Corona salgını nedeni ile 2 günlük sokağa çıkma yasağını akşamın 10'unda açıklayıp marketlere, bakkallara, fırınlara, benzincilere yığılmaya, İç işleri bakanının kendi açıklaması ile konutlardan toplumsal alanlara doğru 250 bin kişilik bir harekete neden olup corona konusunda büyük bir soruna neden olan İç işleri bakanı istifa ettiğini açıklayınca Rize'de bir Akp'ci kişi 5 katlı binanın çatısına çıkıp intihar etmek istemiş, ve bakanın istifasının kabul edilmediği kendisine söylenince intihardan vazgeçmiş.
Düşünün ki İç işleri bakanının 2 günlük sokağa çıkma yasağını akşamın 10'unda açıklaması ile İstanbul'da sokaklarda oluşan bu kalabalıklar nedeni ile İstanbul belediye başkanı Ekrem İmamoğlu'nu sorumlu tutan, suçlayan, üstelik de gazeteci tuhaflar olmuşdu.
Yani nasıl bir Akp'cilik mantığı bu ki bu durumdan İstanbul belediye başkanı sorumlu tutuyor da, bu yanlışı yapan İç işleri bakanı sorumlu tutmuyor acaba?
Zaten bir de şu da vardı: Hem Müslüman olduklarını söylüyorlar hem de öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmemiş Osmanlı hanedanlığı diktatörlüğünü baştaçı ediyorlar ki böyle birşey ne Türklüğe uygundur, ne Müslümanlığa, ne dine, ne bilime, ne insanlığa, ne vicdana, ne akıla mantığa.
Bu durumda 'Acaba bilim, bilimcilik, bilimsellik, gerçekler, doğrular, yanlışlar, insan hayatı, toplum sağlığı, corona salgını Akp'cilerin umurlarında değil mi?' diye bir soru oluşmakta mantıkta.
Muhammed de, Atatürk de 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' demiş olmasına karşın açık ki Akp dünyası Muhammed'e de, Atatürk'e de aykırı; akıldışı, mantıkdışı, bilimdışı, fanatiksel tuhaf bir dünya olmalı. Bu durumda 'Tanrı Türk'ü korusun'u 'Tanrı Türk'ü ve insanlığı Akp'den korusun' olarak demek gerekir çünkü 'Önce ilim(bilim) ve ahlak' diyen Muhammed'e ya da Atatürk'e aykırı olmak yalnızca Türklüğe değil, insanlığa da aykırıdır çünkü Türk de, insanlık da, akıl-ruh sağlığı da önce ahlak demektir çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, insanlığın, medeniyetin, demokrasinin, laikliğin, felsefenin, bilimin en üst aşamasıdır yani ahlaka asla aykırı da, karşı da olmamak gerekir, öyle ki ahlak bilimden, felsefeden de önce gelir çünkü bilim olsa ancak ahlak yoksa güzel bir yemek pis bir kaba koyulmuş gibi bir durum oluşur. Yani insan cahil olabilir ancak ahlaksız olmamalıdır; öyle ki ahlak yoksa alimlik bile kötü olur ki bu nedenle Muhammed 'Sultanlarla düşüpkalkan alimler de hırsızdır' yani dinsizdir demiştir yani önce bilim ancak ondan önce de ahlak çünkü zaten ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, insanlığın, medeniyetin, demokrasinin, laikliğin, felsefenin, bilimin en üst aşamasıdır yani bir insanın zeka katsayısı 300 bile olsa, ahlaksız ise aptal demektir çünkü temel ilkeyi dışlamış yani elinde tespih tanesileri(taneleri) var ancak tespih tanelerini dizecek ip yok demektir.
Bu nedenle ki Muhammed 'Din ilimdir(bilimdir), ilim yoksa din de olmaz, ilim Çin'de de olsa gidip öğrenin, alimin uykusu bile cahilin ibadetinden üstündür' dedi yani insanlar mutlaka bilimsel, mantıklı, tarafsız, dürüst olmalılar; bunları yok eden, yandaşlık gibi şeyler içinde olmamalılar.
Yani Atatürk'ün 'Ne mutlu Türk'üm diyene' sözü öncelikle 'Ne mutlu; bilimselim ve ahlaklıyım' diyenedir. Muhammed'in de Müslüman, İslamiyet, din, dinli tanımı da herşeyden önce 'Bilim ve ahlak' demektir ki bilim de, ahlak da tarafsızlığı, dürüstlüğü gerektirir.
Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 13.4.20/06.19
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.