31 Temmuz 2020 Cuma

BÖYLE SÖYLEDİ TÜRK BİLGESİ- 12 (ŞİİR)

Bilgelikten söz edeyim biraz da azıcık
İlgi duyanlar olmuş, ne de olsa dünyada ilk iş
Düşünür başka bilge başkadır, söyleyeyim öncelik
Adını Bilge Kağan koymakla da
Dede Korkut olmakla bilge olunmuyor
Olunur ancak düşünür
Bir yılda düşünür olunur da
Bilgelik öyle zordur ki
Kırk yılda ancak olunur bilge
Öyle ki bin yıl yaşanılsaydı da olunamazdı
Yirminci yüzyıldan önce bilge
O yüzden çok üzülenler, öfkelenenler, kıskananlar olacaktır
Neden bu, biz varlıklılar ve soylular varken
Bir Türk'ten ve yoksuldan diye
Aptallığın hep yinelenmeye tutsak
Kutsal ve dokunulamaz tarihi
Dokunulmaz soyluluğunu korur hep,
Ben mi yarattım bilgeliği, hayır
Gerçek 'Ol.' dedi
Olması gerekiyordu ve oldu
Geleceğin boş inanç yazgısı değil
Öncel yazgısı diyelim
Çölünde doğanının,
Bilgelik öyle zordur ki
Önce boğar insanı okyanusunda
Sonra yaratır ve diriltir yeniden
Ve gezdirir sonsuzluğunu
Varlık, mutluluk ve bilgisizlik içinde
İzleyerek, gülerek, eğlenerek, sırıtarak bilge olunmaz
Ne de dünyayı futbol izleme koltuklarından izler gibi
Ve uzaktan, yaşarak(yaşayarak)
Öyle ki insan bilge olduktan sonra dünyaya ayda da yaşasa
Yapayalnız, kimsesiz
Dünyanın damarları, bilgenin bedeninden dolaşır
Görmese de, işitmese de, dokunmasa da, bilmese de
Varlık içinde öylesine yokluk
Acısızlık içinde bile öylesine acı yaşar sürekli
Yüzünde gülümseme görseniz de
Öyle ki bilge acı içinde ölüyor olsa da
Yüzündeki gülümsemeden dolayı insanlar onu
Yalancıktan yapıyor sanır
Öylesine merhametle ve sevgiyle bakar dünyaya
Acılar içinde de olsa
Bilge olmak, on milyar yıllık bir
Penceresiz, ışıksız zindandan çıkıp
Çevreye güneşle değil
Bilimden, felsefeden, mantıktan, dinden, ahlaktan
İçtenlikten, iyilikten, ruhtan bir güneşle bakmaktır
Bedensel dünyanın içindeki ruhsal dünyayı bulmaktır,
Bilge ne melektir ne derviş ne düşünür ne yazar
Ne şair ne bilimci ne felsefeci
Kırala değil deliye ve dilenciye benzer
Aptal ve ahmak ruhlarla ve gözlerle bakılırsa
Ama bu yalan dünyaya, yoz topluma başkaldırıp
Ruhu bedenden koparıp
Yaşayabilmek için büyük bir onur, bilimsellik, insan sevgisi
İçtenlik ve delilik de gerekir
Ondan demişler, deli olunmadan veli olunmaz diye,
Bilge sövmez, dövmez diye bir şey yok
Haksızlık karşısında zorunlu kaldığında
Başka seçenek kalmadığında
Doğa gibidir o
Sever de döver de
Bilge birşey yapmışsa başka seçenek kalmamış demektir
Çok zorunlu kaldığında alıp da çalıverir yere
Susacak değil ya her insanca değer yağma edilirken
Bir elinde kalem bir elinde kılıç vardır onu
Kalemini kana bulamak istemez
Bilge dua eder, savaşmaz diye birşey yok
Dua ile yürütmez bilge işlerini
Bilimle, felsefeyle, onurla ve bilekle yürütür gerektiğinde
Bilgenin sevgisi içtenliği ve bağlılığı gibi öfkesi de büyüktür
Pire için yorgan yapmak çok sık yaptığı iştir
Ama pireyi deve yapmaz hiç
Deveyi pire yapmakla uğraşır
Bilge insanlara ve inançlara saygı gösterir diye de birşey yok
Ama lokmasını almak için ensesine bile vurmaya gerek yok
Sen ensesine vurup lokmayı alayım diye düşünürken
O koyar lokmasını senin önüne,
Yılana bile tatlı dille, içtenlikle ve sevgiyle seslenir önce
Bunlar çözüm olmazsa ne yapsın bilge
Sonsuzluğa uzatır kolunu,
Bilge güzel değil bilimsel şeyler söyler
Güzel sözler söylemek için ilgilenmez
Çünkü görünüme değil öze bakar
Dünyada değil ruhta yaşar
Ne şarkıcıdır ne türkücü ne şair
Ama öykü de yazar şiir de
Şarkı da söyler türkü de, kendince
Yüzü asılı değildir yani bir giysi gibi
Giysi askılığında
Ağır ol molla desinler sözünü
Bilgece değil çocukça bulur,
İşi tatlı yedirmek değil bilimsellik öğretmektir
O yüzden elinde baklava tepsisiyle değil oklavayla gezer
Ama aşağılanmaları baklava yapıp yedirir sahibine
Zehir yapı değil de, şurubu az olabilir, o başka doğal ki!
Gönül eğlendirmek değil işi; dünyayı ve
İnsanlığı düzeltmektir
Çok sever kurtarmayı
Karıncadan insana kadar
Ellerinin çok izi vardır
Döğüşenleri ayırmak için
Ayırdıklarının yakalarında
Tokat izi olsa da çok aşırı ayıp eden yüzlerde, yumruk izi olmaz hiç
Adalet ve insanlık adına kılıçla kafa uçurmaklardan iyidir,
Bilge ne bir ağaca sarılmış asalak sarmaşığa benzer
Ne de ayaklar altındaki kum gibi pısırıktır
Tüm yaşamını ülkesine ve insanlığa adamıştır
İstediği günde iki tabak yemek, yarım ekmektir
Ama gerekirse biri bin yapacak özellikleri de vardır
Ülkesi, insanlı ve erekleri için bini bir yapacak erdemleri de
Dedim ya bilgelik işlerinde deveyi pire de yapar
Dünya işlerinde pireyi devede
Bilgelerin yoksullukları aptallıklarından değil
Ülke, insan, insanlık, bilim, felsefe, içtenlik, iyilik sevgilerindendir,
Bilge hayvanlıklar yapılmazsa yeryüzü dalında bir çiçektir
Aşırı hayvanlıklar yapılırsa da yanardağ gibi patlayan öfkedir
Korunması gereken değerleri, erdemleri
Sonuna kadar korumak gerekir
Ama yakmaz, kül etmez düştüğü yeri
Yanardağların aksine bahar getirir,
Yalnızca fıçıda yaşamaz bilge
Yaşamın ve evrenin tüm genişliğinde de yaşar
Kalemle, kağıtla, kitapla değil yalnızca
Gerekirse savaşır yumruk yumruğa
Bir vuruşta bir dolu tuğlayı kırabilecek güçte olsa da
Ama yumruk değil tokat atar yine de en çok
İçi elvermez çoğuna
Ona da çok üzülür
Tavuk bile kesemez bilge
Tokat yemek için çok aşırı zorlamayın olur mu!
Tokat bile atamazmış, pöh
Benim tokat attıracak tırilyonlarım, adamlarım yok ki!
Kendi işlerini kendileri görür bilgeler
Buyruklarında yoktur şirketler, el pençeler, çiftlikler
Ve cinler, periler, melekler!
Ah, mapustan çıkmış bir katil gence tokat atmıştım en son
Ailesinden dört kişiyi doğrayan, yaşı küçükken
Çok didinmişti bir tokat olsun yemeğe o gün
Oysa her gün her gün çok uyarmıştım, üç gün
Bir tokadımda bayılmıştı
Ayıldıktan sonra bana şöyle demişti, saygıyla ve sevgiyle:
Bu tokadı bana başka biri atsaydı, gözümü kırpmadan öldürürdüm onu
Ama sen iyi birisin
Keşke bu tokadı bana
Ailemi öldürmeden önce atsaydın da
Onları öldürmeseydim,
Yaşanmış bir olaydır, palavra değil
Bir tokat bile atamazmış, pöh
Çiftliğinden çıkmıyorsun ki yaşama
Karışmıyorsun ki sokaklara, topluma
Bir tokat bazan bir aile kurtarıyor
Atmadığın bir tokat, bir aileyi yok edebilir görüyorsun
Tokat deyip geçme
Bilgenin vurduğu yerde gül değil
Orkide biter!
Ne yapıyorsun bir kamera görünce ağlamaktan başka?
Ne yapıyorsun gökteki, olmayan bir ilaha dua etmekten başka?
Ne yapıyorsun paralarınla iş yapmaktan başka?
Ne yapıyorsun ortalığı karıştırmaktan başka?
Arıya bal vermiş de neymiş
Köpeğe terliğiyle su vermiş de neymiş
Sen hiç bir insanı, dayak yediği dört kişinin elinden kurtardın mı
Herkes korkuyla seyrederken?
Sen hiç sırt çantanda yıllarca ilk yardım gereçleri taşıdın mı yaz, kış
Yollardaki sızmış sarhoşlardan, bayılmış saralılara
Köpek ısırmışından, veremlisine kadar?
Sen hiç üniversite bitirmiş olmana karşın
Pazarda maydanoz sattın mı, ilk okul bitirmiş insanın evine gidip
Üç kuruş için musluk onardın mı?
Yıllarca; herkesin, burada hayvan bile yaşamaz dediği yerlerde
Kapısız, penceresiz yerlerde
Kepeği bizim köyde ancak hayvanlar yer yem olarak
Denildiği bir ülkede, yıllarca, her gün kepeği
Üstelik salçasız, tuzsuz yapıp kuru ekmekle yedin mi?
Sen yıllarca tek meyve olarak limon yedin mi?
Sen hiç, sahura bile kalkmadan, bir ay boyunca
Üç akşamdan akşama yemek yiyerek oruç tuttun mu?
Biz rahat koltuklarda büyümedik efendi
Biz dikenli yollarda, gözyaşlarında, acılarda büyüdük
Biz, çocukluğunda bile bir serçeyi yanlışlıkla öldürdü diye
Üç gün ağlayanlardanız
Biz çocukluğunda, babası bir adamı itekledi diye
Üç gün babasıyla yemek yemeyenlerdeniz,
Ne diyorsun sen efendi, ne diyorsun sen?
Bilgelik böylesine zorlu
Böylesine bilimsellik, böylesine içtenlik, böylesine dostluk
Böylesine insanlık, böylesine yiğitlik gerektirir,
Üstelik dinsizim efendi ben dinsizim
Yani hiçbir dinden değilim
Sanıyorsun ki güzel, doğru, insanca şeyleri
Yalnızca Müslümanlar ve Arablar yapar,
Yeter bu kadar
Bilgenin daha önemli işleri var
Hem her yerdedir bilge, hem hiçbir yerde
Hem yaşamın içindedir hem sırtı yaşama dönük
Umarım biraz birşeyler anlatabilmiştir
Bu çılgın Türk...

Necdet Gürçiftçi
2010-Ekim tarihinde internette yayınlandı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.