, dünyayı kurtaracak olana

Şiirler yaz, müzikler söyle

Felsefeye, bilime, ahlaka, mantığa

Seni, toplumu, insanlığı, dünyayı insanca yapacak olana,

Yalnızca dağı değil, dağın arkasını da gör

Yalnızca kendini değil felsefeyi, bilimi, ahlakı, mantığı da gör

Yalnızca hayatı değil

Felsefeyi, bilimi, ahlakı, mantığı da gör.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.3.21/08.06


TÜRKİYE'YE YAPAY DİSLEKSİ SALDIRISI SAVIM

 'Disleksi' öğrenme güçlüğü, zorluğu olarak tanımlanmakta, ve zeka geriliği ya da geri zekalılık gibi birşey değil; zekanın normal ya da üstün olmasına karşın okumada ve yazmada yani harflerin ve sözcüklerin biçimlerinde algı sorunudur ki Aamir Khan'ın Türkçesi 'Her çocuk özeldir' filımı(filmi) disleksiyi anlatmakta.


Dislekside harfler ve sayılar yazılı olduklarından farklı biçimlerde algılanmakta, beyin tarafından yani Down sendromu değil de renk körlüğü gibi birşey.


Disleksili kişiler örnek ki 'zaman'ı 'saman', 'dede'yi 'bebe', 'elek'i 'flfk' olarak görürler ve okurlar; '105'i '501', '609'u '906' olarak; '3'ü 'E' olarak, 'E'yi '3' olarak görürler yani birbirlerine benzeyen harfleri ve birbirlerine benzeyen sayıları algılamakta zorluk yaşarlar. Yani 'doğru'ların yerini 'yanlış'lar alırlar yani yanlışlar ve doğrular yerdeğiştirirler(yer değiştirirler).


'Disleksi'nin toplumla, ve Türkiye ile ilgisi ne, ve disleksi neden saldırı?' diyeceksiniz.


Açıklayayım.


'Disleksi'de temel sorun ya da konu ya da olay 'yanlış'ı doğru algılamaktır. Açık ki disleksinin bu durumu ya da özelliği akıldışı, ahlakdışı, barbar, küresel ve derin bir merkezce dünyaya, insanlığa yani dünya halkına, her ülkeye, her topluma, ve özelde de Türkiye'ye akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu türü, akıldışı-ahlakdışı eğlence türü, akıldışı-ahlakdışı sinema türü, akıldışı-ahlakdışı Tv dizisi türü, akıldışı-ahlakdışı Tv yarışması türü, akıldışı-ahlakdışı magazin türü, akıldışı-ahlakdışı festival türü, sivil toplum örgütü, artniyetli hayvanseverlik, artniyetli çevrecilik, artniyetli kadıncılık, eşcinsellik, cinsellik, fahişe savunuculuğu, zina savunuculuğu, çıplaklık savunuculuğu, porno savunuculuğu, suç haberleri, silah sevgisi, avlanma sevgisi, akıldışı-ahlakdışı reklam türü, astroloji, medyumluk, fal, akıldışı-ahlakdışı sıpor(spor), barbarlık sevgisi, şiddet sevgisi, utanmazlık sevgisi, ahlaka aykırı serbestlik getiren-veren yasa(kanun), akıldışı-ahlakdışı-bölücü-barbarlık öğreten-düşmanlık öğreten-kin öğreten-saldırganlık öğreten-hakaret öğreten-saygısızlık öğreten-eleştirilmeye kapalılık öğreten siyaset türü, uzaylı savı, Ufo savı gibi araçlarla pompalanmaya çalışmakta; Türkiye'de bu duruma bir de Atatürk düşmanlığı, Türkçe düşmanlığı, Osmanlıcılık, milliyetçilik, Arabça sevgisi, Arabçılık, çocuklara bile İngilizce öğretmek, din diye dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırılıklar öğretmek, ve Avrupa birliği yandaşlığı gibi şeyler eklenmiş durumu görülmekte.


Disleksinin toplumlara uygulanması 'Beyinyıkama/Beyin yıkama' denilen şeyin benzeridir ancak bu yapay ve toplumsal disleksi türünün beyinyıkamadan farkı bu disleksi türünün toplumlarda ve insanlarda 'doğru'ların yerlerine 'yanlış'ların 'doğru' olarak geçirilmesidir. Bu durumda örnek ki ahlaka uygun giyinen insanlar gerici, yobaz, çağdışı, ilkel, cahil yani yanlış olarak, ahlaka aykırı giyinen insanlar da medeni, ileri, çağdaş yani doğru olarak gösterilir.


Örnek ki Türkiye'de Tv kanalıları hep Amerikan filımları(filmleri) gösterilmekte sanki örnek ki Çin'de, Güney Kore'de, Rusya'da, Avrupa'da, Afrika'da, Güney Amerika'da hiç filım çekilmiyormuş gibi; yabancı müzik çalan radyo kanalıları(kanalları) hep İngilizce müzik çalmakta sanki öteki ülkelerde müzik yokmuş gibi; anaokulunda ve ilkokulda zorunlu İngilizce dersi var sanki çocuklara gerekli imiş gibi. Bu gibi şeyler daha çocukluktan; gözde, ve kulakta İngilizce ve Abd hayranlığı yaratmakta; Abd filımıları dışındaki filımlar, müzikler, diller itici, ilkel, geri, anlamsız, gereksiz gelmeye başlayabilmektedir; bu nedenle annelerin, babaların, ve çocukların hayalleri Abd'de bir üniversite okumak, Abd'nin akıldışı-ahlakdışı ünlüleri gibi ünlülerden olmak, Abd şirketilerinde(şirketlerinde) çalışmayı amaç, onur, gurur, övünç saymak; Amerikan modasına uygun ya da moda giyinmek hoş, sevimli, medenililik, özgüven gibi şeyler olarak, ahlaka uygun giyimli olmak ya da moda giyinmemek ilkellik, barbarlık, iticilik, sevimsizlik olarak tanımlanabilmektedir.


Bunlar, ve benzeri durumlar toplumlarda; ahlaka aykırılığı, barbarlığı, şiddeti, saldırganlığı, gövdegösterisini(gövde gösterisini), akıldışılığı, mantıksızlığı, keyfiliği, nefse köleliği, saçmalamayı, saçmalığı, anormalliği olağan, doğru, iyi, güzel, hoş, sevimli olarak; akılı, mantığı, bilimsel olmayı, ahlakı ise anormallik, yanlış, kötülük, saçmalık olarak gösterebilmektedir. Bu durumdan açık ki genelde Abd, ve Batı, özelde ise siyaset ve kapitalistlik yarar görmekte, çıkar sağlamaktadır.


Açık ki yapay-toplumsal disleksinin temel özelliği de, temel amaçı da dünyaya ve insanlığa Amerikan ruhu, kültürü, dünyası egemenleştirmektir ki yapay-toplumsal disleksiye örnek gösterilebilecek filımlardan biri de Amerikan yapımı, Türkçesi 'Başkanın adamları' filımıdır.


Açık ki yapay-toplumsal disleksi ile genelde dünya halkına, özelde ise Türkiye halkına doğru şeyler yanlış, yanlış şeyler de doğru olarak gösterilmeye çalışılmakta durumu olmakta. Bu nedenle ki ortalık akıldışı-ahlakdışı modadan, akıldışı-ahlakdışı ünlülerden, astrolojiden; utanmazlıktan, ve barbarlıktan geçilmiyor; ve akıldışı-ahlakdışı ünlüler baştaçı ediliyor durumu oluşmakta.


Buna karşı tek çözüm; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'a sarılmaktır; siyaset ve özel sektör yönetimi yerine 'Bilim ve ahlak' yönetimidir.


İnsanlık öğrenmeli ki 21. yüzyılda 'Bilim ve ahlak'tan başka hiçbirşey masum değildir.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.3.21/02.57

BİLGE ÖĞRETİYOR-13: SEVGİ EĞİTİMİ

 Topluma 'Medya okuryazarlığı eğitimi' verilmekte ancak Sevgi eğitimi verilmemekte oysa sevgi sanıldığı gibi ya da sanıldığı kadar masum birşey durumunda değil.


İnsanlığın ve insanların temel sorunlarından biri de sözcüklerin anlamlarını doğru bilmemek yani sözcüklerin doğru anlamlarını, doğru içeriklerini bilmemektir. Örnek ki demokrasinin, laikliğin, ve özgürlüğün 'Önce bilim ve ahlak' demek olduğu bilinmemekte, öyle ki demokrasi, laiklik, ve özgürlük serbestlik sanılmakta oysa bunlar 'Önce bilim ve ahlak' iseler gerçek demokrasi, gerçek laiklik, gerçek özgürlük olurlar.


Sevgi sözcüğü de bilindiği sanılan ancak bilinmeyen sözcüklerden. Sevgi sözcüğünün anlamı doğru bilinmediği için ki 'Seven öldürmez' sözü oluşmuş oysa olaylar göstermekte ki seven de öldürmekte. 'Seven öldürmez' demek yerine demek ki sevginin ne olduğunu, sevginin doğru anlamını, sevginin içeriğini-özünü insanlığa ve insanlara anlatmak, öğretmek hem sevgi konusunda insanların insanlara zarar vermesini, hem de sevginin insanlara zarar vermesini önlemek için zorunludur. Bilinmeyen gerçekler insanlara, toplumlara, insanlığa ve dünyaya zarar verir, kötülük eder; örnek ki sigara Türkiye'ye 'ilaç' diye getirildi, öyle ki eczahanelerde satıldı, doktorlar hastalarına 'ilaç' diye reçeteye sigara yazdı çünkü sigara 'ilaç, yararlı' diye tanıtılmıştı sigara şirketilerince yani insanlar sigaranın kanser yapacağını bile bilmiyorlardı ki zaten o zamanlar Türkiye'de 'kanser' diye bir hastalık bilinmiyordu; yine örnek ki insanlar ozon tabakasının delinebileceini bilmiyorlardı, bu nedenle de ozon tabakasını delici pekçok şey yaptılar farkında olmadan. Gerçek ki sevgi konusunda da insanlıkta ve insanlarda büyük bir bilgisizlik, bilinçsizlik, mantıksızlık var, ve bu da intiharlara ve cinayetlere yani suçlara bile neden olmakta.


Demek ki 'Seven öldürmez' savı yanlıştır, yani demek ki 'Seven de öldürür' yani 'Sevgi de öldürtür'; örnek ki akvaryumdaki balık da, tavadaki balık da 'sevildikleri' için oradadır.


Açık ki sevgi öldürmemektir de, öldürmektedir de; öyle ise yapılması gereken şey sevginin ne zaman öldürmediğini, ne zaman öldürdüğünü bulmaktır, anlamaktır, saptamaktır, ve sevgi konusunda buna göre davranmaktır. Şöyle düşünelim: İnsanlar arabalarını severler ve onları korurlar, onlara gözleri gibi bakarlar, ve istedikleri fiyatı verene de seve seve satabilirler ancak birileri arabalarını zorla almaya kalktıklarında almaya kalkanlara karşı şiddete başvururlar ki buna cinayet de dahildir ki hukuk da buna izin verir çünkü insanların, mallarını koruma hakları vardır; aşk adlı sevgi konusunda da benzeri bir durum bulunmakta, şöyle ki aşık, sevdiği kişi kendisi ile kaldığı sürece onu korumakta ancak kendisini istediği dışında terk etmeye kalktığında onu öldürebilmekte ya da intihar edebilmekte; bu durumda açık ki eşini tam sevmeyenlerde de, elini sallasa ellisini bulabilecek olanlarda da, paraya paraya demeyenlerde de sevgi/aşk cinayeti olasılığı ve oranı oldukça düşük olur; bunların dışındakilerde de oldukça yüksek olur; yetişkin insan dişisi türünün, yetişkin insan erkeği türünü aşk konusunda öldürmesi oranının düşük olmasının nedeni 'yetişkin insan dişisinin elini sallasa ellisi' durumu da olabilir, yetişkin insan dişisi türünde aşkın yetişkin insan erkeği türündeki kadar güçlü, derin, büyük olmamasından da olabilir.


İnsan, bir gülü neden koparır yani öldürür? O gülü sevdiği için. Demek ki sevgi öldürmeye engel olmadığı gibi öldürmeye de neden olabilmekte.


Konunun bir de açık ki 'sinir kırizi(krizi)' yönü var ki bunun nedeni de farkında olmadan da olsa tahrik de içermektedir yani eşin ya da sevgilinin istemediği şeyleri yapmak durumudur.


Sevgi ile değil bilim, ahlak, ve mantık ile yaşa; sevgi ile değil bilim, ahlak, ve mantık ise sev; önce sevgi değil önce bilim, ahlak, ve mantık iste; önce sevgiye değil önce bilime, ahlaka, ve mantığa bağlan; sevgi ile değil bilim, ahlak, ve mantık ile yap; sevgi ile değil bilim, ahlak, ve mantık ile ölç.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 1.3.21/02.51

27 Şubat 2021 Cumartesi

HALK ZATEN KİN VE DÜŞMANLIK İÇİNDE DEĞİL Mİ?

 Türkçesi ile 'Hesaplaşma' adlı, Anthony Hopkins'in ve Al Capone'un oynadığı filımın(filmin) sonlarına doğru, asansörde avukat Al Capone 'Hukukta gerçek yoktur' diyor. Ancak ülkemizdeki genelde yabancı hayranlığından, özelde ise Amerikan hayranlığında mıdır nedir; hukukçular bu söze ya da sava tepki göstermiyorlar. Benim de, tanık olduğum olaylar sonuçunda(sonucunda) düşüncem; 'Mahkeme kararı; gerçeklerin söylediği değil yargıçın inandığıdır'dır.


Boğaziçi üniversitesi'nde, Kabe fotoğrafının yere serilmesi olayı ile ilgili olarak 'Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme' suçlaması ile bazı öğrenciler hakkında iddianame düzenlenmiş.


Peki; siyaset, siyasi partiler, mezhepler, tarikatlar, cemaatler hakkında da neden aynı suçlama ile dava açılmıyor? Onlar da aynı şeyi yapmıyorlar mı? Özellikle Cumhur ittifakı hemen hemen her gün aynı şeyi yapmıyor mu?


Yani; siyaset, ve siyasi partiler yüzünden zaten halk, toplum parçalanmışlık, bölünmüşlük, kin, ve düşmanlık içinde değil mi?


Bu nedenle ki insanlık için tek doğru yönetim biçimi; Muhammed'in de, Atatürk'ün dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.2.21/01.09

BERRAK TÜZÜNATAÇ ÇIPLAKLIK VE SANAT

 Yüzü açık bayanın yüzüne, bedeni açık bayanın bedenine bakarlar ki bu durumda biri yüzü, biri de bedeni yani cinselliği ile kendini tanımlamış ve tanımlatmış olur. Yani hiçbir alim, beden geliştirme çalışıp, kaslarını gösterip, kendini kasları ile tanımlamak ve tanımlatmak istemez. Yani, önce mantık.


Afrika'ya ilk giden Hıristiyan(Hristiyan) misyonerler ortalıkta çırılçıplak dolaşan yerlilere 'Giyinin, giyinmek medeniliktir' dediler oysa çağımızda görülmekte ki o çıplaklık ilkelliği yok olmak yerine tüm dünyayı sarmakta ki bunun temel nedeni akıldışı-ahlakdışı moda, akıldışı-ahlakdışı ünlüler, akıldışı-ahlakdışı medya, ve bunlara serbestlik veren akıldışı-ahlakdışı siyasettir.


Birzamanlar 'Şöhrete giden yol rejisörün yatak odasından geçer' adlı bir Yeşilçam filımı(filmi) vardı; açık ki çağımızda da en değerli ekonomik nesne kadın eti olmakta çünkü akıldışı-ahlakdışı moda türü de, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) türü de, akıldışı-ahlakdışı medya türü de, akıldışı-ahlakdışı sanat türü de, akıldışı-ahlakdışı ünlülük türü, akıldışı-ahlakdışı mekan türü de bu et ile beslenmekte.


Ahlak çok önemlidir çünkü savım ki ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, insanlığın, evrenin, evrimin soyut nitel zirvesidir. Yani ahlaka aykırı olmak insanca da, insancıl da bir durum değildir. Ahlak da önce toplum içinde ahlaka uygun giyimlilik ile başlar yani ortalıkta ahlaka aykırı giyimle bulunup 'Ahlaklıyım' denilemez.


Dini tanımlayan Din hadisileri de 'Din bilim, ahlak, edeb, utanmaktır' der yani ahlak dinin de temellerindendir. Yani ahlaka aykırılık dine de aykırılıktır yani dinin temel özelliklerinden biri de ahlaktır yani ortalıkta ahlaka aykırı giysilerle bulunup 'Dinliyim' denilemez.


'Türk'lüğün temel özelliklerinden biri de 'ahlak'tır yani toplum içine ya da karşısına ahlaka aykırı giysilerle çıkıp 'Türküm' denilemez.


Bu nedenle ki yalnızca Muhammed değil, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.


Atatürk 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' dedi ancak önce 'Önce bilim ve ahlak' dedi, yani Atatürk'ün sanat dediği de, sanatçı dediği de, sanatçılık dediği de 'Önce  bilim ve ahlak' ile başlar, önce 'Bilim ve ahlak' içerir yani ahlaka aykırı olunup Atatürk'ün bu sözü arkasına saklanılamaz da, sığınılamaz da.


'Sanat için soyunmak' diye tuhaf bir söz uydurulmuş. Türkler, ve Müslümanlar açısından, ve tarihsel olarak konuşursak, onlarda da sanat vardı ancak hiç soyunmadılar yani sanat ahlakı dışlayan birşey değildir yoksa ahlaklı toplumlarda da, ahlaklı çağlarda da sanat olmazdı yani sanat ahlaklı toplumlarda ortaya çıkmış birşey, tarihsel açıdan. 


Berrak Tüzünataç isimli akıla ve ahlaka aykırı sözde sanatçı, sözde ünlü, yoz sanatçı, yoz ünlü Instagram için soyunmuş yani çırılçıplak çünkü zaten bikini, mayo diye ortalıkta sütyen-külot gezen biri yani 'soyundu' denilince anlaşılmalı ki 'çırılçıplak' soyundu ki haberin fotoğraflarında da bu tür bir durum görülmekte ki haberde de zaten 'Bu sefer ise tamamen soyunarak aynı ifadeleri vücudunda sergiledi' yazılmış.


Demiş ki 'Sanat için soyundum'.


Bakın; Muhammed diyor 'Önce bilim ve ahlak', Atatürk diyor 'Önce bilim ve ahlak', demokrasi-laiklik-özgürlük diyor 'Önce bilim ve ahlak'. Sanat da diyor 'Önce bilim ve ahlak'. Öyle ise bu bayan nasıl bir sanat için, ne için, kimin için soyundu çünkü gerçek ki din için de, demokrasi için de, laiklik için de, özgürlük için de, sanat için de, soyunması değil giyinmesi gerekir.


Doğu halkı ahlakçı bir halktır, Batı halkı ise ahlakı dışlamış bir dünyaya sahiptir. Yani bu durumda, 'Sanat için soyunmak' değil 'Batı için soyunmak' durumu olur ki zaten Türkiye'deki Türkler de, Müslümanlar da çıplaklığa, ahlaka aykırılığa karşıdır.


Sanat akıl-ruh sağlığına aykırı bir dünya değilse soyunmayı, çıplaklığı değil ahlakı ister ancak ahlaka ya da akıl-ruh sağlığına aykırı bir dünya ise de dışlanması, ayıplanması, ve yasaklanması gerekir.


Yani, sanat için doğru pusula akıldışı-ahlakdışı Batı değil; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak'tır.


Yani, Türkiye kabare salonu değil Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ülkesidir, siyaset bu duruma ihanet etmiş olsa da.


Yani, sanat için soyunulmaz, giyinilir. Bilim ve ahlak ile değil de bayan eti ile var olacak sanat yerin dibine batsın.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.2.21/01.07


YENİDEN REFAH PARTİSİ VE MANTIK

 Felsefeyi felsefe tarihine eşitlemek felsefeye de, insanlığa da; edebiyatı şiire, öyküye, romana eşitlemek de edebiyata ve insanlığa ihanettir. Gerçek ki ülke yönetimlerine felsefe ve edebiyat da katılmalıdır ki bu da ancak önce mantık ile olur; bu nedenle siyasetin mantıksızlık olduğu ortaya serilmelidir.


Bu yazının amaçı da felsefenin ve edebiyatın ülke yönetimine katılmasını sağlamak, ve siyasetin mantıksızlığını göstermektir.


Yeniden refah partisi adlı siyasi parti Chp kadın kolları genel başkanı Aylin Nazlıaka hakkında, İstanbul sözleşmesi konusunda yaptığı, ve 'Erkekler İstanbul sözleşmesi'nden rahatsız değil; eşine, sevgilisine ya da hiç tanımadığı bir kadına şiddet uygulayan, katleden, tacizci, tecavüzcü erkekler rahatsız' dediği bir konuşma nedeni ile, 'Toplumda kutuplaştırma ve ayrımcılık yaratma' ve Hedef gösterme' gerekçeleri ile açtığı tazminat davası ilgili mahkemece red edilmiş.


Öncelikle gerçek şu ki Aylin Nazlıaka yanılmakta çünkü İstanbul sözleşmesi'ne karşı olmak akıldışı-ahlakdışı Avrupa birliği'ne karşı olmak gibi mantıklı ve haklı bir nedene de dayanmaktadır yani bu bayanın genellemesi yanlış bir genelleme yani mantıksız ve gerçekdışı. Bu bayan bir de İstanbul sözleşmesi'ne yandaş olan kitlenin içindekilere bakmalı; açık ki o kitlenin içinde eşcinseller, fahişeler, bikini diye ortalıkta sütyen-külot gezenler, mini şort diye ortalıkta külotla gezenler, pirsing ve dövme barbarlığı modası içindekiler de var; ancak ölçüt şu olmalı: Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' dedi oysa Avrupa birliği akıldışı-ahlakdışı bir dünya, yani İstanbul sözleşmesi'ne karşı olanların içinde bu bayanın dediği kişiler de olsa bu sözleşmeye karşı olmak hem Atatürkçülük gereği, hem de ahlak gereği.


Yeniden refah partisi'nin suçlamasına gelince. Burada da bir mantıksızlık var çünkü zaten siyaset demek toplumu bölmek, parçalamak, kutuplaşma yaratmak, bölünenleri de birbirlerine düşman etmek değil mi? Ve bunu günümüzde en iyi olarak Cumhur ittifakı yapmıyor mu? Öyle ise bu siyasi parti neden Cumhur ittifakı'na dava açmıyor, ve siyasi partilerin yasaklanmasını istemiyor?


Öteyandan; bölücülük ve yandaşlık dine de aykırıdır yani bu durumda siyaset dine de aykırıdır.


İşte bu nedenle felsefe ve edebiyat ülke yönetimine karışmalı, girmeli, ve 'Önce mantık' demeli; ve insanlık da siyasetin de, siyasi partilerin de çözüm değil sorun olduğunu anlamalı artık çünkü tek çözüm Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' ile başlar.


Ben diyorum: Siyaset yasaklanmalı, tüm siyasi partilere yasaklanmalı; Türkiye Atatürk'ün de, Muhammed'in de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmelidir çünkü siyaset topluma bölücülük, düşmanlık, barbarlık, akıldışılık, ahlakdışılık, bilimdışılık, kin, ve nefret sokuyor.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 28.2.21/01.04

26 Şubat 2021 Cuma

ÇOCUKLAR KAYBOLMADAN ÖNCE BÜYÜKLER KAYBOLUR

 Türkiye'de, 2010-ocaka göre 1657 çocuk kayıpmış. Anımsanacağı gibi; 'Domuz gıribi abartılıyor, gerçekte normal gıripten(gripten) ölenler, domuz gıribinden ölenlerden çok daha fazla', büyük mantıksızlığını burada da kullanacak olursak, yine büyük bir mantıksızlık edip, dememiz gerekir ki: 'Tırafik(Trafik) kazalarında ölen çocukların sayısı, kaçırılmış ya da kaybolmuş çocuk sayısından daha fazla'. İnsan akılı(usu) bu; yalnızca yedi delikli değil yetmiş yanarsönerli de; yalnızca yuvarlak değil gıres(gres) yağlılanmış da. Ama benim aklım ne yuvarlak ne yağlı olduğu için köşeliliğinin tutsaklığı içinde çırpınmayı sürdürecek, her konuda olduğu gibi bu konuda da.


1657 çocuk ne demektir? Hep hane(aile, ev, konut) hesapları yapılır 'Bir ailede, ortalama 3 kişi olsa, şu kadar aile, şu kadar insan yapar' diye. Aynı hesabı burada da yapalım: 1657 çocuk, her aileden bir çocuk kaybolmuş olsa, 1657 aile yapar en azından ki akrabaları hariç. 1657 aile, ortalama üçer kişiden 4971 kişi yapar ki ortalama bir ilçenin, kasabanın nüfusuna eşittir bu sayı. 4971 kişi; ikişer gözden 9942 göz yapar; siyahlı, kahverengili, elalı, yeşilli, mavili? Ve 4971 kişi, birer yürekten(kalpten) 4971 yürek yapar. Tüm bunları toplarsak; 1657 çocuk; kendilerinin ki hariç ağlayan, acı çeken, yalvaran 9942 göz, 4971 yürek daha demektir. Yani kaybolan, neredeyse bir ilçe nüfusu kadar çocuk, ve arkalarından ağlayan, acı çeken, üç-dört ilçe nüfusu kadar göz ve yürektir. 1657 kaybolan çocuk demek ayrıca; kaybolan, 1657 öğrencili bir okul demektir. Ve sabahlara söylenemeyecek 1657 'Günaydın', ve annelere söylenemeyecek, 1657 'Sağol anneciğim.''...


Geçenlerde bir sitede, bir bılogda(blogda), bir yazı okudum. Bir bayan bılogçu, kaybolan çocuklarla ilgili bılogunun, Avrupa'da bir yayın organında yer aldığını anlatıyordu, büyük bir mutlulukla, sevinçle. Oysa anlamadığı şey şuydu: O yayın organı, o bılogu, Türkiye'yi övmek için değil Türkiye'yi kötülemek için kullandı. Yani demek istediği şuydu, o yayın organının, Batılılara: 'Türkiye'ye gitmeyin, orası çok tehlikeli biryer'. Ama demek istediği başka bir şey daha vardı: 'Organa gereksiniminiz varsa, organ bulmak için en kolay yerlerden biri de Türkiye'dir, Türkiye'ye yönelin'. Yani bir yerde de farkında olmadan, Batılı organ mafyalarına akıl veriyor, yol gösteriyordu. Bu bayanı, bu bılogu dolayısıyla kınadım ve uyardım ama bu yorumumu bile yayınlamadı. Çünkü mutluluğunun, sevincinin gölgelenmesini istemedi. O hala, iyi, doğru, mutluluk verici, övünülecek bir şey yaptığını sanıyordu. Eleştirilere kapalı, yalnızca övgülere açık biri sanırım; tıpkı çocuklarının tandıra düşüp öleceklerini düşünemeyip, üstlerine ocakta kaynamakta olan süt kazanının dökülüp çocuklarının ölebileceklerini düşünemeyip, çamaşır makinalarına ve buzdolaplarına çocukların birbirlerini sokup birbirlerini öldürebileceklerini düşünemeyip, boşanmalarının ya da zinalarının çocukları üstünde yıkıcı etkileri olup çocuklarının en azından duygusal ölümlerine yol açabileceklerini düşünemeyip önlem almayan birçok anne, baba gibi? Neden çocuklar daha çok yoksul ailelerden kayboluyor? Düşünemedikleri için. Onların mazeretleri, bahaneleri(savunuları) hep şudur: 'Ben öyle sanmıştım, ben böyle sanmıştım, ben öyle sanmamıştım, ben böyle sanmamıştım'. Düşünmek ve sanmak farklı şeylerdir. İnsanların öğrenemedikleri ilk şey belki de budur dünyada; bakmak ve görmek arasındaki fark değil.


Ben farkındayım; çocuklar kaybolmadan(yitmeden) önce büyükler kayboluyor bir ülkede. Afrika, Irak, Afganistan? Buraları bir düşünün; siyasetçiler, büyükler, yetişkinler hep savaş, kavga, döğüş içindeler.


Kaçırılan çocukların neden kaçırıldıklarına bir bakın: Organ, fuhuş, çalıştırmak. Yani hep büyükler, yetişkinler; büyüklerin 'mutluluğu' için.


28 şubat, Ergenekon, darbe suçlamalarına bir bakın; hep büyükler kirli bir kavganın içindeler.


Acımasızca işlenen tırafik suçlarına bir bakın.


Gıda maddelerine bir bakın. İnsanın birşey yiyeceği gelmiyor. İçlerinde ne olduğu belli değil. Pazardan 1 Kg kestane alıyorsunuz, içinden ancak on tanesini yiyebiliyorsunuz bazen, çünkü geri kalanı kurtlu, çürük olabiliyor. Undan, nişastadan yapılan peynirlerle karşılaşabiliyoruz, bir zamanlar plastikten yapılmış pirinçlerle karşılaşıldığı gibi; içine su doldurulmuş etlerle karşılaşabiliyoruz.


Siyaset, tutku, hırs, zevk, mutluluk, rahatlık, para, mal, ticaret, ün, cinsellik için her kötülük, düzenbazlık, ahlaksızlık, onursuzluk, gurursuzluk, delilik, çirkinlik, iftira yapılabiliyor.


Çocukların yanında sigara, içki içenlere bir bakın. Hep bencilce, sorumsuzca zevkler peşindeler.


Tv kanallarına bakın. Çocuklar, yarışma adı altında yozlaştırılıyorlar, sömürülüyorlar; ahlaksızlığa itiliyorlar, alıştırılıyorlar.


Çocuk güzellik yarışmalarına bir bakın. Kız çocuklarını, boyayıp süsleyip, kadınsı giydirip bir an önce kadınlaştırmak, cinsel mala dönüştürmek için adeta didiniliyor.


Sokaklara bir bakın. Eşcinseller, fahişeler rahatça, salına salına gezebiliyorlar.


Çocuklar kaçırılıyor dünyada. Büyükler, yetişkinler için. Çünkü dünyayı, büyükler yönetiyorlar.


Çocuklar kayboluyor dünyada. Çünkü daha önce büyükler kaybolmuş?


Evet, çocuklar kaybolmadan önce büyükler kayboluyor.


Büyükler kaybolmasalar, çocuklar da kaybolmayacak?


Büyükler kayboldukları için, küçükler de kayboluyor.


Bence yakın ve geçici çözüm olarak, çocuklara, vericili, deri altı kimlik çipi takılmalı. Uzak ve kesin çözüm için ise: Büyükler artık kaybolmamalı...


Büyükler artık kaybolmasın.


Görmüyor musunuz? Büyükler mutlu oluyor, çocuklar mutsuz oluyor.


Görmüyor musunuz? Büyükler ısınıyor, çocuklar üşüyor.


İnsan, yaşarken fark edemez, var olmadığını.



Necdet Gürçiftçi


İnternette yayınlandığı zaman: 2010-mart

TÜRKÇEDEKİ MANTIKSIZLIK DURUMLARI-1: ARI VE BALIK SÖZCÜKLERİ

 Önce mantık çünkü mantık felsefenin de, bilimin de, demokrasinin de, laikliğin de, özgürlüğün de, ahlakın da, vicdanın da, medeniliğin de, dinin de, adaletin de, akıl-ruh sağlığının da temelidir.


Ancak; mantık yani mantık bilimi sözcük demektir; bu da hem sözcüklerin doğru anlamlarının bilinmesini, hem de sözcüklerin doğru kullanılmasını gerektirir.


İnsan da, bir toplum da, insanlık da sözcüklerin doğru anlamlarını bildiği, ve sözcükleri doğru kullandığı ölçüde mantıklıdır yani sözcüklerin doğru anlamlarını bilmeyen insan da, toplum da, insanlık da; sözcükleri doğru kullanmayan insan da, toplum da, insanlık da mantık açısından sorunlu demektir.


Gerçek ki hiçbir toplum 'Sözcüklerin anlamlarını doğru bilmek, ve sözcükleri doğru kullanan toplum' durumunda değil. Örnekler ki; demokrasinin, laikliğin, ve özgürlüğün 'Önce bilim ve ahlak' demek olduğunu; ahlakın 'Zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, insanlığın, ve evrenin soyut nitel zirvesi' olduğunu; dinin ise dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık, sakinlik, israfsızlık, gösterişsizlik, medenilik, nefssizlik, ve bunlarla inziva' demek olduğunu kaç toplum biliyor? Bilselerdi zaten dünya 21. yüzyılda bile akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, barbar, vahşi, nefs kölesi, insanlıkdışı bir durumda olmazdı. Ve gerçek ki Atatürk olmasaydı, Türkiye Türkçesi olmazdı; Türkiye Türkçesi olmasaydı 'Özgürlük' sözcüğünün anlamını karşılayan tek bir sözcük bile olmazdı dünyada çünkü 'freedom, hürriyet, hürlük, serbestlik' gibi sözcükler 'özgürlük' sözcüğünün içerdiği 'Özün doğru ve gür gelişimi' durumunu içermemekte yani o sözcükler 'öz, beyin, ruh, soyutluk, nitellik' ile değil 'görünüm, biçim, dış, beden, nesne, somutluk, nicelik' ile ilgili, örnek ki bir muhabbet kuşunun kafesinden Kuzey kutubu'nda(kutbunda) bırakılması 'freedom, hürriyet, hürlük, serbestlik'tir ancak 'özgürlük' değildir çünkü Kuzey kutubu muhabbet kuşunun yaşamasına uygun değildir yani 'serbest' kalsa da muhabbet kuşu açlıktan önce soğuktan ölür oysa 'özgürlük' sözcüğüne göre muhabbet kuşu kutuplarda değil özüne, kendine, bedenine, niceliğine uygun ortamda bırakılmalıdır.


Gerçek ki bir toplumun dili o toplum mantıklı olduğu ölçüde mantıklıdır ancak açık ki zaten 'Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmek yerine' bilime ve ahlaka aykırı siyaset, ve, bilime ve ahlaka aykırı özel sektör ile yönetilmek mantıksızlıktır; bu durumda, dilde de mantıksızlığın, ve saçmalıkların egemen olması kaçınılmaz bir durum olur.


Dil; 'harft'ten başlamalı, mantıklı ve ilk harfe göre uyumlu olarak türeyip gitmelidir; yabancıların da durumu dikkate alınmalıdır yani dili yalnızca o dilin toplumunun mantıklı bulması da, anlaması da yetmez. Dil her harfini de, her sözcüğünü de mantıklı olarak açıklayabilmeli ki Evrensel dil, Tek dünya dili olabilsin yoksa olamaz.


Gerçek ki Türkiye'nin de Muhammed'in de, Atatürk'ün de istediği gibi 'Bilim ve ahlak' ile yönetilmek yerine siyaset ve kapitalistler ile yönetilmesi durumu Türkçede de, yabancı sözcük egemenliği yanında başka pekçok mantıksızlıklara neden olmakta.


Bu mantıksızlıklardan biri de 'Arı' ve 'Balık' sözcükleri konusunda.


'Arı'ya neden 'arı' denilmiş de 'balık'a 'balık denilmiş? Arı ne yapar, bal yapar oysa balık bal yapmaz ancak 'bal' ile başlamakta oysa açık ki 'arı' denilen hayvanın adı 'bal' ile başlamalı, mantık açısından. 'Bal arısı' demek de yanlış çünkü iki sözcükten oluşmakta oysa bu hayvan tek bir sözcük ile tanımlanabilmeli. Bu durumda açık ki 'balık' diye balığa değil arıya denilmeli idi yani açık ki bal yapan bir hayvana 'balık' demek yerine bal yapmayan bir hayvana 'balık' denilmesi mantık açısından da, dil mantığı açısından da mantıksızlık durumu olmakta yani 'balık'ın 'bal' ile ne ilgisi var?


Bu nedenle önerim ki Türkçe üniversitesi kurulmalı; ve Türkiye hem dilini mantık üzerine oturtmalı, hem de yabancı sözcüklere karşı savaşım başlatmalıdır yoksa Türkiye, Türkçeleri varken biryanda Fıransızca(Fransızca) 'Hijyen' denilen, biryanda Arabça 'Kıyafet' denilen, dil açısından mantıksız, ve tuhaf bir ülke durumunda olur ki bu da Türkiye'nin Dünya/İnsanlık/Bilim/Düşünce önderi/lideri olmasını önler.


Önce mantık.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.2.26/11.40

YARIŞ (ŞİİR)

 Övünme içi bağırsak, bok, pislik, mide bulandırıcı bedeninle

Övünme altı lav, kor, ateş mekanınla

Düşünürsen anlarsın sen de zamanla

Sandığından başka birşey beden, hayat, ve dünya,

En güzel şey en doğru olandır

En doğru şey bilim ve ahlak

En güzel şey bilim ve ahlak insanı olmak

En kötü şey de bilime ve ahlaka aykırı yaşamak,

Bakma sen, akıldışı-ahlakdışı Batıya

Bakma sen, akıldışı-ahlakdışı ünlülere

Bakma sen, dün dünyayı zapt edenlere

En doğrusu bilim ve ahlak içinde insanca, dostça yaşamak,

Siyaset de, kapitalistlik de alçaklaştırdığı dünyayı bir de kaltaklaştırmakta

İnsanlık 21. yüzyılda bile insanlıkdışı, barbarca yaşamakta

Bilime ve ahlaka aykırılıkta değil çözüm

İnsanlığı da, dünyayı da kurtarmak ancak bilimde ve ahlakta,

'Önce bilim ve ahlak' diyor Muhammed de, Atatürk de

Muhammed diyorsan, Atatürk diyorsan, bilime ve ahlaka aykırılıkta işin ne

Sarıl sen de Muhammed, ve Atatürk gibi 'Bilim ve ahlak'a

Dur de dünyanın da, insanlığın da bilime ve ahlaka aykırı gidişine,

Siyasetle değil 'Bilim ve ahlak' ile yönetilsin ülkeler ve dünya

Kapitalistlerin değil tüm insanlığın olsun ekonomi

Sanat baştaçı etmesin kahpeliği

Medya pusula edinmesin adiliği

Moda onur saymasın şerefsizliği

Hukuk da, eğitim de, demokrasi de siyasetin kölesi olmasın,

Zenginlikte değil 'Bilim ve ahlak'ta yarış

Utanmazlıkta değil 'Bilim ve ahlak'ta yarış

Nefste değil 'Bilim ve ahlak'ta yarış

Mantıksızlıkta değil 'Bilim ve ahlak'ta yarış.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.2.21/17.37



KAFA (ŞİİR)

 Ne taht istersin bu içi lav, kor, ateş dünya üzerinde

Ne taç istersin, içi bağırsak, bok, pislik, tiksinç, iğrenç bedenine

Yoksa kafada mantık, nefssizlik ve ahlak

Zaten boşunasın, utan, çıkma insan içine,

Ağızın sonu makat, makatın başı ağızdır

Sarayda da olsa mutfağın sonu heladır

Mantık varsa ahmaklığa taç yok

Nefs başa hem mantıksızlık hem beladır,

Topraktan da gelsen, maymundan da

Uzaydan da gelsen, ilahtan da

Mantık, nefssizlik ve ahlak içinde değilse

Boşunadır kibir içindeki kafa da, diploma da,

Dansöz değil erdem gerek türkü çalan saza

Akademisyenlik verilmez, altın yumurtlasa da kaza

Gitme, akılını ve ahlakını yitirmiş Batıya da

Bilimselliği de, medeniliği de bulamamış Doğuya da naza,

Siyaset bölüyor ve düşman ediyor, halkı halka

Özel sektör sömürüyor ve köle ediyor, halka halka

'Önce bilim ve ahlak' der Muhammed gibi, Atatürk gibi

Dinli de olsa dinsiz de olsa, sağcı da olsa solcu da olsa, dürüst ise kafa.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.2.21/15.51



25 Şubat 2021 Perşembe

KAHVEYİ ZEVKTEN DEĞİL DERTTEN İÇMEK DURUMU

 Açık ki birzamanlar(bir zamanlar) 'Yaşlı içeceği' durumu göstermiş olan kahve son yıllarda ülkemizde Osmanlıcılığın moda olması ile bu durumunu değiştirmiş, ve genele yayılmış bir durum göstermekte ancak gerçek ki kahve 'Yaşlı içeceği' durumunda iken yalnızca kahve olarak içilirken günümüzde, yanında bir de sigara denilen akıldışılık, bilimdışılık, ahlakdışılık, barbarlık, utanmazlık, ilkellik, topluma yanlış-kötü-zararlı örnek olmak mereti(meredi) ile içmek modası gelişmekte. Yani kahve 'Yaşlı içeceği' iken günümüzde 'Mantıksızlık, kültürsüzlük, barbarlık, ilkellik, medeniliksizlik, insanlıkdışılık içeceği' olmuş durum göstermekte.


İçki için 'Kimi zevkten içer, kimi dertten' sözü var ya, bu söz gerçekte kahve için de gerçekleşmekte.


'Kahvenin 40 yıl hatırı vardır' denilir ancak kahvenin sağlığa zararı da olabilmekte, örnek ki aşırı(fazla) kahve içmek pankreas kanserine bile neden olabilmekte. Geçenlerde yayınlanan bir araştırma sonuçuna(sonucuna) göre de kahve beyinin genelde düşünme, özelde ise dikkat ile ilgili bölümüne zarar verebiliyormuş, hani örnek ki geceleri de ders çalışmak, sınava çalışmak için uyumamak için çok kahve içmek durumu, açık ki aşırı kullanılan şeylerde olumsuzluklar oluşabilir.


Kahveyi zevkten içmek açık ki kahveyi şekerli içmek ile olur ki zaten şeker de kolajen(kollajen) gibi karaciğer kanserine, ve karaciğer sirozuna neden olabilen karaciğer yağlanmasının nedenlerinden de biri imiş.


Kahveyi dertten içmek de sağlık ile ilgili çünkü şekersiz kahve karaciğeri yağlanmaya karşı koruyucu bir özelliğe sahipmiş. Yani açık ki karaciğerinde yağlanma olanların bu duruma karşı kahve içmeleri durumu kahveyi zevkten değil 'dertten içmek' durumu olmakta.


Ve, Osmanlı devleti; öz bebek kardeşlerini, ve öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş sultanların diktatörlüğü devleti idi. Yani, kahveyi Osmanlıcılık ile birleştirip, keyif için iç içebilirsen.


Bence kahve yalnızca sağlık için yani dertten içilmeli. Ben kahve içmekle havaatmayı(hava atmayı), gösteriş yapmayı, keyif yapmayı tıpkı balkonda ya da piknikte mangal yapmak; mini şort diye ortalıkta külotla gezmek, bikini/mayo diye ortalıkta sütyen-külot gezmek, tayt pantolon diye ortalıkta daracık iç çamaşırı ile gezmek; astroloji, medyumluk, falcılık; sigara, içki; fuhuş, zina, eşcinsellik; pirsing, dövme, makyaj, takı, silah sevgisi, araba sevgisi, denize girmek sevgisi, gürültü sevgisi, avlanma sevgisi, sıpor(spor) sevgisi, siyaset, ve özel sektör gibi barbarlık ve ilkellik kültürü olarak görüyorum ki 'Kahve falı' denilen şey de kahve içmenin bilimsel değil bilime aykırı durumu dünyasıdır; yani doğrusu 'Kahveyi şekersiz iç, ve kahve falı bakma/baktırma, yani ne mutlu 'Kahveyi zevkten değil dertten içenlere'.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.2.21/06.03

TÜRKİYE'YE SÖZCÜKLER İLE SALDIRI DURUMU

 Açık ki 21. yüzyılda dünya, insanlık akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, barbar, utanmaz, küresel, ve derin bir merkezin tümel, genel, ve yoğun bir saldırısı altında. Yine açık ki bu merkez araç olarak akıldışı-ahlakdışı moda türü, akıldışı-ahlakdışı ünlü türü, akıldışı-ahlakdışı medya türü, akıldışı-ahlakdışı reklam(tanıtım) türü, akıldışı-ahlakdışı turizım(turizm) türü, astroloji, medyumluk, falcılık, porno, eşcinsellik, akıldışı-ahlakdışı siyaset türü, akıldışı-ahlakdışı sivil toplum örgütü, akıldışı-ahlakdışı eğlence, akıldışı-ahlakdışı bilgisayar oyunu, akıldışı-ahlakdışı-şiddet-barbarlık türü sinema filımı(filmi) türü, akıldışı-ahlakdışı-şiddet-barbarlık türlü Tv dizisi, akıldışı-ahlakdışı-barbarlık türü müzik türü, özel okul, özel üniversite, siyasi parti, ve özellikle akıldışılığa ve ahlakdışılığa istekli yetişkin insan dişisi türü, gibi şeyleri kullanmakta, bu nedenle ki Tv tanıtımları genelde yetişkin insan dişisi kitlesine yönelik olmakta, ve genelde yetişkin insan dişisi oyunculu olmakta, bu kişiler genelde de ahlaka aykırı durumlu olmakta.


Bu merkezin kullanmakta olduğu şeylerden biri de sözcükler; insanları, toplumları, ve insanlığı mantıksızlığa, ve ahlaka aykırılığa götüren ya da götürebilecek sözcükler çünkü hem bir toplumun dilini bozmak o toplumu yıkmaktır, hem de mantıksızlığa neden olmaktır ki mantıksızlık da bilime aykırılık, ve ahlaka aykırılık gibi sonuçlara da neden olabilir.


Türkiye'ye son yıllarda sözcük saldırısı olmakta olduğu açıktır. Örnek ki Türkçeleri varken 'Hijyen, etik, aktivite, misyon, vizyon, sosyal' gibi Batıca sözcükler devletin kurumularının(kurumlarının) internet sitesilerinde(sitelerinde), ve üniversitelerin sitelerinde bile yer almakta. Bunun yanında bir de; Türkçeleri varken Arabça, Farsça gibi yabancı sözcükler de Türkiye'ye doldurulmakta, örnek ki 'Giysi, giyecek' yerine Eba'da, çocuk Tv kanalılarında(kanallarında) bile(da) sanki özellikle ve inatla 'kıyafet, bariz, kadim, problem, enteresan' denilmekte olması gibi. Bu duruma; korona salgını nedeni ile örnek ki 'Sosyal, mesafe, izolasyon' gibi sözcüklerin de eklenmesi var; birzamanlar(bir zamanlar) da örnek ki anı sözcüğü yerine ısrarla 'anektod' sözcüğü kullanılmakta idi. Dikkat edin; Tvde, çizgi filımlardan, Eba'ya; 'Zorunlu yayın'lardan, tanıtımlara kadar tuhaf ki, sanki inatla 'kıyafet' denilmekte. Yani durum 'Türkçe sözcük kullanma da ne kullanırsan kullan' durumu görülmektedir; açık ki 'Türkçe sözcüksüz Türkçe' durumu gelişmekte ya da geliştirilmektedir.


Şirketlerin Tv tanıtımılarında(reklamlarında) da görülmekte ki kirlenmeyi, saçmalamayı, sallamayı övücü sözler kullanmak durumu gelişmekte. Bu sözcüklerin özelliklerinden biri de Türkçede çift anlamlı olabilmeleri durumu; örnek ki kirlenmek hem giysi kirlenmesi anlamına gelmekte hem de cinsel ilişki anlamına; sallamak hem kalçaları ve memeleri şehvet dansı biçimli sallamak hem de işi, hayatı(yaşamı), ahlakı, toplumu, kuralları, yasaları sallamak gibi anlamlara gelebilmekte; saçmalamayı övmek de akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı şeyleri övmek anlamına gelebilmekte. Bu durum amaçlı mı, rastlantı mı; bu da önemli.


Mantık herşeyden önemlidir çünkü mantık olmazsa felsefe de, bilim de, ahlak da, din de, özgürlük de olmaz çünkü mantık hem doğru yol, hem de iyiniyet demektir; ahlak da mantığın zirvesidir; din de mantık olmadan olmaz, bu nedenle ki dini tanımlayan Din hadisileri 'Din bilimdir, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, bilim olmazsa din de olmaz' diyor, yani felsefenin de, bilimin de, ahlakın da, dinin de, özgürlüğün de temeli önce 'mantık'tır; mantık ise sözcüklerle olur, bu nedenle ki bir toplumun dilini bozmak mantığını da bozmak demektir ki bu da ahlakın, hukukun, eğitimin, ve devletin bozulmasına kadar da gidebilir. Bu nedenle açık ki ahlaka saldırı da, dile saldırı da mantığa saldırıdır, yani dili noktasına, virgülüne kadar korumak, ve mantıklılaştırmak zorunludur. Açık ki amaçlanan ya da amaçlanmayan sonuç Türkiye'nin dilinin bozulması, Türkiye'yi mantıksızlıklaşmasıdır yani Türkiye'yi, Atatürk Türkiyesi'ni yıkmaktır yani Türkiye'yi 'Bilim ve ahlak' ülkesi yaptırmamaktır.


Görülmekte ki Türkiye'ye; modadan, astrolojiye; sanattan, medyaya kadar her alanda; bilime aykırılık, ahlaka aykırılık, ve Türkçeye aykırılık yani akıldışılık(usdışılık) saldırısı durumu olmaktadır; siyaset adı altında siyasi partilerin toplumu bölmesi, bölünenleri de birbirlerine düşman etmesi, ve topluma düşmanlık, ve barbarlık aşılanması durumu da, özel sektörün sorumsuzluğu da bu duruma destek olmaktadır.


Türkçeye dikkat, dile dikkat, sözcüklere dikkat. Vatan yalnızca silahlar, ordularla değil; mantık, bilim, ahlak, ve sözcükler ile de korunur; korunmalıdır da.


Gerçek ki dinli de, dinsiz de bilimde ve ahlakta yani mantıkta birleşmezse ne dünya kurtulur, ne Türkiye. Çağ bilimde ve ahlakta yani mantıkta birlik, toplanma çağıdır, tüm dünya açısından, tüm insanlık açısından. Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi. Bilimde ve ahlakta birleşmek olmazsa açık ki dünya da, Türkiye de bine bölünür, ve her birim de ötekine düşman olur, bu da ancak insanlık düşmanılarının(düşmanlarının), ve Türkiye düşmanılarının işlerine gelir. Gerçek ki genelde mantıkta, özelde ise dilde, daha özelde ise Türkçede birleşmemek yok olmak demektir; bu nedenle Türkiye için doğru olan ki 'Önce mantık, ve Türkçe', 'Mantığı koru, Türkçeyi koru' yani bilimselliği korumak da, ahlakı korumak da mantığı ve Türkçeyi korumaktan geçer.


Açık ki Türkçe diye Batıca sözcükler, Doğuca sözcükler dahil yabancı sözcükler olmadan konuşulamayan ve yazılamayan, yani gerçekte Türkçe olmayan bir dil oluşmakta ya da oluşturulmaktadır.


Mantığa dikkat, dile dikkat, sözcüklere dikkat. Önce mantıkta ve Türkçede birleş. Vatanı kurtarmaya Türkçeyi kurtarmak da dahildir.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 26.2.21/05.22

ŞİŞECAM'IN DA DARDANEL TON REKLAMI GİBİ MANTIKSIZ REKLAMI DURUMU

 Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez dünyaya, ülkelere, insanlığa akıldışılık, ahlakdışılık, barbarlık, mantıksızlık, ve bir de bunlarla kibir gibi şeyler pompalamaya çalışmakta. Bu nedenle ki akıldışı-ahlakdışı modacılar, akıldışı-ahlakdışı ünlüler kendilerini dünyanın, ülkelerinin, insanlığın önderi, lideri sanmaya bile başlamakta.


Açık ki böyle bir küresel merkezin bu etkinliğinden özel sektör de, reklamcılar da etkilenmiş görünmekte çünkü reklamlarda da akıldışılık, ahlakdışılık, ve mantıksızlık durumları yaygınlaşmakta, ve egemenleşmekte oysa Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi.


Görülmekte ki reklamcılık dünyasında hem akıldışılık, bilimdışılık, ahlaka aykırılık, mantıksızlık durumu var, hem de 'Ben yaptım oldu' kibir durumu; ve görülmekte ki bu durum daha da çoğalmakta, yaygınlaşmakta, olağanlaşmakta, ve egemenleşmekte. Bu da reklam veren özel sektörde de aynı durumun olduğunu göstermekte. Yani ortada ki özel sektöre mantıksızlık, ve ahlaka aykırılık egemen olmaya çalışmakta; bu nedenle ki reklamlarda da 'Akıldışı-ahlakdışı ünlü oynatmak' durumu ilerlemekte.


Örnek ki Dardanel ton'un dönerciliği, söğüşçülüğü barbarlık; Dardanel ton yemenin ise medenilik olduğu izlenimi yaratan, sonradan ise gelen tepkiler üzerine kaldırılan mantıksız reklamını gördük; sanki balık öldürmek, parçalamak, pişirmek, ve kutulara doldurmak barbarlık değilmiş gibi.


Şimdi de benzeri bir durum Sişecam'ın 'V blok teknoloji'li çay bardağı reklamında görülmekte. Bu reklamdaki çaycı Şişecam'ın V blok teknolojili yani reklamında 'Antimikrobiyal kaplama'lı, ve 'Covid 19'a karşı %94,1 etkili dediği çay bardağı reklamını izleyenler de sanabilirler ki bu bardağı kullanmayan çaycılar bardakları yıkamıyorlar, temizlemiyorlar, aynı kirli bardaklarla çay veriyorlar oysa çaycılar bardakları yıkanmış, temiz bardaklarla verirler.


Bu reklamda bir çaycı demekte ki 'Bardağı alan dokundu, koyan dokundu, içen dokundu, tazeleyen dokundu, bardağın üzerine virüs geldi, ne oldu, bu da bana dokundu, yani biz çay içemeyecek miyiz; iç kardeşim şimdi, neyse ki Şişecam V blok'u buldu, bu teknoloji bardaktaki, tabaktaki virüsü, mikrobu etkisiz hale getiriyor.'. Yani sanki çaycılar bardakları yıkamıyorlar, kirli bardaklarla çay satıyorlar' gibi bir izlenim oluşmakta bu sözlerle.


Yani açık ki bu mantıksız reklam da çaycıları zan, töhmet altında bırakmakta.


Açık ki büyük olasılıkla bu reklam da çaycılardan tepki görecek ve kaldırılacak.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.2.21/10.26

BÖYLE SÖYLEDİ TÜRK BİLGESİ- 239 (ŞİİR)

 Ruh beyinin aşılmasıdır, ötesidir, ilerisidir

Beyin öğrenir, ruh ise beyindeki bilgileri aşar

Beden ve beyin ne ise, beyin ve ruh da öyledir

Beyin bedenin ötesidir, üstüdür, ilerisidir, başkasıdır

Ruh da beyinin ötesidir, üstüdür, ilerisidir, başkasıdır

Dünya ve uzay ne ise beyin ve ruh da öyledir

Yani uzay dünyanın ötesidir, başkasıdır

Yani beyini geliştirmek ruhu geliştirmek demek değildir

Örnek ki mühendislik, tıp, bilim, teknoloji beyini geliştirmektir ancak bilgelik değildir

Bilgelik beyin ile yani ezber ile yani maddeye kölelik ile değil

Beyini aşmak ile yani ruh yani maddeyi aşmak ile olur

Beyinin ötesi ise ancak felsefe, mantık, bilim, ahlak

Ve dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük

Tarafsızlık, güvenilirlik, sakinlik, medenilik, nefssizlik

Ve bunlarla inzivadır' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı din ile olur, sağlanır, oluşur

Bu nedenle ki bunları öğretmeyen eğitim de, okul da, üniversite de

Sömürü ve ahlaksızlık sistemleri de eğitim, okul, üniversite diye yalnızca bilgi

Ve meslek öğretir, yalnızca beyin öğretir, ruhu öğretmez,

Silah kullanmayı, savaşmayı, kavgayı, döğüşü, silahı seven, barbar, vahşi, ilkel

Beden, kas, sıpor(spor), zevk, haz, nefs kölesi insanlar çok kolay yönlendirilirler

Bu nedenle siyaset tarihi genelde bu tür insanlarla yapar

Bu nedenle ki 21. yüzyılın bile Orta çağ'dan farkı yok

Ülkeler felsefe, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük

Sakinlik, tarafsızlık, medenilik seven insanlarca yapılmaya başlanırsa ülkeler

İnsanlık felsefe, mantık, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük

Sakinlik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik, kitap seven

Beyin, ruh insanı insanlarca yapılmaya başlanırsa

İnsanlık ve dünya kurtulur,

Kapitalizım(Kapitalizm) vahşilik değil mantıksızlık

Vahşi olan şey insanlar

İnternet düşmanlık değil medenilik

İnternetin iki düşmanı var: İnterneti düşman gören siyasetçiler

Ve interneti ahlaksızlık için kullanan ahlaksızlar,

Hayata sevgi, aşk, mutluluk, keyif, beden, sıpor, zevk, haz, nefs, mantıksızlık ile değil

Felsefe, mantık, bilim, ahlak, din, beyin, ruh ile bağlan

Hela(Si) altından da olsa, içinde bok vardır

Hükümdar da olsa bağırsağa sarılıdır,

Bedensel beceriler değil beyinsel beceriler geliştirin

Çünkü bedensel beceriler beyini, hayatı ve ülkeyi geriletir,

Mantıksız ve mutsuz değil, mantıklı ve mutsuz ol

Çünkü içi lav, kor, ateş bu dünyada

İçi bağırsak, bok, pislik, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı bir bedenle yaşamak

Mutluluk değil mutsuzluk gerektirir,

Hayatın vereceği en büyük hediye sevgi, aşk, arkadaşlık, dostluk

Demokrasi, laiklik, zenginlik, mevki, makam, ün gibi şeyler değil

Felsefe, mantık, bilim, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, güvenilirlik, tarafsızlık

Sakinlik, medenilik, ve nefssizliktir,

Bedenini, sıporu dünyaya meydanokumak(meydan okumak) için değil sağlık için kullan

Sıporu bedeninin, bedenini beyininin, beyinini de ruhunun üzerine asla çıkarma

Asla egemenleştirme, asla diktalaştırma, asla önderleştirme, asla buyruklaştırma

Bir gün bedenini çalıştırmaya, bir gün beyinini çalıştırmaya

Bir gün de ruhunu çalıştırmaya yönel, ve ruhunu hep, herzaman egemen, önder yap,

Dünyaya bedenle, kasla, silahla, şiddetle, vicdansızlıkla, merhametsizlikle

Barbarlıkla, vahşilikle, hayvanlıkla meydanokuma

Dünyaya beyin, ruh, düşünce, söz, yazı, felsefe, mantık, bilim, ahlak

Ve dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük

Tarafsızlık, güvenilirlik, sakinlik, medenilik, nefssizlik

Ve bunlarla inzivadır' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı din ile meydan oku,

İyilik, iyi insan olmak diploması, belgesi heryerden alınabilir

Doğruluk, doğru insan olmak diploması, belgesi ancak felsefeden

Mantıktan, bilimden, ahlaktan, ve dini tanımlayan Din hadisileri'nin

Tanımladığı dinden alınabilir

Bu nedenle ki dünya iyi insanlarla dolu

Ancak üniversite mezunu olsalar da doğru insanlarla dolu değil,

Siyaset akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı, insanlıkdışı, barbar, vahşi, ilkel

Bir dünyanın elçisidir, ve bekçisidir

Bu nedenle ki felsefe tarihi, bilim tarihi, ve teknoloji tarihi insanlığa iyilik

Siyaset tarihi ise insanlığa kötülük yapmaya çalışmanın tarihidir,

İnsanlar içi lav-kor-ateş dolu bir dünya üzerinde

İçi bağırsak, bok, pis, iğrenç, tiksinç, mide bulandırıcı şeylerle dolu bir bedenle

Ve sanılara, yanılsamalara, yanılgılara, yanlışlara, aptallıklara, aldanışlara

Mantıksızlıklara, cehalete, saçmalıklara köle bir beyin ile sokağa çıktıklarını

Görebilselerdi, değil sokağa çıkmak, tüm gün uyuyup gözlerini bile açmak istemezlerdi,

Hareketli biri iseniz hareketsiz kalıp, hareketsiz biri iseniz yürüyüp, koşup

Beden eğitimi yapıp yeniden düşünün, kararlar vermeden önce

Ve asla hareketlilikten sonra karar vermeyin çünkü bedensel hareket

Bedene beyin ve ruh üzerinde egemenlik, diktalık, baskı vermektir

Ve kararlarınız asla dini tanımlayan Din hadisileri'nin tanımladığı dine de

Hukuka da aykırı aykırı olmasın,

Saç uzunluğu zamanı kısaltır, saçı uzun olanın zamanı kısa olur

Çünkü saç ne kadar uzun ise yıkanması, kurutulması, taranması için o kadar çok

Zaman ister

'Saçı uzun, akılı kısa' sözü bu nedenle var,

Siyaset de, özel sektör yalnızca sömürünün, bilimdışılığın, vicdansızlığın, hükümdarlığın

Ve insanlığa aykırılığın özel biçimi değil, savaşın da silahsız biçimidir

Bu nedenle ki felsefe, mantık, bilim, ahlak, ve din siyasete de

Özel sektöre de karşıdır,

Yargıç kendini hükümdar olarak değil

Alim, alime olarak görmezse gerçek, doğru adalet sağlanamaz

Yargılamada parmak izi, Dna, kamera kayıtları yanında bir de

Yalan makinası yani bilimin ve teknolojinin en ileri durumuları(durumları) kullanılmazsa

Gerçek, doğru hukuk da olmaz,

Önümden ben gitmem, kimse de gitmez

Felsefe, mantık, bilim, ahlak, ve dini tanımlayan Din hadisileri'nin dediği din üzerine kurulu

Düşüncelerim, ve hayallerim gider,

Önemli olan şey sakin biri olmak değil

Öfke anında sakini biri olmak,

Eve yabancılaşmak gerçeklere ve doğrulara yabancılaşmaktır

Çünkü yabancılaşılan bir ev de

Canınsıkıldığı(Canın sıkıldığı) bir ev de felsefe, mantık, bilim, düşünmek, okumak, yazmak

Öğrenmek, ve insanlık üzerine de, insanlığa hizmet üzerine de

Kurulu olmayan bir ev demektir, çünkü doğru ev üniversite gibidir, evren, kütüphane

Vatan, toplum, insanlık, ülkeler, ve devlet gibidir

Gerçek ki eve yabancılaşmak gerçekte dünyaya, evrene, topluma

Bilime, ve insanlığa yabancılaşmaktır

Gerçek ki insan olmak evden başlar,

Yiyeceklerle, içeceklerle, yemekle, içmekle, takı ile, süs ile, moda ile, cinsellik ile

Gezmek ile, keyif ile, nefs ile, sıçılacak-işenilecek şeylerle mutlu olma

Mutluluk bu denli ucuz, basit, kolay, sıradan, aşağılık, ilkel olmamalı

Mutluluk diye, helaya gidecek şeylere de, çöpe gidecek şeylere de

Birilerinin ceplerine gidecek şeylere yenilme

Yanlış şeylere yenilgi ile, doğru şeylere karşı zafer ile doğru mutluluk olmaz,

Bedenle yapılan işler insanlığı kurtarır

Beyinle yapılan işler yükseltir

Felsefe, mantık, bilim, ahlak, ve din ile dolu ruh ile yapılan işler onurlandırır insanlığı

Yalnızca beden insanı değil beyin ve ruh insanı da olun

Ve tanımlanmanız 'Beden insanı' olarak değil 'Beyin ve ruh insanı' olsun,

Siyaset de, özel sektör de dünyayı ya da bir ülkeyi alimliğe, alimeliğe, bilgeliği

Felsefeye, mantığa, bilime, ahlaka, dine, insanlığa uygun duruma değil

Deliliğe uygun duruma getirmektir,

Doğru şeyleri öğrenmek istemeyen bir toplumdan ya da devletten daha kötüsü

Doğru şeylere karşı ve doğru şeyleri öğrenmek isteyen insanlara karşı savaşan

Bir toplumdur ya da devlettir,

Onur(Şeref) yenilmez ancak onursuzluk insanı da, toplumları da, insanlığı da

Akıl-ruh sağlığını da, bilimi de, medeniyeti de, hukuku da, devletleri de yer,

'Ahlak karın doyurmaz' diye bir söz var

Demek ki ahlaksızlık ile karın doyuranlar bu sözü söylemiş olmalı

Ya da helaya gidecek şeyleri baştaçı etmiş, kendilerini helaya gidecek şeylere

Köle etmiş olanlar

Ancak rüşvet, sömürü, dolandırıcılık gibi şeylerle geçimlerini sağlayanlar için

Ahlak değil ahlaksızlık karın doyurur

Oysa ahlak da karın doyurur, örnek ki eğer dünya felsefe, mantık, bilim

Ahlak, ve dini tanımlayan Din hadisileri üzerine kurulu olsaydı

Herkesin karını(karnı) doyardı

Demek ki herkesin karınını doyurmayan şey

Herkesin karınının doymasını önleyen şey gerçek ki ahlaksızlık,

Ölüm insanı, içi lav, kor, ateş dolu bir dünyadan

Ve içi bağırsak, bok, pis, tiksinç, iğrenç, mide bulandırıcı şeylerle dolu bir bedenden kurtaran

Ve insanı anne karınından(karnından) başlayıp, hayatın her anında yalnız bırakmayan

Tek dosttur,

'Canım çekti' deme, canının kölesi(esiri), uşağı olma

'Can' denilen şey cehalet, mantıksızlık, bilgisizlik, nefs, beden

Ağızdan başlayıp makatta son bulan hayvansal yapı üzerine kurulu

Ve insanı aşağılatan, aşağılayan, süründüren, alçaltan

Seviyesizleştiren, gülünç duruma düşüren, küçükdüşüren birşeydir

Seni 'can'ın çekmesin; felsefe, mantık, bilim, ahlak, din, gerçekler, ve doğrular çeksin

'Can'ın çektiği şey ya helaya, ya çöpe gidecek birşeydir,

Hayatını ve varlığını öteki insanlar üzerine kurma

Çünkü ölebilirler, ya da hastalanabilirler, ya da yoksullaşabilirler

Ya da öteki illere, ya da öteki ülkelere gidebilirler ya da ihanet edebilirler

Hayatını ve varlığını ancak felsefe, mantık, bilim, ahlak, din

Ve kendin üzerine kur,

Önce mantık

Mantık ki felsefeden, bilimden, ahlaktan, demokrasiden

Laiklikten, özgürlükten, hukuktan, eğitimden, ekonomiden

Devletten, toplumdan, insanlıktan, sanattan, ve dinden bile önce gelir

Çünkü mantık olmazsa ya da mantık doğru olmazsa bunlar da yanlış olurlar,

Felsefeye, mantığa, bilime, ahlaka, ve dine sırtdönülüp, nefse köle olunup

Barbar, vahşi, diktatör, mafya, çete olunup iyi insan olunabilir

Ancak doğru insan olunamaz

Doğruya aykırılık hem doğru değildir, hem iyi değildir,

Çalmak zeka ister ancak çalmamak daha büyük zeka ister

Sömürü zeka ister ancak sömürmemek daha büyük zeka ister

Adaletsizlik zeka ister ancak adil olmak daha büyük zeka ister

Vicdansızlık zeka ister ancak vicdan daha büyük zeka ister

Ahlaksızlık zeka ister ancak ahlak daha büyük zeka ister

Nefs zeka ister ancak nefssizlik daha büyük zeka ister

Zenginlik zeka ister ancak zengin değil alim, alime olmak daha büyük zeka ister

Dünyaya köle olmak zeka ister ancak dünyaya köle olmamak daha büyük zeka ister

Alçaklık zeka ister ancak dürüst olmak daha büyük zeka ister

Mantıksızlık zeka ister ancak mantık daha büyük zeka ister

Bencillik zeka ister ancak bencil olmamak daha büyük zeka ister

Mutluluk zeka ister ancak mutsuzluk daha büyük zeka ister

Bunları, bin üniversite okumak da

Oyların yüzde yüzünü almak da

Toplum tarafından çok sevilmek de öğretemez

Bunları ancak dini tanımlayan Din hadisileri'nin dediği din öğretebilir,

Hiçbir kimseyi kıskanma çünkü herkesin içi bağırsak, bok, tiksinçlik

Hiçbirşeyi kıskanma çünkü herşeyin altı; içi lav, kor, ateş bir dünya

Ölüm içi lav, kor, ateş bir dünyayı

Ve içi bağırsak, bok, iğrençlik bir bedeni terk etmektir

Bil ki ölüm kendini sevdirir, kendini istetir, kendine alıştırır, kendini öğretir,

Arenaya da dönmekte ülkeler, ve dünya

Nedir bu sıpor(spor), beden, kas, barbarlık, şiddet, mantıksızlık

Kassal saçmalık merakı, ve bağımlılığı

Beden evrende bir nokta

Evreni ancak beyin ve ruh kapsayabilir, durdurabilir, ve yenebilir

Oysa beden beyinin ve ruhun önünde bile bir zerrecikten farksız durumda

Sıpor, kaslar, beden değil felsefe, mantık, bilim, ahlak, din, ve kitaplar yükseltir

Üstünleştirir, ilerletir, geliştirir, doğaya ve hayvanlara karşı farklılaştırır insanı

Evren gerçek ki Conan'lar, Zeyna'lar, sıporcular değil düşünürler, alimler, alimeler

Bilimciler, bilgeler, yazarlar, şairler beklemekte

Gerçek ki beyin de, ruh da Eski çağlara doğru değil

Felsefeye, mantığa, bilime, ahlaka, dine, ve kitaplara doğru gittikçe ilerlemekte

Açık ki sorunları siyasetçiler ve özel sektör yaratmakta

Sonra da sorunları çözüyor görünmekteler,

Nefse köle olma

Nefse köle olursan gerçekleri bulsan da doğruları bulamazsın

Bulsan da anlayamazsın, anlasan da uygulayamazsın

Çünkü nefs hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır

Hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı, vicdanı, insanlığı yok eder,

Eşcinsellik özgürlük değildir çünkü zaten cinsellik özgürlük değildir

Çünkü cinsellik ilkellik, gerilik, yabanlık, barbarlık, vahşilik, doğa, hayvanlık

Nicelcilik demektir

Özgürlük 'Bilim'e ve 'Ahlak'a uygunluk ile olur insanda, demokraside,

Laiklikte, ve insanlıkta

Yani zaten olağan cinsel ilişki yani insanlığı hayvanlığa özendirmek de

İnsanın insanı becermesi de insanlığa aykırı,

Üniversite bilime ve ahlaka uygun olmak isteyenlerin yeridir

Bilime ve ahlaka aykırı olmak isteyenlerin değil

Hukuku bilim ve ahlak yaparsa doğru hukuktur, siyaset yaparsa değil

Yargıda yalan makinası kullanılmıyorsa hukuk yalanları açığa çıkarmak istemiyor demektir

Öyle ise neden adaleti sağlamak istediğini söylüyorki(söylüyor ki)

Gerçek ki bilime ve ahlaka gitmeyen yol adalete de gitmiyor demektir

Sonra da adalet simgesi diye elinde bir kılıç, ve manav terazisi olan

Gözleri bağlı bir şehvet

Gerçek ki adaletin elinde bunlar değil parmak izi makinesi

Dna testi, ve Yalan makinesi olmalı

Ve adaletin gözleri açık, giyimi de ahlaklı olmalı

Çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının

Özgürlüğün, demokrasinin, medeniliğin, insanlığın, evrimin

Ve evrenin soyut nitel zirvesidir

Yani ahlaka aykırılıklara ya da bilime aykırılıklara serbestlik verilip demokrasi de

Özgürlük de, akıl-ruh sağlığı da, adalet de olmaz

Hele ki din hiç olmaz,

Düşünmek bebeklikten başlayan bir şizofreni ile olur

Bu durumu ancak felsefe, mantık, bilim, ahlak, ve din ile eğitim yok eder

Ki doğru eğitim de budur, doğru eğitimin görevi de, amaçı da, nedeni de budur,

Özel araba da, silah da, sıpor da gerçekten zorunlu değillerse

Ve, akıldışı-ahlakdışı moda da, akıldışı-ahlakdışı pılajlar(plajlar) da

İlkel-barbar çağlara, ve ilkel-barbar insanlığa özenti aptallığı kültürü durumudur

Mutluluk azar azar, israfsız, vanalı kullanılması gereken bir doğal gaz türüdür,

İnsanlar zaten içi lav, kor, ateş dolu bir dünya üzerinde

İçi bağırsak, bok, pislik yaşıyorlar,

Bir de siyasetçiler, ve kapitalistler insanlara sorunlar, dertler çıkarıyorlar,

İntikam; günü gelmeden yeryüzüne filiz vermeyen bir tohum gibidir,

Herkesin dünyası; bildiği kadar değil, beyini kadardır

Doğru, iyi, güzel sözler söylemek, bilmek yetmez

O sözlere uygun insan olmak da gerekir,

İnsanın özeti ki

İçi lav, ateş, kor dolu dünyada

Boka, ve sidiğe dönüşecek şeyler yiyip içip

İçi bağırsak, bok, pislik, iğrençlik dolu bir bedene aşk ya da eş diye sarılmaktır,

Doğru devlet; devletin emirlerinin yerine getirilmesi demek değil

İnsanların gereksinimlerinin sağlanması, sorunlarının çözülmesi demektir

Bunların başında da konut, sağlık, eğitim, gelir, ahlak, medenilik gereksinimleri gelir

Bu da ancak devletin felsefe, mantık, bilim, ahlak

Ve dini tanımlayan Din hadisileri üzerine kurulması ile olur

Bu nedenle ki yalnızca Muhammed değil, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi

Aşk değil önce 'Bilim ve ahlak' iste ey insanlık

Öyle ise seni ne diye 'Bilim ve ahlak' değil de

Hertürlü bilime aykırılığa ve ahlaka aykırılığa serbestlik veren siyaset, moda, ünlülük

Ve kapitalistlik yönetiyor ey insanlık

İnsanlar konutları, mobilyaları, arabaları, bilgisayarları, ceptelefonları, beyaz eşyaları

Yedikleri içtikleri, giysileri, ayakkabıları, kol saatileri, ve kibirleri kadar medeni olsalardı

Daha insanda olurdu dünya.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.2.21/15.28


24 Şubat 2021 Çarşamba

İSLAMİYET'TE KURBAN BAYRAMI DA RAMAZAN BAYRAMI DA YOK SAVIM

 Bayram sözcüğü Türkçe sözcük, yani Arabça değil, yani İslamiyet dini inançı yani Arablar 'Bayram' diyor olamaz(olamazlar). 


Peki; Arablar, İslamiyet 'Kurban bayramı' ve 'Ramazan bayramı' yerine ne diyor(diyorlar)? 


 Zaten dinde bayram, eğlence, nefs olmaz çünkü din nefse karşıdır çünkü nefs hem en büyük cehalettir ki din cehalete de karşıdır, hem kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır, hem de önce akılı, sonra da ahlakı, vicdanı yok eder. Yani bayram ve din asla biraraya(bir araya) gelemezler; getirilmek isteniyorsa da yanlıştır, dine aykırıdır. 


Ezanı, Kuran'ı Arabça isteyenler acaba neden 'Kurban bayramı', 'Ramazan bayramı' derken Arabça değil de Türkçe kullanıyorlar? Yoksa gerçekte İslamiyet'te 'Kurban bayramı, 'Ramazan bayramı' mı yok, yoksa 'Kurban bayramı'nın, 'Ramazan bayramı'nın Arabçası hoşlarına mı gitmiyor? 


Google sözlüğüne baktım; 'Bayram'ın Arabçası 'Eyd' imiş, yani 'Zeyd' gibi. Yani 'Kurban bayramı' değil 'Kurban eyd', 'Ramazan bayramı' değil 'Ramazan eyd'. Peki, herşeyin Arabçasına meraklı, çocuklarına bile Arabça adlar koymaya çalışan mantık neden iş 'eyd'e gelince 'bayram' diyor, doğruya göre değil keyife, nefse göre davranıyor? 


Açık ki, gerçek ki Muhammed asla 'Bayram' dememiş. Öyle ise Muhammed'in sünnetlerinden söz edenler neden Muhammed gibi 'eyd' demiyorlar da, Türkler gibi bayram'' diyorlar?  


Gerçek ki 'eyd' yerine 'bayram' denilmesi dini açıdan yanlış, kötü, zararlı ve olumsuz sonuçlara neden olmaktadır çünkü 'bayram' denilince(deyilince) işin içine, dinin en büyük düşmanı olan nefs girmekte, ve insanlar nefsten kaçmak yerine nefse yani dinin en büyük düşmanına koşmaktalar. 


Gerçek ki nefs dinin en büyük düşmanıdır; yani nefs egemen olan yerde din olmaz, din olan yerde nefs egemenliği olmaz. Yani açık ki 'eyd' yerine 'bayram' demekle(denilmekle) nefs yangınına körükle gidilmiş olunmaktadır.  


Bu nedenle Müslümanlar 'Kurban bayramı', 'Ramazan bayramı' demeliler. Din nefs değildir, nefsi terktir. Hem nefs, hem din olmaz. Din ziyafet yeri değildir; din bilim, ahlak, nefssizlik ve inziva yeridir. Bu nedenle ki Muhammed Sultanlarla düşüpkalkan/düşüp kalkan alimler bile hırsızdır; ölmeden ölün; Müslümanın yemeği gösterişsizdir' demiştir. 


Bilinmeli ki nefse gidiyorsanız dine değil, dinin en büyük düşmanı ile dostluğa gidiyorsunuz demektir.  



Necdet Gürçiftçi

İnternette yayınlandığı zaman: 22.7.20/02.07

AŞK NEDEN (ŞİİR)

 Rezil edecekse, aşk neden

Sefil edecekse, aşk neden

Kepaze edecekse, aşk neden

Aşağılık edecekse, aşk neden

Onursuz edecekse, aşk neden

Aptal edecekse, aşk neden

Salak edecekse, aşk neden

Deli edecekse, aşk neden

Manyak edecekse, aşk neden

Adi edecekse, aşk neden

Hain edecekse, aşk neden

Suçlu edecekse, aşk neden

Önce aşk değil insanca insan olmalı insan,

Önce bilim ve ahlak diyor Muhammed de

Önce bilim ve ahlak diyor Atatürk de

Önce bilim ve ahlak demeyecekse

Aşk diye hayal edilen ne

Aşk diye hayat edilen ne

Akıl-ruh sağlığını yok edecekse

Ahlakı, mantığı, insanlığı, masumluğu yitirtecekse

Aşk neden,

Önce mantığa ve ahlaka sarılmalı insan

Mantık ve ahlaktır, insanı insan yapan

İnsan olmayı da, insanlığı da utandıracaksa

Aşk neden,

Dünyanın içi lav, kor, ateş

Baharın örttüğü toprağa değil toprağın altına bak

İnsanın içi bağırsak, bok, pislik, tiksinçlik, iğrençlik

Etin ve derinin örttüğü diri bedenlere değil mezarlardaki iskeletlere bak

Akıl, mantık yoksa

Aşk neden,

Ciyak ciyak, vırak vırak, böğür böğür aşk müzikleri

Dalkavuk, yalaka, köle, zavallı aşk şiirileri(şiirleri) değil aşk

Aşk değil, önce mantık ve ahlak gerekli insana

Aşk değil önce mantık ve ahlak ara aşık olduğunda

Dışı güzel, içi ateş dünyada; dışı güzel, içi iğrenç insanda

Aşk diye herşeyi ayaklaraltına(ayaklar altına) almak neden

İnsanca insan değilsen, insanlığı bile öğrenememişsen

Mantığın, ahlakın, merhametin, vicdanın, utanmanın, medeniliğin

İnsanlığın zerresi bile değilsen

Aşk neden.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 25.2.21/07.12



SEN GİDİNCE GİTMEZ YA (ŞİİR)

 Sen gidince dağlar gitmez ya

Sen gidince ovalar gitmez ya

Sen gidince ırmaklar, denizler gitmez ya,

'Önce bilim ve ahlak' demiş Muhammed

'Önce bilim ve ahlak' demiş Atatürk

Sen gidince bilim ve ahlak gitmez ya

Bilim ve ahlak kalsın da kim giderse gitsin

Önce bilim ve ahlak demeyen kim giderse gitsin,

Sen gidince geceler, gündüzler, mevsimler, zaman gitmez ya

Sen gidince kitaplar, bilgiler, deneyimler(tecrübeler) gitmez ya

Sen gidince vatan, millet, devlet, uygarlık, demokrasi, özgürlük gitmez ya,

Herşey demek sevgi, aşk demek değil

Sevmek, sevilmek herşey demek değil

Sen gidince şiirler, şarkılar, öyküler, romanlar gitmez ya

Sen gidince onur, gurur, ar, akıl-ruh sağlığı, insan olmak, insanlık

Sen gidince herşey gitmez ya

Sen gidince Muhammed, Atatürk gitmez ya.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.2.21/10.34

23 Şubat 2021 Salı

AŞK SEVGİ VE BAĞLILIK (ŞİİR)

 Aşk

Mantık getirmiyorsan

Hayvanda da varsın

Aşk

Ahlak içermiyorsan

Hayvanda da varsın

Örnek ki kuğuda da varsın,

Sevgi

Mantık getirmiyorsan

Hayvanda da varsın

Sevgi

Ahlak içermiyorsan

Hayvanda da varsın

Örnek ki muhabbet kuşunda da varsın,

Bağlılık(Sadakat)

Mantık getirmiyorsan

Hayvanda da varsın

Bağlılık

Ahlak içermiyorsan

Hayvanda da varsın

Örnek ki köpekte de varsın,

Bu nedenle ki 

Muhammed de

Atatürk de

'Önce bilim ve ahlak' dedi

Ey insan 'Önce bilim ve ahlak' demiyorsan

Ne Muhammed'te, ne Atatürk'te 

Ne insanlıkta varsın.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.2.21/09.47


İNSAN TOPRAKTAN DEĞİL GAZDAN GELDİ DURUMU

 Din 'Din bilimdir, bilim yoksa din de yoktur, bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' diyen ve dini tanımlayan Din hadisileri'ne göre din bilimdir ancak dini inanç hem bilimsel değildir hem de 'Ben ne diyorsam öyledir' der oysa bilim 'Ben ne diyorsam öyledir' demez, 'Gerçekler ne diyorsa öyledir' der, bu nedenle ki dahi Atatürk de 'Benim sözümle bilimin sözü çelişirse benim sözümü değil bilimin sözünü dinleyin' dedi; bu nedenle ki dini inanç türü inanç türü hükümdarlara, diktatörlüklere, ve siyasetçilere uygundur, demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe, ve bilimsel bir dünyaya değil.


'İnsan topraktan geldi, toprağa gider' diyen dini inanç türü var. Açık ki bu durumun nedeni toprakta yaşamaktır çünkü su üzerindeki yerleşim yerilerinden(yerlerinde) yaşayan toplumlar ölülerini gömecek toprak bulamayacakları için ölülerini ya denize/okyanusa atarlar 'İnsan sudan gelip suya gider' deyip ya da yakıp, küle çevirip havaya atarlar 'İnsan havadan gelip havaya gider' deyip. Açık ki dünyada mezarlık yeri kalmadığında ya da dünya buzul çağında girdiğinde 'İnsan topraktan geldi, toprağa gider' denilip ölüler toprağa gömülemeyecek çünkü tüm topraklar, tüm dünya buzlar altında kaldığından ölüleri gömecek toprak bulunmayacak. Demek ki yaşanılan ortam da inançları belirlemekte etkili.


Bilimsel gerçek nedir?


Bilime göre, insan bedeninin %60'ı sudur.


Su ise hidrojen gazından, ve oksijen gazından oluşur.


Bilimsel verilere göre insan bedeninin %65'i oksijen; %9,5'u hidrojen, %3'ü azot.


Bir de insan bedeninin %18'i karbon imiş. Yani bu durumda insan bedeninin %20'ye yakın bölümü de karbondan gelip karbona gitmekte.


Bu durumda, insan bedeninin %80 civarının gazdan oluştuğu görülmekte, yani geriye, toprağa gidecek ancak %20 kalmakta. Bu durumda açık ki '%80'i gazdan oluşan birşeye 'Topraktan oluşuk' denilemez.


Ancak burada önemli bir sorun var: '1 su molekülü 2 hidrojen atomundan, 1 oksijen atomunda oluştuğuna göre; insan bedeninin %10 hidrojenden oluşuyorsa; bu durumda, insan bedeninin %65'i oksijen ise, hidrojen neden bunun 2 katı değil de 10'da 1'i kadar; ya da insan bedeninin yalnızca %10 hidrojen ise nasıl oluyor da insan bedeninin %65'i sudan oluşuyor yani 10 tane hidrojen ile 60 tane su nasıl yapılabiliyor yani %9,5 ile %65 nasıl yapılabiliyor?' gibi ilginç bir soru oluşabilmekte.


Bu durumda açık ki insan topraktan gelip toprağa gitmemekte, insan bedeninin büyük bölümü gazdan gelip gaza yani havadan gelip havaya gitmektedir. Belki bu nedenle ki 21. yüzyıl gibi bilim, teknoloji, ve hayat(yaşam) olanağı kolaylığı içindeki bir çağda bile akıldışılık, bilimdışılık, akıldışı-ahlakdışı moda, ve barbarlık içindeki insanlığın akılı(aklı) havadadır.


Ancak gerçek ki insanın %100'ü de gazdan gelmiş durumda çünkü dünya güneşten geldiğine, güneş de gazdan oluştuğuna göre demek ki insanın %100'ü de gaz demek gerçekte.


Yani bir ülkede toprak çoksa 'İnsan topraktan geldi, toprağa gider' durumu yani ölüleri gömmek; bir ülkede toprak azsa 'İnsan sudan geldi, suya gider' yani ölüleri suya atmak ya da 'İnsan havadan geldi, havaya gider' durumu yani ölüleri yakmak.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 24.2.21/08.50

BİLGE ÖĞRETİYOR-12: BİLGİSAYAR KLAVYESİNDE HARFLER İYİ BASMIYOR DURUMU

 Felsefe demek felsefe tarihi demek de, vesvese demek de değildir; konular konusunda tüm olasılıkları saptamaya ve dürüstçe ortaya koymak çalışmasıdır. Edebiyat da sevgiliye dalkavukluklar, şaklabanlıklar, soytarılıklar yapmak, ya da toplumun parasını cebeindirmek(cebe indirmek) için hayaller uydurmak sanatı değildir; edebiyat 'edeb' ile başlar, edebe de yalnızca ahlak değil doğruluk, dürüstlük, toplum sorunları, insanlık sorunları, ülke sorunları, dünya sorunları, gerçekler ve doğrular da dahildir, yani edeb 'Herşey ile ilgilenmek, ve herşeyde doğruyu saygınlaştırmak demektir.


Yani, gerçek felsefenin de, gerçek edebiyatın da fildişi sırça köşkü, devekuşu dünyası yoktur.


Felsefeci de, edebiyatçı da her konuda ne kadar çok şey bilirse hem kendisi için, hem toplumu için, hem insanlık için, hem felsefe için, hem edebiyat için o kadar iyidir ve doğrudur. Gerçekte; herkes, özelde ise her Türkiyeli için de geçerli bir durumdur bu durum.


Hernekadar roman edebiyatın zirvesi, şiir de en tembel, en kolay, en basit, en ilkel durumu ise de gerçekte şiir edebiyatın zirvesi olur, evrensel şairler ile.


Bu nedenle; teknoloji konusunda da bilgili olmak doğru ve iyi birşeydir.


Hemen hemen usta da olsa, acemi de olsa her yazar, şair bilgisayar, dolayısı ile bilgisayar kılavyesi(klavyesi) kullanır. Bilgisayar kılavyesini de üzerine çay, kahve, su gibi sıvı dökülmesi nedeni ile de, içini temizlemek nedeni ile de açmak gerekebilir. Ancak bilgisayar kılavyesi romana değil şiire benzer yani elektıronik(elektronik) bölümünün bir arızası yoksa bilgisayar kılavyesi sorunlarını çözmek kolaydır.


Ancak; bilgisayar kılavyesi şiire benzese de açma durumundan yani vidalarını sökme durumundan kapatma yani vidalarını takma durumuna geçildiğinde romana dönüşmeye başlayabilir çünkü kapatıldıktan sonra ya harflerin zor bastığı ya da bazı harflerin basmadığı görülebilir, ve ne yapılırsa yapılsın çözüm olmayabilir, ve 'Bilgisayar kılavyesini açmak demek çöpe atmak demektir' düşüncesi oluşabilir.


Çözüm çok kolaydır. Kılavyeyi kapatmadan önce; içindeki, kılavyenin içini boydan boya kaplayan, ve bakır ince yollardan oluşan şeffaf iki pılastiği küçük noktacıklar biçimindeki harf basma noktaları tam üst üste gelecek, ve asla kaymayacak biçimde birleştirmek, sonra da en üsttekini boydan boya, defter/kitap kullanmakta kullanılan bant ile kılavye kasasına bantlamak yeterlidir. Kılavyenin artık şakırşakır(şakır şakır) bastığı görülür.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.2.21/13.14

BİLGE ÖĞRETİYOR-11: GEREKÇELİ KARAR

 Hukukta, her sözcük önemlidir; örnek ki 'Gerekçeli karar' sözcüğü basit, sıradan bir sözcük değildir çünkü 'Gerekçeli karar'ın birtakım koşulları taşıması, birtakım özelliklere sahip olması gerekir; gerekli koşulları/özellikleri taşımayan Gerekçeli karar İstinaf'ta da, Yargıtay'da da bozma nedenidir yani yargıçlar kafalarına göre Gerekçeli karar yapamazlar; yani hukuk öğrenmeye başlamak, hukukta geçen her sözcüğü doğru öğrenmeyi de içerir.


Hukuk alanında bilime aykırı yarglama yöntemi, ve ahlaka aykırı yasalar dışında bir de görülmekte ki 'Astığıastıkkestiğikestik/astığı astık, kestiği kestik' bir savcılık ve yargıçlık durumu da var yani siyasetteki gibi 'Ben ne diyorsam olay öyle olmuştur, ben ne istiyorsam o olacak' durumu. Bu durumun olağan da birşeydir çünkü hukuku yani yasaları siyasetçilerin yaptıkları, siyasetin de hükümdarlığın daha medeni bir durumu olduğu düşünülürse, bu hükümdarlık durumunun kendine özgü bir savcılık ve yargıçlık durumu yaratması ya da geliştirmesi ya da oluşturması da olağanlaşır. Yani hukuku yapan siyaset kendini hükümdar olarak görüyorsa hukuku uygulayanlardan da kendilerini hükümdar sananlar neden çıkmasın durumu.


Bu durumun belirtileri ya da kanıtları neler?



Örnek ki B, A'ya, üstelik de haksız, keyfi bir nedenle saldırmış olsun. A da kendini korumak için B'nin bileklerini tutmuş, ve itmiş olsun. B 'nin el bileklerinde de A'nın tırnak izileri(izleri) oluşmuş olsun, ve B hastahaneye gidip bileklerindeki tırnak izilerini gösterir bir sağlık/darp/basit yaralama raporu almış olsun. Şimdi, yargılama büyük olasılıkla şöyle gelişecektir:

A: 'Ben A'nin bileklerini tuttum ancak A bana saldırmıştı, ben de kendimi korumak için bileklerini tuttum, ve kendimden uzaklaştrmak için de B'yi ittim.'

B: 'Hayır, A yalan söylüyor, ben ona saldırmadım, o bana saldırdı, bu nedenle bileklerimde tırnak izileri oluştu, bu konuda hastahane raporum da var, sonra da beni itti'.


Savcı da, yargıç da büyük olasılıkla şöyle karar verecektir:

'A, B'nin bileklerini tuttuğunu, ve B'yi ittiğini itiraf ediyor. B, A'ya saldırmadığını; A'nın kendisine saldırdığını, ve ittiğini ileri sürüyor, bu konuda kanıt olarak sağlık raporu da var. Öyle ise A yalan söylüyor, B doğru söylüyor.'. B'nin bir de yalancı tanığı varsa, ballı lokma durumu. Yani masuma suçlu durumu, suçluya ise beraat durumu. Yani tarafların 'ortak' söylediklerini atacak; öteki sözleri de atacaktır, şablon durumu gibi yani


Başıma iki kez geldi de oradan biliyorum.


Gördüm ki asıl yargılama, asıl mahkeme; yerel mahkemenin 'Gerekçeli kararı'ndan sonra başlamakta çünkü yerel mahkemede ne kadar kanıt(delil) ve tanık sunulursa sunulsun, yargıçın nasıl bir karar vereceği, ve neden öyle bir karar vereceği bilinemez; bu durum ancak Gerekçeli karar'ın açıklanmasından sonra belli olur yani açık ki gerçek, doğru yargılama ancak Gerekçeli karar'dan sonra olur çünkü Gerekçeli karar'ın koşulları var, örnek ki yargıç Gerekçeli karar'da, sunulan her kanıt ve tanık konusunda, kabul etmemişse neden kabul ettiğini, kabul etmemişse neden kabul etmediğini, kararını neden öyle verdiğini tek tek açıklamak zorunda ki bu da savunmaya büyük bir kolaylık sağlamakta; yani savunma, Gerekçeli karar'a dayanıp savunmasını İstinaf mahkemesinde de, Yargıtay'da da daha kolay ve daha güçlü yapabilir yani Gerekçeli karar'dan sonra dava daha bir açıklığa kavuşmakta, yani Gerekçeli karar 'Herşeyin bittiği yer' değil 'Herşeyin yeni başladığı yer'dir. Bu nedenle ki İstinafta, Yargıtay'da, ve Aihm'de bozulan yerel mahkeme kararları olmakta; üstelik de aynı tür konulardaki davalarda yerel mahkemeler farklı kararlar verebilmekte.


Bu durumun temel nedeni açık ki hukukun henüz 'bilim' olmamışlığıdır ki bunun temel nedeni hukuku siyasetin yapması, özel nedeni de hukuk fakültesilerinde(fakültelerinde) hukuk, adalet diye felsefe, bilim, mantık, bilimsellik değil sistemin hukukunun, yasalarının, isteklerinin, emirlerinin, amaçlarının öğretilmesi/ezberletilmesi, ceza davası, ve boşanma davası duruşmalarında Yalan makinasının kullanılmamasıdır.


Bu nedenle ki Türkiye'de adalet ancak polisin yani 'Olay yeri inceleme, parmak izi, Dna, kamera görüntüsüleri/görüntüleri) gibi bilimsel çalışmalar, İstinafın, ve Yargıtay'ın sayesinde doğruya ve iyiye gidebilmek durumu içinde bulunmaktadır.


Yani açık ki Gerekçeli karar yerel mahkemenin de yargılandığı bir aşamadır.




Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.2.21/10.44

TUZ İSTEYEN KADIN TÜRÜNDEN PSİKOLOJİK TEDAVİ İSTEYEN KADIN TÜRÜNE GEÇİŞ DURUMU

 Açık ki akıldışı, ahlakdışı, insanlıkdışı, küresel ve derin bir merkez; insanlığı akıldışı ve ahlakdışı yapmak için uğraşmakta; bunun için de en başta akıldışı-ahlakdışı moda türünü kullanmakta, bu amaç için de en uygunu yetişkin insan dişisi kitlesi olmakta; bu nedenle ki internet de akıldışı-ahlakdışı moda reklamları ile, toplumsal alanlar da akıldışı-ahlakdışı görünümlü yetişkin insan dişisi bireyleri ile dolmakta.


Evlenecek olan baylara 'Evlendiğinde, karın 'Tuzz' diyecek, ciğerin 'Cızz' diyecek' denilirdi. 'Tuz' yani para yani evin geçimi yani ekonomik durum.


Günümüzde ise görülmekte ki durum 'Tuz' isteyip ciğere 'Cızz' ettiren kadın türü yerine pısikolojik(psikolojik) tedavi(sağaltım, destek, eğitim' gerektiren yetişkin insan dişisi türü türemekte.


Buna da akıldışı-ahlakdışı moda neden olmakta.


Neden?


Çünkü ortalıkta; bikini/mayo diye sütyen-külotla, mini şort diye külotla, tayt pantolon diye daracık iç çamaşırı ile gezmek de; pirsing, dövme gibi barbarlık, ilkellik şeyleri de yalnızda ahlaka ve bilime değil akıl-ruh sağlığına da aykırı şeylerdir çünkü ahlak gerçekte zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, insanca insan olmanın, evrimin, evrenin, ve akıl-ruh sağlığının soyut nitel zirvesidir.


Moda nefstir de. Nefs de gerçek ki hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır(amacıdır), hem de önce akılı, mantığı, sonra da ahlakı, vicdanı, insancalığı yok eder.


Ahlak dinin de temel parçasılarındır(parçalarındandır); dini tanımlayan Din hadisileri der ki 'Din ahlak, edeb, utanmak' da demektir.


Ahlak gerçeği bu olduğu için ki yalnızca Muhammed değil, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi, oysa görünmekte ki moda hem ahlaka, hem de bilime aykırı. Bilime ve ahlaka aykırılıkta inat, ısrar da akıl-ruh sağlığında büyük sorun demektir.


Bu nedenle ki Sağlık bakanlığı akıldışı-ahlakdışı modaya karşı da, ahlaka aykırılığa karşı da savaşmalı çünkü akıl-ruh sağlığı da sağlığa dahildir.


Durum açık ki 'Tuz isteyip kocasının yüreğini 'cızz' ettiren kadın türünden, akıldışı-ahlakdışı giyinip kocasının, toplumun, insanlığın, akl-ruh sağlığının, mantığın, bilimin, ahlakın, dinin, demokrasinin, laikliğin, özgürlüğün yüreğini 'cızz' ettiren kadın türüne doğru bir gidiş.




Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 23.2.21/11.11

22 Şubat 2021 Pazartesi

FOTOKOPİ YA DA KOPYALA-YAPIŞTIR YA DA ŞABLON SAVCILIĞI YARGIÇLIĞI AVUKATLIĞI DURUMU

 Adalet bakanlığı bakanı 2021'in ocak'ında şöyle seslendi: 'Klavye başına geçip sosyal medyada bana her gün tutuklama siparişi verenlere sesleniyorum'. Açık ki birileri de kılavye(klavye) başına geçip, Yargıtay'ın internet sitesine bakıp karar verir durumu göstermekte çünkü şu sıralar dikkatimi çeken şey ceza davası konusunda yerel mahkeme kararlarında 'Sanık mahkemenin başından sonuna kadar ifadesine sadık kaldığı için' türü tümce olmakta ki benzeri tümce Yargıtay'ın internet sitesinde de var. Yani eskiden 'doğru'nun ölçütü 'Hayatın olağan akışı' idi iken şimdi de 'Sanığın, mahkemenin başından sonuna kadar ifadesine sadık kalması' mı oldu; acaba bu durumlar Ab hukukuna bağlılık ürünü şeyler mi? Oysa doğrunun tek bir yolu vardır; onu da Muhammed de, Atatürk de çoktan belirtti: 'Bilim ve ahlak'.


Bir Amerikan filımı(filmi) var; idam cezası karşıtı bir topluluk, idam cezasılarının(cezalarının) yanlış verilmiş olabileceğini göstermek için şunu yapar: Topluluktan biri olaya cinayet süsü verip kendini öldürür ancak bu intihar yine topluluktan birinin işlediği bir cinayet gibi, kameralarla gösterilir. Ve gerçekte masum olan kişi idam edilir. Açık ki benzeri şeyler Türkiye'de de olmakta. Örnek ki ben de 'Ben üniversite mezunuyum, acaba adalet benim verdiğim bilgilerle gerçek suçluları kendiliğinden, kolayca bulabilir mi, acaba adaleti ben kendim tek başıma başarabilir miyim?'i sınamak için ben de başıma gelen iki saldırı konusunda davalara avukatsız olarak, yalnızca kendi yazdığım savunma dilekçesi ile girdim, ve olayları dürüstçe, yalansız anlattım, karşı taraflar ise hep yalan söylediler, ve iftira attılar, ellerine bir de bana saldırıları sırasında kendimi savunmak sonuçu oluşan basit izleri gösteren hastahane raporu almışlar; yalan söyledikleri de çok açıktı ki çünkü yalnızca bileklerinde tırnak izileri varmış yani saldırmışlar ki ve medeni, insani, merhametli, vicdanlı biri imişim ki yalnızca bileklerinde tırnak izileri olmuş; güler misiniz, ağlar mısınız, iki mahkeme de bana ceza verdi, suçluları serbest bıraktı, yani denilmiş olmakta ki 'Sana saldırılmışsa ya tanıklarınla gel, ya da hastahane raporuna yansıyacak kadar dayak yemeden gelme'. Yani dürüstlük edip herşeyi dürüstçe anlatmak yerine 'Görmedim, duymadım, bilmiyorum' deseymişim beraat edecekmişim. Bir ülkede; mahkemeye avukatsız gidilmeyince dava kazanılmıyorsa ya da yargıda Yalan makinası yoksa o ülkede hukuk bilim değil demektir; yani siz hastahaneye yanınızda bir doktor, ve iki tanık ile mi gidiyorsunuz hastalandığınızda da, insanlar mahkemeye avukatla ve iki tanıkla gitmek zorunda kalsınlar, olsunlar?


Yani bu mantıkla; isteyen, yanında iki yalancı tanıkla ev basıp, içerideki kişiye saldırabilir, sonra da 'Ben içeri zorla girmedim, o beni zorla evine sokup bana saldırdı' diyebilir, ve kendine darp izileri yapıp hastahaneden darp raporu da alıp, beraat edebilir oysa Yalan makinası olsa sorun kolayca çözülürdü. Hukukun; yalan makinasına direnmesi neden; masumlar suçlu çıksın, suçlular beraat etsin diye mi?


Açık ki tüm dünyada hukuk yolunu bulamamışlık, şaşırmışlık, ve yalpalamak durumu içinde. Bunun nedeni hukukun henüz bilim değil siyaset olması; siyasetin de bilim değil hükümdarlık türü olması.


Örnek ki Abd'de demokrasi, laiklik, özgürlük, hukuk diye; zina, fuhuş, porno, ensestlik, eşcinsel evlilik, çıplaklık, uyuşturucu, medyumluk, astroloji, falcılık yani akıla, bilime ve ahlaka aykırı ne varsa serbest yani akıldışı-ahlakdışı-insanlıkdışı ne varsa serbest olacak yani hukuk 'Cana ve mala zarar yoksa akıldışı, bilimdışı, ahlakdışı ne varsa serbest olmalı' demekmiş gibi çünkü hukuk bilim değil siyasetin bir araçı(aracı), egemenliği, dünyası, köleliği durumunda ancak devletin idam cezası da, kişilerin mallarına el koyması da açık ki 'Cana ve mala zarar vermek yalnızca devlete aittir, yalnızca devletin hakkıdır' demek gibi olmakla açık ki 'Cana ve mala zarar dışında herşey serbest' durumu da çiğnenmiş ve mantıksızlık da, tutarsızlık da olmakta, bu da hukuk diye yeni mantıksızlıkların ve yeni tutarsızlıkların getirilmesine neden olmakta. Bilimde ise yalnızca akıl, mantık değil ahlak da önemlidir yani açık ki ahlakı dışlamış hukuk da, bilimi dışlamış hukuk da, mantığı dışlamış hukuk da bilim değildir.


Bu nedenle ki Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim(ilim) ve ahlak' dedi.


Türkiye'de de hukukun durumu pek farklı değil; zina yasak değil, eşcinsellik yasak değil, eşcinsel evlilik yasak değil, genelev yasak değil, sıtriptiz(striptiz) kulübü yasak değil, sexshop yasak değil, bar yasak değil, pavyon yasak değil, astroloji yasak değil, bikini diye ortalıkta sütyen-külot dolaşmak yasak değil, mini şort diye ortalıkta külotla dolaşmak yasak değil.


Gerçek ki bilime aykırılığı da, ahlaka aykırılığı da yasaklamamış bir hukuk doğru, gerçek hukuk değildir. Atatürk bile 'Benim sözümle bilimin sözü çelişirse beni değil bilimi dinleyin; yaptığım şey ahlakla çelişirse yaptığımı değil ahlakın dediğini yapın' anlamında sözler söylemişken hukukun 'Bilim ve ahlak'a sırtdönmesi ancak hukukun 'Ben bilim olmak istemiyorum, gerçekler-doğrular benim umurumda değil, ben gerçek/doğru hukuk olmak istemiyorum, ben siyaset ne derse onu yapmak istiyorum' mantığı ile uyumlu olabilir.


Oysa Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi; belli ki Batı konunun 'bilim' yönünü almış, 'ahlak' yönünü atmış oysa ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin, medeniliğin, hukukun, insanlığın soyut nitel tek zirvesidir yani 'ahlak'ı atmak bunları da atmak demektir.


Hukuk henüz bilim olmayı siyasetçiler yüzünden başaramadığı için 'hukuk' diye yalnızca öteki ülkelerde değil Türkiye'de de bilime, mantığa ve ahlaka aykırılıklar olmakta. Bu nedenle ki aynı konuda farklı mahkemeler farklı kararlar verebilmektedir oysa örnek ki bir fizik sorusunun doğru yanıtı tüm dünyada, her ülkede aynıdır. 'Hayatta den doğru yol bilim' olduğuna göre demek ki hukuk da 'doğru' olmak için 'bilim' olmak zorunda.


Açık ki Türkiye'de hukuka; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilim ve ahlak' değil akıldışı-ahlakdışı Batı yön vermekte, bu nedenle ki Türkiye'deki mahkeme kararıları(kararları) bir de Aihm'de incelenmekte oysa Türkiye Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi kendine pusula olarak 'Bilim ve ahlak'ı seçmiş olsaydı Avrupa mahkemelerinin kararları incelenmek için Türkiye'ye gönderilirdi.


Gözlemlediğim durumlardan biri de hukuk ya da yargı diye 'tuhaflık'lar yapılması durumu. Örnek ki birara(bir ara), yargılamada 'Hayatın olağan akışına aykırı olmak' gerekçesi vardı kararlarda; şimdi ise görmekteyim ki 'Sanık, ifadesini yargılamanın başından sonuna kadar aynı, ısrarlı ve tutarlı olarak savunmayı sürdürdüğü için masumdur' diye bir gerekçe var, mahkemelerin Gerekçeli karar'larında. Böyle bir masumluk gerekçesi olmaz çünkü suçlu ve belleği güçlü kişiler yıllarca aynı şeyleri söyleyebilirler mahkemelerde. Yani düşünün ki bu durumda; suçlu olmasına karşın kişi, kanıt ve tanık olmadığından da dolayı, ve hep aynı şeyleri söyledi diye serbest kalabilir.


Anlaşılan ki 'Hayatın olağan akışına aykırı' modasının yerini 'Sanık ifadelerine hep sadık kaldı' modası almaya başlamakta oysa bilime hayat da, insanlar da, mahkemeler de, siyasetçiler de, halk da değil gerçekler ve doğrular karar verir ancak.


Gerçekleşmekte olan durumlardan biri de gerçekte asıl suçlu kendisi olmasına karşın eline bir darp raporu alanın, bulabilirse bir de yalancı tanık bulanın, hemen mahkeme koşması, ve üstelik de haklı çıkması. Yani fotokopi ya da kopyala-yapıştır ya da şablon şöyle işliyor örnek ki: 'Senin bileklerinde tırnak izileri(izleri) olduğunu gösteren hastahane raporun var, karşı taraf da senin bileklerini tuttuğunu itiraf ediyor zaten, öyle ise sen masumsun, karşı taraf suçlu'. Yani düşünülmüyor ki 'Bir insan; saldırmak istediği insanın yüzüne, gözüne yumruk/tokat atmak, bacaklarına tekme atmak, ya da bir nesle ile vurmak varken neden yalnızca bileklerini tutup sıkmak yoluna gitsin? Gerçek ki saldıran kişinin bilekleri tutulur ancak yani bileklerinde tırnak izi olan kişinin saldırıya uğramadığı, saldırdığı açıktır. Ve; 'Bileklerinde tırnak izi olan kişinin bileklerindeki tırnak izilerinde, ve bileklerinde tırnak izileri olan kişinin bileklerindeki izlerde ve tırnaklarında da Dna araştırması yapılmış mı; çünkü bilekleri tutan kişi yalnızca tutmuştur, ve bilekleri tutulan kişi de bileklerine kendi tırnakları ile izler yapmıştır?


Yargıtay'ın ceza davası ile kararlarına bakıyorum; 'Sanık aynı ifadeyi davanın başından sonuna kadar bağlı kalıp sürdürmüştür, bu nedenle masumdur' demekte; aynı ifade yerel mahkemelerin Gerekçeli karar'larında yer almakta yani sanki Yargıtay'ın sitesine 'Bilek, tırnak, iz, hastahane, rapor' yazılmış, çıkan sonuç da kopyala-yapıştır yapılmış gibi bir görünüm görünmekte oysa bir insanın, saldırdığı insanın yalnızca bileklerini tutması, 'Hayatın olağan akışı'na da aykırı birşeydir, hele ki bunu bir bayın bir baya yaptığı ileri sürülüyorsa çünkü hiçbir bay saldırmak için bilek tutup tırnak batırmaz. Yani 'Senin bileklerinde tırnak izileri var, sen masumsun, sen geç', 'Bunları kim yaptı? Şu yaptı. Öyle ise o suçlu' mantığı yanlış, düz bir mantıktır, 'Neden, niçin, nasıl?' sorusuları(soruları) da incelenmelidir.


Avukatlar savunma için 'Suç işlemek kastım yoktur' dedirtirler ancak açık ki bu söz masum olmak demek değildir, eylemi 'kasıtsız' olarak yapmış olmayı da itiraftır yani bu söz yerine 'Ben suç işlemedim, ben suç sayılan birşey yapmadım' gibi şeyler demek daha mantıklıdır, kişi masum ise.


Görülmekte ki hukuk fakültesi eğitiminde sanki felsefe, mantık, Türkçe dil bilimi, bilimsellik öğretilmemekte; fotokopi yapmak, kopyala-yapıştır yapmak, şablonculuk yapmak gibi şeyler öğretilmekte yargılama diye.


Benim elimde iki tane dava örneği var bu konuda. Gerçekten masum olan iki kişi iki davada ceza almış, suçlular da serbest kalmış çünkü suçlu kişilerin kendi saldırıları sonuçu oluşan, ellerindeki sağlık raporları, yalan ifadeleri, ve masum kişilerin ise olayları dürüstçe anlatmaları aleyhlerine kullanılmış.


Gerçek ki hukuk bilim olmak istiyorsa; yalnızca parmak izi, Dna raporu, olay yeri inceleme gibi bilimsel araçlar yetmez; bir de Yalan makinası(makinesi) zorunluluğu olmalıdır. Yine gerçek ki Türkiye'de adalet ancak kıriminoloji(kriminoloji) yani polisin çalışması, ve Üst mahkemeler sayesinde güvenilirlik ya da adalet düzeyini yukarıya doğru ittirmektedir yoksa yalnızca yerel yargılama olsa açık ki adalet 'geç gelen adalet' değil 'yanlış gelen adalet' durumu ile balayı yapacak durumu görülmekte, yani iyi ki polis, ve Üst mahkeme'ler var.


Felsefe, mantık, bilim zor şeylerdir, bu nedenle en kolayı 'Yalan makinesi'dir. Böylece; 3 yılda bitecek davalar 3 günde biter; hem ekonomiye yük azalır hem de mahkemelerin iş yoğunluğu azalır.


Doğru hukuk da, gerçek adalet de yargıçın(yargıcın) sözü değildir; gerçeğin ve doğrunun yani 'Bilim ve ahlak'ın kararıdır. Doğru, gerçek hukuk da insanlar mahkemelere giderler, Yalan makinası'na otururlar, ve sonuça bakılır, tıpkı hastahanelerde, tıpta olduğu gibi; düşünün ki filımlardan(filmlerden) görüldüğü gibi, parmak izi, ve Dna bile kopyalanabilmekte, masum insanları hapise attırmak için yani yalnızca parmak izi, kan tahlili, ve Dna yetmez artık, bir de Yalan makinası gerekir, yani hiç savcıya da, avukata da gerek yok.


Açık ki hukuk da, adalet de, Adalet bakanlığı da geceleri hiç rahat uyumamalı çünkü gerçek ki işler yolunda değil.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.2.21/14.42

FELSEFE MANTIK BİLİM ÇOCUĞU (ŞİİR)

 Al git kendini aşk diye

Felsefesizliklere, mantıksızlıklara, bilimsizliklere

Götür git kendini aşk diye

Hazlara, zevklere, nefse köleliklere,

Kalsın

Felsefe, mantık, bilim bende kalsın

Kalsın

Felsefe, mantık, bilim kalsın da

Yalnızlık bende kalsın,

Ben aşka inanmam

Felsefeye, mantığa, bilime inanırım

Ben önce aşkı değil

Önce doğruyu ararım,

Al git kendini aşk diye

Bensiz kalman önemli değil

Sensiz kalmama değil

Bensiz kalmana değil

Felsefesiz, mantıksız, bilimsiz olmana yazık,

Aşktan önce felsefe, mantık, bilim, ve akıl-ruh sağlığı önemli

Aşk çocuğu değilim ben, felsefe, mantık, bilim çocuğuyum

Aşktan önce felsefe, mantık, bilim arar ruhum

Serseri, berduş gibi değil alim, alime gibi sevmek ve sevilmek gerekli.


Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.2.21/11.05

BAY BAYAN DOKTORU SAÇMALIĞI

 'Doktora ayıp olmaz' sözü özel ve ender durumlar için geçerlidir yoksa 'Doktora ayıp olmaz' demek 'Bilimde ayıp olmaz' demek ki bu da yanlıştır çünkü 'Bilimde ayıp olur, olmalıdır da yoksa bilim insanlıkdışı bir duruma, insanlıkdışılığa uşaklık durumuna da, insanlığın sorunlarına karşı duyarsızlık, ilgisizlik durumuna da gelebilir ki bu olmamalıdır. Yani, bilimde ayıp olur; tıp da bili olduğuna göre tıpta da ayıp olmalıdır.


'Doktora ayıp olmaz' sözü eskiden, doktor kıtlığı çağında olağan olurdu ki yasal savunma için insan öldürmek de, hayat kurtarmak için gasp da hukukta suç sayılmamıştır yani binlerce bay, bayan doktor olan bir ülkede artık 'Doktora ayıp olmaz' durumu genel bir durum olmaktan çıkar, ve özel-ender-çok zorunlu-olağandışı-olağanüstü bir durum olur yani çağımızda, onlarca tıp fakültesi, binlerce bay doktor, binlerce bayan doktor olan ülkemizde, bayanların bay doktorlara, bayların da bayan doktorlara gitmeleri, eğer ayıp sayılabilecek bir durum varsa artık olağan olmamalıdır, ayıp olmalıdır; düşünün ki hasta cinsel organını özellikle bayan doktora göstermek isteyen bay hastalar da, cinsel hastalıklarını, ve hamileliğini özellikle bay doktorlara göstermek isteyen bayanlar da olmakta.


'Ayıp' kavramı ahlaksal bir sözcüktür ancak ahlakı küçümsemek ya da dışlamak zekayı, akılı, mantığı, beyini, ruhu, ve akıl-ruh sağlığını küçümsemek ya da dışlamak olur çünkü savım ki ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, akıl-ruh sağlığının, özgürlüğün, medeniliğin, ve insan olmanın soyut nitel zirvesidir.


Ülkemizde bayan kadın doktoru varken, ve yetişmekte iken; bayların kadın doktoru, doğum doktoru olmak istemeleri çağımızda anormal, saçma, mantıksız, tuhaf bir durum oluşturmakta. Bundan daha anormali, saçması, mantıksızı, tuhafı ise bayan kadın doktoru, doğum doktoru seçeneği, olanağı varken özellikle, kasıtlı olarak bay kadın doktoruna, bay doğum doktoruna giden bayanların durumu.


Ahlak demir gibi ağır, kütlesel birşey değil; ahlak örnek ki su buharı gibidir, su buharı göğe yükselmezse yağmur olarak geri gelemez, ve kuraklık başlar; ahlak ise buharlaşırsa beyinlerde, ruhlarda, kişiliklerde, hayatta, insan olmakta kuraklık başlar, bunun sonuçunda da istenilmeyen, insanlıkdışı şeyler oluşur yani ahlaka aykırılık yalnızca ahlaksızlık olarak geri dönmez, suçlar dahil olmak üzere maddi zararlar olarak da geri döner.


'Ahlak bacak arasında olmaz' diyen mantıksızlık, nefs köleliği, barbarlık, ilkellik, hazcılık, utanmazlık bilsin ki özgürlük, demokrasi, laiklik bacak arası ile olmaz. Gerçek ki ahlak; akıl, mantık, ve akıl-ruh sağlığı işle doğru orantılıdır.


'Doğru kime doğru?' mantıksızlığına derim ki 'Kişilere, yere, zamana göre' değil 'Felsefeye, mantık bilimine, bilime, ahlakın tanımına, ve 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, medenilik; tarafsızlık, sakinlik, nefssizlik ve inziva demektir' diyen Din hadisileri'nin tanımladığı dine göre.




Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 22.2.21/08.17

20 Şubat 2021 Cumartesi

NE AKP İLE DİN GELİR NE CHP İLE DEMOKRASİ GELİR DURUMU

 Önce mantık. Felsefenin, bilimin, ve edebiyatın bir görevi de topluma mantık öğretmektir. Mantık ruhun turnusol kağıdı gibidir; bu nedenle ki akıl-ruh sağlığı ancak mantık varsa olur.


Akp 'Din, din, din' demesine karşın ne Akp ile din gelir; Chp 'Demokrasi, demokrasi, demokrasi' demesine karşın ne de Chp ile demokrasi gelir.


Öncelikle gerçek şu ki siyasetin din getirmesi de, demokrasi getirmesi de siyasetin yapısına aykırıdır çünkü siyaset demek toplumu siyasi parti siyasi parti bölmek, bölünenleri de birbirlerine düşman etmek üzerine yani bölücülük ve düşmanlık üzerine yani fitne üzerine kurulu bir dünya gerektirir oysa din de, demokrasi de, bilim de birlik, güven, barış, ve huzur demektir; bu nedenle ki siyaset ile yönetilen ülkelerden ahlaksızlık, diktatörlük, terör, adaletsizlik, yoksulluk, işsizlik gibi şeyler eksik olmaz.


Öteyandan; Akp dini neden getiremez? Dini tanımlayan Din hadisileri diyor ki 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, adillik, dürüstlük, tarafsızlık, sakinlik, medenilik, israfsızlık, nefssizlik, ve bunlarla inziva demektir'. Oysa hem zaten siyaset Din hadisileri'nin öncelikle 'Tarafsızlık' ilkesine aykırıdır, hem de Akp öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı sultanılarını(sultanlarını) baştaçı edip Din hadisileri'nin 'Vicdan, merhamet, ve medenilik' ilkesilerine aykırı davranmaktadır; Akp hakkındaki yolsuzluk, usülsüzlük, hukuksuzluk, adaletsizlik, israf, yandaşlık, devlet/vatan/millet/kamu malını 'özelleştirmek' diye satması, ve muhalefete hakaret alışkanlığı içinde olması, gibi konulardaki suçlamalar da cabası. Yani bu durum altında Akp ile din yanyana, biraraya gelemeyecek şeyler çünkü açık ki Akp dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırı bir dünya özelliği göstermekte.


Chp ise neden demokrasi getiremez? Anlaşılan ki Chp Atatürk'ün 'Önce bilim ve ahlak' dediğini ya unutmuş ya öğrenmemiş olmalı ki zina, eşcinsellik, eşcinsel evlilik, ahlakdışı moda, akıldışı moda, ahlakdışı pılaj(plaj), sıtriptiz(striptiz) kulübü, sexshop, bar, pavyon, gecekulübü, genelev, astroloji gibi ahlaka ve bilime aykırı konulara hiç tepki göstermemekte, üstelik de zina, fuhuş, porno, çıplaklık, uyuşturucu serbestliği içindeki Ab'ye Türkiye'yi sokmak için çalışmaktadır. Atatürk 'Önce bilim ve ahlak' demişken; demokrasi, laiklik, ve özgürlük de 'Önce bilim ve ahlak' demek iken Chp'nin 'Bilim ve ahlak'ın yanında yer almak yerine karşısında yer alması durumunu gösteren durumu açık ki demokrasinin, laikliğin, ve özgürlüğün Chp ile de gelmeyeceğini göstermekte.


Yazımın başında 'Önce mantık' demiştim. Şimdi, mantığın önemini, değerini, farkını bir kez daha anlayalım: Siyaset bölücülük ve düşmanlık demek ise dini, demokrasiyi, laikliği, ve özgürlüğü getirebilir mi? Kuşkusuz ki hayır. Öyle ise demek ki din gelecek ya da demokrasi, laiklik, özgürlük gelecek diye siyasi partilere oy vermek de mantıksızlık durumu oluşturmaktadır, yani insanlığın din, demokrasi, laiklik, ve özgürlük konusunda önce bunu anlaması zorunludur.


Önce mantık.



Necdet Gürçiftçi

Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 21.2.21/01.06