Uzmanlık zorunlu, doğru ve iyi birşeydir ancak genel kültürden uzaklaştırmamalı, yoksunlaştırmamalı; hele ki felsefeden, mantıktan, ahlaktan ve bilgelikten hiç uzaklaştırmamalı.
Tıp ve hukuk eğitimi boyuneğmek üzerine kuruludur; örnek ki doktor 'Kalp neden sağda değil de solda, neden iki tane karaciğer yok, neden insan dişisinde regl var?' diye başkaldıramaz; hukukçu da 'Bu kanun neden var, böyle hukuk mu olur?' diye hukukta bir değişime gidemez ancak mühendislik oldukça farklıdır, örnek ki elektıronik(elektronik) mühendisi de, bilgisayar mühendisi de, kimya mühendisi de bilimlerine dahil nesnelerde kafalarına göre değişikliğe gidebilirler, örnek ki televizyon tüp ekran da yapılabilir Led ekran da ancak doktor kalbi alıp sağa koyamaz, hukukçu da var olan yasaları görmezden gelemez ya da var olan yasalar yerine kafasına göre yasalar koyamaz; bu nedenle ki insanlığın ilerlemesinde felsefe, mantık ve mühendislik en başta yer alır yani tıp eğitimi ve hukuk eğitimi ezbercilik, ezber üzerine kuruludur ancak mühendislik eğitimi yaratıcılık yani nicel de olsa yüksek zeka üzerine kuruludur. Felsefe de hiçbir hukuka, hiçbir kanuna, hiçbir düzene boyuneğmez yani felsefe de ezber üzerine değil yaratıcılık yani yüksek nitel zeka üzerine kuruludur ancak felsefe dediğim şey felsefe diye öğretilmekte olan felsefe tarihi, felsefe mazisi değil felsefe bilimidir yani dünyada henüz öğretilmeyen şey.
Toplumuzda 'Tıp fakültesini kazanmak, tıp fakültesine gitmek, tıp okumak, doktor olmak yüksek zeka ister' gibi bir sanı var.
Açık ki tıp fakültesini kazanmak da, tıp okumak da, tıp fakültesini bitirmek de yüksek zeka değil yüksek bellek(hafıza) isteyen birşey çünkü açık ki tıp eğitimi yaratıcılık üzerine değil ezbercilik, ezber üzerine kurulu durumda. Bu nedenle ki sormak gerekir: Kaç doktorun, kaç tıp öğrencisinin, kaç tıp akademisyeninin evinde mikroskop ve tıpsal araştırma odası var acaba? Açık ki genelde üniversite okumanın, özelde ise tıp okumanın amaçı eskiden olduğu gibi ülkeye, bilime ve insanlığa hizmet değil kibir ve para olmakta artık.
Yani ezberi güçlü olan, kitap ezberleyebilen kişiler tıp fakültesini rahatça kazanabilirler, okuyabilirler, bitirebilirler. Yani hiçkimse tıp fakültesi kazanmayı, okumayı, doktor olmayı ahımşahım birşey sanmasın.
Bu nedenle ki dünyada; zina yapan, fuhuş yapan, ahlak tanımayan, bedeni dövme ya da pirsing dolu, bilime aykırı inançlı yani bilime pekçok doktor, tıp akademisyeni ve tıp öğrencisi bulunmakta.
Bir Tv kanalının tıp ile ilgili bir konudaki yayınında tıp akademisyeni ünlü bir bay, yanındaki tıp akademisyeni bayana 'Öyle deme len, öyle değil len' dedi yani bir bay tıp akademisyeni bir bayan tıp akademisyenine, televizyonda, milletin önünde 'Len' dedi.
Açık ki ülkemizde de, öteki ülkelerde de tıp eğitimi yaratıcılık üzerine değil ezber üzerine kurulu. Bunun son örneğini corona salgınında gördük. Tıp eğitiminin felsefeden ve mantıktan uzak olması yani genelde bilim içinde cehalet hali, özelde ise tıp içinde cehalet hali corona salgını konusunda bir kez daha ortaya çıktı. Şöyle: Ben tıp fakültesi okumama karşın, doktor olmama karşın, üniversitede ekonomi okumuş olmama karşın, tıp konusundaki genel kültürüm ve felsefel mantık ile 'Corona virüsü 20 dakika havada kalabilir, corona havadan yayılabilir, herkes maske takmalı' derken; Dünya sağlık örgütü, Türkiye bilim kurulu, ve televizyona çıkan akademisyenler 'Corona virüsü havada kalmaz, corona havadan yayılmaz, yalnızca coronaya yakalanmış kişiler maske taksın' diyorlardı oysa Pırof(Prof) Sadi Irmak en az 20 yıl önceki, halk için yazdığı, 'Alfabetik sağlık klavuzu' adlı kitapta gırip(grip) virüsünün havada 20 dakika kadar kalabileceğini yazmışdı, bu bilgiden benim haberimin olmasına karşın tıpçıların haberleri olmadığına göre demek ki tıp okumak genel kültür gereksinimi de gerektirmiyor olmalı; demek ki tıp öğrencisileri ve doktorlar ders kitapları dışında kitap okumayı, tıp dışındaki konularla ilgilenmeyi pek sevmiyorlar. Göz doktoruna sorsan karaciğerden haberi yok, dahiliyeciye sorsan gözden haberi yok; kendi dallarında bile genel kültür hak getire, sonra da 'Tıp okuyorum, tıp bitirdim' diye havaatmalar(hava atamalar), televizyonda 'Amerikan tıp kurumu şöyle dedi, Dünya sağlık örgütü böyle dedi' diye ezber sunmalar; yani Amerika hiç yanılmaz mı, neden Batıdan gelen sözlere hemen inanılıyor, üzerilerinde hiç düşünülmüyor?
Yani insan 'Dünya sağlık örgütü corona havadan yayılmaz, hasta olmayanlar maske takmasın.' dedi diye hemen boyuneğmez(boyun eğmez); en azından şöyle düşünür: Hava kirliliği havaya çıkan, havada kalan karbon, kükürt, toz gibi zerreciklerden oluşur; yani eğer karbon, kükürt, toz zerrecikleri havada kalabiliyorlarsa mikro corona virüsüleri havada neden kalamasınlar yani üniversite okumuş insan felsefel düşünmek ve mantık sahibi, sahibesi de olmalıdır yoksa sonuç bazıan(bazan) böyle saçmalıklardan oluşabilir; üstelik bir de havanın yerden havaya doğru hareketi var yani ısınan hava yükselir, yükselirken de kendisinden hafif şeyleri de yükseltir.
Oysa tıp dünyasında, tıp dışındaki konularla da ilgili doktorlar oldu, örnek ki tıp doktoru Fıransalı(Fransalı) Quesnay kan dolaşımı sistemini ekonomiye uygulayıp ekonomi biliminde önemli biryer(bir yer) tutan 'Fizyokrasi' okulunu kurdu ve ekonomi konusunda 'İktisadi tablo' adlı kitabını yayınladı. Pekçok doktor da icat yaptı. Peki ülkemizde, tıp fakültesi okuyan öğrencilerin kaçının amaçı farklı alanlara da katkı yapmak ya da icat yapmak?
Bence her üniversiteye felsefe, mantık, ahlak, genel kültür, Türkçe, radyo, Tv, bilgisayar, makina, motor dersileri de koyulmalı. Uzmanlık herşey demek değildir ancak herşey herşey demektir, ve insanlığın da, ülkelerin de, toplumların da, insanların da doğru herşeye gereksinimleri var; insan özel hayat olarak atom zerresi bir hali seçebilir ancak beyin, ruh olarak, evren olmalıdır.
Havaatmayın; felsefe ve mantık havanızı alır sizin.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 30.4.20/08.54
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.